27 Ağustos 2009 Perşembe

Çatışmasızlığın bilançosu: 120 operasyon 103 ölü


PKK'nin ilan ettiği eylemsizlik kararına rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Şırnak, Siirt, Tunceli, Van, Diyarbakır ve Mardin kırsal alanlarında HPG'ye yönelik kapsamlı operasyonları sürüyor. 13 Nisan'da başlayan çatışmasızlık kararının ardından geçen 5 aylık süreç içerisinde TSK tarafından 99'u kara, 21'i hava operasyonu olmak üzere toplam 120 operasyon düzenledi. Operasyonlarda 52 HPG'li, 30 asker ve 8 köy korucusu olmak üzere toplam 90 kişi hayatını kaybederken, bu süre içinde 13 sivil vatandaş da mayına basarak yaşamını yitirdi.

PKK'nin 13 Nisan'dan başlayarak aldığı eylemsizlik kararına rağmen TSK tarafından sürdürülen operasyonlar yoğunlaşarak devam ediyor. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın çözüme yönelik açıklayacağı yol haritası, ardından hükümetin 'Kürt açılımı' ile aydın, yazar, sendika, gazeteci ve sivil toplum örgütlerinin de katıldığı tartışmalarla başlayan olumlu hava, bölgede yoğunlaşarak süren askeri operasyonların önüne geçemedi. Özellikle Başbakan Tayip Erdoğan'ın grup toplantısında 'Artık analar ağlamasın' şeklinde yaptığı açıklamasının ardından, bölgede süren askeri operasyonların biteceğine yönelik umut yaratırken, hız kesmeden süren askeri operasyonlar yeni umutlara gölge düşürüyor ve analar ağlamaya devam ediyor. PKK'nin aldığı eylemsizlik kararından bu yana bölgede 99 kara, 21 hava olmak üzere toplam 120 askeri operasyon gerçekleştirildi. Yapılan operasyonların sonucunda 52 HPG'li, 30 asker ve 8 köy korucusu olmak üzere toplam 90 kişi hayatını kaybetti. 13 sivil vatandaş ise şüpheli mayın patlamaları sonucu yaşamını yitirdi.

Operasyonlar genişleyerek sürüyor

1993, 1995, 1998, 1999 ve 2006 tarihlerinde 6 kez ateşkes ilan eden PKK, 13 Nisan'da aldığı eylemsizlik kararına rağmen bölgede artan askeri operasyonlar bölge halkını kaygılandırıyor. Hükümetin önce 'Kürt açılımı' dediği, ardından 'Demokratik açılım' ve en son MGK toplantısının ardından 'Terörü bitirme projesi' olarak yankı bulan projeleri, bölgede artan askeri operasyonlarla Kürt sorunun askeri yöntemlerle çözüleceği yönünde yorumlara yol açıyor. HPG tarafından 13 Nisan'da başlayan eylemsizlik kararına rağmen, Şırnak'ta yoğunlaşan, Diyarbakır, Hakkari, Siirt, Mardin, Tunceli ve Van'ın da aralarında bulunduğu birçok ilde süren askeri operasyonlara ilişkin gün gün bilançoyu internet sitesinde yayınlayan TSK'ın verilerine göre, şu ana kadar 30 asker, 8 köy korucusu ve 13 sivil vatandaş hayatını kaybetti. Medya Savunma Alanlarına yönelik olarak da top atışları ve hava operasyonu yapılırken, bu operasyonlar sonucu 5 HPG'li hayatını kaybederken, sivillere ait birçok yerleşim yeri ve bahçe zarar gördü, onlarca hayvan da telef oldu. HPG'nin, çatışmasızlık süresinin başlamasıyla 15 Temmuz'a kadar yayınladığı bilançoya göre, yapılan hava ve kara operasyonları sonucu aralarında Botan Eyalet yönetimi ve Bölge komutanı Şervan Sason, Bölge komutanı Celal Çelê, YJA STAR Askeri Konsey Üyesi Beritan Hevî, Amed Bölge Komutanı Ali Gever'in de aralarında bulunduğu 38 HPG'li hayatını kaybetti.

15 Temmuz'dan bugüne kadar süren operasyonlar sonucunda da 14 HPG'li yaşamını yitirerek, hayatını kaybeden HPG'li sayısı 52'ye çıktı. HPG'nin ANF'de yayınlanan açıklamalarına göre, HPG güçlerinin herhangi bir eylem yapmadığı ve buna rağmen kendilerine yönelik askeri operasyonların artığına dikkat çekildi. Yine yaşamını yitiren çoğu askerin mayın patlaması sonucu hayatını kaybettiğine vurgu yapılırken, HPG meydana gelen patlamaları üstlenmeyerek, barış sürecinin provoke edilmeye çalışıldığını savundu.

Şırnak'ta askeri alanlarda şüpheli patlamalar

Operasyonların devam ettiği alanlarda ve askeri bölgelerde meydana gelen patlamalar nedeniyle bir ay içerisinde Uludere (Qilaban), Beytüşşebap (Elkê) ilçelerinde ve Şırnak merkezde en az 3 korucu 4 sivil vatandaş yaşamını yitirirken, 5 korucu, 2 asker, 9 sivil vatandaş ise yaralandı. Patlamalar özellikle askerler tarafından mayınlanmış alanlarda meydana gelmesi dikkat çekerken, sivillere yasak olan bölgelerde meydana gelen patlamalarda sivillerin hedef olması ise kuşku uyandırıyor. Yine Şırnak'ta baraj yapımında çalışan işçileri taşıyan aracın mayına çarpması sonucu 4 işçi hayatını kaybetti 9 işçi ise yaralandı. HPG olayı üstlenmezken, yaralı işçiler yaptıkları açıklamalarda patlamanın yaşandığı bölgede özel harekat timlerinin olduğunu ve patlamanın şaibeli olduğunu ifade etmişti. 5 Mayıs günü Siirt'e bağlı Şirvan İlçesi'nde Jandarma Özel Harekat birliğe yönelik olarak taciz ateşi açılması sonucu 1 askerin öldüğü iddia edilmişti. Bu olay da HPG'lilere yüklendi. Ancak HPG yaptığı açıklamada, olayla ilgilerinin olmadığını ve bir provokasyon olduğunu bildirdi. 10 Mayıs günü Rubarok'a bağlı Harran Köyü'ne yönelik olarak askerlerin açtığı ateş sonucu küçük bir kız çocuğu yaralandı.

Faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlar hortladı

Sıklaşan operasyonların yanında, bölgede 1990'lı yıllarda birçok faili meçhul cinayette ismi geçmiş, JİTEM tetikçiliği yapmış ve JİTEM elemanı olarak çalışan birçok kişinin yeniden bölgeye gönderildiği yönündeki iddialar, meydana gelen olaylarla giderek güçlendi. JİTEM'cilerin yapılan operasyonlara katıldığı ve HPG'lilerin kıyafetlerini giyerek köyleri dolaştığı ve kendilerini köylülere HPG'li olarak tanıtarak sivil halk arasında istihbarat sağladığı ileri sürülüyor. Özellikle Diyarbakır, Şırnak ve Siirt'in kırsal kesimlerinde yoğun şekilde yaşanan bu tarz olaylar köylüleri tedirgin ediyor. Bununla beraber bölge illerinde meydana gelen şaibeli ölümler de kuşku uyandırıyor. 1990'lı dönemlerde 17 bin kişinin katledildiği faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlar son 5 ay içinde tekrar gündeme geldi. Necmi Ölmez ile Ferhat Erdiş adlı DTP'lilerin 25 Temmuz günü Şırnak'ın Beytüşşebap İlçesi'ne bağlı Beşağaç ve Gündüzlü köyleri arasında araçlarından indirilerek infaz edilmesi oldu. Cinayetin ardından elde edilen bulgular ve köylülerin ifadeleri doğrultusunda, Ölmez ve Erdiş'in bölgede yıllardır faaliyet yürüten ve çok sayıda kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan Hançer Timi tarafından katledildiği belirtildi. Yine 27 Temmuz günü Iğdır'da, Merkez Yedi Kasım Mahallesi'nde silahsız HPG'li Ali Şex Muhammed içinde bulunduğu araçta polis tarafından yargısız infaz edilmişti. Genelkurmay'ın internet sitesinde infaz edilen HPG'li ile ilgili herhangi bir bilgi verilmemesi ise dikkat çekti.

Orman yangınları binlerce hektarlık alan kül oldu

Bölgede süren askeri operasyonlarla birlikte meydana gelen orman yangınları, binlerce hektarlık alanı yok etti. Mardin'de Bagok, Şırnak'ta Cudi ile Gabar ve Tunceli'nin ormanlık alanları, top, havan ve obüs atışları sonucu çıkan yangınlarda binlerce hektarlık alan yok oldu. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çıkan ormanlık yangınlarına sessiz kalan yetkililer yangınlara müdahale etmezken, yangını söndürmek isteyen köylüler güvenlik gerekçesiyle askerler tarafından izin verilmedi. Yine gün gün operasyon ve çatışma bilançolarının verildiği TSK'nın internet sitesinde, meydana gelen orman yangınlarına ilişkin bilgilerin yer almaması dikkat çekiyor.

Güvenlik Bölgesi ilan edilen alanlara giriş çıkışlar yasaklandı

Yıllardır bölgede uygulanan OHAL'in kaldırılmasının ardından yerine geçen Güvenlik Bölgeleri' ile yayla, mezra ve birçok alanlara giriş çıkışlar yasaklandı. Şırnak, Siirt, Van, Hakkari ve Tunceli'nin gibi bölge illerinde birçok mezra 'Güvenlik bölgesi' ilan edildi. Süresi dolan bölgelerin ise süreleri tekrar uzatıldı. Geçici güvenlik bölgesi ilan edilen alanlar en çok o bölgede yaşayan köylüler ve yaylacıları zor durumda bırakıyor. Bölgede önemli geçim kaynaklarından biri olan hayvancılık giriş çıkış yasakları nedeniyle bitme noktasına geldi. Yaylalara hayvanlarını çıkaramayan vatandaşlar üretim yapamaz duruma geldi. Hayvancılıkla uğraşan vatandaşların çoğu son yıllarda yasaklar nedeniyle hayvanlarını satmak zorunda kalıyor.

Sertaç KAYAR
HABER MERKEZİ-DİHA

Diyarbakır'da kadına yönelik bir 'tehdit, takip ve taciz' olayı daha


Radyo Gün çalışanı Ruhat Emekçi, son iki aydır kimliği belirsiz kişilerce telefonla tehdit edilip, dışarıda yaya ve sivil araçla takip edildiğini ve evinin kapısına gelen sivil giyimli kişilerce kapısının çalınarak rahatsız edildiğini belirterek, İHD Diyarbakır Şubesi'ne başvurdu.

Diyarbakır'da yerel yayın yapan Radyo Gün çalışanı Ruhat Emekçi'nin son iki aydır kimliği belirsiz kişilerce telefonla aranıp tehdit edildiğini, yolda yürürken takip edildiğini ve kaldığı eve gelen kişilerce rahatsız edildiğini belirterek İHD Diyarbakır Şubesi'nde basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya Emekçi'nin yanı sıra DTP Kadın Meclisi, Gün Radyo çalışanı kadınlar, SELİS, Bağlar Kadın Kooperatifi, DİKASUM'un da aralarında bulunduğu çok sayıda kadın kurumu temsilcileri katıldı.

'Kadına yönelik taciz ve takip arttı'

Konuya ilişkin açıklamayı yapan İHD Diyarbakır Şube Yöneticisi Necibe Perinçek, dünyada toplumun demokratikleşmesi, haklar, özgürlükler ve kadının özgürlüğü için mücadele veren tüm kadınların egemen sistem ve devlet aygıtı tarafından sürekli olarak baskıya uğradığını söyledi. Türkiye'de de kadına yönelik hak ihlallerinin bilançosuna bakıldığında gözaltında taciz, tecavüz, cinsel fiziksel işkence gibi yöntemlerin uygulanarak kadına sistematik bir yönelimin olduğunu dile getiren Perinçek, 'Bu ülkede yaşayan halkların sonsuz acı çekmesine ve kaybına yol açan Kürt sorununda demokratik mücadele içinde aktif olan kadınlara yönelimlerin devam etmesi bizler açısından son derece düşündürücüdür.

Sadece İHD Diyarbakır Şubesi'ne son iki ay içerisinde başvuran DÖKH aktivisti 10 kadın, sivil giyimli güvenlik görevlilerin yasa ve hukuk dışı takiplerine, tehditlerine, sözlü ve fiili cinsel saldırısına maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir' dedi.

'Tehdit, takip, taciz'

Son olarak Radyo Gün'de cezaevi koşullarına ele alan Kentin Öteki Yüzü isimli programı yapan Ruhat Emekçi'nin son iki aydır benzer şekilde taciz, tehdit ve takip edildiğini kaydeden Perinçek sözlerini şöyle sürdürdü: 'Emekçi, programdan sonra radyonun bilinmeyen numaralardan arandığı, hakaretlere maruz kaldığı, cezaevi programını devam ettirmesi halinde de 'başına gelecekleri sen düşün' şeklinde tehdit edildiğini belirtmiştir. Emekçi, aynı zamanda tehditlerin yanı sıra dışarıdayken yaya kişiler ve sivil araçlar tarafından takip edildiğini, 19 Ağustos günü sabaha karşı evinin kapısına gelen sivil giyimli kişilerce kapısının çalındığı, kapıya gelen kişilerin 'biz Muhammet Ali'yi arıyoruz burada mı' diye soru sorduğunu, Emekçi'nin böyle bir kişinin burada oturmadığını belirtmesine rağmen bir süre sonra aynı kişilerin kapıyı çaldığını ama kapıyı açmadığını, kapının arkasından niye geldiklerini sorması üzerine aynı şekilde cevap verdiklerini söylemiştir.'. Emekçi'nin evine aynı gün gece saat 03.00 sıralarında yine aynı kişilerce gelindiğini ifade eden Perinçek, gelen iki kişinin eşkalini ise şöyle açıkladı: 'Koyu siyah saçlı, esmer kilolu ve ortalama 1.75 boylarında, bıyıksız. Diğer kişi ise orta boylu, saçlarının ön tarafı dökülmüş, açık tenli, kilolu, burnunun sağ tarafında iri bir ben olduğu şeklinde tariflenmektedir.'

Perinçek, İHD'ye geçtiğimiz Temmuz ayında kadınlara yönelik cinsel işkence ve polis tacizini de hatırlatarak, şikayet ve savcılık soruşturmasına rağmen, bugüne kadar faillerin bulunmadığını belirterek, 'İstenmesi durumunda faillerin aynı gün bulunabileceğinden eminiz' dedi. Perinçek son olarak konuya ilişkin Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduklarını ve olayın takipçisi olacaklarını söyledi

DİYARBAKIR
DİHA

Modern zamanlarda köleliğin yüzü: Seks köleliği


Kıtalararası köle ticaretinin yasaklanmasından bu yana 500 yılı aşkın bir süre geçti. Ancak UNESCO verilerine göre çağımızda halen milyonarca insan kölelik koşullarında yaşıyor, uluslararası insan kaçakçılarının ve fuhuş şebekelerinin kurbanı oluyor. Bunların ağırlıklı bir kesimi fuhuş için kaçırılan kadınlardan oluşan 'seks köleleri'.

'Kadın Ticareti: Modern Kölelik Endüstrisine bir Bakış' adlı kitabın yazarı Siddarth Kara'nın tahminlerine göre 2006 yılı itibariyle dünyada 28 milyonu aşkın köle bulunuyor. Sadece 2007 yılında kölelerin üzerinden 91 milyar dolar gelir elde edildiğini söyleyen Kara, köle durumda olan insanların yüzde 80'inin kadın olduğunu kaydetti.

Sözkonusu kadınların ise yüzde 50'si 18 yaşının altında.

ABD Dışişleri Bakanlığı İnsan Kaçakçılığı İzleme ve Mücadele Komitesi direktörü John Millet ise modern insan kaçakçılığının köleliğin modern zamanlara yansımasının olduğunu söyledi. İnsan kaçakçılığının milyarlarca dolarlık bir sektör olduğunu ifade eden Miller, silah ve uyuşturucu kaçakçılığının ardından en geniş çaplı suç örgütlerinin bu alanda çalıştığını belirtti.

Günümüzde dünyada insan kaçakçılığın mağdurları arasında en büyük bölümü fuhuş için kaçırılan kadınlar oluşturuyor.

HRW Londra merkezi direktörü Tom Porteous'a göre özellikle gelişmiş ülkelerdeki seks sektöründe yeni kadınlara çok büyük bir talep var. Bu talep de insan kaçakçılarının işlerini kolaylaştırıyor.

HRW verilerine göre her sene 500 bin kadın seks kölesi olarak kullanılmak için kaçırılıyor. Bu kadınların en son durakları ise Almanya, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada ve ABD. Genelde Doğu Avrupa ülkelerinden kaçırılan kadınlar Prag, Amsterdam ve Frankfurt gibi merkezlerden dağıtılıyor.

Ekonomik krizle birlikte birçok kesimin fakirleşmesinin ardından seks kölesi kaçakçılığının arttığını belirten Porteous, kurbanların genelde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden getirildiğini ifade etti.

Porteous'a göre Batılı ülkelerin buna karşı yasaları da son derece esnek. Bu yasaların kısa vadede daha geniş önlemler alınacak şekilde düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Porteous, seks köleliğine karşı özel uluslararası anlaşmaların imzalanmasının gerekli olduğunu belirtti.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

LATİN SOLUNDAN DİRENİŞE DESTEK

Meksika'da bir araya gelen Latin solu Honduras'taki darbecilere karşı bölgesel ve uluslararası mücadelenin yükseltilmesini istedi
ABD'nin Kolombiya'da inşa etmek istediği askeri üsler ve küresel ekonomik krizin bölge üzerindeki etkisi gibi sorunların da ele alındığı ve üç gün boyunca devam eden sol zirveye 32 ülkeden, 62 parti ve 520 degele katıldı.
Latin Amerika kıtasındaki güncel sorunları tartışmak üzere Sao Paulo Forumu’nun çağrısı ile bir araya gelen Latin solcuları Honduras’da darbe yönetimine karşı aylardır direnen halk güçleri ile dayanışmak için bir an önce zaman geçirilmeden harekete geçilmesi kararı aldı. Darbecilerin izolasyonu için her parti ve kurumun üzerine düşeni yapması gerektiği belirtilirken, kıtadaki ABD hegemonyasına karşı bölgesel mücadelenin yükseltilmesi de istendi.

ARABULUCU BAKANLAR HONDURAS'TA
Honduras'ta darbeyle iktidardan uzaklaştırılıp sürgüne gönderilen devrik Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın görevine iadesi için çaba harcayan 7 Latin ülkesinin dışişleri bakanı, Honduras'ta temaslarına başladı. Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) delegasyonunda yer alan dışişleri bakanları, dün Honduras'ın başkenti Tegucıgalpa'ya gitti.
Kosta Rika Dışişleri Bakanı Bruno Stagno, yaptığı açıklamada, San Jose planının uygulanabilmesi için, darbe sonrası kurulan geçici hükümet ve toplumun diğer kesimleriyle bir araya gelmeyi ümit ettiklerini söyledi. Arjantin, Kanada, Kosta Rika, Jamaika, Meksika, Panama ve Dominik Cumhuriyeti dışişleri bakanlarından oluşan heyetin bu sabah Zelaya yandaşlarıyla bir araya geldiğini anlatan Stagno, San Jose planına destek vereceklerini kaydetti. OAS, Honduras'taki darbeyle atanan hükümetin San Jose planına uymasını istiyor.

‘ZELAYA GÖREVE İADE EDİLSİN’
Honduras'ta darbe sonrası siyasi gerilimin çözümü için arabulucu olarak devreye giren Kosta Rika Devlet Başkanı Oscar Arias tarafından hazırlanan San Jose planı, kasım ayı sonunda yapılacak seçimlere kadar Zelaya'nın görevine iade edilmesini ve Zelaya hakkında öne sürülen suçlamaların düşürülmesini hedefliyor.
Darbe yönetimi ise hiç bir koşulda geri adım atmayacağını söylüyor.

SENDİKALI 40 BİN İŞÇİ ATILDI


Türk-İş'in verilerine göre, Ekim 2008-Temmuz 2009 dönemindeki 10 ayda, ''ekonomik kriz gerekçesiyle'' konfederasyona bağlı sendikalara üye 40 bin 755 işçi işten çıkarıldı.
Türk-İş'in, ekonomik krizin işçilere yansımasını izlemek amacıyla oluşturduğu ''Emek Masası'', ekonomik krizin ülkeye etkilerinin ortaya çıktığı Ekim 2008'den geçen aya kadar yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
''Emek Masası''nın raporuna göre, geçen ay otomotiv, metal sanayi gibi alanlarda örgütlü olan Türk Metal'in 53 üyesi işten çıkarıldı, bin 314 üyesine de ''ücretsiz izin'' verildi. Ayrıca Temmuz ayında 100 sendika üyesi ''yarım ücretli'' çalışma uygulamasıyla karşı karşıya kaldı. Sendikanın 10 aylık dönemde işten çıkarılan üye sayısı 23 bin 42'yi, ücretsiz izne çıkarılan üye sayısı da 23 bin 82'yi buldu.
Tekstil sektöründe örgütlü olan TEKSİF'in, geçen ay Uşak, Bursa ve İstanbul'da çalışan 62 üyesinin işine son verildi. Bursa'da 37 kişi ''kısa çalışma ödeneği'' kapsamına alındı. Toplamda ise 10 aylık dönemde 4 bin 405 kişi işini kaybetti, 7 bin 568 kişi ''ücretsiz izin''e çıkarıldı.
Çimento ve seramik sanayinde örgütlü olan Çimse-İş'in 10 aylık zaman diliminde işsiz kalan üye sayısı 8 bin 610, ücretsiz izne çıkarılan üye sayısı 12 bin 536'ı oldu.
Gıda sektöründü örgütlü olan Tekgıda-İş'in, söz konusu dönemde 85 üyesinin işine son verildi, 447 üyesi ''ücretsiz izne'' çıkarıldı.
Petro-kimya sektöründe örgütlü olan Petrol-İş'in, 10 aylık dönemde 726 üyesinin işine son verildi. Sendikanın 707 üyesi de ''ücretsiz izin'' uygulmasına tabi tutuldu.
Madencilik sektöründe örgütlü Genel Maden-İş Sendikasının, ekonomik krizin etkisini gösterdiği dönemde bin 716 üyesi işsiz kaldı. Aynı sektörde faaliyet gösteren Türkiye Maden-İş'in de 3 üyesi işinden oldu.
Gemi inşaa sektöründe tersanelerde örgütlü olan Dok Gemi-İş'in, Ekim 2008-Temmuz 2009 döneminde bin 300 üyesi işten çıkarıldı.
Ağaç ve mobilya sektöründe örgütlü Ağaç-İş Sendikasının 248 üyesi ''ekonomik kriz gerekçesiyle'' işini kaybetti.

44 BİN İŞÇİ ÜCRETSİZ İZNE AYRILDI
Deri sektöründe örgütlü Deri-İş Sendikasının 266 üyesi de değerlendirmeye konu 10 ayda işini kaybedenler arasına katıldı.
Matbaa ve basım sanayinde örgütlü Basın-İş Sendikasının 160 üyesi ekonomik kriz ortamında işsiz kaldı.
Kağıt sanayinde örgütlü Selüloz-İş Sendikasının 132, Türkiye Gazeteciler Sendikasının 52, Tarım-İş Sendikasının 10 üyesi bu denemde işten çıkarıldı.
''Emek Masası''nın raporuna göre, Türkiye'de ekonomik krizin etkisini gösterdiği Ekim 2008-Temmuz 2009 arasındaki 10 ayda Türk-İş bünyesindeki sendikalara üye 40 bin 755 işçinin işine son verildi, 44 bin 340 işçi de ücretsiz izne çıkarıldı.

İŞİNİ KAYBEDENLER YOLU KAPATTI


Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesindeki Afşin-Elbistan B Termik Santrali'nde temizlik işçisi olarak görev yapan ancak bağlı bulundukları firmanın ihalesi bitince işlerini kaybeden temizlik işçileri, yine yol kapattı.
Yaklaşık 100 işçi Termik santralin yolunu kapatarak 2 bin işçinin rehin kalmasına sebep oldu. Eylemin sürdüğü dakikalarda santralin kömür bant yolunda da yangın çıktı.
Olay, önceki gün 24.00 sıralarında Afşin Elbistan B Termik Santralinin girişinde meydana geldi. 15 gün önce santralin temizlik işlerinden sorumlu firmanın ihalesinin bitmesiyle yaklaşık 100 kişi işsiz kaldı. İhaleyi alan firmanın kendilerine iş sözü verdiğini iddia eden işçiler bugün yine yol kapatma eylemi yaptı. İşçiler ve ailelerinden oluşan yaklaşık 250 kişi santralin Çoğulhan Beldesi bağlantı yolunu kapattı. Olay yerine gelen Afşin Jandarma Komutanlığına bağlı yaklaşık 400 asker yolu açmaları için işçileri ikna etmeye çalıştı. Kısa süreli arbedenin ardından işçiler eylemlerine devam etti. İşçilerin yolu kapatmaları nedeniyle Santrali'nde vardiya değişimi yapılamadı. Gündüz vardiyasında çalışan işçiler fazla mesa yaparak santrali çalıştırmaya devam ediyorlar.


KÖMÜR BANT YOLUNDA YANGIN ÇIKTI
İşçilerin yol kapama eylemini sürdürdüğü sırada santralin Kışlalı Kömür Havzasından gelen kömür bandında yangın çıktı. Yangına Afşin itfaiyesinin yanı sıra Elbistan ve Nurhak İlçelerinden gelen yangın söndürme araçları da müdahale etti. 2 saat süren yangın 6 itfaiye aracının müdahalesiyle söndürüldü. Olay yerinde bulunan yetkililer, yangın sonucu yaklaşık 4 milyon TL'lik hasar oluştuğunu belirtti. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
Yol kapatan işçiler vardiya değişiminin yapılamaması üzerine eylemlerine son verdiler. Olaylarda gözaltına alınan olmazken işçiler, işe tekrar alınıncaya kadar eylemlerini devam ettireceklerini söyledi. Olayı takip eden gazetecileri telefonla arayan CHP Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat, olayları takip ettiğini ve işçileri desteklediğini söyledi.

MGK DEĞİŞTİMİ ?


Son MGK toplantısında Kürt sorunu konusunda ‘açılım’ adı altına sürdürülen çalışmaların devamı yönünde bir “tavsiye” kararı alınması bir çok kesim artık MGK’nın değişime yelken açtığı ve Kürt sorununda ray değiştirme çabası içinde olduğu yönlü düşünceler dile getirildi. Hatta MHP, CHP MGK’nın devletin bölünmez bütünlüğünü koruma ve kollamada geriye düştüğünü söyleyerek MGK’yı eleştirdiler. Hatta PKK’yi kuşatıp etkisiz hale getirme ve kırıntılarla Kürt direnişini ezip dağıtma amacı güden , ‘açılım’ı sadece AKP politikası olarak gören ve ordunun süreçten rahatsız olduğunu düşünen ordu şakşakçı çevrelerde bir hayal kırıklığı yarattı. Yıllardır Genelkurmayın siyasal sözcüsü gibi davranan CHP, MGK toplantısı sonrasında yapılan açıklamayı sürece katılım olarak değerlendirerek açıktan eleştirel bir yaklaşım sergiledi ve MGK’ın da devleti bölüp, parçalamaya çanak tuttuğunu söylemekten geri kalmadı. Faşist kafatasçı Türk ırkçılığının en kararlı savunucusu MHP ise, MGK’da alınan kararın “ülkenin bölünmesinin tavsiye edilmesi” anlamına geldiğinin söyleyerek “gaflet içindeki kurumlar” arasına orduyu da eklenmiş oldu.
Peki gerçektende bölgede ABD emperyalizmin truva atı olmaya soyunan TC devletinin Kürt direnişini ezme ve etkisiz hale getirmeyi amaçlayan ve sınırlarını Genelkurmayın Mart ve Nisan ayları açıklamalarında çizmiş olduğu “açılım” gerçektende MGK’nın artık değişeme yelken açtı, demir yumruk politikasını terk etmeye başladığını mı gösteriyor.? Bunun kulliyen yalan olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır. Çünkü MGK’da desteklenen ve adına açılım denilen şey aslında diri yurtsever Kürt hareketini ezip dağıtmayı amaçlayan yaklaşımlardır ve iddia edildiği gibi devletin asıl koruyucu kollayıcısı ordunun değiştiği ve Kürt sorununda inkar ve imha politikasında uzaklaştığı anlamı hiç çıkmaz.
Biliyoruz ki bu Kürt hareketini boğma ve etkisiz kılma “açılımının” mimari Genelkurmaydır. “Kırmızı çizgileri” 14 Nisan 2009 tarihli Genelkurmay Başkanı açıklamalarında çizilmiş olan ve Kürt ulusunun ulus olduğu gerçekliğini reddederek bireysel haklara evet kolektif haklara hayır yaklaşımı üzerine fırtınalar koparılan” açılımın” niteliğini ortaya koyuyordu. Ortada duran gerçeğe hayallerden uzak olarak baktığımızda Genelkurmay Kürt sorunun kırmız çizgileri çizmiş ve AKP’den CHP, MHP’ye hemen herkesin salvo atışlar bir yana bu kırmızı çizgilerinde buluşmuş olduklarını ve bir birerinden farklı bir konumda durmadıklarını görüyoruz. Yani ordu ve haliyle MGK’da ve AKP hükümetinde de Kürt sorununda, inkar ve imha politikasının inceltilerek sürdürülmesi dışında yenilik adına birşey yok. Öncelikle Kürtlerin bir ulus olduğu Kabul edilmiyor. Buradan hareketle Kürtler ulus olmadığına göre kolektif hakları da olmaz denilerek, bir ulusun ulusal kolektif istemleri daha işin başında yok sayılıyor.
Peki birbirlerini bölücülük olarak suçlayan AKP ve CHP Kürt sorunun da nerde duruyorlar ve temelde farklı yaklaşım mı sergiliyorlar; CHP ve Genelbaşkanı Baykal’a; ”Etnisitenin yasalara geçirilmesi ve üniter devlete zarar verebilecek istekleri konuşmak bile söz konusu olamaz” derken, AKP ne diyor peki, “ Mesela Türkiye’nin her hangi bir bölgesinde federasyon olması düşünülemez. coğrafi ya da etnik özerklik söz konusu olamaz. Resmi dilin değiştirilmesi düşünülemez. Etnik vurgulu bir anayasa vurgusu olamaz. Milli Eğitim sisteminde Kürtçe eğitim olmaz!” Yani; Kürt kimliğinin anayasal ve yasal bakımdan güvenceye alınması, devletin Kürtçe eğitim vermesi, “Anadilde eğitim” vb. gibi talepleri konuşmaya bile gerek yok diyor AKP’de CHP’de. Açıkça bu açıklamalarda da görüldüğü gibi, özü itibariyle AKP’nin kırmızı çizgileriyle CHP’nin kırmızı çizgileri arasında bir fark yok. Her iki parti de, “kırmızı çizgilerle”; Kürt kimliğinin Anayasa güvencesine alınmasına karşı çıkarken; Milli Eğitim’de Kürt dilinde eğitimi de reddediyorlar ve Kürtlerin muhtemel bir “özerklik” talebine de şimdiden kapıyı kapatıyorlar.Haliyle, Kürtlerin ana dilde eğitim hakkını istemi bile “bölücülük ve üniter devletin altının oyulması ” olarak ilan eden Genelkurmayın kırmızı çizgilerinden ne AKP, ne CHP ve ne de MHP farklı düşünüyor.
Haliyle kürt sorununda çözüm olarak aslında PKK ve Kürt direnişini çözme ve sisteme adapte etmeyi amaçlayan planda tüm Kürt düşmanı güçler ortaklaşmakta ve Kürtleri inkar ve imha politikasına devam edilmektedir. Keza,“ devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü” vurgusu MGK açıklamalarında öne çıkıyor ve “açılımın” ne anlama geldiği de netçe ortaya konuyor. MGK toplantısında ‘açılım’ın devlet politikası olarak sahiplenilmesi, Kürt sorununda aşılmış bir kısım kırıntıların reform olarak lanse edilmesi hali hem Kürt hareketinin geldiği boyut karşısında devletin Kürt hareketin makırıntılarla boğmayı ve hem de bölgede TC devletine biçilen yeni rolle bağlantılıdır. CHP ve MHP gibi Türk ırkçı şoven güçlerin ve TKP gibi ‘sol’ versiyonlarının görmek istemediği olguda budur. Kürt sorunu konusunda yaşanan gelişmeler, aslında Kürt sorununu çözüyoruz havasıyla hiç birşeyi çözmeden yola devam etmek anlamı çıkıyor. Güney Kürdistan Federe Yönetiminin gelinen nokta da bölgede ABD eliyle önemli bir güç haline getirilmesi ve PKK önderliğinde Kuzey Kürdistan’da Kürt özgürlük mücadelesinin Kürtlerin ulusal varlığı; dili ve kültürüne karşı geleneksel inkarcı politikaların iflas etmesi, ABD’nin Irak’tan çekilme sürecinde Güney Kürt yönetimi ile Türkiye egemen sınıflarını kendi bölgesel çıkarları temelinde bir ilişki ve işbirliğine yöneltmesi, PKK’nin bu süreçte istikrarsızlık yaratabilecek bir silahlı güç olmaktan çıkartılmak istenmesi ve son yerel seçimler örneğinde olduğu gibi Kürt ulusal hareketinin etkisizleştirmeye yönelik manevraların ters teperek Kürt ulusal mücadelesinin yeni mevziler kazanarak ilerlemesi. İşte ‘açılım’ın neden bir devlet politikası olarak sahiplenildiğinin anlaşılması için, bu süreci dayatan gelişmelere bakmak gereekiyor.
‘Açılım’ politikasının Kürt ulusal mücadelesi ve devrimci güçler bakımından gözden kaçırılmaması gereken en önemli yönü, bu açılımın Kürt sorununda hiç bir anlam ifade etmediği ve etmeyeceğidir. Buradan hareket ettiğimizde devlet Genelkurmayın direktifiyle bölgede yakalanmış önemli fırsatın ki bu fırsatın temelini ABD emperyalizminin bölge politikaları ve Irak’da çekildiğinde bu boşluğu dolduracak bir TC devletin hazırlanması politikasıyla bağlantılıdır. Nitekim Cumhurbaşkanı, AKP hükümeti sözcülerinin ‘açılım’ çalışmalarında, Kürt ulusal mücadelesinin temsilcilerinin muhatap alınmayacağının ilan edilerek, daha işin başında “açılımın” nasıl bir nitelik taşıdığı ortaya konuyor.
İşte kırmızı çizgileri çoktan ilan edilmiş ve “ devletimizin milletiyle bütünlüğünü pekiştirmek, kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu pekiştirmek” MGK bildirisinin özünü oluştururken, ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un, Zafer Haftası dolayısıyla 25 Ağustos’da yayımladığı mesajda, demokratik açılım tartışmalarına da değinirken, "Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemez olan 3’üncü maddesinde ifade edildiği gibi ‘Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.’ Türk Silahlı Kuvvetleri, ATATÜRK tarafından bizlere emanet edilen ve Anayasa’nın 3’üncü maddesinde de belirtildiği şekilde; Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecekti”r demesi de “açılım”da pek bir şey çıkmayacağını birkez daha ilana ediyordu.
Genelkurmayın ve MGK’nın bu açıklamaları Kürt sorununda hiç de yeni bir açılım içine girilmediğini ve devletin 86. yıllık inkar ve imha politikalarında uzaklaşılmadığını gösteriyor. Bu politikayla öncelikle, sorunun çözümü adına, DTP ve Öcalan’ın çözüm önerileri, ‘yol haritası’ karşısında devletin inisiyatifi elinde tutma ve İkinci olarak da, bu politika ile hem farklı çevrelerin desteği alınarak, hem de sürece yayılmış ‘açılım’ ile Kürt ulusal mücadelesi baskılanarak egemenlerin çıkarlarına hizmet edecek bir ‘çözüm’ amaçlanıyor.
Son MGK toplantısında alınan kararlar, ve ardında Ağustos kutlamaları nedeniyle Genelkurmayın başkanının açıklamaları devletin Kürt sorununda uygulanan inkar ve imha politikasında uzaklaşamadığını “ez ve çöz” politikasını ABD’nin desteğinde pratiğe sürme hazırlığı içinde olduğunu gösteriyor.
Kürt sorununda Amerikan patentli çözüm planının içeriği ve hedefleri ana hatlarıyla ortadadır. Bu plan PKK’nin silahlı güçlerini ve Kürt hareketinin mücadele gücünü tasfiye etmeyi hedeflerken bu hedefe ulaşmak için Kürt sorununda kırıntı bir takım adımları atmayı da öngörmektedir. Bu haklar, bireysel-kültürel sınırlarda kalmak ve kolektif haklar kapsamına girmemek kaydıyla bir takım hakların verileceği mümkündür. Bu kapsamda TV yayınlarının alanının genişletilmesi, Kürtçe seçmeli derslerin konulması, Kürt enstitülerinin kurulması, adları değiştirilen yerlere Kürtçe adlarını alabilme hakkının tanınması vb.gibi aslında fiili olarak aşılmış ve hiçbir anlamı kalmamış bazı haklar özellikle ifade edilmektedir. “Açılım” kapsamında atılacak adımlar bu sınırlarda kalacak; yani MGK ve Genelkurmayın çizdiği “kırmızı çizgiler”i aşmayacaktır.
Konuya ilişkin politik-pratik tutum alırken bu gerçeği göz önünde tutmak ve döne döne çözüm beklentisiyle sersemletilmeye çalışılan Kürt halkını uyarmayı temel önemde bir görev saymak gerekir. Bununla birlikte hal hazırda birtakım sosyal-şoven akımlar, “açılım”ın gerisinde ABD’nin eli olmasından hareketle düzenin tanıdığı bazı hak kırıntıların Kürt halkının meşru hakları olduğu ve bunların Kürt halkının feda yüklü mücadelesiyle bağlı olduğu gerçeği görmezden geliniyor. Oysa “açılımın” gerisindeki gerici güç ve amaçları göstermek, atılan adımların kırıntılığına rağmen meşru ve haklı kazanımlar oldukları gerçeğini söylemek ve Kürt halkının ulusal hak ve özgürlük talebine sahip çıkmayı ve dayanışma içinde olunacağını dışlamaz. Ve bütün bu veriler MGK, Ordu ve emir eri burjuva düzen partilerinin “ tek bayrak, tek dil, tek ulus ve tek vatan” resmi devlet politikasında aynı kulvarda buluştuklarını ve MGK’nın ve Ordu’nun Kürt sorununda her hangi bir esneme tutumu içinde olmadığını gösteriyor.