Türkiye’de 86 yıllık Kürtçe yasaklarını, bu yüzden yargılanan, okulundan atılan, işkence gören ve parmaklıklar arkasına atılanların listesini, TRT Şeş, 24 saat yayınlasa bile bitiremez büyük ihtimalle. Ancak bunlardan bazılarını Başbakan, AKP hükümeti ve cumhuriyet savcılarına hatırlatmak istedik:
2002 yılında Mayıs ayında yani AKP’nin hükümet olduğu bir zamanda Ardahan’da, çocuğuna “Berivan” adını veren Tufan Akcan ile nüfus cüzdanını tanzim eden görevli memur hakkında Asliye Hukuk, Asliye Ceza ve DGM’de dava açıldı.
l Ocak 2003’de DEHAP genel başkanı Mehmet Abbasoğlu’na Mardin başsavcılığı seçmeni Kürtçe selamladığı için soruşturma açtı
lAnkara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kürtçe davetiye ve Kürtçe konuşmalar yapılan Büyük Kongresi ile ilgili Hak ve Özgürlükler Partisi (Hak-Par) Genel Başkanı Abdülmelik Fırat ile yeni ve eski parti yöneticisi olan 13 kişi hakkında dava açtı.Yazar Orhan Miroğlu hakkında, seçim bürosunda Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle dava açıldı.
Tevn Yayınevi sahibi Mehdi Tanrıkulu bir savcı hakkında “Kürtçe suç duyurusu”nda bulundu. Savcı, “Türk Dilinin Kullanımı ve Korunmasına ilişkin Kanun”a muhalefet ettiği gerekçesiyle dava açtı.
Beş ay hapis cezası verilen Tanrıkulu’nun ‘dilinden çektiği çile’ bitmedi: Bu kez de duruşmalarda kendi dilinde yani Kürtçe konuştuğu için dava açıldı.
Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) 25 Haziran 2006 tarihinde yapılan 1. Olağan Büyük Kongresi’nde, “Kürtçe slogan atılmasını engellemedikleri” gerekçesiyle kongre divanına dava açıldı.
DTP İl Başkanı İbrahim Ayhan, bağımsız milletvekili adayı olduğu 22 Temmuz seçim çalışmaları sırasında anons aracında Kürtçe müzik çaldığı gerekçesiyle 5 ay hapis cezası aldı.
Başbakan Erdoğan’a Kürtçe dilekçe gönderen eski DTP Kars İl Başkanı Mahmut Alınak hakkında Türk Harflerinin Kabulü Kanunu’na muhalefet suçundan dava açıldı.
lAnkara Cumhuriyet Savcılığı, DTP ilk Eş Başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk hakkında 8 Mart Kadınlar Gününde Kürtçe bildiri dağıttıkları gerekçesiyle dava açtı.
DTP Iğdır şube başkanı Murat Yıkit hakkında 22 Temmuz 2007 milletvekili seçimlerinden önce yapılan mitingde Kürtçe “Serçawan (Hoş geldiniz anlamında / başım üstüne) sözü nedeniyle dava açıldı.
Denizli’de vekaletname alabilmeleri için sağlık raporuna ihtiyaç duyan Makbule Timurtaş ve Safiye Özdemir’e Denizli Devlet Hastanesi ve Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Türkçe bilmedikleri için sağlık raporu vermedi.
Anadilde eğitim isteyen 10 bin kişiye dava
Anadilde eğitim için dilekçe yazan ya da eylem yapan binlerce genç üniversitelerinden atıldı, haklarında soruşturma açıldı ya da tutuklandı.
17 ayrı kentteki üniversite yönetimlerine verilen 10 bini aşkın dilekçeden çoğu kabul edilmedi. Dilekçeci öğrenciler hakkında üniversite idareleri de disiplin soruşturması başlattı. Örneğin 2001 yılında Hacettepe Üniversitesi öğrencilerinin ‘Üniversitelerde anadilde eğitim olsun’ talebiyle rektörlüğe verdikleri dilekçeler nedeniyle 6 öğrenciye toplam 35 yıl 6 ay hapis cezası verildi. En son Diyarbakır Dicle Üniversitesinde “Anadilde eğitimin önemi” paneli düzenleyen 5 öğrenci tutuklandı. Mersin Üniversitesi’nde 14 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nı kutlayan 50 öğrenci hakkında soruşturma başlatıldı.
“X,W,Q” davaları
TRT 6’nın test yanında kullanılan “x,w,q” harfleri nedeniyle anneler babalar çocuklarına isim koyamadı, bir çok Newroz komitesine ‘w’ davası açıldı. Mesela, Büro Emekçileri Sendikası Kilis şube Başkanı Kıyasettin Aslan, iki yerel gazete için kaleme aldığı yazılarda “Newroz” ve “Kawa” kelimelerinde “w” harflerini kullandığı için hakkında dava açıldı. Tunceli’de ‘newroz’ yazılı bildiri dağıttıkları ve “w” harfi kullandıkları gerekçesiyle DTP İl Başkanı Hıdır Aytaç ile EMEP İl Başkanı Hüseyin Tunç için dava açıldı. Tunç ve Aytaç beraat etti.
Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Diktepe köyünde yaptırılan camiye Kürtçe “xincika” ismi veren köylüler hakkında “x”’ harfi nedeniyle soruşturma açıldı. Köylüler cami ismini değiştirmek zorunda kaldı.
Belediyeler canından bezdi
Diyarbakır’da DTP Büyükşehir ve İlçe belediye başkanları hakkında yılbaşı, newroz ya da bayramlarda Kürtçe kutlama yazıları astıkları nedeniyle bir çok kez soruşturma başlatıldı, dava açıldı.Örneğin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, devlet kurumlarına Kürtçe yılbaşı kartı gönderdiği gerekçesiyle hakim karşısına çıktı.
Kendi dilinde tebrik mesajı yazamayan Yenişehir Belediyesi bu durumu 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü mesajını Çince yazarak protesto etti.
Belediye başkanlığından alındı
Diyarbakır Sur Belediyesi Başkanı Abdullah Demirbaş ve meclis üyeleri, çok dilli belediyecilik kararı aldıkları ve Kürtçe, Süryanice gibi dillerde hizmet vermeye başladıkları için görevlerinden alındı.
Kürçe bilmeyene bile Kürtçe davası açtılar
2002 seçimlerinde Bin Umut Bağımsız Milletvekili adayı Kürtçe bilmeyen Şükrü Erbaş’a bile “Kürtçe seçim propagandası”yaptığı için dava açıldı. Erbaş ile birlikte iddia edilen zamanda yaşamını yitirmiş olan Hikmet Fidan’a da aynı gerekçe ile dava açılarak yeni bir skandala imza atıldı. Dava açılan 14 kişi arasında EMEP Antalya İl Başkanı Celal Budak ve DEHAP çatısı altında seçime giren milletvekili adayları vardı.
Parklara da Kürtçe isim yasak
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde DTP’li Belediyenin 11 sokağa Kürtçe isim vermesini ‘bölücülüğe yol açabilecek nitelikte’ diyen kaymakamlık reddetti. Kürtçe isimleri İdare Mahkemesi de kabul etmedi. Diyarbakır Kayapınar Belediyesi Meclisi, üç parka Roşna (Göz parıltısı), Şilan (Yaban gülü) ve Rojda (Gündoğumu) isimlerini koydu. Ancak Kaymakamlık isimleri reddetti.
1 Ocak 2009 Perşembe
Oğlu PKK’li diye maaşını kestiler
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde yaşayan 67 yaşındaki Vesile Çelik’in yaşlılık maaşı, “Oğlun PKK’ye katılmış” denilerek kesildi. Çelik’in bakmakla yükümlü olduğu Rohahi ve Zilan adlı iki torunu ise Mardin Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından elinden alınmak isteniyor.
Diğer oğlu işkence yüzünden sakat kaldı
Vesile Çelik, bir yandan yoksullukla mücadele ederken diğer yandan oğlu PKK’li olduğu için zor günler geçiriyor. Çelik’in eşi, işkenceler nedeniyle yakalandığı hastalıktan ölmüş. Bir oğlu işkencede sakat kalmış. Eşi öldükten sonra 3 çocuğu ile birlikte Adana’ya göç etmek zorunda kaldığını söyleyen Vesile Çelik, Bursa’da ve Karadeniz Bölgesi illerinde fındık toplama işinde çalıştığını ve sonunda Kızıltepe’ye yerleştiğini anlattı. Çelik, kira ödeyemedikleri için bir süre dışarıda kaldıklarını ve daha sonra babadan kalma bir eve yerleştiklerini, ama o evden de daha önce bir hayır kurumuna bağışlandığı için çıkmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Çelik ailesi, en sonunda Kızıltepe Belediyesi tarafından yapılan derme çatma bir eve yerleşti.
Bir oğlunun PKK’ye katılması ve eşinin ölmesinin ardından 2 torununa bakmak zorunda kaldığını ifade eden Çelik, kendisine devlet tarafından bağlanan yaşlılık maaşının Kızıltepe kaymakamı tarafından “Oğlun PKK’li” denilerek verilmediğini ileri sürdü.
Kaymakamlık kesti
Çelik, “Kızıltepe Kaymakamlığı’na gittim. Ben iki yıl boyunca yaşlılık maaşı alarak torunlarıma bakmaya çalışıyordum. Ama 3 ay önce maaşım birden kesildi. Bunu sormak için gitmiş olduğum kaymakamlıkta, ‘Senin oğlun şu an devlete karşı silah almış ve neler yapıyor sen biliyorsun. Bunun üzerine kalkıp sana maaş mı vereceğiz?’ dediler. Ben de onlara yaşlı olduğumu, bunu almam gerektiğini söyledim. Ama onlar buna rağmen vermek istemediler” diye yaşadıklarını anlattı.
Torunlarını da alacaklar
Torunları Ronahi ve Zilan’ı da elinden almak istediklerini belirten Vesile Çelik, Mardin Çocuk Esirgeme Kurumu’nun birkaç defa torunlarını almak için evlerine geldiğini, ama torunlarını vermek istemediğini ifade etti.
Çelik, “Bize verilen yardım kömürünü bile sırf biraz para kazanmak için satmak zorunda kaldım. Yaşlılık maaşımı kestiler ve şimdi de bana açmış oldukları dava ile torunlarımı benden almak istiyorlar. Neymiş, torunlarıma bakamazmışım. Ama benim maaşımı kestiler ve böylece onlara bakmamı engellediler. Ben bugüne kadar nasıl bakmış isem şimdi gene bakarım. Şimdi ne olacak bilmiyorum” dedi. (Mardin/DİHA)
Diğer oğlu işkence yüzünden sakat kaldı
Vesile Çelik, bir yandan yoksullukla mücadele ederken diğer yandan oğlu PKK’li olduğu için zor günler geçiriyor. Çelik’in eşi, işkenceler nedeniyle yakalandığı hastalıktan ölmüş. Bir oğlu işkencede sakat kalmış. Eşi öldükten sonra 3 çocuğu ile birlikte Adana’ya göç etmek zorunda kaldığını söyleyen Vesile Çelik, Bursa’da ve Karadeniz Bölgesi illerinde fındık toplama işinde çalıştığını ve sonunda Kızıltepe’ye yerleştiğini anlattı. Çelik, kira ödeyemedikleri için bir süre dışarıda kaldıklarını ve daha sonra babadan kalma bir eve yerleştiklerini, ama o evden de daha önce bir hayır kurumuna bağışlandığı için çıkmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Çelik ailesi, en sonunda Kızıltepe Belediyesi tarafından yapılan derme çatma bir eve yerleşti.
Bir oğlunun PKK’ye katılması ve eşinin ölmesinin ardından 2 torununa bakmak zorunda kaldığını ifade eden Çelik, kendisine devlet tarafından bağlanan yaşlılık maaşının Kızıltepe kaymakamı tarafından “Oğlun PKK’li” denilerek verilmediğini ileri sürdü.
Kaymakamlık kesti
Çelik, “Kızıltepe Kaymakamlığı’na gittim. Ben iki yıl boyunca yaşlılık maaşı alarak torunlarıma bakmaya çalışıyordum. Ama 3 ay önce maaşım birden kesildi. Bunu sormak için gitmiş olduğum kaymakamlıkta, ‘Senin oğlun şu an devlete karşı silah almış ve neler yapıyor sen biliyorsun. Bunun üzerine kalkıp sana maaş mı vereceğiz?’ dediler. Ben de onlara yaşlı olduğumu, bunu almam gerektiğini söyledim. Ama onlar buna rağmen vermek istemediler” diye yaşadıklarını anlattı.
Torunlarını da alacaklar
Torunları Ronahi ve Zilan’ı da elinden almak istediklerini belirten Vesile Çelik, Mardin Çocuk Esirgeme Kurumu’nun birkaç defa torunlarını almak için evlerine geldiğini, ama torunlarını vermek istemediğini ifade etti.
Çelik, “Bize verilen yardım kömürünü bile sırf biraz para kazanmak için satmak zorunda kaldım. Yaşlılık maaşımı kestiler ve şimdi de bana açmış oldukları dava ile torunlarımı benden almak istiyorlar. Neymiş, torunlarıma bakamazmışım. Ama benim maaşımı kestiler ve böylece onlara bakmamı engellediler. Ben bugüne kadar nasıl bakmış isem şimdi gene bakarım. Şimdi ne olacak bilmiyorum” dedi. (Mardin/DİHA)
2009 mücadele yılı olacak
2008 yılı, işçi ve emekçiler için saldırılarla geçen bir yıl oldu. Başta Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası’nın (SSGSS) yasalaşması olmak üzere emekçilerin haklarını geriye götüren pek çok yasa Meclis’ten geçti. Krizle birlikte işten atmalar, ücretlerin düşürülmesi, çalışma koşullarının ağırlaştırılması gibi saldırılar daha da arttı. Diğer yandan saldırılara karşı mücadele yükselirken, tüm zorluklarına rağmen sendikalaşma çalışmaları hızlandı. 2008 yılını gazetemize değerlendiren ve yeni yıldan beklentilerini anlatan sendikacılar, 2009’un birleşik mücadelenin yükseldiği bir yıl olması gerektiğini söylediler.
Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan, “Krizin etkilerinin artacağını düşünürsek önümüzdeki yılın da iyi bir yıl olmayacağını söyleyebiliriz” dedi. 2009 yılında saldırıların yoğunlaşacağını belirten Akcan, şöyle devam etti: “Çalışanların buradan çıkış için tek bir çare olduğunu görmeleri gerekiyor. Sendikal örgütlenmenin ve sendikal birliğin sağlanması gerekiyor. Temennimiz, 2009 yılında bunu başarmak. Çünkü tek çıkış yolumuz burası.”
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, 2009 yılında bireysel mücadeleden ziyade genel bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini dile getirdi. Serdaroğlu, “Emek örgütlerinin durumu içler acısı. Bütün konfederasyonlar kendi sorunlarıyla uğraşıyor. Geleceği gören ve bunun için bir mücadele hattı ortaya koymaktan ziyade, var olanı koruma hesabı içinde. Bu da işçilerde güvensizlik yaratıyor, ilişkileri zayıflatıyor ve mücadele şansını ortadan kaldırıyor. 2009’da bütün sendikaların kendi iç dinamiklerini sorgulamaları gerekiyor. Yolsuzlukları ön plana çıkıyor, süreci ufak tefek açıklamalarla geçiştiriyorlar. Sorgulama ve güven inşası ile mücadele hattı oluşturulmalı” diye konuştu.
Bütünleşerek karşı koyuş
Dünyayı saran ekonomik krizle birlikte, işçilerin de taleplerinden vazgeçeceği, işini koruma çabası içine gireceği bir sürecin başladığını ifade eden Deri-İş Genel Başkan Musa Servi, “Krizin faturasını işçilerin değil yaratanların ödemesi gerekiyor. Bunun için bir güç birliğine ihtiyaç var. Sendikaların genel saldırılara karşı birlikte mücadele etmeleri yerine, yolsuzlukların öne çıktığını, olağanüstü genel kurulların yapıldığı bir yıl olarak geçti 2008. Emek örgütleri olarak bu süreci iyi tahlil edip, ortak mücadeleyi örmemiz gerekiyor” dedi.
Tez Koop-İş Genel Başkanı Gürsel Doğru, 2008 yılının çalışanlar açısından kayıplarla kapatılan bir yıl olduğuna dikkat çekti. Doğru, “Yeniden bir diriliş sürecini başlatmamız gerekiyor. Bu hareketlilik sendikalara olan güveni de artıracaktır. Bütünleşerek bir karşı koyuş örgütlenmeli” dedi.
Militan direnişler olacak
Basın-İş Genel Başkanı Yakup Akkaya ise “2008 yılında her gün işten atmalar, kapanan fabrikalar vardı. 2009’da en büyük sıkıntı bu. Mevcut örgütlü yapıyı da bir araya getirecek bir hamle yapılmadı. Önderlik yapacak olanlar konfederasyonlardır ama bunu yapmıyorlar. Onlar bile sendikaları bölüyorlar, bizim böyle bir lüksümüz olamaz. Güç birliği yapmamız gerekiyor” diye konuştu.
Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç, 2008 yılının işçiler ve emekçiler açısından bir direniş yılı olduğunu da görmek gerektiğini söyledi. Birçok sektörde direnişlerin yaşandığına, işçilerin örgütlenmek için mücadele ettiğine, tersanede olduğu gibi fiili grevlerin yaşandığına dikkat çeken Dinç, 2009’un militan direnişlerin yaşanacağı bir yıl olacağını kaydetti.
Genel-İş Genel Başkanı Erol Ekici de “2008’e baktığımızda işçi sınıfı açısından parlak bir yıl olmadığını görüyoruz. İşsizlik, açlık, sefalet yaşandı. Kriz bizi teğet geçti, fırsata dönüştüreceğiz, deniyordu ama bunu fırsata çevirenler Başbakan ve yakın çevresi oldu. İşçiler açısından bir fırsat olmadı. İşten atmalar yaşandı” diye konuştu. Ekici, her şeye rağmen; sendikaların ve halkın suskunluğuna rağmen bunları tersine çevirebilecek fırsatların da doğacağını belirterek, sendikaların bunu iyi değerlendirmesi gerektiğini dile getirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
Gelecekten umutluyuz
KESK Genel Başkanı Sami Evren:
Kapitalizmin en derin krizinin 2008’de yaşanması, tarih olarak bu yılı belleklerimizde tutacaktır. İşten atmaların ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin had safhada ortaya çıktığı bir yıl olarak anılacaktır. Sendikal hak ve özgürlere en fazla saldırının olduğu bir yıldır, 30’dan fazla yurttaşın sokak ortasında vurulduğu, işkencede öldürüldüğü, demokratik açılımların gerçekleşmediği bir yıl olarak anılacaktır. Kürtlerin barış talebine Başbakan’ın “Ya sev ya terk et” dediği yıl olarak anılacaktır. 1 Mayıs’ın yasaklandığı ve binlerce emekçiye gaz bombası atıldığı bir yıl olarak anılacaktır. 2009 yılı mücadele yılıdır, başka şansımız yoktur.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi:
Geride bıraktığımız yıl, başta emekçiler olmak üzere toplumun geniş bir kesimi için ne yazık ki olumsuzluklarla doludur. Ama gelecekten umutluyuz. 2009, küresel krize, AKP’nin yıkım politikalarına karşı emek cephesinin mücadele yılı olacaktır. Herkese bu konuda görev düşmektedir. DİSK olarak görevimizin bilincindeyiz ve görev başındayız. Bunu başaracak ve 2009’u yükselen emek cephesinin güçlü sesiyle inşa edeceğiz. İnsanca yaşanacak bir ülkeye kavuşmak için yaptığımız yürüyüşümüzü tüm engellere, zorluklara rağmen sürdüreceğiz; yılmadan yola devam edeceğiz.
BES Genel Başkanı Osman Biçer:
2008 yılı, öncesindeki yıllar gibi emekçiler için hak ihlallerinin arttığı, işten atmaların yaşandığı, her türden hak ihlallerinin yaşandığı bir yıl oldu. Ekonomik krizle birlikte ufak ufak da olsa toplumsal muhalefet girişimlerinde bir araya gelme fikri yaygınlaşıyor. 2009 yılında bizim için umut verici olan budur. Ekonomik krizin emek ve demokrasi güçlerinin güçlenmesine biraz daha katkı sunacağını düşünüyoruz. Böylesi dönemler genel olarak faşizme doğru gider; emekçi eksenli bir mücadelede ısrarlı olunursa, emekçiler bunu tersine çevirir. 2009 da buna gebedir.
Haber-İş Genel Başkanı Ali Akcan, “Krizin etkilerinin artacağını düşünürsek önümüzdeki yılın da iyi bir yıl olmayacağını söyleyebiliriz” dedi. 2009 yılında saldırıların yoğunlaşacağını belirten Akcan, şöyle devam etti: “Çalışanların buradan çıkış için tek bir çare olduğunu görmeleri gerekiyor. Sendikal örgütlenmenin ve sendikal birliğin sağlanması gerekiyor. Temennimiz, 2009 yılında bunu başarmak. Çünkü tek çıkış yolumuz burası.”
Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, 2009 yılında bireysel mücadeleden ziyade genel bir mücadele hattının örülmesi gerektiğini dile getirdi. Serdaroğlu, “Emek örgütlerinin durumu içler acısı. Bütün konfederasyonlar kendi sorunlarıyla uğraşıyor. Geleceği gören ve bunun için bir mücadele hattı ortaya koymaktan ziyade, var olanı koruma hesabı içinde. Bu da işçilerde güvensizlik yaratıyor, ilişkileri zayıflatıyor ve mücadele şansını ortadan kaldırıyor. 2009’da bütün sendikaların kendi iç dinamiklerini sorgulamaları gerekiyor. Yolsuzlukları ön plana çıkıyor, süreci ufak tefek açıklamalarla geçiştiriyorlar. Sorgulama ve güven inşası ile mücadele hattı oluşturulmalı” diye konuştu.
Bütünleşerek karşı koyuş
Dünyayı saran ekonomik krizle birlikte, işçilerin de taleplerinden vazgeçeceği, işini koruma çabası içine gireceği bir sürecin başladığını ifade eden Deri-İş Genel Başkan Musa Servi, “Krizin faturasını işçilerin değil yaratanların ödemesi gerekiyor. Bunun için bir güç birliğine ihtiyaç var. Sendikaların genel saldırılara karşı birlikte mücadele etmeleri yerine, yolsuzlukların öne çıktığını, olağanüstü genel kurulların yapıldığı bir yıl olarak geçti 2008. Emek örgütleri olarak bu süreci iyi tahlil edip, ortak mücadeleyi örmemiz gerekiyor” dedi.
Tez Koop-İş Genel Başkanı Gürsel Doğru, 2008 yılının çalışanlar açısından kayıplarla kapatılan bir yıl olduğuna dikkat çekti. Doğru, “Yeniden bir diriliş sürecini başlatmamız gerekiyor. Bu hareketlilik sendikalara olan güveni de artıracaktır. Bütünleşerek bir karşı koyuş örgütlenmeli” dedi.
Militan direnişler olacak
Basın-İş Genel Başkanı Yakup Akkaya ise “2008 yılında her gün işten atmalar, kapanan fabrikalar vardı. 2009’da en büyük sıkıntı bu. Mevcut örgütlü yapıyı da bir araya getirecek bir hamle yapılmadı. Önderlik yapacak olanlar konfederasyonlardır ama bunu yapmıyorlar. Onlar bile sendikaları bölüyorlar, bizim böyle bir lüksümüz olamaz. Güç birliği yapmamız gerekiyor” diye konuştu.
Limter-İş Genel Başkanı Cem Dinç, 2008 yılının işçiler ve emekçiler açısından bir direniş yılı olduğunu da görmek gerektiğini söyledi. Birçok sektörde direnişlerin yaşandığına, işçilerin örgütlenmek için mücadele ettiğine, tersanede olduğu gibi fiili grevlerin yaşandığına dikkat çeken Dinç, 2009’un militan direnişlerin yaşanacağı bir yıl olacağını kaydetti.
Genel-İş Genel Başkanı Erol Ekici de “2008’e baktığımızda işçi sınıfı açısından parlak bir yıl olmadığını görüyoruz. İşsizlik, açlık, sefalet yaşandı. Kriz bizi teğet geçti, fırsata dönüştüreceğiz, deniyordu ama bunu fırsata çevirenler Başbakan ve yakın çevresi oldu. İşçiler açısından bir fırsat olmadı. İşten atmalar yaşandı” diye konuştu. Ekici, her şeye rağmen; sendikaların ve halkın suskunluğuna rağmen bunları tersine çevirebilecek fırsatların da doğacağını belirterek, sendikaların bunu iyi değerlendirmesi gerektiğini dile getirdi. (İstanbul/EVRENSEL)
Gelecekten umutluyuz
KESK Genel Başkanı Sami Evren:
Kapitalizmin en derin krizinin 2008’de yaşanması, tarih olarak bu yılı belleklerimizde tutacaktır. İşten atmaların ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin had safhada ortaya çıktığı bir yıl olarak anılacaktır. Sendikal hak ve özgürlere en fazla saldırının olduğu bir yıldır, 30’dan fazla yurttaşın sokak ortasında vurulduğu, işkencede öldürüldüğü, demokratik açılımların gerçekleşmediği bir yıl olarak anılacaktır. Kürtlerin barış talebine Başbakan’ın “Ya sev ya terk et” dediği yıl olarak anılacaktır. 1 Mayıs’ın yasaklandığı ve binlerce emekçiye gaz bombası atıldığı bir yıl olarak anılacaktır. 2009 yılı mücadele yılıdır, başka şansımız yoktur.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi:
Geride bıraktığımız yıl, başta emekçiler olmak üzere toplumun geniş bir kesimi için ne yazık ki olumsuzluklarla doludur. Ama gelecekten umutluyuz. 2009, küresel krize, AKP’nin yıkım politikalarına karşı emek cephesinin mücadele yılı olacaktır. Herkese bu konuda görev düşmektedir. DİSK olarak görevimizin bilincindeyiz ve görev başındayız. Bunu başaracak ve 2009’u yükselen emek cephesinin güçlü sesiyle inşa edeceğiz. İnsanca yaşanacak bir ülkeye kavuşmak için yaptığımız yürüyüşümüzü tüm engellere, zorluklara rağmen sürdüreceğiz; yılmadan yola devam edeceğiz.
BES Genel Başkanı Osman Biçer:
2008 yılı, öncesindeki yıllar gibi emekçiler için hak ihlallerinin arttığı, işten atmaların yaşandığı, her türden hak ihlallerinin yaşandığı bir yıl oldu. Ekonomik krizle birlikte ufak ufak da olsa toplumsal muhalefet girişimlerinde bir araya gelme fikri yaygınlaşıyor. 2009 yılında bizim için umut verici olan budur. Ekonomik krizin emek ve demokrasi güçlerinin güçlenmesine biraz daha katkı sunacağını düşünüyoruz. Böylesi dönemler genel olarak faşizme doğru gider; emekçi eksenli bir mücadelede ısrarlı olunursa, emekçiler bunu tersine çevirir. 2009 da buna gebedir.
JANDARMA Fabrikayı boşaltıltı ama direniş devam edecek
Birleşik Metal-İş üyesi Tezcan Galvaniz işçilerinin işten atmalara karşı fabrikada başlattığı direniş sona erdi. Jandarmanın işçilere saldırmakla tehdit etmesi üzerine işçiler sendikanın kararıyla fabrikayı boşalttı. İşçiler, direnişe fabrika önünde devam edecek.
Tezcan Galvaniz işçileri, geçtiğimiz pazartesi işten atılan 122 işçinin işe geri alınması talebiyle fabrikaya kapanmışlardı. İşçiler, patronla yapılan görüşmeden sonuç çıkmaması üzerine önceki gün de direnişlerini sürdürdü.
Fabrika içindeki bekleyişlerine devam eden Tezcan işçisine destekler sürerken, aileler de işçileri yalnız bırakmadı. Havanın soğukluğu nedeniyle fabrika önündeki kalabalığın dağılmasını fırsat bilen jandarma, gece saat 23.15 sularında fabrikaya müdahale etti.
Robokoplarla geldiler
2 otobüs dolusu jandarma robokop, 6 minibüs jandarma er, 2 cezaevi aracı, 2 ambulans ve 1 itfaiye aracıyla fabrikaya giden güvenlik güçleri karşısında, işçiler sendikanın isteğiyle arbede yaşanmadan yemekhaneyi boşalttı. Jandarma robokopları taşıyan otobüslerin, işten çıkarmalara karşı sessiz kalan Büyükşehir Belediyesi’ne ait olması dikkat çekerken, boşaltma sırasında patronun talebiyle işçilerin üstleri arandı. Tepkiyle karşılanan arama nedeniyle kısa süreli gerginlik yaşandı. “Bu fabrikanın asıl sahipleri bizleriz” diyerek aramalara tepki gösteren işçilere, dışarıda bekleyen bir grup işçi ve sendika yöneticisi de yuhalamalarla destek verdi. İşçiler dışarı çıktığı sırada “Tezcan şaşırma sabrımızı taşırma”, “Krizin faturası patronlara”, “İş ekmek yoksa barış da yok” sloganları attı.
Destek yerine itfaiye aracı
Boşaltma sonrası fabrika önünde açıklama yapan Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, eylemi devletin jandarma, itfaiye, cezaevi aracıyla tam teşekküllü gelmesi nedeniyle bitirdiklerini söyledi. “Açlık ve soğuktan direnci iyice kırılan işçiyi jandarmayla çatıştırmak istemedik, bu yüzden fabrikayı boşalttık” diyen Göktaş, “Bu demek değil ki mücadelemiz burada bitecek. İşçilerin hakları verilene ve işten atmalar durdurulana kadar mücadelemiz sürecek” dedi. Büyühşehir Belediyesi’nin işçi düşmanı tutumunu eleştiren Göktaş şöyle konuştu: “Büyükşehir belediye başkanı haksız yere atılan, anayasal hakları ellerinden alınmak istenen işçileri ziyarete geleceğine, otobüslerle robokop ve itfaiye aracı gönderiyor. Biz Büyükşehir’den destek beklerken, onlar işçinin üzerine jandarma gönderiyor. Bundan sonra işçiler bu durumu değerlendirecektir.”
Kavga burada bitmedi
Başbakan’ı patronların yanında olmakla suçlayan Göktaş şöyle devam etti: “Birleşik Metal-İş Sendikası, bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürecek. İşçi sınıfına saygı gösterilene kadar bu kavgamız devam edecek.”
İşçilerle birlikte yemekhanede direnen Birleşik Metal-İş Kocaeli Şube Başkanı Hami Baltacı da, “Bu kavga burada bitmedi. Jandarmayla dışarı çıkartılmamız bizi asla yıldırmayacak, bizi sindiremeyecekler. Bu olay yaşanmadan önce de mücadele ediyorduk, bundan sonra da edeceğiz. Yarın sabah yine fabrikanın önünde, yine direnişteyiz” dedi.
Tezcan Galvaniz işçileri, geçtiğimiz pazartesi işten atılan 122 işçinin işe geri alınması talebiyle fabrikaya kapanmışlardı. İşçiler, patronla yapılan görüşmeden sonuç çıkmaması üzerine önceki gün de direnişlerini sürdürdü.
Fabrika içindeki bekleyişlerine devam eden Tezcan işçisine destekler sürerken, aileler de işçileri yalnız bırakmadı. Havanın soğukluğu nedeniyle fabrika önündeki kalabalığın dağılmasını fırsat bilen jandarma, gece saat 23.15 sularında fabrikaya müdahale etti.
Robokoplarla geldiler
2 otobüs dolusu jandarma robokop, 6 minibüs jandarma er, 2 cezaevi aracı, 2 ambulans ve 1 itfaiye aracıyla fabrikaya giden güvenlik güçleri karşısında, işçiler sendikanın isteğiyle arbede yaşanmadan yemekhaneyi boşalttı. Jandarma robokopları taşıyan otobüslerin, işten çıkarmalara karşı sessiz kalan Büyükşehir Belediyesi’ne ait olması dikkat çekerken, boşaltma sırasında patronun talebiyle işçilerin üstleri arandı. Tepkiyle karşılanan arama nedeniyle kısa süreli gerginlik yaşandı. “Bu fabrikanın asıl sahipleri bizleriz” diyerek aramalara tepki gösteren işçilere, dışarıda bekleyen bir grup işçi ve sendika yöneticisi de yuhalamalarla destek verdi. İşçiler dışarı çıktığı sırada “Tezcan şaşırma sabrımızı taşırma”, “Krizin faturası patronlara”, “İş ekmek yoksa barış da yok” sloganları attı.
Destek yerine itfaiye aracı
Boşaltma sonrası fabrika önünde açıklama yapan Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, eylemi devletin jandarma, itfaiye, cezaevi aracıyla tam teşekküllü gelmesi nedeniyle bitirdiklerini söyledi. “Açlık ve soğuktan direnci iyice kırılan işçiyi jandarmayla çatıştırmak istemedik, bu yüzden fabrikayı boşalttık” diyen Göktaş, “Bu demek değil ki mücadelemiz burada bitecek. İşçilerin hakları verilene ve işten atmalar durdurulana kadar mücadelemiz sürecek” dedi. Büyühşehir Belediyesi’nin işçi düşmanı tutumunu eleştiren Göktaş şöyle konuştu: “Büyükşehir belediye başkanı haksız yere atılan, anayasal hakları ellerinden alınmak istenen işçileri ziyarete geleceğine, otobüslerle robokop ve itfaiye aracı gönderiyor. Biz Büyükşehir’den destek beklerken, onlar işçinin üzerine jandarma gönderiyor. Bundan sonra işçiler bu durumu değerlendirecektir.”
Kavga burada bitmedi
Başbakan’ı patronların yanında olmakla suçlayan Göktaş şöyle devam etti: “Birleşik Metal-İş Sendikası, bu mücadeleyi sonuna kadar sürdürecek. İşçi sınıfına saygı gösterilene kadar bu kavgamız devam edecek.”
İşçilerle birlikte yemekhanede direnen Birleşik Metal-İş Kocaeli Şube Başkanı Hami Baltacı da, “Bu kavga burada bitmedi. Jandarmayla dışarı çıkartılmamız bizi asla yıldırmayacak, bizi sindiremeyecekler. Bu olay yaşanmadan önce de mücadele ediyorduk, bundan sonra da edeceğiz. Yarın sabah yine fabrikanın önünde, yine direnişteyiz” dedi.
Çiftçi feda edildi
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, hükümetin IMF ile anlaşabilmek için çiftçiyi feda ettiğini söyledi. Çiftçilerin kriz nedeniyle icralık olduklarını, birçoğunun tarlasını ve hayvanlarını satışa çıkardığını anlatan Bayraktar, tarım kesiminde “sosyal patlama”nın kapıda olduğunu dile getirdi.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, dün düzenlediği basın toplantısıyla 2009 yılı bütçesini değerlendirdi. 2099 yılı tarımsal destekleme bütçesinin yüzde 10 kesintiye uğratılmasına tepki gösteren Bayraktar, 4.95 milyar YTL’lik tarımsal destekleme bütçesi nedeniyle 2009 yılında çiftçilere verilecek olan mazot-gübre, hayvancılık gibi destekler ve primlerin azaltılacağı ya da ödemesinin 2010 yılına erteleneceğini söyledi. Bu durumun Tarım Kanunu’na aykırı olduğunu belirten Bayraktar, Kanun’a göre destek miktarının asgari yüzde 1 olması gerektiğini, ancak 2009 bütçesinde belirlenen miktarın yüzde 0.44 oranında kaldığını ifade etti. Konuyu Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun gündemine getirdiklerini aktaran Bayraktar, “Biz tarımsal desteklerin Tarım Kanunu’na uygun olarak 11 Milyar YTL’ye çıkmasını beklerken, yüzde 10 kesinti yapıldı. Hükümet Tarım Kanunu’na muhalefet etmektedir. Demek ki hükümet bizi düşünmüyor. IMF ile anlaşabilmek için çiftçi feda edilmiştir” diye konuştu.
Tarlalar satılıyor, hayvanlar kesiliyor
Kriz nedeniyle çiftçilerin gübre kullanmadan ekimlere başladığını, birçok çiftçinin tarlasını satılığa çıkardığını, bir haftada 14 bin damızlık hayvanın kesime gönderildiğini anlatan Bayraktar, “KOBİ’lere sıfır faizli ‘can suyu’ kredisi verilirken, çiftçilere ‘can suyu’ vermek bir tarafa, verilen bütçe bile geri alınıyor. Borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin elektrikleri kesiliyor. Çiftçi eylem istiyor. Bu tabloyu hükümet nasıl görmüyor anlamakta güçlük çekiyoruz. İlla eylem mi yapmamız lazım” dedi.
Bayraktar, üreticilerin, devlet destekli kredi sağlayan Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri ihtiyacı karşılamadığı için özel bankalara yönelmek zorunda kaldıklarını, ancak 2008 yılının ikinci yarısında bankaların çiftçilere kredi vermeyi kestiğini söyledi.
‘Sosyal patlama’ uyarısı
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin, borcunu ödeyemeyen çiftçileri Kurban Bayramı öncesi icraya verdiğini bildiren Bayraktar, 2009 yılının başlamasıyla icralık durumların ve tarla satışlarının artmasının beklendiğini dile getirdi. Bayraktar, “Ülke nüfusunun üçte birini oluşturan tarım kesiminde önümüzdeki aylarda sosyal bir patlama yaşanmaması için bankalar ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nce başlatılan icra işlemlerinin durdurulması sağlanmalı, çiftçilerin tarımsal kredi borçları faizsiz olarak 3 yıl ertelenmeli ve KOBİ’ler gibi sıfır faizli kredi kullanabilme imkanı getirilmelidir” diye konuştu.
TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, dün düzenlediği basın toplantısıyla 2009 yılı bütçesini değerlendirdi. 2099 yılı tarımsal destekleme bütçesinin yüzde 10 kesintiye uğratılmasına tepki gösteren Bayraktar, 4.95 milyar YTL’lik tarımsal destekleme bütçesi nedeniyle 2009 yılında çiftçilere verilecek olan mazot-gübre, hayvancılık gibi destekler ve primlerin azaltılacağı ya da ödemesinin 2010 yılına erteleneceğini söyledi. Bu durumun Tarım Kanunu’na aykırı olduğunu belirten Bayraktar, Kanun’a göre destek miktarının asgari yüzde 1 olması gerektiğini, ancak 2009 bütçesinde belirlenen miktarın yüzde 0.44 oranında kaldığını ifade etti. Konuyu Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun gündemine getirdiklerini aktaran Bayraktar, “Biz tarımsal desteklerin Tarım Kanunu’na uygun olarak 11 Milyar YTL’ye çıkmasını beklerken, yüzde 10 kesinti yapıldı. Hükümet Tarım Kanunu’na muhalefet etmektedir. Demek ki hükümet bizi düşünmüyor. IMF ile anlaşabilmek için çiftçi feda edilmiştir” diye konuştu.
Tarlalar satılıyor, hayvanlar kesiliyor
Kriz nedeniyle çiftçilerin gübre kullanmadan ekimlere başladığını, birçok çiftçinin tarlasını satılığa çıkardığını, bir haftada 14 bin damızlık hayvanın kesime gönderildiğini anlatan Bayraktar, “KOBİ’lere sıfır faizli ‘can suyu’ kredisi verilirken, çiftçilere ‘can suyu’ vermek bir tarafa, verilen bütçe bile geri alınıyor. Borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin elektrikleri kesiliyor. Çiftçi eylem istiyor. Bu tabloyu hükümet nasıl görmüyor anlamakta güçlük çekiyoruz. İlla eylem mi yapmamız lazım” dedi.
Bayraktar, üreticilerin, devlet destekli kredi sağlayan Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri ihtiyacı karşılamadığı için özel bankalara yönelmek zorunda kaldıklarını, ancak 2008 yılının ikinci yarısında bankaların çiftçilere kredi vermeyi kestiğini söyledi.
‘Sosyal patlama’ uyarısı
Tarım Kredi Kooperatifleri’nin, borcunu ödeyemeyen çiftçileri Kurban Bayramı öncesi icraya verdiğini bildiren Bayraktar, 2009 yılının başlamasıyla icralık durumların ve tarla satışlarının artmasının beklendiğini dile getirdi. Bayraktar, “Ülke nüfusunun üçte birini oluşturan tarım kesiminde önümüzdeki aylarda sosyal bir patlama yaşanmaması için bankalar ve Tarım Kredi Kooperatifleri’nce başlatılan icra işlemlerinin durdurulması sağlanmalı, çiftçilerin tarımsal kredi borçları faizsiz olarak 3 yıl ertelenmeli ve KOBİ’ler gibi sıfır faizli kredi kullanabilme imkanı getirilmelidir” diye konuştu.
Küba devrimi 50 yaşında
1 Ocak 1959 günü Diktatör Batista’nın kaçmasıyla başlayan Küba’daki yeni yaşam, 50. yaşını kutluyor. Küba’nın doğusunda kalın bulutlarla kapanan ormandan çıkan gerillalara komutanlık eden Fidel Castro, ABD’nin desteklediği Diktatör Fulfgencio Batista’nın ordusunu Maestra dağlarında örgütlediği gerillalarıyla yendi.
Küba devrimi, başta Latin Amerika olmak üzere pek çok ülkede büyük bir etki yarattı. ABD emperyalizminin burnunun dibinde gerçekleşen bu devrimin boğulması için nice savaşlar, suikastlar, komplolar, iç ayaklanmalar planlandı, ancak hiçbirisi Castro ve yoldaşlarının emperyalizme karşı mücadelesini durdurmadı.
Bu arda, 2-8 Ocak arasında Küba gençliğinden bir grup, Küba Devrimi’nin Lideri Fidel Castro’nun önderliğinde yapılan, gerilla mücadelesinin 1959’daki zaferiyle sonuçlanan yürüyüşü tekrarlayacak. Her vilayetten 50 kadar üye, Fulgencio Batista diktatörlüğünü yendikten sonra Santiago de Cuba’dan Havana’ya yürüyen İsyan Ordusu’nun üyelerinin kurtuluş yolculuğuna katılacak.
Küba devrimi, başta Latin Amerika olmak üzere pek çok ülkede büyük bir etki yarattı. ABD emperyalizminin burnunun dibinde gerçekleşen bu devrimin boğulması için nice savaşlar, suikastlar, komplolar, iç ayaklanmalar planlandı, ancak hiçbirisi Castro ve yoldaşlarının emperyalizme karşı mücadelesini durdurmadı.
Bu arda, 2-8 Ocak arasında Küba gençliğinden bir grup, Küba Devrimi’nin Lideri Fidel Castro’nun önderliğinde yapılan, gerilla mücadelesinin 1959’daki zaferiyle sonuçlanan yürüyüşü tekrarlayacak. Her vilayetten 50 kadar üye, Fulgencio Batista diktatörlüğünü yendikten sonra Santiago de Cuba’dan Havana’ya yürüyen İsyan Ordusu’nun üyelerinin kurtuluş yolculuğuna katılacak.
Yeni yılda da direnecekler
BM Turk, Desa Deri ve Kızılay Kan Merkezi’nde sendikalaşmak için direnen işçiler, yaptıkları ortak eylemle tüm işçileri onurlu bir gelecek için mücadeleye çağırdılar. Sendikalaştıkları için işten atılan işçiler, hep birlikte öğlen paydosunda plazalardan çıkan beyaz yakalı emekçilere seslenerek, emeğe ve geleceğe sahip çıkmak için, yarın iş güvencesinin olduğunu bugünden söyleyebilmek için mücadelelerine destek olmaya çağırdılar.
“Yaşasın sınıf dayanışması”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Atılan işçiler geri alınsın” ve “Zafer direnen emekçinin olacak” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Tez- Koop İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Sinan Kahraman, esnek, güvencesiz ve adil olmayan çalışma koşullarının ve taşeronlaştırmanın giderek yaygınlaştığı bilişim sektöründe verdikleri sendika mücadelesinde, aynı hedef doğrultusunda mücadele eden tüm emekçilerle çarşamba günleri omuz omuza olmayı sürdüreceklerini söyledi.
Deri-İş Genel Başkanı Musa Servi de, Desa’da verdikleri sendikalaşma mücadelesini anlatarak örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Bu nedenle sınıf dayanışmasının yükseltilmesi gerektiğine dikkat çeken Servi, tüm yurttaki direnişlerin merkezileştirilmesi çağrısında bulundu.
Desa fabrikası önünde 180 gündür direnen Emine Aslan da, umutlarını yitirmeden direnmeyi sürdürdüklerini belirtti. Geleceğe umutla bakan herkesin mutlaka kazanacağını dile getiren Aslan, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Soğuk havaya rağmen IBM önünde onurlu bir gelecek için birlikte olduklarını aktaran Kızılay Kan Merkezi çalışanlarından Funda Keleş, bu duygunun verdiği mutlulukla yeni bir yıla girdiklerini ve yeni yılda da bu birlikteliği sürdüreceklerini ifade etti
“Yaşasın sınıf dayanışması”, “Birleşe birleşe kazanacağız”, “Atılan işçiler geri alınsın” ve “Zafer direnen emekçinin olacak” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Tez- Koop İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Sinan Kahraman, esnek, güvencesiz ve adil olmayan çalışma koşullarının ve taşeronlaştırmanın giderek yaygınlaştığı bilişim sektöründe verdikleri sendika mücadelesinde, aynı hedef doğrultusunda mücadele eden tüm emekçilerle çarşamba günleri omuz omuza olmayı sürdüreceklerini söyledi.
Deri-İş Genel Başkanı Musa Servi de, Desa’da verdikleri sendikalaşma mücadelesini anlatarak örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Bu nedenle sınıf dayanışmasının yükseltilmesi gerektiğine dikkat çeken Servi, tüm yurttaki direnişlerin merkezileştirilmesi çağrısında bulundu.
Desa fabrikası önünde 180 gündür direnen Emine Aslan da, umutlarını yitirmeden direnmeyi sürdürdüklerini belirtti. Geleceğe umutla bakan herkesin mutlaka kazanacağını dile getiren Aslan, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Soğuk havaya rağmen IBM önünde onurlu bir gelecek için birlikte olduklarını aktaran Kızılay Kan Merkezi çalışanlarından Funda Keleş, bu duygunun verdiği mutlulukla yeni bir yıla girdiklerini ve yeni yılda da bu birlikteliği sürdüreceklerini ifade etti
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)