2 Temmuz 2009 Perşembe

AKP'den 'modern kölelik' yasası

İşçi kiralayan işveren, işçiye karşı hiçbir sorumluluk taşımayacak. Muhalefet, Özel İstihdam Bürolarının modern kahvelere döneceğini belirterek uygulamaya tepki gösterdi
Özel istihdam bürolarıyla ilgili yeni yasa, işverenin işçi kiralamasına dönük yeni bir dönemi başlatacak. Güvenlik ve temizlik şirketleri ile başlayan taşeronluk ilişkisi, özel istihdam büroları ile daha geniş kapsamlı bir uygulamaya dönüşecek. Böylece kadrolu istihdam oranı azalacak. Yeni yasa ile özel istihdam büroları, işçi ile 'geçici iş sözleşmesi' yaparak, onu istediği işverene kiralayacak. Özel istihdam bürosu, işçisini devredeceği işverenle sözleşme imzalayacak. Ancak özel istihdam bürolarından işçi kiralayan işveren, işçiye karşı hiçbir konuda sorumlu olmayacak. Yasada, bu işçilerin özel istihdam bürolarından kıdem tazminatları alıp almaması konusunda da yasal güvence getirilmemesi de dikkat çekti. Düzenleme, kamu kurumları hariç tüm özel sektörde uygulanacak. Ancak uygulama, kadrolu işçi dönemini yavaş yavaş sona erdireceği ve sendikal örgütlenmeye darbe vuracağı gerekçesiyle hem sendikaların hem de muhalefetin tepkisini çekiyor.
'Amele dayıbaşı' benzetmesi
CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk, yeni düzenlemenin özel istihdam büroları adı altında 'modern köle kahveleri' oluşturacağını vurguladı. Özel istihdam bürolarını, tarımda köylerden amele toplayan dayıbaşılara benzeten Öztürk, 'Dayıbaşı, amele başına tarla sahiplerinden para alır. Örneğin, amele 10 lira yevmiyle çalışıyorsa onu 12 liraya pazarlar. İşte, yeni yasa bunun tipik bir uygulamasıdır' dedi. Mevcut taşeronluk sisteminin iş güvenliği konusunda tehlike yaratarak, iş kazalarının artmasına neden olduğunu anımsatan Öztürk, şunları söyledi:
'Taşeronluk sistemi, işverenlerin yasaların kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmemek için başvurduğu hileli yollardan birisi olmuştur. Yeni yasa ile bu daha da geliştiriliyor. İşçi, bu özel istihdam bürosuyla yani modern köle kahvesinin sahibiyle bir hizmet akdi yapacak. Bu hizmet akdinin konusu bile belli değil. Çünkü modern köle kahvesi de başka bir işverenle onun adına bir hizmet akdi yapacak. Belli bir müddet çalıştıracak, daha sonra başka bir işverenle başka bir hizmet akdi yapacak.'
Kıdem tazminatı güvencesi yok
YASADA, geçici iş ilişkisi kurulan işçinin kıdem tazminatı alıp almayacağı konusunda açıklık getirilmemesi de dikkat çekti. DSP Milletvekili Harun Öztürk, 'Yasada, süreli iş sözleşmesinin geçerli olacağının belirlenmiş olmasında, kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamama gibi unsurlar etkili olmuş olabilir. İşverenlerin kıdem tazminatı yükü dikkate alınarak bu yasa çıkarılmış olabilir' diye konuştu.
İşçi simsarlığını başlatır nitelikli işçiyi yok eder
ÖZEL istihdam bürolarının birçok işçinin kalıcı iş bulma olanağını ortadan kaldıracağını vurgulayan Harun Öztürk, 'Bu tür özel istihdam büroları, bazı işyeri sahiplerini geçici işçi statüsünde çalıştırmaya sevk edecek, daha uzun süreli, daha kalıcı ve daha nitelikli işçi oluşturmayı da ortadan kaldıracaktır' diye tepki gösterdi. MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ise, özel istihdam büroları eliyle işçi simsarlığının başlayacağını belirterek, 'sendikal örgütlenme sona erecek' dedi.
Yönetmelik kadük hale geldi
BU düzenleme ile 1 Ağustos 2008'de Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 'Özel İstihdam Büroları Yönetmeliği' de kadük hale geldi. Nitekim bu yönetmelikte, 'özel istidam büroları, mesleki olarak geçici iş ilişkisi düzenleme faaliyetinde bulunamaz' hükmü yer alıyordu.
Kadrolular üzerinde baskı çok artacak
YENİ yasa, mevcut İş Kanunu'na ekleme yaparak, 'Mesleki anlamda geçici iş ilişkisi, özel istihdam bürosunun, geçici işgücü talebini karşılamak amacıyla iş sözleşmesi düzenlediği işçisini, iş görme edimini yerine getirmek üzere ücret karşılığında bir başka işverene devrini ifade eder ve bu faaliyet Türkiye İş Kurumu tarafından izin verilmiş özel istihdam büroları tarafından yerine getirilir' hükmü getiriyor. Yine bir başka fıkraya göre iş sözleşmesi hususlarını da Türkiye İş Kurumu, bir yönetmelikle belirleyecek. Danışmanlık hizmetleri de bu yolla yasal zeminini güçlendirecek.
Artık işçinin rızası aranmayacak
MEVCUT İş Kanunu'nun 7. maddesinde, bir işçinin işvereni tarafından aynı holdingin değişik işyerlerine ya da şirketlerine kaydırabilmesi için 'işçinin rızasını araması ve benzer işlerde çalıştırması' koşulu aranırken, yeni düzenleme bu konuda hüküm bulunmuyor.

Özel istihdam bürolarının yetkisi artırıldı
YÜRÜRLÜKTEKİ 4857 sayılı İş Kanunu'nda özel istihdam bürolarının hukuki altyapısı oluşturulmuştu. Bu yasanın 90. maddesinde, 'İş arayanların elverişli oldukları işlere yerleştirilmeleri ve çeşitli işler için uygun işçiler bulunmasına aracılık görevi, Türkiye İş Kurumu ve bu hususta izin verilen özel istihdam bürolarınca yerine getirilir' hükmü getirilmişti. Ancak bu yasanın 7. maddesinde, 'geçici iş ilişkisi kurma' yetkisi sadece işverene veriliyor, aracı konumdaki özel istihdam bürolarına bu yetki verilmiyordu. TBMM'den çıkan yasanın Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması halinde özel istihdam bürolarının görev ve yetkileri artırılarak, 'mesleki geçici iş ilişkisi kurması' mümkün hale geliyor.
Dörtte bir kuralı
YENİ yasaya göre, geçici iş ilişkisi sözleşmesine dayalı olarak çalıştırılan işçi sayısı, işyerinde çalıştırılan işçi sayısının dörtte birini geçemeyecek. Aynı işçi için, aynı işverenle yapılacak geçici iş ilişkisi sözleşmelerinin toplam süresi de 18 ayı geçemeyecek.
İşyerinde grev varsa yarı ücret alacak
YİNE yasaya göre, özel istihdam bürosundan başka bir işyerine devredilen işçi, o işyerinde grev ve lokavt olması halinde ve özel istihdam bürosu tarafından da başka bir işyerinde istihdam edilememesi halinde, özel istihdam bürosu o işçinin asgari ücretten az olmamak üzere sözleşmede belirtilen ücretinin sadece yarısını ödemekle yükümlü olacak. Bu durumda, işçinin aylık ücreti yarıya düşmüş olacak. (Akşam)

SAVAŞ YILLARINDA BiLE GÖRÜLMEDi

YILIN İLK ÇEYREĞİNDE TÜRKİYE EKONOMİSİ YÜZDE 13.8 KÜÇÜLDÜ. BU ORAN TÜRKİYE TARİHİNİN 2. EN BÜYÜK KÜÇÜLMESİ... BÖYLESİ ANCAK SAVAŞ SONRASINDA GÖRÜLDÜ
Krizin etkisiyle ekonomideki daralma ilk üç ayda hızlandı ve tarihi bir küçülme yaşandı. Türkiye, tarihinin ikinci en yüksek ekonomik küçülmesini gördü. Yılın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 13.8 küçüldü. Bu oran, 1945 yılındaki yüzde 15.3 küçülmeden sonra Türkiye tarihinin en yüksek küçülmesini gösterdi. Türkiye ekonomisi art arda iki çeyrek küçülerek resmen durgunluğa girdi.
Ekonomideki daralma, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 6.2 olmuştu. 2008’in tamamında ise ekonomi yüzde 1.1 büyümüştü.
Yılın ilk üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre cari fiyatlarla GSYH, yüzde 2.2’lik azalışla 211 milyar TL oldu. Dolar bazında GSYH, yüzde 29 düşüşle 127.8 milyar dolar olarak gerçekleşti.
EN YÜKSEK DARALMA TİCARETTE
Sektörlere bakıldığında, ilk çeyrekte en yüksek daralma krizin etkisiyle yüzde 25.4’le toptan ve perakende ticarette görüldü. İnşaat sektöründe yüzde 18.9 daralma yaşandı. İmalat sanayiinde ise yüzde 18.5 küçülme kaydedildi.
Ulaştırma-haberleşme sektöründe de yüzde 17.6 küçülme olurken, bunu yüzde 13 ile madencilik sektöründeki daralma izledi.
Geçen yıldan daha iyi bir sezon beklentisine karşın, bu yılın ilk üç ayında tarım sektöründe yüzde 3’lük küçülme yaşanması dikkat çekti. Geçen yılın ilk çeyreğinde tarım sektörü yüzde 8.1 büyümüştü.
TÜKETİM YÜZDE 9.2 AZALDI
Krizin talebi etkilemesi nedeniyle tüketimdeki daralma ilk çeyrekte artarak devam etti. Geçen yılın son çeyreğinde yüzde 4.6 azalan tüketim, yılın ilk üç ayında yüzde 9.2’lik düşüş kaydetti.
Türkiye, 1945 yılında gördüğü yüzde 15.3’lük küçülmeden sonraki en yüksek küçülmeyi bu dönemde yaşamış oldu. 1939-1945 yıllarını kapsayan İkinci Dünya Savaşı’ndan ekonomik anlamda çok ağır etkilenen Türkiye, 1941’de yüzde 10.3 küçülürken, 1945’te tarihinin halen ulaşılamamış en yüksek küçülme oranını görmüştü. Türkiye, 2009 ilk çeyrekte yüzde 13.8 küçülürken, bu orana yakın en yüksek küçülme, yüzde 13 ile 1927 yılında görülmüştü. Böylece Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve 1929 Dünya Ekonomik Krizi’ni atlatan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin bile görmediği küçülme, mevcut krizde ortaya çıktı. Yılın ilk çeyreğinde görülen çift haneli bu küçülme, 1932 yılında yaşanan yüzde 10.7’lik küçülme ile birlikte Cumhuriyet tarihinin beş kez yaşanan çift haneli küçülmesinden biri oldu.
DERİN KRİZ GÖSTERGESİ
Türkiye ekonomisi, 2009 yılının son çeyreğinde de yüzde 6.2 küçülmüştü. Böylece iki dönem üst üste küçülme yaşayan Türkiye ekonomisi, kabul edildiği biçimiyle teknik olarak resesyona girmiş oldu.
Ekonomi, 2001 krizinin ardından yıllık bazda yüzde 5.7 küçüldükten sonra 2008 son çeyreğe kadar kesintisiz olarak büyümeye devam etmişti. 2008 ilk çeyrekte yüzde 7.3, ikinci çeyrekte yüzde 2.8, üçüncü çeyrekte yüzde 1.2 büyüyen ekonomi, bu büyümede gerileme trendinin ardından son çeyreği yüzde 6.2 küçülme ile kapatmış, 2008’de yıllık büyüme de yüzde 1.1’de kalmıştı.
Ekonominin genel performansını ölçen milli gelir verileri krizi anlatıyor. Ama milli gelir verilerinin yanı sıra krizin toplumsal etkilerini ölçmek için istihdam, işsizlik, ücret ve maaş düzeylerine bakıldığında, asıl büyük sorunun orada yaşandığı görülüyor. (EKONOMİ SERVİSİ)

Lanet olsun böyle sendikacılara!

Ziya Yılmaz adını, son çeyrek yüzyılda sendikal mücadeleyi az çok izleyen herkes duymuştur. İstanbul’un Anadolu yakasındaki metal işçileri ise onu daha da yakından tanırlar. Tabii Türkiye’nin işçi ve sendikal kamuoyu, onu Birleşik Metal-İş Sendikası’nın genel başkanlığını yapmış, sınıf mücadelesine olumlu bir iz bırakmamış bile olsa, pek çok başka sendikacı gibi, şimdi de emekliliğini yaşayan bir sendikacı olarak tanır. Daha doğrusu birkaç gün öncesine kadar böyleydi.
Birleşik Metal-İş Sendikası Yönetim Kurulu, bu eski genel başkanlarının son marifetlerini kamuoyuna duyuran bir açıklama yaptı. Ve Ziya Yılmaz’ın yeni rolü ve yeni yüzünü; Türk Metal’in bir iş birlikçisi olarak, işçileri Birleşik Metal’den Türk Metal’e geçirmek için uğraşan bir Türk Metal “örgütleyicisi” olarak kamuoyuna tanıttı.
Haklı olarak Birleşik Metal-İş, Ziya Yılmaz’ı; “işçi sınıfına ihanet eden bir sınıf haini”, “Türk Metal’in kemik yalayıcısı” gibi çok sert nitelemelerle suçluyor.
Ziya Yılmaz’ı yakından tanıyanlar, onun eskiden de; çıkarı için satmayacağı değer tanımayan, her an sınıfa ve arkasından gelen işçilere ihanete hazır bir kişilik olduğunu söylüyorlar. Bu yüzden de, onu tanıyanlar; “Birleşik Metal-İş’in bu, bir sendikacıyı bırakalım bir sıradan işçi için bile çok ağır ve utanç verici olan suçlamaları, şaşırtıcı olmadığı gibi abartılı da değil” diyorlar.
Evet, hoş görülür ve kabul edilir bir özellik olmasa da; bir sendikacı, bireysel çıkarlarını gözetiyor olabilir. Böyleleri sendikal camiada çok var.
Evet, yine bir sendikacı için tasvip edilmese de; bir sendikadan ötekine geçmiş, orada “teknik bir eleman”, “uzman” olarak görev yapabilir. Bunun örnekleri de çoktur.
Ama bir sendikacı, üstelik de Birleşik Metal-İş gibi, metal işkolunda ve sınıfın en ileri kesiminin örgütünde genel başkanlık yapmışsa; onun eylemi, “bir sendikacının şöyle yanlışları olabilir” gibi gerekçelerle mazur görülemez.
Kaldı ki Ziya Yılmaz; bugün bir sendikal mücadele içinde en hainane iş olan, bir sendikanın üyelerini ötekine geçirmekle uğraşmaktadır. Üstelik o, bu hainane işi, eski genel başkanı olduğu sendikanın üyelerini, Türk Metal gibi; ne kadar sendika olduğu bile tartışılan bir sendikaya götürmek için yapıyor.
Hem de kimlerle iş birliği içinde?..
Patronlarla ve Türk Metal’in işçi sınıfı mücadelesine düşmanlıkta sınır tanımayan yöneticileriyle ve bu yaptığı iş karşısında da para alarak!..
Bunu da bugün, metal işçilerinin en ileri sendikasını bölmek ve etkinliğini yok etmek için yapıyor Ziya Yılmaz.
Patronlara bundan büyük bir destek olabilir mi?
İşçi davasına, sendikal mücadeleye bir kişi bundan büyük bir zarar verebilir mi?
Kimin adına ve güçlendirmek için bunu yapıyor Ziya Yılmaz?
İşçilerin üstünde patrondan daha çok terör uygulayan, kongrelerini yönetimin atadığı delegelerle yapan, patron iş birlikçiliği yanı sıra yapılmış sözleşmeleri bile işçiye haber vermeden bozup işçilerin ücretlerini bir kalemde yüzde 35 düşürecek kadar işçiyi, iradesini hesaba katmayan; ırkçı, şoven bir ideoloji, en gerici güçlerle birlikte siyaset yapan bir sendikayı güçlendirmek için!
Bu nasıl bir çıkarcılık, bu nasıl bir kin, bu nasıl bir işçi düşmanlığıdır?..
Herhalde metal işçileri başta olmak üzere tüm işçiler ve az çok mücadeleden yana sendikacıların bu vakadan çıkarması gereken ilk ders; bu Ziya Yılmaz denilen kişinin şahsında şekillenen yozlaşmış sendikacılığı, çıkar hırsını görüp; bu türlerin sendikalardan ayıklanması, işçilerin arasından kovulması gerektiğidir. Bunun şartı da sendikal yapıların demokratikleştirilmesi, işçilerin iradesinin sendikalara yansıması ve sendikacıları denetlemesinin önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
Yoksa; bugün Yılmaz kadar, tüm utanmazlık duvarlarını yıkmasa bile, pek çok Yılmaz’ın sendikal camiada boy verdiği de inkar edilemez. Bu tipler için de söylenecek çok söz yoktur.
Lanet olsun böylesi sendikacılığa ve böylesi sendikacılara!
EVRENSEL

Honduras'ta darbeye karşı genel grev genel direniş

Askeri darbeye karşı halk genel grev genel direnişte; Zelaya Perşembe günü ülkesine döneceğini açıkladı


Honduras halkı Zelaya'nın dönmesi için ayağa kalktı

Raimundo Lopez, özel muhabir

Tegucigalpa, 29 Haziran (Prensa Latina) Yüzlerce Honduraslı bugün sabahın erken saatlerinden itibaren ve darbeyle başa gelen hükümetin sokağa çıkma yasağı ilan etmesine rağmen Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın geri dönmesi için caddelerde eylem yaptı.

Akşam 21 ila sabah 06 arasında ilan edilen sokağa çıkma yasağına rağmen Juan Pablo II caddesi boyunca yürüyen halk devlet başkanının evinin önünde toplanarak göreve iadesini istedi.



Hükümet binasının 500 metre uzağında büyük bir ateş yakıldı ve Demokratik Birlik Partisi gençlik örgütüne bağlı gençler ile darbeye karşı çıkan örgütler protesto amacıyla yollara barikatlar kurdular.

Morazan Meydanının girişi zırhlı araçlar tarafından kapatıldı ve akşam 19:30 sularında askerler yağmur altında ıslanan eylemcilere gözdağı vermek için havaya ateş açtılar.

Kamyonların arkasına monte edilen ses sistemlerinden halka seslenen eylemciler Zelaya'nın hükümete dönmesi isteklerini dile getirirken hemen karşılarında saldırmaya hazır silahlı askerler bekliyordu.

Zelayo'yu takma adıyla çağıran göstericiler "Mel'i geri istiyoruz" ve "Darbeye Hayır" sloganlarını darbecilere duyurmaya çalıştılar.


Darbeye karşı Halk Direniş Cephesi

Prensa Latina'ya konuşan Honduras İşçileri Birleşik Federasyonu Başkanı Juan Baranoa, Devlet Başkanı Zelayo'yu geri getirene dek gece gündüz bekleyeceklerini ve ne gerekirse yapacaklarını belirtti.

Pazar günü siyasi partiler ve örgütler birleşerek darbeye karşı Halk Direniş Cephesini kurdular. Cephede sendikalar, köylü örgütleri ve öğrenciler bulunuyor.
Honduras’da darbeye karşı grev ikinci günde de sürüyor

Tegucigalpa, 30 Haziran (PL)
Honduras’daki köylü gençlik ve işçi sendika ve örgütleri tarafından darbeci hükümete karşı süresiz olarak ilan edilen genel grev ikinci gününe giriyor.

Anayasal demokratik yönetim lehine yapılan dünkü gösterilere silahlı kuvvetler tarafından verilen sert yanıta rağmen protestolar bugün de devam ediyor.

Gelişmeler, darbeci yönetimin başa gelir gelmez saat 21:00 ila 06:00 arasında uyguladığı sokağa çıkma yasağına rağmen devam ediyor.

Bu bağlamda Anayasal Devlet Başkanı Manuel Zelaya’dan yana olan örgütlerin oluşturduğu Halkın Direniş Cephesi, darbecilerin alaşağı edileceği güne kadar genel grev kararı aldı.

Cephe, askeri yönetim veya darbeci hükümetle hiçbir teması kabul etmezken darbecileri 'faşist' olarak tanımlıyor ve ulusal yasaların çiğnendiğini belirtiyor.

Darbeye karşı duran örgütler Manuel Zelaya’nın anayasal görevine derhal döndürülmesini isterken, verdikleri kavganın Honduras’da yasal kurumsal ortamın oluşuncaya kadar süreceği uyarısında bulundular.

Bilindiği gibi Zelaya Pazar günü başkanlık konutundan yüzün üzerinde uzun namlulu silahlı asker tarafından yakalanarak ülke dışına kaçırılmıştı.

Bu hamleye halk gösterilerle tepki göstermiş, başkanlık sarayının etrafındaki askerlere taşlarla karşılık verince çok sayıda kişi yaralanmış ve gözaltına alınmıştı.

Darbeci askerlerle halk arasındaki çatışma kentin diğer yerlerinde de yaşanırken, darbeci hükümete karşı çıkan halk barikatlar kurarak, silahlı kuvvetlerin ilerleyişine direnmekte.

Alınan bilgilere göre bu tür karşı karşıya gelişler Honduras’ın diğer kentlerinde de yaşanmakta ancak bunlara dair ayrıntılı haber alınamıyor.

Sendikaların bildirdiğine göre San Pedro Sula yakınlarındaki Progreso kentinde göstericiler darbeci hükümetin başı olan Roberto Micheletti’nin şirketi olan Transul’a ait altı otobüsü ateşe vermişlerdir
Zelaya Perşembe günü dönüyor

Bu arada darbe üzerine ülkedeki büyükelçilerini geri çeken ve halkın darbe karşıtı direnişini desteklediğini açıklayan ALBA ülkeleri zirvesine katılan Zelaya, Bolivya lideri Morales, Nikaragua lideri Ortega, Venezüella lideri Chavez, Ekvador lideri Correa ile yan yana yaptığı basın açıklamasında Perşembe günü Honduras'a döneceğini açıkladı.

Manuel Zelaya, bugün BM Genel Kurulu'nda konuşma yapacak.

HONDURAS’TA ASKERİ DARBE

CANAN ATEŞ

Honduras Devlet Baskani Manuel Zelaya 28 Haziran günü erken saatlerde, evinden maskeli askerler tarafından zorla kaçırılarak Kosta Rika’daki bir askeri havaalanına götürüldü.
Orta Amerika’nın darbeler ülkesi Hondurastta haftalardır süren siyasi kriz darbeyle sonuçlandı. Özellikle bir yıldan beridir Latin Amerika’daki solcu hükümetlerle ekonomik ve siyasi işbirliğini geliştiren ve kendini de sol olarak tanımlayan Manuel Zelaya’ya yönelik, kendisinin ikinci kez seçilmesinin yolunu da açacak anayasal reform için referendumun yapılacağı gün darbe gerçekleştirildi. Geçen hafta ordunun 28 Haziran 2009 günü yapılacak referandum için secim sandıklarını hazır bulundurmayacağı ve güvenliğini almayacağını açıklaması sonrasında başlayan kriz, Manuel Zelaya’nın genelkurmay başkanını görevden alması ve milli savunma bakanının istifa etmesiyle birlikte tepe noktasına çıktı. Darbe olasılığı güçlenmişti ve buna karşı özellikle Venezüella ve diğer bazı ülkelerde bununla ilgili gösteriler başlamıştı birkaç gün öncesinden.
Manuel Zelaya Kosta Rika’dan Kosta Rika Devlet Başkanı Oscar Arias ile birlikte yaptığı ilk basın açıklamasında, nasıl kaçırıldığının detaylarını anlattı, darbenin arkasında Honduras aşırı sağının ve mafyasının olduğunu, kendisinin Honduras’ın anayasal başkanı olarak ülkesine geri döneceğini, halkın eylemlere devam etmesinin önemli olduğunu ifade etti.
Kosta Rika Başkanı da Zelaya’nın kendisinden habersiz olarak Kosta Rika’ya getirildiğini ancak, Manuel Zelaya’ya sonuna kadar destek çıktığını ve bunun bir darbe olduğunu, önümüzdeki günlerde yapılacak uluslararası toplantılarda Manuel Zelaya’ya sahip çıkılması gerektiğini ifade etti.
Bu arada Latin Amerika’nın birçok ülkesinin devlet başkanları ve birlikleri darbeyi kınadı ve bir an önce Zelaya’nın ülkesine geri dönerek görevinin başına geçmesinin sağlanması ve durumun normalize edilmesini talep etti.
Honduras’ta darbe sabahından itibaren radyo televizyon vb. stratejik kurumlar darbeci güçler tarafından ele geçirildi ve Telesur vb. uluslararası basın kuruluşlarının yayınları kesildi. Küba, Venezüella, Nikaragua büyükelçilerinin kaçırıldığı haberi üzerine, Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chávez Miraflores Başkanlık Sarayı’nda yaptığı toplantıda, büyükelçilerin derhal serbest bırakılmasını talep etti ve Honduras askerlerini halka karşı silah doğrultmamaları gerektiği konusunda uyardı. Konuşmasında ALBA, UNASUR, OEA gibi kıtasal birlikler üzerinden diplomatik ve siyasi araçları kullanarak darbenin boşa çıkartılacağını, gerekirse askeri müdahale alternatifinin de gündeme gelebileceğini ifade etti.
Özellikle bugünlerde Nikaragua’nın başkenti Managua’da başlayacak ALBA ve UNASUR toplantılarının darbeye karşı uluslararası baskı kurma noktasında önemli roller oynayacağı düşünülüyor. 2008 yılında, Bolivya’da aşırı sağın başkan Evo Morales’e yönelik darbe girişimine karşı toplanan UNASUR’un oynadığı caydırıcı rol düşünüldüğünde bu kıtasal birliklerin Honduras konusunda da aynı rolü oynayabilmesi kıtanın demokratik ve solcu-ilerici entegrasyonu açısından önemli bir referans olacaktır.

28 Haziran 2009, Caracas

1 Temmuz 2009 Çarşamba

YETER ARTIK FISILTIYI KESİN

Erdoğan ve Başbuğ’un MGK’ye saatler kala kapalı kapılar ardında gerçekleştirdikleri görüşme, hâlâ tartışılan Dolmabahçe görüşmesini akla getirdi

DOLMABAHÇE GÖRÜŞMESİ GİBİ
İrtica ile mücadele belgesi ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması yasası tartışmaları sürerken Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ MGK öncesi sürpriz bir şekilde buluştu. Oysa ikili bugün zaten 13.30’daki toplantıda bir araya gelecekti. Bir buçuk saat süren görüşme sonunda herhangi bir açıklama yapılmadı. Başbakan ve Genelkurmay Başkanı görüşmesi, kamuoyuna hala açıklanmayan Büyükanıt- Erdoğan görüşmesini akla getirdi.

ÖNEMLİ ÜÇ GELİŞME

Genelkurmay ile hükümet arasında son günlerde meydana gelen üç gelişme şöyle: "İrticayla Mücadele Eylem Planı"nı, Org. Başbuğ’un "belge değil, kağıt parçası" diye nitelemesine karşın, Başbakan Erdoğan "belge" vurgusu yaptı. Org. Başbuğ, 26 Haziran’da, "TSK’nın haksız yere yıpratıldığını" dile getirerek, belge konusunu 30 Haziran’daki MGK’ye taşıyacaklarını söyledi. Ardından cuntacıların sivil mahkemelerde yargılanmasının yolunu açan yasa değişikliği yapıldı.
Başbakan Erdoğan, MGK öncesi Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile bir araya geldi.
Bir buçuk saat süren görüşmeye Adalet Bakanı Ergin'in de katılması dikkat çekti
Başbakan ile Genelkurmay Başkanı, bugün yapılacak MGK toplantısı öncesi, dün olağan üstü bir şekilde bir araya geldi. Taraf Gazetesinde yayımlanan “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” adlı belgeyle ilgili geçen hafta yaşanan gerilimin ardından, Başbakan Erdoğan, bugün yapılacak MGK toplantısı öncesinde Orgeneral İlker Başbuğ'u Başbakanlık Resmi Konutu’nda kabul etti.
Orgeneral Başbuğ, Başbakan Erdoğan ile görüşmek üzere 11.00 sıralarında Başbakanlık Merkez Binasına geldi. Bir buçuk saat süren görüşmeye Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in de katılması olağanüstü zirvenin dikkat çeken olaylarındandı.
Genelkurmay Başkanı'nın “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” belgesi konusundaki Askeri Savcılık kararı ve askere sivil yargı yolunu açan yasa ile ilgili görüşlerini Başbakan'a aktardığı belirtiliyor.
Nitekim Başbuğ, cuma günü yaptığı toplantıda belge iddialarıyla ilgili ortaya atılan senaryolardan ve yaklaşımlardan duyduğu rahatsızlığı MGK'da gündeme getireceğini açıklayarak toplantının gündemini belirlemişti. Genelkurmay Başkanı herhangi bir açıklama yapmadan Başbakanlık Konutu'ndan ayrıldı.
Bu arada Başbuğ İle Erdoğan'ın görüşmesinin ardından dün Bakanlar Kurulu da toplandı. Alınan bilgiye göre Bakanlar Kurulu'nda ikili görüşmeye sebep olan belge ve yargıdaki tartışmalar da gündemdeydi.

GÖRÜŞMEYİ ÖNEMLİ KILAN ÜÇ OLAY
»Org. Başbuğ, 26 Haziran'daki basın toplantısında, “TSK’nin haksız yere yıpratıldığını" dile getirerek, belge konusunu 30 Haziran'daki Milli Güvenlik Kurulu toplantısına taşıyacaklarını söylemesi.
»“İrticayla Mücadele Eylem Planı”nı, Org. Başbuğ'un "belge değil, kağıt parçası" diye nitelemesine karşın, Başbakan Erdoğan'ın “belge” vurgusu yapması.
»Cuntacıların sivil mahkemelerde yargılanmasının yolunu açan TCK'de yapılan yasa değişikliğinin hemen ardından yapılması.

***
Kritik MGK toplantısı bugün yapılıyor
Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında Çankaya Köşkü’nde bugün toplanıyor. MGK'nın yarın yapılacak toplantısına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile kurul üyesi bakan ve kuvvet komutanları katılacak. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin, MGK'ya ilk kez bakan sıfatıyla katılacak. Taraf gazetesinde yayınlanan ve Genelkurmay Başkanlığı’na ait olduğu iddia edilen, Askeri Savcılığın kovuşturmaya gerek duymadığı belgenin damgasını vurduğu tartışmaların ardından toplanacak olan MGK'da, AKP’nin hazırladığı, askeri yargı sisteminde değişikliğe gidilen yasa metninin de ele alınması bekleniyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, cuma günü düzenlediği basın toplantısında, söz konusu belgeyi ve TSK yönelik medya üzerinden asimetrik yıpratma çabasını MGK'nın gündemine getireceğini açıklamıştı. Orgeneral Başbuğ’un açıklamasıyla daha da önem kazanan MGK toplantısında, bu konuların sadece kurul üyelerinin yeraldığı ikinci bölümde görüşülmesi bekleniyor. Toplantının ilk bölümünde, Kurulun daha önce belirlenmiş gündemi ele alınacak.
Birgun

MADIMAK’IN 16. YILDÖNÜMÜNDE ALEVİLER SOKAKLARA ÇIKIYOR

Madımak Katliamı’nın 16’ıncı yıldönümünde, başta Sivas olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde anma etkinlikleri düzenlenecek. Aleviler, katliamın asıl sorumlularının yargılanmasını ve Madımak’ın müze olması taleplerini bir kez daha dillendirecek. 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında, Madımak Oteli’nin yakılması sonucu hayatını kaybeden 37 aydın ve sanatçı için Türkiye’nin birçok yerinde anma etkinliği düzenlenecek. Alevi örgütleri katliamın 16’ıncı yılında da unutmamak ve unutturmamak için Madımak Oteli’nin önünde olacak. Çok sayıda kurumun katılacağı anma 2 Temmuz Perşembe günü “Madımak Müze Olacak” şiarıyla Sivas, Toros Sokak’ta saat 16:00’da başlayacak. Katılımcılar kortejler eşliğinde Kolej Meydanı’na yürüyecek. Madımak Oteli’nin önünde, hayatını kaybedenler anılacak.
İstanbul’da da her yıl olduğu gibi Kadıköy Meydanı’nda anma mitingi düzenlenecek. Alevi örgütleri, sendikalar, partiler ve sivil toplum örgütlerinin katılacağı miting saat 16:00’da Kadıköy Tepe Nautilus önünde toplanmayla başlayacak. Miting ise Kadıköy Meydanı’nda yapılacak. Ayrıca miting öncesi, saat 13:00’da Zincirlikuyu, saat 15:00’da ise Karacaahmet Mezarlığı ziyaret edilecek.

UNUTMAK TEKRAR TEKRAR YANMAKTIR
2 Temmuz İstanbul Tertip Komitesi’nden yapılan açıklamada, "unutmak tekrar tekrar yanmaktır" denildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Devletin tüm birimlerince günler öncesinden haber alınan ve göz göre göre katliama izin verilen bir gün yasadı Sivas. Tıpkı Maraş ve Çorum gibi. Devletin bu seferki katliamda kullandığı güç ise yine bir kotrgerilla örgütlenmesi olan siyasal islam’ın temsilcileriydi. Aleviler ölülerinin değil dirilerinin peşinden yürüyor. Yolumuz özgürlüğün, adaletin, halkların kardeşliğinin, eşitliğin, yoludur. Sivas Katliamında sorumluluğu olan dönemin tüm yetkilileri yargılanmalı, Madımak Oteli müze olmalı. Sivas Şehitlerimizi unutmadığımızı göstermek için tüm halkımızı Kadıköy’e çağırıyoruz." Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız da, " Sivas Madımak Oteli, katliamlara karşı duruşun bir anıtı olarak müze yapılmalıdır. İşte bu nedenle, 16. Yılında da yine Sivas Madımak Otelinin önünde olacağız.

DİSK, ‘İŞÇİ SİMSARLIĞI YASASI’NA VETO İSTEDİ

DİSK , Cumhurbaşkanı'ndan işçi simsarlığına, işçilerin mal gibi alınıp satılmasına neden olacak, özel istihdam bürolarının faaliyetine izin veren yasayı veto etmesini istedi ve Abdullah Gül'den randevu talep etti
AKP İktidarı'nın bir kez daha işçileri ve sendikaları mağdur edecek bir düzenlemeye imza attığının ifade edildiği DİSK açıklamasında; "Alelacele, Türkiye’nin ve sendikaların gündeminden kaçırılarak gece yarısı yasasıyla getirilen ve “Özel İstihdam Bürolarının Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi”ne olanak tanıyan Kanun ile modern işçi simsarlığı, bordro şirketleri hayata geçirilerek iş gücü piyasası kuralsızlaştırılacak, parçalanacaktır" denildi

GECE SAAT 3’TE YASALAŞTI
Açıklamada ayrıca; “Özel İstihdam Bürolarının Mesleki Faaliyet Olarak Geçici İş İlişkisi Kurabilmesi Hususu” 24 Haziran 2009 tarihinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapılan “Üçlü Danışma Kurulu” Toplantısının gündeminde bulunmasına rağmen, bu toplantının yapıldığı saatlerde, bu konuda AKP Grup Başkanvekili ve milletvekillerinin verdiği kanun teklifi alelacele TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmüştür. Ardından Genel Kurul gündemine alınmış ve 25 Haziran görüşülmeye başlayıp, 26 Haziran saat 03.00’te da kanunlaşmıştır” denildi.

Türk-İŞ de veto İstedi
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu da, Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdiği mektupta, özel istihdam bürolarına istihdam ettiği işçileri kiralama yetkisi veren ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmasına olanak tanıyan yasayı veto etmesini istedi. Kumlu ve Atalay, mektupta özetle şöyle dediler: “Özel istihdam bürolarına, istihdam ettiği işçileri kiralama yetkisi veriliyor. Böyle bir düzenleme istihdamı artırmayacak çalışma barışını bozacaktır.” Yasanın bir diğer hükmü ile de İşsizlik Sigortası Fonu işverenlere aktarılıyor. Çalışma barışını bozacak, İşsizlik Sigortası Fonu’nun amacı dışında kullanılmasına yol açacak yasanın tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye gönderilmesini talep ederiz.”