13 Aralık 2017 Çarşamba

Elvan davası ertelendi: Polisler dinlenecek..!

İstanbul Okmeydanı’nda Gezi eylemleri sırasında 16 Haziran 2013'te polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu 269 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin açılan davanın 4'üncü duruşması, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Dinlenen tanıklar ve olay anına ilişkin görüntülerin izlenmesinin ardından avukatlar söz aldı.
'BERKİN'İ VURAN FATİH DALGALI'
Elvan ailesinin avukatlarından Çiğdem Akbulut, görüntülerin iyileştirilmesinden sonra hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi. TÜBİTAK’ın çok basit video efektlerini uygulayarak geçiştirdiğini dile getiren Akbulut, Berkin Elvan'ın vurulduğu andan sonraki 18 saniye içerisinde 5 gaz fişeğinin daha aynı doğrultuya sıkıldığını söyledi. Akbulut, görüntülerde kolu sargılı olanın Fatih Dalgalı olduğunu ve Berkin Elvan'ı da vuran polisin kolu sarılı olan polis olduğunu kaydetti.
TAYBET ANA, CEMİLE ÇAĞIRGA HATIRLATMASI
Savunması sırasında İsrail askerlerinin gözlerini bağlayarak gözaltına aldığı Filistinli Fevzi Cuneydi isimli çocuğun fotoğrafını gösteren Av. Akbulut, Gezi direnişinde yaşamını yitirenleri, bir hafta cenazesi sokak ortasında bekletilen Taybet Ana’yı, 5 gün boyunca cenazesi buzdolabında saklanan Cemile Çağırga'yı hatırlattı.
Av. Akbulut, son olarak Dalgalı'nın tutuklanmasını talep etti.
EK İDDİANAME DÜZENLENMESİ İSTENDİ
Avukat Can Atalay ise, savcılığın polisler Kadir Eyüp Hambaloğlu, Emin Yıldız ve Aziz Yalçınkaya ile ilgili ek iddianame düzenlemesi gerektiğini söyledi.
Akabinde sanık avukatlarının talebi üzerine kısa süreli ara verilen davaya devam edildi.
İddia makamı, tanıkların dinlenmesini ve önceki duruşmada ileri sürdüğü taleplerini yeniledi. Polis Kadir Eyüp Hambaloğlu, Emin Yıldız hakkında savcılık tarafından verilen ‘takipsizlik’ kararının kesinleştiğini, Aziz Yalçınkaya hakkında ise, sonradan mahkeme tarafından karar verilmesini talep etti.
Mütalaanın ardından konuşan Mahkeme Başkanı’nın "TÜBİTAK görüntüleri 5 dakika önce alsaydı olay bitecekti" demesi dikkat çekti.
POLİSLERİN DİNLENİLMESİNE KARAR VERDİ
Verilen kısa aranın ardından Mahkeme Başkanı alınan kararı açıkladı. Tanıklar Cahit Turhan, Celal Büyük ve Cemal Aksoy'un hakkında zorla getirme emri düzenlenmesine karar veren heyet, sanık Fatih Dalgalı ile birlikte görev yapan Çevik Kuvvet Müdürlüğü’nün 9. Birlik Amirliği 62971 j gruptaki görevli personeller Aytaç Kaplan, Bayram Gözükara, Bekir Koçak, Cengiz Çağlar, Emin Yıldız, Emrah Karaburç, Enver Turan, Erdal Haydaroğlu, Erkan Pektaş, Ertuğrul Akça, İsmail Saltuk Seki, Mehmet Çimen, Mehmet Yaşamış, Mesut Çiftçi, Murat Yavuz, Serkan Mızrak, Şükrü Ersoy, Taner Yirik, Yahya Taş ve Yusuf Uyanık'ın hazır edilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne müzekkere yazılmasına, bu tanıkların il dışında görevli olmaları halinde çağrılan tanık sayısı da dikkate alınarak SEGBİS'li talimat yazılmasına, talimat yazılacak olan mahkemelere görüntü kayıtlarının da gönderilmesine karar verdi.
KİŞİNİN TESPİTİ YAPILACAK
Mahkeme Başkanı ayrıca "Suçlamaya esas teşkil eden TOMA görüntüleri ile ilgili TÜBİTAK tarafından iyileştirme yapılmayan görüntünün saati olarak 13:46:40 ile 13:47:00 arasındaki bölümünün TÜBİTAK'tan önceki yazımız doğrultusunda görüntü iyileştirmesinin istenmesine, ardından ise görüntülerin Jandarma Kriminal Bürosuna gönderilerek, görüntülerde ZET silahı kullananlar arasında sanık Dalgalı'nın olup olmadığının tespit edilmesi"ne karar vererek duruşmayı, 27 Şubat 2018'e erteledi.
'27 ŞUBATTA KATİLLERİ İÇERİ TIKMALIYIZ'
Duruşma sonrası ise adliye önüne açıklama yapıldı. Burada konuşan Berkin Elvan'ın babası Sami Elvan, katilin daha dışarıda olduğunu dile getirerek, sanık Dalgalı'nın tutuklanmasını istedi. Bu davanın Berkin Elvan ailesinin davası olmadığını, bütün çocukların davası olduğunu dile getiren Elvan, "Nasıl ki siyasi bir el varsa bu davanın üzerinde halkın desteği olması gerekiyor. 27 Şubat'ta katili içeri tıkmalıyız" dedi.
Anne Gülsüm Elvan ise "Bu gün bir kurşun daha bize sıktılar" dedi. İsrail askerlerinin gözlerini bağlayarak gözaltına aldığı Filistinli Fevzi Cuneydi isimli çocuğu hatırlatan Elvan, "Evet, hiç birimiz bu olayın yaşanmasını istemiyoruz ama benim çocuğumda 14 yaşındaydı. Kendi ülkesinde katledilen çocukları bir dönüp görsün. Ondan sonra oraya buraya söylensinler" diye konuştu.
Aile avukatlarından Çiğdem Akbulut ise mahkemenin çok ağır devam ettiğini söyledi. Akbulut, sanık Dalgalı'nın bir an önce tutuklanmasını istediklerini söyledi.

İzmir'de binlerce belediye işçisi iş bıraktı..!

Hükümetin kadro vaadine belediye çalışanlarının dahil edilmemiş olmasına İzmir’den tepki geldi. DİSK'e bağlı Genel İş İzmir Şubeleri kadro hakkının genişletilerek belediye işçilerinin de dahil edilmesi için yarım günlük iş bırakma eylemi yaptı. İş bırakma eylemi kent genelinde otobüsler haricinde etkisini gösterdi.
Öğleden sonra iş bırakan işçiler kent merkezinde toplanmaya başlandı. Sendikalar çeşitli kollardan alana yürüyüşler yaparak geldi. Genel İş 2 Nolu üyesi İZENERJİ işçileri Pasaport tarafında toplanarak 'Kamuda Çalışan Herkese Koşulsız Şartsız Gerçek Kadro Verilsin' ve 'OHAL Kaldırılsın KHKlar İptal Edilsin' pankartları ile alana girdi. Emniyet yürüyüş kollarında slogan atılmaması konusunda uyardı ancak ışçiler bu yasağa uymadı. Genel İş 3 Nolu İZELMAN üyeleri de Hilton önünde toplanarak alana yürüdü.
Alanda 'Sözünüzü Tutun Gerçek Kadro', 'Şirket Değil Kadro', 'Siz de Fedakarlık Yapın Kadro Verin', '4-D Kadrosu İstiyoruz', 'Emekçileri Bölmeyin' 'Ayrımsız Şartsız Kadro', 'İşçilerin Umuduyla Oynamayın' yazan dövizler taşındı. Eyleme İzmir KESK, TMMOB, EMEP, CHP, HDP ve kitle örgütleri üyeleri de katıldı.
İşçilere seslenen Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan konunun sendikalarla müzakere edilmediğini ve taşeron işçilerin yıllardır süren kadro beklentisi günlük siyasete konu edildiğini belirtti. Belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin kadro beklentisinin boşa çıkarıldığını da ifade eden Çalışkan " Belediye hizmetlerinde çalışan yaklaşık 500 bin işçi kamu istihdamının güvencesi dışına atılarak yine güvencesizliğe ve belirsiz çalışma koşulları ile belirsiz bir geleceğe mahkum edilmişlerdir" dedi.
İşçilerin belediye işverenlerinin insafına da bırakıldığını ekleyen Çalışkan şunları söyledi "Yine bu açıklamalar dikkatle incelendiğinde sadece merkezi idarelerde işçilere kadro verileceği; belediye ve il özel idarelerinde çalışan işçilerin kadrosuz bırakıldığı; kamu iktisadi teşekküllerinde çalıştırılan taşeron işçilerin ise düzenlemede kendilerine hiç yer bulamadıkları anlaşılmaktadır. Düzenleme bu şekilde yasalaşırsa Anayasanın eşitlik ilkesi de göz ardı edilmiş olacaktır. Hükümet’ten başlıca talebimiz kadro konusunda sergilenen ayrımcı anlayışı terk ederek merkez-yerel demeden kamuyu bütün olarak ele alması ve belediye hizmetlerinde çalışan taşeron şirket işçileri ile belediye iktisadi teşekkülü işçilerine de güvenceli kamu kadrolarını açmasıdır".

Merkezi yönetim kurumlarındaki taşeron şirket işçileri 657/4-d kapsamına alınma sürecinin şeffaf yürütülmesi gerektiğine de değinen Çalışkan " merkezi yönetim kurumlarına alınacak işçilerin şu anda çalıştıkları şirketlerin; hizmet verilen kurumlar ile işçilerin isimlerinin yayımlanmasını ve kaç işçinin bu işlemden yararlanacağını bilmek kamuoyunun temel beklentisidir. Bunun için işçi konfederasyonları temsilcilerinin değerlendirme ve kadroya alınma sürecine dahil edilmesiyle kadro işlemleri konusunda toplumsal mutabakat sağlanması mümkün kılınacaktır. Kadro işlemleri için komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Bu yapılmazsa bize kamudaki taşeron işçiler arasında neden ayrım yapıldığını sorgulamak kalır" dedi.

Meclis Başkanvekili, "Kürdistan neresi?" diye sordu, Osman Baydemir kalbini gösterdi..!


Bunun üzerine TBMM Başkan Vekili Ayşenur Bahçekapılı, Baydemir'e, ''Kürdistan neresi?'' diye sordu. Baydemir de elini kalbine koyarak, ''Kürdistan şurası'' dedi. 
HDP Milletvekili Osman Baydemir bütçe görüşmeleri sırasında, Meclis'in herkesi kucaklayıcı bir tavrı olması gerektiğini söyledi. ''Ben bir Kürt evladı olarak, Kürdistan'dan gelen bir temsilci olarak istediğim şey bu çatı Türk ve Kürt ortak çatısı olmasıdır'' dedi. Baydemir, ''Kürdistan'' ifadesini kullandığı sırada AKP'li vekillerden tepki geldi.
Bahçekapılı'nın Baydemir'e tepkisi ise sert oldu, ''Siz Kürdistan vekili değilsiniz, siz Şanlıurfa'nın vekilisiniz'' ifadesini kullandı.

'Para söz konusuysa İsrail ve Türkiye hep 'dost'..!

Erdoğan bir anda 'Arap davasının hamisi' konumuna yeniden geldi. Arap dünyasındaki imajı hayli parlak. Ne Suudi Arabistan ne de İran, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan ABD Başkanı Donald Trump'a, bu denli yüksek bir tondan çıkışmadı.
Erdoğan'ın hedefe oturttuğu tek lider Trump da değil. Benjamin Netanyahu da bu çıkıştan nasibini aldı.
İsrail lideri Netahyahu da aynı sertlikte Erdoğan'a yanıt verdi. Kamuoyunun önünde bu yönüyle güzel bir şov sergileniyor denebilir. Netanyahu, "Erdoğan'dan ahlâk dersi alacak değilim!" diyerek bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmış göründü.
Peki mikrofonlar kapatılıp herkes ofisine döndüğünde, İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler ne yöne doğru evriliyor? Taraflar birbirine yaptırım uygulamak, köprüleri atacak kararları hayata geçirmek için zamanla mı yarışıyor yoksa kameralar önünde görevini yerine getirmenin iç huzuruyla, arka planda yeni işbirliklerine doğru yelken mi açılıyor?
Elbette ki ikinci seçenek.
Paranın söz konusu olduğu yerde İsrail ve Türkiye arasındaki düşmanlıklar hiç yokmuş, sorunlar da var olmamış gibi ilerliyor ikili ilişkiler.
Bu yorum Deutsche Welle'ye ait. Zira bu yorumu haklı kılacak ticari göstergeler var. Bir yanda Kudüs üzerinden "restleşme" tam gaz devam ederken, öte yanda da iki ülke arasındaki ticaret hacmi istikrarlı bir şekilde artıyor.
Erdoğan son konuşmasında, Kudüs'ün Müslümanlar'ın "kırmızı çizgisi" olduğunu söyledi. Bu söylemi, bugün İstanbul'da 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısı ile de somutlaştırdığı aşikar. Toplantının resmi amacı ortada: Trump'ın kararına karşı ortak bir tavır.
Türkiye'deki Heinrich Böll Vakfı Başkanı Kristian Brakel'e göre, Erdoğan İsrail ve Trump'a karşı çıkarak Müslüman koalisyonun lideri olarak anılmak istiyor. Hatta kendisini gadre ve iftiraya uğramış Müslüman dünyasının "Mesih"i gibi sunuyor. Bahsi geçen Kudüs oldu mu bu daha da kolay ve işe yarar çünkü meselenin pek çok Müslüman'ın kalbinde özel bir yeri var.
Brakel'e göre, konu dini kılıfın ötesinde bir anlam da taşıyor çünkü 2019 seçimleri yaklaşırken ve Erdoğan daimi bir seçim kampanyası atmosferindeyken bu tür söylemleri iç politik malzeme olarak kullanmayı iyi biliyor. İsrail, seçmenleri harekete geçirmek için harika bir enstrüman.
Erdoğan'ın üst düzey ekonomi danışmanı Hatica Karahan'a göreyse, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler kazan-kazan esasına göre yürütülüyor ve Türkiye otomobil, demir, çelik, elektrikli ev aletleri ve plastik ihraç ederken İsrail'e, karşılığında da İsrail gazı ve petrolü satın alıyor.
Bu ilişkiyi geliştirmek için taraflar milyar dolarlık, Med Stream olarak bilinen Akdeniz Boru Hattı Projesi müzakere etmeye başladı. Denizaltında inşa edilecek projenin uzun vadeli hedefi; elektrik, doğalgaz, ham petrol ve suyun komplike bir boru hattı ile taşınması.
Yani, politik düzeyde çekişmeler rahatsızlık yaratsa da ekonomik ilişkiler hız kazanmaya devam ediyor.
Hatırlanacağı gibi iki ülke arasındaki ilk diplomatik skandal, 2009 Dünya Ekonomik Forumu'nda Erdoğan'ın bir panelde Gazze konusunu İsrailli mevkidaşı Şimon Peres'le tartışırken, İsrail'i "çocukları öldüren terörist devlet" olarak suçlamasıyla yaşanmıştı.
Bunu, 2010'da Mavi Marmara krizi takip etti. Türkiye bayraklı gemi uluslararası sularda İsrail tarafından durdurulmuş ve dokuz aktivist askeri operasyonla öldürülmüştü. Sonuç: Diplomatik ilişkiler yara aldı ve minumun seviyeye indirildi; büyükelçiler karşılıklı geri çağrıldı.
2016'da ise diplomatik düzeyde yeniden yakınlaşma başladı. Geçmişin tüm söylemsel tiradlarına karşın, gerçek hiç de sürpriz değildi.
Brakel'e göre, Erdoğan kelimenin tam anlamıyla bir politik realist. İlişkileri yeniden ele almak ölçülü bir karar verme süreci gerektiriyordu. Ankara'nın Rusya ile yaşadığı kriz ciddi bir kaygı sebebiydi ancak Türkiye'nin kullandığı gazın yüzde 60'ı Rusya'dan geliyordu. Rusya'nın gaz temin etmeyi sürdürüp sürdürmeyeceği kesin olmadığı için Türkiye bölgede yeni ortaklar aramaya başladı. Biri de İsrail'di. İki ülke arasındaki ortak müzakere konusu Akdeniz'deki gaz yataklarından faydalanabilmekti.
Hatice Karahan'a göre, Türkiye'nin İsrail'e ihracatı yıllar içinde arttı ve 2016'da 2.5 milyar dolara ulaştı. Bu yılın ilk on ayında bu miktarda yüzde 14'lük bir artış yaşandı. İsrail, Türkiye küresel ürün piyasasında 10 en önemli ihraç yapılan ülkelerden biri oldu.

KAYNAK: AHVAL

12 Aralık 2017 Salı

İhbar Vatandaş İşbaşında; Terörist olmadığını ispatla..!

Ankara Adliyesi’nde görevli 4 memur, Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (Bİ- MER) yapılan “isimsiz” ihbarın işleme konulması sonucu bir anda “vatan haini” ve “terörist” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Ankara Adalet Komisyonu Başkanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesi 4 kişi hakkında disiplin soruşturması başlattı. 4 memur, “terörist” ve “vatan haini” olmadıklarını ispatlamak için savunma hazırlamak zorunda kaldı. Komisyon başkanlığı, ihbar metnini adli soruşturma için Anayasal Suçlar Bürosu’na da gönderdi. Hükümet, son KHK ile, soyut ve dayanaksız ihbarlarla kişilerin mağdur olmaması için “lekelenmeme hakkı”nı Ceza Muhakemesi Yasası’na koymuştu.
Kasım ayında BİMER’e başvuran bir kişi, Ankara Adliyesi’nde çalışan 4 memuru “ihbar” etti. İhbarda, “Fatma Ekin Narin, Esin Alkan, Turgay Akçay ve Kamuran Emir isimli memurların DHKP-C ve MLKP gibi terör örgütlerine üye avukatlara, gözaltındaki şahıslara ve dışardan gelen destekçilerine yardım ettikleri ve bu kişilerle bilgi paylaştıkları” öne sürülü. BİMER, söz konusu ihbarı gereği için Ankara Adliyesi’ne iletti. Adalet Komisyonu Başkanlığı, mahkeme çalışanı Kamuran Emir, Ankara Başsavcılığı ise diğer üç memur hakkında idari soruşturma başlattı. Her iki birim de adliye çalışanlarından savunma istedi. Kamuran Emir, komisyon başkanlığına savunma gönderdi.
‘Çamur at izi kalsın’
Emir, hiçbir ad veya adres bilgisi içermeyen ihbarın Dilekçe Hakkının Kullanılması Hakkında Yasası’na aykırı olduğuna dikkat çekti. Ad ve adres bilgisi olmayan dilekçelerin işleme konulmayacağını anımsatan Emir, “Hakkımda soruşturma yapılmasına gerekçe olan başvuru metninde ihbar ve şikâyetin soyut olduğu, iddianın ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı, dilekçe sahibinin adı, soyadı ve imzasının bulunmadığı görülmektedir. Şikayet iletisinde, isnat edilen fiillerin ne zaman, nerede, kime ya da kimlere yapıldığına ilişkin somutlaştırılmış bir bilgi de yer almamaktadır” diyerek hakkındaki soruşturmanın kaldırılmasını istedi. İhbarcının “çamur at izi kalsın mantığıyla” haraket ettiğini vurgulayan Emir, üyesi olduğu sendikanın kararı uyarınca bir çok basın açıklamasına ve eyleme katıldığını anlattı. Emir, “Katıldığım eylem ve etkinlikler şiddet içermeyip, yasal ve demokratik bir hakkın kullanılmasından ibarettir. Sendikacı kimliğimden dolayı hedef gösterildiğimi düşünmekteyim. Şikâyet dilekçesinde ismi geçen diğer meslektaşlarımın da aynı sendikaya üye olması şikâyetle amaçlananın ne olduğunu göstermeye yeter” dedi. Emir, ihbarcı hakkında iftira suçundan soruşturma açılmasını istedi.

İzmir'de binlerce belediye işçisi iş bıraktı..!

Hükümetin kadro vaadine belediye çalışanlarının dahil edilmemiş olmasına İzmir’den tepki geldi. DİSK'e bağlı Genel İş İzmir Şubeleri kadro hakkının genişletilerek belediye işçilerinin de dahil edilmesi için yarım günlük iş bırakma eylemi yaptı. İş bırakma eylemi kent genelinde otobüsler haricinde etkisini gösterdi.
Öğleden sonra iş bırakan işçiler kent merkezinde toplanmaya başlandı. Sendikalar çeşitli kollardan alana yürüyüşler yaparak geldi. Genel İş 2 Nolu üyesi İZENERJİ işçileri Pasaport tarafında toplanarak 'Kamuda Çalışan Herkese Koşulsız Şartsız Gerçek Kadro Verilsin' ve 'OHAL Kaldırılsın KHKlar İptal Edilsin' pankartları ile alana girdi. Emniyet yürüyüş kollarında slogan atılmaması konusunda uyardı ancak ışçiler bu yasağa uymadı. Genel İş 3 Nolu İZELMAN üyeleri de Hilton önünde toplanarak alana yürüdü.
Alanda 'Sözünüzü Tutun Gerçek Kadro', 'Şirket Değil Kadro', 'Siz de Fedakarlık Yapın Kadro Verin', '4-D Kadrosu İstiyoruz', 'Emekçileri Bölmeyin' 'Ayrımsız Şartsız Kadro', 'İşçilerin Umuduyla Oynamayın' yazan dövizler taşındı. Eyleme İzmir KESK, TMMOB, EMEP, CHP, HDP ve kitle örgütleri üyeleri de katıldı.
İşçilere seslenen Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan konunun sendikalarla müzakere edilmediğini ve taşeron işçilerin yıllardır süren kadro beklentisi günlük siyasete konu edildiğini belirtti. Belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin kadro beklentisinin boşa çıkarıldığını da ifade eden Çalışkan " Belediye hizmetlerinde çalışan yaklaşık 500 bin işçi kamu istihdamının güvencesi dışına atılarak yine güvencesizliğe ve belirsiz çalışma koşulları ile belirsiz bir geleceğe mahkum edilmişlerdir" dedi.
İşçilerin belediye işverenlerinin insafına da bırakıldığını ekleyen Çalışkan şunları söyledi "Yine bu açıklamalar dikkatle incelendiğinde sadece merkezi idarelerde işçilere kadro verileceği; belediye ve il özel idarelerinde çalışan işçilerin kadrosuz bırakıldığı; kamu iktisadi teşekküllerinde çalıştırılan taşeron işçilerin ise düzenlemede kendilerine hiç yer bulamadıkları anlaşılmaktadır. Düzenleme bu şekilde yasalaşırsa Anayasanın eşitlik ilkesi de göz ardı edilmiş olacaktır. Hükümet’ten başlıca talebimiz kadro konusunda sergilenen ayrımcı anlayışı terk ederek merkez-yerel demeden kamuyu bütün olarak ele alması ve belediye hizmetlerinde çalışan taşeron şirket işçileri ile belediye iktisadi teşekkülü işçilerine de güvenceli kamu kadrolarını açmasıdır".
Merkezi yönetim kurumlarındaki taşeron şirket işçileri 657/4-d kapsamına alınma sürecinin şeffaf yürütülmesi gerektiğine de değinen Çalışkan " merkezi yönetim kurumlarına alınacak işçilerin şu anda çalıştıkları şirketlerin; hizmet verilen kurumlar ile işçilerin isimlerinin yayımlanmasını ve kaç işçinin bu işlemden yararlanacağını bilmek kamuoyunun temel beklentisidir. Bunun için işçi konfederasyonları temsilcilerinin değerlendirme ve kadroya alınma sürecine dahil edilmesiyle kadro işlemleri konusunda toplumsal mutabakat sağlanması mümkün kılınacaktır. Kadro işlemleri için komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Bu yapılmazsa bize kamudaki taşeron işçiler arasında neden ayrım yapıldığını sorgulamak kalır" 

‘Erdoğan’a hakaret’te Sanatçı Zuhal Olcay’a dört yıl hapis istemi..!

Erdoğan'a dokunana yanıyor. Nitekim yüzlerce muhalife Erdoğan'a hakarete gerekçesiyle açılan davalarla emekçiler korkutulup sindirilmeye çalışılıyor. Oyuncu ve şarkıcı Zuhal Olcay’a ‘Erdoğan’a hakaret’ iddiasıyla dört yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Sözcü’den Yalçın Bel’in haberine göre bir kişi Olcay’ın 5 Ağustos’ta Kadıköy’deki mekanda şarkı söylerken Erdoğan’a hakaret ettiğini öne sürdü.
Şikayet üzerine polis konserin video kaydını izledi, ardından da Anadolu başsavcılığına başvurdu.
Savcılık soruşturmasında, şarkıcının Erdoğan’a şarkıyı uyarladığını, el hareketi yaparak da cumhurbaşkanına alenen hakaret ettiği iddia edildi.
İfade veren Olcay, “Boş vermişim dünyayı” isimli şarkıyı “Recep Tayyip Erdoğan hepsi boş hepsi yalan, bir gün hayat bitecek, dersin görmüşüm rüya” diye yorumladığını kaydetti.
İçkinin etkisiyle, sahnenin önünde bulunan bir seyircinin laf atması sonrası el hareketi yaptığını aktaran Olcay, bunun hakaretle ilgisi olmadığını söyledi.

Savcılık şarkıcının bir yıldan dört yıla kadar hapsini istedi...!