10 Aralık 2019 Salı

Ölümünün 15.Yılında Şefika Necla Kaya Yoldaşı Anarken..!


Şefika Necla yoldaşı bundan 15 Aralık  2004 yılında  kahrolası kanser hastalığında kaybettik. Komünist kadın savaşçı olarak 49 yıllık yaşamının ezici çoğunluğunu devrim ve sosyalizm savaşımının başarısını adadı.
Biliyoruz ki yaşamın bir başka anlam kazandığı alanlarda durdurmaz yaşamı ölüm. O sadece derinleşen özgürlük çığlığında ince bir kavşaktır. Yaşamı anlamlı yaşamaktır, ölümü anlamsızlaştıran derin bir anlam yükleyen özgürlük mücadelesine. İşte bundandır ki kavga erlerimizin yaşamları, yaşamın resmedildiği özenle hazırlanan en güzel kır çiçekleriyle süslenen deftere aktarılır, yaşamın kutsal ve zorlu gerçeği.
Dahası en büyük değerlerden biridir yoldaşların anılarını yaşatmak. En yalın onlara yansız özgürlük hissetmelerimiz. Onlar, oralara yaşamımızın gizemli perdesini ve onlar bir daha anlatır yaşam gerçeğimizin vazgeçilmez güzelliklerini. Çünkü bizim özlemlerimiz sayfaların satır aralarında gizlidir yaşam gerçeğimiz gibi
Necla yoldaşı kadının özgürleşmesi yürüyüşünde bir öykünün adı olarak 15 yıl oldu. Ama o hala dün gibi bizimle yaşıyor. Onurlu bir yaşamın ardından sonsuzluğun yolunu tutan bir yolcu olan Necla yoldaş, Erzurum’dan İstanbul’a oradan yurt-dışına kadar uzanan uzun yolculuğundan, O, bir ülkenin sınırlarına sığmayan enternasyonalist bir devrimci olarak bir kıtayı boydan boya arşınlayan bir kadın özgürlük savaşçısıdır.
Yüreğini halkının kimsesizliğine adayan bir sevda çığlığı olan Necla yoldaş, coşkunun ve sevincin ağız dolu gülüşüydü. Ne kadar sevsek onuru Necla yoldaşı o kadar sevmiş oluruz. Onurluca yaşadı her özgürlük savaşçısı gibi, doyasıya ve ağız dolusu özgürce bir gülüşle yaşadı O 49 yıl. Dopdolu bir yaşama sevinci ve mücadele aşkı bıraktı ardından bizlere. Ne zaman düşsek yalnızlığa ve acıya, biliriz ki Şefika Necla yoldaş, yine bize moral veren bir sevgidir yanı başımızda. O, yüreğimizin sırra erdiği bir zamanın tek konuğudur. Özgür kadının örneğidir derdik Şefika Necla yoldaşa, çünkü her bakımdan köleleştirilmiş kadının konumunun zorlu mücadelelerle aşılacağına inan komünist bir kadın militan, bir özgürlük savaşçısıydı.
Biliyoruz ki, Şefika Necla yoldaş nice zorlukları ve ihanetleri yaşadı. Bir dönemler ekmeğini paylaştığı yoldaş olan MLKP tarafından kaçırılıp her türlü kirli yöntemlere maruz kaldı. Faşizmin devrimcilere dayattığı “bizim söylediklerimiz kabul et kurtul” ihanet dayatması ve ailesini, çocuğunu kullanması, ölüm senaryosu düzenlenmesi, kontracı yöntemler en yakını ablasının aşağılık dayatmalarını yaşadı. Kısacası devrimcilik adına ihanetin ve kontracılığın  en aşağılığını yaşadı. Necla yoldaş tüm bunları, farklı düşünüp ve farklı bir örgütsel oluşuma gittiği için yaşadı.  Bu derin kontracı ihaneti ve acıları yüreğine açılan derin yarayı kendi ellerinle kapatmaya çalışan Şefika Necla yoldaş, umudunu asla yitirmedi.  Biliyordu ki  umut yolcuları dinmeden ve durmadan acıları ve yoksunlukları aşarak hedefe yürüyeceklerdir. Nere de ve nasıl olursa olsun umut yolculuğumuzdan asla vazgeçmek yok. Ta ki özgürlük bayrağını zafer burçlarına dikene dek sürecek.
Nitekim Necla yoldaşa kontracılığı dayatan MLKP yöneticileri birer birer mücadeleyi terk ederek düzene döndüler yada ellerindeki devrimci kanı ve kontracılığı unutarak yaptıkları ve sorumlu oldukları kirlilikleri unutturmaya çalıştılar.  
Dün Necla yoldaş ve bir çok yoldaşa silah sıkıp bıçak vuran, çivili sopalarla pusu kurup saldırılarına ve  devletin gözaltı kayıplarında kullandığı kaçırma yöntemlerini kullanan MLKP bugün lanetle anılmaktadır.
Necla yoldaşın kişiliğini şekillendiren temel olgu kadının özgürlük mücadelesinin kendini yaratma eylemine dönüşmüş olmasıdır. Yoksa bu ihaneti aşması olanaksız olurdu.  Sınırsız, sürekli anlam kazanarak büyüyen, ütopyalarla yoğrulduğu kadar yeni yaşamın hayallerini bunları gerçekleştirme mücadelesiyle birleştiren, bulduğu kadar yeniye yönelen, sonsuz anlama ve yaratma merakıyla arayışlarını sürekli canlı tutan, salt arayışların rüzgarında kalmayıp ulaştığı özgür yaşam damlalarını derinliğine yaşayan, yaşattıran ve soluduğu havaya yayan, bunu günlük yaşamında sürekli bir akışa dönüştüren bir yaşam tablosudur Şefika Necla yoldaş.
Şefika Necla yoldaş “ Özgür Kadın Mücadele eden kadındır ” şiarını kendi yürüyüşünün pusulası yapan özgür kadın kişiliğidir. Tarihte ender görülen kişilikler olduğu gibi bizim mücadele tarihimizde de örnek kişilikler vardır. Acılarla örülen tarihi, halkın umutlarını ve acı çeken kadınları unutmayan mücadelecilerdir onlar. Gerçek özgürlüğü küçük hazlara değiştirmezler. Sıradan gözler yetişmez onların görüş açılarına. Çelişkileri derinden yaşadıklarından acıları da derinden yaşarlar.
 Yok oluşun eşiğine getirilen halkın ve kimliksizleştirilen kadının hakikatini çağırırlar. Hakikat ve ikiyüzlülük, karanlık ve aydınlık, güzellik ve çirkinlik, barış ve savaş, özgürlük ve kölelik olguları damla damla onların içinde yaşanır ve süzülerek onların öz kişiliğini oluşturur. Onlar her güne yeni bir doğumu sığdırırlar ve duruşlarıyla yeni bir mücadele ilanı yaparlar tüm egemenlik kuşatmalarına karşı. Güzelliklerin nöbetçisi olma kararlılıklarını ne kar ne fırtına ne de hiçbir tufan engelleyemez.
Yaşamak için yaşamayı öğrenmek, öğrendiklerini anlamak, anladığını uygulamak, uyguladıklarının sonuçlarını değerlendirmek ve bu değerlendirme ışığında yaşamayı ne kadar hak edip etmediğinin muhasebesini yapmak gerekmektedir. Necla yoldaş bu mücadeleyi kendi bedenini bu terazide tartmış, ruhunu buradan çıkan sonuçlarla anı anına muhakeme etmiş ve kendini, kendisiyle bu zorlu mücadelenin sonucunda yaratmıştır.
Yarattığı bu kişilik, yarattığını yaşamın akışına katan, kendini kuşatmakla, oluşanla yetinmeden, kendini hiçbir şeyin üstünde görmeden, öğrendiklerine rağmen öğrenme ve öğretme eylemini günlük yaşamın ayrıntılarına yerleştiren, aynı yolu paylaştığı yoldaşlarıyla yaratmak istediklerini gerçekleştirmenin çabasını veren, bunu yaparken bireyi reddetmeden, yıldırmadan, mütevazı bir yürek ve beyinle, değişimin gerekliliğine inanarak, değişimin kazanımlarıyla onurlandırarak ve bireyi bunun iç sorgulaması kadar kutsal çabasına yönelten sürekli bir esintiyi kendine kabul etmiş ve devrimin gerektirdiği fırtınalı kişiliğe bir örnek olmuştur. Çünkü Şefika Necla yoldaşın insanı algılayışı ve insan yaklaşımı, hümanizmin yorumlanması, duygu ve akılla yoğrulan özelliklerin onurlu yaşamaya yönelen insan uğruna davranışa dönüştürülmesi, insanlığın bugün yaşadığı olgunluğun kocamış dünyada duygulanımlarla bütünleştirilerek bir yaşam tanımının oluşturulması hedefine kilitlenmiştir.
  Şefika Necla yoldaşın tüm yazıları, değerlendirmeleri, konuşmaları, mektupları ve yaşamının tamamına yaydığı düşünceleri; sosyalist sevgi ve sosyalist öğretiyi yaşama esası üzerine kuruludur. Bu sevgi O’nda aşk düzeyindedir ki onsuz yaşamayı düşünemez. Bu sevgi, gerekliliklerini her şeye rağmen yerine getirmenin, zorluklara hazır olmanın ve bunu yapabildikçe yaşamını anlamlandırmanın kendini dayattığı bir sevgidir.
Şefika Necla yoldaşın kişiliği, kendine örnek aldığı komünist önder kadınları miras olarak aldığını, neleri tarihten bugüne taşıdığını, hangi aşamalardan damıtarak kendini bugüne getirdiğini bilmek, bizleri O’nun şahsında gerçekleşen özgür kadın kişiliği hakkında aydınlatacaktır. Bu somut örnekle ortaya çıkan özgür kadın gerçekleşmesi bizler için yaşamın her anında, her türlü yaşamsal olguda ve hayallerimizde dahi kendimiz için örnek alacağımız bir özgür kadının portresidir.
Dahası sınıf savaşımı dur durak bilmeden sürüyor. Şehitlerimizin yaşamı ve mücadelelerinden öğrenmek ve onların erdemleriyle donanmak için daha çok çaba göstermeliyiz. Başka türlü mücadeleyi ileriye taşımak olanaksızdır. Eşitlik ve özgürlük yüklü güzel günleri yakalamak için kavgaya sıkıca sarılırken, Şefika Necla yoldaşı, ölümünün 15.yılında sevgi ve saygıyla anıyor ve yoldaşların olarak ideallerini bayraklaştıracağımıza söz veriyoruz.
Özgür Kadın Şefika Necla Yoldaş Ölümsüzdür!
 Özgür Kadın Özgür Toplumda Olur…!
Aralık-2019
HALKIN BİRLİĞİ

1 Kasım 2019 Cuma

MİLİTAN KADRO TİPİNİN ÖRNEĞİ ZÜLFİKAR URALÇİN


z zülfikar uralçin ile ilgili görsel sonucu
Zül­fi­kar yol­daş Göz­te­pe Ak­şam Ti­ca­ret Li­se­si 7/C sı­nı­fı öğ­ren­ci­siy­di. O ak­şam oku­lun da­ğıl­dı­ğı sa­at­ler­de, Ül­kü Ocak­la­rı ad­lı ci­na­yet şe­be­ke­si­ne bağ­lı ki­ra­lık ka­til­ler öğ­ren­ci­ler üze­ri­ne yay­lım ate­şi aç­tı­lar. Ağır ya­ra­la­nan Zül­fi­kar yol­daş kur­ta­rı­la­ma­ya­rak 1976 20 Ka­sım sa­ba­hı şe­hit­ler or­du­su­na ka­tıl­dı.
Fa­şistlerin dev­rim­ci de­mok­rat öğ­ren­ci­le­ri kur­şun­la­yıp ka­çar­lar­ken cep­le­rin­den dü­şür­dükleri ve bir yurt­se­ve­rin dev­rim­ci der­gi­le­re ilet­me­siy­le ka­mu­oyu­na ya­yın­lan­an bel­ge­de fa­şist­le­rin he­def seç­tik­le­ri dev­rim­ci­le­rin lis­te­si bu­lu­nu­yor­du. Ve bu kat­le­di­le­cek ki­şi­ler lis­te­sin­de Zül­fi­kar yol­da­şın adı­da var­dı. Fa­şist­ler Zül­fi­kar yol­da­şın adı­nın kar­şı­sı­na “aşı­rı mi­li­tan” şek­lin­de not düş­müş­ler­di. Yok­sul bir Kürt ai­le­si­nin ço­cu­ğu olan Zül­fi­kar Ural­çin 15.6.1953 yı­lın­da Kars’ın Su­suz il­çe­si­nin Du­rum­lu köyün­de dün­ya­ya gel­di. Yok­sul­luk Ural­çin’­le­ri göçe zor­la­dı. İş bu­la­bil­mek ama­cıy­la ön­ce ‹z­mit’e da­ha son­ra­da ‹s­tan­bul’a yer­leş­ti­ler.
1971 yı­lın­da Ka­dı­köy Ak­şam Ti­ca­ret Li­se­si’ne ka­yıt yap­tı­ran Zülfi­kar yol­daş hem öğ­re­nim ha­ya­tı­nı sür­dür­mek ve hem­de ai­le­si­ne mad­di yön­den kat­kı­da bu­lun­mak için ça­lı­şı­yor­du. Fa­kat o yıl ağır has­ta­la­ğı ne­de­niy­le oku­la de­vam ede­me­miş­ti. Zül­fi­kar yol­da­şın 1969 yı­lın­da ye­şe­ren ve git­tik­çe ge­li­şen dev­rim­ci fi­kir­le­ri 1 yıl­lık has­ta­lı­ğı döne­min­de da­ha da ge­liş­me im­ka­nı­nı ya­ka­la­dı. 1972 yı­lın­da oku­lun ge­ce bölümüne ye­ni­den ka­yıt ol­muş ve yi­ne gün­düz bir iş ye­rin­de iş­çi ola­rak ça­lış­ma­ya baş­la­mış­tı. Hem okul­da ve hem­de iş­ye­rin­de dev­rim­ci mü­ca­de­le­nin ge­liş­me­si için büyük bir ça­ba için­de ol­du. Bütün sı­nıf ki­ni ile 12 Mart 1972 cun­ta­sı­na kar­şı sa­va­şı­mı­nı yi­ğit­çe sür­dür­dü. Onun bu dev­rim­ci ça­lış­ma­la­rın­dan te­dir­gin ol­ma­ya baş­la­yan fa­işist dik­ta­tör­lü­ğün tas­ma­lı köpek­le­ri si­vil fa­şist­le­rin bas­kı ve teh­dit­le­ri Zül­fi­kar yol­da­şın sı­nıf ki­ni­ni bi­le­yen bir bi­le­ği ta­şı ol­mak­tan öte gi­de­me­miş­tir. 1973 yı­lın­da İb­ra­him Kay­pak­ka­ya yol­da­şın ön­der­li­ğin­de ku­ru­lan TKP/ML ha­re­ke­ti­nin gö­rüş­le­ri­ni be­nim­se­miş ve bu doğ­rul­tu­da sa­va­şı­mı­nı sür­dür­müş­tür.
Zül­fi­kar yol­daş ener­jik bir ça­bay­la çev­re­sin­de­ki kit­le­le­ri bi­linçlen­dir­me­ye ça­lış­mış, on­la­rı fa­şist dik­ta­tör­lüğe kar­şı müca­de­le­ye ça­ğır­mış ve kur­tu­luş­la­rı­nın dev­rim ve sos­ya­liz­min za­fe­re ta­şınma­sın­dan geçti­ği­ni an­lat­mış­tır. Ça­lış­tı­ğı fab­ri­ka­da iş­çi­le­ri ör­güt­le­yip on­la­rı ko­mü­nist ha­re­ke­tin çiz­gi­sin­de ha­re­ke­te ge­çir­me­ye ça­lış­mış­tır. Ça­lış­tı­ğı fab­ri­ka­ya Yah­ya De­mi­rel pi­ya­sa de­ğe­ri­nin çok üs­tün­de fi­yat­lar­la ken­di tom­ruk­la­rı­nı sat­mak­tay­dı. Bu­nun üze­ri­ne Yah­ya De­mi­rel’in fab­ri­ka­ya gel­di­ği bir an hem bu soy­gun­cu­nun teş­hir ve pro­tes­to edil­me­si ve hem­de bir iş­çi ar­ka­da­şı­nın müdür tara­fın­dan to­kat­lanma­sı­nın pro­tes­to edil­me­si için bü­tün iş­çi­le­ri bi­ra­ra­ya top­la­ya­rak De­mi­rel’le­rin ve soy­gun­cu pat­ron­la­rın hal­kı na­sıl soy­duk­la­rı­nı teş­hir et­ti. Ça­lış­tı­ğı fab­ri­ka­da iş­çi­le­rin her so­ru­nuy­la ilgi­le­nen Zül­fi­kar yol­daş on­la­rın sen­di­kal müca­de­le­le­ri­nin de ön­de­ri ol­muş­tur. 1974 yı­lın­da (Tes-İş) sen­di­ka se­çi­min­de AP’li iş­ve­ren adam­la­rı­nın ka­zan­ma­ma­sı için müca­de­le yürüt­müş, de­mok­rat ve ile­ri­ci ni­te­lik­li ki­şi­le­rin sen­di­ka yöne­ti­mi­ne se­çil­me­le­rin­de et­kin rol oy­na­mış­tır.
Zül­fi­kar yol­daş si­vil fa­şist te­rörün yük­sel­di­ği ko­şul­lar­da Göz­te­pe Ak­şam Ti­ca­ret Li­se­si’ne Dev­rim­ci-de­mok­rat öğ­ren­ci­le­rin ör­güt­lü ola­rak git­me­le­ri­ne ön­der­lik eden­ler­den­di. O ne­re­de grev var­sa hep ora­da ol­du. Fab­ri­ka­lar­da bil­di­ri da­ğı­tı­mı, du­var­la­ra ya­zı yaz­mak ve fa­şist sal­dı­rı­la­ra kar­şı si­lah­la kar­şı dur­mak gö­rev­le­rin­de hep Zül­fikar’ın atak­lı­ğı, dev­rim­ci coş­ku­su­nun izi var­dı. O tam bir gö­rev ada­mıy­dı. Bu­gün­kü işi ya­rı­na bı­rak­ma­yan ve bir pro­le­ter dev­rim­ci ola­rak di­sip­lin­li ya­şa­ma ve ha­re­ket et­me­ye büyük özen gös­te­ren yol­daş­lar­dan­dı. Si­vil fa­şist sal­dı­rı­la­rın yo­ğun­laş­tı­ğı dönem­de, yol­daş­la­rı­na bir çok öne­ri ge­ti­re­rek, fa­şist sal­dı­rı­la­ra on­la­rın an­la­dı­ğı dil­den ce­vap ver­me­nin dev­rim­ci ha­re­ke­tin ge­li­şip, iler­le­me­si ba­kı­mın­dan büyük önem ta­şı­dı­ğı­nı kav­ra­ya­rak, dev­rim­ci mi­li­tan çiz­gi­nin hem sa­vu­nu­cu­su ve hem­de pra­tik­çi­si ol­du. O oku­la sürek­li ola­rak si­la­hıy­la gel­di. Fa­kat fa­şist­le­rin öğ­ren­ci­le­ri ta­radı­ğı gün di­rek iş­ten oku­la gel­di­ğin­den si­la­hı­nı ya­nı­na al­ma­mış­tı.
Bu­gün­de si­vil fa­şist sal­dı­rı­la­rı püs­kürt­mek Zül­fi­kar yol­daş gi­bi, on­la­ra on­la­rın an­la­ya­ca­ğı dil­de, ya­nıt ver­mek dev­rim­ci mi­li­tan bir çiz­gi­de iler­lemek­ten ge­çi­yor. Okul­lar­da, so­kak­lar­da, fab­ri­ka­lar­da si­vil fa­şist te­rörü ez­mek, da­ğıt­mak için, Zül­fi­kar yol­da­şın sa­vaş­çı hat­tın­da yürüye­cek, uğ­runa ölümü ku­cak­la­dı­ğı, dev­rim ve sos­ya­lizm da­va­sı­nı za­fe­re ta­şı­ya­ca­ğız.

17 Ekim 2019 Perşembe

18.YIL ÖNCE ÖLÜM ORUCUNDA KAYBETTİĞİMİZ ALİ EKBER BARIŞ YOLDAŞI ANARKEN …!


Ne yapsam ne söylesem ve ne düşünsem, nereye gitsem hayat, Yine de çözüm bekleyen yanların olduğunu biliyorum. Seni köhnemiş bir zindanda tanıdım. hiç yüzünü görmedim, sesini duymadım ama yazılarını, resimli duygu yüklü mektuplarını fakslarını okudum ve birde ben gidiyorum ama beni ailemi unutmayın diyen vasiyetini. 18 Ekim 2001 yılında KP-İÖ'nün 2. grup Ölüm Orucu savaşçısı olarak zindanlarda dayatılan teslimiyet ve ihaneti parçalamak için, tam 6 ay bedenini açlığa yatırarak ölümsüzler ordusuna katılan Ali Ekber Barış yoldaşı anmak, onu anlamak ve genç kuşaklara taşımak, bir yerde silkinip yenilenmek büyük önem taşıyor.
Bunun içindir ki, her bir yoldaş öncelikle Ali Ekber Barış yoldaşın yaşamını ve devrimci kavgasını okumalı-ders çıkarmaları ve öncelikle aynayı kendisine tutmalı, ben ne kadar şehit yoldaşlara sahip çıktım ve Onlara verdiğim sözlere ne kadar bağlı kaldım sorularını sorup ve yanıt vermelidir Ne kadar devrimci vicdanımıza dokunduk, ne kadar vefa duygusu içinde olduk.
Hiç yorulmadan dönen bir değirmen taşı olarak gördüm güneşi. Aynı yerde dönüyordu taşları. Onu çeviren zaman, su olmuştu 24 saatlik dilimlere bölünüp. Siyah ve beyaz renkli elleriyle hızlı vuruyordu ki taşlara, hızına yetişmek mümkün değildi. Gecenin gündüzün düşleri arasında, un ufak olan ömür, uçsa da, kaçsa da toprağa düşüyordu sonuçta.
Yer açmak için yenilerine, yeşillerine süzülerek uçtular. Bazen sulara, bazen, bazen taşlara, bazen çimenler üstüne. Uzaklaşıp gitti zaman dönmemek üzere, Onları da katarak önüne…
Ve ben geç kalmıştım, bazı gerçeklerin olduğu gibi nitelenmesinde: kuşlara, arılara, çocuklara, otlara, deliğinden takırdayan farelere, yavru kediye, yılana.
Ah yıldızlar. Ne zaman başımı kaldırıp baksam gök yüzüne, yerinizdesiniz. Attığınız demirlerimi gözlerimize değen ışıklarınız . Öyle ise sakın toplamayınız halatlarınızı, kendiniz gibi beni de yerime çivilediniz ve ben geç kalmışım, özlemim durak bilmez yollarında, ihanetin ihanet olduğunu anlamadan, safça yalanları gerçek olarak algılamaktan, hazırlıksız yakalanıp yürüdüğümü anlamak için.
İkilerde mi düğümleniyordu yaşam.? Ateş ile su, yer ile gök, sevgi ile nefret, kadın ile erkek iyi ve kötü hep yan yanamıydı ?.Ben ile ruhun iç içeliğin de yok muydu bir tersliklerimiz, garipliklerimiz.
Hem cenneti, hem cehennemi mi yaşıyorduk aynı anda. Tutunan yanımıza kimler egemen olmuştu böyle? Ve tutulamayan yanımızla hangi uzak ellerde çiçek topluyorduk? Hangi gözlerle sevgi buluyor, hangi yüreklerde aşk arıyorduk . Uçan böceklere ne zaman boyun eğmişlik böyle?
Hep uzaklarda filizlenen duygular değimliydi bizi kendine çeken? Ne olduğunu bilemediğimiz düşler, rengini, soluğunu, biçimini öğremediğimiz yüzler değimliydi.?
Yüreğimizde ona dokuna bilme umudu taşıdık hep. Pusulasız yollarda, adresiz şehirlerde sokaklar ve evler tanıdık gibi geldi de, parmağımızı uzatamadık bir kapının ziline.
Dimdik bekledik hep, bize bir ses ‘gel’ desin diye. Ama hiç yitirmedik içimizdeki özlemi, devrime olan umudu. Şimdinin nasıl dünü varsa, yarınında bugününü yönelttik özgürlüğe yaşamamız bunun içindir. Mavi bir çiçeğin kokusunu koklar gibi, pınar başlarında yudumlanan bir avuç soğuk su gibi, açlığı bastıran bir lokma ekmek gibi, türkü gibi, marş gibi, şiir gibi, özgürlüğe kanat çarpan kuşlar gibi, hücrede direniş türküsü söyleyen ıslık gibi, ölüm orucunda milim milim ölüme koşan Ali Ekber Barış yoldaş gibi..
Ey sevgili yoldaş, sen gideli kocaman 18.yıl oldu ama hasretin bir türlü dinmedi. Nice acılar ve ihanetler yaşadık sensiz. İhanetler zoru görünce kaçanlar, düzene dönenler . Ama ben seni bir adım gizemime sarıp doldurdum hep yüreğime. Savaşa ve yıkıma karşı mücadelenin etkisi ve emekçilerin sokakları canlandıran sonbaharın kasveti ama devrime dönecek olan devrimci rüzgarın esintisinde, senin umudunu buluyorum yoldaşım. Daha sıkı sarıp sarmalamakta.
Sevgili Ali Ekber yoldaşım: seni anmak tüm güzellikler için dövüşmekti. Seni anlamak halkın acılarını ve yoksunluklarını dindirmek için daha sıkıca sarılmaktı mücadeleye. Seni sevmek daldan kalan sonbahara direnen son yapraktı, gönülden açan özgürlük kuşuydu.
Adeta trenin köprüden son geçişi, nehrin denize son ulaşmasıydı. Ellerini üstümden, sesini sesimden, duygunu gözlerinden ve sözlerimden esirgeme. Seninle yıkılıyım toprak üsten, kar altına, yağmur sularına karışayım. Kavga olup çıkar başını karın altında, inadına filiz veren kardelenler gibi. Başını baharda papatyalarla, çiğdemlerle, nergizlerle açtır. Itır kokayım hep yanında yeniden yeniden. Ama sakın ola bana geç kalma deme. Bak kara bulutlar dağılıyor, kavga sesleri geliyor her yerde, vasiyetine bağlı kalıp İnşamız daha da büyütmek için atıyoruz yüreğimizi kavganın kızgın ateşine.…
Vasiyetini yerine getirmek için bıçağı daha sıkı bileyliyor ve yarım bıraktıklarını tamamlamak için anılarımızı tazeliyoruz.
Yoldaşın Kemal Çelik

19 Eylül 2019 Perşembe

Kürdistan’ın Özgürlüğüne Adanmış Bir Yaşam Musa Anter..!



Kontr-gerilla tarafında hunharca katledilen Kürt halkının Apesi(amcası) Musa Anter, 1920 yılında Mardin'e bağlı Nusaybin ilçesinin Eski mağara köyünde doğdu. İlkokulu Mardin'de, ortaokul ve liseyi Adana'da okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Annesi Fesla Hanım, Türkiye'nin ilk kadın muhtarlarından biridir.
1944'te Abdurrahim Rahmi Zapsu'nun kızı Ayşe Hale ile evlendi. Ayşe Hanım ile evliliğinden 1945'te büyük oğlu Anter, 1948'de kızı Rahşan ve 1950'de küçük oğlu Dicle dünyaya geldi.
İlk gözaltına alınması öğrencilik yıllarında Dersim İsyanı sırasında oldu. Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'a hakaret ettiği gerekçesiyle için 45 gün gözaltında kaldı.
Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu ile birlikte İleri Yurt gazetesini çıkaran Anter, yayımladığı Kürtçe şiiri "Qimil / Kımıl" sebebiyle 1959 yılında 49’lar Davası ile idamla yargılandı. 27 Mayıs Darbesi'nde aftan yararlanarak serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. 1963'te 23'ler davası ile tekrar cezaevine girdi. Mamak, Sultan Ahmet, Balmumcu, Seyrantepe ve Nusaybin cezaevlerinde yattı. 12 Eylül Darbesi'nde "Kürtçülük propagandası " yapmaktan tutuklandı. Yaşamı boyunca toplam 11,5 yıl hapis yattı.
Devrimci Doğu Kültür Ocakları, Halkın Emek Partisi, Mezopotamya Kültür Merkezi ve İstanbul Kürt Enstitüsü'nün kurucularındandı.
Bir çeşit otobiyografi olan iki ciltlik Hatıralarım adlı eseri için kendisi aşağıdaki yorumu yapmıştır:
« Denilebilir ki Musa sen kim, bu anılarında geçen zatlar kim! Amma bence bu soru yerinde değildir. Çok kere fakir bir adam bir define bulur veya  loto-toto'dan para kazanır ve aniden zengin olur. İşte ben de Zıvıng'ın mağaralarından aleme çıkınca o fakir gibi tesadüfen ve de şans mahsulü değerli şahsiyetlerle tanıştım. İşte bu anılarım, bulduğum bu definelerin mahsülüdür. »
Ölümü
Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'ın Seyrantepe mahallesinde itirafçı olup kont-gerilla tarafından tetikçi olarak kullanılan PKK itirafçısı olan Hamit Yıldırımın silahlı saldırısı sonucu sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürüldü. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan; Anter'in, kendisinin de içinde bulunduğu tim tarafından JİTEM için öldürüldüğünü söylemiştir. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın isteği üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı Susurluk Raporu'nda, Anter cinayetinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlanıp uygulandığı yer almıştır.
27.yıl önce Kont-gerilla tarafında katledilen Ape Musa’yı saygıyla anıyoruz.


KABESİ İNSAN OLAN RUHİ SU'NUN TÜRKÜLERİ HİÇ SUSMAYACAKTIR..!


Benim Kabem insandır
Hele nenni nenni dost nenni
Kuran da kurtaran da
Hele nenni nenni dost nenni
İnsanoğlu insandır
Hele nenni nenni dost neni.”
Ruhi Su, 1912 yılında Van da doğdu, 20 Eylül 1985 yılında kanser hastalığında faşist cuntacıların tedavi olmasını engellemesi nedeniyle yaşama gözlerini yumdu.
Yaşamı boyunca hep zorluklarla karşılaşmıştır. Çektiği tüm acılara rağmen “direnç ve kararlılıkla” mücadele edenlerden birisiydi. Yılmadan sazı eşliğinde türküleri dile getirdi. Nereden seslenirse seslensin o yer bir sanat merkezi oldu.
Bin bir güçlüğü aşarak derlemeler yapmış bir Anadolu çınarıdır O. Yunus Emre’nin Pir Sultan’ın, Karacaoğlan’ın ve daha nice anonim sözler onun sesiyle ölümsüzleşti. Nazım Hikmet’in şiirlerini de ilk besteleyen o dur.
Onun türküleri dinlendiğinde adam öldürmeyi oyun sanan mezar taşlarını koyun sananların hikâyeleri, Burçak tarlasında çalışan kızların öyküleri yayladan inen kızların anaların ağıtları, öğrenilir. Kişi onu dikkatli dinlerse bu toprakların öyküsünü de anlar, ülkesinden çok uzaklarda olsa bile insanı memleketine sıkı sıkı bağlar.
Ruhi Su yaşadığı zaman diliminde ülkesinde hak ettiği değeri göremedi. Ömrü cezaevlerinde demir parmaklar arkasında geçti. Konservatuardan, çıkarıldıktan sonra radyo programına da son verildi. Ardından albümlerini ve tedavisini önlemek için yurt-dışına çıkışını yasakladılar. Bu faşist zihniyet vatanı kurtardığını sandı! Onun suçu devrimci olmak ve gerçekleri halka taşımaktı. neydi?
Emekçi halkların binlerce yıllık birikimini araştırarak derlediği türküleri biriktirerek çoğaltıp sözüyle sazıyla aklıyla yüreğiyle halkına vermekti tüm gayesi.
O faşist kafatasçı zihniyetin uzantısı Ruhi Su’nun mezar taşını da kırmıştı. Kırdı ne oldu? O güzel sesi kulaklardan nasıl silebilirlerdi.
Bu olay yaşamını kabul edemeyenlerin mezarına da tahammül edemediğinin resmiydi. Demek ki Ruhi Su, öyle bir derin geçmiş bırakmıştı ki kendisi bu dünyadan ayrılsa da mezar taşı bile faşist gerici halk düşmanlarını korkutmuştu.
Ruhi Su halkını ta gönülden seven bir kişilikti. Halkının yarattığı değerlerden biri olan türküleri işkenceler ve zindanlar pahasına söylemekten çekinmeyen ozandı. Her platformda hiçbir müzik aletinin insan sesini anlatma gücüne sahip olmadığını da savunuyordu.
Yaşamında her an umudunu kaybetmeyerek, mücadeleci insan yönüyle ve aydın duruşuyla da iz bırakan büyük ozan olmuştur. Onun albümleri; Aman Of - Ankara'nın Taşına Bak - Barabar - Beydağı'nın  Başı - Dadaloğlu ve Çevresi Dostlar Tiyatrosu Konseri - Ekin İdim Oldum Harman - El Kapıları - Sabahın Sahibi Var Huma Kuşu ve Taslamalar - Kadıköy Tiyatrosu Konseri - Karacaoğlan - Pir Sultan Abdal - Pir Sultan'dan Levni'ye - Seferberlik Türküleri - Yunus Emre - Semahlar - Çocuklar Göçler Balıklar - Sultan Suyu - Şiirler Türküler - Köroğlu - Uyur İken Uyardılar – Zeybekler hala dillerde ve gönüllerde. Kitabına adını verdiği gibi O bir “Ezgili Yürek”ti.
Evren ve Özal faşist rejimi tarafından yurtdışında tedavisi engellenerek ölümüne davetiye çıkarılan değerli Ozanımız Ruhi Su’yu , geride bıraktıklarıyla anıyor ve devrim ve sosyalizm savaşımımızda yaşatacağımıza söz veriyoruz.
Kürdistan’ın Özgürlüğüne Adanmış Bir Yaşam Musa Anter..!
Kontr-gerilla tarafında hunharca katledilen Kürt halkının Apesi(amcası) Musa Anter, 1920 yılında Mardin'e bağlı Nusaybin ilçesinin Eski mağara köyünde doğdu. İlkokulu Mardin'de, ortaokul ve liseyi Adana'da okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Annesi Fesla Hanım, Türkiye'nin ilk kadın muhtarlarından biridir.
1944'te Abdurrahim Rahmi Zapsu'nun kızı Ayşe Hale ile evlendi. Ayşe Hanım ile evliliğinden 1945'te büyük oğlu Anter, 1948'de kızı Rahşan ve 1950'de küçük oğlu Dicle dünyaya geldi.
İlk gözaltına alınması öğrencilik yıllarında Dersim İsyanı sırasında oldu. Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım'a hakaret ettiği gerekçesiyle için 45 gün gözaltında kaldı.
Canip Yıldırım ve Yusuf Azizoğlu ile birlikte İleri Yurt gazetesini çıkaran Anter, yayımladığı Kürtçe şiiri "Qimil / Kımıl" sebebiyle 1959 yılında 49’lar Davası ile idamla yargılandı. 27 Mayıs Darbesi'nde aftan yararlanarak serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. 1963'te 23'ler davası ile tekrar cezaevine girdi. Mamak, Sultan Ahmet, Balmumcu, Seyrantepe ve Nusaybin cezaevlerinde yattı. 12 Eylül Darbesi'nde "Kürtçülük propagandası " yapmaktan tutuklandı. Yaşamı boyunca toplam 11,5 yıl hapis yattı.
Devrimci Doğu Kültür Ocakları, Halkın Emek Partisi, Mezopotamya Kültür Merkezi ve İstanbul Kürt Enstitüsü'nün kurucularındandı.
Bir çeşit otobiyografi olan iki ciltlik Hatıralarım adlı eseri için kendisi aşağıdaki yorumu yapmıştır:
« Denilebilir ki Musa sen kim, bu anılarında geçen zatlar kim! Amma bence bu soru yerinde değildir. Çok kere fakir bir adam bir define bulur veya  loto-toto'dan para kazanır ve aniden zengin olur. İşte ben de Zıvıng'ın mağaralarından aleme çıkınca o fakir gibi tesadüfen ve de şans mahsulü değerli şahsiyetlerle tanıştım. İşte bu anılarım, bulduğum bu definelerin mahsülüdür. »
Ölümü
Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'ın Seyrantepe mahallesinde itirafçı olup kont-gerilla tarafından tetikçi olarak kullanılan PKK itirafçısı olan Hamit Yıldırımın silahlı saldırısı sonucu sol bacağına iki, kalbi ve kafasına birer kurşun sıkılarak öldürüldü. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan; Anter'in, kendisinin de içinde bulunduğu tim tarafından JİTEM için öldürüldüğünü söylemiştir. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın isteği üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın hazırladığı Susurluk Raporu'nda, Anter cinayetinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından planlanıp uygulandığı yer almıştır.
27.yıl önce Kont-gerilla tarafında katledilen Ape Musa’yı saygıyla anıyoruz.

13 Eylül 2019 Cuma

14 Eylül 1980 yılında Davutpaşa Zindanında Ve Çeliğe Su Veren Komünist Önder İrfan Çelik..!


   Görüntünün olası içeriÄŸi: 1 kiÅŸi, yazı
Kızgın bir demir parçası gibi yapıştı celladın suratına, bir yürek daha durdu,
14 Eylül 1980 yılında Davutpaşa zindanında,. Bir not daha, düşürdüler tarihin direniş destanları yazan defterine.
TKP-ML Hareketinin kurucu ve toparlayıcı önderlerinden, ser verip sır vermeyenlerin Bolşevik ordusunun komutanıydı İrfan Çelik yoldaş.
İrfan Çelik yoldaş 25 Haziran 1980 yılında polis tarafından gözaltına alındı. Üzerinde her türlü işkenceyi denediler ama o önderi Kaypakkaya yoldaşın ser verip ser vermeyen kızıl direniş geleneğinin ileri taşıyıcısı olarak İstanbul 1. Şube işkencehanelerin de destansı direnişiyle birlikte gözaltına alınan yoldaşlarıyla geçilmez barikat kurdu düşmanın ininde. Özel ilaç işkencesi belki de ilk defa İrfan Çelik yoldaş üzerinde denendi. Ama tüm işkence metotları gibi bu vücuda ilaç zerk ederek irade kırıp konuşturma metodu da  komünist irade karşısında tuzla buz oldu.  Ama boşuna uğraştılar!
 O, soylu bir direniş destanı yazdı hem 1. Şubedeki işkencede hem de Davutpaşa zindanında yeniden işkenceye alınıp karanlık dehlizler içinde ölüm senaryoları içinde  işkenceye çekildiğinde. İrfan Çelik yoldaş gerçekten de Kaypakkaya yoldaşın çizgisini en iyi özümleyenlerdendi. Önderi Kaypakkaya yoldaşa derinden bağlıydı kuşku yok ki  dogmatikçe değil Marksistçe. Bu durum  İrfan yoldaşı, 1973 yenilgisi ve nedenlerini tartışıp hataları aşmada önderlik rolünü üstelenmesinde netçe ortaya çıktı. Faşist işkenceci cellatlar karşısında “parçalasanız da konuşmayacağım” açık meydan okuması, Kaypakkaya yoldaşın komünist çizgisinin nasıl derinden özümlendiğini ve ser verip sır vermeme geleneğinin sıradan bir direniş değil, devrime, sosyalizme ve örgüte bağlılığın somut bir ifadesiydi. Zaten İrfan yoldaşı işkencede direndikçe yücelten bu gerçeklikti. İrfan yoldaşın işkence c ve zindanda boyun eğmez komünist tutumu örgüt TKP-ML Hareketinin, örgüt olarak kolektif direniş raylarının döşenmesiydi. Nitekim İrfan yoldaşın her yerde “düşmana karşı her alanda uzlaşmaz ve ilkeli davran çağrısı ve pratiği”  ki  yoldaşlara ilham kaynağı olmuştur. 12 eylül faşist darbesinin merkezi önderliğini açığa çıkartamadığı tek örgütün TKP-ML Hareketi olması da bunu doğrulamaktadır.  
İbrahim yoldaşın  “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor. Belki biz olmayacağız, ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak”tır sözleriyle  tamda İrfan Çelik yoldaşı anlatıyordu. Bir çok özellikleri ortak olan İbrahim yoldaş ile İrfan yoldaş aslında bir madalyonun iki yüzü gibiydiler. Onların önderlik özellikleri örtüşüyor ve her bakımdan yaşamlarını devrim ve sosyalizmin büyütülmesine ve örgütün gelişip güçlenmesine göre konumlamış olmalarıydı. Yarın devrim olacak coşkusu içinde çalışmak ve yoldaşlarını buna göre motive etmek oldukça önem taşıyor.  
 Nitekim ideolojik-politik örgütsel sorunların çözümünde olduğu gibi, aynı zamandan  faşizmin işkenceleri karşısındaki tutumu da ortaklaşıyordu.  İrfan yoldaş yoğun işkencelere karşın asla yılmadı, asla teslim olmadı, sonuna kadar direndi ve diretti. Faşist işkenceci katillerinden çok şey alacaklarını umuyorlardı. Ama onların bu paslı silahı geri tepti. Komünist yoldaşımız tıpkı önderi Kaypakkaya yoldaş gibi işkencecilerin karşısında granitten örülü direnişi ile karşı durarak,  onları yenilgiye uğrattı.  
 Çünkü işkence ona kar etmiyordu. Cellatlar işkence yaptıkça, o, onların iğrenç suratlarına tükürerek " KONUŞMAYACAĞIM, PARÇALASANIZDA HİÇ BİR ŞEY KONUŞMAYACAĞIM " diye haykırdı. Bu kızıl direniş ruhu karşısında yenik düşen işkenceci cellatlar, yoldaşı " FİİLİ İŞKENCEYLE KONUŞTURAMAYACAKLARI KANAATİNE VARDIKLARINI " gizlemeden söyleyerek, ona "SEN KAZANDIN" demek zorunda kaldılar. Ve' böylece bir kez daha proletaryanın direniş ruhu işkenceci zalimler karşısında, kan ve ter içinde başarıyla sınavdan geçerek ZAFER KAZANDl ! ..
Önder yoldaşın bu baş eğmez direnişi karşısında çaresiz kalan işkenceci faşistler O'nu cezaevine göndermek zorunda kaldılar. Davutpaşa kışlasına nakledildiğinde işkence burada da bütün şiddetiyle devam etti. O'nun kararlılığı ve yenilmez direnişi karşısında acizleşen eli kanlı faşist katiller, O'nu 13 Eylül'ü 14 Eylül'e bağlayan gece sabaha doğru, bizzat faşist cuntanın emriyle, ağır işkencelerin ardında hücresinde asarak canice katlettiler. Saygıyla anıyoruz.
Komünist Önder İrfan Çelik Yoldaş Ölümsüzdür..!

PİR AHMET SOLMAZIN ANISI: EMPERYALİZME FAŞİZME VE HER TÜRDEN GERİCİLİĞE KARŞI MÜCADELE BAYRAĞIDIR..!


Proletarya hareketinin yiğit neferi Pir Ahmet Solmaz 13 Eylül 1977 yılında kaybettik. Pir Ahmet yoldaş, M-L hareketin bir militanı olarak devrimci çalışma yaptığı Elazığ'da faşist polislerce 2 Eylül 1977'de gözaltına alındı. 1 Eylülde 1977 yılında mezarı başında yapılan Ali Haydar Yıldız yoldaşı ama töreninin dağılmasından sonra polis, dağılanlara gözdağı vermek amacıyla, toplayıp işkenceye çekiyordu. Polisin bu baskıları törenden bir kaç gün sonraya dek aralıksız mahalle mahalle dolaşarak, şüphelendiğini gözaltına alıyor ve işkenceye çekiyordu.
İşte Pir Ahmet bu baskıların sürdüğü koşullarda 2 eylül 1977 yılında polisçe gözaltına alındı.
Pir Ahmet yoldaş polis tarafından yakalandıktan hemen sonra işkence altına alındı. 5 gün 5 gece ağır işkenceler komünist kararlığın örneğini vererek ser verdi sır vermedi. Yapan işkencelerin etkisiyle işkenceden çıkarıldıktan üç sonra 13 Eylül'de şerefle taşıdığı Marksist-Leninist bayrağı yoldaşlarına devrederek ölümsüzler ordusuna katıldı.
BİR DEVRİMCİNİN KISA FAKAT HALKA ADANMIŞ YAŞAMI
Pir Ahmet yoldaş 1956 yılında Dersime bağlı Ovacık ilçesinin Kozluca köyünde dünyaya geldi. Tunceli'nin çoğu köyleri gibi Kozluca da tarıma elverişli arazinin pek olmadığı dağlık ve ormanlık bir köydür. Pir Ahmet'in ailesi yoksul ve az topraklı bir köylü ailesiydi, Bu nedenle Pir Ahmet yoldaş daha küçük yaşından itibaren bir yanda köyde çalışırken diğer yanda şehirlerde inşaatlarda, lokanta vb. yerler de ücretli işçi olarak çalışmak zorunda kaldı.
Pir Ahmet yoldaş, çocukluğundan ölümüne kadar yoksulluk içerisinde geçen yaşamı, devrimci ve M-L fikirleri kolaylıkla benimsemesine yol açan önemli bir etken oldu, 1973 yıllarında ortaokulu henüz yeni bitirmişken, devrimci mücadeleye ve M-L’e ezme sempati duymaya başladı. Daha sonraki yıllarda henüz örgütlü mücadeleye başlamadan evvel, kendi inisiyatifiyle bir yandan M-L eserleri okuyor, öte yandan okumakta olduğu Ovacık Lisesi öğrencilerini bilinçlendirmeye çalışıyordu. Bu bu 1972’lerdeki mücadelenin etkisiyle dönemde Kaypakkaya yoldaşın önderliğinde kurulan TKP-ML Hareketine sempati duyuyor ve henüz komünist hareketle bağ kuramamasına rağmen, komünist hareketin propagandasını yapıyordu. 1975 yılında komünist hareketle bağ kurdu ve çalışmalarını artık komünist harekete bağlı olarak yürüttüğü Ovacık Lisesi öğrencilerini bilinçlendirme, örgütleme ve köylerde devrimci mücadeledeki propaganda çalışmalarını yürütme çabası içerisinde oldu. Okul içinde ve köylerde çalışkanlığı ve kararlılığıyla yoldaşları ve halk arasında sevilen, güven duyulan bir militan ve , mücadelenin bir önderi durumuna geldi
1976 Mayısında Ovacıkta ilk miting olan, ” Siyasi cinayetleri ve Mili Zulmü Protesto Mitingine “ önderlik edenlerdendi. Tertip Komitesinden olması nedeniyle Mitingin ardında polisçe aranır duruma düştü.
Egemen sınıflar faşist baskı ve zulmü karşısında mücadeleden yılmadı. Son sınıfında okuduğu Ovacık Lisesini terk ederek, devrimci mücadeleye profesyonel bir devrimci olarak devam etti . Faşist işkenceci katiller tarafında katledilinceye kadar bir yıl boyunca Elazığ'da fabrikalarda, okullarda mahallelerde, gecekondularda, köylerde devrimci mücadeleyi örgütlemeye ve yürütmeye , başarıyla önderlik etmeye çalıştı. Faşistlerin bütün baskı ve zorbalıklarına karşı asla yılmadı ve bütün bu zorlukların açılması için canla-başla çalıştı. İşçi ve emekçi köylü kitleleri ile bağ kurmada, kaynaşma da Onlara devrimci propaganda yapma da başarılıydı. Onun emekçi yaşamı, emekçi kitleler ile kaynaşma da kendisine engin deneyimler kazandırmıştı.
Pir Ahmet yoldaş kendi deyimiyle çocukluğunda “hep hastalık geçirdiği için” zayıf bir bünyeye sahip olmasına rağmen, bıkmak bilmeyen bir çalışma yaşamı içerisinde oldu. Halkın Birliği dergisinin Usta bir dağıtımcısıydı, Mahalleler de, derneklerde ve köylerde ideolojik politik tartışmaların başarı ile yürütüyor, seminerler veriyor, halkın gecekondu yapımında onların yanında bizzat çalışarak katılıyordu. Emekçi ve işçi bir yaşamın ustalaştırdığı ellerini , devrim ve sosyalizm mücadelenin gelişmesi için başarıyla kullanıyordu Pir Ahmet yoldaş içinde yetiştiği emekçi halka derin bir bağlılık , başta emperyalizm, faşizme ve her türden gericiliğe karşı derin bir sınıf dini duyuyordu. Bu özelliği PirAhmet yoldaşı devrimci mücadelede kararlı olmasını sağlıyordu. Politik bilgi ve tecrübesi arttıkça kararlılığı, daha da pekişiyor ve verimli çalışmalarını yılmaz bir nefer olarak sürdürüyordu. En son 1973'te katledilen yoldaşı Ali Haydar Yıldız'ın mezarının yapılmasında faal olarak çalıştı ve düzenlenen törende önderlik yapanlar arasında yer aldı.
Pir Ahmet yoldaşım önemli i özelliklerinden biri de daha ilk sempati duymaya başladığı andan itibaren Marksist-Leninist eserleri büyük bir dikkat ve heyecanla okumasaydı. Onun bu özelliği kısa zamanda politik bakımından kendisini geliştirmiş, ideolojik-politik meselelerde inisiyatifli kılmıştı . O pratik çalışmaların yoğunluğuna rağmen, her zaman Marksist-Leninist eserleri okumaya , mutlaka zaman bulur ve eğitimini yapardı . Bu eğitim onun M-L aleyhtarı her türden reformist-revizyonist satmaya karşı , karanlıkla karşı durmasını sağlıyordu,
Pir Ahmet Yoldaş Her Türden Sapamaya Karşı Duruşun Adıydı
Pirahmet yoldaş emekçi yaşamının verdiği sezgi ve kararlılıkla politik eğitime verdiği önem ve gelişmenin elverişli yeteneği ile daima M-L yanında saf tuttu. Devrimci olduğu ilk zamanlar M-L hareketin görüşlerine sempati duydu . Bir müddet sonra komünist harekete katıldı. Onun halkına ve devrime duyduğu derin bağlılığı, modern revizyonizmi baştan itibaren uzlaşmaz bir mücadele de rahatlıkla girmesine yol açtı. Ovacık'ta ve Elazığ'da sürekli modern revizyonizme karşı, ideolojik ve politik mücadele yürüttü. Elazığ'daki Dev-Genç taraftarlarının bu meselede ki orta yolculuğuna karşı, tavizsiz bir savaşın içerisinde oldu. 1976 yılında M-L hareketin saflarında çıkan dogmatik Partizanın,” Sovyet Sosyal Emperyalistleri ve revizyonistlerle ittifak kurma uzlaşmacı politikalarına karanlıkla karşı durdu. Bu aynı uzlaşmacılığı aslında aynı özelliğiyle başka türden revizyonizmi temsil eden 3. dünya karşı devrimci teorisine karşı da gösterdi. Ölmeden kısa bir süre önce hareketin saflarında, 3. dünya teorisine karşı mücadele bayrağı açılmıştı . Pir Ahmet Solmaz yoldaş bu konu ile ilgili çeşitli yazıları bazı M-L eserleri okuyarak, yoldaşları ile tartışarak duraksamadan 3. dünya teorisinin revizyonist niteliğini tespit ederek, kararlılıkla reddetmişti.
Pir Ahmet yoldaşın örnek alınacak yanlarından bir diğeri ise, hizipçi ve yıkıcılara karşı hareketin birliğini korumadaki kararlılığıdır .
Elazığ'da profesyonel çalışmaya başladıktan bir müddet sonra, M-L hareketi bölmeye çalışan dogmatik Partizan hizipçiler Elazığ ve Dersimde etkili olmuşlardı. Politik kirlilikten, duygusallıktan, akrabalık ve Ahbap çavuş ilişkilerden faydalanarak hareketi parçalamaya çalışıyorlardı. Pir Ahmet yoldaş dogmatik hizipçilerin yıkıcı çalışmasının başını çekenlerle, kişisel arkadaşlığına ve onları daha çok tanıyor olmasına rağmen, Onlardan hiçbir biçimde etkilenmedi. M-L harekete ve devrimi bağlılığın kararlı bir örneğini gösterdi. Onların “ sol oportünist” çizgisini mahkum etti . ve Onları hizipçi-yıkıcı olarak ilan ederek, M-L hareketin birliği ve zafer için kararlılıkla mücadele yürüttü. Memleketi olan Ovacık'ta komünist hareketin çalışmaları bütünüyle dogmatizm Partizanın etkisi altında kalmıştı. Bunu oldukça içerliyor ve müsait olsam da oraya gidip dogmatizmle kıyasıya mücadele etsem diyordu . Nitekim Halkın Birliği dergisinin ilk sayısının çıktığı 1977'nin kış aylarında aranmasına rağmen dergileri alarak Ovacığa gitti . Metrelerce karın olduğu ve kendisinin arandığı şartlardan ilçe içinde ve köylerde yüzlerce gazete satarak, devrimci çalışmasını sürdürdü ve dogmatizmin etkisindeki sempatizanları M-L harekete tekrar kazanmaya çalıştı. Dogmatiklerin bütün saldırı ve kara çalmalarına boyun eğmeden, birkaç gün içinde hem gazetenin dağıtım imkanı sağladı ve hem de birkaç sempatizan kazandı dönüşünde gülümseyen yüzü kararlı bakışlarıyla. “Eğer çalışma yapabilirsek doğmatik hizipçilerin etkisini zayıflatırız “ diyordu . Ondan sonra Ovacığa gidemedi. Ama O dogmatik hizibin tahribatlarını giderme mücadelesini Elazığ ve Karakoçan'da kararlılıkla yürüttü. Pir Ahmet' yoldaşın her türden revizyonist oportünist sapmaya karşı ilkeli mücadelesi bugün de revizyonist-reformist sapmalara karşı bir pan-zehiri olaraktan saflarımız da yaşamaktadır. Devrim ve sosyalizm mücadelesine daha fazla hizmet edeceği bir dönemde çok genç yaşında Pir Ahmet yoldaşı kaybettik. Bugün Pirahmet Yoldaşı anmak demek onun yaptığı gibi M-L sıkıca sarılmak ve her türden sınıf dışı akıma karşı inatla ve ısrarla mücadele etmek, feda ruhu için devrimci kavgayı her alanda örmek için öne atılmak demektir. Söz veriyoruz ki faşizmin işkencehanelerin de boyun eğmez direngenliğiyle Piro yoldaş yol göstermeye devam edecektir.
Pir Ahmet yoldaş işçi sınıfı ve emekçi haklarımızın düşmanı egemen sınıflara ve onların ağababaları emperyalizme karşı mücadeledeki kararlılığını biz devrimcilere - komünistlere ve emekçilere örnek olmaya devam edecektir. İşçi sınıfına emekçi haklara ve M-L’e duyduğu derin bağlılık onu işkenceci i faşist katiller sürüsü karşısında dimdik ayakta tutan bir kaya haline getirdi. işkence altına alındığı 2 Eylül Akşamında itibaren 5 gün 5 gece boyunca yapılan her türlü insanlık dışı işkenceye karşı , kararlılıkla direnen Piro yoldaş, Elazığ Emniyeti'ndeki faşist polisler ve MİT ajanları tarafından 5 gün boyunca en ağır işkencelere maruz kaldı. Faşist Katiller sürüsü ondan devrimci faaliyetleri ve yoldaşları hakkında hareketinin üyesi olup olmadığı hakkında ve bildiği devrimcilerin isim ve adreslerini almak için her türlü işkenceyi yapmaktan geri durmuyorlardı. Demir Çubuk ve sopalarla defalarca falakaya yatırdılar, elektrik işkencesine çektiler, tırnaklarını söktüler, psikolojik işkence metotlarının her türünü, uyguladılar. Ama sonuçta işkencede ayakları patlamış, yerinden kımıldayamayan hale getirilmesine rağmen o işçi sınıfına, TKP-ML Hareketine ve emekçi halkların davasına sıkıca sarılmasını bildi. Önderi Kaypakkaya’nın “ser ve ama sır verme” geleneğini Elazığ zindanlarda kızıl bayrak olarak dalgalandırdı.
Piro yoldaşın İşkencede katledilmesinin üzerinde 42 yıl geçti. Onun emekçi yığınları devrim için örgütleyip seferber etmedeki kararlılığı, çalışkanlığı, direngenliği ve inancı geride kalan devrimci ve komünistlere örnek olmuştur.
Bugün devrimci saflarda emekçi ve komünist fedakarlığın, militan duruşun ve feda ruhu içinde öne atılmanın zayıfladığı koşullarda, Pir Ahmet yoldaşta öğrenecek ve Onun devrimci erdemleriyle donanarak, emekçi halklarımızı sömürü, ve zulümden kurtuluş savaşımını büyüterek halk düşmanlarından hesap soracağız.