Cenazeleri ondur Kaldırılmasını Bundan tam bir yıl 7 Eylül 2015'de bugün, Cizre’de, Cemile Çağırga isimli bir çocuk yaşıyordu. 10 yaşındaydı. 10 yaşındaki “yaşayan” çocuklar, bir eylül gününde ne yapar? Sokağa çıkar, ip atlar, top oynar, şarkı söyler. Evde canı sıkılır.
Sizin bu yazıyı gördüğünüz günün tam bir yıl öncesi, 7 Eylül 2015 günü, canı sıkılsa da evde oturuyor Cemile. Kapının önünde bir savaş; makineli tüfek tarakası, tank sesi, patlamış ve yanmış nitrogliserin kokusu, havan topu… Çağırga ailesi, perdeleri çekilmiş evlerinde tek bir odaya toplanmış, oturuyor.
Birden artan silah ve patlama sesleri geliyor. Kapının önüne, ne olduğuna bakmaya çıkıyorlar. Tam bu esnada, baba Ramazan Çağırga’nın dediğine göre, “105’lik havan topu” düşüyor evlerinin önüne. Ve ateş açılıyor.
“Avluya kaçtık” diyor anne Emine Çağırga. Cemile hemen önünde, yere düşüyor. Kurşun yağıyor. Sekiz çocuk anası Emine. “Büyük” kızı 23 yıl önce ölmüş. Ablası öldükten 13 yıl sonra doğan Cemile’nin üzerine kapanıyor. Sesler biraz durulunca kalkıyor: “Bağırdım yardım istedim ama Cemile kollarımda can verdi.”
Evinin kapısının önünde, canı kollarında kollarımda sönmüş kızının cenazesiyle uyuyor gece. Ağlıyor. Sabah saçlarına ve ellerine kına yakıyor, yıkayıp kefenliyor kuzusunu. Ağlıyor.
Cizre sokaklarında çatışmalar durmuyor. Defin için dışarı çıkamıyorlar. Cizre sıcak, ceset kokacak. 10 yaşındaki kızı ölmüş bir ana-baba, yas tutmak yerine “cenaze kokmasın” diye çözüm aramak zorunda kalıyor. Bir ‘çözüm’ buluyorlar. Cemile’nin amcasının evinde bir derin dondurucu var. Onu getiriyorlar. Cemile’yi kefeniyle derin dondurucuya koyuyorlar. Annesi, babası, kardeşleri ve Cemile üç gün daha aynı evde kalıyor; Cemile bir derin dondurucuda…
Televizyonda dönemin başbakanın sesini duyuyorlar: “Cizre’de sivil kayıp yok” diyor.
Cemile günler sonra toprağa verildi. Sonra yüzlerce kişi daha öldü Cizre’de. Kan denizi dalgalandı, Cizre viran oldu. Barut kokusu bir baştan öbürüne yayıldı. “Barışın anca filmini çekersiniz artık” demişti iktidar sözcüleri; bir savaş filmine döndü ülke. Cemile’nin bir buzdolabına konmuş cansız bedenine bakarak sustu toplum. “10 yaşında çocuklar nasıl ölüyor, neden gömülemiyor” demek yerine, utanç verici bir sessizlik ya da ondan beter bir “yalanlama” sesi çıktı. 10 yaşında bir çocuğun bedeni çürümesin diye konduğu buzdolabı karşısındaki bu sessizlik ve pişkinlik çürüttü toplumu. Bir yıl önce, tam bir yıl önce bugün, toplumun “durun” deme şansı vardı:
Durun! Çocuklarının hesabını sormayan bir toplum olarak çürüdük. Soğuk ve kansız bir seyir terasına çıktık. Cemile’den değil “üst akıl”dan; buzluktaki cenazelerden değil “ölü ele geçirilen” sayısından konuştuk. “Durun” diyemedik.
Bir yıl sonra bugün “belamızı bulmuş” durumdayız. Savaş sınırlarımızın dışına taşmış, bir yıl boyunca bombalar patlamış, vaat ettikleri gibi “oluk oluk” akmış kan ve barış isteyenlerimiz içeride… Şimdi Hrant Dink’in katledilişindeki “gizemi” çözen ve “her nasılsa” 9 yıl gizli kalmış görüntülere bakıyoruz. Çocuklarımızın buzluktaki cesetlerine “bakarak” çıktığımız yolda, şimdi o buzluğu ve içindeki çocuğu bile hatırlayamaz halde, giderek bir “toplum olma” meziyetini kaybediyoruz.
Bir yıl sonra bugün “belamızı bulmuş” durumdayız. Savaş sınırlarımızın dışına taşmış, bir yıl boyunca bombalar patlamış, vaat ettikleri gibi “oluk oluk” akmış kan ve barış isteyenlerimiz içeride… Şimdi Hrant Dink’in katledilişindeki “gizemi” çözen ve “her nasılsa” 9 yıl gizli kalmış görüntülere bakıyoruz. Çocuklarımızın buzluktaki cesetlerine “bakarak” çıktığımız yolda, şimdi o buzluğu ve içindeki çocuğu bile hatırlayamaz halde, giderek bir “toplum olma” meziyetini kaybediyoruz.
Cemile’yi toprağa verildi, ama geride kalanlar hhala o derin dondurucunun içinde donmuş halde duruyor. Ya dondurucudan çıkacağız ya da dokuz yıl sonra başka cinayetlerin “artık servis edilmiş” görüntülerine bakmak durumunda kalacağız.