Demokratik Toplum Partisi’nin PKK’nin fiili lideri Murat Karayılan’ın bir İngiliz gazetesine söylediği ‘İskoç modeli çözüm’ önerisine ‘Etnik yaklaşım’ gerekçesiyle mesafeli durması Ankara’da yönetim kademelerinde değişik bir algıya yol açtı.
Demek ki DTP artık PKK’dan gelen her öneriyi talimat sayıp hazırolda durmuyordu. Demek ki DTP, PKK’dan bağımsız sivil bir duruş sergileyebileceğini gösteriyordu.
Belki de o yüzden, daha bu son gelişme olmadan önce, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın en yakın danışmanlarından Yalçın Akdoğan 25 Mayıs tarihli Star gazetesinde “Bence bazı PKK elebaşları, bu durumu DTP yönetiminden daha iyi algılamış durumdadır.
Hasan Cemal’in röportajındaki ifadeler DTP’nin kendisini de gözden geçirmesini de gerektirecek mahiyettedir” diye yazıyordu. Bu geçen hafta idi.
Hafta sonu Diyarbakır’da ilginç etkinlikler oldu. Roj TV bu etkinliklerden canlı yayın yaptı. Bütün DTP’liler oradaydı.
Bu hafta başı, dün öğle saatlerinde DTP’den ilginç bir başka açıklama geldi. PKK’nın İskoç modeli neden tartışılmasındı? DTP, PKK’nın çözüm önerilerini reddedemezdi. Bunlar hep DTP ile PKK’yı birbirine düşürme taktikleriydi.
DTP’nin PKK’ tarafından ileri sürülen (ve gerçekten gerçeklikle ilgisi olmayan) İskoç modelini (bir araştırın bakalım bir İskoç silahlı hareketi Britanya Krallığı’na karşı en son ne zaman kalkışmış) sorgulamasından ‘İşte bölünüyorlar’ sonucu demek ki o kadar kolay çıkarılamıyor.
Hafta sonu Diyarbakır’daki hava, Ankara’daki (siyasi ve askeri) yönetim çevrelerindeki ‘Kuzey Irak’ın PKK için güvenli bölge olmaktan çıkması, silahlı mücadelenin zorlaşıp, örgüt üyelerinde silah bırakma fikriyatının filizlenmeye başlaması’ temennisiyle pek örtüşmüyordu. PKK ve DTP’nin kamuoyuna vermeye çalıştıkları hava şudur: Ankara PKK’nın isteklerini kabul etmezse, Kürdistan’ın kuruluşu artık an meselesidir ve adeta PKK Ankara’ya bir son şans tanımaktadır. Siyasetin gerçeklerden çok algılar üzerine yapıldığını bilenler için 29 Mart seçimleri ardından Güneydoğu’daki psikolojik ortam -gerçek ne olursa olsun- PKK tarafından yönlendiriliyor.
PKK’nın hafta sonu DTP’ye verdiği İskoç ayarı, orkestra şefinin kim olduğunu ortaya koydu. İmralı’da koğuş arkadaşı bekleyen Abdullah Öcalan bu konularda ne diyor? Kandil’deki Murat Karayılan ile aynı görüşte mi? Bunları bilemiyoruz. Ankara’daki yönetim kademelerinde bilen var mı? Onu da bilemiyoruz, ama PKK-DTP cephesinde orkestra şefinin artık Karayılan olduğu anlaşılıyor.
Mesajı şu: Anayasa değiştirilsin, Türkiye, Türklerin ve Kürtlerin cumhuriyeti olarak tescil edilsin. Mesaj sade, işlevsel ve açık. Yani söyleyen belli, söylediği belli.
Peki Ankara’da orkestra şefi kim. 2009’da ortaya çıkan fırsatın kaçırılmamasını isteyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü? Fırsatın ne olduğunu gazetecilerin Cumhurbaşkanı’na sormasını isteyen Başbakan Tayyip Erdoğan mı? Yoksa 2009’un Irak’taki PKK’nın etkisizleştirilmesi için fırsat verdiğini söyleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ mu? Ya da Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı, Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, ya da Güvenlik Müsteşarını istihdam edecek İçişleri Bakanı Beşir Atalay mı? Kim?
Peki mesaj ne? O fırsat nedir? Erdoğan’ın danışmanı Akdoğan’ın yazdığı gibi ‘Bence fırsat, öncelikle PKK’nın etkisizleştirilmesine yönelik beklentiyi ifade etmektedir’ mi? Çünkü diyor Akdoğan, PKK’nın etkisizleştirilmesi aynı zamanda daha fazla demokratik açılım sürecinin önünü açacaktır. Bu bakış aslında Genelkurmay Başkanı Başbuğ ve örneğin CHP lideri Deniz Baykal’ın bakışına daha yakın görünüyor.
Hemen herkesin gayet sıcak bir tartışmaya girdiği bu dönemde ısrarla topa girmeyen, ne diyeceği merakla beklenen bir kişi kaldı: O da ülkenin Başbakanı, Erdoğan.
Ortada çözüm adına hiçbir şeyin olmadığını söylemek haksızlık olur. Belki bir plan yerine bir süreç tanımı daha doğru olacaktır. Öte yandan umdu kaybetmemek ile zamanı geçirmemek arasındaki dengeyi de gözetmek gerek. Cumhurbaşkanı Gül, çözüm için ideal tarih vermese, belki Başbakan Erdoğan’ın daha geniş manevra alanı olurdu. Ama Gül’ün dediği gibi, aralarında mükemmel uyumu var saymak durumundayız. Öyle değil mi?
Murat Yetkin
Radikal / 02.06.09
2 Haziran 2009 Salı
ABD'de 14 milyon işsiz var
Perşembe günü açıklanacak olan mayıs işsizlik rakamları ile ABD'de işsizliğin 25 yıl sonra ilk kez yüzde 9'un üzerine çıkması bekleniyor. GM'in iflas başvurusunda bulunması işsiz ordusunun büyümedi demek. Piyasa GM'i ve işsizlik rakamlarını kollayacak.
Küresel krizin ABD'de açtığı en büyük yara olan işsizliğe ilişkin geçen hafta gelen haftalık veriler bir an için piyasalara umut vermişti. Haftalık işsizlik maaşı başvuruları 623 bin ile 635 binlik beklentinin altında gelince bu bir toparlanma sinyali olarak görülmüştü. Buna karşılık toplamda 6 milyon 780 bin kişi ile işsiz sayısı 1967 yılından bu yanaki en yüksek düzeyde bulunduğu da belirtilmişti. Banka stres testlerinde 2010 için tasarlanan kötü senaryoda bile ABD'de işsizliğin yüzde 10 olacağı varsayılıyordu ancak ABD bu orana çok daha erken ulaşacak gibi görünüyor. Son araştırma ve verilere göre şu anda ülkede işsizlik oranı yüzde 9,2. Yani yaklaşık 14 milyon kişi işsiz. Bu 25 yıldan daha fazla bir zamandır rastlanmayan bir oran. Hergeçen gün büyüyen işsiz ordusu ise verilen iş ilanlarına adeta saldırıyor. İş bulma kurumlarının önünde metrelerce kuyruklar oluşuyor, açılan bir pozisyona alınacak elaman sayısının kat be kat üzerinde başvuru geliyor. Piyasalar ise bu hafta 3 kilit gelişmeye odaklanacak. Bunlardan biri ABD ekonomisinin motoru olan ve hissedarları ile borçlarının yapılandırılması konusunda anlaşamayan otomotiv devi General Motors'un (GM) iflas başvurusunda bulunup bulunmayacağı olacak. Çünkü GM'in iflası işsizler ordusuna yenilerinin katılması anlamına geliyor. Diğer önemli iki gelişme ise mayıs ayı işsizlik rakamları ile Avrupa'da ise Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz ve para politikası kararları olacak. Perşembe günü açıklanacak olan işsizlik verileri geçen haftaki haftalık verilerin anlık sevincine karşı emek piyasasında durumun daha da vahimleştiğini ortaya koyabilir.
25 yıl sonra işsizlik ilk kez yüzde 9'dan fazla
Bloomberg tarafından ekonomistler arasında yapılan bir araştırma raporuna göre ABD'de mayıs ayı işsizlik rakamları 25 yıl sonra ilk kez yüzde 9 seviyesini geçecek. Böylece iyimser kampta olan ekonomistlerin son 50 yılın en ağır resesyonunda toparlanma başladığı yönündeki önermeleri de ciddi bir darbe almış olacak. Rapora göre mayıs ayında işsiz oranı yüzde 9,2 ile 1983 yılının eylül ayından bu yanaki en yüksek seviyesine fırlayacak. NABE geçen hafta yayımladığı bir raporda ise emek piyasasının önümüzdeki dönemde daha da bozulacağını, 2009'da 4.5 milyon kişinin daha işini kaybedeceğini öngörmüştü. İşsizliğin ise yıl sonuna kadar yüzde 9,8'e kadar çıkabileceği iddia edilmişti. Bu hafta içinde piyasalaırn odaklanacağı ve ABD ekonomisine ilişkin iyimser ve kötümser kampların değerlendirmeye alacağı diğer önemli veriler arasında ise sanayi üretimi ve hizmetler sektöründeki büyüme rakamlarında daha yavaş bir kan kaybı bekleniyor. Ancak yine bu hafta açıklanacak olan tüketici harcamalarında gerileme olacağı öngörülüyor. Yani bu haftaki veriler hem iyimser hem kötümser yatırımcıları destekleyecek nitelikte olacak.
İşsizliğin ucu harcamaya ve bankalara dokunur
Ekonomistlerin genel beklentisi ise yıl sonuna kadar işsizlik oranı yüzde 10'a yaklaşabileceği yönünde. Bu derece büyük bir işsizlik ise dünyanın en büyük ekonomisinde tüketicilerin işsiz kalması nedeniyle ceplerinin boşalması, dolayısıyla da harcamaların azalması anlamına geliyor. 2008'in son üç ayında yüzde 4,3 çakılan hane halkı harcamaları ocaktan marta kadar yüzde 1,5 yükseldi ama beklentilerin altında kaldı. Yani ABD hükümetinin, hazinesinin ve merkez bankası FED'in belli başlı sanayileri destelemekten bankaların kötü varlıklarını temizlemeye, düşük faizle bedava para dağıtmaktan harcama teşvik planlarına kadar 2 trilyon dolara yakın yaptığı harcama bireylerin cebini doldurmuyor. İşsizliğin bu denkli artması aynı zamanda kişilerin işlerini kaybetmelerinden ötürü aldıkları kredileri ödeyememelerine, dolayısıyla bankalarda batık kredi sorununun artmasına ve bankaların kredi koşullarını daha da sıkılaştırmasına sebep olabilir.
Otomotivde 150 bin kişinin maşı daha kesilecek
Nisan ayında işsizlik oranı yüzde 8,9'du. Mayıs ayında işsizlikte artışla birlikte maaş ödemelerinde de 521 bin ödemelik azalma bekleniyor. Nisan ayında 539 bin kişi daha maaş ödemesi alamamıştı. İşten çıkarmalar en son geçen ocak ayında zirve yapmış, 741 bin kişinin işini kaybetmesi ile 1949 yılından bu yana görülen en büyük emek kıyımına imza atılmıştı. 2007'nin Aralık ayında resesyon başladığından beri ABD'de 5,7 milyon kişi işini kaybetmiş durumda. Bu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemden bu yana görülen en büyük iş kaybı süreci olarak gösteriliyor.
Öte yandan piyasaların bu hafta kilitleneceği GM de işsizlik için büyük bir risk. İflas korumasına başvuran Chrysler'in 789 tedarikçisi bir bir kapılarını kapattı. Geçen hafta iflas korumasına başvuran GM'in de mağazalarının sayısının azalması, dolayısıyla her iki şirketin istihdam sağladığı çalışanların da kapının önüne konulması sözkonusu. Ekonomistlerin beklentileri otomotiv sektöründe mayıs ayında ödeme kesintisine gidilen işçi sayısının 150 bin olacağı yönünde. Nisan ayında bu rakam 149 bindi. Yılın ilk çeyreğinde ABD'de GSYİH yüzde 5,7 çakıldı. GSYİH 2008'in son çeyreğinde yüzde 6,3 gerileyerek iki çeyrek üstüste son 50 yılın en kötü altı aylık performansını oluşturmuştu.
Referans / 01.06.09
Küresel krizin ABD'de açtığı en büyük yara olan işsizliğe ilişkin geçen hafta gelen haftalık veriler bir an için piyasalara umut vermişti. Haftalık işsizlik maaşı başvuruları 623 bin ile 635 binlik beklentinin altında gelince bu bir toparlanma sinyali olarak görülmüştü. Buna karşılık toplamda 6 milyon 780 bin kişi ile işsiz sayısı 1967 yılından bu yanaki en yüksek düzeyde bulunduğu da belirtilmişti. Banka stres testlerinde 2010 için tasarlanan kötü senaryoda bile ABD'de işsizliğin yüzde 10 olacağı varsayılıyordu ancak ABD bu orana çok daha erken ulaşacak gibi görünüyor. Son araştırma ve verilere göre şu anda ülkede işsizlik oranı yüzde 9,2. Yani yaklaşık 14 milyon kişi işsiz. Bu 25 yıldan daha fazla bir zamandır rastlanmayan bir oran. Hergeçen gün büyüyen işsiz ordusu ise verilen iş ilanlarına adeta saldırıyor. İş bulma kurumlarının önünde metrelerce kuyruklar oluşuyor, açılan bir pozisyona alınacak elaman sayısının kat be kat üzerinde başvuru geliyor. Piyasalar ise bu hafta 3 kilit gelişmeye odaklanacak. Bunlardan biri ABD ekonomisinin motoru olan ve hissedarları ile borçlarının yapılandırılması konusunda anlaşamayan otomotiv devi General Motors'un (GM) iflas başvurusunda bulunup bulunmayacağı olacak. Çünkü GM'in iflası işsizler ordusuna yenilerinin katılması anlamına geliyor. Diğer önemli iki gelişme ise mayıs ayı işsizlik rakamları ile Avrupa'da ise Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE) faiz ve para politikası kararları olacak. Perşembe günü açıklanacak olan işsizlik verileri geçen haftaki haftalık verilerin anlık sevincine karşı emek piyasasında durumun daha da vahimleştiğini ortaya koyabilir.
25 yıl sonra işsizlik ilk kez yüzde 9'dan fazla
Bloomberg tarafından ekonomistler arasında yapılan bir araştırma raporuna göre ABD'de mayıs ayı işsizlik rakamları 25 yıl sonra ilk kez yüzde 9 seviyesini geçecek. Böylece iyimser kampta olan ekonomistlerin son 50 yılın en ağır resesyonunda toparlanma başladığı yönündeki önermeleri de ciddi bir darbe almış olacak. Rapora göre mayıs ayında işsiz oranı yüzde 9,2 ile 1983 yılının eylül ayından bu yanaki en yüksek seviyesine fırlayacak. NABE geçen hafta yayımladığı bir raporda ise emek piyasasının önümüzdeki dönemde daha da bozulacağını, 2009'da 4.5 milyon kişinin daha işini kaybedeceğini öngörmüştü. İşsizliğin ise yıl sonuna kadar yüzde 9,8'e kadar çıkabileceği iddia edilmişti. Bu hafta içinde piyasalaırn odaklanacağı ve ABD ekonomisine ilişkin iyimser ve kötümser kampların değerlendirmeye alacağı diğer önemli veriler arasında ise sanayi üretimi ve hizmetler sektöründeki büyüme rakamlarında daha yavaş bir kan kaybı bekleniyor. Ancak yine bu hafta açıklanacak olan tüketici harcamalarında gerileme olacağı öngörülüyor. Yani bu haftaki veriler hem iyimser hem kötümser yatırımcıları destekleyecek nitelikte olacak.
İşsizliğin ucu harcamaya ve bankalara dokunur
Ekonomistlerin genel beklentisi ise yıl sonuna kadar işsizlik oranı yüzde 10'a yaklaşabileceği yönünde. Bu derece büyük bir işsizlik ise dünyanın en büyük ekonomisinde tüketicilerin işsiz kalması nedeniyle ceplerinin boşalması, dolayısıyla da harcamaların azalması anlamına geliyor. 2008'in son üç ayında yüzde 4,3 çakılan hane halkı harcamaları ocaktan marta kadar yüzde 1,5 yükseldi ama beklentilerin altında kaldı. Yani ABD hükümetinin, hazinesinin ve merkez bankası FED'in belli başlı sanayileri destelemekten bankaların kötü varlıklarını temizlemeye, düşük faizle bedava para dağıtmaktan harcama teşvik planlarına kadar 2 trilyon dolara yakın yaptığı harcama bireylerin cebini doldurmuyor. İşsizliğin bu denkli artması aynı zamanda kişilerin işlerini kaybetmelerinden ötürü aldıkları kredileri ödeyememelerine, dolayısıyla bankalarda batık kredi sorununun artmasına ve bankaların kredi koşullarını daha da sıkılaştırmasına sebep olabilir.
Otomotivde 150 bin kişinin maşı daha kesilecek
Nisan ayında işsizlik oranı yüzde 8,9'du. Mayıs ayında işsizlikte artışla birlikte maaş ödemelerinde de 521 bin ödemelik azalma bekleniyor. Nisan ayında 539 bin kişi daha maaş ödemesi alamamıştı. İşten çıkarmalar en son geçen ocak ayında zirve yapmış, 741 bin kişinin işini kaybetmesi ile 1949 yılından bu yana görülen en büyük emek kıyımına imza atılmıştı. 2007'nin Aralık ayında resesyon başladığından beri ABD'de 5,7 milyon kişi işini kaybetmiş durumda. Bu İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki dönemden bu yana görülen en büyük iş kaybı süreci olarak gösteriliyor.
Öte yandan piyasaların bu hafta kilitleneceği GM de işsizlik için büyük bir risk. İflas korumasına başvuran Chrysler'in 789 tedarikçisi bir bir kapılarını kapattı. Geçen hafta iflas korumasına başvuran GM'in de mağazalarının sayısının azalması, dolayısıyla her iki şirketin istihdam sağladığı çalışanların da kapının önüne konulması sözkonusu. Ekonomistlerin beklentileri otomotiv sektöründe mayıs ayında ödeme kesintisine gidilen işçi sayısının 150 bin olacağı yönünde. Nisan ayında bu rakam 149 bindi. Yılın ilk çeyreğinde ABD'de GSYİH yüzde 5,7 çakıldı. GSYİH 2008'in son çeyreğinde yüzde 6,3 gerileyerek iki çeyrek üstüste son 50 yılın en kötü altı aylık performansını oluşturmuştu.
Referans / 01.06.09
Tamiller sefaletle karşı karşıya
Sri Lanka'da önde gelen Tamil liderlerden V Anandasangaree, hükümete geçtiğimiz aylarda yaşanan çatışmalar nedeniyle evlerinden kaçmak zorunda kalan sivillerin geri dönüşünü mümkün olduğunca hızla sağlaması çağrısında bulundu.
Çatışmalardan kaçanların sığındıkları kamplardaki koşulları korkunç olarak niteleyen Tamil siyasetçi, yüzbinlerce sivilin zorluk ve sefaletle karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Kamplarda gıda sıkıntısı, sağlık ve hijyen sorunları bulunduğunu kaydeden Anandasangaree, ''Çok sayıda kişi su yetersizliği nedeniyle duş alamadıkları için cilt hastalıklarıyla karşı karşıya'' dedi.
Tamil lider, hamile kadınların ve yeni doğmuş bebeklerin aşırı sıcak nedeniyle zor durumda kaldıklarını da vurguladı.
Tamil Kaplanları'nın bulunduğu bölgelerden kaçanların yaşamlarını tehlikeye attıklarını anımsatan Anandasangaree, ''Eger hükümet, bunların Tamil Kaplanları'na mensup olduğunu düşünüyorsa, o zaman o bölgedeki iki eyelatin tamamı zanlı olması gerekir. Böyle bir durumda da hükümetin sorunu çözmesi imkansızdır'' dedi.
Birleşmiş Milletler, Sri Lanka ordusunun Tamil Kaplanları'na yönelik operasyonları sırasında 300 bin kişinin evlerini terketmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyor.
Birleşmiş Milletler, yalnızca Menik Farm kampında 220 bin kişinin bulunduğunu bildirildi.
Anandasangaree, Tamil Kaplanları'nı yüksek sesle eleştiren Tamil siyasetçilerin önde gelen isimlerinden.
Hükümetin son operasyonunu destekleyen Tamil lider, hükümetin kamplardaki sivilleri Tamil Kaplanları zanlısı olarak görmesini de eleştiriyor.
Sri Lanka hükümeti ise, kamplarda saklandığını öne sürdüğü Tamil Kaplanları mensuplarını ayıklamak için zamana ihtiyacı olduğunu savunuyor.
BBC Turkish / 01.06.09
Çatışmalardan kaçanların sığındıkları kamplardaki koşulları korkunç olarak niteleyen Tamil siyasetçi, yüzbinlerce sivilin zorluk ve sefaletle karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Kamplarda gıda sıkıntısı, sağlık ve hijyen sorunları bulunduğunu kaydeden Anandasangaree, ''Çok sayıda kişi su yetersizliği nedeniyle duş alamadıkları için cilt hastalıklarıyla karşı karşıya'' dedi.
Tamil lider, hamile kadınların ve yeni doğmuş bebeklerin aşırı sıcak nedeniyle zor durumda kaldıklarını da vurguladı.
Tamil Kaplanları'nın bulunduğu bölgelerden kaçanların yaşamlarını tehlikeye attıklarını anımsatan Anandasangaree, ''Eger hükümet, bunların Tamil Kaplanları'na mensup olduğunu düşünüyorsa, o zaman o bölgedeki iki eyelatin tamamı zanlı olması gerekir. Böyle bir durumda da hükümetin sorunu çözmesi imkansızdır'' dedi.
Birleşmiş Milletler, Sri Lanka ordusunun Tamil Kaplanları'na yönelik operasyonları sırasında 300 bin kişinin evlerini terketmek zorunda kaldıklarını tahmin ediyor.
Birleşmiş Milletler, yalnızca Menik Farm kampında 220 bin kişinin bulunduğunu bildirildi.
Anandasangaree, Tamil Kaplanları'nı yüksek sesle eleştiren Tamil siyasetçilerin önde gelen isimlerinden.
Hükümetin son operasyonunu destekleyen Tamil lider, hükümetin kamplardaki sivilleri Tamil Kaplanları zanlısı olarak görmesini de eleştiriyor.
Sri Lanka hükümeti ise, kamplarda saklandığını öne sürdüğü Tamil Kaplanları mensuplarını ayıklamak için zamana ihtiyacı olduğunu savunuyor.
BBC Turkish / 01.06.09
1 Haziran 2009 Pazartesi
Kayıt dışı gözaltının kaydı bulundu!
Bu yılki 1 Mayıs’ın iki sembol görüntüsü vardı. İlki, bir evin camından gizlice çekilmiş kamera kaydıydı. Kayıtta; Öztürk Aladağ adlı genç beş polis tarafından evire çevire dövülüyor, sonra da gözaltına alınıyordu. İkinci görüntü ise iki polisin kolunda götürülen Naciye Kaplan’a ait gazete fotoğrafıydı. Aynı sokakta gözaltına alınan, hem o sırada hem de Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nde dövüldüklerini öne süren iki mağdura ait kayıtlar, ‘kayıt dışı gözaltının’ kanıtı oldu. Çünkü, dört polisin soruşturulduğu dosyada, ne Kaplan’a ne de Aladağ’a ait bir yakalama tutanağı ve gözaltı kaydı var.
Tarlabaşı’ndaki Alhatun Sokağı’na bakan bir pencerenin arkasında, titrek bir elin tuttuğu kamera şu görüntüyü kaydediyordu: Bir genç, maskeli polislerce yere yatırılarak tekmeler, yumruklar ve coplarla dövülüyor, sonra da götürülüyordu. O kişi, 28 yaşındaki Öztürk Aladağ’dı.
Sağlık raporu aldı
2 Mayıs’ta bu kayıtla ortaya çıkan Aladağ, omzu ve alnındaki morartıları saptayan sağlık raporuyla birlikte Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na gidip şikâyetçi oldu. Aladağ şu iddialarda bulundu:
“Bizi uyarıda bulunmadan araya alıp coplarla 10 dakika darp edip Beyoğlu İlçe Emniyet’e götürdüler. Girişe göre sağ taraftaki odada üç -dört kişi copla ve elle darp etti. Benimle birlikte yakalanan şahısların bir kısmı tekmeyle darp ediliyordu. Döverken başımı kaldırıp baktığımda başıma vuruyorlardı. Ellerimiz arkadan kelepçeliydi. Oturmamıza izin verilmediği gibi, üzerimize su döküp ıslattılar.”
İddiaya göre aynı sokakta gözaltına alınan bir diğer kişi 22 yaşındaki Naciye Kaplan’dı. Kaplan, 8 Mayıs’ta verdiği ifadesine kanıt olarak gazetelerde yayımlanan bir fotoğrafını sunuyordu. Fotoğrafa göre Kaplan, koluna girmiş, biri maskeli iki polisçe götürülüyordu. Kaplan, fotoğraf öncesi ve sonrasını şöyle anlattı:
“Sokağın iki tarafında yüzleri maskeli 10’dan fazla polis sıkıştırdı. Gazetede, yüzü belirgin halde görünen şahıs ve diğerleri bana ve iki kişiye cop ve tekmeyle vurdular. Yüzü maskeli polis arkamdan tekme atıyordu. Çelme takıp yere düşürdü, vurmaya devam etti. Başıma vurdular, kasklarıyla, ayaklarıyla bastılar. “Kaç kişinin altına yatıyorsun? Anan mı sizi pazarlıyor? Kimler sizi s...? Biz de depoya götürelim, s...! Baban mı seni hamile bıraktı?” dediler. Beyoğlu Emniyeti’ne saçımdan sürükleyerek soktular. Tutanak istedik, ‘Dayaktan doymadınız mı, tutmuyorum, çıkın gidin’ dediler.”
22 yaşındaki Kaplan’ın sağlık raporunda ise boyun hareketlerinde kısıtlılık, sol meme altında ağrı, her iki bacakta, sol diz kapağı ve baldırında morluk, sağ bileğinde şişlik, sol şakağında morluk saptandı. Kaplan, raporla birlikte 8 Mayıs’ta şikâyette bulundu. İki dosya 13 Mayıs’ta birleştirildi. Aladağ’ın kanıtı kamera kaydı, Kaplan’ınki gazete kupürleriydi.
Komiser: Yakalayıp teslim ettik
Soruşturma kapsamında 1 Mayıs’ta o bölgede görev yapan polislerin listesi üzerinden teşhis yapıldı. Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şubesi’nde komiser yardımcısı olan N.M.D., bu şubede polis olarak görev yapan V.T. ile Beyoğlu Emniyeti’nde görevli A.A. ve K.G. teşhis edildi. D. ifadesinde, “Yüzü açık fotoğrafı gözüken kişi benim. Görüntü çekildikten sonra bayanı başka ekibe teslim ettim. Sonra olanları bilemem” dedi.
Bu ifadeye, kamera kaydına ve gazete fotoğraflarına göre gözaltına alındıkları anlaşılan Aladağ ve Kaplan’a ilişkin gözaltı kaydı bulunmadığı ve yakalama tutanağı da tutulmadığı ortaya çıktı. Böylece bu kanıtlar, ‘kayıt dışı gözaltının’ kaydı ve kanıtı oldu.
Tarlabaşı’ndaki Alhatun Sokağı’na bakan bir pencerenin arkasında, titrek bir elin tuttuğu kamera şu görüntüyü kaydediyordu: Bir genç, maskeli polislerce yere yatırılarak tekmeler, yumruklar ve coplarla dövülüyor, sonra da götürülüyordu. O kişi, 28 yaşındaki Öztürk Aladağ’dı.
Sağlık raporu aldı
2 Mayıs’ta bu kayıtla ortaya çıkan Aladağ, omzu ve alnındaki morartıları saptayan sağlık raporuyla birlikte Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na gidip şikâyetçi oldu. Aladağ şu iddialarda bulundu:
“Bizi uyarıda bulunmadan araya alıp coplarla 10 dakika darp edip Beyoğlu İlçe Emniyet’e götürdüler. Girişe göre sağ taraftaki odada üç -dört kişi copla ve elle darp etti. Benimle birlikte yakalanan şahısların bir kısmı tekmeyle darp ediliyordu. Döverken başımı kaldırıp baktığımda başıma vuruyorlardı. Ellerimiz arkadan kelepçeliydi. Oturmamıza izin verilmediği gibi, üzerimize su döküp ıslattılar.”
İddiaya göre aynı sokakta gözaltına alınan bir diğer kişi 22 yaşındaki Naciye Kaplan’dı. Kaplan, 8 Mayıs’ta verdiği ifadesine kanıt olarak gazetelerde yayımlanan bir fotoğrafını sunuyordu. Fotoğrafa göre Kaplan, koluna girmiş, biri maskeli iki polisçe götürülüyordu. Kaplan, fotoğraf öncesi ve sonrasını şöyle anlattı:
“Sokağın iki tarafında yüzleri maskeli 10’dan fazla polis sıkıştırdı. Gazetede, yüzü belirgin halde görünen şahıs ve diğerleri bana ve iki kişiye cop ve tekmeyle vurdular. Yüzü maskeli polis arkamdan tekme atıyordu. Çelme takıp yere düşürdü, vurmaya devam etti. Başıma vurdular, kasklarıyla, ayaklarıyla bastılar. “Kaç kişinin altına yatıyorsun? Anan mı sizi pazarlıyor? Kimler sizi s...? Biz de depoya götürelim, s...! Baban mı seni hamile bıraktı?” dediler. Beyoğlu Emniyeti’ne saçımdan sürükleyerek soktular. Tutanak istedik, ‘Dayaktan doymadınız mı, tutmuyorum, çıkın gidin’ dediler.”
22 yaşındaki Kaplan’ın sağlık raporunda ise boyun hareketlerinde kısıtlılık, sol meme altında ağrı, her iki bacakta, sol diz kapağı ve baldırında morluk, sağ bileğinde şişlik, sol şakağında morluk saptandı. Kaplan, raporla birlikte 8 Mayıs’ta şikâyette bulundu. İki dosya 13 Mayıs’ta birleştirildi. Aladağ’ın kanıtı kamera kaydı, Kaplan’ınki gazete kupürleriydi.
Komiser: Yakalayıp teslim ettik
Soruşturma kapsamında 1 Mayıs’ta o bölgede görev yapan polislerin listesi üzerinden teşhis yapıldı. Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şubesi’nde komiser yardımcısı olan N.M.D., bu şubede polis olarak görev yapan V.T. ile Beyoğlu Emniyeti’nde görevli A.A. ve K.G. teşhis edildi. D. ifadesinde, “Yüzü açık fotoğrafı gözüken kişi benim. Görüntü çekildikten sonra bayanı başka ekibe teslim ettim. Sonra olanları bilemem” dedi.
Bu ifadeye, kamera kaydına ve gazete fotoğraflarına göre gözaltına alındıkları anlaşılan Aladağ ve Kaplan’a ilişkin gözaltı kaydı bulunmadığı ve yakalama tutanağı da tutulmadığı ortaya çıktı. Böylece bu kanıtlar, ‘kayıt dışı gözaltının’ kaydı ve kanıtı oldu.
HEP İYİ VE YÜREKLİ İNSANLAR ATLARINA ERKENCE BİNİP GİDİYORLAR FEVZİ KARACA’YI KAYBETTİK !
Uzun yıllar komünist harekete hizmet etmiş ve sıkıyonetim koşullarında Devrimci Halkın Birliği’nin yaızişleri müdürlüğünü yapmış olan Fevzi Karacayı kahrolası kanser hastalığında Hollandanın Rotterdam kentinde kaybettik. Uzun dönemdir kanser hastalığını yenmek için mücadele yürüten Fevzinin vucudu uzun sure hastalığa diremedi ve Mayıs ay’ının sonunda ölümsüzler ordusuna yürüdü.
Biliyoruz ki anılar tarihimizde bir izdüşümdür. Her anı bir tarih ve tarih de bizim aynamız olmaktadır. Fevzide öyledir. 53 yaşında kaybettiğimiz Fevzi dünden bugüne tarihleşen bir gerçekliğe sahiptir. Tarih üreten yaratanlarda dile gelmekte ve günümüz de sayenizde tarihselleşmektedir. Bazen kendimizi unutsak bile tarihleşen anılar bizi unutmaz ve peşimizde gelir. Bizi bizle tanıştırır. Dolayısıyla komünist hareket, mücadeleye bir çok katkısı olan yürekli insanların emeği ve çabası üzerinde yükselmiş, Onların katkılarıyla bugünlere taşınmıştır. Tarih sevinçleriyle, acılarıyla yasanan bir geçmiş. Okuyarak öğrendiğimiz, anlatılarak duyduğumuz, destanlarını dinlediğimiz tarih, her zaman yaşananların birer parçasini tanıkları için yaşatmaktadır.
Bu manada yasanan tarihsel gerçeklik hangi yöntem ile olursa olsun, insanların yüreğinde ilmik ilmik işlenerek nakşedilmektedir. Tarih yaşanan sevinç ve acılar ötesinde hayatta hiç kabuk bağlamayan yaralarin tazeleniş nedenlerini tekrarlamaz. Asıl o zaman hem tarih hem yaşanan hikayenin kareleri ve gerçek kahramanlari halkların dilinde destan, yüreklerinde volkan, gözlerinde ise efsaneleşerek sıfat kazanır. Yaşanmışlıkların kutsanması sonucu, çoktan insan yasantısında, duygu ve mantığında yaşamın temel değer yargısı....
Nitekim Fevzide tarihsel süreçte yol arkadaşımızdır. İnsanlığa daha çok hizmet edeceği ve daha fazla emek harcağı bir dönemde erkence kaybettik Fevziyi. Mutevazi, ağır başlı ve olgun, gösterişçilikten uzak yaklaşımlarıyla devrimin bir hamalı olarak çalışan ve aldığı işleri sonunan kadar taşımada kararlı olan Fevzi Karaca 1956 yılında Yozgatın-Gülpınar köyünde dünyaya geldi. Gençlik yıllarında devrimci düşüncelere sempati duyan Fevzi üniversite yıllarında Ankarada komünist hareketle tanıştı. Hem gençlik saflarında ve sonrasında profesyonel bir devrimci olarak devrim ve sosyalizm için canla başla çalıştı. 12 eylül faşist darbe öncesi faşist diktatörlüğün gemi azıya koşullarda adeta gizli basılan DHB’nin yazıişleri müdürlüğü görevini tereddütçe üstlendiği gibi, derginin hazırlanması ve basılmasında canla başla görevler üstlendi. DHB’ yi sıkıyönetim koşullarında basacak matba bulmada zorlanırken dergiyi değişik illerde bastırmak için yoğun bir çaba içinde oldu ve zorluklaır devrimci iradesiyle yenmesini bildi.
Yoldaşlaryla hep iyi geçinen ve onların eksiklik ve yetmeliklerini tamamlayan olgun yaklaşımlarıyla insanlar üzerinden olumlu etki bırakan Fevzi, 12 eylülün tasfiyecilik oratamında yalnız kaldı ve yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Yurtdışında da savrulup değerlerinden kopmadan demokrasi ve özgürlük mücadelesine destek olma tutumunu sürdürdü. Devrimci ve komünistlere destek oldu ve her daima yıllarca mücadele yürrüttüğü komünist harekete vefa dugusunu eksik etmedi.
Bir çok kişinin vurgun yeyip inaçlarından ve uğruna ölümü hiçe saydığı davasına sırt çevirip ihanet ederken, Fevzi Karaca bunlardan uzak durdu ve o hep insanlığın özgürlük yürüyüşünün ardından yürüdü. 53 yaşında kahrolası kanser hastlığında erkence kaybettiğimiz Fevzi Karacanın anısı önünde saygıyla eğiliyor , Onu devrim ve sosyalizm mücadelemizde hep iyi ve yürekli, insancıl, mütevazi ama inançlı özellikleriyle yaşatacağımıza söz veriyoruz..
30-Mayıs.2009
DEVRİMCİ HALKIN BİRLİĞİ
Biliyoruz ki anılar tarihimizde bir izdüşümdür. Her anı bir tarih ve tarih de bizim aynamız olmaktadır. Fevzide öyledir. 53 yaşında kaybettiğimiz Fevzi dünden bugüne tarihleşen bir gerçekliğe sahiptir. Tarih üreten yaratanlarda dile gelmekte ve günümüz de sayenizde tarihselleşmektedir. Bazen kendimizi unutsak bile tarihleşen anılar bizi unutmaz ve peşimizde gelir. Bizi bizle tanıştırır. Dolayısıyla komünist hareket, mücadeleye bir çok katkısı olan yürekli insanların emeği ve çabası üzerinde yükselmiş, Onların katkılarıyla bugünlere taşınmıştır. Tarih sevinçleriyle, acılarıyla yasanan bir geçmiş. Okuyarak öğrendiğimiz, anlatılarak duyduğumuz, destanlarını dinlediğimiz tarih, her zaman yaşananların birer parçasini tanıkları için yaşatmaktadır.
Bu manada yasanan tarihsel gerçeklik hangi yöntem ile olursa olsun, insanların yüreğinde ilmik ilmik işlenerek nakşedilmektedir. Tarih yaşanan sevinç ve acılar ötesinde hayatta hiç kabuk bağlamayan yaralarin tazeleniş nedenlerini tekrarlamaz. Asıl o zaman hem tarih hem yaşanan hikayenin kareleri ve gerçek kahramanlari halkların dilinde destan, yüreklerinde volkan, gözlerinde ise efsaneleşerek sıfat kazanır. Yaşanmışlıkların kutsanması sonucu, çoktan insan yasantısında, duygu ve mantığında yaşamın temel değer yargısı....
Nitekim Fevzide tarihsel süreçte yol arkadaşımızdır. İnsanlığa daha çok hizmet edeceği ve daha fazla emek harcağı bir dönemde erkence kaybettik Fevziyi. Mutevazi, ağır başlı ve olgun, gösterişçilikten uzak yaklaşımlarıyla devrimin bir hamalı olarak çalışan ve aldığı işleri sonunan kadar taşımada kararlı olan Fevzi Karaca 1956 yılında Yozgatın-Gülpınar köyünde dünyaya geldi. Gençlik yıllarında devrimci düşüncelere sempati duyan Fevzi üniversite yıllarında Ankarada komünist hareketle tanıştı. Hem gençlik saflarında ve sonrasında profesyonel bir devrimci olarak devrim ve sosyalizm için canla başla çalıştı. 12 eylül faşist darbe öncesi faşist diktatörlüğün gemi azıya koşullarda adeta gizli basılan DHB’nin yazıişleri müdürlüğü görevini tereddütçe üstlendiği gibi, derginin hazırlanması ve basılmasında canla başla görevler üstlendi. DHB’ yi sıkıyönetim koşullarında basacak matba bulmada zorlanırken dergiyi değişik illerde bastırmak için yoğun bir çaba içinde oldu ve zorluklaır devrimci iradesiyle yenmesini bildi.
Yoldaşlaryla hep iyi geçinen ve onların eksiklik ve yetmeliklerini tamamlayan olgun yaklaşımlarıyla insanlar üzerinden olumlu etki bırakan Fevzi, 12 eylülün tasfiyecilik oratamında yalnız kaldı ve yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Yurtdışında da savrulup değerlerinden kopmadan demokrasi ve özgürlük mücadelesine destek olma tutumunu sürdürdü. Devrimci ve komünistlere destek oldu ve her daima yıllarca mücadele yürrüttüğü komünist harekete vefa dugusunu eksik etmedi.
Bir çok kişinin vurgun yeyip inaçlarından ve uğruna ölümü hiçe saydığı davasına sırt çevirip ihanet ederken, Fevzi Karaca bunlardan uzak durdu ve o hep insanlığın özgürlük yürüyüşünün ardından yürüdü. 53 yaşında kahrolası kanser hastlığında erkence kaybettiğimiz Fevzi Karacanın anısı önünde saygıyla eğiliyor , Onu devrim ve sosyalizm mücadelemizde hep iyi ve yürekli, insancıl, mütevazi ama inançlı özellikleriyle yaşatacağımıza söz veriyoruz..
30-Mayıs.2009
DEVRİMCİ HALKIN BİRLİĞİ
BASIN DUYURUSU TEMEL DEMİRER ALTI AY HAPSE MAHKÛM OLDU
Yazar Temel Demirer, 11 Ağustos 2007 tarihinde, Yedinci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen bir panelde yaptığı konuşma nedeniyle, 7 Mayıs 2008’den bu yana Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava sonucu, 28 Mayıs 2009 günü 6 ay hapisle cezalandırıldı.
Demirer’e dava Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve “terör örgütü propagandası” “suç”unu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 53/1 maddelerinden açılmış, dava süreci içerisinde savcı, iddianamede değişikliğe giderek Demirer’in “suçu ve suçluyu övme”den, yani TCK’nın 215. maddesinden mahkûmiyetini talep etmişti.
Ne ki, savcının iddianamesine dayanak oluşturan Tunceli Emniyeti’nin üç sayfalık kaset çözüm tutanağında 74 kez “anlaşılamadı” ifadesi yer almaktaydı; ve davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti Demirer ve avukatının itirazını haklı bularak ses kayıtlarının Malatya Emniyeti’ne gönderilmesine karar vermişti. Malatya Emniyeti’nce de çözülemeyen kasetler, sırasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, buradaki deşifrasyon işlemi de başarısız olunca Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarı’na gönderilmiş ve çözülemeden mahkemeye iade edilmişti. Bir başka deyişle Malatya Ağır Ceza Mahkemesi içerisinde 74 kez “anlaşılamadı” ibaresi bulunan, çözümlenebilen kısımlarda ise bariz hatalar taşıyan (örneğin Temel Demirer’in “emperyalist politikalar” ifadesi, “Ermenist politikalar” (?) olarak geçmekte tutanakta…) bir tutanağa dayanarak verdi mahkûmiyet kararını…
Ağır Ceza Mahkemesi’nce TCK’nın 215. maddesine istinaden, “sanığın tutumunu mahkeme önünde de ısrarla sürdürmesi” gerekçesiyle “takdiren ve teşdiden” altı ay olarak belirlenen hapis cezasının, Demirer’in Zonguldak’ta yaptığı bir konuşmadan dolayı 2003 yılında cezaya çarptırılmış olması nedeniyle, ertelenemeyeceği ve para cezasına çevrilemeyeceği de kararda belirtiliyor. Yanı sıra, infazdan sonra Demirer’e “denetimli serbestlik” uygulanması hükme bağlanıyor.
Temel Demirer, aynı zamanda, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Ankara’da düzenlenen bir protesto toplantısında yaptığı bir başka konuşma nedeniyle, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 301. maddeden yargılanıyor. Demirer’in davası, bilindiği gibi, 301. maddeye ilişkin davaların sürdürülmesini Adalet Bakanlığı iznine bağlayan yasa değişikliğinin ardından Bakanlığın izin verdiği ilk dava olma özelliğini taşıyor. Bu davanın önümüzdeki duruşması ise, 29 Mayıs 2009 Cuma günü (yarın) saat 9.00’da Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.
Temel Demirer hakkındaki hüküm, “demokratikleşme” vaat ve söylemlerinin kofluğunu, T. C. Devleti’nin düşünceyi ve düşündüklerini ifade etme eylemini “suç” olarak görüp cezalandırma geleneğinden vaz geçmeye niyetli olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Mahkûmiyet kararını şiddetle protesto ediyor, kamuoyunu bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.
Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi
Demirer’e dava Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve “terör örgütü propagandası” “suç”unu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 53/1 maddelerinden açılmış, dava süreci içerisinde savcı, iddianamede değişikliğe giderek Demirer’in “suçu ve suçluyu övme”den, yani TCK’nın 215. maddesinden mahkûmiyetini talep etmişti.
Ne ki, savcının iddianamesine dayanak oluşturan Tunceli Emniyeti’nin üç sayfalık kaset çözüm tutanağında 74 kez “anlaşılamadı” ifadesi yer almaktaydı; ve davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti Demirer ve avukatının itirazını haklı bularak ses kayıtlarının Malatya Emniyeti’ne gönderilmesine karar vermişti. Malatya Emniyeti’nce de çözülemeyen kasetler, sırasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, buradaki deşifrasyon işlemi de başarısız olunca Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarı’na gönderilmiş ve çözülemeden mahkemeye iade edilmişti. Bir başka deyişle Malatya Ağır Ceza Mahkemesi içerisinde 74 kez “anlaşılamadı” ibaresi bulunan, çözümlenebilen kısımlarda ise bariz hatalar taşıyan (örneğin Temel Demirer’in “emperyalist politikalar” ifadesi, “Ermenist politikalar” (?) olarak geçmekte tutanakta…) bir tutanağa dayanarak verdi mahkûmiyet kararını…
Ağır Ceza Mahkemesi’nce TCK’nın 215. maddesine istinaden, “sanığın tutumunu mahkeme önünde de ısrarla sürdürmesi” gerekçesiyle “takdiren ve teşdiden” altı ay olarak belirlenen hapis cezasının, Demirer’in Zonguldak’ta yaptığı bir konuşmadan dolayı 2003 yılında cezaya çarptırılmış olması nedeniyle, ertelenemeyeceği ve para cezasına çevrilemeyeceği de kararda belirtiliyor. Yanı sıra, infazdan sonra Demirer’e “denetimli serbestlik” uygulanması hükme bağlanıyor.
Temel Demirer, aynı zamanda, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Ankara’da düzenlenen bir protesto toplantısında yaptığı bir başka konuşma nedeniyle, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 301. maddeden yargılanıyor. Demirer’in davası, bilindiği gibi, 301. maddeye ilişkin davaların sürdürülmesini Adalet Bakanlığı iznine bağlayan yasa değişikliğinin ardından Bakanlığın izin verdiği ilk dava olma özelliğini taşıyor. Bu davanın önümüzdeki duruşması ise, 29 Mayıs 2009 Cuma günü (yarın) saat 9.00’da Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.
Temel Demirer hakkındaki hüküm, “demokratikleşme” vaat ve söylemlerinin kofluğunu, T. C. Devleti’nin düşünceyi ve düşündüklerini ifade etme eylemini “suç” olarak görüp cezalandırma geleneğinden vaz geçmeye niyetli olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Mahkûmiyet kararını şiddetle protesto ediyor, kamuoyunu bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.
Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi
ÇETESİZ, DARBESİZ VE YASAKSIZ BİR ÜLKEDE, ÖZGÜR YAŞAMAK İSTİYORUZ!
Sayın basın mensupları, sevgili dostlar, bir yandan ülkenin en büyük
sendikalarından Kesk adeta baskın yapar gibi Jitem tarafından hukuksuz
biçimde aranırken ve yöneticileri gözaltına alınırken daralan
demokratik mücadele ekseninde bir büyük karanlık ve zulüm dolu tarihin
rakamlar, kelimeler, isimlerle kodlanmış acımasız örgüsünden ne zaman
sıyrılacağımızı, süren bu zulümden ne zaman kurtulacağımızı
birbirimize sormaya geldik.
Biliyoruz ki, bu kirli tarihin efsunlu terimleriyle uyuşturulan
halklarımızın başına gelmedik kalmadı. Güya huzuru ve sükûnu için,
horlandı, ezildi, sömürüldü, boyun eğdirildi. Mevcudu, bu zalim darbe
düzenini ne pahasına olursa olsun devam ettirmenin peşinde olan
egemenler, hep bir gerekçe buldular, hep üste çıkmanın, kendine bir
meşruiyet yaratmanın, ideolojik, politik, psikolojik saldırılarıyla
bir yolunu bulmayı başardılar ve süngünün ucunda zorun pekiştiren
gücüyle teslimiyeti ve tepkisizliği dayattılar. Yapılanlara ve
yaşananlara karşı derin bir tepkisizliğin de suç ortağı olduğu bu
zaman diliminde, işte faşizmin kirli tarihinin kodlanmış terimleriyle
yaratılan, adına yurt dediğimiz, bizim olan bu cennet, bu cehennem…
Özel Harp Dairesi, TSK İç Hizmet Kanunu 35.madde, 27 Mayıs, 12 Mart,
12 Eylül, 28 Şubat, 9 Haziran, 11 Nisan, derin devlet, muhtıra, darbe,
darbe girişimi, edarbe, e muhtıra, darbeci, özel harekât, özel tip
cezaevi, özel kuvvetler komutanlığı, kontrgerilla, gladio, çete, faili
meçhul, kayıp, suikast, özel operasyon, Susurluk, Şemdinli, Yeşil,
Yüksekova, Hakkâri, Ergenekon, emekli paşa, arsız bir hırsız gibi
kendi cephaneliğinden çalıp halklara karşı kullanılmak üzere torağa
gömülen bombalar, lav silahları, özel stratejistler, terör uzmanı,
katliam, Madımak, Çorum, Sivas, Balgat, Tepecik, 1 Mayıs 1977 Taksim,
16 Mart İstanbul Üniversitesi, Bahçelievler, devlet için kurşun sıkıp
devrimci kanıyla şeref kazanan devşirmeler, işkence, gözaltında yok
etmeler, Jitem, Sapanca’da Akyazı üçgeninde ortadan kaldırmalar,
kalorifer kazanlarında yakılan muhalifler, Hizbullah’ın mezar evleri,
domuz bağlarıyla kendi kendini ölüme mahkûm edenler, yakılan,
boşaltılan köyler, yakılan ormanlar, kaçırılarak infaz edilen
köylüler, sokak ortalarında infazlar, polis copları, asker dipçiği,
gaz bombaları, gözaltında tecavüzler, cinayet şebekeleri, rüşvet,
darbeci Tahsin Şahinkaya, idamlar, mezarsız bırakılan genç ölüler, Bin
operasyon, Mehmet Ağar, Mamak, Metris, Diyarbakır cehennemi, basın
suçları, suç ve suçluyu koruyan anayasa, nü resmi yapan eli kanlı
darbe lideri Kenan Evren, anayasanın geçici 15 maddesi, halka karşı
işlenen suçun en büyük suçüstü belgesi 1982 anayasası, ağdalı sözlerle
geleceğimize, özgürlüğümüze uzanan iddianameler, 19Aralık, Ulucanlar,
sürüp giden mahkemeler, içerilere doldurulan onbinler, can derdine
düşürülen Kürtler, üzerine basanın kimliğini sorgulamadan yok eden
mayınlar, diz boyu yoksulluk, dağlarda birbirine boğazlatılan
evlatlarımız, geleceği çalınan gençler, kimliksiz bırakılan kadınlar,
hem geçmişi hem de geleceği için gözyaşı döken bir ülke.
Burası nasıl bir ülke arkadaşlar? Bu yangın yerini kim yarattı?
Yapılanlar yapanların yanına kar mı kalacak? Ülkenin huzuru ve sükûnu
için diye söze başlayan her demir yumruklu faşist irade ortalığı
cehennem yerine çevirirken, üzerinde baskı ve zorun denenmediği hiçbir
çeşidin kalmadığı halklarımızın, devrimcilerin ise en büyük suçlu ilan
edilişine tanık olduk. Olmaya devam ediyoruz. Ve bu ne büyük bir
yalan!
Cumhuriyet tarihinden bu yana sıkıyönetimlerle, olağanüstü hal
yasalarıyla ve darbelerle, statükocu, gerici siyasal iktidarlarla
yönetilen, demokrasinin insanlardan esirgendiği, kurum ve kurallarıyla
yaşam bulmadığı, her tarafı yasaklarla kuşatılmış bir ülkede nasıl
özgür bir insan ve özgür halklar kimliği oluşturulabilir? Dolayısıyla
yerden biter gibi çetelerin ortaya çıktığı, otomatiğe bağlanmış gibi
darbelerin gerçekleştiği, sorunların demokratik tartışma zemininde
çözümü yerine yasaklandığı, şiddet, savaş ve kanla çözüldüğü günümüz
Türkiye’si bir tesadüf olabilir mi? Kandan, darbelerden, yasaklardan,
çetelerden, gericilikten beslenen egemenler yetkiyi nerden alıyorlar?
Biz bu darbecilerin ve çetelerin yönetir hale geldiği, yasakların ve
gericiliğin, statükoların, tabuların egemen olduğu, darbe düzenine
daha ne kadar katlanabiliriz? İnsanın insanı horlayıp sömürmediği,
ezen ezilen ilişkisinin olmadığı, barışın, kardeşliğin, eşitlik ve
özgürlüğün hayat bulduğu bir ülke yaratılamaz mı? Artık yeter demek en
büyük hak ve kuşanılabilecek en büyük irade değil mi? Bütün bu
sorular yanıtsız olamaz…
Biz bunların yanıtını biliyor ve diyoruz ki; ÇETESİZ, DARBESİZ VE
YASAKSIZ BİR ÜLKEDE, ÖZGÜR YAŞAMAK İSTİYORUZ!
Ve biz artık yeter diyoruz! Artık bu kirli tarihi yaratanlardan hesap
sormanın ve arkalarından teneke çalmanın zamanı gelmedi mi?
Sevgili dostlar, sayın basın mensupları federasyonumuz darbe düzeninin
gerçek niteliğini teşhirle ilgili başlattığı bu kampanyayı 2 Temmuz
2009’a kadar kesintisiz sürdürme kararı aldığını huzurunuzda
açıklıyor. Halkımıza yanıtını birlikte arayacağımız ve birlikte
vereceğimiz sorular soracağız.
Artık tarihin çöp sepetine atılması gerekenlerin ömrünü uzatmayalım,
gelin hep birlikte teşhir ve mahkûm edelim!
Devrimci 78’liler Federasyonu
sendikalarından Kesk adeta baskın yapar gibi Jitem tarafından hukuksuz
biçimde aranırken ve yöneticileri gözaltına alınırken daralan
demokratik mücadele ekseninde bir büyük karanlık ve zulüm dolu tarihin
rakamlar, kelimeler, isimlerle kodlanmış acımasız örgüsünden ne zaman
sıyrılacağımızı, süren bu zulümden ne zaman kurtulacağımızı
birbirimize sormaya geldik.
Biliyoruz ki, bu kirli tarihin efsunlu terimleriyle uyuşturulan
halklarımızın başına gelmedik kalmadı. Güya huzuru ve sükûnu için,
horlandı, ezildi, sömürüldü, boyun eğdirildi. Mevcudu, bu zalim darbe
düzenini ne pahasına olursa olsun devam ettirmenin peşinde olan
egemenler, hep bir gerekçe buldular, hep üste çıkmanın, kendine bir
meşruiyet yaratmanın, ideolojik, politik, psikolojik saldırılarıyla
bir yolunu bulmayı başardılar ve süngünün ucunda zorun pekiştiren
gücüyle teslimiyeti ve tepkisizliği dayattılar. Yapılanlara ve
yaşananlara karşı derin bir tepkisizliğin de suç ortağı olduğu bu
zaman diliminde, işte faşizmin kirli tarihinin kodlanmış terimleriyle
yaratılan, adına yurt dediğimiz, bizim olan bu cennet, bu cehennem…
Özel Harp Dairesi, TSK İç Hizmet Kanunu 35.madde, 27 Mayıs, 12 Mart,
12 Eylül, 28 Şubat, 9 Haziran, 11 Nisan, derin devlet, muhtıra, darbe,
darbe girişimi, edarbe, e muhtıra, darbeci, özel harekât, özel tip
cezaevi, özel kuvvetler komutanlığı, kontrgerilla, gladio, çete, faili
meçhul, kayıp, suikast, özel operasyon, Susurluk, Şemdinli, Yeşil,
Yüksekova, Hakkâri, Ergenekon, emekli paşa, arsız bir hırsız gibi
kendi cephaneliğinden çalıp halklara karşı kullanılmak üzere torağa
gömülen bombalar, lav silahları, özel stratejistler, terör uzmanı,
katliam, Madımak, Çorum, Sivas, Balgat, Tepecik, 1 Mayıs 1977 Taksim,
16 Mart İstanbul Üniversitesi, Bahçelievler, devlet için kurşun sıkıp
devrimci kanıyla şeref kazanan devşirmeler, işkence, gözaltında yok
etmeler, Jitem, Sapanca’da Akyazı üçgeninde ortadan kaldırmalar,
kalorifer kazanlarında yakılan muhalifler, Hizbullah’ın mezar evleri,
domuz bağlarıyla kendi kendini ölüme mahkûm edenler, yakılan,
boşaltılan köyler, yakılan ormanlar, kaçırılarak infaz edilen
köylüler, sokak ortalarında infazlar, polis copları, asker dipçiği,
gaz bombaları, gözaltında tecavüzler, cinayet şebekeleri, rüşvet,
darbeci Tahsin Şahinkaya, idamlar, mezarsız bırakılan genç ölüler, Bin
operasyon, Mehmet Ağar, Mamak, Metris, Diyarbakır cehennemi, basın
suçları, suç ve suçluyu koruyan anayasa, nü resmi yapan eli kanlı
darbe lideri Kenan Evren, anayasanın geçici 15 maddesi, halka karşı
işlenen suçun en büyük suçüstü belgesi 1982 anayasası, ağdalı sözlerle
geleceğimize, özgürlüğümüze uzanan iddianameler, 19Aralık, Ulucanlar,
sürüp giden mahkemeler, içerilere doldurulan onbinler, can derdine
düşürülen Kürtler, üzerine basanın kimliğini sorgulamadan yok eden
mayınlar, diz boyu yoksulluk, dağlarda birbirine boğazlatılan
evlatlarımız, geleceği çalınan gençler, kimliksiz bırakılan kadınlar,
hem geçmişi hem de geleceği için gözyaşı döken bir ülke.
Burası nasıl bir ülke arkadaşlar? Bu yangın yerini kim yarattı?
Yapılanlar yapanların yanına kar mı kalacak? Ülkenin huzuru ve sükûnu
için diye söze başlayan her demir yumruklu faşist irade ortalığı
cehennem yerine çevirirken, üzerinde baskı ve zorun denenmediği hiçbir
çeşidin kalmadığı halklarımızın, devrimcilerin ise en büyük suçlu ilan
edilişine tanık olduk. Olmaya devam ediyoruz. Ve bu ne büyük bir
yalan!
Cumhuriyet tarihinden bu yana sıkıyönetimlerle, olağanüstü hal
yasalarıyla ve darbelerle, statükocu, gerici siyasal iktidarlarla
yönetilen, demokrasinin insanlardan esirgendiği, kurum ve kurallarıyla
yaşam bulmadığı, her tarafı yasaklarla kuşatılmış bir ülkede nasıl
özgür bir insan ve özgür halklar kimliği oluşturulabilir? Dolayısıyla
yerden biter gibi çetelerin ortaya çıktığı, otomatiğe bağlanmış gibi
darbelerin gerçekleştiği, sorunların demokratik tartışma zemininde
çözümü yerine yasaklandığı, şiddet, savaş ve kanla çözüldüğü günümüz
Türkiye’si bir tesadüf olabilir mi? Kandan, darbelerden, yasaklardan,
çetelerden, gericilikten beslenen egemenler yetkiyi nerden alıyorlar?
Biz bu darbecilerin ve çetelerin yönetir hale geldiği, yasakların ve
gericiliğin, statükoların, tabuların egemen olduğu, darbe düzenine
daha ne kadar katlanabiliriz? İnsanın insanı horlayıp sömürmediği,
ezen ezilen ilişkisinin olmadığı, barışın, kardeşliğin, eşitlik ve
özgürlüğün hayat bulduğu bir ülke yaratılamaz mı? Artık yeter demek en
büyük hak ve kuşanılabilecek en büyük irade değil mi? Bütün bu
sorular yanıtsız olamaz…
Biz bunların yanıtını biliyor ve diyoruz ki; ÇETESİZ, DARBESİZ VE
YASAKSIZ BİR ÜLKEDE, ÖZGÜR YAŞAMAK İSTİYORUZ!
Ve biz artık yeter diyoruz! Artık bu kirli tarihi yaratanlardan hesap
sormanın ve arkalarından teneke çalmanın zamanı gelmedi mi?
Sevgili dostlar, sayın basın mensupları federasyonumuz darbe düzeninin
gerçek niteliğini teşhirle ilgili başlattığı bu kampanyayı 2 Temmuz
2009’a kadar kesintisiz sürdürme kararı aldığını huzurunuzda
açıklıyor. Halkımıza yanıtını birlikte arayacağımız ve birlikte
vereceğimiz sorular soracağız.
Artık tarihin çöp sepetine atılması gerekenlerin ömrünü uzatmayalım,
gelin hep birlikte teşhir ve mahkûm edelim!
Devrimci 78’liler Federasyonu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)