İsrail ordusunun, bir İsrail mahkemesi tarafından yasaklanmasına rağmen Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik suikastlar gerçekleştirmeye devam ettiği iddia edildi. İsrail’de yayınlanan Haaretz gazetesi, İsrail Yüksek Mahkemesi’nin bu tür öldürmeleri yasaklamasına rağmen İsrail ordusundan üst düzey komutanların, bu tür suikastlar gerçekleştirilmesi konusunda yazılı talimatlar verdiklerini duyurdu.
Gazete, üst düzey ordu yetkililerinin yazdığı bu talimatlarda suikastların, hedefteki kişinin tutuklanmasının mümkün olmadığı durumlarda yanındaki masum kişilerin de hayatlarını kaybetmesi pahasına gerçekleştirilmesi savunuluyor. Gazeteye konuşan eski bölge komutanlarından General Yair Naveh de “Eğer bu kişi ellerini yukarı kaldırmazsa hiç soru sormuyoruz, hemen bağlantı kuruyoruz” dedi. 2005-2007 yılları arasında Batı Şeria’yı da içine alacak şekilde bölge komutanlığı yapan Naveh, “İnsanların hiçbir şekilde incinmesini istemem. Eğer bu kişinin silahlı olduğunu veya silahlı bir bomba olduğunu biliyorsam, hiç oyalanmadan vurulmasını isterim” diye konuştu. Gazete ayrıca, ele geçirdiğini belirttiği orduya ait bu yazılı talimatların, 2006 yılında İsrail Yüksek Mahkemesi’nin aldığı kararları açık bir şekilde ihlal ettiğine dikkat çekiyor. Mahkeme, sadece şüpheli kişinin tutuklanmasının mümkün olmadığı durumlarda öldürülmesine izin veriyordu. Mahkeme, sivillere gelecek zararın sadece tersi bir durumda daha fazla insanın zarar görmesi halinde yasal olduğunu belirlemişti.
Askerler cezalandırılmıyor
Öte yandan İsrail ordusunun, Filistinlilere karşı saldırılarından dolayı 2001-2007 yılları arasında soruşturma açtığı askerlerden sadece yüzde 6’sını suçladığı bildirildi. İsrail merkezli Yesh Din adlı insan hakları grubu, İkinci Filistin İntifadası’nın başlamasından bu yana İsrailli askerlere yönelik 1200 soruşturma başlatıldığını, ancak bunlardan sadece 78’inin sonunda askerlere suçlamada bulunulduğunu açıkladı. İsrail ordusu ise grup, söz konusu raporun bir kopyasını kendilerine göndermediği için suçlamalar hakkında açıklama yapmayı reddetti.
27 Kasım 2008 Perşembe
Asgari ücret Patronalırn Hedefinde
Asgari Ücret Tespit Komisyonu (AÜTK) 1 Ocak 2009’dan itibaren geçerli olacak yeni asgari ücret rakamını belirlemek üzere ilk toplantısını yaptı. Patron temsilcileri “kriz”i ve genç işsizliği bahane ederek asgari ücretin düşürecek taleplerde bulundular. Yapılacak zammın fiyat artışları yerine hedeflenen enflasyona göre yapılmasını, 16 olan yaş sınırının 25’e çıkarılmasını, toplusözleşme yapılan fabrikalarda yasal asgari ücretin uygulanmamasını isteyen patronlar, vergi yükünün azaltılmasını talep ettiler. Çalışma Bakanı Faruk Çelik ise şu an 503 YTL olarak uygulanan asgari ücreti enflasyona ezdirmediklerini öne sürdü. İkinci toplantı 15 Aralık’ta yapılacak.
Çalışma Bakanlığı’nda yapılan toplantıda ilk konuşan Bakan Çelik, asgari ücrete geçen yıl geçim indiriminin yanında 6’şar aylık dönemler halinde yüzde 4 ve 5’lik artışlar yapıldığını savundu. Çelik, Aralık 2002’de brüt 250.86 YTL olan asgari ücretin yüzde 155.5 artışla Temmuz 2008’den itibaren bürüt 638.70 YTL’ye çıktığını söyledi. 5.5 yıllık dönemde kümülatif enflasyon oranının yüzde 75.60 olduğunu dile getiren Çelik, asgari ücretle çalışanların enflasyon karşısında korunduğunu iddia etti. Çelik, son dönemde asgari ücreti mümkün olduğu kadar çalışanların geçim şartlarını dikkate alarak belirlediklerini savundu.
TİSK isteklerle başladı
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Temsilcisi Ali Nafiz Konuk ise bu kadar da olmaz dedirten taleplerde bulundu. “Rakam belirlenirken, geçmişteki fiyat artışları yerine 2009 enflasyon hedefinin esas alınmasını” öneren Konuk, asgari ücret üzerindeki işverenlere ait vergi ve sigorta primi yüklerinin azaltılmasını da istedi. İşverenlere 5 puanlık sigorta indirimini “olumlu, ancak yetersiz” bulan Konuk, yeni adımlar beklediklerini söyledi. Türkiye’de işsizlerin çoğunluğunu ilk defa işe giren ve eğitimli genç insanların oluşturduğunu belirten Konuk, genç işsizliğe çözüm olarak asgari ücrette 16 yaş olan alt sınırın 25’e çıkarılmasını istedi. Konuk böylece 25 yaşına kadar olan işçilerin net 503.26 YTL yerine 432.97 YTL’ye çalıştırılmasının önünün açılmasını talep etti. Konuk’un istekleri bununla da bitmedi, toplusözleşme yapılan ve yapılmayan işyerleri için farklı asgari ücret uygulanmasını, sözleşme imzalanan işyerlerinde yasal asgari ücretin uygulanmamasını talep etti. Bu taleplerin gerçekleştirilmesi konusunda sendikaları sorumlu olmaya çağıran Konuk, asgari ücrette “işletmelerin ücret dengelerini bozmayacak, rekabet güçlerini zayıflatmayacak bir düzey” istedi.
‘Bir çocuk da dikkate alınsın’
Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nihat Yurdakul ise “kriz” vurgusu yaptığı konuşmasında, komisyonun krizin aşılmasına ciddi katkı sunmasını istedi. Asgari ücretin toplumdaki toplam satın alma gücünü artırıcı bir kaldıraç olarak görülmesi gerektiğini belirten Yurdakul, öncelikle asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını talep etti. Yıllardır asgari ücretin, çalışan bir kişiyi esas alarak belirlendiğini belirten Yurdakul, sendikaların şimdiye kadar savunduğu “Asgari ücret 4 kişilik aile üzerinden belirlensin” talebinden geri adım atarak “Önerimiz asgari ücret hesaplamasında asgari ücretlinin ailesinde bir çocuğun da dikkate alınması” dedi. Yurdakul, 2002’den beri TÜİK’in belirlediği rakamların altında rakam belirlendiğini belirterek, bu kez TÜİK’in belirlediği rakamın üstüne çıkılmasını istedi. Yurdakul ayrıca, bölgesel asgari ücret tartışmalarının bir yana bırakılıp ulusal düzeyde, tek ücret belirlenmesi, krizden çıkış için de doğal gaz, elektrik ve akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini ifade etti.
Bakan Çelik esneklik önerdi
Bakan Çelik İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımı konusundaki sorular üzerine, konunun çok hassas olduğunu ve işçi, işveren, hükümet üçlü bir değerlendirme ile karar vermeleri gerektiğini, fonun bu üç ayak üzerine oturduğunu ifade etti.
İstihdam paketi ile işverenlerin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi konusunda çok önemli düzenlemeler getirdiklerini belirten Çelik, hükümetin ayrıca bir paket üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü ve bunun kısa süre içerisinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacağını söyledi. Çelik, “Piyasaların dinamik hale getirilmesi için elimizden geleni yapma gayretindeyiz” dedi.
Çelik başka bir soru üzerine de işverenlere “esneklik uygulamaları” önerisi getirdi. “Öncelikle hedef işçi çıkarma olmamalı” diyen Çelik, krizi aşma için işverenlere yasal imkanları kullanmaları, İş Yasası’ndaki kısa çalışma ödeneğini kullanmalarını önerdi.
Çelik, “Kısa Çalışma Ödeneği gibi bir imkan varken, üç ay gibi bir nefes alma süresi varken, bu kullanılmalı. İşçiyi kapının önüne koymak doğru değildir. Bu, bazı işverenlerin krizi nasıl algıladığını göstermesi açısından önemlidir. İşçi, emek kıyımına dönük bir anlayış ortaya çıkıyor. Bunu doğru bulmuyorum” dedi. Kısa Çalışma Ödeneği’nin sorulması üzerine de Çelik, zarara girdiğini iddia eden işletmelerin İŞKUR’a başvurmaları halinde, bakanlığın inceleme yaptırıp, gerçekten zarar varsa 3 aylık dönem için işçilere “kısa dönem çalışma ödeneği” ödeneceğini, bunun da 255-510 YTL arasında bir rakama denk geldiğini anlattı. Çelik işverenlere “Böyle imkan varken kullanın, işçi çıkarmayın” dedi. Fonun da ancak istihdamı korumak ve 8 ay gibi kısa bir dönem için kullanılabileceğini belirten Çelik, talep olması halinde fon için görüşmeler yapabileceklerini söyledi.
Çalışma Bakanlığı’nda yapılan toplantıda ilk konuşan Bakan Çelik, asgari ücrete geçen yıl geçim indiriminin yanında 6’şar aylık dönemler halinde yüzde 4 ve 5’lik artışlar yapıldığını savundu. Çelik, Aralık 2002’de brüt 250.86 YTL olan asgari ücretin yüzde 155.5 artışla Temmuz 2008’den itibaren bürüt 638.70 YTL’ye çıktığını söyledi. 5.5 yıllık dönemde kümülatif enflasyon oranının yüzde 75.60 olduğunu dile getiren Çelik, asgari ücretle çalışanların enflasyon karşısında korunduğunu iddia etti. Çelik, son dönemde asgari ücreti mümkün olduğu kadar çalışanların geçim şartlarını dikkate alarak belirlediklerini savundu.
TİSK isteklerle başladı
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Temsilcisi Ali Nafiz Konuk ise bu kadar da olmaz dedirten taleplerde bulundu. “Rakam belirlenirken, geçmişteki fiyat artışları yerine 2009 enflasyon hedefinin esas alınmasını” öneren Konuk, asgari ücret üzerindeki işverenlere ait vergi ve sigorta primi yüklerinin azaltılmasını da istedi. İşverenlere 5 puanlık sigorta indirimini “olumlu, ancak yetersiz” bulan Konuk, yeni adımlar beklediklerini söyledi. Türkiye’de işsizlerin çoğunluğunu ilk defa işe giren ve eğitimli genç insanların oluşturduğunu belirten Konuk, genç işsizliğe çözüm olarak asgari ücrette 16 yaş olan alt sınırın 25’e çıkarılmasını istedi. Konuk böylece 25 yaşına kadar olan işçilerin net 503.26 YTL yerine 432.97 YTL’ye çalıştırılmasının önünün açılmasını talep etti. Konuk’un istekleri bununla da bitmedi, toplusözleşme yapılan ve yapılmayan işyerleri için farklı asgari ücret uygulanmasını, sözleşme imzalanan işyerlerinde yasal asgari ücretin uygulanmamasını talep etti. Bu taleplerin gerçekleştirilmesi konusunda sendikaları sorumlu olmaya çağıran Konuk, asgari ücrette “işletmelerin ücret dengelerini bozmayacak, rekabet güçlerini zayıflatmayacak bir düzey” istedi.
‘Bir çocuk da dikkate alınsın’
Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nihat Yurdakul ise “kriz” vurgusu yaptığı konuşmasında, komisyonun krizin aşılmasına ciddi katkı sunmasını istedi. Asgari ücretin toplumdaki toplam satın alma gücünü artırıcı bir kaldıraç olarak görülmesi gerektiğini belirten Yurdakul, öncelikle asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını talep etti. Yıllardır asgari ücretin, çalışan bir kişiyi esas alarak belirlendiğini belirten Yurdakul, sendikaların şimdiye kadar savunduğu “Asgari ücret 4 kişilik aile üzerinden belirlensin” talebinden geri adım atarak “Önerimiz asgari ücret hesaplamasında asgari ücretlinin ailesinde bir çocuğun da dikkate alınması” dedi. Yurdakul, 2002’den beri TÜİK’in belirlediği rakamların altında rakam belirlendiğini belirterek, bu kez TÜİK’in belirlediği rakamın üstüne çıkılmasını istedi. Yurdakul ayrıca, bölgesel asgari ücret tartışmalarının bir yana bırakılıp ulusal düzeyde, tek ücret belirlenmesi, krizden çıkış için de doğal gaz, elektrik ve akaryakıt fiyatlarının düşürülmesi gerektiğini ifade etti.
Bakan Çelik esneklik önerdi
Bakan Çelik İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanımı konusundaki sorular üzerine, konunun çok hassas olduğunu ve işçi, işveren, hükümet üçlü bir değerlendirme ile karar vermeleri gerektiğini, fonun bu üç ayak üzerine oturduğunu ifade etti.
İstihdam paketi ile işverenlerin üzerindeki yüklerin hafifletilmesi konusunda çok önemli düzenlemeler getirdiklerini belirten Çelik, hükümetin ayrıca bir paket üzerinde çalışmalarını sürdürdüğünü ve bunun kısa süre içerisinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacağını söyledi. Çelik, “Piyasaların dinamik hale getirilmesi için elimizden geleni yapma gayretindeyiz” dedi.
Çelik başka bir soru üzerine de işverenlere “esneklik uygulamaları” önerisi getirdi. “Öncelikle hedef işçi çıkarma olmamalı” diyen Çelik, krizi aşma için işverenlere yasal imkanları kullanmaları, İş Yasası’ndaki kısa çalışma ödeneğini kullanmalarını önerdi.
Çelik, “Kısa Çalışma Ödeneği gibi bir imkan varken, üç ay gibi bir nefes alma süresi varken, bu kullanılmalı. İşçiyi kapının önüne koymak doğru değildir. Bu, bazı işverenlerin krizi nasıl algıladığını göstermesi açısından önemlidir. İşçi, emek kıyımına dönük bir anlayış ortaya çıkıyor. Bunu doğru bulmuyorum” dedi. Kısa Çalışma Ödeneği’nin sorulması üzerine de Çelik, zarara girdiğini iddia eden işletmelerin İŞKUR’a başvurmaları halinde, bakanlığın inceleme yaptırıp, gerçekten zarar varsa 3 aylık dönem için işçilere “kısa dönem çalışma ödeneği” ödeneceğini, bunun da 255-510 YTL arasında bir rakama denk geldiğini anlattı. Çelik işverenlere “Böyle imkan varken kullanın, işçi çıkarmayın” dedi. Fonun da ancak istihdamı korumak ve 8 ay gibi kısa bir dönem için kullanılabileceğini belirten Çelik, talep olması halinde fon için görüşmeler yapabileceklerini söyledi.
Polis: Öldürme yetkimi kullandım
Soner Çankal’ı ‘dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle vuran polis memurunun savcıya verdiği ifadesinde “Ateş etmem Polis ve Vazife Selahiyetleri Kanunu’nun yetkileri dahilinde olmuştur” dedi.
Polis memurun bu sözleriyle polisin silah kullanma yetkisin arttıran Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda (PVSK) yapılan değişikliklerine karşı avukat ve insan hakları kurumlarının endişelerinin ne kadar haklı olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Bu sözler ayrıca polis kurşunuyla yaşanan ölümleri münferit olarak değerlendiren yetkilileri yalanlarken, “olaylar münferit değil polis yasadan güç alarak öldürüyor” yorumlarını güçlendirdi. Konu ile ilgili görüştüğümüz TİHV Başkanı, PVSK ile verilen yetkilerin sınırlandırılmamasıhalinde ölümlerin sıkça yaşanacağına dikkat çekti.
‘Kafasına sıkmak benim yasal yetkim’
Soner Çankal Ankara’da 20 Kasım tarihinde polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirmişti. Tanıklar, polisin 4-5 el ateş ettikten sonra Çankal’ı yaralı yakaladığını, polis H.Y’nin “Soner’se kafasına sık” demesi üzerine polisin Çankal’ı vurduğunu iddia etmişti. ‘Ölü muayene tutanağı’ Çankal’ın kafasından vurulduğunu belgeledi. Ceset üzerinde yapılan incelemede Çankal’ın vücudunda iki kurşun yarası ile kafa bölgesinde bir kurşun yarası bulunduğu tespit edildi. Olay sonrasında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla polis memuru V.K tutuklandı. V.K savcıya verdiği ifadede, “Arkasında bağırarak ‘dur, polis’ diyerek ikaz ettim. Görevdeyken bu olay başıma geldiği için benim ateş etmem de Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun yetkileri dahilinde olmuştur” dedi.
Polis ifadeleri çelişkili
V.K ifadesinde Çankal’a iki kez ikaz ateşi açtığını öne sürerek şöyle devam etti: “Şahıs bu ikaz ve ateş üzerine kayıp düştü, üzerine atladım. Şahıs bana vurmaya başladı. Ben de etkisiz hale getirmek için, silahın kabzasıyla kafasına doğru vurmaya başladım... İki şahıs daha geldi. Üçü bana çullandı. O arada boğuşma sırasında daha önce de ateş ettiğim için mermi de ağzında olduğu için silah elimde patladı(...)” dedi. V.K’nın ifadesiyle diğer polislerin ifadeleri çelişkili. V.K, Çankal ve arkadaşlarının içinde oturduğu araca üç metre uzaklıkta olduklarını belirtirken, O.E.Ö, O.D adlı polisler söz konusu araca 100 metre uzaklıkta olduklarını belirttiler. Ayrıca V.K sadece iki kez ateş açtığını belirtirken, diğer polisler 4-5 el silah sesi duyduklarını savcıya aktardı.
Olaylar münferit değil
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Önen, vakıf olarak bu konularla ilgili kaygılarını her zaman dile getirdiklerini söyleyerek, “PVSK’daki düzenleme, polisin silahı kullanmasını teşvik ediyor. Dikkat edilirse ölümlerin neredeyse tamamına yakını ‘dur’ ihtarına uyulmadığı gerekçe gösterilerek yapılıyor. İstatistiklerde bunu açıkça gösteriyor” diye konuştu. Önen, Türkiye’nin değişik illerinde sürekli olarak bu tür olayların yaşanmış olması münferit olmadığının kesin bir kanıtı olduğuna dikkat çekti. Suç işleyenleri koruyan hukuksal bir mekanizmanın var olduğunu ifade eden Önen, PVSK ile, polisleri koruma mekanizmasını geliştirip, cezalandırmaktan çok, cesaretlendirdiğinin altını çizdi.
Polisler teşvik ediliyor’
Polisin ifadesini gazetemize değerlendiren Çankal ailesinin avukatı Özgür Yılmaz, olayın bir infaz olduğunu belirtti. Polislerin ifadelerinde çelişkiler olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, Çankal’ın ailesinin olay yerinde bulunan diğer polisler hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını bildirdi. Son dönemde bu tip olayların artmasının arkasında, PVSK’daki değişiklikten çok, polisleri silah kullanmaya teşvik eden bir ortamın yaratılmış olması olduğunu belirten Yılmaz, yargı kararlarının ve İçişleri Bakanlığı’nın olaylar karşısındaki tutumunun polisleri silah kullanmaya teşvik edecek bir psikolojiye soktuğunu belirtti. (İstanbul-Ankara/EVRENSEL)
‘Yasa gereği’ vurulanlar!
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi’nin 26 Kasım 2008 tarihine kadar edindiği verilere göre 1 ocak 2008’den bu tarihe (düne) kadar “yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olaylarında” 35 kişi yaşamını yitirirken 45 kişi yaralandı.
TİHV verilerine göre 2007 yılından bu yana çeşitli gerekçelerle polisin ateş açması sonucu yaşanan belli ölüm ve yaralanma olayları şöyle:
# 2007’de, İstanbul Okmeydanı’nda “dur” ihtarına uymadığı öne sürülen bir araca ateş açan polisler, Emrah Dervişoğlu’nu (17) öldürdü, Tuncay Karabulut’u yaraladı.
# 3 Ağustos 2007’de Antalya’nın Alanya ilçesinde iki kadına “dur” ihtarına uymadıkları için polisler tarafından ateş açıldı. Olayda Narin Bulut öldü, Hanım Çalıkuşu yaralandı.
# 24 Kasım 2007 gecesi İzmir’de “dur” ihtarına uymadığı ileri sürülen Baran Tursun, polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi.
# İstanbul Yenibosna’da 7 Ekim 2007 günü polisin Yürüyüş dergisinin dağıtımını yapan Ferhat Gerçek’e ateş açması sonucu Gerçek felç oldu.
# 26 Ocak 2008’de Yalova’da bir polis, tartıştığı Mimar Hüseyin Turgut’u vurarak öldürdü.
# 22 Mart 2008’de Van’daki Newroz kutlamaları sırasında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu Zeki Erik yaşamını yitirdi.
# 16 Haziran 2008’de sivil polis ekipleri ‘dur’ ihtarına uymadıklarını öne sürdükleri E.C. ve M.G’ye ateş etti. Olayda E.C. yaşamını yitirirken M.G. yaralandı.
# 15 Temmuz 2008 sabahı Ankara’da polis ekipleri, ‘dur’ ihtarına uymadığını ileri sürdükleri Güersel Varol’u olay yerinde vurarak öldürdü.
# 6 Ağustos 2008’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde polis memuru, sokakta tekmelediği kutudan üzerine meyve suyu sıçrayınca kendi kendine söylenen Cem İnci’nin (23) kendisine küfür ettiğini öne sürerek İnci’yi vurarak öldürdü.
# Polis ekipleri, 26 Ağustos 2008’de Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, ‘dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle Cengiz Koç’u vurarak öldürdü.
# 27 Ekim 2008’de Antalya’da motosikletli polis memuru M.E, “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle motosikletiyle gezen Çağdaş Gemik’e (18) ateş etti. Gemik hayatını kaybetti.
PVSK’DA NE DEĞİŞTİ
2007’nin Haziran ayında yapılan değişiklikle Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) çerçevesinde polise “görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde zor ve silah kullanma yetkisi” verildi. PVSK’nın 16. maddesine göre polisin silah kullanma yetkisini “direnmenin mahiyetine ve derecesine göre” kullanması istendi. Polisin zor kullanmadan önce ilgililere “direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı” ihtarının yapılması gerektiği belirtilirken, değişikliğin ucu “Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir” cümlesiyle açık bırakılıyor. Polisin kullanacağı araç ve gereci ve kullanacağı zorun derecesini kendisinin tayin edeceği ifade ediliyor ve böylece karşıdaki kişinin “yaşam hakkı” polisin ‘insafına’ bırakılıyor.
Polis memurun bu sözleriyle polisin silah kullanma yetkisin arttıran Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda (PVSK) yapılan değişikliklerine karşı avukat ve insan hakları kurumlarının endişelerinin ne kadar haklı olduğu bir kez daha gözler önüne serildi. Bu sözler ayrıca polis kurşunuyla yaşanan ölümleri münferit olarak değerlendiren yetkilileri yalanlarken, “olaylar münferit değil polis yasadan güç alarak öldürüyor” yorumlarını güçlendirdi. Konu ile ilgili görüştüğümüz TİHV Başkanı, PVSK ile verilen yetkilerin sınırlandırılmamasıhalinde ölümlerin sıkça yaşanacağına dikkat çekti.
‘Kafasına sıkmak benim yasal yetkim’
Soner Çankal Ankara’da 20 Kasım tarihinde polisin silahından çıkan kurşunla yaşamını yitirmişti. Tanıklar, polisin 4-5 el ateş ettikten sonra Çankal’ı yaralı yakaladığını, polis H.Y’nin “Soner’se kafasına sık” demesi üzerine polisin Çankal’ı vurduğunu iddia etmişti. ‘Ölü muayene tutanağı’ Çankal’ın kafasından vurulduğunu belgeledi. Ceset üzerinde yapılan incelemede Çankal’ın vücudunda iki kurşun yarası ile kafa bölgesinde bir kurşun yarası bulunduğu tespit edildi. Olay sonrasında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçlamasıyla polis memuru V.K tutuklandı. V.K savcıya verdiği ifadede, “Arkasında bağırarak ‘dur, polis’ diyerek ikaz ettim. Görevdeyken bu olay başıma geldiği için benim ateş etmem de Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nun yetkileri dahilinde olmuştur” dedi.
Polis ifadeleri çelişkili
V.K ifadesinde Çankal’a iki kez ikaz ateşi açtığını öne sürerek şöyle devam etti: “Şahıs bu ikaz ve ateş üzerine kayıp düştü, üzerine atladım. Şahıs bana vurmaya başladı. Ben de etkisiz hale getirmek için, silahın kabzasıyla kafasına doğru vurmaya başladım... İki şahıs daha geldi. Üçü bana çullandı. O arada boğuşma sırasında daha önce de ateş ettiğim için mermi de ağzında olduğu için silah elimde patladı(...)” dedi. V.K’nın ifadesiyle diğer polislerin ifadeleri çelişkili. V.K, Çankal ve arkadaşlarının içinde oturduğu araca üç metre uzaklıkta olduklarını belirtirken, O.E.Ö, O.D adlı polisler söz konusu araca 100 metre uzaklıkta olduklarını belirttiler. Ayrıca V.K sadece iki kez ateş açtığını belirtirken, diğer polisler 4-5 el silah sesi duyduklarını savcıya aktardı.
Olaylar münferit değil
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Önen, vakıf olarak bu konularla ilgili kaygılarını her zaman dile getirdiklerini söyleyerek, “PVSK’daki düzenleme, polisin silahı kullanmasını teşvik ediyor. Dikkat edilirse ölümlerin neredeyse tamamına yakını ‘dur’ ihtarına uyulmadığı gerekçe gösterilerek yapılıyor. İstatistiklerde bunu açıkça gösteriyor” diye konuştu. Önen, Türkiye’nin değişik illerinde sürekli olarak bu tür olayların yaşanmış olması münferit olmadığının kesin bir kanıtı olduğuna dikkat çekti. Suç işleyenleri koruyan hukuksal bir mekanizmanın var olduğunu ifade eden Önen, PVSK ile, polisleri koruma mekanizmasını geliştirip, cezalandırmaktan çok, cesaretlendirdiğinin altını çizdi.
Polisler teşvik ediliyor’
Polisin ifadesini gazetemize değerlendiren Çankal ailesinin avukatı Özgür Yılmaz, olayın bir infaz olduğunu belirtti. Polislerin ifadelerinde çelişkiler olduğuna da dikkat çeken Yılmaz, Çankal’ın ailesinin olay yerinde bulunan diğer polisler hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını bildirdi. Son dönemde bu tip olayların artmasının arkasında, PVSK’daki değişiklikten çok, polisleri silah kullanmaya teşvik eden bir ortamın yaratılmış olması olduğunu belirten Yılmaz, yargı kararlarının ve İçişleri Bakanlığı’nın olaylar karşısındaki tutumunun polisleri silah kullanmaya teşvik edecek bir psikolojiye soktuğunu belirtti. (İstanbul-Ankara/EVRENSEL)
‘Yasa gereği’ vurulanlar!
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Dokümantasyon Merkezi’nin 26 Kasım 2008 tarihine kadar edindiği verilere göre 1 ocak 2008’den bu tarihe (düne) kadar “yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olaylarında” 35 kişi yaşamını yitirirken 45 kişi yaralandı.
TİHV verilerine göre 2007 yılından bu yana çeşitli gerekçelerle polisin ateş açması sonucu yaşanan belli ölüm ve yaralanma olayları şöyle:
# 2007’de, İstanbul Okmeydanı’nda “dur” ihtarına uymadığı öne sürülen bir araca ateş açan polisler, Emrah Dervişoğlu’nu (17) öldürdü, Tuncay Karabulut’u yaraladı.
# 3 Ağustos 2007’de Antalya’nın Alanya ilçesinde iki kadına “dur” ihtarına uymadıkları için polisler tarafından ateş açıldı. Olayda Narin Bulut öldü, Hanım Çalıkuşu yaralandı.
# 24 Kasım 2007 gecesi İzmir’de “dur” ihtarına uymadığı ileri sürülen Baran Tursun, polisin açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi.
# İstanbul Yenibosna’da 7 Ekim 2007 günü polisin Yürüyüş dergisinin dağıtımını yapan Ferhat Gerçek’e ateş açması sonucu Gerçek felç oldu.
# 26 Ocak 2008’de Yalova’da bir polis, tartıştığı Mimar Hüseyin Turgut’u vurarak öldürdü.
# 22 Mart 2008’de Van’daki Newroz kutlamaları sırasında güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu Zeki Erik yaşamını yitirdi.
# 16 Haziran 2008’de sivil polis ekipleri ‘dur’ ihtarına uymadıklarını öne sürdükleri E.C. ve M.G’ye ateş etti. Olayda E.C. yaşamını yitirirken M.G. yaralandı.
# 15 Temmuz 2008 sabahı Ankara’da polis ekipleri, ‘dur’ ihtarına uymadığını ileri sürdükleri Güersel Varol’u olay yerinde vurarak öldürdü.
# 6 Ağustos 2008’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde polis memuru, sokakta tekmelediği kutudan üzerine meyve suyu sıçrayınca kendi kendine söylenen Cem İnci’nin (23) kendisine küfür ettiğini öne sürerek İnci’yi vurarak öldürdü.
# Polis ekipleri, 26 Ağustos 2008’de Bursa’nın Nilüfer ilçesinde, ‘dur’ ihtarına uymadığı gerekçesiyle Cengiz Koç’u vurarak öldürdü.
# 27 Ekim 2008’de Antalya’da motosikletli polis memuru M.E, “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle motosikletiyle gezen Çağdaş Gemik’e (18) ateş etti. Gemik hayatını kaybetti.
PVSK’DA NE DEĞİŞTİ
2007’nin Haziran ayında yapılan değişiklikle Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) çerçevesinde polise “görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde zor ve silah kullanma yetkisi” verildi. PVSK’nın 16. maddesine göre polisin silah kullanma yetkisini “direnmenin mahiyetine ve derecesine göre” kullanması istendi. Polisin zor kullanmadan önce ilgililere “direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı” ihtarının yapılması gerektiği belirtilirken, değişikliğin ucu “Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir” cümlesiyle açık bırakılıyor. Polisin kullanacağı araç ve gereci ve kullanacağı zorun derecesini kendisinin tayin edeceği ifade ediliyor ve böylece karşıdaki kişinin “yaşam hakkı” polisin ‘insafına’ bırakılıyor.
26 Kasım 2008 Çarşamba
Yörsan işçileri kazandı
Mahkemenin işvereni haksız bularak 384 işçinin işe iadesini isteyen kararı kesinleşti. Sendikanın halen devam eden yetki davasının da Tekgıda İş Sendikası lehine sonuçlanması bekleniyor.
Sendikanın yetki davası halen sonuçlanmadı
Yetki davası ise halen sürmeye davam ediyor. Kesinleşen bu karardan sonra 16 Aralık 2008 deki yetki davasının da Tekgıda İş Sendikası'nın mahkemeye sunduğu deliler ve belgeler doğrultusunda lehlerine sonuçlanması bekleniyor.
İşveren 22 Kasım 2008 tarihi itibari ile işten attığı tüm işçiler için adlarına Susurluk Ziraat bankasına 4 er aylık ücretlerini yatırdı. Direnişin 355.gününden itibaren (24 Kasım Pazartesi) sendika avukatlarının ve yetkililerin yasal prosedürü uygulayarak mahkeme kararını alıp bu kararla birlikte işe iade için girişimlerde bulunacak.
Bu girişimden sonra işveren yasal süre içinde ya işçileri geri alacak yada yukarıda belirttiğimiz mahkeme kararlarını uygulayarak tazminatlarını ödeyecek.
Yörsan direnişi, ne olmuştu?
Yörsan da çalışan kayıtlı 384 işçinin 226 sının Tek Gıda İş Sendikasına üye olması ve sendikanın yetki için çalışma bakanlığına başvurmasıyla başlayan süreçte işveren türlü oyunlar ve siyasi müdahaleler yaparak Tekgıda İş Sendikası ‘nın yetki almasını engellemiş, sendikaya üye oldukları ve üye olanları ihbar etmedikleri için çalışanları hukuk dışı bir yöntemle işten çıkarmıştı. Yörsan işçisi bu durumu protesto etmek ve işe dönmek için 5 Aralık 2007 tarihinde fabrika önünde direniş başlatmıştı.
Çalışma bakanlığı SSK da kayıtlı olan bilgiler ile Maliye Bakanlığının bilgileri doğrultusunda yetki vermek yerine dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir şey yaparak kendi kayıtlarına değil işverenin bilgisine başvurmuş, adeta işçileri işverene ihbar etmişti. Bunun üzerine Tek Gıda İş Sendikası konuyu yargıya taşımıştı. Yürütülen soruşturma denetim ve nihayet her türlü olumsuz girişime rağmen mahkeme kararıyla sonuçlanan davada Yörsan haksız bulunarak 384 işçinin işe iade kararı çıkmıştı.
Susurluk Sulh Hukuk Mahkemesinde sonuçlanan davada Mahkeme, isçilerin ise iadesine karar vermişti. Karara göre; işveren işe aldığı takdirde 4 ay maaş verecek, eğer ise almamakta diretirse isçilerin kıdemine göre 4 ay artı fazladan 14 aydan başlayarak ödeme yapacak. Bu karar bugüne kadar verilen benzeri kararların en iyisi özelliğini de taşıyor. Daha önceki benzeri kararlarda ise iade davasını kazandığı halde ise alınmayan her isçiye kıdemler hariç 4+ 12 ay ödeme hükmü veriliyordu. Bu kararda kıdeme göre artan oranlı ödeme hükmü verildi. 1–5 yıl arası çalışmış isçiye 4+14 aylık, 5-10 yıl arası çalışmış isçiye 4+16aylik, 10-15 yıl çalışmış isçiye 4+18 aylık, 15 yıldan daha fazla çalışmış isçiye ise 4+20 yıl aylık tutarında işveren tarafından ücret ödeme hükmünü verdi.
Haklılıkları mahkeme karı ile kanıtlanan ve işverenin mahkeme sonucunu temyize göndermesi ile devam eden süreçte sürdürdükleri hak arama mücadelesinin 352.gününde ilgili mahkemenin kesinleşen işe iade davasının gerekçeli kararının Susurluk’a ulaşmasıyla birlikte kesinleşen işe iade davası zaferle sonuçlandı.
Sendikanın yetki davası halen sonuçlanmadı
Yetki davası ise halen sürmeye davam ediyor. Kesinleşen bu karardan sonra 16 Aralık 2008 deki yetki davasının da Tekgıda İş Sendikası'nın mahkemeye sunduğu deliler ve belgeler doğrultusunda lehlerine sonuçlanması bekleniyor.
İşveren 22 Kasım 2008 tarihi itibari ile işten attığı tüm işçiler için adlarına Susurluk Ziraat bankasına 4 er aylık ücretlerini yatırdı. Direnişin 355.gününden itibaren (24 Kasım Pazartesi) sendika avukatlarının ve yetkililerin yasal prosedürü uygulayarak mahkeme kararını alıp bu kararla birlikte işe iade için girişimlerde bulunacak.
Bu girişimden sonra işveren yasal süre içinde ya işçileri geri alacak yada yukarıda belirttiğimiz mahkeme kararlarını uygulayarak tazminatlarını ödeyecek.
Yörsan direnişi, ne olmuştu?
Yörsan da çalışan kayıtlı 384 işçinin 226 sının Tek Gıda İş Sendikasına üye olması ve sendikanın yetki için çalışma bakanlığına başvurmasıyla başlayan süreçte işveren türlü oyunlar ve siyasi müdahaleler yaparak Tekgıda İş Sendikası ‘nın yetki almasını engellemiş, sendikaya üye oldukları ve üye olanları ihbar etmedikleri için çalışanları hukuk dışı bir yöntemle işten çıkarmıştı. Yörsan işçisi bu durumu protesto etmek ve işe dönmek için 5 Aralık 2007 tarihinde fabrika önünde direniş başlatmıştı.
Çalışma bakanlığı SSK da kayıtlı olan bilgiler ile Maliye Bakanlığının bilgileri doğrultusunda yetki vermek yerine dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir şey yaparak kendi kayıtlarına değil işverenin bilgisine başvurmuş, adeta işçileri işverene ihbar etmişti. Bunun üzerine Tek Gıda İş Sendikası konuyu yargıya taşımıştı. Yürütülen soruşturma denetim ve nihayet her türlü olumsuz girişime rağmen mahkeme kararıyla sonuçlanan davada Yörsan haksız bulunarak 384 işçinin işe iade kararı çıkmıştı.
Susurluk Sulh Hukuk Mahkemesinde sonuçlanan davada Mahkeme, isçilerin ise iadesine karar vermişti. Karara göre; işveren işe aldığı takdirde 4 ay maaş verecek, eğer ise almamakta diretirse isçilerin kıdemine göre 4 ay artı fazladan 14 aydan başlayarak ödeme yapacak. Bu karar bugüne kadar verilen benzeri kararların en iyisi özelliğini de taşıyor. Daha önceki benzeri kararlarda ise iade davasını kazandığı halde ise alınmayan her isçiye kıdemler hariç 4+ 12 ay ödeme hükmü veriliyordu. Bu kararda kıdeme göre artan oranlı ödeme hükmü verildi. 1–5 yıl arası çalışmış isçiye 4+14 aylık, 5-10 yıl arası çalışmış isçiye 4+16aylik, 10-15 yıl çalışmış isçiye 4+18 aylık, 15 yıldan daha fazla çalışmış isçiye ise 4+20 yıl aylık tutarında işveren tarafından ücret ödeme hükmünü verdi.
Haklılıkları mahkeme karı ile kanıtlanan ve işverenin mahkeme sonucunu temyize göndermesi ile devam eden süreçte sürdürdükleri hak arama mücadelesinin 352.gününde ilgili mahkemenin kesinleşen işe iade davasının gerekçeli kararının Susurluk’a ulaşmasıyla birlikte kesinleşen işe iade davası zaferle sonuçlandı.
Haydi 29 Kasım mitingine
"Zamlar Geri Alınsın, Emek ve Demokrasi Programı Hayata Geçirilsin" talebiyle yapılan eylemlerde, 29 Kasım'da KESK ve DİSK'in çağrısıyla Ankara'da düzenlenecek olan "Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi"nin çağrısı da yapıldı. İzmir'de 5 bin, Çorum'da 3 bin, İstanbul'da bin kişinin katıldığı eylemlere diğer illerde de yüzlerce kişi katıldı.
İstanbul
Bakırköy Devlet hastanesi önünde toplanan yaklaşık bin kişi slogan ve pankartlarla Bakırköy Özgürlük Meydanı’na kadar bir yürüyüş düzenledi. Polisin yürüyüş güzergahına müdahale etmesi üzerine bir süre gerginlik yaşandı. Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda KESK Genel Başkanı Sami Evren, DİSK adına Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Türk-İş’den mitinge destek veren şubeler adına Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından kısa süren bir oturma eylemi yapıldı. Daha sonra 29 Kasım Ankara Mitingi çağrısı yapılarak eylem sonlandı.
İzmir
KESK İzmir Şubeler Platformu tarafından düzenlenen ve çok sayıda sendika ve kitle örgütünün de katıldığı basın açıklaması büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı basın açıklaması ve oturma eylemi adeta mitingi andırdı. Saat 14.00'te Basmane Meydanı'nda toplanılarak Konak'a kadar yürüyüş düzenlendi. Konak meydanı'nda yapılan basın açıklaması vekonuşmaların ardından 29 Kasım'da Ankara'daki mitingde buluşmak üzere eylem sonlandırıldı. Eylem KESK Mali Sekreteri İsmail Polat katıldı.
Ankara
Eğitim Sen Ankara 1 no'lu şube önünde saat 12.30'da toplananan KESK'liler buradan yürüyüşe başladı. Kızılay YKM önüne yürüyerek burada oturma eylemi yapmak isteyen 500'e yakın emekçinin önü GAMA İş Merkezi önünde polis barikatıyla kesildi. Emekçilerin barikatın önünde 'emekçiye değil çetelere barikat' sloganlarıyla birlikte kararlı bekleyişleri sonucu bir süre sonra barikat açıldı ve YKM önünde yürüyen emekçiler burada bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
KESK Ankara Şubeler Plarformu Dönem Sözcüsü Tuğrul Culfa'nın okuduğu açıklamada iktidara geldiğinden bu yana emekçilere sırtını dönen AKP Hükümetinin bu krizde de tercihini sermayeden yana kullandığı ifade edilerek kriziin tüm faturasının emekçilere 'işsiz, aç ve açıkta kalarak' ödettirildiğine dikkat çekildi. bir süre oturma eylemi yapılarak eylem sona erdi. Tüm sektörlerde ortaya çıkan işsizlik dalgasına, sosyal devlet uygulamalarının bütünüyle terk edilişine, hükümetin baskıcı politikalarla toplumsal muhalefeti susturma hamlelerine değinen Culfa zamların geri çekilmesini, işten atmaların yasaklanmasını ve emek-demokrasi programının hayata geçirilmesini talep ettiklerini belirtti. 29 Kasım'da Ankara'da düzenlenecek mitinge çağrı yapılan açıklamanın ardından yaklaşık yarım saat süren bir oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eyleminin ardından eyleme katılan Halkevciler metroda 29 Kasım mitingine çağıran bildirilerini dağıttılar. "Zamlar geri alınsın" diyen Halkevcilere halk yoğun ilgi gösterdi ve alkışlarıyla destek verdi.
Kocaeli
Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu bugün yaptığı basın açıklaması ile KESK ve DİSK'in Ankara'da yapılacak olan krize, yoksulluğa, işsizliğe ve zamlara karşı mitinge tüm Kocaeli halkını davet etti. Kocaeli Belediye İşhanı önünde yapılan eylemde, halkın temel talepleri de dile getirildi. Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklama yapan KESK Dönem Sözcüsü ve ESM Kocaeli Şube Başkanı Yener Çalışkan, AKP hükümetinin 2008 yılından bu yana doğalgaza, elektriğe ve temel gıda maddelerine yaptığı zamlarla, geçim sıkıntısı içinde olan emekçi ve yoksul kesimlerin hayatını iyice zorlaştırdığını söyledi. Daha sonra üyeler ve katılımcılar yaklaşık 15 dakika bulundukları yerde oturarak, oturma eylemi yaparak sloganlar ve alkışlar eşliğinde AKP hükümetini eleştirdiler.
Samsun
Samsun'da KESK'e bağlı bazı sendika üyeleri, Çiftlik Mahallesi Süleymaniye Geçidi'nde bir araya geldi. Grup adına basın açıklaması yapan KESK Samsun Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen Samsun Şube Başkanı Kenan Gülçiçek, hükümetin doğal gaza, elektriğe ve temel gıda maddelerine yaptığı zamları geri alması gerektiğini söyledi. Ak Parti hükümetine kararlılıklarını göstermek ve taleplerini bir kez daha haykırmak için bir araya geldiklerini belirten Gülçiçek, “Tüm dünyada fiyatlar düşerken Türkiye'de tüm ürünlere birbiri ardına zam gelmektedir. Faturalar ve mutfak harcamaları geçen kışa göre neredeyse iki katına çıkmıştır. İktidara geldiği günden bu yana emekçilere sırtını dönen Ak Parti hükümeti, ekonomik krizde de tüm tercihlerini sermaye kesimlerinden yana yapmaktadır” dedi.
Trabzon
KESK Trabzon Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Celal Akaç, Atatürk Alanı'nda yaptığı basın açıklamasında, Türkiye'nin yıllardır bir krizden çıkıp diğerine girdiğini, iktidardaki siyasi partiler değişse de ekonominin kaderinin bir türlü değişmediğini ileri sürdü. Ekonominin kaderinin değişmemesinin sebebinin iktidara gelen tüm partilerin yıllardır aynı siyasal ve ekonomik programı uygulamaları olduğunu iddia eden Akaç, krizin etkisini büyütmemek için başta doğal gaz ve elektrik olmak üzere son bir yılda yapılan fahiş zamların geri alınması gerektiğini kaydetti.
Sivas
KESK'e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Sivas Şube Başkanı Mustafa Çoban, Cıbıllar Parkı önünde toplanan grup adına yaptığı konuşmada, yıl başından bu yana doğal gaz, elektrik ve temel gıda maddelerine zam yapıldığını söyledi. Zamların geri çekilmesini isteyen Çoban, “Bu krizi bizler yaratmadık ve bedelini kabullenmeyeceğiz. İşsizliğe, yoksulluğa ve zamlara karşı emek, barış ve demokrasiden yana olan tüm kesimleri 29 Kasımda Ankara'ya bekliyoruz” diye konuştu.
Kayseri
Kayseri'de Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan KESK Kayseri Şubeler Platformu üyeleri, pankartlar ve sloganlarla zamları protesto etti. KESK Merkez Yönetim Kurulu üyesi Songül Morsümbül, “Krizi biz yaratmadık, bedelini de biz ödemek istemiyoruz” diye konuştu. Morsümbül, ekonomik alanda yaşanan krizleri demokratikleşmeden ayrı tutarak çözmenin mümkün olamayacağını belirterek, “Krizi biz yaratmadık, bedelini de biz ödemek istemiyoruz. Emekten yana, eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsız ve demokratik bir ülkede barış içinde, kardeşçe yaşamak istiyoruz” dedi.
Edirne
Edirne PTT Başmüdürlüğü binasının önünde toplanan KESK Edirne Şubeler Platformu ve DİSK Trakya Bölge Temsilciliği üyeleri, “Zamlar geri alınsın” adıyla protesto gösterisi ve oturma eylemi yaptı. KESK Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Adnan Gölpınar, grup adına yaptığı açıklamada, Ak Parti'nin iktidara geldiği günden beri emekçilerin hakkını savunmadığını öne sürdü. Global finansal krizin Türkiye'yi fazlasıyla etkilediğini ifade eden Gölpınar, “Zamlar geri çekilsin, işten atmalar yasaklansın” dedi. Eyleme Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç da destek verdi.
Ordu
KESK Şubeler Platformu Ordu Şubesi üyeleri, Şadırvan önünde toplanarak, zamların geri alınmasını istedi. Grup adına basın açıklaması yapan KESK Ordu Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen Ordu Şube Başkanı Ahmet Süngü, “Derin toplumsal yaralar açacak bu işten çıkarmalar yaygınlaşırken Ak Parti hükümeti gelişmeleri seyretmekle yetinmektedir” diye konuştu. Zamların ve işten çıkarmaların sürekli arttığını belirten Süngü, “Aileleriyle birlikte milyonlarca kişiyi etkileyecek ve derin toplumsal yaralar açacak bu işten çıkarmalar yaygınlaşırken Ak Parti tıpkı daha önceki hükümetlerin yaptığı gibi krizi fırsat bilip sosyal devlet uygulamalarını bütünüyle terk etmeye çalışmaktadır” dedi.
Adana
Adana'da Eğitim-Sen Adana Şubesi binasının önünde toplanan DİSK, KESK, Türk-İş ve TMMOB ile çeşitli siyasi partilerin temsilcileri, ellerinde pankartlarla Ak Parti aleyhinde slogan atarak, Atatürk Caddesi'nden İnönü Parkı'na kadar yürüdü. KESK Adana Dönem Sözcüsü Sinan Tunç, burada yaptığı açıklamada, 29 Kasımda Ak Parti'yi protesto etmek için Ankara'da miting düzenleneceğini anımsattı. Ekonomik krizin yükünü emekçilerin taşımayacağını ifade eden Tunç, zamların geri çekilmesi gerektiğini söyledi.
Adıyaman
Adıyaman’da Eğitim-Sen tarafından yapılan basın açıklaması ile 29 Kasım Ankara mitinginin çağrısı yapıldı. Demokrasi parkı önünde yapılan basın açıklamasını Eğitim-Sen Adıyaman Şubesi yönetim kurulu üyesi Erdal Yılmaz okudu.
Sendika.org
İstanbul
Bakırköy Devlet hastanesi önünde toplanan yaklaşık bin kişi slogan ve pankartlarla Bakırköy Özgürlük Meydanı’na kadar bir yürüyüş düzenledi. Polisin yürüyüş güzergahına müdahale etmesi üzerine bir süre gerginlik yaşandı. Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda KESK Genel Başkanı Sami Evren, DİSK adına Örgütlenme Daire Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Türk-İş’den mitinge destek veren şubeler adına Belediye-İş İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Gülüm birer konuşma yaptılar. Konuşmaların ardından kısa süren bir oturma eylemi yapıldı. Daha sonra 29 Kasım Ankara Mitingi çağrısı yapılarak eylem sonlandı.
İzmir
KESK İzmir Şubeler Platformu tarafından düzenlenen ve çok sayıda sendika ve kitle örgütünün de katıldığı basın açıklaması büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı basın açıklaması ve oturma eylemi adeta mitingi andırdı. Saat 14.00'te Basmane Meydanı'nda toplanılarak Konak'a kadar yürüyüş düzenlendi. Konak meydanı'nda yapılan basın açıklaması vekonuşmaların ardından 29 Kasım'da Ankara'daki mitingde buluşmak üzere eylem sonlandırıldı. Eylem KESK Mali Sekreteri İsmail Polat katıldı.
Ankara
Eğitim Sen Ankara 1 no'lu şube önünde saat 12.30'da toplananan KESK'liler buradan yürüyüşe başladı. Kızılay YKM önüne yürüyerek burada oturma eylemi yapmak isteyen 500'e yakın emekçinin önü GAMA İş Merkezi önünde polis barikatıyla kesildi. Emekçilerin barikatın önünde 'emekçiye değil çetelere barikat' sloganlarıyla birlikte kararlı bekleyişleri sonucu bir süre sonra barikat açıldı ve YKM önünde yürüyen emekçiler burada bir basın açıklaması gerçekleştirdiler.
KESK Ankara Şubeler Plarformu Dönem Sözcüsü Tuğrul Culfa'nın okuduğu açıklamada iktidara geldiğinden bu yana emekçilere sırtını dönen AKP Hükümetinin bu krizde de tercihini sermayeden yana kullandığı ifade edilerek kriziin tüm faturasının emekçilere 'işsiz, aç ve açıkta kalarak' ödettirildiğine dikkat çekildi. bir süre oturma eylemi yapılarak eylem sona erdi. Tüm sektörlerde ortaya çıkan işsizlik dalgasına, sosyal devlet uygulamalarının bütünüyle terk edilişine, hükümetin baskıcı politikalarla toplumsal muhalefeti susturma hamlelerine değinen Culfa zamların geri çekilmesini, işten atmaların yasaklanmasını ve emek-demokrasi programının hayata geçirilmesini talep ettiklerini belirtti. 29 Kasım'da Ankara'da düzenlenecek mitinge çağrı yapılan açıklamanın ardından yaklaşık yarım saat süren bir oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eyleminin ardından eyleme katılan Halkevciler metroda 29 Kasım mitingine çağıran bildirilerini dağıttılar. "Zamlar geri alınsın" diyen Halkevcilere halk yoğun ilgi gösterdi ve alkışlarıyla destek verdi.
Kocaeli
Kocaeli Emek ve Demokrasi Platformu bugün yaptığı basın açıklaması ile KESK ve DİSK'in Ankara'da yapılacak olan krize, yoksulluğa, işsizliğe ve zamlara karşı mitinge tüm Kocaeli halkını davet etti. Kocaeli Belediye İşhanı önünde yapılan eylemde, halkın temel talepleri de dile getirildi. Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklama yapan KESK Dönem Sözcüsü ve ESM Kocaeli Şube Başkanı Yener Çalışkan, AKP hükümetinin 2008 yılından bu yana doğalgaza, elektriğe ve temel gıda maddelerine yaptığı zamlarla, geçim sıkıntısı içinde olan emekçi ve yoksul kesimlerin hayatını iyice zorlaştırdığını söyledi. Daha sonra üyeler ve katılımcılar yaklaşık 15 dakika bulundukları yerde oturarak, oturma eylemi yaparak sloganlar ve alkışlar eşliğinde AKP hükümetini eleştirdiler.
Samsun
Samsun'da KESK'e bağlı bazı sendika üyeleri, Çiftlik Mahallesi Süleymaniye Geçidi'nde bir araya geldi. Grup adına basın açıklaması yapan KESK Samsun Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen Samsun Şube Başkanı Kenan Gülçiçek, hükümetin doğal gaza, elektriğe ve temel gıda maddelerine yaptığı zamları geri alması gerektiğini söyledi. Ak Parti hükümetine kararlılıklarını göstermek ve taleplerini bir kez daha haykırmak için bir araya geldiklerini belirten Gülçiçek, “Tüm dünyada fiyatlar düşerken Türkiye'de tüm ürünlere birbiri ardına zam gelmektedir. Faturalar ve mutfak harcamaları geçen kışa göre neredeyse iki katına çıkmıştır. İktidara geldiği günden bu yana emekçilere sırtını dönen Ak Parti hükümeti, ekonomik krizde de tüm tercihlerini sermaye kesimlerinden yana yapmaktadır” dedi.
Trabzon
KESK Trabzon Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Celal Akaç, Atatürk Alanı'nda yaptığı basın açıklamasında, Türkiye'nin yıllardır bir krizden çıkıp diğerine girdiğini, iktidardaki siyasi partiler değişse de ekonominin kaderinin bir türlü değişmediğini ileri sürdü. Ekonominin kaderinin değişmemesinin sebebinin iktidara gelen tüm partilerin yıllardır aynı siyasal ve ekonomik programı uygulamaları olduğunu iddia eden Akaç, krizin etkisini büyütmemek için başta doğal gaz ve elektrik olmak üzere son bir yılda yapılan fahiş zamların geri alınması gerektiğini kaydetti.
Sivas
KESK'e bağlı Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Sivas Şube Başkanı Mustafa Çoban, Cıbıllar Parkı önünde toplanan grup adına yaptığı konuşmada, yıl başından bu yana doğal gaz, elektrik ve temel gıda maddelerine zam yapıldığını söyledi. Zamların geri çekilmesini isteyen Çoban, “Bu krizi bizler yaratmadık ve bedelini kabullenmeyeceğiz. İşsizliğe, yoksulluğa ve zamlara karşı emek, barış ve demokrasiden yana olan tüm kesimleri 29 Kasımda Ankara'ya bekliyoruz” diye konuştu.
Kayseri
Kayseri'de Cumhuriyet Meydanı'nda toplanan KESK Kayseri Şubeler Platformu üyeleri, pankartlar ve sloganlarla zamları protesto etti. KESK Merkez Yönetim Kurulu üyesi Songül Morsümbül, “Krizi biz yaratmadık, bedelini de biz ödemek istemiyoruz” diye konuştu. Morsümbül, ekonomik alanda yaşanan krizleri demokratikleşmeden ayrı tutarak çözmenin mümkün olamayacağını belirterek, “Krizi biz yaratmadık, bedelini de biz ödemek istemiyoruz. Emekten yana, eşitlikçi, özgürlükçü, bağımsız ve demokratik bir ülkede barış içinde, kardeşçe yaşamak istiyoruz” dedi.
Edirne
Edirne PTT Başmüdürlüğü binasının önünde toplanan KESK Edirne Şubeler Platformu ve DİSK Trakya Bölge Temsilciliği üyeleri, “Zamlar geri alınsın” adıyla protesto gösterisi ve oturma eylemi yaptı. KESK Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Adnan Gölpınar, grup adına yaptığı açıklamada, Ak Parti'nin iktidara geldiği günden beri emekçilerin hakkını savunmadığını öne sürdü. Global finansal krizin Türkiye'yi fazlasıyla etkilediğini ifade eden Gölpınar, “Zamlar geri çekilsin, işten atmalar yasaklansın” dedi. Eyleme Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç da destek verdi.
Ordu
KESK Şubeler Platformu Ordu Şubesi üyeleri, Şadırvan önünde toplanarak, zamların geri alınmasını istedi. Grup adına basın açıklaması yapan KESK Ordu Dönem Sözcüsü ve Eğitim-Sen Ordu Şube Başkanı Ahmet Süngü, “Derin toplumsal yaralar açacak bu işten çıkarmalar yaygınlaşırken Ak Parti hükümeti gelişmeleri seyretmekle yetinmektedir” diye konuştu. Zamların ve işten çıkarmaların sürekli arttığını belirten Süngü, “Aileleriyle birlikte milyonlarca kişiyi etkileyecek ve derin toplumsal yaralar açacak bu işten çıkarmalar yaygınlaşırken Ak Parti tıpkı daha önceki hükümetlerin yaptığı gibi krizi fırsat bilip sosyal devlet uygulamalarını bütünüyle terk etmeye çalışmaktadır” dedi.
Adana
Adana'da Eğitim-Sen Adana Şubesi binasının önünde toplanan DİSK, KESK, Türk-İş ve TMMOB ile çeşitli siyasi partilerin temsilcileri, ellerinde pankartlarla Ak Parti aleyhinde slogan atarak, Atatürk Caddesi'nden İnönü Parkı'na kadar yürüdü. KESK Adana Dönem Sözcüsü Sinan Tunç, burada yaptığı açıklamada, 29 Kasımda Ak Parti'yi protesto etmek için Ankara'da miting düzenleneceğini anımsattı. Ekonomik krizin yükünü emekçilerin taşımayacağını ifade eden Tunç, zamların geri çekilmesi gerektiğini söyledi.
Adıyaman
Adıyaman’da Eğitim-Sen tarafından yapılan basın açıklaması ile 29 Kasım Ankara mitinginin çağrısı yapıldı. Demokrasi parkı önünde yapılan basın açıklamasını Eğitim-Sen Adıyaman Şubesi yönetim kurulu üyesi Erdal Yılmaz okudu.
Sendika.org
29 Kasım'da Ankara'dayız
TTB Merkez Konseyi Başkanı Gençay Gürsoy ve TMMOB adına Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Cemalettin Küçük’ün yer aldığı basın toplantısında TTB ve TMMOB’un mitingin örgütleyicileri arasına geç katılmaları “teknik bir aksaklık” olarak açıklandı.
KESK Genel Başkanı Sami Evren, AKP hükümetinin başını kuma gömmesine rağmen ekonomik krizden kurtulamadığını belirterek, krizin trajediye dönüştüğünü söyledi.
Toplantıya DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Mehmet Ali Alabora, Zeynep Tanbay, Moğollar üyesi Taner Öngül, Mor ve Ötesi solisti Kerem Kabadayı, TMMOB yönetim kurulu üyesi İsmail Küçük, Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin, Dev Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atılan Kızılay işçileri katıldı. Toplantıda konuşan KESK Genel Başkanı Sami Evren, bütün dünyada kriz devam ederken, Türkiye'de de son bir yılda işten çıkartmalar ve ekonomik durgunlukla karşı karşıya kalınmış olmasına rağmen AKP hükümetinin başını kuma gömerek krizden kurtulamadığını söyledi. Hükümetin IMF ile yaptığı anlaşmayı "yanılgının üzerine mum dikmek" olarak değerlendiren Evren, "Bugüne kadar iki yanlıştan bir doğru etmeyeceğini anlamayan hükümet ekonomik krizi, toplumsal bir trajediye dönüştürmek istemektedirler" dedi.
Evren, alınması gereken önlemleri sıraladı
Krizin ardından hükümetin ilk icraatının sermaye için vergi indirimi yapmak olduğunu ifade eden Evren, "AKP'nin yeni kriz paketi de sadece sermayenin gönlünü hoş tutmayı amaçlıyor. İşçilerin alın terine, kara paraya, orman alanlarının satışına dayalı bir ekonomik programın hakaniyeti, inandırıcılığı ve uygulanabilirliği yoktur" diye konuştu.
Aylardan beri krizde temel önceliğin emekçi ve yoksul kesimlerin korunması olduğunu dile getirdiklerini hatırlatan Evren, "Zamların geri alınması, işten çıkartmaların yasaklanması, gerçek gelire dayalı adil bir vergi sisteminin kurulması, yasadışı ekonomik faaliyetlerin engellenmesi, yoksulluğun önüne geçilmesi, iç ve dış borçların yeniden düzenlenmesi, kamu hizmetlerinin ücretsiz olması ve yoksul kesimlere doğrudan gelir desteği sağlanması gibi tedbirlerin alınması ekonomik krizin trajediye dönüşmesinin engellenmesini sağlayacaktır" dedi.
'29 kasım'da Ankara'da alandayız'
Evren'in ardından söz alan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Türkiye'de uygulanan ekonomik politikaların mağdurları olarak bir arada olduklarını ve beraber başarabileceklerini söyledi. Zamların geri alınması, uygulanan IMF politikalarına karşı dur denilebileceğini belirten Çelebi, "Bu sorun sadece DİSK ve KESK'in sorunu değil. Bu herkesin sorunu. Aydınların sorunu. Emek güçleri bir araya gelmeli ve sermaye saldırılarına karşı bedel ödetmeliyiz Krizin sorumlusu biz değiliz" diye konuştu. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ise, 29 Kasım mitinginin Alevi mitinginin ardından AKP'ye yapılacak ikinci ihtar olduğunu söyledi. Uras, "İhtardan anlamayanlara başka türlü cevap verilir. AKP'ye de yerel seçimlerde cevap verilecek. Bize ölümü gösterip hastalığa razı etmek istiyorlar" dedi. TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy, Mehmet Ali Alabora, Moğollar üyesi Taner Öngül, Mor ve Ötesi solisti Kerem Kabadayı da mitinge destek vereceklerini açıkla
KESK Genel Başkanı Sami Evren, AKP hükümetinin başını kuma gömmesine rağmen ekonomik krizden kurtulamadığını belirterek, krizin trajediye dönüştüğünü söyledi.
Toplantıya DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Genel Başkanı Sami Evren, TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Mehmet Ali Alabora, Zeynep Tanbay, Moğollar üyesi Taner Öngül, Mor ve Ötesi solisti Kerem Kabadayı, TMMOB yönetim kurulu üyesi İsmail Küçük, Sine Sen Genel Başkanı Yusuf Çetin, Dev Sağlık İş Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve sendikalı oldukları gerekçesiyle işten atılan Kızılay işçileri katıldı. Toplantıda konuşan KESK Genel Başkanı Sami Evren, bütün dünyada kriz devam ederken, Türkiye'de de son bir yılda işten çıkartmalar ve ekonomik durgunlukla karşı karşıya kalınmış olmasına rağmen AKP hükümetinin başını kuma gömerek krizden kurtulamadığını söyledi. Hükümetin IMF ile yaptığı anlaşmayı "yanılgının üzerine mum dikmek" olarak değerlendiren Evren, "Bugüne kadar iki yanlıştan bir doğru etmeyeceğini anlamayan hükümet ekonomik krizi, toplumsal bir trajediye dönüştürmek istemektedirler" dedi.
Evren, alınması gereken önlemleri sıraladı
Krizin ardından hükümetin ilk icraatının sermaye için vergi indirimi yapmak olduğunu ifade eden Evren, "AKP'nin yeni kriz paketi de sadece sermayenin gönlünü hoş tutmayı amaçlıyor. İşçilerin alın terine, kara paraya, orman alanlarının satışına dayalı bir ekonomik programın hakaniyeti, inandırıcılığı ve uygulanabilirliği yoktur" diye konuştu.
Aylardan beri krizde temel önceliğin emekçi ve yoksul kesimlerin korunması olduğunu dile getirdiklerini hatırlatan Evren, "Zamların geri alınması, işten çıkartmaların yasaklanması, gerçek gelire dayalı adil bir vergi sisteminin kurulması, yasadışı ekonomik faaliyetlerin engellenmesi, yoksulluğun önüne geçilmesi, iç ve dış borçların yeniden düzenlenmesi, kamu hizmetlerinin ücretsiz olması ve yoksul kesimlere doğrudan gelir desteği sağlanması gibi tedbirlerin alınması ekonomik krizin trajediye dönüşmesinin engellenmesini sağlayacaktır" dedi.
'29 kasım'da Ankara'da alandayız'
Evren'in ardından söz alan DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Türkiye'de uygulanan ekonomik politikaların mağdurları olarak bir arada olduklarını ve beraber başarabileceklerini söyledi. Zamların geri alınması, uygulanan IMF politikalarına karşı dur denilebileceğini belirten Çelebi, "Bu sorun sadece DİSK ve KESK'in sorunu değil. Bu herkesin sorunu. Aydınların sorunu. Emek güçleri bir araya gelmeli ve sermaye saldırılarına karşı bedel ödetmeliyiz Krizin sorumlusu biz değiliz" diye konuştu. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras ise, 29 Kasım mitinginin Alevi mitinginin ardından AKP'ye yapılacak ikinci ihtar olduğunu söyledi. Uras, "İhtardan anlamayanlara başka türlü cevap verilir. AKP'ye de yerel seçimlerde cevap verilecek. Bize ölümü gösterip hastalığa razı etmek istiyorlar" dedi. TTB Genel Başkanı Gencay Gürsoy, Mehmet Ali Alabora, Moğollar üyesi Taner Öngül, Mor ve Ötesi solisti Kerem Kabadayı da mitinge destek vereceklerini açıkla
TÜRK-İŞ'ten önlem raporu
'Ekonomik Krize Karşı Önlemler Raporu'' hazırlayan Türk-İş, ekonomik krize karşı iş yerlerine sağlanacak teşvik, istisna ve muafiyet önlemlerinde işçi çıkarılmamasının temel koşul olması gerektiğini belirtti. İş yerlerine/firmalara sağlanacak teşvik, istisna ve muafiyet önlemlerinde işçi çıkarılmamasının temel koşul olması gerektiği ifade edilen raporda, halen çalışmakta olan işçilerin dışında ilave istihdam yaratan işletmelerin sosyal güvenlik prim ödemelerinin belli bir süre 'Hazine' tarafından üstlenilmesi önerisinde bulunuldu.
Raporda, şu görüş ve önerilere yer verildi:
-Ekonomiyi canlandırıcı önlem olarak faiz oranları azaltılmalı, işletme kredisi üretim ve istihdam şartı ile uzun vadeye yayılmış bir biçimde uygulanmalıdır.
-Kriz sürecinde devlet, hiçbir kesimi dışarıda bırakmayan bütüncül politikalar izlemeli, özel sektörü (reel sektörü) desteklerken istihdamı genişletecek projelere öncelik vermelidir.
-Kamu kurum ve kuruluşlarının personel ihtiyaçları bekletilmeden giderilmeli, emekli olanlar yerine derhal yeni personel istihdam edilmelidir.
-Ekonomik kriz döneminde iş yerlerinde fazla mesai uygulaması yapılmamalı, yasal haftalık çalışma süresine uygun mesai uygulanmalıdır.
-Ekonomik gerekçelerle işten çıkarılma kararı, her ilde/sektörde oluşturulacak, işçi-işveren temsilcilerinin de bulunduğu bir komite tarafından karara bağlanmalıdır.
-Ekonomik kriz döneminde işveren kesimi tarafından daha da yaygınlaştırılmak istenen esnek çalışma biçimleri kabul edilemez niteliktedir.
-Krizi aşabilmenin önemli unsurlarından birisi kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması zorunluluğudur.
-Krizin toplumsal maliyetini kadın ve çocuk emeği üzerine yığacak yaklaşımlara izin verilmemelidir.
-Türkiye'de kayıt dışı istihdam nedeniyle alınamayan sosyal sigorta primi ve vergi, ekonomiye kazandırılmalıdır.
Kredi borç faizleri
-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yeni müfettişlerle takviye edilmeli ve ülkemizde bir kara delik olan kayıt dışılığı azaltmak için bu dönemde denetimlerine hız vermelidir.
-İşverenlerin, esnaf ve sanatkarların talebi olan kredi faizlerinin düşürülmesi, borçlarının ve faizlerinin yeniden yapılandırılması konusu düzenlenirken, bu kesimleri harcamaları ile besleyen çalışanların tüketici kredileri ve borçları için onları rahatlatacak düzenlemeler de yapılmalıdır.
-Türkiye'de hane halkı borçluluğu, özellikle düşük gelirli ailelerde daha yüksektir. Bu kesimlerin kredi kartı borç faizleri dondurulmalıdır.
-Sanayide üretimi ve özellikle ara malı üretimini teşvik edecek bir politika geliştirilerek, nihai ürün içinde yerli katma değer oranını artıracak teşvik politikaları geliştirilmeli, dışa bağımlılık ve ithalata dayalı büyümenin yarattığı sorunlara karşı yeni bir politika olarak benimsenmelidir.
-Türkiye'yi böylesi bir krizde zayıf kılan özelleştirme ve yabancılaştırma uygulamaları derhal durdurulmalıdır.
-İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken para, fonun oluşturulma amaçları doğrultusunda kullanılmalı, fon kaynaklarının istismarına imkan verilmemelidir.
-İşsizlik sigortası kapsamında olan işçilerin fondan yararlanma koşulları geliştirilmelidir. Bu çerçevede işçinin fona ulaşımı kolaylaştırılmalı, fondan yararlandırılma süresi ve miktarı artırılmalıdır.
-Ücret Garanti Fonu'nun istismara yol açmadan kullanılması sağlanmalıdır.
-İşten çıkarılmanın kaçınılmaz olduğu durumlarda, işçiye alacaklarının hemen ve kesintisiz olarak ödenmesi ön koşul olmalıdır.
-Kamu eliyle kullanılmakta olan tüm yardım fonları sosyal güvenlik kurumuna devredilmeli ve aile yardımları şeklinde sürdürülmelidir.
-Ülkedeki yurttaşların, ailesiyle birlikte günün kabul edilir koşullarında temel gereksinimlerini karşılayabilecek bir gelir elde etmeleri sağlanmalıdır. Bu gelirin elde edilemediği durumlarda, elde edilen ve fakat düşük kalan gelir tutarı farkı karşılanmalıdır.
Temel ihtiyaçlardaki dolaylı vergiler kaldırılmalı
-Asgari ücret bir ailenin geçimini sağlayacak şekilde, tüm ülke için tek rakam olarak belirlenmeli ve her şeyden önce vergi dışı bırakılmalıdır.
-Bölgesel asgari ücret, gençler için düşük ücret gibi düşünceler ise gündeme bile getirilmemelidir.
-Ağırlıklı olarak dar ve sabit gelirli kesimlerin tükettiği zorunlu temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki dolaylı vergiler kaldırılmalıdır.
-İşsizlik sigortası kapsamında olmayan işten çıkarılan işçilerin zorunlu giderlerini karşılamaya yönelik olarak dayanışma geliri uygulanmalı, ayrıca elektrik, su, doğalgaz, yakacak, kira gibi ödemeleri belirli bir süre kamu bütçesinden sağlanmalıdır.
-Elektrik ve doğal gaza yapılan zamlar hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkilemektedir. Doğalgaz zammı geri alınmalı, elektrik ve doğalgaza yeni zam yapılmamalıdır.
Cumhuriyet ikramiyesi
-Kapasite kullanım oranlarındaki gerileme, üretim artışının yavaşlaması, tüketim harcamalarının azalması, ekonomideki durgunluk tehlikesi, hane halkının borçluluğu da dikkate alınarak; işçi-memur-emekli kesimine ''cumhuriyet ikramiyesi'' olarak bir defalık ödeme yapılmalı ve piyasaların canlanması sağlanmalıdır.
-Yaşanan ekonomik krizden çıkış sürecinde, ekonomik daralmanın ve işsizliğin asgari düzeyde tutulabilmesi için uygun bir gelirler politikası uygulanmalıdır.
-Kamu kesiminde çalışan memur ve sözleşmeli personelin maaşları gerçekleşen enflasyon oranını yansıtacak biçimde belirlenmelidir. İşçi ücretlerinin satın alma gücü istihdam kaybına yol açılmadan artırılmalıdır.
-Bir bütün olarak aynı ekonomik ve sosyal uygulamaların etkisinde bulunan işçi ve memur kamu çalışanları arasında yapay ayırımlar yaratılmamalıdır.
AA / 25.11.08
Raporda, şu görüş ve önerilere yer verildi:
-Ekonomiyi canlandırıcı önlem olarak faiz oranları azaltılmalı, işletme kredisi üretim ve istihdam şartı ile uzun vadeye yayılmış bir biçimde uygulanmalıdır.
-Kriz sürecinde devlet, hiçbir kesimi dışarıda bırakmayan bütüncül politikalar izlemeli, özel sektörü (reel sektörü) desteklerken istihdamı genişletecek projelere öncelik vermelidir.
-Kamu kurum ve kuruluşlarının personel ihtiyaçları bekletilmeden giderilmeli, emekli olanlar yerine derhal yeni personel istihdam edilmelidir.
-Ekonomik kriz döneminde iş yerlerinde fazla mesai uygulaması yapılmamalı, yasal haftalık çalışma süresine uygun mesai uygulanmalıdır.
-Ekonomik gerekçelerle işten çıkarılma kararı, her ilde/sektörde oluşturulacak, işçi-işveren temsilcilerinin de bulunduğu bir komite tarafından karara bağlanmalıdır.
-Ekonomik kriz döneminde işveren kesimi tarafından daha da yaygınlaştırılmak istenen esnek çalışma biçimleri kabul edilemez niteliktedir.
-Krizi aşabilmenin önemli unsurlarından birisi kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması zorunluluğudur.
-Krizin toplumsal maliyetini kadın ve çocuk emeği üzerine yığacak yaklaşımlara izin verilmemelidir.
-Türkiye'de kayıt dışı istihdam nedeniyle alınamayan sosyal sigorta primi ve vergi, ekonomiye kazandırılmalıdır.
Kredi borç faizleri
-Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yeni müfettişlerle takviye edilmeli ve ülkemizde bir kara delik olan kayıt dışılığı azaltmak için bu dönemde denetimlerine hız vermelidir.
-İşverenlerin, esnaf ve sanatkarların talebi olan kredi faizlerinin düşürülmesi, borçlarının ve faizlerinin yeniden yapılandırılması konusu düzenlenirken, bu kesimleri harcamaları ile besleyen çalışanların tüketici kredileri ve borçları için onları rahatlatacak düzenlemeler de yapılmalıdır.
-Türkiye'de hane halkı borçluluğu, özellikle düşük gelirli ailelerde daha yüksektir. Bu kesimlerin kredi kartı borç faizleri dondurulmalıdır.
-Sanayide üretimi ve özellikle ara malı üretimini teşvik edecek bir politika geliştirilerek, nihai ürün içinde yerli katma değer oranını artıracak teşvik politikaları geliştirilmeli, dışa bağımlılık ve ithalata dayalı büyümenin yarattığı sorunlara karşı yeni bir politika olarak benimsenmelidir.
-Türkiye'yi böylesi bir krizde zayıf kılan özelleştirme ve yabancılaştırma uygulamaları derhal durdurulmalıdır.
-İşsizlik Sigortası Fonu'nda biriken para, fonun oluşturulma amaçları doğrultusunda kullanılmalı, fon kaynaklarının istismarına imkan verilmemelidir.
-İşsizlik sigortası kapsamında olan işçilerin fondan yararlanma koşulları geliştirilmelidir. Bu çerçevede işçinin fona ulaşımı kolaylaştırılmalı, fondan yararlandırılma süresi ve miktarı artırılmalıdır.
-Ücret Garanti Fonu'nun istismara yol açmadan kullanılması sağlanmalıdır.
-İşten çıkarılmanın kaçınılmaz olduğu durumlarda, işçiye alacaklarının hemen ve kesintisiz olarak ödenmesi ön koşul olmalıdır.
-Kamu eliyle kullanılmakta olan tüm yardım fonları sosyal güvenlik kurumuna devredilmeli ve aile yardımları şeklinde sürdürülmelidir.
-Ülkedeki yurttaşların, ailesiyle birlikte günün kabul edilir koşullarında temel gereksinimlerini karşılayabilecek bir gelir elde etmeleri sağlanmalıdır. Bu gelirin elde edilemediği durumlarda, elde edilen ve fakat düşük kalan gelir tutarı farkı karşılanmalıdır.
Temel ihtiyaçlardaki dolaylı vergiler kaldırılmalı
-Asgari ücret bir ailenin geçimini sağlayacak şekilde, tüm ülke için tek rakam olarak belirlenmeli ve her şeyden önce vergi dışı bırakılmalıdır.
-Bölgesel asgari ücret, gençler için düşük ücret gibi düşünceler ise gündeme bile getirilmemelidir.
-Ağırlıklı olarak dar ve sabit gelirli kesimlerin tükettiği zorunlu temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki dolaylı vergiler kaldırılmalıdır.
-İşsizlik sigortası kapsamında olmayan işten çıkarılan işçilerin zorunlu giderlerini karşılamaya yönelik olarak dayanışma geliri uygulanmalı, ayrıca elektrik, su, doğalgaz, yakacak, kira gibi ödemeleri belirli bir süre kamu bütçesinden sağlanmalıdır.
-Elektrik ve doğal gaza yapılan zamlar hem üreticiyi hem de tüketiciyi olumsuz etkilemektedir. Doğalgaz zammı geri alınmalı, elektrik ve doğalgaza yeni zam yapılmamalıdır.
Cumhuriyet ikramiyesi
-Kapasite kullanım oranlarındaki gerileme, üretim artışının yavaşlaması, tüketim harcamalarının azalması, ekonomideki durgunluk tehlikesi, hane halkının borçluluğu da dikkate alınarak; işçi-memur-emekli kesimine ''cumhuriyet ikramiyesi'' olarak bir defalık ödeme yapılmalı ve piyasaların canlanması sağlanmalıdır.
-Yaşanan ekonomik krizden çıkış sürecinde, ekonomik daralmanın ve işsizliğin asgari düzeyde tutulabilmesi için uygun bir gelirler politikası uygulanmalıdır.
-Kamu kesiminde çalışan memur ve sözleşmeli personelin maaşları gerçekleşen enflasyon oranını yansıtacak biçimde belirlenmelidir. İşçi ücretlerinin satın alma gücü istihdam kaybına yol açılmadan artırılmalıdır.
-Bir bütün olarak aynı ekonomik ve sosyal uygulamaların etkisinde bulunan işçi ve memur kamu çalışanları arasında yapay ayırımlar yaratılmamalıdır.
AA / 25.11.08
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)