Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “teğet geçti” dediği ekonomik krizle birlikte, peş peşe açılan paketlere rağmen işsizlik tırmanırken, bütçe de büyük açık veriyor. Vergi gelirlerindeki düşüş ve seçim nedeniyle kamu harcamalarında yaşanan artış, daha yılın ilk iki ayında devletin bütçesinde 10.4 milyar liralık “delik” oluşturarak, yıllık tahmine ulaştı.
Uzun süredir milli gelir, bütçe rakamları, enflasyon, cari açık, dış ticaret ve borçlanma gibi makro veriler üzerinde revizyon çalışması yürüten ekonomi bürokrasisi, krizin hasar faturasını gösterecek revize rakamları açıklamak için 2009’un ilk üç aylık verilerini bekliyor. Revizyonda, Nisan’da açıklanacak üç aylık üretim, petrol fiyatları, bütçe gelir ve giderleri gibi makro ekonomik büyüklükler belirleyici olacak.
BÜTÇEDE REKOR AÇIK
Şubat'ta bütçe açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 824 artarak 7.4 milyar liraya çıktı. Sağlık, emeklilik ve sosyal yardım giderleri için yapılan transfer yüzde 48.7 artarak 8 milyar 928 milyon TL oldu. Bu artışta, sosyal güvenlik reformu kapsamında 2008 yılı Kasım ayından itibaren devletçe Sosyal Güvenlik Kurumu'na “sosyal güvenlik katkısı” olarak yapılan transferler ile ekonomik gelişmelere bağlı olarak prim gelirleri tahsilatındaki yavaşlama önemli bir etken oldu.
Bütçe açığında yaşanan artışta, geçen yılın Ekim ayından itibaren uygulanmaya başlanan sosyal güvenlik primi işveren hissesinin 5 puanlık kısmının Hazine tarafından ödenmesi de diğer bir etken oldu. Ocak-Şubat döneminde bu amaçla yapılan transfer tutarı 702 milyon TL olarak gerçekleşti.
Ekonomiyi canlandırmaya yönelik paketlerin maliyeti de her gün biraz daha artıyor. Bugüne kadar toplam 30 milyar liralık büyüklüğe ulaşan paketlere, yenilerinin ekleneceği belirtiliyor. Paketlerin başında da, patronların vergi yükünü hafifletmeya dönük “önlemler” gelecek. Bu amaçla, SSK primlerinde erteleme, ücretlerden alınan Gelir Vergisi ve Damga Vergisi’nde ötelemeye gidilmesi planlanıyor. Ayrıca, Kredi Garanti Fonu’ndan şirketlere aktarılan kaynağın da arttırılması öngörülüyor. Yılsonuna kadar açıklanacak paketlerin büyüklüğünün 50 milyar lirayı aşması bekleniyor.
42 BİN SENDİKALI ARTIK İŞSİZ
Ekonomik krizle birlikte Türkiye’de işsizler ordusuna her gün yenileri ekleniyor. İşsizlik oranı yüzde 14’le rekor düzeye varırken, işten çıkarmalardan en çok sendikalı işçiler etkileniyor. Türk-İş’in oluşturduğu ‘Krize Karşı Emek Masası’na gelen bilgiler, son aylarda 42 bin sendikalı işçinin işini kaybettiğini; işten çıkarma ve ücretsiz izin uygulamalarının otomotiv-metal, çimento-seramik, tekstil ve gemi yapımı sektörlerinde yoğunlaştığını gösteriyor.
HÜKÜMET İMF’YLE UZLAŞMA ARAYIŞINDA
Üç aylık verilerde hedeften yüzde 30 sapma bekleniyor. Bu sıkıntılı sürecin aşılması için IMF’yle imzalanacak anlaşma da önem taşıyor. Henüz uzlaşmaya varılmamakla birlikte, Nisan ayında Londra’da yapılacak G20 Liderler Zirvesi’nin ardından rotanın netleşmesi bekleniyor. Hükümetin, IMF’in, “nereden buldun”, “Gelir İdaresi’nin özerkliği” gibi “olmazsa olmaz” dediği unsurlarda uzlaşmaya çalışacağı ifade ediliyor.
ANF / 02.04.09
2 Nisan 2009 Perşembe
Diyarbakır'da iki yerde ceset aranıyor
Diyarbakır Cumhuriyet Başavcılığının talimatı ile Diyarbakır-Silvan kara yolu Karaçalı köyü yakınlarındaki iki ayrı noktada kazı çalışmaları yapılıyor.
İtirafçı Abdulkadir Aygan'ın 1990'lı yıllarda 2 kişinin ölümü ile ilgili iddiaları üzerine dün Diyarbakır'da özel yetkili 2 savcının yaptığı keşif çalışmalarından sonra bu sabah erken saatlerde iş makineleri Karaçalı köyü yakınlarına geldi.
İş makineleriyle burada belirlenen 2 ayrı noktada kazılara başlandı.
Kazı Diyarbakır-Hani karayolunun 11. kilometresinde ve Karaçalı köyünün hemen arkasında yapılıyor. Güvenlik güçleri sabahın erken saatlerinden itibaren bölgede yoğun önlemler aldı. Bölgedeki kazılar ilk olarak 5 Mart’ta Şırnak’ın Silopi ilçesinde başlatılmıştı daha sonra Cizre ilçesinde devam etmişti şimdi de Diyarbakır’da kazılar devam ediyor.
İtirafçı Abdulkadir Aygan bir süre önce, 1994 yılından Fethi Yıldırım ile 1996 yılında Hakkı Kaya'nın öldürüldükten sonra Karaçalı köyü yakınlarında toprağa gömüldüğünü öne sürmüş, bunun üzerine İHD Diyarbakır Şubesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştu.
İHD yetkilileri Diyarbakır'da eski JİTEM binasının bulunduğu yerde de kazı yapılmasını istediler.
2 PKK İTİRAFÇISI TUTUKLANDI
Bölgede sürdürüler kazı çalışmalar çerçevesinde soruşturma sürerken fali meçhul cinayet iddialarıyla ilgili PKK itirafçıları Abdurrahim Güven ve Hıdır Altuğ tutuklanarak cezaevine kondu.
NTV-MSNBC / 02.04.09
İtirafçı Abdulkadir Aygan'ın 1990'lı yıllarda 2 kişinin ölümü ile ilgili iddiaları üzerine dün Diyarbakır'da özel yetkili 2 savcının yaptığı keşif çalışmalarından sonra bu sabah erken saatlerde iş makineleri Karaçalı köyü yakınlarına geldi.
İş makineleriyle burada belirlenen 2 ayrı noktada kazılara başlandı.
Kazı Diyarbakır-Hani karayolunun 11. kilometresinde ve Karaçalı köyünün hemen arkasında yapılıyor. Güvenlik güçleri sabahın erken saatlerinden itibaren bölgede yoğun önlemler aldı. Bölgedeki kazılar ilk olarak 5 Mart’ta Şırnak’ın Silopi ilçesinde başlatılmıştı daha sonra Cizre ilçesinde devam etmişti şimdi de Diyarbakır’da kazılar devam ediyor.
İtirafçı Abdulkadir Aygan bir süre önce, 1994 yılından Fethi Yıldırım ile 1996 yılında Hakkı Kaya'nın öldürüldükten sonra Karaçalı köyü yakınlarında toprağa gömüldüğünü öne sürmüş, bunun üzerine İHD Diyarbakır Şubesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuştu.
İHD yetkilileri Diyarbakır'da eski JİTEM binasının bulunduğu yerde de kazı yapılmasını istediler.
2 PKK İTİRAFÇISI TUTUKLANDI
Bölgede sürdürüler kazı çalışmalar çerçevesinde soruşturma sürerken fali meçhul cinayet iddialarıyla ilgili PKK itirafçıları Abdurrahim Güven ve Hıdır Altuğ tutuklanarak cezaevine kondu.
NTV-MSNBC / 02.04.09
1 Nisan 2009 Çarşamba
İşte işkencenin belgesi
Bursa'da 18 Mart günü gözaltına alınarak yaklaşık iki gün Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde tutulan Ender Bulhaz Aktürk'ün gördüğü işkenceler, Adli Tıp Kurumu raporu ve hastane raporlarıyla belgelendi. Aktürk'ün avukatları, Bursa polisi hakkında 'işkence' suçundan dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.
Ender Bulhaz Aktürk adlı genç Bursa'nın Kestel ilçesinde kimlik kontrolü sırasında bir polisin öldüğü olayla ilgili olduğu iddiasıyla 18 Mart günü saat 14.15'de gözaltına alınarak, Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Buradan Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Aktürk, Kestel Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanarak Bursa H Tipi Cezaevi'ne konuldu.
İŞKENCE ÖNCE KAMERALARA YANSIDI
Avukatların başvurusuna rağmen iki gün boyunca Bursa polisinin gözaltında olduğunu kabul etmediği Aktürk'ün işkence gördüğü adliyeye çıkartıldığı sırada kameralara yansıdı. Buna göre, yüzü şiş ve morluklarla dolu olan Aktürk, ayakta duramıyordu ancak iki kolundan tutan polisin yardımıyla yürüyebiliyordu. 'Tazyikli su, ters askı, buza yatırma, dayak' gibi işkence yöntemlerinin yanı sıra Amerikan yönetiminin Guantanamo Üssü'nde uyguladığı 'su işkencesi'nin uygulandığı hem Aktürk'ün beyanlarında hem da avukatlarının açıklamalarında yer aldı. Bu açıklamaların ardından Adli Tıp Kurumu ile Aktürk'ün sevk edildiği iki hastanenin verdiği raporlar, işkenceyi belgeledi.
GÖZALTININ İLK ANINDAN İTİBAREN İŞKENCEYE BAŞLAMIŞLAR
Ender Bulhaz Aktürk'e ilk rapor, 18 Mart 2009 tarihinde Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi tarafından verildi. Söz konusu raporda, daha gözaltının ilk saatlerinde Aktürk'ün 'kaba dayak işkencesi'ne maruz kaldığı anlaşıldı. Bu işkencenin sonuçları söz konusu raporda şöyle yer aldı: 'Sırt kısmında künt tramvaya bağlı sıyrık tarzı yüzeysel yaralanmalar, frontal bölgede künt travmaya bağlı hafif ekimatik lezyonlar mevcut. Ayrıca her iki el bileğinde kelepçe takılmasıyla olduğu düşünülen ekimatik lezyonlar görüldü.'
VÜCUDUNUN HER YERİNDE İŞKENCE İZLERİ GÖRÜLDÜ
Ender Bulhaz Aktürk'ün işkenceye ilişkin anlatımları ile işkence izleri, Bursa Adli Tıp Kurumu tarafından 20 Mart 2009 tarihinde düzenlenen raporla da tespit edildi. Raporda, Aktürk'ün genital bölgesi de dâhil olmak üzere vücudunun neredeyse bütün bölgelerinde 10 santimetre çapına ya da uzunluğuna kadar ulaşan yaralar, çizikler, morluklar tespit edildiği belirtildi.
İşkence tespitleri raporda şöyle yer aldı:
'Sol göz kapağı alt kısmında yoğun olmak üzere periorbital alanda hematom, kafada saçlı deri alanı vertekste, occipital bölge üst kısımda 5 ve 10 cm çaplarında kırmızı ekimoz alanları ve şişlikler, sağ göz ve periorbital alanda menekşe renkli ekimoz, sol kaş üzerinde 2x1 cm'lik, sol zygomada 3x1 cm'lik, ağız sağ komissurunda 2 cm'lik, sol komissurunda 3 cm'lik, burun kökünde iki kaş arasında 0,5 cm'lik ekimozlu zemin sıyrıklar, sırtında sol scapulanın alt kısmında ve bel sağ üst kısımda 5x15 cm'lik, sol kolda 10 ve 5 cm'lik düzensiz şekilde menekşe renkli ekimozlar, sol el bileğinde 0,5x3 cm'lik 5-6 adet, sağ el bileğinde 4-5 adet kelepçenin bası izleriyle uyumlu ekimozlu sıyrıklar, sağ dirsekte ve bunun üst kısmında 2x2,5 cm çaplı hiperemik sıyrık, bel sol spina iliaca antrerior superiorda yaklaşık 3 ve 7 cm çaplarına menekşe renkli ekimoz alanları, sol diz kapağında 0,5 cm'lik sıyrık, sağ uyluk distal ön kısımda 10 cm'lik sıyrıklar, penis kökü alt kısımda yaklaşık 1 cm'lik menekşe renkli ekimoz ve hafif sıyrık tespit edildi. Kişi başında ve sağ kaburgasında şiddetli ağrı, göğsünde nefes alamama şikâyetleri tarifledi.'
Tutuklanan Aktürk, 20 Mart gecesi Bursa H Tipi Cezaevi'ne götürüldü. Ancak durumunun ağır olduğunun görülmesi üzerine 21 Mart günü önce Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne, ardından da Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Bursa Devlet Hastanesi'nde yapılan muayene de Aktürk'ün gördüğü işkence tespit edildi.
AVUKATLARI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
Aktürk'ün cezaevine sevkinin ardından cezaevi yönetiminin, Bursa Savcılığı'na suç duyurunda bulunması üzerine soruşturma başladı. Aktürk'ün avukatları da, bir şikâyet dilekçesi vererek, Bursa Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürü ve görevli polisler, Kestel Emniyet Müdürü, gözaltı ve nezaret işlemini yapan polisler ile Aktürk'ün tip tarifini yaptığı polisler hakkında 'işkence' suçundan dava açılmasını istedi. Avukatları ayrıca, müvekkillerinin Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne sevkinin yapılarak muayeneden geçirilmesini ve polisleri teşhis etmesi için yüzleştirilmesini istedi.
İŞTE İŞKENCECİ POLİSLERİN TİPLERİ
Aktürk, avukatı Zeliha Kabataş ile 30 Mart günü cezaevinde yaptığı görüşte yaşadığı işkenceyi anlattı. Ayrıca el yazısıyla yazdı. Suç duyurusu dilekçesine eklenen bu belgede polislerin tipleri şöyle tarif edildi:
'1- Kır saçlı, ihtiyar, saçının üst tarafı kel ve hafif sarkık bıyıklı, bıyıkları da kır, kısa boylu bir kişi,
2- Esmer, uzun boylu, kel, kalın bıyıklı, alt ve üst ön dişlerinden bir iki tanesi eksik, siyah kazak ve kadife pantolonlu, şiveli konuşan bir kişi.
3- Vişneçürüğü rengine benzer renkli bir süveter ve çizgili gömlek giymiş, 25-26 yaşlarında gözüken, hafif kepçe kulaklı, esmer, dudak kısmı ve dişleri ileri çıkıntılı kısa boylu bir kişi.
4- Sarışın, iri yapılı, sarkık bıyıklı, saçları kabarık ve düz bir kişi.
5- Tombul, esmer, kısa boylu, saçını öne tarayan kısa saçlı genç bir kişi.
Çoğu kez yüzüm açıldığı için bana işkence yapan polislerin hepsini gördüm. Bana gösterildiği zaman işkence yapanları tanıyıp teşhis edebilirim.'
BURSA - ANF
RUKEN ADALI
Ender Bulhaz Aktürk adlı genç Bursa'nın Kestel ilçesinde kimlik kontrolü sırasında bir polisin öldüğü olayla ilgili olduğu iddiasıyla 18 Mart günü saat 14.15'de gözaltına alınarak, Kestel İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Buradan Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen Aktürk, Kestel Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanarak Bursa H Tipi Cezaevi'ne konuldu.
İŞKENCE ÖNCE KAMERALARA YANSIDI
Avukatların başvurusuna rağmen iki gün boyunca Bursa polisinin gözaltında olduğunu kabul etmediği Aktürk'ün işkence gördüğü adliyeye çıkartıldığı sırada kameralara yansıdı. Buna göre, yüzü şiş ve morluklarla dolu olan Aktürk, ayakta duramıyordu ancak iki kolundan tutan polisin yardımıyla yürüyebiliyordu. 'Tazyikli su, ters askı, buza yatırma, dayak' gibi işkence yöntemlerinin yanı sıra Amerikan yönetiminin Guantanamo Üssü'nde uyguladığı 'su işkencesi'nin uygulandığı hem Aktürk'ün beyanlarında hem da avukatlarının açıklamalarında yer aldı. Bu açıklamaların ardından Adli Tıp Kurumu ile Aktürk'ün sevk edildiği iki hastanenin verdiği raporlar, işkenceyi belgeledi.
GÖZALTININ İLK ANINDAN İTİBAREN İŞKENCEYE BAŞLAMIŞLAR
Ender Bulhaz Aktürk'e ilk rapor, 18 Mart 2009 tarihinde Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi tarafından verildi. Söz konusu raporda, daha gözaltının ilk saatlerinde Aktürk'ün 'kaba dayak işkencesi'ne maruz kaldığı anlaşıldı. Bu işkencenin sonuçları söz konusu raporda şöyle yer aldı: 'Sırt kısmında künt tramvaya bağlı sıyrık tarzı yüzeysel yaralanmalar, frontal bölgede künt travmaya bağlı hafif ekimatik lezyonlar mevcut. Ayrıca her iki el bileğinde kelepçe takılmasıyla olduğu düşünülen ekimatik lezyonlar görüldü.'
VÜCUDUNUN HER YERİNDE İŞKENCE İZLERİ GÖRÜLDÜ
Ender Bulhaz Aktürk'ün işkenceye ilişkin anlatımları ile işkence izleri, Bursa Adli Tıp Kurumu tarafından 20 Mart 2009 tarihinde düzenlenen raporla da tespit edildi. Raporda, Aktürk'ün genital bölgesi de dâhil olmak üzere vücudunun neredeyse bütün bölgelerinde 10 santimetre çapına ya da uzunluğuna kadar ulaşan yaralar, çizikler, morluklar tespit edildiği belirtildi.
İşkence tespitleri raporda şöyle yer aldı:
'Sol göz kapağı alt kısmında yoğun olmak üzere periorbital alanda hematom, kafada saçlı deri alanı vertekste, occipital bölge üst kısımda 5 ve 10 cm çaplarında kırmızı ekimoz alanları ve şişlikler, sağ göz ve periorbital alanda menekşe renkli ekimoz, sol kaş üzerinde 2x1 cm'lik, sol zygomada 3x1 cm'lik, ağız sağ komissurunda 2 cm'lik, sol komissurunda 3 cm'lik, burun kökünde iki kaş arasında 0,5 cm'lik ekimozlu zemin sıyrıklar, sırtında sol scapulanın alt kısmında ve bel sağ üst kısımda 5x15 cm'lik, sol kolda 10 ve 5 cm'lik düzensiz şekilde menekşe renkli ekimozlar, sol el bileğinde 0,5x3 cm'lik 5-6 adet, sağ el bileğinde 4-5 adet kelepçenin bası izleriyle uyumlu ekimozlu sıyrıklar, sağ dirsekte ve bunun üst kısmında 2x2,5 cm çaplı hiperemik sıyrık, bel sol spina iliaca antrerior superiorda yaklaşık 3 ve 7 cm çaplarına menekşe renkli ekimoz alanları, sol diz kapağında 0,5 cm'lik sıyrık, sağ uyluk distal ön kısımda 10 cm'lik sıyrıklar, penis kökü alt kısımda yaklaşık 1 cm'lik menekşe renkli ekimoz ve hafif sıyrık tespit edildi. Kişi başında ve sağ kaburgasında şiddetli ağrı, göğsünde nefes alamama şikâyetleri tarifledi.'
Tutuklanan Aktürk, 20 Mart gecesi Bursa H Tipi Cezaevi'ne götürüldü. Ancak durumunun ağır olduğunun görülmesi üzerine 21 Mart günü önce Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne, ardından da Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Bursa Devlet Hastanesi'nde yapılan muayene de Aktürk'ün gördüğü işkence tespit edildi.
AVUKATLARI SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDU
Aktürk'ün cezaevine sevkinin ardından cezaevi yönetiminin, Bursa Savcılığı'na suç duyurunda bulunması üzerine soruşturma başladı. Aktürk'ün avukatları da, bir şikâyet dilekçesi vererek, Bursa Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şube Müdürü ve görevli polisler, Kestel Emniyet Müdürü, gözaltı ve nezaret işlemini yapan polisler ile Aktürk'ün tip tarifini yaptığı polisler hakkında 'işkence' suçundan dava açılmasını istedi. Avukatları ayrıca, müvekkillerinin Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne sevkinin yapılarak muayeneden geçirilmesini ve polisleri teşhis etmesi için yüzleştirilmesini istedi.
İŞTE İŞKENCECİ POLİSLERİN TİPLERİ
Aktürk, avukatı Zeliha Kabataş ile 30 Mart günü cezaevinde yaptığı görüşte yaşadığı işkenceyi anlattı. Ayrıca el yazısıyla yazdı. Suç duyurusu dilekçesine eklenen bu belgede polislerin tipleri şöyle tarif edildi:
'1- Kır saçlı, ihtiyar, saçının üst tarafı kel ve hafif sarkık bıyıklı, bıyıkları da kır, kısa boylu bir kişi,
2- Esmer, uzun boylu, kel, kalın bıyıklı, alt ve üst ön dişlerinden bir iki tanesi eksik, siyah kazak ve kadife pantolonlu, şiveli konuşan bir kişi.
3- Vişneçürüğü rengine benzer renkli bir süveter ve çizgili gömlek giymiş, 25-26 yaşlarında gözüken, hafif kepçe kulaklı, esmer, dudak kısmı ve dişleri ileri çıkıntılı kısa boylu bir kişi.
4- Sarışın, iri yapılı, sarkık bıyıklı, saçları kabarık ve düz bir kişi.
5- Tombul, esmer, kısa boylu, saçını öne tarayan kısa saçlı genç bir kişi.
Çoğu kez yüzüm açıldığı için bana işkence yapan polislerin hepsini gördüm. Bana gösterildiği zaman işkence yapanları tanıyıp teşhis edebilirim.'
BURSA - ANF
RUKEN ADALI
ABD işgale 700 milyar dolar harcadı
ABD’nin Irak ve Afganistan işgalleri dahil, 2001’den bu yana “terörle mücadele” gerekçesiyle yaptığı harcama 685.7 milyar dolara ulaştı. ABD’deki “Sayıştay” benzeri bir kuruluş olan ve yönetimin icraatını denetleyen Kamu Hesap Verilebilirlik Kurumu (GAO), tarafından Kongre’ye gönderilen bilanço raporunda, Irak işgali için 533.5 milyar dolar, Cibuti, Etopya, Eritre ve Somali’nin yer aldığı Afrika bölgesi ile Afganistan ve Filipinler’deki operasyonlar için toplam 124.1 milyar dolar, genel ülke savunma harcamaları içinde 28.1 milyar dolar harcandığı ifade edildi.
GAO raporunda, şimdiye kadar harcanan bu miktarın, 11 Eylül saldırılarından sonra Kongre tarafından onaylanan 808 milyar dolarlık “terörle küresel mücadele” bütçesinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturduğu kaydedildi.
Raporda, “terörle mücadele” sırasında Irak ve Afganistan gibi ülkelerin uğradığı mali zararlar ile Irak’ta faaliyete başlayan ABD firmalarının kazançları ise yer almadı.
OBAMA ‘TERÖRLE MÜCADELE’ DEMEYECEK
ABD’de Barack Obama yönetimi, “terörle mücadele” lafını kullanmayacak. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Afganistan konferansı için Lahey’e giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yönetimimiz bu ifadeyi kullanmayı bıraktı” dedi. “Bu cümleyi kimsenin kullandığını duymadım” diyen Hillary Clinton, sözün kullanılmaması konusunda kimseye talimat verilmediğini, ama kimsenin de kullanmadığını söyledi. (DIŞ HABERLER)
GAO raporunda, şimdiye kadar harcanan bu miktarın, 11 Eylül saldırılarından sonra Kongre tarafından onaylanan 808 milyar dolarlık “terörle küresel mücadele” bütçesinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturduğu kaydedildi.
Raporda, “terörle mücadele” sırasında Irak ve Afganistan gibi ülkelerin uğradığı mali zararlar ile Irak’ta faaliyete başlayan ABD firmalarının kazançları ise yer almadı.
OBAMA ‘TERÖRLE MÜCADELE’ DEMEYECEK
ABD’de Barack Obama yönetimi, “terörle mücadele” lafını kullanmayacak. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Afganistan konferansı için Lahey’e giderken uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yönetimimiz bu ifadeyi kullanmayı bıraktı” dedi. “Bu cümleyi kimsenin kullandığını duymadım” diyen Hillary Clinton, sözün kullanılmaması konusunda kimseye talimat verilmediğini, ama kimsenin de kullanmadığını söyledi. (DIŞ HABERLER)
Kanlı örgüt NATO protesto edilecek
Kuruluşunun 60. yılında NATO, Ankaralı emekçiler tarafından protesto edilecek.
NATO’nun kanlı bir örgüt olduğunu ve Türkiye’nin derhal üyelikten ayrılması gerektiğini vurgulayan emek ve demokrasi güçleri, tüm emekçileri 4 Nisan’da yapılacak mitinge çağırdılar.
NATO, kuruluşunun 60. yılında tüm dünyada protesto edilecek. Ankara’da siyasi partiler, sendikalar ve meslek örgütleri de 4 Nisan Cumartesi günü alanlara çıkarak kanlı savaş örgütü NATO’yu protesto edecekler.
1949 yılında “Sovyet tehdidi” gerekçesiyle kurulan NATO, dünyanın pek çok yerinde darbelerle, işgallerle, gladyo denilen gizli örgütlenmelerle anılıyor. Savaş karşıtları, insan hakları, barış ve demokrasi savunucuları, 60. yılında tüm dünyada NATO’yu protesto edecekler. Ankara’da da 4 Nisan Cumartesi günü yapılacak mitingde “NATO’ya hayır. Savaşa hayır. NATO üstleri dağıtılsın” denilecek. Siyasi parti ve sendika temsilcileri, miting öncesi, mitingde dile getirecekleri taleplerine dair değerlendirmelerde bulundular.
‘BÜTÜN EMEKÇİLER ALANLARA!’
Miting Tertip Komitesi üyelerinden Emek Partisi Ankara İl Başkanı Selma Gürkan, NATO’nun 60. yılında tüm dünyada yapılacak gösterilere Ankara’dan da ses vereceklerini söyledi.
ABD’nin başını çektiği NATO Zirvesi’nde, ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeni askeri planlar konuşulacağını ifade eden Gürkan, NATO’nun kuruluşundan bu yana dünya halklarına karşı kanlı suçlar işlediğine dikkat çekti. Emekçilerin NATO’nun emperyalist planlarına ortak olmak istemediğini kaydeden Gürkan, tüm Ankaralıları, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkması için cumartesi günü saat 14.00’te Kolej Kavşağı’nda yapılacak mitinge çağırdı.
KESK Şubeler Platformu Sözcüsü Satı Burunucu Çalı da, savaş örgütü NATO’nun dağıtılması, Türkiye’nin üyelikten ayrılması, üslerin kapatılması talebiyle alanlarda olacaklarını söyledi. Çalı ayrıca, barış, eşitlik ve kardeşlik için NATO’yu protesto edeceklerini belirtti. NATO’nun İncirlik Üssü’nden komşu halkların kanını dökmeye devam ettiğini belirten Çalı, Türkiye’nin, NATO’nun kanlı çıkarlarına ortak olmaması için emekçilerin mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi.
‘GİTTİĞİ HER YERDE GÖZYAŞI BIRAKTI’
ÖDP İl Sekreteri Cevathan Özdemir ise NATO’nun, bugüne kadar da gittiği her yerde kan ve gözyaşı bıraktığını ifade etti. Irak örneğini veren Özdemir, “Irak’a ‘demokrasi götüreceğiz’ dediler, siyasi sosyal ve ekonomik bir kaos götürdüler” dedi. 6 Nisan’da da NATO’nun “baş patronu” ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye geleceğini hatırlatan Özdemir, “Obama’nın renginin siyah ya da beyaz olması fark etmiyor. ABD’nin politikası, savaş ve sömürü üzerine kurulu” dedi. Özdemir, ziyarette, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’ye yüklenecek yeni misyonun konuşulacağını belirtti. ANKARA
TÜRKİYE’DE BULUNAN NATO ÜSLERİ
Lüleburgaz Üssü, Şile Üssü, Bartın Üssü, Ordu Üssü, Rize Pazar Üssü, Çanakkale Üssü, İzmit Üssü, Eskişehir Üssü, Ankara Ahlatlıbel Üssü, Amasya Merzifon Üssü, Sivas Üssü, Balıkesir 9. Jet Üssü, İzmir Çiğli Hava Üssü, Kütahya Üssü, Konya 3. Jet Üssü, İncirlik Hava Üssü, Diyarbakır Hava Üssü, İzmir Bornova Üssü, Muğla Akhaz Deniz Üssü, İskenderun Hava Üssü, Mardin Üssü.
NATO’nun kanlı bir örgüt olduğunu ve Türkiye’nin derhal üyelikten ayrılması gerektiğini vurgulayan emek ve demokrasi güçleri, tüm emekçileri 4 Nisan’da yapılacak mitinge çağırdılar.
NATO, kuruluşunun 60. yılında tüm dünyada protesto edilecek. Ankara’da siyasi partiler, sendikalar ve meslek örgütleri de 4 Nisan Cumartesi günü alanlara çıkarak kanlı savaş örgütü NATO’yu protesto edecekler.
1949 yılında “Sovyet tehdidi” gerekçesiyle kurulan NATO, dünyanın pek çok yerinde darbelerle, işgallerle, gladyo denilen gizli örgütlenmelerle anılıyor. Savaş karşıtları, insan hakları, barış ve demokrasi savunucuları, 60. yılında tüm dünyada NATO’yu protesto edecekler. Ankara’da da 4 Nisan Cumartesi günü yapılacak mitingde “NATO’ya hayır. Savaşa hayır. NATO üstleri dağıtılsın” denilecek. Siyasi parti ve sendika temsilcileri, miting öncesi, mitingde dile getirecekleri taleplerine dair değerlendirmelerde bulundular.
‘BÜTÜN EMEKÇİLER ALANLARA!’
Miting Tertip Komitesi üyelerinden Emek Partisi Ankara İl Başkanı Selma Gürkan, NATO’nun 60. yılında tüm dünyada yapılacak gösterilere Ankara’dan da ses vereceklerini söyledi.
ABD’nin başını çektiği NATO Zirvesi’nde, ABD’nin çıkarları doğrultusunda yeni askeri planlar konuşulacağını ifade eden Gürkan, NATO’nun kuruluşundan bu yana dünya halklarına karşı kanlı suçlar işlediğine dikkat çekti. Emekçilerin NATO’nun emperyalist planlarına ortak olmak istemediğini kaydeden Gürkan, tüm Ankaralıları, Türkiye’nin NATO üyeliğinden çıkması için cumartesi günü saat 14.00’te Kolej Kavşağı’nda yapılacak mitinge çağırdı.
KESK Şubeler Platformu Sözcüsü Satı Burunucu Çalı da, savaş örgütü NATO’nun dağıtılması, Türkiye’nin üyelikten ayrılması, üslerin kapatılması talebiyle alanlarda olacaklarını söyledi. Çalı ayrıca, barış, eşitlik ve kardeşlik için NATO’yu protesto edeceklerini belirtti. NATO’nun İncirlik Üssü’nden komşu halkların kanını dökmeye devam ettiğini belirten Çalı, Türkiye’nin, NATO’nun kanlı çıkarlarına ortak olmaması için emekçilerin mücadele etmesi gerektiğinin altını çizdi.
‘GİTTİĞİ HER YERDE GÖZYAŞI BIRAKTI’
ÖDP İl Sekreteri Cevathan Özdemir ise NATO’nun, bugüne kadar da gittiği her yerde kan ve gözyaşı bıraktığını ifade etti. Irak örneğini veren Özdemir, “Irak’a ‘demokrasi götüreceğiz’ dediler, siyasi sosyal ve ekonomik bir kaos götürdüler” dedi. 6 Nisan’da da NATO’nun “baş patronu” ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye geleceğini hatırlatan Özdemir, “Obama’nın renginin siyah ya da beyaz olması fark etmiyor. ABD’nin politikası, savaş ve sömürü üzerine kurulu” dedi. Özdemir, ziyarette, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nde Türkiye’ye yüklenecek yeni misyonun konuşulacağını belirtti. ANKARA
TÜRKİYE’DE BULUNAN NATO ÜSLERİ
Lüleburgaz Üssü, Şile Üssü, Bartın Üssü, Ordu Üssü, Rize Pazar Üssü, Çanakkale Üssü, İzmit Üssü, Eskişehir Üssü, Ankara Ahlatlıbel Üssü, Amasya Merzifon Üssü, Sivas Üssü, Balıkesir 9. Jet Üssü, İzmir Çiğli Hava Üssü, Kütahya Üssü, Konya 3. Jet Üssü, İncirlik Hava Üssü, Diyarbakır Hava Üssü, İzmir Bornova Üssü, Muğla Akhaz Deniz Üssü, İskenderun Hava Üssü, Mardin Üssü.
Büyüme rüyası sona erdi
Türkiye’nin krizden aldığı büyük darbe 2008 son çeyrek büyüme oranları ile ortaya çıktı. Türkiye, geçen yılın son çeyreğinde sabit fiyatlarla yüzde 6.2 küçüldü. Böylece 27 çeyrektir büyüyen Türkiye, küçülmeye yüzde 6.2 gibi yüksek oranlı bir daralma ile geçti.
Türkiye 2008 yılının tamamında ise yüzde 1.1 büyüdü. 2008 yılında kişi başı gelir ise cari fiyatlarla 13 bin 367
YTL, ABD doları cinsinden 10 bin 436 dolar olarak hesaplandı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) IV. Dönem: Ekim, Kasım, Aralık 2008 verilerini açıkladı. Buna göre; sabit fiyatlarla 2008’in ilk çeyreğinde yüzde 7.3, ikinci çeyreğinde yüzde 2.8, üçüncü çeyreğinde yüzde 1.2 büyüyen Türkiye ekonomisi, son çeyrekte yüzde 6.2 daralma yaşadı. Ekonomi çeyrek bazında en son 2001’in dördüncü çeyreğinde yüzde 9.8 oranında daralmıştı.
Ekonominin büyüklüğü de 950.1 milyar liraya ulaştı.
KRİZ SONRASI DÖNEMİN EN DÜŞÜK BÜYÜMESİ
Türkiye 2008’de, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinin yaşadığı ve hızlı bir küçülmenin yaşandığı 2001 yılından bu yana en düşük büyümeyi gördü. 2001 yılındaki yüzde 5.7’lik küçülmenin ardından büyüme oranı 2002’de yüzde 6.2, 2003’te yüzde 5.3, 2004’te yüzde 9.4, 2005’te yüzde 8.4, 2006 yılında yüzde 6.9, 2007’de yüzde 4.5 olmuştu.
ESKİ BÜYÜMELER YUKARI ÇEKİLDİ
Bu arada, 2007 ve 2008’e ait daha önce açıklanmış büyüme oranlarında yukarı yönlü revizyon yapılması dikkat çekti. 2007 büyümesi sabit fiyatlarda yüzde 4.5’ken yüzde 4.7’ye çekildi. 2008 birinci çeyrek büyümesi yüzde 6.7’yken yüzde 7.3’e, ikinci çeyrek büyümesi yüzde 2.3’ken yüzde 2.8’e, üçüncü çeyrek büyümesi yüzde 0.5’ken yüzde 1.2’ye çıkarıldı. (EKONOMİ SERVİSİ)
DARALMA DAHA DA DERİNLEŞECEK
Dünya genelinde ekonomiler resesyonla boğuşurken Türkiye de küçülmeden nasibini aldı. Tüketimin azalması ve lokomotif sektörlerden inşaat ve imalat sanayiindeki sert düşüşler yaşanan küçülmede etkili oldu. Ekonomistler ve sanayiciler durumun daha da kötüye gideceği konusunda hem fikir.
İç talepteki keskin daralma, artan işsizlik dikkate alındığında, 2009’un ilk çeyreğindeki daralma yüzde 10’un üzerine çıkabilir. Sanayi üretimi ve kapasite kullanımı verileri böylesi büyük bir küçülmeyi kaçınılmaz kılıyor.
Negatif büyüme oranlarının 2009’un ilk üç çeyreğinde hakim olacağı ve yılın tamamında küçülmenin yüzde 5’i aşacağına kesin gözüyle bakılıyor.
DÜNYA BANKASI TAHMİNİNİ EKSİYE ÇEKTİ
Dünya Bankası tarafından dün açıklanan revize tahminlere göre Türkiye’de gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) 2009’da yüzde 2 daralacak. Bankanın bu rakamı da revize etmesi kaçınılmaz gözüküyor.
Dünya Bankası Daha önce Kasım ayında açıkladığı tahminleri global finansal ve ekonomik koşullardaki hızlı bozulma sebebiyle sert şekilde aşağı yönlü revize etti.
Dünya Bankası önceki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2009’da yüzde 1.7 büyüyeceğini öngörmüştü.
BÜYÜMEYE YÖNELİK İYİMSERLİK ARTIK YOK
Dünya Bankası’nın bugün yayımladığı Global Economic Prospects revizyon raporunda gelişmekte olan ülkelerin 2008’de yüzde 5.8 olan GSYH büyümesi 2009’da yüzde 2.1’e gerileyeceği belirtildi. Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkeler için 2009 büyüme tahminlerini, global finansal ve ekonomik koşulları yansıtarak Kasım 2008’de açıkladığı seviyenin yarısından daha düşük düzeye indirdi.
OECD DE KÜÇÜLECEK
Dünya Bankası tahminlerine göre bu yıl global üretim İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk defa azalacak ve global ekonomi yüzde 1.7 küçülecek. Daralmanın, Türkiye’nin dahil olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ekonomilerinde yüzde 3, diğer yüksek gelirli ülkelerde ise yüzde 2 seviyesinde olması bekleniyor. (DIŞ HABERLER)
EKONOMİNİN ÇARKLARI DURDU:SANAYİ, İNŞAAT, TİCARET KÜÇÜLDÜ
Sabit fiyatlarla son çeyrekte imalat sanayi yüzde 10.8, inşaat yüzde 13.4, toptan ve perakende ticaret yüzde 15.4 küçülme yaşadı. Tarımda yüzde 4.6 büyüme görüldü.
Yurtiçi tüketim de son çeyrekte azaldı. Cari fiyatlarla hane halklarının yurtiçi tüketimi bir önceki çeyreğe göre 185 milyar TL’den 173 milyar TL’ye geriledi.
Gıda içki ve tütün harcamaları 48 milyar TL’den 46 milyar TL’ye, giyim ve ayakkabı harcamaları 11 milyar TL’den 9 milyar TL’ye düştü.
SEÇİM HARCAMALARI KURTARDI
2008’in son çeyreğinde krizin etkisiyle tüketimdeki gerilemenin hızlandığı görüldü. Üçüncü çeyrekte yüzde 1.8 azalan tüketim, son çeyrekte yüzde 4.6 geriledi.
Devletin harcamaları olmasa milli gelir rakamları çok daha küçük çıkacaktı. Hizmet alımları yüzde 10.1 ile yüksek sayılabilecek bir seviyede gerçekleşti. Kamunun yatırım harcamalarında ise son çeyrekte yüzde 15.9’luk artış oldu. Söz konusu artışta seçimin büyük etkisi oldu. Kamu yatırımları artarken özel sektörde yatırımlar 23.5 daralma gösterdi. İthalat çok ciddi oranda, yüzde 23 küçüldü.
EKONOMİ DARALIYOR AÇIK ARTIYOR
Türkiye Ekonomi Politikalarını Araştırma Vakfı (TEPAV), yapılan hesaplamaların ekonomik daralma arttıkça bütçe açığının ciddi oranda arttığını gösterdiğini kaydetti. Krizin etkilerini azaltacak maliye politikalarının “amaca yönelik harcama planı” olarak ortaya konması gerektiğini bildirdi.
TEPAV Küresel Kriz Çalışma Grubu tarafından yapılan “Ekonomik Krizin Bütçe Dengesi Üzerine Etkileri: 2009 Yılı Türkiye Bütçesine İlişkin Tahminler” çalışması açıklandı. 2009 yılında yaşanacak olan ekonomik büyümedeki düşüşün bütçe dengelerini özellikle belirli kanallar vasıtasıyla olumsuz olarak etkilemesinin beklendiğine dikkat çekilen çalışmada, şöyle denildi: “Öncelikli olarak yavaşlaması beklenen ekonomik aktivite ve yine düşmesi beklenen tüketim harcamaları sonucu bütçe gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan ÖTV ve KDV tahsilatları azalacaktır. Öte yandan, azalan kişi başı gelir seviyesi ve TL’nin değer kaybı sebebiyle de önümüzdeki yıl ithalatta ciddi gerileme yaşanması ve bunun 2009 sonuna kadar devam etmesi beklenmektedir. Bu durum da ithalattan alınan vergiler için tahsilat miktarını negatif olarak etkilemektedir. Bunlara ek olarak bu dönemde yaşanacak istihdam kayıpları da gelir vergisi tahsilatlarında ek bir azalış getirmekte ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun prim gelirlerini azaltmaktadır. Bu ise sistemdeki açığı büyütmekte ve bu nedenle de kamu kesimi, açığı kapatmak için sosyal güvenlik kurumuna yaptığı transferleri zorunlu olarak arttırmaktadır.”
Türkiye 2008 yılının tamamında ise yüzde 1.1 büyüdü. 2008 yılında kişi başı gelir ise cari fiyatlarla 13 bin 367
YTL, ABD doları cinsinden 10 bin 436 dolar olarak hesaplandı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) IV. Dönem: Ekim, Kasım, Aralık 2008 verilerini açıkladı. Buna göre; sabit fiyatlarla 2008’in ilk çeyreğinde yüzde 7.3, ikinci çeyreğinde yüzde 2.8, üçüncü çeyreğinde yüzde 1.2 büyüyen Türkiye ekonomisi, son çeyrekte yüzde 6.2 daralma yaşadı. Ekonomi çeyrek bazında en son 2001’in dördüncü çeyreğinde yüzde 9.8 oranında daralmıştı.
Ekonominin büyüklüğü de 950.1 milyar liraya ulaştı.
KRİZ SONRASI DÖNEMİN EN DÜŞÜK BÜYÜMESİ
Türkiye 2008’de, Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinin yaşadığı ve hızlı bir küçülmenin yaşandığı 2001 yılından bu yana en düşük büyümeyi gördü. 2001 yılındaki yüzde 5.7’lik küçülmenin ardından büyüme oranı 2002’de yüzde 6.2, 2003’te yüzde 5.3, 2004’te yüzde 9.4, 2005’te yüzde 8.4, 2006 yılında yüzde 6.9, 2007’de yüzde 4.5 olmuştu.
ESKİ BÜYÜMELER YUKARI ÇEKİLDİ
Bu arada, 2007 ve 2008’e ait daha önce açıklanmış büyüme oranlarında yukarı yönlü revizyon yapılması dikkat çekti. 2007 büyümesi sabit fiyatlarda yüzde 4.5’ken yüzde 4.7’ye çekildi. 2008 birinci çeyrek büyümesi yüzde 6.7’yken yüzde 7.3’e, ikinci çeyrek büyümesi yüzde 2.3’ken yüzde 2.8’e, üçüncü çeyrek büyümesi yüzde 0.5’ken yüzde 1.2’ye çıkarıldı. (EKONOMİ SERVİSİ)
DARALMA DAHA DA DERİNLEŞECEK
Dünya genelinde ekonomiler resesyonla boğuşurken Türkiye de küçülmeden nasibini aldı. Tüketimin azalması ve lokomotif sektörlerden inşaat ve imalat sanayiindeki sert düşüşler yaşanan küçülmede etkili oldu. Ekonomistler ve sanayiciler durumun daha da kötüye gideceği konusunda hem fikir.
İç talepteki keskin daralma, artan işsizlik dikkate alındığında, 2009’un ilk çeyreğindeki daralma yüzde 10’un üzerine çıkabilir. Sanayi üretimi ve kapasite kullanımı verileri böylesi büyük bir küçülmeyi kaçınılmaz kılıyor.
Negatif büyüme oranlarının 2009’un ilk üç çeyreğinde hakim olacağı ve yılın tamamında küçülmenin yüzde 5’i aşacağına kesin gözüyle bakılıyor.
DÜNYA BANKASI TAHMİNİNİ EKSİYE ÇEKTİ
Dünya Bankası tarafından dün açıklanan revize tahminlere göre Türkiye’de gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) 2009’da yüzde 2 daralacak. Bankanın bu rakamı da revize etmesi kaçınılmaz gözüküyor.
Dünya Bankası Daha önce Kasım ayında açıkladığı tahminleri global finansal ve ekonomik koşullardaki hızlı bozulma sebebiyle sert şekilde aşağı yönlü revize etti.
Dünya Bankası önceki tahminlerinde Türkiye ekonomisinin 2009’da yüzde 1.7 büyüyeceğini öngörmüştü.
BÜYÜMEYE YÖNELİK İYİMSERLİK ARTIK YOK
Dünya Bankası’nın bugün yayımladığı Global Economic Prospects revizyon raporunda gelişmekte olan ülkelerin 2008’de yüzde 5.8 olan GSYH büyümesi 2009’da yüzde 2.1’e gerileyeceği belirtildi. Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkeler için 2009 büyüme tahminlerini, global finansal ve ekonomik koşulları yansıtarak Kasım 2008’de açıkladığı seviyenin yarısından daha düşük düzeye indirdi.
OECD DE KÜÇÜLECEK
Dünya Bankası tahminlerine göre bu yıl global üretim İkinci Dünya Savaşı’ndan beri ilk defa azalacak ve global ekonomi yüzde 1.7 küçülecek. Daralmanın, Türkiye’nin dahil olduğu Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ekonomilerinde yüzde 3, diğer yüksek gelirli ülkelerde ise yüzde 2 seviyesinde olması bekleniyor. (DIŞ HABERLER)
EKONOMİNİN ÇARKLARI DURDU:SANAYİ, İNŞAAT, TİCARET KÜÇÜLDÜ
Sabit fiyatlarla son çeyrekte imalat sanayi yüzde 10.8, inşaat yüzde 13.4, toptan ve perakende ticaret yüzde 15.4 küçülme yaşadı. Tarımda yüzde 4.6 büyüme görüldü.
Yurtiçi tüketim de son çeyrekte azaldı. Cari fiyatlarla hane halklarının yurtiçi tüketimi bir önceki çeyreğe göre 185 milyar TL’den 173 milyar TL’ye geriledi.
Gıda içki ve tütün harcamaları 48 milyar TL’den 46 milyar TL’ye, giyim ve ayakkabı harcamaları 11 milyar TL’den 9 milyar TL’ye düştü.
SEÇİM HARCAMALARI KURTARDI
2008’in son çeyreğinde krizin etkisiyle tüketimdeki gerilemenin hızlandığı görüldü. Üçüncü çeyrekte yüzde 1.8 azalan tüketim, son çeyrekte yüzde 4.6 geriledi.
Devletin harcamaları olmasa milli gelir rakamları çok daha küçük çıkacaktı. Hizmet alımları yüzde 10.1 ile yüksek sayılabilecek bir seviyede gerçekleşti. Kamunun yatırım harcamalarında ise son çeyrekte yüzde 15.9’luk artış oldu. Söz konusu artışta seçimin büyük etkisi oldu. Kamu yatırımları artarken özel sektörde yatırımlar 23.5 daralma gösterdi. İthalat çok ciddi oranda, yüzde 23 küçüldü.
EKONOMİ DARALIYOR AÇIK ARTIYOR
Türkiye Ekonomi Politikalarını Araştırma Vakfı (TEPAV), yapılan hesaplamaların ekonomik daralma arttıkça bütçe açığının ciddi oranda arttığını gösterdiğini kaydetti. Krizin etkilerini azaltacak maliye politikalarının “amaca yönelik harcama planı” olarak ortaya konması gerektiğini bildirdi.
TEPAV Küresel Kriz Çalışma Grubu tarafından yapılan “Ekonomik Krizin Bütçe Dengesi Üzerine Etkileri: 2009 Yılı Türkiye Bütçesine İlişkin Tahminler” çalışması açıklandı. 2009 yılında yaşanacak olan ekonomik büyümedeki düşüşün bütçe dengelerini özellikle belirli kanallar vasıtasıyla olumsuz olarak etkilemesinin beklendiğine dikkat çekilen çalışmada, şöyle denildi: “Öncelikli olarak yavaşlaması beklenen ekonomik aktivite ve yine düşmesi beklenen tüketim harcamaları sonucu bütçe gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan ÖTV ve KDV tahsilatları azalacaktır. Öte yandan, azalan kişi başı gelir seviyesi ve TL’nin değer kaybı sebebiyle de önümüzdeki yıl ithalatta ciddi gerileme yaşanması ve bunun 2009 sonuna kadar devam etmesi beklenmektedir. Bu durum da ithalattan alınan vergiler için tahsilat miktarını negatif olarak etkilemektedir. Bunlara ek olarak bu dönemde yaşanacak istihdam kayıpları da gelir vergisi tahsilatlarında ek bir azalış getirmekte ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun prim gelirlerini azaltmaktadır. Bu ise sistemdeki açığı büyütmekte ve bu nedenle de kamu kesimi, açığı kapatmak için sosyal güvenlik kurumuna yaptığı transferleri zorunlu olarak arttırmaktadır.”
TURK-iŞ UYUMA!
Türk-İş’e bağlı sendikaların Ankara şubeleri, başta kamu toplusözleşmeleri olmak üzere yaşanan sorunlara karşı Türk-İş’in sessizliğine tepkili. Şubelere üye işçiler, yarın akşam yapacakları eylemle 2009 kamu toplu iş sözleşmelerinin henüz bağıtlanamamasına, görüşmelerde sendikaların karşısına esneklik ve kriz dayatmalarının çıkmasına, Türk-İş başkanlığında oluşturulan Koordinasyon Kurulu’ndan bunlara karşı ses çıkmamasına “Artık yeter” diyecekler.2 NİSAN’DA İŞÇİLER TİS’LERE SAHİP ÇIKACAK
Petrol-İş Ankara Şube Başkanı Mustafa Özgen, Türk-İş’e bağlı tüm şubelere gönderdiği bir yazıyla, eylemlilik çağrısı yaptı. “TPAO Genel Müdürlüğü ve Bağlı İşyerleri, BOTAŞ Genel Müdürlüğü ve Bağlı İşyerleri ile MKE Kurumu Barutsan Roket ve Patlayıcı Fabrikası Müdürlüğü İşyerleri adına yürüttüğümüz Toplu İş Sözleşmesi sürecine ve taleplerimize ilişkin 2 Nisan 2009 Perşembe günü Kızılay’da kitlesel bir basın açıklaması yapmayı planlamaktayız” diyen Özgen, yaklaşık 315 bin kamu işçisini ilgilendiren kamu TİS’lerinin ekonomik kriz ve yerel seçimlerin gölgesinde kaldığına dikkat çekti. Bu nedenle üyelerinin çalışma hayatındaki sorunlarının yeterince dile getirilemediğine ve kamuoyu oluşturulamadığına da vurgu yapan Özgen, “Sadece sendikamızın Ankara’da örgütlü olduğu kamu işyerlerinin taleplerini değil, konfederasyonumuz Türk-İş’e bağlı sendikalarımızın Ankara’da kamuda örgütlü işyerlerinin de TİS sürecindeki taleplerini kamuoyu ile paylaşmak; bizi görmezden gelen hükümete ve onun yetkililerine, ‘Ankara’da sorunlarına çözüm bekleyen binlerce işçi ve emekçi var’ demek istiyoruz” dedi.
TÜRK-İŞ’E: TALEPLERİNE SAHİP ÇIK!
Bu nedenle kamuda örgütlü sendikaların Ankara şubelerinin sadece desteğini değil, doğrudan katkısını da beklediklerini belirten Özgen, TİS taleplerinin gerçekleşmesi için hep birlikte mücadele çağrısı yaptı. TİS talepleri için referanslarının, Türk-İş yöneticileri ve sendika genel başkanlarının altında imzası bulunan 29 Aralık 2008 tarihli 9 maddelik “Kamu Kesimi Toplu-İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulu” toplantı tutanağı olduğunu kaydeden Özgen, mücadeleden başka seçenekleri kalmadığının da altını çizdi.
ÇAĞRI YANIT BULDU
Özgen’in çağrısı Türk-İş’e bağlı sendikaların Ankara şubelerinde yanıt buldu. Petrol-İş Ankara Şubesi’nde önceki gün yapılan toplantıda, eylem çağrıcılarının, Petrol-İş’in yanı sıra Tez Koop-İş Ankara 1 ve 2 nolu şubeleri, TGS, TÜMTİS, Yol-İş Ankara 3 No’lu Şube olması kararlaştırıldı. TİS görüşmelerinde özellikle İş Yasası’ndaki esneklik hükümlerinin TİS metinlerine yansıtılmasına ilişkin dayatmalara ve TGS’nin Sabah-atv’de 10 gazeteci ile yürütmeye çalıştığı greve de vurgu yapılan toplantıda, artık seslerini yükseltme, taleplerini kamuoyuna ve konfederasyon yöneticilerine duyurma zamanının geçtiğinin altı çizildi.
SABAH-ATV GREVİNE DESTEK
Toplantıda alınan karar doğrultusunda 2 Nisan Perşembe günü sendikalar, mesai çıkışında üyelerini Kızılay’a, Sakarya Caddesi’ne çağırdı. Saat 19.00’da Sakarya Caddesi’nde, TİS talepleriyle ve Sabah/atv grevine destek mesajlı dövizleriyle toplanacak olan işçiler, hem “Turkuvaz işçisi yalnız değildir” diyecek, hem de haklarının gasp edilmesine izin vermeyeceklerini ilan edecekler. Eylemde, TGS’nin Sabah-atv’de 10 gazeteci ile sürdürdüğü greve destek için 10 meşale de yakılacak. Türk-İş’e bağlı tüm sendika şubelerinin sadece “destek” değil “katılım” sunması için çalışmaların da hızlandırıldığı eylem öncesinde, işyerlerinde de çalışmalar sürdürülüyor.
KAMU KOORDİNASYON KURULU’NUN TALEPLERİ
Türk-İş yönetimi ile Tes-İş, Tek Gıda-İş, Demiryol-İş, Belediye-İş, Türk Metal, Tarım-İş, Genel Maden-İş, Şeker-İş, Petrol-İş, Yol-İş, Haber-İş sendikalarından oluşan Kamu Kesimi TİS Koordinasyon Kurulu’nun 29 Aralık 2008’de aldığı kararlar şöyle:
* TİS prosedüründe aksama olması halinde kurula bildirilmesi.
* 01.01.2009 tarihinde en az memur ücretinin 1.218.49 TL olacağı dikkate alınarak, düşük ücretler için iyileştirme istenmesi.
* İşe giriş skalalarının düşük tutulmaması, genel iyileştirme dışında ücretler arası uyum gözetilerek, işe giriş skalalarının yükseltilmesi ve işletme içi ücret dengesizliklerinin giderilmesi.
* Ücret zamları ve ek zamlarda geçici/daimi vb. ayrım yapılmadan düzenlemelere gidilmesi.
* Ücret zamlarının TİS’in 1. yılı için enflasyon ve büyüme dikkate alınarak yüzde 20 oranında; 2. yıl içinse 1. yılda gerçekleşen enflasyon üzerine 4 puan refah payı eklenerek talep edilmesi.
* Sosyal yardımların ortalama yüzde 40 oranında artırılarak talep edilmesi.
* İşyeri/işletmenin/çalışanların özelliklerinden kaynaklanan akçalı maddelerin sendikalarca belirlenmesi.
* Esnek çalışma, izinler, kıdem ve ihbar tazminatları vb. konularda ödün verilmemesi.
* Gelişmelerden, kurulun bilgili kılınması.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)