3 Haziran 2009 Çarşamba

EL SALVADOR’DA ESKİ GERİLLA LİDERLERİ KABİNEDE

El Salvador 15 Mart’ta yapılan Devlet başkanlığı seçimlerini kazanan solcu Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FMLN) adayı Mauricio Funes, dün görevine başladı. Funes, iki eski gerilla liderini ve eşine de kabinede görev verdi. Funes, eşi Vanda Pignato’yu Toplumsal Uzlaşma Bakanı, seçimlerde Devlet Başkanı Yardımcılığına seçilen eski gerilla lideri Salvador Sanchez Ceren’i Eğitim, Hugo Martinez’i ise Dışişleri Bakanlıklarına atadı.
El Salvador’da 1992’de sona eren iç savaştan sonra ilk kez iktidara gelen FMLN, 1980’li yıllarda El Salvador'daki ABD destekli askeri yönetimlere karşı gerilla savaşı yürütmüştü. Savaş sırasında TV muhabiri olan Funes, iki yıldan az bir süre önce devlet başkanlığı seçimlerine katılmak için gazeteciliği bırakmış ve 15 Mart’taki devlet başkanlığı seçimlerini kazanmıştı.

SEÇMEN DE VEKİL DE İLGİSİZ

Pazar günü Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak. Araştırmalar, seçime katılım oranının az olacağını, birçok ülkede bu oranın yüzde 50’yi geçmeyeceğini gösteriyor. Özellikle sol seçmenin ilgisizliği sağ partilerin işine yarayacak
Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) 736 sandalye için Avrupa Birliği ülkelerindeki 375 milyon seçmen 7 Haziran’da sandık başına gidiyor. Ancak halkın seçimlere olan ilgisizliği düşündürüyor. AB'ne bağlı araştırma kurumu Eurobarometre’nin yaptığı kamuoyu yoklamasına göre, AB vatandaşlarının sadece yüzde 16’sı haftasonunda seçimlerin yapılacağını biliyor
Halkın seçimlere yönelik ilgisizliği büyük endişelere yol açarken, ilgisizlik Avrupa basınında da geniş yer buluyor. İngiltere basını özellikle sol seçmenin ilgisizliği karşısında seçimlerden sağ partilerin büyük bir zaferle ayrılacağını ileri sürdü. Fransız Le Figaro gazetesi ise “Seçimlere iki hafta kaldı ama, seçmeni harekete geçirecek bir kıvılcım hâlâ yok. Sanki kampanyalar kapalı kapılar ardında geçiyor. Seçime katılmama rekorunun kırılması mümkün. Üzücü de olsa, AB’nin genişledikçe daha fazla can sıktığını teslim etmek gerekir. Gece gündüz Brüksel ve Strasbourg’dan şikayet edip de, AB’nin yönetimini belirleyecek seçimlere katılmamak olmaz. Katılım oranının düşüklüğü, AB’nin siyasi cüce olduğu ve öyle de kalacağı görüşünde olanları destekliyor. Seçimler Avrupalıları bile ilgilendirmiyorsa, kimi ilgilendirsin?” şeklinde yazdı.

PARLAMENTERLER DE ŞİKÂYETÇİ
AP vekilleri daha fazla ciddiye alınmak istiyor. AP’de 23 farklı dili konuşan 736 milletvekili bulunuyor. Ülkelerinde doğrudan seçilen bu kişilere, parlamento oturumlarında kürsüde konuşmak için verilen süre ise sadece iki dakika.

AÇLIK/ YOKSULLUK VE EDEP SINIRI

Türk-İŞ, mayıs ayında dört kişilik bir aile için açlık sınırını 744, yoksulluk sınırını 2 bin 424 TL olarak hesapladı... Asgari ücret, brüt 666 TL, net 527 TL’dir.
Fakat bu esnada; Star Televizyonu, ‘Desti İzdivaç’ programının sunucusu, Esra Erol’a aylık 120,000 TL maaş vermektedir. Flash TV’den, ayda cüzi bir meblağ, yani 9 bin TL alan, Erol, Star’da 40 bin aylık maaş ile işe başlamış fakat iyi reyting ve büyük performans göstermesi neticesinde maaşını 3 katına çıkarabilmiştir.
Bu arada Emin Çölaşan ise, bir zamanlar Hürriyet’ten 15 bin 750 dolar aylık aldığını açıklamıştır. Gazeteden kovulduğunda maaşı 24 milyarmış. Çölaşan “bunlar Türkiye’de çok iyi para ancak ayda 125 milyar artı prim alan bazı gazete yazarları, sunucular ve medya yöneticileri için çok çok düşük, hatta komik rakamlardır” da demiştir. Özel ve kamu ayrımı ortadan kalkmış, devlet memurlarının üç kuruşa çalıştığı günler geride artık kalmıştır; yeri geldiğinde memurlara ücret artışına karşı çıkan devlet memuru Merkez Bankası Durmuş Yılmaz yılda 230 bin dolar kazanmaktadır. Özelleştirme ve piyasaların kuralsızlaştırılmasından sorumlu birçok üst kurul ve özerk kurum başkan ve yöneticisi, 8,500 TL dolayında aylık alan Başbakan, bakan ve milletvekillerini de açık ara geride bırakmışlardır. Akşam Gazetesi
Konut sorunu: Güzel paraların kazanıldığı ve sefaletin diz boyu olduğu sırada; sosyetik güzel Süreyya Yalçın aylardır aradığı evi sonunda bulur. Acarkent’te üç katlı tripleks villaya taşınan Yalçın, köpekleri için de özel bahçe yaptırır. Amerika’dan getirttiği K9 köpeklerinin rahat edebileceği bir yer arayan ve bu uğurda bugüne kadar birçok yer dolaşan Yalçın, sonunda istediği eve kavuşur. Kirası altı bin dolar olan 600 metrekare alan üzerine kurulu özel güvenlikli villada Yalçın, üç hizmetçi, bir bahçıvan, bir de koruma ile yaşayacaktır. (Sabah’ın GÜNAYDIN ekinden) Süreyya’nın gönlüne göre bir yuva bulduğu günlerde, İstanbul’a biraz uzak illerde benzer bir sevinç yaşanmak üzeredir; ‘Ağrı-Sucatağı’ndaki 280 ve Erzurum-Kazımkarabekir'deki 456 konut için toplam 4 bin 545 kişi başvurur. Hiç peşinatsız aylık 100 lira taksitle verilen konutlar için kuralar yakın bir zaman çekilecektir’. Fakat ve nitekim konut sektöründe bazı münferit olaylar vuku bulur; “On binlerce kişinin arasında, kura onlara çıktı ama ekonomik kriz nedeniyle hayallerindeki eve sahip olamıyorlar. TOKİ'nin sosyal konut müşterileri, yani yoksul ve alt gelir grubunun iade ettiği konut sayısı arttı. Konutunu iade edenler ekonomik krizi gerekçe gösteriyor. TOKİ'nin üst gelir grubuna yönelik projelerinde ise, 3 bin 454 konut satıldı, bu konutlardan sadece 16’sı iade edildi.” CNN TURK

‘VERGİ YÜKÜNÜ, ÇALIŞANA YIKAN KAYIT DIŞI EKONOMİ’

“Vergi yükünü bir avuç çalışana yıkan, unsur kayıt dışı ekonomidir” diyen İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, acil bir sosyal programın uygulanması gerektiğini vurguladı
İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, ''Vergi yükünü bir avuç çalışana yıkan unsur, kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdamdır'' dedi.
İSMMMO'nun Antakya'da gerçekleştirdiği eğitmenlerle eğitim semineri kapsamında, Ottoman Palace'da gazetecilerle bir araya gelen Arıkan, burada yaptığı konuşmada, ekonomik krizin etkilerinin iki yıl daha sürmesinin beklendiğini bildirdi.
Krizin yol açtığı hasarın, tüm kesimlerin hareket alanını daralttığını dile getiren Arıkan, bu durumun, kimi değerlendirmelere göre son iki yılda reformlar konusunda yavaş davranılmasından, kimi değerlendirmelere göre ise hükümetin, sermaye hareketlerini iyi ve zamanında yönetememesinden kaynaklandığını savundu.
Türkiye'nin bu süreçte daha akılcı davranma fırsatını kaçırdığını ileri süren Arıkan, şunları kaydetti: ''Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkarılmalı ve geleceğe bakmalıyız. Ekonomik krizin Türkiye'ye etkilerine bakıldığında, getirdiği en ürkütücü sonuç işsizliktir. İşsizliğe bağlı olarak, halk borca sarılmıştır ve krediler geri ödenememektedir. Son olarak açıklanan şubat ayı işsizlik verileri, savaş yılları rakamları gibidir. Türkiye'nin ikinci dünya savaşından sonraki en yüksek işsizliğini ifade etmektedir.
Türkiye'nin acilen bu konuda sosyal taraflarla, yeni bir arayışa ve hızlı çözüm arayışına ihtiyacının olduğuna dikkati çeken Arıkan, bütün yönleriyle düşünülmüş ve planlanmış bir sosyal programın, acil çözüm seçeneklerinden biri olabileceğini söyledi.

TOPLANAN VERGİNİN YARISI ÜCRETLİDEN
Büyüme stratejisi için sanayiyi ithalata bağımlı olmaktan kurtarmanın, gerekli olduğunu söyleyen Arıkan, şöyle konuştu:
“Bugüne kadar sağlıklı bir vergi reformu yapılamadığı için, vergi adaleti sağlanamadığı için ve geniş bir kesimden vergi toplanamadığı için yük; işçinin, kamu emekçisinin ve asgari ücretlinin sırtında kalmıştır. İşçi ve memur, son 5 yıllık dönemde, maaşları üzerinden 76 milyar 537 milyon lira gelir vergisi ödemiştir. Çalışanın ödediği vergi sürekli artmaktadır. 2004 yılında 9 milyar 451 milyon lira olan gelir vergisi, 2008 yılında 19 milyar 942 milyon liraya çıkmıştır. Böylece 5 yıllık süreçte çalışanlardan stopaj yoluyla kesilen gelir vergisi tutarı, 76 milyar 537 milyon lirayı bulmuştur. Yani, Türkiye genelinde toplanan gelir vergisinin yaklaşık yarısı ücretlilerden alınmaktadır.''

TOPLANAMAYAN VERGİ YILDA 20 MİLYAR
Kayıt dışı ekonomi ve kayıt içindeki işlemlerin belgelenmemesi nedeniyle Türkiye'de toplanamayan verginin yılda 20 milyar lirayı bulduğunu anlatan Arıkan, çeşitli nedenlerle kayıt dışı istihdamın, Hazine'ye maliyetinin de 15 milyar liralık prim kaybı olduğunu söyledi.
Arıkan, ''Vergi yükünü bir avuç çalışana yıkan unsur, kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdamdır. Şimdi bu dengeyi 'az kazanandan az, çok kazanandan çok' yönünde değiştirmek zamanıdır'' diye konuştu.
Krizin etkilerine karşı, temel tüketim ürünlerindeki KDV'nin düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, çalışanın ve kayıtlı işverenin yükünün de hafifletilmesinin bir zorunluluk olduğunu söyledi.

VERGİ İADESİNİN KALKMASI ETKİLEDİ
Vergi iadesinin kaldırılmasının ve ''Nereden buldun?'' sorusunun yöneltilmemesinin, kayıt dışının ''ekmeğine yağ sürdüğünü'' ileri süren Arıkan, Kayıt dışı ile mücadele etmede atılması gereken ilk adımın, tüm ödemelerin bankalardan geçmesi ve de her türlü harcamanın gider kabul edilmesi olduğunu söyledi.
Kira ödemelerine banka zorunluluğunun getirilmesinin doğru bir karar olduğunu belirten Arıkan, diğer ödemeler için de 8 bin lira olan alt sınırın daha da düşürülmesi gerektiğini bildirdi.
Çözüm önerilerinden biri olarak, kişilerden alınan gelir vergisinin yüzde 15 yerine yüzde 10'dan başlayabileceğini anlatan Arıkan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Sermaye üzerindeki vergi yükü yaygınlaştırılmalıdır. Bunun için borsa ve döviz işlemleri üzerinden düşük oranlı, ancak yaygın bir finansal vergi işlemi uygulanmalıdır. Mali güç ilkesini en iyi gözeten vergi, gelir vergisidir. Türkiye'de yaşayan, reşit olan herkes, gelir vergisi beyannamesi vermelidir. İstisna, muafiyet, indirim, vergi ertelemeleri ve beyanı gerekmeyen gelirler, beyanname verme görevini ortadan kaldırmamalıdır.”

'ELEKTRONİK HACİZ'
Arıkan, bir gazetecinin, ''vergi matrahları, krizden nasıl etkilendi?'' sorusunu da şöyle yanıtladı: ''Krizin bahsedildiği dönemde, vergi matrahlarının artmasının hayalci olduğunu düşünüyorum. Bu yıl vergi matrahları düşecektir. Ayrıca, Türkiye'de 'net ücret' kavramı var. Bu nedenle vergi ve SSK yükünü, işveren çekiyor. Bu yükü çekememeye başlayan işveren de sonunda işçisini çıkarıyor. 'Brüt ücret' kavramının gelişmesi lazım.''
Hatay Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı Abdullah Korkmaz da, beyanname düzeltmelerinde kesilen özel usulsüzlük cezasının, mükellef ile mali müşavirleri karşı karşıya getirdiğini belirterek, bu uygulamanın kalkması gerektiğini bildirdi. Çoğu ülkenin, krizde, ticaretini ve sanayisini destekleyen uygulamaları hayata geçirdiğini anlatan Korkmaz, ''Böyle bir dönemde bizim, elektronik haciz ve düzeltmelerde kesilen özel usulsüzlük cezası uygulamamız doğru değil... Bu konuların bir an önce kaldırılması gerekiyor'' dedi.

9. VE 13. MADDE YASADAN ÇIKARILSIN

Türkiye hapishanelerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 100 bin rakamlarına ulaşırken son yıllarda hapisteki çocukların sayısı da arttı. Hukukçular, hapisteki çocuk sayısının artmasının en önemli nedenlerinden biri olarak, çocukların da Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamına alınması olduğunu söyledi.
DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır ise TMK kapsamından çocukların çıkarılmasını öngören kanun teklifini, TBMM Başkanlığı’na sundu. Son üç yılda tutuklanarak hapishaneye konulan 1000’den fazla çocuğu ilgilendiren yasa teklifi, 15 yaş altı ve 15 yaş üstü çocukların yargılanmasına ilişkin düzenlemeleri içeren TMK’nin 9 ve 13. maddelerinin kanundan çıkarılmasını öngördü.
DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın yasa teklifini değerlendiren hukukçular, teklifin hazırlanmasını ve içeriği bakımından güzel bir gelişme olarak değerlendirirken, teklifin TBMM’nde kabul edilip bir an önce hayata geçirilmesini gerektiğini belirtti.
Çocuklar İçin Adalet Çağrıcıları’nın çalışmalarına destek veren hukukçulardan Reyhan Yalçındağ, Sabri Kuşkonmaz, Akif Kurtuluş, Hatice Uçum, Nalan Erkem, Neslihan Tüzel, Sibel Eraslan, Tahir Elçi, Ümit Kardaş, Yusuf Alataş’ın DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın TBMM Başkanlığı’na vermiş olduğu yasa teklifine ilişkin değerlendirmelerini şu sözlerle açıkladı.

REYHAN YALÇINDAĞ
Çocukların yargılanmaları ve aldıkları cezalar meselesi, cezaevlerinde tutuldukları koşullar, vb artık bir trajediye dönüşmüş durumda. AKP'nin hükümete geldiği ilk yıllarda yaptığı kısmi bazı pozitif yasal değişiklikler, son yıllarda ‘kaşıkla verdiğini kepçeyle geri almak’ biçiminde hızla ve acımasız bir biçimde ‘negatif’ olarak değişti.
TMK ile ilgili bölüm, çocukları etkilemesi bakımından DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın hazırladığı yasa ele alınmış zaten. Özellikle Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne vurgu da bu anlamda önemli ve yeterli bence. Bu teklif bakımından söylenmesi gerekenler söylenmiş ve iyi hazırlanmış.
Ancak mesele sadece TMK ile bitmiyor. Örneğin son birkaç günde Adana’daki çocuklara 25 yıla varan cezalar, dayanağını TCK'nın 220/7 maddesinden alıyor. O da şu: ‘Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.’
Eski TCK 169. madde yardım-yataklık fillini düzenliyordu ve 3 yıl 9 ay en ağır hadden verilen cezaydı. Oysa yeni TCK bu durumu korkunç ağırlaştırmış. Cebinde bilye bulunması, yasadışı slogan attığın anlamına gelen ağzının açık olduğu ya da zafer işareti yaptığın fotonun olması, eylemde bulunan bir polisin tanıklık ifadesi, vb on yıllara varan cezalar...
O nedenle küçücük bir çocuğun ‘örgüt üyesi olmasa bile üye gibi cezalandırılır’ maddesiyle ağır cezalar almasına neden olan bu maddenin de en kısa zamanda ele alınarak iptalinin istenmesi gerekir diye düşünüyorum.

SABRİ KUŞKONMAZ
BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, biçimsel bir kurallar bütünü değil, içeriğin temel alındığı bir metindir. İçerik de son derece açıktır; Çocuğun korunması. Çocuğun korunmasında, metnin içeriğine uygun bir hukuksal sonucun, hukuksal/yargısal pratiğin elde edilmesinde temel kalkış noktası yine bu sözleşmenin ruhudur. Sorun bir usul uygulaması değil, içerik uygulamasıdır. Ülkemizde ise, gerek TMK hükümlerinde gerekse daha çocuk mahkemelerinin kurulmasında bir normatif yaklaşım yanlışlığı/hatası yapılmaya başlanmıştır. Örneğin Çocuk Mahkemeleri için biçimsel anlamda özel mahkemelerin çalışma yerlerinin, genel mahkemelerden fiziki ayrılığının da olması gerekirken, bizim uygulamamızda bu gerekliliğe uyulmamıştır. Mahkemelerin halen çalışmakta olduğu binada, fikri mülkiyet davalarına bakan mahkemeler ile bir arada bir yargılama uygulaması başlatılmıştır. Böylesi özen gerektiren ve içeriğin ve ‘ruhun’ önemli olduğu uygulamalarda, fiziki olanaksızlık gibi bir mazeret söz konusu olamaz. Bu mazeret, imzalanan sözleşmeye ve dolayısıyla iç hukuk normlarına ve Anayasa’ya aykırıdır.
Mahkemelerin kuruluş aşamasındaki biçimsel/normatif yaklaşım hâlâ sürmektedir. Terörle Mücadele Kanunu 9. ve 13 maddeleri bu anlamda Sözleşme’nin ana amacına, ‘ruhuna’ aykırıdır öncelikle. Bu ise aynı zamanda Anayasa’ya aykırılık sonucunu doğurmaktadır.

AKİF KURTULUŞ
Bu çocuklar, TMK kapsamında Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanıyor. Esasen bu çocuk adalet sistemi içerisinde kabul edilemeyecek bir durum; ancak kanun gereği maalesef böyle bir sorun var.
Dosyanın Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne gitmesi iki açıdan önemli; birincisi olay ‘terör örgütü üyeliği’ kapsamından çıkmış oluyor, ikincisi sonuçta Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri çocuk yargılaması konusunda uzman, bünyesinde uzman sosyal çalışma görevlileri barındıran mahkemeler. Bu bağlamda yargılamaların -en azından teorik olarak- daha çocuk odaklı olacağını söylemek mümkün.
Ceza miktarı bakımından, yukarıda belirttiğim ‘terör örgütü üyesi’ olmama kısmı bir etken. Fakat onun dışında; TCK 31. maddedeki indirimler dava ister Ağır Ceza isterse Çocuk Ağır Ceza'da görülsün uygulanmak durumunda. Ayrıca, yetişkinlerden farklı olarak, dava şimdiki (özel yetkili) Ağır Ceza'da görülse dahi; çocuklar hakkında (CMK 231/5'e göre) Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması uygulanabilir. Neticeten, zaten bu çocukların yaşadıkları ortam vs gibi etkenler de dikkate alındığında bu çocukların özel yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanmasının kabul edilebilir bir tarafı yok. O nedenle, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi seçeneğini her durumda zorlamak gerekli diye düşünüyorum. Yani bu talep, kabul görmese bile ‘olması gereken’ açısından çok gerekli ve anlamlı olacaktır.

HATİCE UÇUM
DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır'ın değişiklik önerisi yerindedir. Desteklenmesi gereken bir girişimdir. Ancak çocukların ceza hukuku bakımından korunabilmesi için cezalandırma ve ceza çektirme sürecine ilişkin değişikliklerle tamamlanması gerekir. Ceza hukuku bakımından çocukları korumak için üç temel ilkeye dikkat etmek gerekir.
Birincisi çocuklar suç mağduru olmamalıdır.
İkincisi suç işleyen çocukların yargılanması yetişkinlerden farklı olmalıdır.
Üçüncüsü de her hangi bir suçtan ceza alan çocuğun cezasının çektirilmesi yetişkinlerden farklı koşullarda olmalıdır.
Terörle Mücadele Yasası kapsamında suçlanan, yargılanan ve ceza alan çocukların durumu bu üç ilkeye dikkat edilerek değerlendirilmelidir.

NALAN ERKEM
Söz konusu yasa değişiklik teklifi bence de çok olumlu bir girişim. Umuyorum yeterli destek mekanizmalarını harekete geçirmeyi başarırız ve değişiklik gerçekleşir. Metin yeterli gerekçe üzerinde gerekenli değişiklikleri içeriyor bana göre de.
Bu yasa değişikliği çocukların çocuk adalet sistemi içinde kalmalarını sağlamak açısından yeterli görülebilir. Ancak TCK 220, 314. maddesi gibi maddeler değişmeksizin ve ortada Ceza Genel Kurulu var iken yargılanan çocukları haksız ve hukuk dışı ağır cezalar almaktan korumaz. Bunu unutmadan belki ilk adım olarak ve aciliyeti de göz önünde tutarak değişiklik önerisini desteklemek gerektiğini düşünüyorum. Bu değişikliği gerçekleştirmek için tüm gücümüzle çalışıp ikinci adımda da TCK’daki diğer hukuka aykırı maddelerin değişimi için çalışmalıyız derim.

NESLİHAN TEZEL
Uluslararası mevzuatta eğilim, çocukların eylemleri ‘suç’ teşkil etse bile eylemlerin yargılama dışı yollarla halli iken; ülkemizde çocukların özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde ve yetişkinlerin bile adil yargılanma hakkını ihlal eden TMK kapsamında yargılanıp ‘ceza’larının infazları söz konusu iken, bu vahim durumun izalesi maksadıyla yapılan her girişim eksik de olsa sonuna kadar desteklenmelidir. Bu bağlamda, önergeyi en azından TBMM'de durumun dillendirilmesine vesile olmasından dolayı destekliyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Meslektaşlarımın önerisi doğrultusunda kurulması muhtemel komisyonda, bir sonraki adıma zemin teşkil edecek kapsamlı bir önerge taslağı hazırlanabilir. Anayasanın 90.madde düzenlemesine rağmen malum YCGK içtihadını üreten zihniyete kamuoyu baskısı hissettirecek türden komisyon çalışmalarının ve lobi etkinliklerinin de önemli olduğunu belirtmek isterim.

SİBEL ERASLAN
Teklifi hazırlayan Sevahir Bayındır hanımla aynı politik görüşleri paylaşmıyorum. Ama burada konu politik görüşler değil, hukuk devletinde çocuk olma hakkı ile ilgili olarak konuşuyoruz. Bir hukukçu ve anne olarak, çocuklarımızın yarınlarımız olduğunu düşünüyorum. Çocuklarımızın hukuk güvenliği içinde yaşamaları en az biz yetişkinlerin hukuk güvenliği kadar önemli.
Çocukların Terörle Mücadele Kanunu kapsamında Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanıyor oluşu, ‘doğal yargıç’ ilkesine aykırıdır. Çocuklar, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanırlarsa, hem doğal yargıçları önünde hukuk arama imkânına kavuşurlar, hem de mahkemenin bünyesinde yer alan sosyal uzman ve çocuk yargısı konusunda ihtisas yapmış görevliler bağlamında gerek toplumsal vicdana gerekse çocuk haklarına uygun bir yargılamaya kavuşurlar.
Burada ikinci konu Terörle Mücadele Kanunu 9. ve 13. maddelerin, Anayasa 90. maddenin atıf yaptığı Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi ile çatışması halidir.
Uluslararası imzalanmış sözleşmeler ile kanunların çatışkı yaşadıkları hallerde, Anayasa 90. maddenin hakemliği bizi zaten imzalanmış uluslar arası sözleşmeye yöneltiyor. Dolayısıyla TMK 9. ve 13. maddeler kaldırılmadığı takdirde bile zaten çocuklar için gidilmesi gereken mahkeme Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleridir.

TAHİR ELÇİ
DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ı tebrik etmek isterim. Önerge ve gerekçesi iyi hazırlanmış ve katıldığım görüşlerdir. Daha önce de dile getirdiğim gibi, 3713 sayılı Yasada değişiklik ve ulusal mevzuatın uluslararası normlarla uyumlu hale getirilmesi son derece önemli olmakla birlikte, tartışma konusu ağır cezaların asıl kaynağı olan TCK'nin 220/6 ve bu maddeyi yorumlayan (keyfiliğe varan genişlikte) Ceza Genel Kurulunun bilinen İçtihadını önleyecek yeni bir düzenleme yapılmadığı takdirde, 3713 sayılı yasada yapılacak bir değişikliğe rağmen sorun varlığını sürdürecektir. Diğer bir ifadeyle bu kez çocuklara özel Yetkili ACM’ler yerine Çocuk Mahkemeleri aynı cezaları vereceklerdir.

ÜMİT KARDAŞ
Sayın Bayındır'ın verdiği kanun teklifini gönülden destekliyorum. Terörle Mücadele Kanunu bu kanun kapsamına girmeyen yurttaşlarla giren yurttaşlar arasında cezaların ağırlığı ve cezaların kişiselleştirilmesi bakımından eşitsizliğe yol açmaktayken bir de çocukların bu kapsam içine alınması çocuklar bakımından durumu daha da ağırlaştırmaktadır. Mevcut durum sözleşmeye, anayasaya, evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. Ancak TCK 220/6 maddesinin uygulanmasına ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararının sonuçlarını ortadan kaldırmak üzere TCK'da bir değişiklik yapılması da gerekmektedir.

YUSUF ALATAŞ
Öncelikle Şırnak Milletvekilimiz Sevahir Bayındır'ın hazırlamış olduğu yasa teklifi konusunda çok sayıda hukukçunun görüşüne başvurulmasını son derece önemli ve olumlu buluyorum. Yasa önerisini ve hukukçu arkadaşlarımızın önerilerini dikkatle okudum. Yasa önerisinin titiz bir çalışmanın ürünü olduğu açık. Başta Sevahir Hanım olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ederim. Benim yapabileceğim tek katkı, bu önerinin yasalaşmasını dilemekten ibaret. Bazı arkadaşların Beijing Kuralları'na bir şekilde değinilmesi önerisine ben de katılıyorum.

CEBİMİZDEKİ SON KURUŞU ALIYORLAR

Seçimin üzerinden henüz bir ay geçmişken, İstanbul’da toplutaşıma ücretlerine zam yapıldı. Yurttaşlar, zam yapıldığını dün sabah otobüslere bindikten sonra öğrendi

ZAM ÜSTÜNE ZAM YAPIYORLAR
İETT taşıma ücretlerine yüzde 15 oranında zam yaptı. Sabah saatlerinde toplu taşıma araçlarına binen yurttaşlar zammı ‘Akbil’ olarak adlandırılan otomatik biletlerini bastıktan sonra öğrendi. Yeni zamlı tarifeye göre, akbil ücreti 1.30 TL’den 1.50 TL’ye yükseldi. İstanbul’da toplu taşıma ücretlerine yapılan zamlara karşı tepkiler gelmeye başladı. Halkevleri bugün Taksim’den İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bisikletlerle ve yaya olarak bir yürüyüş yapacak.

İETT taşıma ücretlerine yüzde 15 oranında zam yaptı. Zam oranları kamuoyuna ancak dün öğle saatlerinde duyuruldu. Dün otobüs ve metrobüslere binen yurttaşlar zammı akbil bastıktan sonra öğrendi. Buna göre, akbil ücreti 1.30 TL’den 1.50 TL’ye yükseldi.


İETT’DEN YAPILAN AÇIKLAMA
İstanbul’da toplu taşıma araçlarında geçerli olan ücret tarifesi yeniden düzenlendi. 1 Haziran Pazartesi günü uygulamaya konan yeni tarifeyle tam akbil 1,50 YTL oldu. İstanbul’da toplu taşıma ücret tarifesinde son fiyat ayarlaması bir yıl önce yapıldı.
Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)’nin kararıyla İETT ve Özel Halk Otobüsleri ile raylı ve deniz ulaşım sistemlerinde uygulanacak ücret tarifesi yeniden düzenlendi. 1 Haziran’dan itibaren geçerli olan yeni tarifeye göre elektronik bilet beşiBiryerde 7,50 TL, tam akbil 1,50 TL, indirimli akbil 0,85 TL, aylık tam akbil 110 TL, aylık indirimli akbil ise 55 TL oldu. Akbil’le yapılacak aktarmalar da tam 0,75 TL, indirimli 0,21 TL olarak ayarlandı. Raylı sistemler, İDO şehir hatları vapurları ve özel deniz motorlarının 1,40 TL olan jeton ücreti 1,50 TL olarak belirlendi.

İZMİR’DE DE ZAM YAPILMIŞTI
İzmir Büyükşehir Belediyesi, 29 Mayıs tarihinde su ve toplu ulaşım ücretlerine zam yapmıştı. Ulaştırma Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararı uyarınca, 1 Haziran’dan geçerli olmak üzere uygulanan yeni fiyat tarifesinde, tam Kentkartlı binişler 1.35 TL’den 1.50 TL’ye çıkarıldı. Halen 0.67 olan indirimli Kentkartlı binişler ise 0.90 TL olarak belirlendi. Metro ve vapurlarda kullanılan jetonlar ile otobüslerdeki sürücü kartını kullanarak yapılan binişler de 2 TL iken 3 TL oldu. İZSU Yönetim Kurulu kararına göre de, 1 Haziran’dan itibaren geçerli olacak yeni su tarifesi, konutlarda 0-13 metreküp 1.37 TL’den 1.65 TL’ye, 14-20 metreküp 3.55 TL’den 4.27 TL’ye, 21-100 metreküp 5.75 TL’den 6.89 TL’ye, 101 metreküp ve yukarısı ise 7.05 TL’den 8.47 TL’ye çıktı.
***
Yeni ücret tarifesi
İETT ve Özel Halk Otobüslerinde: Elektronik bilet beşiBiryerde : 7,50 TL
İETT ve Özel Halk Otobüsleri, İDO Şehir Hatları Vapurları, Özel Deniz Motorları ve Raylı Sistemlerde:
AKBİL Tam: 1,50 TL İndirimli: 0,85 TL
AYLIK AKBİL Tam: 110 TL, İndirimli: 55 TL
AKBİL İLE AKTARMA Tam: 0,75 TL İndirimli: 0,21 TL
Tünel ve nostaljik tramvayda: Jeton ve Bilet : 1,00 TL
İDO Şehir hatları Vapurları, Özel Deniz Motorları ve Raylı Sistemlerde: Jeton veya Bilet: 1,50 TL
Mavi kart Bedeli: 1,00 TL

2 Haziran 2009 Salı

Kürdistan'ın can damarı Türkiye

Bu yazıyı sizlere Kuzey Irak Kürt Federe Bölgesi'nin başkenti Erbil'den yazıyorum.

Dün sabah burada bir tören vardı. Kürt petrolünün Kerkük-Ceyhan boru hattına dolaylı olarak katılımı ve böylece bu petrolün Türkiye üzerinden dış piyasalara taşınması ile ilgili bir tören...

Bu olayı çok önemseyen Kürtler törene çok yoğun ilgi gösterdi. Cumhurbaşkanı ve KYB lideri Celal Talabani, Kürdistan Federe Bölgesi Başkanı Mesut Barzani, onun yardımcısı Kosret Resul, Kürdistan Parlamentosu Başkanı Adnan Müftü ile Kürt Hükümeti Başbakanı Neçirvan Barzani, birçok bakan ve yetkili törene katılmıştı. Törene gösterilen ilgi aynı zamanda Türkiye'ye verilen önem anlamına geliyordu...

Türkiye'den ise çok yoğun bir katılım vardı. Bu petrolü çıkaran ve Çukurova Holding'in yan kuruluşlarından biri olan Genel Enerji firması onlarca meslektaşımızın yanı sıra diğer sektörlerden birçok kişiyi törene davet etmişti.

Özetle Erbil'de dün bir tek konu vardı; o da Kürt petrolünün Türkiye üzerinden ihracı... Bu hem Türkler hem de Kürtler açısından tarihi bir olaydır...

Yani Türkiye artık Kürdistan'ın can damarı olmuştu.

Nereden nereye!!!

Bu süreci ilk günden biliyor ve takip ediyordum.

Genel Enerji şirketinin yöneticisi Mehmet Sepil'in Şubat 2002'de Ankara'da bir otel lobisinde KYB lideri Celal Talabani ve KYB'nin Ankara Temsilcisi Behroz Galali ile ilk buluşmasından bu yana 7 yıl geçti.

Bu süre içinde Sayın Sepil çok uğraştı.

Türkiye'de ve Kuzey Irak'ta çok engelleri aşarak bu durumlara geldi. Bunları bildiğim için Sepil'in yalnızca kendi şirketi ve Çukurova adına değil aynı zamanda Türkiye adına çok büyük iş başardığını söyleyebilirim. Çünkü Genel Enerji olmasaydı bugün bu Kürt petrolü belki de Batılı şirketler tarafından çıkartılacak ve belki başka yollarla dış dünyaya ulaştırılacaktı.

Oysa şimdi Kürt petrolünün kaderi Türkiye'nin elindedir.

Bundan sonra Kürt bölgesinde başka şirketlerin çıkaracağı petrol de artık Türkiye üzerinden gelmek zorundadır. Türkler şimdi de Kürt petrolünün işlenmesi için bu bölgede rafineriler kuracak ve bu sektörde işbirliği giderek daha genişleyecek, çeşitlenecek ve derinleşecektir.

Ekonomik alandaki bu işbirliği doğal olarak siyasi ve sosyal alanlara da yayılacak bu ise er ya da geç Güneydoğu'daki Kürt sorununun ya da PKK sorununun çözümüne katkı sağlayacaktır.

İşte bu nedenle bu petrol meselesinin zamanlaması çok önemliydi.

Ve bu nedenle Talabani ve Neçirvan Barzani törene katılmıştı.

Çünkü Kürt liderler Türkiye'ye gösterdikleri ilgi ve duydukları güveni yansıtmak istiyordu.

Başından beri bu petrol işinin Türk firmasına verilmesine sıcak yaklaşan, bu konuda her türlü kolaylığı ve desteği esirgemeyen Talabani böyle bir işbirliği ile Kürtlerin kaderinin Türkiye'ye bağlanmasını, böylece Kürdistan ile Türkiye arasında yoğun ilişkilerin kurulmasını ve geliştirilmesini savunuyordu.

Dediği de oldu.

Talabani'nin bu alanda gösterdiği ilgi süreç içinde siyasal ve güvenlik alanlarına da yayıldı. Son dönemde Ankara ile Bağdat ve Erbil arasında gelişen siyasal, ekonomik ve güvenlik alanlardaki işbirliği süreçleri kuşkusuz Talabani'nin Türkiye'ye gösterdiği ilginin sonucudur. Bunu Türk yetkililer de artık biliyor ve buna inanıyor.

İşte böyle bir ortamda Türkiye için Kürt sorunun çözümü çok daha kolaylaşır. Kuzey Irak'ta bulunan PKK'lılara sürekli 'Türkiye ile konuşun, anlaşın ve silahlı mücadeleden vazgeçin' telkinlerinde bulunan Talabani hiç kuşkusuz bu sorunun çözümü ile Türkiye ile daha rahat ve daha stratejik ilişki kurabileceğini biliyor.

Rahmetli Özal zamanından bu yana Türkiye'yi her fırsatta önemsediğini gizlemeyen Talabani, Kürtlerin tercihinin Tahran ya da Şam değil Ankara olduğunu söylüyor.

Türkiye içi bazı sivil ve asker çevrelerin Talabani ve genel olarak Kürtlere yaklaşımının hep olumsuz olduğu dönemlerde bile Talabani bu yaklaşımından hiçbir zaman vazgeçmedi ve ısrarla Türkiye ile dost olmayı ve öyle kalmayı tercih etti.

İşte bu anlayıştaki Talabani en son jestini de yaptı.

Geçen hafta Ankara Temsilcisi Behroz Galali'yi CHP'ye göndererek Deniz Baykal'ı Bağdat'a davet etti. CHP lideri Baykal da 'Ben ancak Irak Cumhurbaşkanı Talabani'den resmi davet alırsam giderim' deyince Talabani bu daveti hemen hazırladı ve yakında CHP genel merkezine ulaştıracak.

Anlaşılan Türkiye'yi yakından takip eden Talabani, CHP lideri Sayın Baykal'ın Kürt sorunu karşısındaki son tavırlarını çok önemsiyor ve KYB lideri olarak kendisi gibi Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP lideri Baykal'ın partisi ile de yakın diyalog ve işbirliği olanaklarını arıyor.

Petrol ile pekişen Türkiye-Irak Kürdistan'ı ilişkilerinde gelecekte çok daha önemli gelişmeler yaşanacaktır. Baykal'ın Bağdat ziyareti bu önemli gelişmelere çok önemli katkı sağlayacaktır.

AKP ve hükümet ile her alanda işbirliği içinde olan Talabani hem KYB lideri hem de Irak Cumhurbaşkanı olarak Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesinde kendi Kürtlerinin geleceğini görüyor. Böylesi bir işbirliği ile ikili ilişkilerde ve bölgesel alanda çok şeyin daha iyi bir şekilde gelişebileceğini görüyor ve buna inanıyor.

Bir de bakarsınız Kürtlerin kara petrolü Kürt-Türk dostluk ve kardeşliğinde bembeyaz bir sayfanın açılmasına katkıda bulunur ve Türkiye çok önemli bir sorunundan kurtulmuş olur...
Hüsnü Mahalli
Akşam / 02.06.09