28 Aralık 2008 Pazar

Kürt kurumlarından TRT 6 açıklaması

Kürtçe yayın yapan basın kuruluşları ve Kürt kurumları, test yayınına başlayan TRT’nin Kürtçe kanalına ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Kürtçe yayın yapan basın kuruluşları ve Kürt kurumları, test yayınına başlayan TRT’nin Kürtçe kanalına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yapılan ortak basın açıklamasında Kürt kimliğinin Anayasal güvenceye alınması talep edildi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda yapılan toplantıya Kurdî Der, TZP Kurdî, Diyarbakır Kürt Enstitüsü, Kürt Yazarlar Derneği, Azadiya Welat, Gün TV, Dicle Fırat Kültür Sanat Derneği, ilçe belediye başkanları, Kürt aydınları, sanatçıları ve çok sayıda Diyarbakırlı katıldı.
Çelişkili bir durum
Kürtçe açıklamayı tiyatro oyuncusu Osman Xunaw yaparken, Türkçe açıklamayı kurumlar adına Kürt Yazarlar Derneği başkanı İrfan Babaoğlu yaptı. Kürtçe üzerindeki baskılar sürerken TRT 6’nın Kürtçe yayına başlamasını trajikomik bir durum olarak değerlendiren İrfan Babaoğlu, bu durumu ‘güler misin ağlar mısın’ şeklinde ifade etmenin mümkün olduğunu söyledi. Kürtlerin varlığının tüm devlet kurumlarında ve resmi yazışmalarda inkar edildiğini belirten Babaoğlu, “Kürtçe alfabede bulunan W, Q, ve X harflerini kullanan onlarca belediyeye, sendikaya ve siyasetçiye hapis cezası vereceksin, diğer taraftan da Kürtçe yayın yapacak bir TV açacaksın ve yasak diye yüzlerce Kürt çocuğunun ismini kimliğine yazmamanın gerekçesi yaptığın harfleri kullanacaksın. Bu durum tam bir çelişkidir ve trajikomik bir vakadır.”dedi.
Kültürel koruculuk
Atılan adımın Kürt halkını kandırmaktan başka bir anlama gelmediğini ifade eden Babaoğlu, “Kendilerine Kürt ve demokrat sıfatı yakıştıran bazı kişiler bu gelişmeyi olumlu bir adım olarak değerlendirmektedir. Kürt kurumları olarak açıkça ifade ediyoruz ki böyle bir durumun yaşanılması karşısında ancak utanç duyulabilir. AKP hükümeti ve akıl hocaları bu kanalı Kürtlere yutturmak için kendilerine Kürt diyen ancak Kürtlükle alakası olmayan kişilere rüşvet niteliğinde paralar teklif etmektedir. Devlet adeta Kürt sanatçılarına politik hesapları doğrultusunda kullanacakları, satın alacakları bir mal olarak yaklaşım gösteriyor. Bu temelde halkımız böylesine utanılası bir yolu tercih edenler için şimdiden hükmünü vermeye başlamıştır. Bunlara ‘kültürel korucular’ adını vermiştir. Kürtler artık bu siyasi oyunlara gelmeyecek kadar kendi kurumlarını tanımaktadırlar “diye kaydetti.
AKP’ye sorular
Gerçekten bir samimiyetten söz edilecekse AKP’nin cevaplaması gereken sorular olduğunu dile getiren Babaoğlu, şu soruları sordu: “Q, W ve X bir devlet kurumunda kullanıyorsunuz. Bu harfler yüzünden adı nüfus kâğıdına yazılmayan Kürt çocuklarından ve sadece bu harfleri kullanarak davetiye yazdığı için ceza alan belediye başkanlarından özür dileyecek misiniz? Kürt halkının varlığını ve kimliğini Anayasal çerçevede tanıyıp kabul edecek misiniz? Madem Kürt dilinin varlığını kabul ediyor ve bir devlet kurumunda kullanıyorsanız, neden TBMM’de konuşulan birkaç kelimeyi ‘Bilinmeyen bir dil’ olarak tanımlıyorsunuz? Neden, sokak ve parkların Kürtçe olan isimlerini yasaklıyorsunuz?” Devletin bu sorulara cevap vererek bu uygulamalara son vermesi ve Kürt kimliğinin Anayasal güvenceye alınması gerektiğini söyleyen Babaoğlu, aksi halde bunu Kürtlerin bir sahtekarlık ve ikiyüzlülük olarak tanımlayacağını ifade etti.
Kürt sorunu çözümüne katkı yapabilir

TBMM Genel Kurulu 2009 Mali Yılı Bütçe görüşmelerinin son gününde gruplar adına konuşmalar yapıldı. Bütçe üzerine konuşma yapan DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak, TRT 6’da başlayan “Kürtçe yayını” hatırlatarak, devletin artık ‘Ey yurttaşlar ben sizin hakkınızı teslim ediyorum. Kamusal yayıncılığın bir gereği olarak Kürt yurttaşlarımın ihtiyaçlarını karşılamak benim görevim, bu görevimi yerine getirmek için Kürtçe yayın yapıyorum’ demesi gerekir. TRT’den Kürtçe yayın yapılmasının sosyal, kültürel, psikolojik ve hukuksal sonuçlarının olması gerekir” dedi. Kışanak, TRT’nin Kürtçe yayın yapmasının bir heyecan yaratacağını, hatta Kürt sorunun çözümüne önemli bir katkıda bulunacağını ifade etti. Kışanak, Kürtçe’nin Meclis tutanaklarına “bilinmeyen bir dil” olarak yazıldığını söyledi. AKP hükümetinin İçişleri Bakanlığı Müfettişleri bayram kartına ‘cejna ve piroz be’ yani ‘bayramınız kutlu olsun’ yazdı diye yazan DTP’li belediye başkanları hakkında soruşturma açıldığını anlatan Kışanak, “TRT bir kamu kurumu değil mi? Kamu hizmeti üretmiyor mu? TRT’de neden serbest de Sur belediyesinde çöp toplama saatlerini gösteren duyuruların Kürtçe olması yasak” diye sordu. Kışanak, bütçe yoksulların ve Kürtler’in yer almadığı da belirtti.

Asgari ücretli her yıla kayıpla girdi

TÜİK’in rakamlarının uygulanmaması bir gelenek haline getirilerek asgari ücretli her yıl büyük kayba uğratılıyor
Asgari Ücret Tespit Komisyonu (AÜTK) bir kez daha devletin resmi kurumu olan Devlet İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “asgari ücret net 719.77 YTL olsun” önerisini göz ardı ederek, asgari ücretliyi mağdur etti. Asgari ücretlinin, eksik hesaplanan asgari ücretten dolayı, 2009’un birinci altı ayı için 192.64, ikinci altı ayı için 173.52 YTL kayıbı oldu. Eksik belirlenen asgari ücret, gıda harcamalarının ise yanına yaklaşmadı bile.
Türk-İş’in “bu oyunda olmayacağız” diyerek karar toplantısına katılmadığı AÜTK, bir kez daha asgari ücretliyi mağdur edecek rakamlara imza attı. Günlük 79 kuruş, aylık 23.87 liraya denk gelen, 2009’un birinci altı ayı için net 527.13 (yüzde 4.3), ikinci altı ay için net 546.48 (yüzde 4.1) asgari ücretle, TÜİK’in net 719.77 lira olsun önerisine uymayan AÜTK, bir kez daha asgari ücretlinin cebinden çalmış oldu.
AÜTK, asgari ücretlinin cebinden, bu eksik belirlemelerle, Ocak 2003’de 100.60; Ocak 2004’de 93.92; Temmuz 2004’de 76.97; Ocak 2005’de 71. 91; Ocak 2006’da 127.73; Ocak 2007’de 186.81; Ocak 2008’de 163.54 ve Ocak 2009’da 192.64 YTL çaldı.
Bu eksik belirlemelerin tümü AKP iktidarı dönemine denk gelirken, bu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın asgari ücrette yaptıkları artışlara ilişkin örneklere de yansımadı.
Asgari ücretlinin kaybı, diğer hükümetler döneminde olduğu gibi, AKP Hükümeti döneminde de sürdü. Bu kayıp, gıda harcamalarıyla kıyaslandığında daha net olarak ortaya çıktı.
58. AKP Hükümeti (Abdullah Gül Hükümeti) döneminde (18.11.2002-14.03.2003) net asgari ücret 184 milyon 251 bin 937 lira iken, aylık gıda harcaması 369 milyon114 bin lira oldu.
Kayıplar Başbakan Erdoğan Hükümetleri döneminde de artarak sürdü. 2003-2007 dönemindeki 1. Erdoğan hükümeti göreve başladığında net asgari ücret 225 milyon 999 bin lira iken, gıda harcaması 433 milyon 468 bin lira olarak gerçekleşti. 60.Hükümet (2. Erdoğan Hükümeti) döneminde net asgari ücret (vergi iadesi yerine getirilen asgari geçim indirimi hariç) 419.15 YTL iken, gıda harcaması, 627.65 YTL oldu.
Rakamlar ve kıyaslamalar asgari ücretlinin sadece mutfak harcamaları karşısında bile alım gücünü koruyamadığını ortaya koyarken, Başbakan Erdoğan’ın “asgari ücretliyi enflasyona ezdirmedik” sözleri ve çay-simit hesaplarının gerçeği yansıtmadığını da gösterdi.
Türk-İş’in yeni asgari ücret rakamı açıklanmadan önce, aralık ayı için tespit ettiği açlık sınırı 739.67, yoksulluk sınırı ise 2 bin 409 lira 35 kuruş idi. Türk-İş’in açlık sınırının da altında kalan İstatistik kurumunu 719.77 lira asgari ücret önerisini dikkate almayan komisyonun, hangi tespitlere, kıstaslara göre rakamları belirlediği de merak ediliyor.

İSRAİL KATLEDİYOR


İsrail Gazzede saldırılarını sınır tanımadan sürdürüyor.İsrail'in Gazze'ye yaptığı acımasız saldırılar bugün de devam ediyor. Gazze'yi dün 60 savaş uçağıyla vurarak, 271 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan İsrail'in dün geceden beri 30 farklı hedefi daha vurduğu açıklandı. Birleşmiş Milletler'in yaptığı 'saldırları durdurun' çağrısına rağmen, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak saldırıların karadan da devam edebileceğini söylediİsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, dün hava saldırılarıyla vurulan Gazze Şeridi'ne karadan girme ihtimalleri bulunduğunu bildirdi.
Barak, sözcüsü tarafından iletilen açıklamasında, "Her şeye hazırız. Vatandaşlarımızı korumak için kara kuvvetlerini konuşlandırmak gerekirse bunu yaparız" ifadesini kullandı. İsrail televizyonları da İsrail'in Gazze sınırına asker yığmaya başladığına dair haberler verdi.
Yardım konvoyunun geçisine izin verildi
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın, İsrail hava kuvvetleri tarafından vurulan Gazze Şeridi'ne yardım taşıyacak bir konvoya izin verdiği bildirildi.
Bakanlık sözcüsü, Gazze'nin güneyindeki Kerem Şalom geçiş noktasının, konvoyun insani yardım ve ilaç sevkıyatına olanak sağlanması amacıyla açılacağını söyledi
İsrail asker yığmaya başladı
İsrail ordusunun, Gazze sınırı yakınına asker yığmaya başladığı bildirildi. İsrail radyosu ve haber ajansları, İsrail ordusunun Gazze sınırı yakınlarına zırhlı birliklerini konuşlandırdığını duyurdu. İsrail askeri yetkililerinin konuyla ilgili açıklama yapmayı reddettikleri belirtildi.
Öte yandan, Hamas kaynakları, İsrail'in bombaladığı hedefler arasında bir caminin de bulunduğunu ve bu saldırıda 2 kişinin öldüğünü kaydetti.
Saldırılar devam ediyor
Gazze'deki dünkü ağır bombardımanın ardından İsrail savaş uçakları, Hamas'ın karakollarını ve diğer askeri binalarını vurmaya devam ediyor. İsrail'in, Gazze Şeridi'ne dün gece ve bu sabah erken saatlerde düzenlediği hava saldırılarında 30 farklı hedefi vurduğu bildirildi. Sabah saatlerinde vurulan yerler arasında Gazze'de başbakanlık binasının yanındaki bir bina da bulunuyor.
Uçaklar, Gazze Şeridi'nin güney kesimlerini bombalamayı da sürdürüyor. Han Yunus yakınlarındaki Al Karara bölgesinden güneydeki Refah'a kadar birçok yer vuruldu. Refah'a düzenlenen bombardımanda, akaryakıt taşıyan bir tanker ile bazı evler de isabet aldı.
İsrail basınında yer alan haberlere göre, Hamas'ın halen güçlü bir cevap verme kapasitesine sahip olma olasılığını göz önünde bulundurduğu belirtilen İsrail kuvvetleri, dün geceden bu yana, roket saldırısı düzenlenebilecek birkaç bölgeyle birlikte 30 farklı hedefi vurdu.
İsrail'in, saldırıların başlangıcından bu yana 210 hedefi vurduğu belirtiliyor. Vurulan hedefler arasında, Gazze'deki bir cami de bulunuyor. İsrail, vurulan caminin, terör faaliyetleri için kullanıldığını iddia ediyor.
BM Güvenlil Konseyi'nden saldırılara son verin çağrısı
İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırıları nedeniyle gece geç saatlerde toplanan BM Güvenlik Konseyi, Gazze'deki şiddete derhal son verilmesi çağrısında bulundu.
Konsey Başkanı, Hırvatistan Temsilcisi Neven Jiruca, gazetecilere yaptığı açıklamada, bildiride Güvenlik Konseyi üyeleri, "Gazze'de yükselen tansiyondan duydukları endişeyi dile getirmiş ve taraflara, şiddete derhal son verilmesi çağrısında bulunmuşlardır" dedi.
Diplomatlar, konseyin 15 üyesinin katılımıyla basına kapalı yapılan toplantıda, Rusya tarafından hazırlanan ve taraflara saldırılara son vermeleri çağrısında bulunulan bir bildirinin ele alındığını söyledi.
Kaynaklar, toplantının, konseyin tek Arap üyesi olan Libya'nın talebi üzerine yapıldığını belirtti.
24 saatin bilançosu
İsrail'in, Hanuka Bayramı'nın (Işıklar bayramı) son gününde düzenlediği ve adını da bayramdan esinlenerek "Dökme Kurşun" koyduğu saldırıların bilançosu giderek ağırlaşıyor. Gazze'deki Sağlık Bakanlığına bağlı Acil Servis ve Ambulans Hizmetleri Başkanı Dr. Muaviye Hasaneyn, dün başlayan hava saldırılarında ölenlerin sayısının 271'e çıktığını, yaralıların sayısının da 900'ü aştığını bildirdi. Yaralıların en az 150'sinin durumunun ağır olduğu belirtiliyor.
Gazze'deki sağlık kaynakları, yaralılarının çoğunun durumunun ağır olduğunu, ölü sayısının 350 dolayına yükseleceğinden endişe ettiklerini söyledi. Gazze'de yaralılarla dolup taşan hastane yetkilileri, Mısır'dan Kahire'deki hastanelere yaralı taşımak için acil helikopter göndermesini istiyor.
Gazze'deki sağlık kaynakları, yaralılardan en az 80'inin hastanelere parçalanmış şekilde getirildiğini belirtirken, Gazze'deki Acil hizmetler ve Ambulans Hizmetleri Başkanı Dr. Muaviye Hasaneyn, görevlilerinin halen yıkıntılar altından ölü ve yaralı onlarca kişiyi çıkarmaya uğraştıklarını da kaydetti.
Hasaneyn, hastanelerin morglarında yer kalmadığını, koridorların cesetler ve sedyelerle dolduğunu, yaralıların pek çoğunun durumunun kötü olduğunu doğruladı. Hasaneyn, Arap ülkeleri hükümetlerinden Gazze'ye ilaç ve ameliyat gereçleri göndermelerini isterken, pek çok yaralının Gazze dışına gönderilmesi gerektiğini de ifade etti.
Hasaneyn, hafif ve orta derecedeki yaralılara bakamadıklarını, bunları evlerine göndermek durumunda kaldıklarını söyledi.
İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik en kanlı operasyonlarından biri olarak değerlendirilen saldırılarda ölenler arasında 4 yaşında bir kız çocuğu ile bir kadının da bulunduğu ifade edilirken, yaşamını kaybedenlerden bazılarının, Hamas'ın El Rimal'de, El Meştel olarak bilinen vurulan polis merkezinde tutuklu bulunan El Fetihli tutuklulardan oluştuğu, ailelerin hastanelerde yakınlarını aramaya çalıştıkları da öğrenildi.
Ölenler arasında, Hamas polislerinin komutanı Tevfik Cabir ile özel timler oluşturma görevi verilen iç güvenlik sorumlusu İsmail Caberi'nin de bulunduğu bildirildi.
Olmert açıklama
İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Hamas kontrolündeki Gazze Şeridi'ne karşı girişilen ve Filistin kaynaklarına ve son verilere göre 271 kişinin öldüğü, yüzlerce kişinin yaralandığı operasyonla ilgili olarak, dünyada hiçbir ülkenin İsrail'in hedef olduğu roket ve füze saldırılarına tahammül gösteremeyeceğini ve tepki gösterme zamanının geldiğini savundu.
Olmert, saldırıların ardından düzenlediği basın toplantısında "İsrail'in Hamas'la ateşkesin sürdürülebilmesi için elinden gelen her şeyi yaptığını, ancak ülkesinin barış isteğine terörle karşılık verildiğini" ifade etti. "İsrail'in savaş arzulamadığını, ama gerekirse de kaçınmayacağını" belirten Olmert, ülkesinin güneyindeki İsraillileri yeniden huzurlu yaşamlarına döndürme sözü verdi ve onların kaderlerine terk edilmeyeceğini söyledi. Başbakan, İsrail Silahlı Kuvvetleri'nin Gazze'deki operasyonlarının uzun sürebileceğini de kaydederek sabırlı olunmasını istedi.
Filistin İnsan Hakları örgütü El Hak, diğer örgütler adına da yaptığı açıklamada, ayrıca saldırıların zamanlaması ve hedeflerin niteliğinin, amacın mümkün olduğunca fazla sayıda insan öldürmek olduğunu ortaya koyduğuna işaret ederek, vurulan karakolların sivil yerleşimlerin ortasında olduğuna ve saldırıların okulların dağılma saatinde gerçekleştirildiğine dikkati çekti. Saldırılarda çok sayıda çocuğun öldüğü de kaydedildi.
İsrail'in saldırıların başlangıç olduğu da savunulan açıklamada, "İsrail saldırılarını fütursuzca sürdürürken uluslararası toplumun olan bitene seyirci kalmaması" talep edildi.
Mahmud Abbas'ın açıklaması
Reuters'dan alınan habere göre, Filistin Başkanı Mahmud Abbas, Hamas'ın Filistin'e düzenlenen İsrail saldırıları önleyebileceğini söyledi. Abbas, Hamas'la görüştüklerini ve onlara " Lütfen ateşkesi sona erdirmeyin" dediklerini bildirdi. Abbas böylelikle saldırlardan kaçınmya çalıştıklarını ifade etti.
Filistin'de tepki sürüyor
Hamas'ın 2007 haziran ayında bölgede yönetimi ele almasından sonra hedefindeki isimlerden biri olan ve Gazze'den çıkmak durumunda kalan El Fetihli yöneticilerden Muhammed Dahlan, İsrail'in operasyonunu şiddetle kınadı. Dahlan, "Hepimiz, Hamaslısı da El Fetihlisi de biriz" dedi.
Batı Şeria'daki Filistin Yönetimi Başbakanı Selam Feyyaz da bakanlar kurulunu olağanüstü topladı. İsrail'i kınayarak saldırıları derhal durdurmasını istedi. Birleşmiş Milletlere, Dörtler Grubu'na, Arap ülkelerine müdahale çağrısında bulunan Feyyaz, Filistin'de (El Fetih ve Hamas arasında) iç barışın bir an önce sağlanmasını da istedi.
Batı Şeria'da Ramallah'ta, El Halil'de, Nablus'ta, Tubas'ta İsrail operasyonuna karşı gösteriler yapıldı. Bu gösterilere, uzun süredir ilk kez olmak üzere Hamas'ın da aralarında bulunduğu tüm Filistinli gruplar katıldı.
Ramallah'ta Beyt El Yahudi yerleşimi yakınlarında bir grup Filistinli genç, İsrail askerlerine taşlarla saldırdı, askerlerle Filistinli gençler arasında çatışmalar yaşandı. İsrail askerleri, Filistinli gençlere plastik mermilerle karşılık verdi. Doğu kudüs'te de Arap gençleri operasyonu protesto etti. Çıkan olaylarda bazı gençlerin polis tarafından tutuklandığı ifade edildi.
Beytüllahim'de Gazze operasyonunu protesto eden Filistinli yetkililer, Noel ışıklandırmalarını söndürdü.
Filistin-İsrail barış görüşmelerinde, Filistin tarafına başkanlık eden Ahmed Kurey (Ebu Ala) ve bir grup El Fetihli yetkili, Gazze'ye göndermek üzere Filistin Kızılayı'na kan bağışında bulundu.
Öte yandan, Gazze'deki Filistinli militanların operasyon sonrası roket saldırıları da artarak devam ediyor. Gazze'ye 20 kilometre mesafedeki tüm Yahudi yerleşimleri ve kibutzlarda (çiftlik) yaşayan İsrailliler sığınaklara taşındı.
Gazzelilere telefonla uyarı
İsrail'den gecenin geç saatlerinde Gazzelilere telefonlarla yapılan uyarılarla, evlerinde silah bulunduranların vurulacağı bildirildi. Gazzeli yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, gece geç saatlerde bir çok Gazzeli'nin cep telefonları aranarak ve "Önemli bir bildiri" ifadesiyle uyarılar yapıldı.
Herhangi bir kaynak belirtilmeyen telefonlarda, Gazze sakinlerinden eğer evlerinde silah ve cephane bulunuyorsa evlerini terk etmeleri istendi ve "Silah varsa evlerinizi boşaltın, çünkü vurulacak" denildi.
28 Aralık 2008

27 Aralık 2008 Cumartesi

İşçinin öfkesine kar, yağmur ve barikatlar engel olamadı

Tezcan Galvaniz işverenin oyununu bozmak isteyen işçiler, kar, yağmur, barikat demeden yolları kese kese 24 kilometre yolu bir kez daha yürüdüler

Tezcan işçileri kendilerini kandıran işverene karşı, ekmeklerine, işlerine sahip çıkmak için, yağmur, kar, soğuk demeden D-100 karayolunu keserek İzmit'e yürüdüler. İşçi çıkartmayacağını söyleyerek, işçileri fabrikadan çıkartan Tezcan Galvaniz işvereni, daha sonra işçi servislerini kaldırmayarak işten çıkartılacakları anons etmeye başladı. Bu sırada işçiler sesi bastırmak için sloganlar atarak İzmit'e yürümeye başladılar. Jandarmanın işveren ile işbirliği yaparak işçileri dışarı çıkarttığını söyleyen işçiler burada jandarmaya da büyük tepki gösterdi. İşçiler, söyledikleri gibi, işten çıkartmalar durdurulmadığı için, yolları kese kese yürüdüler.

Tepki birden büyüdü

İşçilerin önüne ilk barikat D-100 karayolunu tamamen kapatmaları ile polis tarafından kuruldu . İşçilerin önüne en son barikat kent merkezinde kuruldu. İşçilerin kenti dolaşması yine polis tarafından engellendi.

Dün akşam saat 18.00'te işten çıkan Tezcan işçileri, işten çıkartılmalar olacağı ile ilgili duyumlar nedeni ile fabrikadaki soyunma odalarında beklemeye başladılar. İşçilerin dışarı çıkartılması için jandarma devreye girdi. İşveren, jandarma ve Birleşik Metal-İş Sendikası yetkilileri yaptıkları görüşmede, işveren işçi çıkartılmayacağını söyledi. Bunun üzerine sendika yetkilileri işçileri içeriden çıkarttı. Kapıya gelen işçiler servislerine bindikten sonra fabrikanın demir kapısı kapatıldı ve servisler kaldırılmadı. Bu sırada işten çıkışı tebliğ edilecek işçilerin isimleri işveren tarafından megafonda okunmaya başlandı. 84 işçinin işten atıldığı öğrenildi. Bunun üzerine öfkelerine hakim olamayan işçiler, bir yandan fabrika kapısına saldırırken, bir yandan da işverenin oyununa alet olan jandarmaya tepki gösterdi.

İşçilerin önüne kimse geçemedi
İşçiler saat 18.30 civarında işyerinden yürüyüşü başlattılar. Sanayi bölgesinden çıkan araçların kullandığı şeridi kapatan işçiler, “Tezcan şaşırdı sabrımızı taşırdı”, “Çocuklar aç, babalar işsiz” sloganlarını attılar. Suadiye sapağından D-100 Karayoluna gelen kısmıda kapatarak yürüyen işçiler, D-100 Karayolu'nun iki şeridini trafiğe kapattılar. İşçiler Kentsa'ya yaklaştığında D-100 karayolunu tamamen trafiğe kapattılar. Polisin büyük şaşkınlık yaşadığı olayda, işçilerin önüne arabayla geçmek isteyen sivil polislere işçiler sert tepki göstererek arabayı ittiler. Daha sonra olay yerine gelen çevik kuvvet ve emniyet yetkilileri sendika ile yaptıkları uzun görüşmeden sonra tekrar yolun tek şeridini trafiğe açtı.

İşçi kriz geçirdi
İşçiler Kandıra Sapağı'na geldiklerinde polisler yola barikat kurarak işçilerin yürüyüş yoluna geçmesini istedi. İşçilerin bu duruma sert tepki göstermesi üzerine bir işçi “5 çocuğumla sokakta kalıyorum. Sen bu yolu bize kapatamazsın. Biz bu memlekette vergi verdiğimiz için sizin maaşlarınız ödeniyor. Biz işsiz kalırsak sizde aç kalırsınız” diyerek tepki gösterdi. Polisin gaz maskelerini takarak işçilere müdahale etmeye hazırlanması üzerine, işçiler tepki göstererek 15 dakika oturma eylemi yaptılar. Daha sonra sendikaları ile ortak karar alan işçiler kandıra sapağında yürüyüş yoluna geçti. Bu sırada işçilerin yürüdüğünü duyan kent kamuoyu da işçileri burada karşıladı. Yaklaştık 100 kişinin desteğe geldiği işçiler burada yol kapatarak şehir merkezine yürüdü.

’Vali göreve’
Şehir merkezindeki yürüyüşünü devam ettirmek isteyen işçilerin önü bir kez daha polis tarafından Sabri Yalım Parkı'nda kesildi. Polis ile uzun süren tartışmadan sonra burada basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı yapan Birleşik Metal-İş Genel sekreteri Selçuk Göktaş, “Ekonomik krizin bahane edilerek işçi çıkarılmasının önlenmesi gerektiğini” söyledi. Göktaş, örgütlü oldukları ve toplu iş sözleşme görüşmeleri süren Tezcan Galvaniz'de işçi çıkarılmalara “dur” denilmesini, konuya Kocaeli Valiliği'nin duyarlılık göstermesini istediklerini kaydetti. Göktaş, “Bu ülkenin tüm değerlerini yaratan biz işçilerin yaşadıklarına Kocaeli Valiliği ve Kocaeli savcıları göz yumuyor . Valimiz bu kentin sorunlarından sorumluysa, bu sorununda üstesinden gelmelidir ve işvereni yaşananlar karşısında uyarmalıdır. Biz sendika ve Tezcan Galvaniz işçileri olarak valimizi göreve davet ediyoruz” dedi.

Fabrikaları biz işletiriz
AKP hükümetine seslenen Göktaş, “Gücünüz yetiyorsa işçi atılmasını durdurun” dedi. Krizin bedelinin işçilere ödetilmesi yerine, patronlardan ek varlık vergisi alınmasını talep ettiklerini söyleyen Göktaş, “Bu ülkede sadece patronlar yaşamıyor. Milyonlarca yoksul var. Yasaları yalnız yoksullara değil, patronlara ve sermaye sınıfına karşıda kullanın. AKP hükümeti bizden, IMF'den, sosyal güvenliğimizden alıp işverene pay alıp işverene verdiniz. Onlara bu kadar para aktarmanıza rağmen onlar bu işletmeleri çeviremiyor. Bu ülkede çarkları çeviren bizsek, o fabrikaları da biz işletiriz. Eğer Kocaeli Valiliği İş başı yaptığımız Pazartesi günü olaya müdahale etmezse, biz bu fabrikaları işletmeye hazırız” dedi.
27 Aralık 2008 -
Sendika.Org / Kocaeli

İşçinin öfkesine kar, yağmur ve barikatlar engel olamadı

Tezcan Galvaniz işverenin oyununu bozmak isteyen işçiler, kar, yağmur, barikat demeden yolları kese kese 24 kilometre yolu bir kez daha yürüdüler

Tezcan işçileri kendilerini kandıran işverene karşı, ekmeklerine, işlerine sahip çıkmak için, yağmur, kar, soğuk demeden D-100 karayolunu keserek İzmit'e yürüdüler. İşçi çıkartmayacağını söyleyerek, işçileri fabrikadan çıkartan Tezcan Galvaniz işvereni, daha sonra işçi servislerini kaldırmayarak işten çıkartılacakları anons etmeye başladı. Bu sırada işçiler sesi bastırmak için sloganlar atarak İzmit'e yürümeye başladılar. Jandarmanın işveren ile işbirliği yaparak işçileri dışarı çıkarttığını söyleyen işçiler burada jandarmaya da büyük tepki gösterdi. İşçiler, söyledikleri gibi, işten çıkartmalar durdurulmadığı için, yolları kese kese yürüdüler.

Tepki birden büyüdü

İşçilerin önüne ilk barikat D-100 karayolunu tamamen kapatmaları ile polis tarafından kuruldu . İşçilerin önüne en son barikat kent merkezinde kuruldu. İşçilerin kenti dolaşması yine polis tarafından engellendi.

Dün akşam saat 18.00'te işten çıkan Tezcan işçileri, işten çıkartılmalar olacağı ile ilgili duyumlar nedeni ile fabrikadaki soyunma odalarında beklemeye başladılar. İşçilerin dışarı çıkartılması için jandarma devreye girdi. İşveren, jandarma ve Birleşik Metal-İş Sendikası yetkilileri yaptıkları görüşmede, işveren işçi çıkartılmayacağını söyledi. Bunun üzerine sendika yetkilileri işçileri içeriden çıkarttı. Kapıya gelen işçiler servislerine bindikten sonra fabrikanın demir kapısı kapatıldı ve servisler kaldırılmadı. Bu sırada işten çıkışı tebliğ edilecek işçilerin isimleri işveren tarafından megafonda okunmaya başlandı. 84 işçinin işten atıldığı öğrenildi. Bunun üzerine öfkelerine hakim olamayan işçiler, bir yandan fabrika kapısına saldırırken, bir yandan da işverenin oyununa alet olan jandarmaya tepki gösterdi.

İşçilerin önüne kimse geçemedi
İşçiler saat 18.30 civarında işyerinden yürüyüşü başlattılar. Sanayi bölgesinden çıkan araçların kullandığı şeridi kapatan işçiler, “Tezcan şaşırdı sabrımızı taşırdı”, “Çocuklar aç, babalar işsiz” sloganlarını attılar. Suadiye sapağından D-100 Karayoluna gelen kısmıda kapatarak yürüyen işçiler, D-100 Karayolu'nun iki şeridini trafiğe kapattılar. İşçiler Kentsa'ya yaklaştığında D-100 karayolunu tamamen trafiğe kapattılar. Polisin büyük şaşkınlık yaşadığı olayda, işçilerin önüne arabayla geçmek isteyen sivil polislere işçiler sert tepki göstererek arabayı ittiler. Daha sonra olay yerine gelen çevik kuvvet ve emniyet yetkilileri sendika ile yaptıkları uzun görüşmeden sonra tekrar yolun tek şeridini trafiğe açtı.

İşçi kriz geçirdi
İşçiler Kandıra Sapağı'na geldiklerinde polisler yola barikat kurarak işçilerin yürüyüş yoluna geçmesini istedi. İşçilerin bu duruma sert tepki göstermesi üzerine bir işçi “5 çocuğumla sokakta kalıyorum. Sen bu yolu bize kapatamazsın. Biz bu memlekette vergi verdiğimiz için sizin maaşlarınız ödeniyor. Biz işsiz kalırsak sizde aç kalırsınız” diyerek tepki gösterdi. Polisin gaz maskelerini takarak işçilere müdahale etmeye hazırlanması üzerine, işçiler tepki göstererek 15 dakika oturma eylemi yaptılar. Daha sonra sendikaları ile ortak karar alan işçiler kandıra sapağında yürüyüş yoluna geçti. Bu sırada işçilerin yürüdüğünü duyan kent kamuoyu da işçileri burada karşıladı. Yaklaştık 100 kişinin desteğe geldiği işçiler burada yol kapatarak şehir merkezine yürüdü.

’Vali göreve’
Şehir merkezindeki yürüyüşünü devam ettirmek isteyen işçilerin önü bir kez daha polis tarafından Sabri Yalım Parkı'nda kesildi. Polis ile uzun süren tartışmadan sonra burada basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı yapan Birleşik Metal-İş Genel sekreteri Selçuk Göktaş, “Ekonomik krizin bahane edilerek işçi çıkarılmasının önlenmesi gerektiğini” söyledi. Göktaş, örgütlü oldukları ve toplu iş sözleşme görüşmeleri süren Tezcan Galvaniz'de işçi çıkarılmalara “dur” denilmesini, konuya Kocaeli Valiliği'nin duyarlılık göstermesini istediklerini kaydetti. Göktaş, “Bu ülkenin tüm değerlerini yaratan biz işçilerin yaşadıklarına Kocaeli Valiliği ve Kocaeli savcıları göz yumuyor . Valimiz bu kentin sorunlarından sorumluysa, bu sorununda üstesinden gelmelidir ve işvereni yaşananlar karşısında uyarmalıdır. Biz sendika ve Tezcan Galvaniz işçileri olarak valimizi göreve davet ediyoruz” dedi.

Fabrikaları biz işletiriz
AKP hükümetine seslenen Göktaş, “Gücünüz yetiyorsa işçi atılmasını durdurun” dedi. Krizin bedelinin işçilere ödetilmesi yerine, patronlardan ek varlık vergisi alınmasını talep ettiklerini söyleyen Göktaş, “Bu ülkede sadece patronlar yaşamıyor. Milyonlarca yoksul var. Yasaları yalnız yoksullara değil, patronlara ve sermaye sınıfına karşıda kullanın. AKP hükümeti bizden, IMF'den, sosyal güvenliğimizden alıp işverene pay alıp işverene verdiniz. Onlara bu kadar para aktarmanıza rağmen onlar bu işletmeleri çeviremiyor. Bu ülkede çarkları çeviren bizsek, o fabrikaları da biz işletiriz. Eğer Kocaeli Valiliği İş başı yaptığımız Pazartesi günü olaya müdahale etmezse, biz bu fabrikaları işletmeye hazırız” dedi.
27 Aralık 2008 -
Sendika.Org / Kocaeli

Venezüella’da yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik azalmaya devam ediyor

Venezüella Ulusal İstatistik Enstitüsü tarafından yayınlanan verilere göre ülkede devlet başkanı Hugo Chavez’in iktidara geldiği 1998 yılından bu yana geçen on yıl dâhilinde yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikte kayda değer düşüş yaşandı. 1998 yılında yüzde 50.5 olan yoksulluk oranı 2008 yılı itibariyle yüzde 24.5’e geriledi.

Ulusal İstatistik Enstitüsü başkanı Elias Eljuri tarafından açıklanan rakamlara göre sadece 2008 yılı içinde yoksulluk yüzde 7 geriledi. Eljuri, yoksulluğun ve toplumsal eşitsizliğin geriletilmesinde Chavez hükümetinin uyguladığı toplumsal misyonların ve doğrudan istihdam yaratılmasının çok önemli payının bulunduğunu belirtti.

İstatistiklerde Bolivarcı okullarda okuyan 4 milyon çocuğun bütün ihtiyaçlarının karşılanmasının hesaba katılmadığını ve bu veriler dikkate alındığında yoksulluk oranının daha da düşük ölçülebileceğini sözlerine ekleyen Eljuri, “ancak yine de toplumsal gelirin daha adil dağıtılmasına olan ihtiyacımız devam ediyor” dedi.

Latin Amerika’da eşitsizliğin en az olduğu ülkeler Küba ve Venezüella

Dünya toplumsal eşitsizlik endeksine göre 0.42’lik bir orana sahip olan Venezüella ve endeksin uygulanmadığı ancak 0.15-0.20 arasında olduğu tahmin edilen Küba, Latin Amerika’nın eşitsizliğin en az olduğu ülkeleri durumundalar. Endekste 0-.49 arası düşük, 0.49-0.70 arası orta ve 0.80-1 arası yüksek oranda eşitsiz kabul ediliyor. Latin Amerika’nın ortalama eşitsizlik endeksi ise 0.52.

27.12.2008

[Venezuelanalysis / Latinbilgi – S.T.]

KOT İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMA GECESİ YAPILDI

“Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışma gecesi” 26 Aralık akşamı İstanbul Gaziosmanpaşa Eftelya Düğün Salonu’nda yapıldı.
Kot İşçileri Birliği’nin düzenlediği geceye 150 kişi katıldı. Aslında dayanışma gecesine katılım beklenenin çok altındaydı. Bu durum kot İşçilerinin çalışma koşulları ve Silikozis hastalığında ölümlere dur deme çağrısına yeterli bir duyarlılık gösterilmediğini gösterdiği gibi dayanışma gecesine işçilerin katılımı oldukça sınırlıydı. Buda işçilerin katılımı için ciddi bir çalışma yapılmadığını gösteriyordu.
Devrim ve iş cinayetlerinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan gecede Kot işçileri adına bir kişi ” Silikozis hastalığına yakalanarak yaşamını yitiren kot işçilerinin hikayelerini aktardı. Silikozis hastası kot işçileriyle dayanışmayı yükseltmek, kot işçilerinin yaşadığı temel sorunlara dikkat çekmek amacıyla etkinlik gerçekleştirdiklerini söyledi.
Dayanışma gecesi, kot işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarını anlatan görüntülerden oluşan sinevizyon gösterimiyle devam etti.
DHB okurları ve bir kısım devrimci kurum ve çevrelerinin katıldığı, aynı zamanda mesaj göndererek Kot işçileriyle dayanışmalarını dile getirirken , etkinlik programında Nurettin Güleç, Hasan Ali Sezer, Raber, İlkay Akkaya ve Hasan Sağlam sahne aldılar ve hep birlikte “Kot işçisi yalnız değildir!”, “Yaşasın Kot Mücadelesi!” v b. sloganların atılması ve hep birlikte hala durulmasıyla son buldu.
Krizin emekçileri her bakımdan vurduğu ve politik ortamda duyarlılık ve mücadele istemlerinin arttığı, fabrika direnişlerinin yayılmaya doğru yol aldığı koşullarda örgütlenen Kot İşçileriyle dayanışma gecesine beklenenin altında katılım olması, dayanışma etkinliğinin düzenleyenlerin kitlelerle ne kadar sıkı bağ içinde olduklarını ve durumlarını oldukça abarttıklarını gösteriyordu.

İşçi Kıyımı Terörüne Son, Ölümler Durdurulsun!
Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!
Yaşasın İşçilerin Birliği ve Örgütlü Mücadelesi!
27.12.2008

İstanbul GOP’da DHB Okurları