Yüksek Seçim Kurulu (YSK), yerel seçime ilişkin yasakları belirledi
Karara göre, cep telefonlarına tek bir merkezden gönderilen mesajlar aracılığıyla propaganda yapılamayacak. Yasal değişiklik yapılmaması nedeniyle propaganda çalışmalarında Kürtçeyi kullananlar hakkında dava açılacak.
YSK'nın Resmi Gazete'de yayımlanan kararına göre, bugün başlayacak seçim döneminde uygulanacak yasaklar şöyle:
- Genel yollar üzerinde, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde seçim çalışması yapılamayacak, parti bürosu kurulamayacak.
- Güneş battıktan doğuncaya kadar toplu olarak sözlü propaganda yapılamayacak.
- Siyasi partiler ve adayları, herhangi bir hediye ve eşantiyon dağıtamayacak.
- Kamu yararına dernekler ve çalışanları tarafsız kalacak. Siyasi parti ya da adaylara bağış ve yardım yapamayacak.
- Memur ve hizmetliler siyasi bir faaliyette çalıştırılamayacak. Kamu araç ve gereçleri siyasi faaliyetlerde kullanılamayacak.
Türkçeden başka dil yok
- Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbualar üzerinde, Türk bayrağı ve dini ibareler bulundurulmayacak.
- Seçim propagandalarında, Türkçeden başka dil ve yazı kullanılmayacak.
Konuta ilan yasağı
- Evlere veya iş yerlerine, partilere veya adaylara ait parti bayrağı, afiş, resim ve flamalar asılamayacak.
- 9 Mart'a kadar, reklam panoları dâhil, önceden belirlenen yerler dışında hiçbir yere duvar ilanı, flama, parti bayrağı ve afiş asılmayacak.
- Cep telefonları ile belli bir merkezden yönlendirilmek suretiyle seçim propagandası yapılamayacak.
1 Ocak 2009 Perşembe
Sevk zinciri zorunluluğuna erteleme
Aile hekimliği kapsamında planlanan sevk zinciri zorunluluğu 1 Temmuz 2009'a ertelendi.
Aile hekimliği kapsamında bugünden itibaren 19 ilde daha başlaması planlanan sevk zinciri zorunluluğu 1 Temmuz 2009 tarihine ertelendi.
2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, Resmi Gazete'nin 7. Mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğ ile aile hekimliği uygulaması kapsamında bugünden itibaren 19 ilde daha başlaması planlanan sevk zinciri, 1 Temmuz 2009'a ertelendi. Buna göre, bu illerde sağlık kuruluşlarına ilk müracaatın aile hekimliğine veya aile hekimliği dışında kalan ana çocuk sağlığı ve toplum sağlığı merkezleri, verem savaş dispanseri gibi diğer birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarına yapılması zorunluluğu 1 Temmuz 2009'da başlayacak.
Tebliğe göre, yardımcı üreme yöntemlerinden "embriyo freezing" işlemi için yüzde 30 katılım payı alınacak.
Sağlık kurumlarınca temin edilen ve Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) hükümleri gereği katılım payı tahsil edilmesi gereken tıbbi malzemelerin katılım payı, malzemeyi temin eden sağlık kurumlarınca; üremeye yardımcı tedavi (tüp bebek) katılım payı da tedavinin yapıldığı merkez tarafından tahsil edilecek.
18 yaşını doldurmuş kişilerin ortodontik diş tedavilerine ilişkin giderler Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) ödenmeyecek.
Kaplıca tedavileri için gerekli olan sağlık kurulu raporlarının resmi sağlık kurumlarınca verilmesi zorunlu olacak. Kaplıca tedavilerinde ödeme işlemleri, tedavinin sağlanabildiği en yakın kaplıca tesisinin bulunduğu yerleşim yeri esas alınarak yürütülecek.
AA / 01.01.09
Aile hekimliği kapsamında bugünden itibaren 19 ilde daha başlaması planlanan sevk zinciri zorunluluğu 1 Temmuz 2009 tarihine ertelendi.
2008 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, Resmi Gazete'nin 7. Mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğ ile aile hekimliği uygulaması kapsamında bugünden itibaren 19 ilde daha başlaması planlanan sevk zinciri, 1 Temmuz 2009'a ertelendi. Buna göre, bu illerde sağlık kuruluşlarına ilk müracaatın aile hekimliğine veya aile hekimliği dışında kalan ana çocuk sağlığı ve toplum sağlığı merkezleri, verem savaş dispanseri gibi diğer birinci basamak resmi sağlık kuruluşlarına yapılması zorunluluğu 1 Temmuz 2009'da başlayacak.
Tebliğe göre, yardımcı üreme yöntemlerinden "embriyo freezing" işlemi için yüzde 30 katılım payı alınacak.
Sağlık kurumlarınca temin edilen ve Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) hükümleri gereği katılım payı tahsil edilmesi gereken tıbbi malzemelerin katılım payı, malzemeyi temin eden sağlık kurumlarınca; üremeye yardımcı tedavi (tüp bebek) katılım payı da tedavinin yapıldığı merkez tarafından tahsil edilecek.
18 yaşını doldurmuş kişilerin ortodontik diş tedavilerine ilişkin giderler Sosyal Güvenlik Kurumunca (SGK) ödenmeyecek.
Kaplıca tedavileri için gerekli olan sağlık kurulu raporlarının resmi sağlık kurumlarınca verilmesi zorunlu olacak. Kaplıca tedavilerinde ödeme işlemleri, tedavinin sağlanabildiği en yakın kaplıca tesisinin bulunduğu yerleşim yeri esas alınarak yürütülecek.
AA / 01.01.09
Gazze'yi bombalayan pilotlar Türkiye'de eğitildi
Günlerdir Gazze'de katliama imza atan İsrail pilotları Türkiye'de eğitildi. İsrailli pilotlar, Gazze'ye yönelik hava saldırısı öncesinde Konya Ovası'nda eğitim uçuşları yaptı. Pilotların Konya'daki eğitimi, 1996 yılında imzalanan anlaşma kapsamında devam ediyor.
İsrail'in günlerdir Gazze'ye yönelik düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce Filistinli öldü, bin 500'ün üzerinde kişi yaralandı. Hava saldırısında 100 ton bomba kullanan İsrailli pilotların ilk defa uçaklarla alçaktan uçuş yaparak hedefleri vurmaları dikkatleri çekti. Ancak bu insanlık suçunda, en az İsrail kadar bu suçu işleyen bir diğer ülke ise Türkiye oldu. Çünkü Gazze'de bu büyük katliama imza atan pilotlar Türkiye'de eğitildi. İsrailli pilotların Türkiye'de eğitilmesine için veren anlaşman, 1996 tarihine dayanıyor.
Pilotları eğiten Çevik Bir'di
Türkiye ile İsrail arasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, Bir'in bu ülkeye yaptığı ziyaret sırasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Söz konusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu ilk aşamada eğitim uçuşu yapmak üzere F-16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde Türkiye'ye geldi.
Refah Yol koalisyon hükümeti döneminde de bu anlaşmalar sürdürüldü. Erdoğan ve AKP döneminde ise bu anlaşma ve işbirlikleri üst bir seviyeye ulaştı. Öyle ki işbirliği ve anlaşmalar sadece güvenlikle de sınırlı kalmadı, ekonomi, hayvancılık, sulama, kimya, enerji, telekomünikasyon, turizm alanlarında da işbirliği anlaşmaları imzalandı.
Bombalayan pilotlar Türkiye'den gitti
Çevik Bir'in İsrail ile Genelkurmay adına yaptığı anlaşmadan sonra her yıl İsrail'den gelen savaş pilotları, Türkiye'de eğitim çalışmaları yaptı. Bu pilotların eğitim uçuşları yaptıkları yer ise, Konya Ovası oldu. Gazze'ye düzenlenen hava saldırısı öncesi Türkiye'de bulunan bir grup İsrailli pilot, hava saldırısından kısa bir süre önce Türkiye'deki eğitimlerini tamamlayarak yerlerini ekip arkadaşlarına bıraktı.
ANF'ye konuşan askeri bir kaynak, İsrailli pilotların stratejik öneminden dolayı Konya Ovası'nı tercih ettiklerini belirterek, eğitim uçuşları sırasında en üst düzeydeki teknik versiyonların kullanıldığını, İsrail'in kendi topraklarında elde edemediği hazırlık ve deneme uçuşlarını burada yaptığını, alçak uçuşlarda uçakların yere 150 metre yaklaştığını, böylece kentlere yönelik nokta operasyonlarında saldırı tekniklerinin geliştirildiğini anlattı.
Radyasyonlu bombalar kullanılıyor
Aynı askeri yetkili, İsrailli pilotların sadece kentlere alçak ucuş tekniği sergilemediğini, Gazze'deki operasyonlarda U 238 kodlu bombalar kullanıldığını, çevreye uranyum izotopu yayan bu bombaların radyasyon yaydığını, başta kanser ve çeşitli hastalıklara neden olduğunu dile getirdi.
Suriye, Türkiye Üzerinden Bombalandı
Aynı askeri kaynak, Suriye'deki tesisleri bombalayan İsrail uçaklarının Konya ana jet üssünden kalktığı bilgisini de verdi. Türkiye'nin bunun karşılığında İsrail'den HPG gerillalarının yerlerinin tespiti için teknik cihaz alım anlaşmaları imzaladığını ve keşif uçuşları yapan Heronların bu anlaşmalar karşılığı Türkiye'ye teslim edildiğini belirtti.
Öte yandan Başbakan Erdoğan, Gazze saldırısında kısa bir süre önce İsrail başbakanı Olmert'le 5 saatten fazla görüştü. Ancak bu görüşmenin içeriği kamuoyuna açıklanmadı.
ANKARA - ANF
İsrail'in günlerdir Gazze'ye yönelik düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce Filistinli öldü, bin 500'ün üzerinde kişi yaralandı. Hava saldırısında 100 ton bomba kullanan İsrailli pilotların ilk defa uçaklarla alçaktan uçuş yaparak hedefleri vurmaları dikkatleri çekti. Ancak bu insanlık suçunda, en az İsrail kadar bu suçu işleyen bir diğer ülke ise Türkiye oldu. Çünkü Gazze'de bu büyük katliama imza atan pilotlar Türkiye'de eğitildi. İsrailli pilotların Türkiye'de eğitilmesine için veren anlaşman, 1996 tarihine dayanıyor.
Pilotları eğiten Çevik Bir'di
Türkiye ile İsrail arasında dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir tarafından 23 Şubat 1996 tarihinde, Bir'in bu ülkeye yaptığı ziyaret sırasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Söz konusu anlaşma kapsamında 8 İsrail pilotu ilk aşamada eğitim uçuşu yapmak üzere F-16 uçakları ile birlikte 16 Nisan 1996 tarihinde Türkiye'ye geldi.
Refah Yol koalisyon hükümeti döneminde de bu anlaşmalar sürdürüldü. Erdoğan ve AKP döneminde ise bu anlaşma ve işbirlikleri üst bir seviyeye ulaştı. Öyle ki işbirliği ve anlaşmalar sadece güvenlikle de sınırlı kalmadı, ekonomi, hayvancılık, sulama, kimya, enerji, telekomünikasyon, turizm alanlarında da işbirliği anlaşmaları imzalandı.
Bombalayan pilotlar Türkiye'den gitti
Çevik Bir'in İsrail ile Genelkurmay adına yaptığı anlaşmadan sonra her yıl İsrail'den gelen savaş pilotları, Türkiye'de eğitim çalışmaları yaptı. Bu pilotların eğitim uçuşları yaptıkları yer ise, Konya Ovası oldu. Gazze'ye düzenlenen hava saldırısı öncesi Türkiye'de bulunan bir grup İsrailli pilot, hava saldırısından kısa bir süre önce Türkiye'deki eğitimlerini tamamlayarak yerlerini ekip arkadaşlarına bıraktı.
ANF'ye konuşan askeri bir kaynak, İsrailli pilotların stratejik öneminden dolayı Konya Ovası'nı tercih ettiklerini belirterek, eğitim uçuşları sırasında en üst düzeydeki teknik versiyonların kullanıldığını, İsrail'in kendi topraklarında elde edemediği hazırlık ve deneme uçuşlarını burada yaptığını, alçak uçuşlarda uçakların yere 150 metre yaklaştığını, böylece kentlere yönelik nokta operasyonlarında saldırı tekniklerinin geliştirildiğini anlattı.
Radyasyonlu bombalar kullanılıyor
Aynı askeri yetkili, İsrailli pilotların sadece kentlere alçak ucuş tekniği sergilemediğini, Gazze'deki operasyonlarda U 238 kodlu bombalar kullanıldığını, çevreye uranyum izotopu yayan bu bombaların radyasyon yaydığını, başta kanser ve çeşitli hastalıklara neden olduğunu dile getirdi.
Suriye, Türkiye Üzerinden Bombalandı
Aynı askeri kaynak, Suriye'deki tesisleri bombalayan İsrail uçaklarının Konya ana jet üssünden kalktığı bilgisini de verdi. Türkiye'nin bunun karşılığında İsrail'den HPG gerillalarının yerlerinin tespiti için teknik cihaz alım anlaşmaları imzaladığını ve keşif uçuşları yapan Heronların bu anlaşmalar karşılığı Türkiye'ye teslim edildiğini belirtti.
Öte yandan Başbakan Erdoğan, Gazze saldırısında kısa bir süre önce İsrail başbakanı Olmert'le 5 saatten fazla görüştü. Ancak bu görüşmenin içeriği kamuoyuna açıklanmadı.
ANKARA - ANF
Alevi köylerinde AKP terörü!
Mart'ta yapılacak yerel seçimler öncesi AKP'nin Alevi açılımı kapsamında Amasya'da camisiz Alevi köyü kalmadı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alevi köylerine cami yaptırılması için muhtarların baskı altına alındığını söyledi.
Yerel seçimler öncesinde Alevi açılımını gündeme getiren AKP iktidarı Alevi köylerine cami yapmaya ve imam atamaya devam ediyor. Bu çerçevede Amasya'da camisiz Alevi köyü kalmazken, bazı mezralara imam bile atandı. Bazı köylerde camilerin yanı sıra Kuran kursları da açıldı.
Köy muhtarları ve yurttaşlar ise köylerine cami yapılması gibi bir taleplerinin olmadığını, yapılan camilere kimsenin gitmediğini belirttiler.
Bayat köyü muhtarı Bayram Sel, 'Köyümüzde cami de imam da var. Bayramdan bayrama camiye gidiliyor. Bazı yaşlılar cuma namazlarına gidiyor. Biz ibadetimizi ceme- vinde yapıyoruz' derken, Beke köyü muhtarı İbrahim Esen, 'Şu an camiye giden kimse yok. Niçin yapıldı bilmiyorum' dedi.
Hasabdal köyü muhtarı Yüksel Armut ise köylerinde cami olmamasına karşın imam atandığını ifade ederek 'Yıllar önce köylü kendi imkânı ile cemevi yapmıştı. Ben de cemevine hoparlör taktırdım, imam beş vakit cemevinden ezan okuyor' dedi.
Karsan köyü muhtarı Mehmet Çoban da yalnızca birkaç yaşlının cuma namazına gittiğini belirtti. Yeşilöz köyü muhtarı Ali Haydar Öz ise köy muhtarlarının cami yapılması konusunda ikna edildiğini belirterek, 'Köy muhtarlarını çağırıp ikna ediyorlar. Para veriyorlar, fazla malzeme veriyorlar' diye konuştu.
Alevilik asimile ediliyor
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan da Alevi köylerine cami yaptırılması için muhtarların baskı altına alındığını söyleyerek, 'Mülki idare amirleri 'Köyünüze bir şartla hizmet götürürüz, köyünüze cami yaptırırsanız, yolunuzu asfaltlarız' diyor. Köylü yol, su, sağlık, altyapı hizmeti alabilmek adına köyüne cami yapıp imam istiyor. Müftülüklerde Alevi köylerinde imamların nasıl davranacağı konusunda kursların düzenlenip eğitim verildiğini duyuyorum. Bunların Aleviliği asimile etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak gibi bir amaçlarının olduğu bilinen bir gerçektir' dedi.
ANF
Yerel seçimler öncesinde Alevi açılımını gündeme getiren AKP iktidarı Alevi köylerine cami yapmaya ve imam atamaya devam ediyor. Bu çerçevede Amasya'da camisiz Alevi köyü kalmazken, bazı mezralara imam bile atandı. Bazı köylerde camilerin yanı sıra Kuran kursları da açıldı.
Köy muhtarları ve yurttaşlar ise köylerine cami yapılması gibi bir taleplerinin olmadığını, yapılan camilere kimsenin gitmediğini belirttiler.
Bayat köyü muhtarı Bayram Sel, 'Köyümüzde cami de imam da var. Bayramdan bayrama camiye gidiliyor. Bazı yaşlılar cuma namazlarına gidiyor. Biz ibadetimizi ceme- vinde yapıyoruz' derken, Beke köyü muhtarı İbrahim Esen, 'Şu an camiye giden kimse yok. Niçin yapıldı bilmiyorum' dedi.
Hasabdal köyü muhtarı Yüksel Armut ise köylerinde cami olmamasına karşın imam atandığını ifade ederek 'Yıllar önce köylü kendi imkânı ile cemevi yapmıştı. Ben de cemevine hoparlör taktırdım, imam beş vakit cemevinden ezan okuyor' dedi.
Karsan köyü muhtarı Mehmet Çoban da yalnızca birkaç yaşlının cuma namazına gittiğini belirtti. Yeşilöz köyü muhtarı Ali Haydar Öz ise köy muhtarlarının cami yapılması konusunda ikna edildiğini belirterek, 'Köy muhtarlarını çağırıp ikna ediyorlar. Para veriyorlar, fazla malzeme veriyorlar' diye konuştu.
Alevilik asimile ediliyor
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan da Alevi köylerine cami yaptırılması için muhtarların baskı altına alındığını söyleyerek, 'Mülki idare amirleri 'Köyünüze bir şartla hizmet götürürüz, köyünüze cami yaptırırsanız, yolunuzu asfaltlarız' diyor. Köylü yol, su, sağlık, altyapı hizmeti alabilmek adına köyüne cami yapıp imam istiyor. Müftülüklerde Alevi köylerinde imamların nasıl davranacağı konusunda kursların düzenlenip eğitim verildiğini duyuyorum. Bunların Aleviliği asimile etmek, yok etmek, ortadan kaldırmak gibi bir amaçlarının olduğu bilinen bir gerçektir' dedi.
ANF
İşte çok eşlilik yasasının sırrı
İpek Yezdani
Erbil’de 2.5 yıl siyaset bilmi dersi veren Dr. Zafer Yörük, ‘Kürtler arasında dindar eğilimler, parlamentoya yansıyandan çok daha yaygın. KDP ve KYB bu potansiyeli kendilerine çekmek istiyor’ dedi Yine Erbil’de bir üniversitede bölüm başkanı olan sosyoloji doktoru Sandra Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini söyledi
Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin başkenti Erbil’de İngilizce eğitim veren bir üniversitede 2.5 yıl siyaset bilimi dersi vermiş olan tek Türk öğretim üyesi Dr. Zafer Yörük ile üniversitenin Sosyoloji Departmanı Başkanı Dr. Sandra Phelps, Kürt bölgesindeki şeriat hükümlerine yönelik yeni yasal düzenlemeleri, Kürtlerin arasındaki yoğun İslamcılığı ve Kürt yönetiminin Türkiye’ye bakışını Milliyet’e değerlendirdi.
Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini belirtti.
Zafer Yörük de Kuzey Irak’taki Kürt yönetimin lideri Mesud Barzani’nin İslami köklerinin, Nakşibendi şeyhi olan babası Molla Mustafa Barzani’den geldiğini söyledi. Yörük, Kürt yönetiminin Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilere de çok önem verdiğini, bu anlamda Türkiye’nin Kuzey Irak açısından “ilerletici” bir rol oynayabileceğini vurguladı. Yörük şöyle konuştu:
Barzani Nakşibendi şeyhiydi
“Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, Nakşibendi şeyhiydi. Bu anlamda doğal bir dini liderliği var, İslami kökleri de zaten oradan geliyor. Ayrıca Kuzey Irak’ta Baas rejimiyle mücadelenin bir parçası da her zaman İslamcı düşünce olmuştur. Kürtler arasında mezhep olarak Şafilik, işin tarikat kanadı olarak da Nakşibendilik çok yaygın. Zaten Kuzey Iraklı Kürtler de kendilerini AKP’ye DTP’den daha yakın hissediyor.
Öte yandan bütün bunlar, KDP’nin İslamcı bir parti olduğu anlamına gelmez. Kürtler arasında dindar ve muhafazakâr eğilimler, Kürt parlamentosunda temsil edildiğinden çok daha yaygın.
KDP ve KYB de bu İslami potansiyeli kendi partilerine çekmek istiyorlar. Özellikle KDP, toplumun genel eğilimlerine ters düşmek istemiyor.
‘Türkiye’nin tepkisi önemli’
“Kuzey Irak’taki Kürtler için Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilerin çok önemli” olduğunu da belirten Dr. Yörük şöyle devam etti: “Nasıl AB’nin Türkiye üzerinde ilerletici rolleri olabiliyorsa, Türkiye’de de sivil toplum, medya ve kadın kuruluşları Kuzey Irak’ta çok ilerletici bir rol oynayabilirler. Çokeşlilik yasasına karşı Türkiye kamuoyunda yükselen tepkiler, sivil toplum kaynaklı demokratik bir ‘balans ayarı’ girişimi olarak okunabilir. Yani bu anlamda Türkiye, Kuzey Irak’ın AB’si olabilir.
Erbil’de çalıştığım sırada, orada iş ve ticaret yaparken ihtilaf yaşamış çok Türkiyeli işadamına rastladım. Kuzey Irak’ta bu insanların sorunlarının çözümü için onları savunacak bir kurum yok. Ayrıca Türkiye ile Kuzey Irak arasında ekonomik ilişkilerin ileride daha da gelişeceği öngörülüyor. Bu anlamda Türkiye’nin Erbil’de konsolosluk açması çok faydalı olacaktır.
Erbil, Irak’ın en büyük kentlerinden biri olduğu için burada konsolosluk açmak Türkiye’nin politik kaygıları açısından bir sorun teşkil etmez, yani bölgesel Kürt yönetimini tanımak anlamına gelmez.
‘Bağımsız devlet zor’
Kuzey Irak’taki oluşumun, bağımsız bir Kürt devletinden ziyade ‘quasi-devlet’ dediğimiz yarı-devlet formatında devam edeceğini düşünüyorum. Bu format, hem yönetici zümrenin hem de bölge halkının daha fazla işine geliyor.
Çünkü mevcut koşulların değişimi Kuzey Irak’a kayıt dışı para, hizmet ve mal akışının yaratmakta olduğu cazibeyi ortadan kaldırma riski taşıyor. Dahası, bağımsızlık ilanı, Bağdat’la uzun bir iç savaşı ve bölgedeki birçok devletle sürtüşme ve çatışmayı göze almayı gerektiriyor.
Dr. Phelps: Kadınlar için yaşam her gün zorlaşıyor
Erbil’de İngilizce eğitim veren üniversitede Sosyoloji Departmanı Başkanı olan Dr. Sandra Phelps de şöyle konuştu:
“İslam ve İslami değerler özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçti. Son yıllarda bölgede hem cami, hem de çarşaflı ve türbanlı kadın sayısında çok büyük artış oldu. Yasa iki kadına izin veriyor, fiiliyatta 4 kadınla evlenenler var. Benim İslami bir hayat tarzını benimsemeyen kız öğrencilerim ve kadın arkadaşlarım var, ancak hayat onlar için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bölgedeki kadınların ekonomik bağımsızlıkları neredeyse hiç yok. Ailelerinden kopabilmelerinin tek yolu ise evlenmek.
Kürt bölgesinin geleceği Türkiye’yle olan iyi ilişkilere bağlı. Çünkü buna ihtiyaçları var. Önlerindeki diğer seçenekler; yüzlerini Irak merkezi hükümetine veya İran’a dönmek. Bunları istemiyorlar. Öte yandan Türkiye de Kuzey Irak’la politik anlamda ilişki kurmaya açık olduğu mesajını vermeli.”
Dr. Yörük kimdir?
Zafer Yörük, 1963 Rize doğumlu. Londra Üniversitesi’nde (University of London) ekonomi ve politika okuduktan sonra Essex Üniversitesi’nde siyaset bilimi mastırı yaptı. Aynı üniversitede siyaset bilimi üzerine doktorasını tamamladı, tezini “Türk politik kimliği” üzerine yazdı. Essex ve Londra Üniversiteleri’nde “siyaset bilimi” dersi verdi, 1998 ile 2006 yılları arasında İngiltere’de insan hakları ve göçmenlik alanlarında hukuki danışman olarak çalıştı.
Erbil’de 2.5 yıl siyaset bilmi dersi veren Dr. Zafer Yörük, ‘Kürtler arasında dindar eğilimler, parlamentoya yansıyandan çok daha yaygın. KDP ve KYB bu potansiyeli kendilerine çekmek istiyor’ dedi Yine Erbil’de bir üniversitede bölüm başkanı olan sosyoloji doktoru Sandra Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini söyledi
Kuzey Irak’taki Kürt yönetiminin başkenti Erbil’de İngilizce eğitim veren bir üniversitede 2.5 yıl siyaset bilimi dersi vermiş olan tek Türk öğretim üyesi Dr. Zafer Yörük ile üniversitenin Sosyoloji Departmanı Başkanı Dr. Sandra Phelps, Kürt bölgesindeki şeriat hükümlerine yönelik yeni yasal düzenlemeleri, Kürtlerin arasındaki yoğun İslamcılığı ve Kürt yönetiminin Türkiye’ye bakışını Milliyet’e değerlendirdi.
Phelps, Kuzey Irak’ta, İslam ve İslami değerlerin özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçtiğini belirtti.
Zafer Yörük de Kuzey Irak’taki Kürt yönetimin lideri Mesud Barzani’nin İslami köklerinin, Nakşibendi şeyhi olan babası Molla Mustafa Barzani’den geldiğini söyledi. Yörük, Kürt yönetiminin Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilere de çok önem verdiğini, bu anlamda Türkiye’nin Kuzey Irak açısından “ilerletici” bir rol oynayabileceğini vurguladı. Yörük şöyle konuştu:
Barzani Nakşibendi şeyhiydi
“Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani, Nakşibendi şeyhiydi. Bu anlamda doğal bir dini liderliği var, İslami kökleri de zaten oradan geliyor. Ayrıca Kuzey Irak’ta Baas rejimiyle mücadelenin bir parçası da her zaman İslamcı düşünce olmuştur. Kürtler arasında mezhep olarak Şafilik, işin tarikat kanadı olarak da Nakşibendilik çok yaygın. Zaten Kuzey Iraklı Kürtler de kendilerini AKP’ye DTP’den daha yakın hissediyor.
Öte yandan bütün bunlar, KDP’nin İslamcı bir parti olduğu anlamına gelmez. Kürtler arasında dindar ve muhafazakâr eğilimler, Kürt parlamentosunda temsil edildiğinden çok daha yaygın.
KDP ve KYB de bu İslami potansiyeli kendi partilerine çekmek istiyorlar. Özellikle KDP, toplumun genel eğilimlerine ters düşmek istemiyor.
‘Türkiye’nin tepkisi önemli’
“Kuzey Irak’taki Kürtler için Türkiye’deki kamuoyundan gelen tepkilerin çok önemli” olduğunu da belirten Dr. Yörük şöyle devam etti: “Nasıl AB’nin Türkiye üzerinde ilerletici rolleri olabiliyorsa, Türkiye’de de sivil toplum, medya ve kadın kuruluşları Kuzey Irak’ta çok ilerletici bir rol oynayabilirler. Çokeşlilik yasasına karşı Türkiye kamuoyunda yükselen tepkiler, sivil toplum kaynaklı demokratik bir ‘balans ayarı’ girişimi olarak okunabilir. Yani bu anlamda Türkiye, Kuzey Irak’ın AB’si olabilir.
Erbil’de çalıştığım sırada, orada iş ve ticaret yaparken ihtilaf yaşamış çok Türkiyeli işadamına rastladım. Kuzey Irak’ta bu insanların sorunlarının çözümü için onları savunacak bir kurum yok. Ayrıca Türkiye ile Kuzey Irak arasında ekonomik ilişkilerin ileride daha da gelişeceği öngörülüyor. Bu anlamda Türkiye’nin Erbil’de konsolosluk açması çok faydalı olacaktır.
Erbil, Irak’ın en büyük kentlerinden biri olduğu için burada konsolosluk açmak Türkiye’nin politik kaygıları açısından bir sorun teşkil etmez, yani bölgesel Kürt yönetimini tanımak anlamına gelmez.
‘Bağımsız devlet zor’
Kuzey Irak’taki oluşumun, bağımsız bir Kürt devletinden ziyade ‘quasi-devlet’ dediğimiz yarı-devlet formatında devam edeceğini düşünüyorum. Bu format, hem yönetici zümrenin hem de bölge halkının daha fazla işine geliyor.
Çünkü mevcut koşulların değişimi Kuzey Irak’a kayıt dışı para, hizmet ve mal akışının yaratmakta olduğu cazibeyi ortadan kaldırma riski taşıyor. Dahası, bağımsızlık ilanı, Bağdat’la uzun bir iç savaşı ve bölgedeki birçok devletle sürtüşme ve çatışmayı göze almayı gerektiriyor.
Dr. Phelps: Kadınlar için yaşam her gün zorlaşıyor
Erbil’de İngilizce eğitim veren üniversitede Sosyoloji Departmanı Başkanı olan Dr. Sandra Phelps de şöyle konuştu:
“İslam ve İslami değerler özellikle son 10 yılda Kürtler arasında çok yükselişe geçti. Son yıllarda bölgede hem cami, hem de çarşaflı ve türbanlı kadın sayısında çok büyük artış oldu. Yasa iki kadına izin veriyor, fiiliyatta 4 kadınla evlenenler var. Benim İslami bir hayat tarzını benimsemeyen kız öğrencilerim ve kadın arkadaşlarım var, ancak hayat onlar için her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bölgedeki kadınların ekonomik bağımsızlıkları neredeyse hiç yok. Ailelerinden kopabilmelerinin tek yolu ise evlenmek.
Kürt bölgesinin geleceği Türkiye’yle olan iyi ilişkilere bağlı. Çünkü buna ihtiyaçları var. Önlerindeki diğer seçenekler; yüzlerini Irak merkezi hükümetine veya İran’a dönmek. Bunları istemiyorlar. Öte yandan Türkiye de Kuzey Irak’la politik anlamda ilişki kurmaya açık olduğu mesajını vermeli.”
Dr. Yörük kimdir?
Zafer Yörük, 1963 Rize doğumlu. Londra Üniversitesi’nde (University of London) ekonomi ve politika okuduktan sonra Essex Üniversitesi’nde siyaset bilimi mastırı yaptı. Aynı üniversitede siyaset bilimi üzerine doktorasını tamamladı, tezini “Türk politik kimliği” üzerine yazdı. Essex ve Londra Üniversiteleri’nde “siyaset bilimi” dersi verdi, 1998 ile 2006 yılları arasında İngiltere’de insan hakları ve göçmenlik alanlarında hukuki danışman olarak çalıştı.
Amerikan vakfından etnik köken araştırması
ünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli United States Center for World Mission (USCWM) adlı vakfın Aralık 2008 verilerine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 20.8'ini Kürt kökenliler oluşturuyor. Araştırmaya göre, Türkiye'de 52.8 milyon Türk yaşarken, Zazalar ile birlikte toplam Kürt sayısı 15.4 milyon.
Türkiye'de yaşayan Kürt kökenlilerin sayısı ve diğer etnik grupların nüfusa oranı hakkındaki tartışmalar devam ederken, bir araştırma da dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM isimli vakıftan geldi. Vakfın Aralık 2008 verilerine dayandırdığı araştırmasında, Türkiye'nin nüfusunun 74 milyon 398 bin 700 olduğu kaydedildi. Araştırmada, nüfusun yüzde 71'ini oluşturan 52 milyon 826 bin kişinin Türk olduğu ifade edilirken, Zazalar ile birlikte Kürtlerin sayısının 15 milyon 426 bin olduğu belirtildi. Araştırmada Türkiye'de 1 milyon 313 bin Zaza'nın yaşadığı, Kürtlerin 5 milyon 902 bininin ise Türkçe konuştuğu kaydedildi.
Türkiye'de 1.8 milyon Arap, 910 bin Çerkez, 620 bin Fars, 540 bin Azeri yaşadığının belirlendiği araştırmada, Türkiye'de 76 bin Ermeni, 28 bin Süryani, 14 bin Rum ve 13 bin Musevi bulunduğu vurgulandı.
Türkiye'nin nüfusunun etnik köken dağılımı şöyle:
- Türkler 52 milyon 826 bin
- Kürtler 15 milyon 426 bin
- Araplar 1 milyon 839 bin
- Çerkezler 910 bin
- Farslar 620 bin
- Azeriler 542 bin
- Gagavuzlar 410 bin
- Pomaklar 331 bin
- Bulgarlar 328 bin
- Lazlar 151 bin
- Gürcüler 150 bin
- Tatarlar 126 bin
- Boşnaklar 101 bin
- Ermeniler 76 bin
- Karakalpaklar 74 bin
- Arnavutlar 66 bin
- Romanlar 66 bin
- Abhazlar 43 bin
- Osetler 37 bin
- Süryaniler 28 bin
- Rumlar 14 bin
- Museviler 13 bin
- Keldaniler 300
Türkiye'de yaşayan Kürt kökenlilerin sayısı ve diğer etnik grupların nüfusa oranı hakkındaki tartışmalar devam ederken, bir araştırma da dünya genelinde etnik köken, dil ve din araştırmaları yapan Amerikan merkezli USCWM isimli vakıftan geldi. Vakfın Aralık 2008 verilerine dayandırdığı araştırmasında, Türkiye'nin nüfusunun 74 milyon 398 bin 700 olduğu kaydedildi. Araştırmada, nüfusun yüzde 71'ini oluşturan 52 milyon 826 bin kişinin Türk olduğu ifade edilirken, Zazalar ile birlikte Kürtlerin sayısının 15 milyon 426 bin olduğu belirtildi. Araştırmada Türkiye'de 1 milyon 313 bin Zaza'nın yaşadığı, Kürtlerin 5 milyon 902 bininin ise Türkçe konuştuğu kaydedildi.
Türkiye'de 1.8 milyon Arap, 910 bin Çerkez, 620 bin Fars, 540 bin Azeri yaşadığının belirlendiği araştırmada, Türkiye'de 76 bin Ermeni, 28 bin Süryani, 14 bin Rum ve 13 bin Musevi bulunduğu vurgulandı.
Türkiye'nin nüfusunun etnik köken dağılımı şöyle:
- Türkler 52 milyon 826 bin
- Kürtler 15 milyon 426 bin
- Araplar 1 milyon 839 bin
- Çerkezler 910 bin
- Farslar 620 bin
- Azeriler 542 bin
- Gagavuzlar 410 bin
- Pomaklar 331 bin
- Bulgarlar 328 bin
- Lazlar 151 bin
- Gürcüler 150 bin
- Tatarlar 126 bin
- Boşnaklar 101 bin
- Ermeniler 76 bin
- Karakalpaklar 74 bin
- Arnavutlar 66 bin
- Romanlar 66 bin
- Abhazlar 43 bin
- Osetler 37 bin
- Süryaniler 28 bin
- Rumlar 14 bin
- Museviler 13 bin
- Keldaniler 300
Küba Devrimi'nin 50. yılı KUTLANDI
Küba, Amerika Birleşik Devletleri'nin hemen yanıbaşında ani-emperyalist bir devlet yaratan devrimin 50'nci yılını kutladı. Fidel Castrorahatsız olması nedeniyle 50.yıl kutlamalarına katılamadı
Devrimin mimarı olan Fidel Castro sağlık sorunları nedeniyle kutlamalara katılmadı.
82 yaşındaki Fidel Castro, iki yıl önce geçirdiği bağırsak ameliyatından bu yana kamuoyu önüne çıkmadı.
Devlet Başkanı Raul Castro, Santiago de Cuba kentinde, ağabeyi Fidel Castro'nun 1 Ocak 1959'da diktatör Fulgencio Batista'yı devirmesinin ardından zaferini ilan ettiği balkonun altından halka seslendi.
ABD'nin tehdidine karşı 50 yıl daha direneceklerini söyleyen Castro, Washington'u kastederek, "Düşman saldırgan, hain ve baskın olmayı sürdürecek. Kimseyi korkutmaya çalışmıyorum, ama gerçek bu" dedi.
Castro, Küba Devrimi'nin Amerika'dan 145 kilometre uzaklıkta devrimci bir devlet yarattığını belirten Raul Castro, konuşmasını "Çok Yaşa Fidel, Çok Yaşa Devrim, Çok Yaşa Küba" diye bitirdi.
Bu yılki kutlamaların dar kapsamlı olması dikkat çekti.
Bazı gözlemciler bunu Küba'nın içinde bulunduğu ekonomik zorluklara bağlıyor. Havana, halen geçtiğimiz yıl yaşadığı üç kasırganın yaralarını sarmaya çalışıyor.
Küba Devrimi'nin 50'nci yıl dönümünde, ülkede eğitim ve sağlık hizmetleri bedava. Maaşlar ise ayda 20 ila 25 dolar seviyelerinde.
Küba, 1962'den bu yana ABD'nin ticari ambargosu altında.
ABD Başkanı George Bush, Küba kökenli Amerikalıların adaya seyahatlerine ve ülkelerine yollayabilecekleri para miktarına sıkı kısıtlamalar getirmişti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)