3 Ekim 2009 Cumartesi

Mücadele meydana taşıyor!


İMF ve Dünya Bankası Karşıtı Birlik, emperyalist haydutların toplantılarına yönelik protestolar çerçevesinde 4 Ekim Pazar günü bir etkinlik gerçekleştirecek.
İMF ve Dünya Bankası haydutları İstanbul'da gerçekleştirdikleri zirve kapsamında çalışmalara başladılar. Seminerler ve dosya sunumlarıyla başlayan etkinliklerin son iki günü olan 6-7 Ekim tarihlerinde ise toplantılar gerçekleştirilecek. İMF ve Dünya Bankası Karşıtı Birlik de toplantılara sayılı günler kala çalışmalarını hızlandırıyor. 6 ve 7'sinde zirvenin yapılacağı kongre merkezine yürümeye kararlı olan birlik bileşenleri 4 Ekim'de ise Taksim'de kitlesel bir etkinlik gerçekleştirecek.
Taksim'de kitlesel etkinlik
Emperyalistlerin gerçekleştirdiği toplantıların ana gündeminin kriz ve krizin faturasının işçi-emekçilere kesilmesi olduğu biliniyor. Haydutlar yerin yedi kat altında işçi ve emekçilere yeni kölelik prangaları takmayı tasarlarken krizin faturasını ödemeyi reddeden direnişçi işçiler, akademisyenler, sendikacılar Taksim'de mücadele deneyimlerini paylaşacak, kapitalizmin krizini masaya yatıracak.
İki bölüm halinde gerçekleştirilecek etkinlikte “Kriz ve işçi sınıfı mücadelesi” başlıklı forumun ardından müzik grupları sahne alacak. Ayışığı Müzik Topluluğu, Kara Güneş, Sesler ve Düşler ile Gece Tutuştu ezgilerini antiemperyalistlerle paylaşacak.
Etkinlik 4 Ekim Pazar günü 16.00-19.00 saatleri arasında Taksim Meydanı metro çıkışında gerçekleştirilecek.

2 Ekim 2009 Cuma

Devrimci Halkın Birliği'ne, devrime, sosyalizme güç ver!

Devrimci Halkın Birliği (DHB); faşizme, emperyalizme, feodalizme, şovenizme ve her türden gericiliğe karşı, enternasyonal proletarya safında ve görsel / yazılı basın alanında mücadele veren sosyalist bir yayın organı olarak, ML ideolojisi etrafında dünyayı değiştirmeyi sömürüyü ve zulmü ortadan kaldırarak, insanın insanca yaşayacağı komünizmi amaç edinen Marksizm-Leninizm’i savunur. ML ideolojisi perspektifiyle işçi sınıfının kurtuluş ve yol göstericisi dünya görüşünün savunucusudur.

Devrimci Halkın Birliği; Mustafa Suphi’lerin, komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşların, enternasyonal proletaryanın yılmaz savaşçı önderlerinin ve ML’nin tavizsiz sürdürücüsüdür. Bakış açıları yol göstericimizdir. Uluslararası Komünist Hareket’in diğer bileşenlerinin, önceki kuşaklardan yoldaşların, devrimci, ilerici eğilimlerden kardeşlerimizin bakışları da öyle. İşçiler ve emekçilerle birlikte, ülkenin aydın birikimiyle iç içe ve “genç” olmayı her zaman başa koydu ve bu doğrultuda ilkelerimize sıkı sıkıya bağlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz.

Devrimci Halkın Birliği; işçi sınıfı ve ezilen halkların devrimci sesidir! Bundan dolayıdır ki, gelin ilerici devrimci sosyalist işçi basınını sizlerle birlikte yaratalım ve geliştirelim! Bugün sizi Devrimci Halkın Birliği’ni okumaya, okutmaya abone olmaya, abone bulmaya çağırıyoruz!

Devrimci Halkın Birliği’ni olduğunuz yerlerde, ilerici bayilere, kitapçılara DHB gazetesini satmaları için teklif götürün, tanıtım amacıyla bir sayısını ücretsiz olarak verin ve nereden sipariş verebileceklerini söyleyin, bize görüşlerinizi yazın, gazetemizi eleştirin, gazetemizi kendi yayın organınız yapın ve ona sahip çıkın!

Bize fikirlerinizi yazın, makalelerinizi, haber yazılarınızı, etkinlik duyurularınızı, gönderin!

Devrimci Halkın Birliği; faşizme, emperyalizme, işbirlikçi tekelci kapitalizme, feodalizme, şovenizme ve her türden gericiliğe karşı, enternasyonal proletarya safında yazılı basın alanında mücadele veren sosyalist bir yayındır. Yani o tüm kirlilikler ve düşkünlükler içinde sizin sesinizdir.

Devrimci Halkın Birliği; çeşitli ulus ve ulusal azınlıklardan Türkiye, Kürdistan proletaryası ve emekçi yığınları ve enternasyonal proletaryanın çıkarlarının özgür sesi ve savunucusudur.

Devrimci Halkın Birliği; işçi sınıfının ileri unsurlarıyla, ilerici aydınlarla ve gençlikle, komünist hareketin ustaları olan Karl Marx, Frederich Engels, 17 Ekim Devrimi’nin büyük kurucusu Vilademir İ. Lenin, Josev V. Stalin’lerin, Enver Hoca’ların, G. Dimitrov’ların, Marksist-Leninist perspektifine ve bilimselliğine sıkı sıkıya bağlı, Türkiye Komünist Partisi’nin,“İnşa”sını da birlikte yapacağımız onurlu ve güzel bir dünyanın kurulabilirliğinin tarihten de örnek alarak yaşanabilir bir dünyayı hedefliyor. Bu amaçla emperyalizme, faşizme, her türden gericiliğe, baskıya ve şiddete karşı yaşamı savunmak adına mücadeleyi Devrimci Halkın Birliği; çatısı altında, ezilen halkların can düşmanı emperyalizme ve faşizme karşı devrimci ve sosyalist mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor sizleri!

Devrimci Halkın Birliği; kadın üzerindeki erkek egemen sömürü ve baskının ortadan kaldırılması ve kadının erkeklerle toplumsal eşitliğinin sağlanacağı bir sistemin mücadelesini yürütüyor ve kadının özgürlük mücadelesini savunuyor.

Yaşamı savunmak ve insanlığa sunmak adına mücadeleyi yükseltelim!

Eleştirilerinizi, katkılarınızı, önerilerinizi ve desteklerinizi bekliyoruz.

Adresimizi çevrenize duyurun ve en önemlisi de bizi arayın!

Daha geniş bilgi için dergimizin adresinde ilgili konulara ilişkin arayanlar ulaşma olanağı olduğu gibi e-mail aracılığıyla da bize ulaşarak geniş bilgi öğrenme olanağın bulabilir.

Devrimci Halkın Birliği’ne sahip çık!
Oku, okut, güç ver!
Çünkü Devrimci Halkın Birliği senin gazeten!
.

1 Ekim 2009 Perşembe

Futbolun dilinde bağıran 'ayrımcılık'

Tribünlerden, harlanan etnik ayrımcılık yükselirken, ürettiğimiz demokratik değerlerle yüzleşiyoruz.

Toplumsal zihnimizin derin kodlarında kayıtlı etnik ayrımcılık, sloganlarla stadyumlara taşınıyor.

Tribünün sesinin sokağın sesi olduğunu çok iyi biliyoruz...

Siyasi geleneğimizin diliyle 'barışı' konuşamayan bir süreçteyiz.

Popülist mazlumlukla takviye edilen siyasetin klişeleri barışın sözcüklerini içermiyor.

Narsist mağduriyet vurguları ya da magazinel milliyetçilikle kitlesel gerilimi tırmandırıyor.

Mazlumlukla yırtıcılık arasına sıkıştırılan yoksulluk ve öfke, 'ötekisini' statlardan kovuyor.

Bursaspor-Diyarbakırspor karşılaşmasında Bursalı taraftarların Diyarbakırspor oyuncuları ve seyircileri için 'PKK dışarı' sloganlarıyla konuk takım 'bölücü olarak yaftalandı.

Bir Türkiye takımı olan ve Futbol Federasyonu'na bağlı Diyarbakırspor 'PKK' olarak ilan edilip, seyircisi de taşlı, hakaretli saldırıya maruz kaldı. Kendi dilimizle kendimizi biz bölüyorduk.

Bursaspor Başkanı'nın 'Eğer bu sloganlar ceza alacaksa bizim hiçbir maçımızı sahamızda oynamaya gerek kalmaz' açıklaması ise makul değildi.

Bu sloganlar pek tabii ki ceza almalıydı, Bursaspor bir Avrupa takımı olsaydı böyle beyanlarda bile bulunamazdı.

Geçen haftalarda oynanan

Fenerbahçe-Diyarbakırspor karşılaşmasında İstiklal Marşı söylenirken ıslıklandığı iddiasıyla Diyarbakırspor'a hemen ceza verilmişti.

Bursa'daki maç sonrası kamuoyuna karşı el sıkışan başkanlar şimdilik durumu normalleştirilmiş kabul ediyorlardı ama arka planda yakın geçmiş futbol tarihimizdeki ayrımcı ve aşağılayıcı örneklerini hepimiz hatırlıyorduk.

Sivassporlu İsrailli futbolcunun uğradığı taciz, 'Ermeni Malatyaspor' pankartları, tribünlerde oturan beyaz berelilerin 'Hepimiz Ogün'üz' sloganlarının vardığı yerde, 'Diyarbakırspor ve PKK' özdeşleştirilmişti.

Öteki takım üzerinden kurulan futbolun kendi doğasındaki rekabet ve kazanmak, popülist milliyetçiliğin şiddet çağrışımlarıyla şişirilip 'ayrımcılığın pratiğine' dönüştürülüyor son yirmi yıldır.

Futbol kültürümüzü bir toplumsal metin olarak okuduğumuzda içindeki indirgeyici, aşağılayıcı dilin şiddetini daha net anlayabiliriz.

Bu aslında toplumda yaşatılan ve üretilen ayrımcılığın dokunulmaz alan olan tribünlerde yankı bulması...

Köklerinde ırkçılık ve ayrımcılık bulunan Avrupa, ağır disiplin kurallarıyla kapsamlı biçimde tribün ırkçılığını cezalandırıyor.

UEFA, insan onurunu zedeleyecek şekilde ırk, renk, etnik köken veya dini ayrım yapan futbolcuya 5 maç ceza veriyor.

Ayrımcı tezahüratta bulunan taraftarın takımına ise 30 bin İsviçre Frangı'ndan az olmamak üzere ceza verip, maçlarını tarafsız sahaya almaktan seyircisiz maç oynatmaya, hükmen mağlup saymaktan puan indirimine kadar çeşitli cezalar uyguluyor.

Büyük bir toplumsal güç olan futbol kültüründeki 'ayrımcılıkla' ciddi yaptırımlarla mücadele edilmesi gerekirken 'münferit olay' kalıplarına sığınmamak gerekiyor.

Medyanın attığı 'Tribünler açılımı reddetti!' manşetleri de medyanın popülist milliyetçi körüklemelerinin ibretlik örneği oluyor.

ERDOĞANDA ÖĞRENCİLER NASİHAT


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Dokuz Eylül Üniversitesi'nin (DEÜ) yeni akademik yılı açılış törenlerine katılarak burada bir konuşma yaptı. Akademik sorunlardan ziyade ülke gündemine, G20, İMF ve ekonomik krize değinen Erdoğan üniversite öğrencilerine nasihat vermekten de geri durmadı.

Konuşmasına üniversite kampüsünün dağınıklığından bahsederek başlayan Erdoğan bu tablodan rahatsız olduğunu ve tüm bölümlerin büyük bir kampüs içerisinde bir araya getirilmesinin gerektiğini söyledi. Neoliberal politikaların bir numaralı uygulayıcısı olan AKP'nin eğitimden sağlığa her tür hizmeti ticarileştirmeye çalıştığı biliniyor. Okul arazilerine dahi göz diken ve buldukları tüm alanları ranta açmaya çalışan bu çapulcuların şefi Erdoğan'ın Dokuz Eylül Üniversitesi'ne dair sarf ettiği sözler ise hayli manidar.

Ne AKP'nin ne de genel olarak kapitalist devletlerin Üniversiteleri birleştirmek gibi bir kaygıları olmadığı açık. Üniversiteleri parçalayarak gençlik hareketinde ortaya çıkabilecek yükselişlerin önüne geçmeyi amaçlayan sermaye uşaklarının üniversitelerin yalnızca mekansal olarak değil yönetim olarak da bölünmesi üzerine kafa yordukları biliniyor. Durum böyleyken Erdoğan'ın açıklamaları Dokuz Eylül Üniversitesi'nin mevcut konumu üzerine çeşitli hesaplar yapıldığını düşündürüyor.

Üniversitelilere “şükür” nasihati

Erdoğan'ın konuşmasında önemli bir vurgu ise işsizlik sorununa ayrıldı. “Kasımpaşalı” üslubuna bürünerek “Her üniversiteyi bitiren veya tüm halk iş sahibi olur diye bir kural yok” diyen Erdoğan ABD ve İspanya gibi çeşitli ülkeleri örnek göstererek işsizliğin adeta “normal” olduğunu savundu. ABD'de %8, İspanya'da ise %18 işsizlik olduğunu söyleyen Erdoğan Türkiye'nin %13 işsizlik oranını doğal karşıladığını belirtmiş oldu.

Kapitalizmin yapısal krizinin etkileri derinleştikçe işsizliğin tırmanması, üniversite mezunları arasında da işsizlik oranının hayli yükselmesi sıkça gündeme gelmekte. Ancak bunun sorumlusu yalnızca kriz değil, bizzat neoliberal politikalar yani kapitalist sistem. Eğitimi metaya dönüştüren, öğrenciyi müşteri gören, parası olmayana kalitesiz eğitim vermeyi doğal karşılayan bir sistemin, üniversite mezunlarının işsiz kalmasını da doğal karşılaması şaşırtıcı olmasa gerek. AKP şefinin sözleri ise bir kez daha demagojiye başvurarak suyu bulandırmaktan, popülist söylemlerle göz boyamaktan başka anlam taşımıyor.

Özgür düşünceler filizlenmeliymiş!..

Erdoğan kampüste yaptığı konuşmada özgür düşünceden, bilimsel eğitimden de dem vurdu. “Kütüphanenin nerede olduğunu bilmeden mezun olan öğrenciler”in varlığından bahseden Erdoğan sözü AKP icraatlarına getirerek Kürt illerine yaptığı eğitim yatırımlarından bahsetti. Üniversite eğitimin niteliğindeki düşüş ortadayken kütüphanesiz, laboratuvarsız tabela üniversiteler açarak icraat yapıyor gibi görünen, özel üniversitelere teşvikler yağdırırken devlet üniversitelerini kendini döndüremeyecek hale getiren neoliberal politikaların savunucusu Erdoğan utanmadı, yine öğrencileri suçladı.

Konuşmasında ikiyüzlüce “Üniversiteler özgür düşüncelerin yeşermesi ve gereken ortamlar olmalı” diyen Erdoğan ABD'de ki “demokrasi” ortamını da örnek vermeden edemedi. Erdoğan üniversitelerde her tür politik faaliyeti soruşturmalarla, devlet terörü ile ve faşist saldırılarla karşılayan sanki kendileri değilmiş gibi “özgür düşünce”lerden bahsetti. Tabi ABD örneği verirken orada da geçmişte politikacılara yönelik çirkin protestolar yapıldığını ancak bunun geride kaldığını da belirtti. Ne de olsa onlar düşünmeyi överken düşündüğünü söylemeyi ve eyleme geçirmeyi suç sayarlar. Erdoğan'ın sözleri de farklı değil, “özgür düşünün ama tepki vermeyin” işte istenen öğrenci tipolojisi...

Erdoğan'ın DEÜ'de yaptığı konuşma aslında sermaye devletinin üniversiteleri nasıl gördüğünü ve eğitimde ticarileşmenin nelerle sonuçlandığını göstermek için hayli veri barındırıyor. “Kasımpaşalı” üslubu ile üzerleri örtülmeye, demagojilerle çarpıtılmaya çalışılsa da gerçekler ortada duruyor. Her geçen gün sermaye yasalarına daha fazla tabi olan, neoliberal uygulamalarla piyasaya açılmaya çalışılan üniversiteler Tayyip gibilerin nutukları arasında sermayenin arka bahçeleri haline geliyor.

Erken yaşta evlilikler 'Nefes al, alma, nefes al' adlı kısa film ile anlatıldı



Uçan Süpürge, 2007 yılında başlattığı 'Çocuk Gelinler' projesi kapsamında erken yaş evliliklerini 'Nefes al, alma, nefes al' adlı kısa film gösterimi ile anlattı. Uçan Süpürge, diyalogun bulunmadığı filmi, kadınlara ulaştırmak için destek bekliyor.

Uçan Süpürge'nin 2007 yılında başlattığı 'Çocuk Gelinler' projesi, yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın birçok yerinde de en önemli toplumsal sorunlardan biri olan 'erken ve zorla evliliklere' dikkat çekmek ve bu konuda farkındalığı arttırmak amacıyla hayata geçirildi. Erken ve zorla evliliklerin Almanya'da da gündemin ilk sıralarında yer alması ve Türkiye'den göç eden aileler arasında da çok yaygın olarak görülmesi nedeniyle her iki ülkedeki durumu karşılaştırmalı olarak ele almayı amaçlayan proje, Aralık 2007 yılında başlayıp Aralık 2008 yılında sona erdi. Proje kapsamındaki yürütülen ilk faaliyet olarak Sözsüz Kısa Film Sinopsis Yarışması düzenlenerek, 'görsel düşünmeyi güçlendirmek ve dillerin kurduğu sınırları sinema ile aşmak' amaçlandı. Almanya'dan Maren-Kea Freese ve Bernadette Feiler, Türkiye'den Leyla Özalp ve Aylin Eren'in katıldıkları atölye çalışmalarında her iki ülkeden birer sinopsisi önce senaryolaştırıldı. Daha sonra da tüm aşamalarını birlikte kotardıkları iki kısa film çekildi. Almanya'dan Dennis Todoroviç'in 'Nefes al, Alma, Nefes Al' adlı öyküsünden aynı adla çekilen film ile Türkiye'den Damla Köle'nin 'Meme' adlı öyküsünden çekilen 'Beni Geri Çağır Hayat' adlı filmler, Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki film festivallerine gönderildi. 'Nefes al, Alma, Nefes Al' adlı film Ankara'da gerçekleştirilen 1. Rotary Uluslararası Kısa Film Festivali'nde kurmaca dalında 3. lük ödülü aldı.

'Sesi kesilen kadınlara sessiz film'

Uçan Süpürge Festival Koordinatörü Bilge Taş, filmlerin diyalogsuz olmasının nedeninin filmlerin bütün ülkeleri gezebilmesi, aynı filmin izleyenlere aynı hissi verebilmesi olduğunu söyledi. Taş, 'Aynı zamanda erken evlenen birinin zaten olgunlaşmadan evlendiği için dili ya da kendini ifade etme özgürlüğü elinden alınmış oluyor. Ve sessizleşiyorlar. Biz bu proje ile ilgili çalışmalara devam etmek istiyoruz. Bunun için bütçe arayışı içerisindeyiz' diye konuştu.

'İsteyenlere filmi gönderiyoruz'

Erken ve zorla evliliklerin Türkiye'de önemli sorunlardan biri olduğunun altını çizen Taş, bu konudaki çalışmalarını tüm Türkiye'ye yaymak istediklerini dile getirdi. Kendilerine filmi talep edenlere gönderdiklerini belirten Taş, 'Filmi bir arkadaşımızla birlikte gönderiyoruz. Film izlendikten sonra erken evliliklerle ilgili söyleşi gerçekleştiriyoruz' diye konuştu. Erken yaş evlilikle ilgili doğru oran almanın zor olduğunu vurgulayan Taş, Uçan Süpürge olarak gezdikleri tüm illerde erken yaş evliliklerle ilgili bir çok sorunla karşılaştıklarını aktararak, 'Erken evlenip evlenmediğini sormuğumuz kadınların çoğu doğru cevabı vermiyor. Nüfusta ta doğru cevapları bulmak zor' dedi.

Safiye ALAĞAŞ
DİHA

Mahkemeden Genelkurmay'a JİTEM sorusu

Diyarbakır, Mardin, Batman ve Şırnak'ta çeşitli tarihlerde birden fazla adam öldürme, kundaklama ve bombalama eylemi gerçekleştirdikleri iddiasıyla yargılanan, aralarında terör örgütü PKK itirafçılarının da bulunduğu 11 sanıklı “JİTEM” davasına devam edildi.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya, tutuksuz yargılanan 11 sanık katılmazken, bazı sanık avukatları ile müdahil avukat Tahir Elçi hazır bulundu.

Duruşmada, mahkeme, Emekli Albay Arif Doğan'ın ifadesinin alınması amacıyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine yazılan yazıya cevabın geldiğini belirtti.

Müdahil avukat Elçi, emekli Albay Arif Doğan'ın beyanlarını incelediklerini ve Doğan'ın beyanlarında, “JİTEM adlı örgütü kurduklarını, resmi bir kurum olduğunu” ifade ettiğini öne sürerek, şöyle dedi:

“Oysa Teoman Koman böyle bir örgüt olmadığını söylemiştir. Tanık Hanifi Kaya da JİTEM ile ilgili isimler de vererek detaylı beyanlarda bulunmuştur. Bu beyanlar göz önüne alınarak Jandarma Genel Komutanlığına yazı yazılmasını ve komutanlık bünyesinde JİTEM isimli 'Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Merkezi' şeklinde açılımı olan bir kuruluşun olup olmadığının, jandarma teşkilat ve şemasında yer alıp almadığının sorulmasını ve yazılacak talimata tanıkların beyanlarının eklenmesini talep ediyoruz.”

“JİTEM”İN OLUP OLMADIĞININ SORULMASINA KARAR VERİLDİ

Mahkeme heyeti, Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'na yazı yazılarak “JİTEM adlı bir birimin olup olmadığının, var ise hangi tarihte kurulduğunun, faaliyetine devam edip etmediğinin, iddianamede belirtilen kişilerin kuruluşa üye olup olmadıklarının” sorulmasına karar verdi.

Mahkeme ayrıca bazı basın organlarında yer alan itirafçı Abdulkadir Aygan'ın JİTEM isimli kuruluşta çalıştığı yönünde hakkında maaş bordrosu düzenlediği yönündeki haberler üzerine Maliye Bakanlığına konunun sorulmasını da kararlaştırdı.

Maliye Bakanlığından ayrıca iddianamedeki diğer sanıklarla ilgili “çalıştıkları birim JİTEM” şeklinde belirtilen bir bordronun olup olmadığının da sorulmasını isteyen mahkeme, aynı hususların Diyarbakır Defterdarlığından da sorulmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, “Arif Doğan'ın evinde yapılan aramada çok sayıda belgenin bulunduğu ve çıkan belgeler arasında kısa adıyla JİTEM olarak bilinen bir kuruluşla ilgili bilgilerin olduğu” ile ilgili basında yer alan haberlerin doğru olup olmadığı yönünde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını da istedi.

İddianamede, çeşitli tarihlerde Diyarbakır, Mardin, Şırnak ve Batman'da “adam öldürme, kundaklama, bombalama” eylemlerini gerçekleştirdikleri belirtilen 11 sanıkla ilgili olarak, TCK'nın 313. maddesi uyarınca, “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” ve TCK'nın 450. maddesi uyarınca “birden fazla kişiyi öldürmek” suçlarından 9'u hakkında müebbet, 2'si hakkında da 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

IMF başkanına protestostolarla Karşılandı


IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, Bilgi Üniversitesi Dolapdere Yerleşkesi'nde öğrencilerle bir araya geldi. Kahn, konferansın ardından öğrencilerin sorularını yanıtlarken bir protesto meydana geldi. Birgün gazetesinde çalışanı ÖDPli Selçuk Özbek i, IMF Başkanına ayakkabı fırlattarak İMFyi teşhir eden konuşmalar yaptı. Yanında bulunan Zeynep Kuray devrimci gençlik adına pankart açmak isterken polislerin saldırısına uğradı.

Ayakkabı fırlatma protestosundan sonra konferans salonundaki bazı öğrenciler de alkışlarla Kahn'ı protesto etti. Bu sırada Kahn, son soruyu da yanıtladı ve konferansı bitirdi.

Kahn'ın konferans salonundan dışarıya çıktığı sırada da, bazı öğrenciler ayağa kalkarak IMF ve Ak Parti aleyhinde slogan atarak Kahn'ı protesto etti. Protestonun ardından, konferansın bitmesiyle salon boşaltılarak basın mensupları üniversiteden çıkarıldı.

Bu arada, ayakkabı fırlatan Selçuk Özbek ile yanında pankart açmaya Zeynep Kuray polis tarafından gözlem altına alındı.

Öte yandan protestodan önce Öğrenci Kollektifleri ile Halkevleri üyeleri de IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn'ın konferans verdiği Dolapdere'deki Bilgi Üniversitesi'ne girmek istedi. Polis göstericilerin içeri girmesine izin vermedi ve bir arbede yaşandı. Çıkan arbede bazı göstericiler yerlerde sürüklendi. Göstericiler, “IMF defol bu memleket bizim” diye slogan attı. Polis 17 göstericiyi yakapaça sürükleyerek gözaltına aldı.

BUSH'A DA AYAKKABI FIRLATILMIŞTI

IMF Başkanı Kahn'a yapılan ayakkabılı protesto ABD eski Başkanı George W. Bush'a yapılan protestoyu hatırlattı. Bush, Irak’a gerçekleştirdiği son gezide Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile yaptığı basın toplantısında Iraklı gazeteci Muntazar El Zeydi ayakkabısını çıkarıp Bush'a fırlatmıştı.