13 Nisan 2009 Pazartesi
AKP işsizlik, kriz ve üsluptan kaybetti
AKP Türkiye işsizlik araştırma ekonomik kriz
Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 30 il ve 87 ilçede 1876 denekle yapılan araştırmaya göre, AKP en çok işsizlik ve kiz nedeniyle oy kaybetti. Başbakan’ın sert tavrı, yolsuzluk ve medya ile kavga bunları izledi
A&G, 29 MART YEREL SEÇİMİNİ MİLLİYET İÇİN ARAŞTIRDI - 1
Yerel seçim sonuçlarını başarıyla tahmin eden Adil Gür yönetimindeki A&G Araştırma Şirketi’nin, Milliyet için seçim sonrası yaptığı ankete göre, AKP’nin oy kaybetme sebeplerinin başında “işsizlik”, “ekonomik kriz” ve “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sert üslubu” geliyor. AKP’li seçmenin yüzde 40.8’ine göre, Başbakan Erdoğan’ın medyayla kavgası da partisine oy kaybettirdi. Ankete göre, AKP’den en çok oyu Saadet Partisi çaldı.
Seçimlerin ardından 4-5 Nisan tarihleri arasında 1876 kişiyle yapılan anketin sonuçları, 29 Mart tablosunun perde arkasını aydınlatıyor. AKP’ye oy verenlerin en büyük gerekçesi, “Çalışmalardan ve icraatlardan memnun olmaları.” İkinci sırada da Erdoğan için oy verenler geliyor.
Bu sıralama, cinsiyete göre değerlendirmede ise farklılaşıyor. AKP’ye oy veren erkekler icraatlardan memnuniyeti ilk sıraya yerleştirirken, kadınlarda Erdoğan faktörü öne çıkıyor. Ayrıca “kadınlar”, “düşük eğitimliler” ve “Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayanlar” arasında “aileleri istediği için bu partiye oy verdiğini” söyleyenlerin oranı da yüksek çıktı.
Eğitim, rejim kaygısı ve CHP
Muhalefet partileri arasında, CHP, MHP ve SP’ye oy verenlerin gerekçeleri arasında ilk sırada “iktidarı beğenmemek” yer alıyor. DTP’de ise en önemli etken, “partinin ideolojik görüşlerine yakın olmak.”
CHP’ye oy veren erkekler tercihlerini “ideolojik yakınlık”, kadınlar ve gençler ise “AKP hükümetini beğenmemek” olarak gerekçelendiriyor. Ayrıca gençler arasında “AKP kazanmasın diye CHP’ye oy verdim” yanıtı da genel ortalamanın çok üzerinde. Eğitim yükseldikçe “rejim endişeleri nedeniyle CHP’ye oy verdiğini” söyleyenlerin oranı da artıyor.
Medyayla kavga kaybettirdi
AKP’nin oy kaybetme nedenlerini sıralayan seçmene göre, “işsizlik”, “ekonomik kriz” ve “Başbakan’ın sert tavırları”nın ardından sırasıyla, “yolsuzluk iddiaları”, “Kürt sorunuyla ilgili yanlış politikalar”, “medya ile kavga”, “yanlış aday tespiti”, “AKP’nin Batı’dan kopması ve AB hedeflerinden uzaklaşması” geliyor.
AKP’lilerin yüzde 49’u işsizliğin çok oy kaybettirdiğini düşünürken, bu oran muhalefet partilerinde yüzde 70’lere çıkıyor. AKP’ye oy verenlerin yüzde 50’si ekonomik krizin de çok oy kaybettirdiğini düşünüyor. AKP seçmeninin yüzde 40.8’i Erdoğan’ın medyayla kavgasının partiye oy kaybettirdiğine inanıyor.
DTP’li seçmenin gerekçesi
Erdoğan’ın sert üslubunun oy kaybettirdiği tüm seçmenler arasında yaygın bir kanaat. AKP’ye oy verenlerin yüzde 35.1’i, CHP ve MHP’li seçmenlerin yüzde 70’den fazlası Erdoğan’ın sert üslubunun oy kaybettirdiğini düşünüyor. DTP seçmeninin yüzde 94.8’i, AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımının oy kaybında etkili olduğu inancında. CHP ve MHP seçmeni ise, tam aksine Kürt sorunuyla ilgili açılımların oy kaybettirdiğini düşünüyor. AKP’li seçmenin yüzde 54’ü yolsuzluk iddialarının oy kaybettirdiğine inanmıyor.
4 seçmenden 1’i gönülsüz oy verdi
Araştırmaya göre 29 Mart seçimlerinde 4 seçmenden biri, tercih ettiği partiye gönülsüz oy verdi. Partilere gönülsüz oy verenler arasında çoğunluğu yüzde 62 oranıyla kadınlar oluşturuyor. Eğitim ve hane halkı ortalaması geliri yükseldikçe gönülsüz oy verenlerin oranı artıyor. En yüksek oranda gönülden oy verilen partiler SP ve DTP. AKP ve CHP’li seçmenler arasında gönül rahatlığıyla oy verme oranı yüzde 75’te kalırken, DTP’de yüzde 93, SP’de yüzde 85’e kadar çıktı.
Eğitim yükseldikçe AKP düşüyor
İl Genel Meclisi’nde partilerin kimlerden oy aldığına bakıldığında, AKP’nin kadınlardan, MHP’nin erkeklerden daha çok ay aldığı görülüyor. AKP’nin 28 yaş ve altındaki seçmenlerden aldığı oy oranı, genel ortalamanın altında kaldı. Eğitim seviyesi yükseldikçe AKP’nin oyları düşüyor, CHP’nin oyları artıyor. CHP ilk defa bu seçimde düşük eğitimlilerden de önemli oranda oy almaya başladı. AKP’nin kırdaki ezici çoğunluğu azalırken, CHP, MHP ve diğer partilerin oy oranları artmaya başladı.
22 Temmuz’da AKP’ye oy verenlerin yüzde 69.3’ü, 29 Mart’taki İl Genel Meclisi seçimlerinde aynı partiye oy verdiğini söyledi. AKP’nin oylarının yüzde 10.4’ü SP’ye, yüzde 9.5’i MHP’ye gitti.
DP’den sonra 22 Temmuz’a oranla “sadık seçmen sayısı” en fazla azalan parti AKP oldu. DTP eski seçmeninin yüzde 95.5’ini, CHP yüzde 87.7’sini korudu.
ARAŞTIRMANIN KÜNYESİ
7 bölgeden 1876 denek katıldı
Araştırma 4-5 Nisan tarihleri arasında Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde, 30 il ve 87 ilçesi, bunlara bağlı 109 mahalle ve köyde, 18 yaş ve üstü seçmen nüfusunu temsil eden 934’ü kadın toplam 1876 denekle, hanede yüz yüze görüşme metoduyla yapıldı. Araştırmanın hata payı güven sınırları içinde yüzde 1.7.
Çalışmanın yürütüldüğü 30 il şunlar: Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Batman, Bursa, Balıkesir, Bingöl, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Edirne, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, Hatay, İçel, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kocaeli, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Ordu, Samsun, Trabzon, Van ve Zonguldak.
YORUM
AKP ağırlıklı olarak Anadolu’da oy kaybetti
Milliyet gazetesi için seçimlerden hemen sonra 04-05 Nisan 2009 günleri Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesinde 30 ilde yeniden sahaya çıktık. Sahaya çıkış amacımız pek çok kişiye göre sürpriz sayılan yerel seçim sonuçlarını doğru anlamak ve elde edilen bulguları Milliyet okurlarıyla paylaşmaktı.
Birkaç gün sürecek bu yazı dizisindeki önemli sonuçların, hem okurların kafasındaki pek çok soruya ışık tutacağına, hem de seçmenin ne demek istediğini anlamaya çalışan partilerimizin önemli ipuçları çıkaracağına inanıyorum.
Muhalefet öne çıkamadı
Seçim sürecinde yaptığımız tüm değerlendirmelerde, bu seçimin sonuçları bakımından 1989 yerel seçimlerine benzeyip benzemeyeceğini hep tartıştık. Seçim sonuçlarında ortaya çıkan tabloya baktığımızda, bu seçim 1989 yerel seçimlerine kısmen benzese de kendine has özellikleri bakımından, tek başına değerlendirilmelidir.
Ciddi bir işsizlik, ekonomik kriz, Başbakan’ın sert söylemleri, yolsuzluk iddiaları ve bunun gibi pek çok iktidar partisi için olumsuz algılara rağmen, seçmen iktidar partisine ciddi bir uyarıda bulunmuş, neredeyse tüm muhalefet partilerinin oylarında küçük artışlar sağlamış ancak alternatif olarak hiçbirini öne çıkarmamıştır.
AKP’ye oy veren seçmenlerin büyük çoğunluğu (yüzde 70) iktidardan memnun olduğu için oy verdiğini söylemektedir. Yine AKP’nin aldığı oyda, lideri Erdoğan’ın etkisi büyüktür. İktidar partisine oy veren her 100 kişiden 57’si Erdoğan için, her 100 kişiden 20’si “oy verecek parti bulamadığı için AKP’ye oy verdiğini” belirtmiştir.
DTP hariç diğer partilere oy veren seçmenler, yüksek oranda iktidarı beğenmediğim için bu partiye oy verdim cevabını ilk sırada vermişlerdir. DTP’nin kimlik siyaseti nedeniyle oy aldığı, araştırma sonuçlarında açık seçik görülmektedir.
AKP neden oy kaybetti?
Seçim sürecinde yaptığımız araştırmalarda AKP’nin oy kaybını, ekonomiye, güneydoğu politikasına ve yanlış aday tespitlerine bağlamıştım. Ancak görülüyor ki Başbakan’ın sert üslubu, yolsuzluk iddiaları, medya ile kavga da iktidarın oy kaybında çok etkili olmuş.
Yanlış aday tespitlerinin etkisi olmakla birlikte, iyi adayların oy getirdiği çok net anlaşılmaktadır. Bu nedenle AKP, il genel meclisinde belediye oylarından daha azını almıştır. Demek ki ekonomide işler yolunda giderken yolsuzluk iddialarını kulak ardı eden seçmen, ekonomi bozulduğunda bu iddiaları daha ciddiye almaktadır.
Yeni oluşumlar için ipuçları
Araştırma sonuçlarının gösterdiği önemli bulgulardan biri, oy veren her 4 seçmenden biri oy verdiği partiye gönülden oy vermemektedir. Bunu siyasi partilerimizin ve yeni oluşum peşinde olan siyasetçilerimizin iyi okuması, siyasi gelecekleri açısından çok önemlidir.
Partiler kimlerden oy aldı?
29 Mart sonuçları 3 Kasım 2002’den bu yana seçmen tercihleri ile ilgili pek çok ezberi de bozmuştur. AKP ağırlıklı olarak kadınlardan, orta ve üst yaş gruplarından oy almıştır. Partiye genç seçmen yönelişinin azalması orta ve uzun vadede AKP’nin işini zorlaştırabilir. Yine ilk kez bu seçimde AKP kırdaki desteğini önemli ölçüde kaybetmiş görünmektedir.
AKP’nin milliyetçi muhafazakar seçmeninin bir bölümü MHP’ye, bir bölümü SP’ye gitmiştir. CHP ilk kez bu seçimde düşük gelirlilerden, düşük eğitimlilerden kırdan oy almaya başlamıştır.
22 Temmuz 2007 seçimlerine göre sadık seçmeni en fazla azalan partilerden biri AKP’dir.
Sahillerin rengi mi değişti?
Son zamanlarda AKP’nin sahillerde laik hassasiyetleri olan illerde kaybettiği şeklinde rivayetler dolaşmaktadır. Bunun bilimsel hiçbir dayanağının olmadığı seçim sonuçlarından çok net bir şekilde anlaşılmaktadır.
2007 seçim sonuçları ile karşılaştırdığımızda Güneydoğuyu hariç tutarsak, AKP Antalya’da yüzde 2.5 , Aydın’da yüzde 3.1, Zonguldak’ta yüzde 2.9, Tekirdağ’da 1.8, İzmir’de 0.8 oy kaybetmiştir. Muğla’da kaybı yok. Çanakkale, Sinop, İçel, Edirne, Bartın vs. gibi yerlerde ise oyunu artırmıştır.
AKP Erzurum’da yüzde 20.2, Kahramanmaraşta yüzde 17.7, Malatya’da yüzde 16,5 Çankırı’da yüzde 16.0, Kayseri’de yüzde 13.6, Yozgat’ta yüzde 13.2 oy kaybetmiştir.
Özetle; AKP’nin oy kaybettiği taban aslında yoksul, Anadolu’da ağırlıklı olarak kırda yaşayan milliyetçi-muhafazakar seçmenlerdir.
22 Ocak 2009 Perşembe
Bir itirafçının portresi
İntihar eden Jandarma Albay Abdülkerim Kırca için yönelttiği ‘birçok yargısız infazın sorumlusu’ suçlamasıyla gündeme gelen PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın JİTEM’in 7 kişilik ilk kadrosunda yer aldığı iddia edildi
PKK itirafçısı Abdulkadir Aygan’ın ismi, intihar eden Jandarma Albay Abdülkerim Kırca’ya yönelik suçlamalarıyla bir kez daha gündeme geldi.
PKK itirafçısı olan, daha sonra varlığı resmi olarak kabul edilmeyen Jandarma istihbarat birimi JİTEM’e katılan, aralarında Musa Anter’in de bulunduğu birçok faili meçhul cinayete karıştığını açıklayan Aygan, halen İsveç’te yaşıyor. Aygan’ın annesinin babası Seyid Ahmet Keser, Abdullah Öcalan’ın babası Ömer Öcalan’ın kuzeni.
1958’de Urfa’nın Suruç ilçesinin Uzunhıdır köyünde doğan Aygan’ın ailesi, ekonomik sıkıntılardan dolayı Osmaniye’ye göç etti. 1975’te Adana Meslek Lisesi’ne giren Aygan, 1977’de PKK ile tanıştı ve örgütün ilk yapılanma yıllarında görev aldı, ardından okulu bırakarak terör örgütüne katıldı.
1980’de düzenlenen bir baskında tutuklanan Aygan, Gaziantep, Nizip ve Kilis cezaevlerinde yaklaşık 1.5 yıl hapis yattı.
Rum kesimine iltica etti
1982’de KKTC’de’de askerlik yaparken, yakalanan bazı PKK’lıların kendisi aleyhine ifade verdiği bilgisini alınca üniforması ve silahıyla birlikte Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne iltica etti.
JİTEM’in ilk kadrosunda
Oradan da önce Yunanistan’a, ardından Avrupa ülkelerine geçti. Bir süre Avrupa’da kaldıktan sonra Lübnan’a giden Aygan, burada tekrar PKK’ya katıldı ve kamplarda eğitim gördü.
1985’te Siirt’teki Hürmüz mezrası baskınından önce güvenlik güçlerine teslim olan Aygan, Diyarbakır Cezaevi’nde itirafçılar koğuşunda kaldı. Müebbet hapse mahkûm olan Aygan, pişmanlık yasasından yararlanarak 1990’da tahliye edildi.
İddiaya göre, askerlik görevinin ardından Cem Ersever’in girişimiyle yeni kurulan ve aralarında başka itirafçılarında bulunduğu JİTEM’in ilk 7 kişilik kadrosunda yer aldı.
Şanlıurfa doğumlu olan Aygan’a bu dönemde Malatya nüfusuna kayıtlı “Aziz Turan” adına resmi nüfus cüzdanı çıkarıldı ve daha sonra itirafçılara tanınan ‘sivil memur’ statüsüne alındı.
2000 yılına kadar Ersever’in kurduğu yapılanmada, aralarında Musa Anter’in de bulunduğu birçok faili meçhul cinayette görev aldığı öne sürülen Aygan, daha sonra sivil memurluk görevinden istifa ederek ailesiyle birlikte Gaziantep’e yerleşti.
Burada bir süre boyacılık, inşaatlarda sıvacılık yapan Aygan, daha sonra İsveç’e yerleşti. Evli ve 5 çocuk babası olan Aygan, 2003 yılından bu yana İsveç’te yaşıyor. Aygan 2006’da İsveç’te, cinayetinde rol aldığı Musa Anter’in kızı Rahşan Anter Yorozlu ile buluşmuş ve pişmanlığını dile getirmişti.
Suç itirafları
Aygan burada yaşadığı dönemde çeşitli basın yayın organlarına verdiği demeçlerde, JİTEM’de görev yaptığı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin bilgiler verdi. Aygan açıklamalarında, 12 Eylül’den önce girdiği silahlı çatışmalarda 6 ülkücüyü de öldürdüğünü söyledi.
Aygan verdiği bir demecinde, 10 Haziran 1994’te Diyarbakır’da kaçırılan Murat Aslan’ın bir dere kenarında öldürüldüğünü, üzerine benzin dökülüp yakıldığını anlatmış ve bunun üzerine çocuğun babası İzzettin Aslan savcılığa başvurmuştu. Savcılığın kararı üzerine kazılan mezarda yanmış kemikler bulunmuş, Adli Tıp bu kemiklerin yüzde 99.99 Murat Aslan’a ait olduğunu açıklamıştı.
Aygan son olarak da Ankara’da evinde intihar eden emekli Jandarma Albay Abdülkerim Kırca’nın, birçok faili meçhul cinayetin talimatını verdiğini ve bazılarında da bizzat rol aldığını iddia etmişti. Bu iddia da bazı basın yayın organlarında yer almış, ardından Kırca intihar etmişti.
19 Ocak 2009 Pazartesi
AKP'de düşüş sürüyor!
1 Ocak 2009 Perşembe
İşte çok eşlilik yasasının sırrı
Erbil’de 2.5 yıl siyaset bilmi dersi veren Dr. Zafer Yörük, ‘Kürtler arasında dindar eğilimler, parlamentoya yansıyandan çok daha yaygın. KDP ve KYB bu potansiyeli kendilerine çekmek istiyor’ dedi Yine Erbil’de bir üniversitede bölüm başkanı olan sosyoloji doktoru Sandra Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini söyledi
Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin başkenti Erbil’de İngilizce eğitim veren bir üniversitede 2.5 yıl siyaset bilimi dersi vermiş olan tek Türk öğretim üyesi Dr. Zafer Yörük ile üniversitenin Sosyoloji Departmanı Başkanı Dr. Sandra Phelps, Kürt bölgesindeki şeriat hükümlerine yönelik yeni yasal düzenlemeleri, Kürtlerin arasındaki yoğun İslamcılığı ve Kürt yönetiminin Türkiye’ye bakışını Milliyet’e değerlendirdi.
Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini belirtti.
Zafer Yörük de Kuzey Irak’taki Kürt yönetimin lideri Mesud Barzani’nin İslami köklerinin, Nakşibendi şeyhi olan babası Molla Mustafa Barzani’den geldiğini söyledi. Yörük, Kürt yönetiminin Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilere de çok önem verdiğini, bu anlamda Türkiye’nin Kuzey Irak açısından “ilerletici” bir rol oynayabileceğini vurguladı. Yörük şöyle konuştu:
Barzani Nakşibendi şeyhiydi
“Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, Nakşibendi şeyhiydi. Bu anlamda doğal bir dini liderliği var, İslami kökleri de zaten oradan geliyor. Ayrıca Kuzey Irak’ta Baas rejimiyle mücadelenin bir parçası da her zaman İslamcı düşünce olmuştur. Kürtler arasında mezhep olarak Şafilik, işin tarikat kanadı olarak da Nakşibendilik çok yaygın. Zaten Kuzey Iraklı Kürtler de kendilerini AKP’ye DTP’den daha yakın hissediyor.
Öte yandan bütün bunlar, KDP’nin İslamcı bir parti olduğu anlamına gelmez. Kürtler arasında dindar ve muhafazakâr eğilimler, Kürt parlamentosunda temsil edildiğinden çok daha yaygın.
KDP ve KYB de bu İslami potansiyeli kendi partilerine çekmek istiyorlar. Özellikle KDP, toplumun genel eğilimlerine ters düşmek istemiyor.
‘Türkiye’nin tepkisi önemli’
“Kuzey Irak’taki Kürtler için Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilerin çok önemli” olduğunu da belirten Dr. Yörük şöyle devam etti: “Nasıl AB’nin Türkiye üzerinde ilerletici rolleri olabiliyorsa, Türkiye’de de sivil toplum, medya ve kadın kuruluşları Kuzey Irak’ta çok ilerletici bir rol oynayabilirler. Çokeşlilik yasasına karşı Türkiye kamuoyunda yükselen tepkiler, sivil toplum kaynaklı demokratik bir ‘balans ayarı’ girişimi olarak okunabilir. Yani bu anlamda Türkiye, Kuzey Irak’ın AB’si olabilir.
Erbil’de çalıştığım sırada, orada iş ve ticaret yaparken ihtilaf yaşamış çok Türkiyeli işadamına rastladım. Kuzey Irak’ta bu insanların sorunlarının çözümü için onları savunacak bir kurum yok. Ayrıca Türkiye ile Kuzey Irak arasında ekonomik ilişkilerin ileride daha da gelişeceği öngörülüyor. Bu anlamda Türkiye’nin Erbil’de konsolosluk açması çok faydalı olacaktır.
Erbil, Irak’ın en büyük kentlerinden biri olduğu için burada konsolosluk açmak Türkiye’nin politik kaygıları açısından bir sorun teşkil etmez, yani bölgesel Kürt yönetimini tanımak anlamına gelmez.
‘Bağımsız devlet zor’
Kuzey Irak’taki oluşumun, bağımsız bir Kürt devletinden ziyade ‘quasi-devlet’ dediğimiz yarı-devlet formatında devam edeceğini düşünüyorum. Bu format, hem yönetici zümrenin hem de bölge halkının daha fazla işine geliyor.
Çünkü mevcut koşulların değişimi Kuzey Irak’a kayıt dışı para, hizmet ve mal akışının yaratmakta olduğu cazibeyi ortadan kaldırma riski taşıyor. Dahası, bağımsızlık ilanı, Bağdat’la uzun bir iç savaşı ve bölgedeki birçok devletle sürtüşme ve çatışmayı göze almayı gerektiriyor.
Dr. Phelps: Kadınlar için yaşam her gün zorlaşıyor
Erbil’de İngilizce eğitim veren üniversitede Sosyoloji Departmanı Başkanı olan Dr. Sandra Phelps de şöyle konuştu:
“İslam ve İslami değerler özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçti. Son yıllarda bölgede hem cami, hem de çarşaflı ve türbanlı kadın sayısında çok büyük artış oldu. Yasa iki kadına izin veriyor, fiiliyatta 4 kadınla evlenenler var. Benim İslami bir hayat tarzını benimsemeyen kız öğrencilerim ve kadın arkadaşlarım var, ancak hayat onlar için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bölgedeki kadınların ekonomik bağımsızlıkları neredeyse hiç yok. Ailelerinden kopabilmelerinin tek yolu ise evlenmek.
Kürt bölgesinin geleceği Türkiye’yle olan iyi ilişkilere bağlı. Çünkü buna ihtiyaçları var. Önlerindeki diğer seçenekler; yüzlerini Irak merkezi hükümetine veya İran’a dönmek. Bunları istemiyorlar. Öte yandan Türkiye de Kuzey Irak’la politik anlamda ilişki kurmaya açık olduğu mesajını vermeli.”
Dr. Yörük kimdir?
Zafer Yörük, 1963 Rize doğumlu. Londra Üniversitesi’nde (University of London) ekonomi ve politika okuduktan sonra Essex Üniversitesi’nde siyaset bilimi mastırı yaptı. Aynı üniversitede siyaset bilimi üzerine doktorasını tamamladı, tezini “Türk politik kimliği” üzerine yazdı. Essex ve Londra Üniversiteleri’nde “siyaset bilimi” dersi verdi, 1998 ile 2006 yılları arasında İngiltere’de insan hakları ve göçmenlik alanlarında hukuki danışman olarak çalıştı.
Amerikan vakfından etnik köken araştırması
Türkiye'de yaşayan Kürt kökenlilerin sayısı ve diğer etnik grupların nüfusa oranı hakkındaki tartışmalar devam ederken, bir araştırma da dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM isimli vakıftan geldi. Vakfın Aralık 2008 verilerine dayandırdığı araştırmasında, Türkiye'nin nüfusunun 74 milyon 398 bin 700 olduğu kaydedildi. Araştırmada, nüfusun yüzde 71'ini oluşturan 52 milyon 826 bin kişinin Türk olduğu ifade edilirken, Zazalar ile birlikte Kürtlerin sayısının 15 milyon 426 bin olduğu belirtildi. Araştırmada Türkiye'de 1 milyon 313 bin Zaza'nın yaşadığı, Kürtlerin 5 milyon 902 bininin ise Türkçe konuştuğu kaydedildi.
Türkiye'de 1.8 milyon Arap, 910 bin Çerkez, 620 bin Fars, 540 bin Azeri yaşadığının belirlendiği araştırmada, Türkiye'de 76 bin Ermeni, 28 bin Süryani, 14 bin Rum ve 13 bin Musevi bulunduğu vurgulandı.
Türkiye'nin nüfusunun etnik köken dağılımı şöyle:
- Türkler 52 milyon 826 bin
- Kürtler 15 milyon 426 bin
- Araplar 1 milyon 839 bin
- Çerkezler 910 bin
- Farslar 620 bin
- Azeriler 542 bin
- Gagavuzlar 410 bin
- Pomaklar 331 bin
- Bulgarlar 328 bin
- Lazlar 151 bin
- Gürcüler 150 bin
- Tatarlar 126 bin
- Boşnaklar 101 bin
- Ermeniler 76 bin
- Karakalpaklar 74 bin
- Arnavutlar 66 bin
- Romanlar 66 bin
- Abhazlar 43 bin
- Osetler 37 bin
- Süryaniler 28 bin
- Rumlar 14 bin
- Museviler 13 bin
- Keldaniler 300
5 Aralık 2008 Cuma
Aydınlardan Ermeni tehcirine özür kampanyası
Akademisyen ve gazetecilerin de içinde bulunduğu bir grup aydının başlattığı ve internet ortamında da sürdürülmesi kararlaştırılan kampanyaya ilişkin olarak görüşlerini dile getiren Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Cengiz Aktar, kampanyanın şahsi bir nitelik taşıdığını ve kimseyi bağlayan bir girişim olmadığını vurguladı. Aktar şöyle dedi:
Haberin devamı
“İşte özür diliyorum. Tüm bunların konuşulmamış olmasından dolayı özür diliyorum. Tüm bunların yeterince paylaşılmamış olmasından özür diliyorum. Bu meselenin üzerinin bir şekilde kapatılmış olmasından özür diliyorum ama bu şahsi bir özür tabii ki... Kimseyi bağlayan bir girişim değil...”
Kampanya metninde, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı büyük felakete duyarsız kalınmasını reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” yazıyor.
İmza metnini hazırlayanlar kampanyayı, tarihi sorumluluk karşısında bireysel bir tavır olarak tanımlanıyor. Girişimcilerden Baskın Oran ise şu görüşü savunuyor:
“Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak özür diliyorum. İsteyen diler, isteyen böyle bir şey yoktur deyip yoluna devam eder.”
Bir yıl boyunca devam etmesi planlanan kampanya yılbaşında başlayacak ve internet üzerinden sürdürülecek.
16 Kasım 2008 Pazar
Bomba değil, taş atmak terör sayıldı
Hrant Dink suikastı azmettiricisi Yasin Hayal, Trabzon’da McDonald’s’a atılan bombayla altı kişinin yaralanması eyleminin terör suçu kapsamına alınmaması nedeniyle 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla bu davadan kurtulurken, Diyarbakır’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gezisi sırasında yaşanan olaylara karışarak güvenlik güçlerini taşlayan çocukların eylemi terör suçu sayıldı. Böylece çocuklar hakkında 13 yıldan 28 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’nda görevli bir uzman tarafından bir günde verilen raporda, çocukların “isnat edilen suçların hukuki anlam ve sonuçlarını anlayıp, davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip oldukları” bildirildi. İddianamenin dayandırıldığı raporun içeriği aksi yönde olsaydı, çocuklar hakkında bu cezalar istenemeyecekti.
İşte suçları
İddianamede, Erdoğan’ın kente geldiği gün, terörist Abdullah Öcalan’a işkence yapıldığı bahane edilerek, kepenk kapatma, molotofkokteyliyle saldırı, araç kundaklama, kontak kapatma, öğrencilerin okula gönderilmemesi gibi eylemler gerçekleştirildiği belirtildi.
İddianamede, haklarında dava açılan ilköğretim öğrencileri Ş.B. (13), E.B. (13), V.D. (13), Ö.S. (14), M.A. (14) ve Ş.A.’nın (14) eylemleri şöyle sıralandı:
- Kentin farklı bölgelerindeki yasadışı gösterilere katılmak.
- Güvenlik güçlerine taş atmak.
- Lastik yakmak.
- Yasadışı poster ve döviz açmak.
- Lastik yakanlara gözcülük yapmak.
- Polis araçlarının camlarını kırmak.
- Yolu trafiğe kapatmak.
- Öcalan lehine slogan atmak.
28 yıl ceza isteniyor
İddianamede, çocuklar hakkında şu cezaların verilmesi talep edildi:
- Kurulan silahlı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyerek “örgüt üyesi gibi” cezalandırılması. (5 yıldan 10 yıla kadar hapis)
- Suçun terör örgütünün eylemi kapsamında işlenmesi nedeniyle cezanın yarı oranında artırılması.
- Terör örgütünün propagandasını yapmak. (1 yıldan 5 yıla kadar hapis)
- Yasadışı toplantının dağılması sırasında mukavemet etmek. (5 yıldan 8 yıla kadar hapis)
Böylece çocukların toplam 13 yıldan 28 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianamede, çocuklardan S.B. ile M.A’nın, aynı zamanda kamu malına zarar verdikleri gerekçesiyle 1 yıldan 6 aya kadar hapisle cezalandırılmaları da talep edildi.
Bomba at, terör olmasın
Çocukların yaşamlarının büyük bölümünü cezaevinde geçirmelerine neden olabilecek cezaların istendiği Türkiye’de, Hrant Dink suikastı azmettiricisi Yasin Hayal, McDonald’s’a imal ettiği bombayı atarak altı kişiyi yaraladığı gerekçesiyle sadece 10 ay tutuklu kaldı. Eylemi “terör suçu” da sayılmadı.
Eski TCK’da hakkında istenen cezanın üst sınırı 40 yılı aşan Hayal, Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeni TCK’ya göre 22.5 yıla kadar hapis istemiyle yargılandı. Ancak indirim hükümleriyle 3 yıl 4 ay hapisle kurtuldu.
Yargıtay, kararı, eksik soruşturma nedeniyle bozma hakkı olmasına rağmen bu yola gitmedi. Hayal’e verilen diğer cezaların ise hükmün açıklanmasının geriye bırakılması uygulaması kapsamına alınmasının yolunu açtı. Hayal, bu suçlardan da ceza almayacak.
Emsal Yargıtay kararı
Diyarbakır Başsavcılığı, iddianameyi hazırlarken, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun mart ayında verdiği bir kararı esas aldı. Diyarbakır’da Mart 2006’da PKK’lıların cenazelerinin verilmeyişi nedeniyle çıkan olaylara katılan 18 yaşından küçük F.Ö.’ye terör suçundan verilen cezayı onayan genel kurul, olayların Roj TV ve PKK’ya yakın internet sitelerinin çağrısıyla başladığına dikkat çekti. Kararda, “Çağrılarda halktan kepenkleri kapatmaları, çocukları okula göndermemeleri istenmiştir. Örgütün istemiyle yapılan eylemlerin örgüt adına gerçekleştiği sabittir” denildi.
Milliyet-Gökçer Tahincioğlu / 16.11.08