29 Kasım 2009 Pazar

Linçler bir devlet politikası
Foto: Linçler bir devlet politikası-İzmir ve Çanakkale'deki linç girişimleri, son yıllarda başta Kürtler olmak üzere devrimcilere yönelik linç girişimlerini ve ırkçı faşist saldırıları yeniden tartışma konusu haline getirdi. Son 4 yılda 39 linç girişimi yaşandı.

Cumhuriyet mitinglerine en kitlesel katılımın yaşandığı, kemalistlerin kalesi İzmir aynı zamanda Kürtlere yönelik saldırılarla da dikkat çekti. AKP, CHP ve MHP'nin kışkırtmaları sonucu Türkiye'nin değişik il ve ilçelerinde son 4 yılda en az 39 linç girişimi meydana geldi. Devletin, “vatandaş hassasiyeti” veya “münferit olaylar” olarak değerlendirdiği kontrgerilla işi saldırılarda Kürtlerin, evleri, işyerleri, araçları yakıldı; Kürtler linç edilmek istendi.

İzmir'de Kürtlere yönelik faşist saldırının ardından Başbakan Erdoğan ve diğer hükümet yetkilileri DTP'yi suçladı. Oysa Kürdistan’da çatışmaların en yoğun olduğu dönemde bile yaşanmayan görüntüler özellikle AKP hükümetinin iş başına gelmesinden sonra arttı. DTP'yi suçlayan Erdoğan 2008 yılında İstanbul'da Kürtlere yapılan pompalı saldırıyı savunmuş ve vatandaşın kendini müdafaa etme hakkı olduğunu söylemişti.

2005 yılında yine Bursa'nın Bozüyük İlçesi'nde yüzlerce Kürdün yaralandığı linç girişimini o dönem Adalet Bakanlığı yapan Cemil Çiçek 'vatandaş tepkisi' olarak yorumlamıştı. DTP'nin geçen yıl Hatay'a yapacağı ziyaret öncesi belediye başkanı tarafından bilboardlara 'Ya sev ya terket' sloganları yazılmış hem hükümet hem de yargı buna sessiz kalmıştı. Kürtlere yönelik linç saldırılarının en yoğun yerlerin başında gelen Bursa, Sakarya ve İzmir'de 'Kürtlerden alışveriş yapmayın' gibi propagandaların yapılması dikkat çekiyor.

Hükümet yetkililerinin açıklamalarıyla teşvik ettiği linç saldırılarının bilançosu ise korkutucu boyutlarda. Son 4 yılda sadece kamuoyuna yansıyan linç saldırısının sayısı 39.

Son 4 yıl içerisinde meydana gelen bazı linç olayları

-6 Nisan 2005'te Trabzon'da bildiri dağıtan TAYAD'lı gençler linç edilmek istendi.

-10 Nisan 2005'te 4 TAYAD'lı gencin tutuklanması üzerine, Trabzon'da basın açıklaması yapmak isteyen TAYAD'lılar yine linç edilmek istendi.

-12 Nisan 2005'te Sakarya'da, TAYAD'lılara yapılan saldırıları protesto etmek için bildiri dağıtan beş genç yüzlerce kişi tarafından linç edilmek istendi.

-21 Ağustos 2005'te İzmir Seferihisar'da 5 Kürt genci PKK'li diye linç edilmek istendi.

-6 Eylül 2005'te Gemlik'te yapılması planlanan ve izin verilmeyen mitinge katılmak için yola çıkan otobüsler Bozüyük'te faşistlerin saldırısına uğradı. Otobüslerdekilerin diri diri yakılmak istendiği olaylarda yüzlerce kişi yaralandı.

-10 Ekim 2005'te Kayseri'de ESP üyesi 15 kişi basın açıklaması yaptı ve faşistlerin saldırısına uğradı.

-2 Kasım 2005'te Rize'de TAYAD üyelerine saldırıldı.

-12 Aralık 2005'te Samsun'da bildiri dağıtan Temel Halklar Federasyonu üyesi dört genç linç edilmek istendi.

-31 Aralık 2005'te Artvin'de bildiri dağıtan iki TAYAD'lı genç dövüldü.

-25 Şubat 2006'da İzmit'te faşistler, bayrağı tekmelediğini iddia ettikleri bir genci linç etmeye kalkıştı.

-31 Mart 2006: Sakarya Üniversitesi'nden dokuz öğrenci, Çark Caddesi'nde duvarlara Mahir Çayan ile ilgili afiş asmaya çalışırken 2 bin kişinin saldırısına uğradı.

-8 Nisan 2006'da Erzincan'da oturma eylemi yapanlar linç edilmek istendi.

-8 Nisan 2006'da Isparta’da bildiri dağıtan gençlere PKK'li oldukları iddiasıyla linç girişiminde bulunuldu.

-12 Mayıs 2006'da Mersin'de, bildiri dağıtan TAYAD'lılar faşistlerin saldırısına uğradı.

-21 Mayıs 2006'da İzmir Kemalpaşa'da Kürtlere saldırıldı. Saldırı esnasında Ülkü Ocakları 2. Başkanı öldü. Bunun üzerine ilçede Kürt kökenli insanlara karşı linç kampanyası başlatıldı. Yaklaşık 100 Kürt ilçeyi terk etmek zorunda kaldı.

2-0 Temmuz 2006'da Kırklareli Kıyıköy'de kamp yapan Temel Haklar ve Özgürlükler Dernekleri Federasyonu üyelerine polis saldırısı ertesinde linç girişiminde bulunuldu.

- 22 Ağustos 2006'da Tokat'a sınav için gelen bir öğrenci, PKK lehine slogan attığı iddiasıyla dövüldü.

- 29 Ağustos 2006'da Konya'nın Bozkır ilçesi'nde Kürt inşaat işçilerine yönelik linç girişimi başlatıldı. Bir işçi linç girişiminden son anda kurtarıldı. 25 işçi ilçe dışına çıkarıldı.

- 30 Ağustos 2006'da İstanbul'da 30 Ağustos kutlama törenlerinde 4 genç 'İsrail Askeri Olmayacağız!' pankartını açtı. Polis bunları ‘vatan haini’ diyerek hedef gösterdi. Bunun üzerine 4 genç linç girişimine maruz kaldı.

- 7 Eylül 2006: Sakarya'nın Akyazı'da bir çay bahçesinde MHP'lilerin fındık işçilere 'Sizler PKK'lisiniz', 'Terörist Kürtler' diyerek saldırdı. 4 Kürt işçi gözaltına alındı

- 5 Haziran 2007: Ahmet Kaya tişörtü giydikleri ve Özgür Gündem Gazetesi okudukları için Diyarbakırlı iki işçi, 500 MHP'li tarafından linç edilmek istendi.

- 26 Kasım 2007: Adapazarı'nda 20 kişi gözaltına alındı. Sağlık kontrolü için Erenler Sağlık Ocağı'na götürülen 20 kişi saldırıya karşı karşıya kaldı.

- 30 Aralık 2007 Polisin Sakarya'da PKK sempatizanı olduğu iddiasıyla gözaltına aldığı 20 kişi muayene için götürüldükleri Erenler Sağlık Ocağı önünde linç edilmek istendi.

- 8 Ocak 2008 Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde okuyan 2 Kürt öğrenciyi kaçırarak bir eve götüren ülkücüler, öğrencilere 5 saat boyunca akıl almaz işkenceler uyguladı. Falakaya yatırılan, askıya alınan, kırbaçlanan öğrenciler, boş bir araziye terk edildikten sonra götürüldükleri hastaneden bir aylık 'iş göremez' raporu aldı.

- 27 Nisan 2008: 'Barış ve Kardeşlik Şöleni' düzenleyen DTP'lilere ülkücüler saldırdı, 65 yaşındaki Ebubekir Kalkan kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.

- 15 Haziran 2008: Kocaeli'nin Gebze İlçesi'nde 12 Kürt işçi 13 Haziran akşamı bir kadına sözlü tacizde bulundukları iddiasıyla linç girişimine maruz kaldı.

- 3 Eylül 2008 Mersin Tepeköy Beldesi'nde şeftali toplamaya giden çoğu kadın 150 Kürt işçi, belde sakinlerinin saldırısına maruz kaldı.

- 1 Ekim 2008 Balıkesir'in Ayvalık ilçesinin Altınova beldesinde gençlerin sözlü sataşmasıyla başlayan ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan kavganın ardından yaşanan olaylarda, belde de yaşayan Kürt yurttaşların evleri taşlandı, işyerleri talan edildi, arabaları yakıldı.

- 2 Ekim 2008 : Balıkesir'in Ayvalık İlçesi'ne bağlı Altınova Beldesi'nde gürültü yüzünden çıkan kavgada iki kişinin ölümünden Kürtleri sorumlu tutan faşistler toplanarak Kürtlerin sahibi olduğu dükkânları, araçlar taşladı. Bir ev ateşe verildi.

-9 Ekim 2008 Muğla'nın Fethiye ilçesi Karaçulha Beldesi'nde, gençler arasında çıkan kavga yine Kürtlere saldırıya dönüştü. Kürtlerin yaşadığı Cumhuriyet Mahallesi 50 kişilik grup tarafından basılması son anda önlendi

- 6 Kasım 2008: Adana'nın Hadırlı Mahallesi'nde, 18 yaşındaki Tekin Erdik'in emanet aldığı motosikleti çalmaya çalışan ve Kürt olduğu ileri sürülen 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, mahalleyi ayağa kaldırdı. Mahallede, Türk bayrakları sallayıp, PKK aleyhine sloganlar atan faşistler, olayla ilgili olarak gözaltına alınan bir zanlıyı linç etmek istedi, jandarmaya ait aracın camlarını kırdı.

- Mayıs 2009: Sakarya’nın Akyazı İlçesi'nde günlerce devam eden gerginliğin ardından 19 Mayıs günü akşam saatlerinde fındık işçilerine yönelik saldırı oldu. 1 Kürt öldürüldü, 2 Kürt’te ağır yaralandı.

- 15 Ekim 2009 Sakarya'nın Arifiye ilçesinde bindiği şehiriçi dolmuşta telefonda Kürtçe konuşan Halis Çelik, araçtakiler tarafından 'Burası Türkiye Kürtçe konuşamazsın' denilerek, linç edilmek istendi. Çelik 15 gün iş göremez raporu aldı.

- 25 Ekim 2009: DTP Konya İl binası önüne gelen 150 kişilik ülkücü bir grubun binanın cam ve kapılarını kırdı.

- 26 Ekim 2009 Edirne İpsala'nın Karpuzlu Beldesi'nde çalışan Ümit Baran ve 2 kardeşi alışveriş yapmak üzere gittiği pazarda telefonlarında Kürtçe melodi çaldığı gerekçesiyle linç girişimine maruz kalmıştı.

- 13 Kasım 2009 Tekirdağ'ın Hayrabolu İlçesi'nde Kürtçe konuştukları gerekçesiyle linç girişimine maruz kalan işçilerden 2'si ağır olmak üzere 6'sı yaralandı. İşçiler ilçede can güvenliklerinin kalmadığını söyledi.

- 17 Kasım 2009: Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde bir grup ülkücü faşist Fen-Edebiyat Fakültesi'nde Coğrafya bölümünde okuyan 1. sınıf öğrencisi Ali Canan Hakkarili olduğu için dövüldü.

- 22 Kasım 2009: İzmir’de DTP konvoyuna ulusalcı faşist ve ülkücülerin saldırısı sonucu 20’ye yakın kişi yaralandı.

-26 Kasım 2009 Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde yaklaşık 2 bin 500 kişi Kürtlere linç girişiminde bulundu. Kürtlerin yaşadığı Harmanlık mahallesi önünde toplanan binlerce kişi Kürtlerin ilçeyi terk etmesini istedi.

8 kişi gerilla kıyafeti giydirilip infaz edildi

Foto: 8 kişi gerilla kıyafeti giydirilip infaz edildi
1994 yılında Lice'de Bolu Komando Tugayı tarafından gözaltına alınan 8 kişinin, gerilla elbisesi giydirilip dağda infaz edildiği ortaya çıktı. R.A. adlı köylü, yıllar sonra Cumhuriyet Savcısı'na olayları anlattı.

Amed'in Kulp ilçesinde 13 Mayıs 1994 tarihinde Bolu Komando Tugayı'na bağlı askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra infaz edilen ve 2003 yılında kemikleri bir toplu mezarda ortaya çıkan 8 kişiyi en son gören kişi, savcıya ifade verdi. Tanık R.A., gözaltına alınan Ali, Ekrem, Ramazan ve Hasan Bulut ile Mehmet Selim Örhan'ın YİBO'da işkence yapıldıktan sonra gerilla kıyafetleri giydirilip kırsal alanda infaz edildiğini belirtti.

R.A. isimli köylü, İHD Diyarbakır Şubesine başvurarak, 2003 yılında kemikleri bulunan kişileri en son kendisinin gördüğünü belirtti. R.A, İHD'nin yönlendirmesi üzerine, kemiklerle ilgili soruşturmayı yürüten Diyarbakır'daki Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısına tanık olarak ifade verdi.

R.A., ifadesinde şunları anlattı: “22 Mayıs 1994 tarihinde Bolu Komando Tugayı'na bağlı askerler köye geldi. Eşyalarımızı dışarı çıkarmamızı söylediler. Bütün köylüler eşyalarını dışarı çıkardı. Eşyalarımız yakıldı. Beni ve amcamın oğulları Ş.A., H.A., ve S.A.'yı gözaltına aldılar.”

19 gün boyunca işkence

Gözaltına alındıktan sonra Bolu Dağ Komando Tugayı tarafından kullanılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu (YİBO)'ya götürüldüklerini söyleyen R.A., o tarihte Bolu Komando Tugayına bağlı askerlerin orada kaldığını belirtti. R.A., gözaltındayken yaşadıklarını şöyle anlattı: “Beni okulun büyükçe bir banyosuna bıraktılar. Bu banyoda, benimle birlikte önceden tanıdığım Hasan, Cezayir ve Mehmet Selim Örhan ile gözaltında kaldığım sürede tanıdığım Ekrem, Ramazan ve Ali Bulut, Şemdin Koç, soyadını bilmediğim Ramazan ile adını soyadını bilmediğim ve kendisini Edirneli olarak tanıtan bir şahıs daha vardı. Gözaltında kaldığım sürede toplam 10 kişiydik. Her türlü işkencenin yapıldığı gözaltında 19 gün kaldım.”

R.A., bir gece banyoya gelen askerlerin, gözlerini bağlayarak, banyodan çıkardıklarını anlattı ve şöyle devam etti: “Yaklaşık bir saat sonra gözlerimizi açtılar. Banyoda sadece ben, Ramazan ve Şemdin Koç kalmıştık. Bir ara ben izin alarak tuvalete çıktım. Tuvalete giderken, tuvaletin yanındaki odanın içinde Cezayir'i gördüm. Kendilerine gerilla elbiseleri giydirildiğini, ertesi gün dağa götüreceklerini, orada kameraya çekilip serbest bırakılacaklarını söyledi. Gerçekten de gerilla elbiseleri giydirilmişti. Ancak Cezayir ağlıyordu. Bana 'eğer seni serbest bırakırlarsa akrabalarıma haber ver' dedi. Sabah 06.00-07.00 sıralarında kalktım askerlere sordum. Diğerlerinin götürüldüğünü söylediler. Bir daha da bu kişileri görmedim.”

Kemikleri toplu mezarda bulundu

Bolu Dağ Komando Tugayı ve Lice Jandarma Komutanlığı ile köy korucuları, 13 Mayıs 1994'te Amed'in Lice ilçesine bağlı Entax (Kabakaya) köyüne bağlı Comarl (Esenli) mezrasına baskın düzenledi. Baskında 80 hanelik mezra ateşe verildi ve çok sayıda köylü gözaltına alındı. Gözaltına alınan köylülerden 8'inden o tarihten itibaren haber alınamadı. Ailelerin olayı takip etmesi sonucu 8 kişinin kurşuna dizildikten sonra yakılarak bilinmeyen bir yere gömüldükleri ortaya çıktı. Daha sonra, İHD'nin girişimleriyle Kulp'a bağlı Bağcılar Köyü yakınlarındaki Düzpelit mezrasında 2003 yılında kazı yapıldı. Kazıda bulunan toplu mezarda 8 kişiye ait kemikler ortaya çıktı. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda yapılan DNA testinin sonuçları 2006 yılında çıktı, kemiklerin gözaltına alınan Ali Bulut, Ekrem Bulut, Ramazan Bulut, Ferdi Hasan Bulut ve Mehmet Selim Örhan'a ait olduğu tespit edildi.

Köylülerin gözaltına alındığı tarihte Bolu Dağ Komando Tugayı Komutanı emekli Tümgeneral Yavuz Ertürk idi. Tanık ifadesinin ardından gözler şimdi savcılarda.

Kürt milliyetçi hareketi özür dilemelidir!

Sorun geçiştirilemez!
Kürt milliyetçi hareketin 9 Kasım'da 1 Mayıs Mahallesi'ndeki Anadolu Haklar Derneği'ne ve Gülsuyu Haklar Derneği'ne yönelik gerçekleştirdiği saldırıların üzerinden 20 gün geçti. 20 günün sonunda halen DTP'den gelmiş bir kınama, bir açıklama, bir özür yoktur.

20 gün bir açıklama, bir kınama ve bir özür için sanırız yeterli bir süredir. Böylesine vahim saldırıların yapıldığı bir olayda, aradan 20 gün geçmesine rağmen tek bir kınama yapılmıyorsa, orada bir belirsizlik yoktur.

Saldırılar, "ayları bulacak bir araştırma"yı, gerektirmiyor. Neyi araştıracaklar? Saldırıya uğrayanlar devrimcilerdir. Saldıranlar da bellidir. Evet, DTP'ye bir kez daha soruyoruz:

DTP aradan 20 gün geçmesine rağmen, halen saldırıyı neden kınamamıştır?

Bu basit bir "unutkanlık", "ihmalkarlık" olamaz. Devrimcilere saldırı, sıradan bir olay değildir. Kendileri çok "kanıksamış" olabilirler, ama biz kanıksamıyoruz. Saldırdıkları kurumlardaki devrimcilerin canına kastetmişlerdir.

Sorun, üç-beş "söz geçirilemeyen Kürt genci"nin işi olmadığına, ortada ciddi, planlı bir saldırı olduğuna göre DTP susarak, oyalayarak bir yere varamaz! Asıl olarak DTP'nin bu konudaki "suskunluğu"nun nedeni açıklanmalıdır. Böylesi saldırıların, sola, halkın mücadelesine verdiği zararlar açık ve tartışılmazdır. Bu zararlar, yarattığı tahribatlar bilindiği halde "susmak" nasıl izah edilecektir?

Devrimcilerin komisyonu burjuva komisyonu değildir
Ülkemizde bir sorunu sümen altı yapmanın, "araştırıyoruz, soruşturuyoruz" deyip üstünü kapatmanın en etkili ve kestirme yollarından biri TBMM'de bir komisyona havale etmektir... Nitekim düzen partileri bu yöntemi halka, halkın taleplerine karşı sıkça kullanmışlardır. Hatta zaman zaman oligarşi içi çatışmalarda birbirlerine karşı da kullanmışlardır... O hale gelmiştir ki Meclis komisyonları, düzenin kirini, pasını, suçlarını örtme, aklama veya oyalama yerleri halindedir.

Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu böyle bir yer değildir. Solun sorunları ele alış tarzı da zaten böyle olamaz. Hele yöntem konusunda sol gruplar birbirlerine karşı, halka karşı sorumlu davranmak zorundadırlar.

Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu, platforma katılan her grubun birbirine karşı sorumlu davranması, birbirine karşı açık olması, birbirine hesap vermesi gibi ilkelere ve anlayışa sahiptir.

O nedenle, Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu, bir sorumluluktur. Solun birbirine ve halka karşı sorumluluğudur. Atacağı her adımda Platform'a bu anlayış yön vermektedir.

Platform, kağıt üstünde kurulmuş, sorunları erteleyen, oyalayan bir mekanizma değildir. Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu'na güvenilmek durumundadır. Yine bu Platform'u işletmek, en başta herkesin açık ve sorumlu davranmasından geçmektedir.

DTP, mevcut durumda Platform'un üyesi olmasa da, oluşum sürecinde, yukarıda sıralanan ilke ve anlayışları esas olarak kabul ettiğini açıklamış bir yapıdır. Bugün eğer Platform'un kurduğu komisyon kabul edilecekse, yine bu çerçevede ele alınmalıdır. En başta, Devrimci ve Demokratik Yapılar Arası Diyalog ve Çözüm Platformu'nu sol içi şiddet konusunda bir çözüm platformu olarak görmek kabul edildiğinde, sorunun çözümü konusunda bir adım atılmış olacaktır.

Devrimcilerin oluşturduğu bir komisyon, elbette bu temeldeki sorunları çözmek için oluşturulmuştur. Ayrıca bugüne kadar yaşanan saldırılarda da sol içi komisyon, sorunları çözmek için küçümsenemeyecek bir emek harcamış, sabırla uğraşmıştır. Devrimcilerin elbette çeşitli mekanizmaları, platformları, kendi hukukunu uygulayacak kurumları olmak zorundadır.

O nedenle komisyon üyelerine, "Apocu gençliğin yaptıklarının kendilerini bağlamadığını" söylemek, sorunu yokuşa sürmek, komisyonu devrimci bir kurum olarak görmemektir. Gelinen noktada bu tür açıklamalar inandırıcı değildir.

Demokratik eylem rencide etmez
Halk Cephesi, içinde yer alan derneklere ve devrimcilere yönelik saldırılar sonrası DTP'nin açıklama yapmasını beklemiştir. Ancak DTP açıklama yapmamış, saldırıyı önemsemeyen, görmezden gelen veya oyalayan bir tutum takınmıştır.

Halk Cephesi bunun üzerine DTP ile görüşmüş, DTP'nin özür dilemesini, bir daha saldırı olmayacağına dair güvence vermesini, saldırganları cezalandırmasını istemiştir. Ancak bunlara karşın DTP "susmaya" devam etmiştir. Devrimci kurumlar saldırıya uğrar, yakılırken, devrimcilerin kafası-gözü kırılırken hiçbir şey olmamış gibi davranmışlardır.

Bunun üzerine Halk Cephesi üyeleri, DTP İstanbul İl Başkanlığı önüne giderek, protestolarını dile getirmiş, açıklama ve özür istemişlerdir. DTP'liler ise bundan "rahatsız" olmuşlardır. Saldırıları bir yana bırakmış, saldırıların sonucu kendilerinden özür dilenmesini isteyen devrimcilere "sitem etmekte"dirler!

DTP'liler "böyle eylemlerin -Halk Cephesi'nin eylemlerinin- yapılmasının doğru olmadığını, kendilerini rencide ettiğini" söylüyorlar. Biz demokratik eylem yapıyoruz, rencide oluyorlar; ama onlar baskın yapıyor, biz rencide olmuyoruz!..

Herşey öylesine tersine çevrilmiştir ki devrimcilerin derneklerini basanlar, yakanlar, devrimcilerin canına kastedenler sanki yaptıkları çok normalmiş gibi bunları bir yana bırakıp, kurumları önündeki açıklamadan rencide olduklarını büyük bir pişkinlikle söylüyorlar.

Peki niye rencide oluyorsunuz?
Sol içi şiddetin yöntem haline getirilmesi, devrimcilerin yakılmak istenmesi, sizi rencide etmiyor da bunun hesabının sorulması mı, özür dilenmesinin istenmesi mi rencide ediyor?

"Kurumumuzun önünde basın açıklaması yapılması kurumumuzun basılmasından daha ağırdır diyorlar.".. Bu, çarpık, sol içi şiddeti meşrulaştıran bir anlayıştır. Hayır, biz öyle yapmayacağız.

Kurum önündeki basın açıklaması bir sonuçtur. Devrimcilerin derneklerine çeteci tarzıyla düzenlenen baskınlarla, devrimcilerin gerçekleştirdiği bir protesto eyleminin karşılaştırılması, kıyaslanması bile abestir. Hele ki saldırılarda sorumluluğu bulunan DTP'liler, böyle bir kıyaslama yapma hakkını kendilerinde göremezler. Şimdi DTP'lilerin yapması gereken, öncelikle, yaptıklarının hesabını vermek, özür dilemektir. Ve en önemlisi bu tür tavırları mahkûm etmeli, sola ve halka güven vermelidirler.

Sorunu yaratan kendileridir
DTP'liler saldırılar sonrası kendilerine dönüp, yıllardır "devrimcilere niye saldırıldığını", niye sol içi şiddetten bir türlü çıkamadıklarını sorgulayıp, ciddi bir muhasebe yapmak yerine bir de baskın çıkmaya çalışmaktadırlar.

Saldıranlar, mücadeleye zarar verenler, iktidarı sevindirenler kendileri değilmişçesine, son derece sorumsuz ve pişkince davranmaktadırlar.

"Biz kendi gündemimiz varken böyle bir gündemle uğraşmak istemiyoruz" diyorlar. Bunları duyunca söyleyene dönüp bir kez daha bakmak istiyoruz. Sanki biz yarattık bu gündemi.. Uğraşmak istemiyorsanız niye saldırdınız? O kadar "yoğunken" nasıl devrimcilere karşı böyle planlı saldırılar organize edilebiliyor? O "yoğunlukta", saldırıya zaman bulanlar(!), çözüm için de zaman bulmak zorundadırlar... Ayrıca, saldıracak, yakıp-yıkacaksınız ve hesap vermeye gelince de "bizim gündemimiz var" deyip, hesap vermekten kaçacaksınız!

Peki bu nasıl bir anlayıştır? Böyle bir anlayışta, halka ve sola karşı sorumluluk duymak yoktur. Halka ve sola karşı, hesap vermek yoktur. Böyle bir anlayış, sorumsuzdur. "Yaparım, yıkarım hesap da vermem" anlayışıdır ki kabul edilemez.

Herkes yaptığının hesabını vermek zorundadır. Halka ve sola karşı duyulan sorumluluk bunu zorunlu kılar. Onun için "bizim gündemimiz var" demek, hiçbir şey dememektir. Gündeminiz varsa o zaman hedefinizde hep iktidar olmalıdır. Devrimciler ve sol değil!

Tehditlerden vazgeçilmelidir!
"Şimdi engelliyorlarmış" ama... Halk Cephesi eylemlerini devam ettirirse, saldırıları engelleyemeyeceklerini söylüyorlar ikide bir....

Peki bu ne demek? Yine mi saldırırız diyorsunuz? Tehdit etmek, doğru bildiklerimizi, ilkeler için verdiğimiz mücadeleyi engelleyemez. Devrimci hareketin, sol içi çatışmalar konusunda tarihi tertemizdir. Bizim sırtımızda bu konuda kamburumuz yoktur. Dün de bugün de hep sol içi çatışmaların son bulması, solun sırtındaki bu kamburundan kurtulması için uğraştık; buna denk düşen sol içi ilişkiler yaratmak için elimizden geleni yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Bugünkü mücadelemiz de tastamam budur. Sol içi şiddeti, teşhir ediyoruz. Doğrusunu yapıyoruz. Bize değil, "zaten devlet saldırıyor" dediğiniz o devlete karşı durmalısınız. Tehditler, sorunu geçiştirmeler yerine, DTP bu konuda muhasebe yapmalı ve gecikmeden özür dilemelidir. 20 günlük zaman geç kalmış bir süre olsa da bir yerden başlamak mücadelenin ve sol içi ilişkilerin geleceği açısından zorunludur.

Bağımsızlık Demokrasi ve Sosyalizm İçin Yürüyüş / 29.11.09

28 Kasım 2009 Cumartesi

İran kadın hakları savunucusunu idam edecek

İnsan hakları örgütlerine mektup yazan Zeynep Celalyan İran Yüksek Mahkemesi tarafından idam cezasına çarptırıldığını ve bir süre sonra infazının gerçekleşeceğini belirterek destek istedi. Çağrı üzerine harekete geçen Barış İçin Kadın Girişimi, idamın durdurulması için Uluslararası Af Örgütüne başvurarak kampanya başlatacak.

Muhalif kesimlere yönelik idamların son iki yıldır arttığı İran'da bir kadın hakları savunucusu daha idam cezasına çarptırıldı. İran'da cezaevinde bulunan Kürt siyasi tutuklu ve kadın hakları savunucusu Zeynep Celalyan bir süre önce yerel mahkeme tarafından idam cezasına çarptırıldı. Cezası İran Yüksek Mahkemesi tarafından onaylanan Celalyan, ailesi aracılığı ile 26 Kasım'da kadın ve insan hakları örgütlerine mektup yazarak yardım istedi.

Mektubunda Celalyan şunları belirtti: "27 yaşında Kürt kadınıyım, siyasi tutuklu olarak İran hapishanesinde yatıyorum. Hakkımda verilen ölüm cezası, İran Yüksek Mahkemesi tarafından onaylandı. Şu anda çok kötü koşullar altında yaşıyorum. Sürekli bir işkence ve kötü muamele altındayım. Göstermelik bir yargılama yapıldı, bir avukatı dahi olmadan bir kaç dakikalık bir mahkemenin ardından idam cezasına çarptırıldım. Beni savunmak için bir avukatım bile yok. Yargılandığım mahkeme ise sadece birkaç dakika sürdü. Mahkeme bana, 'sen Allah'ın düşmanısın, çok yakında tüm Allah düşmanları gibi idam edileceksin' dedi. Hakimlerin tümü mahkeme sürecinde idam edilmem lehinde oy kullandı. Ben, annem ve ailemden hatır istemek için hakimden izin istedim. Hakim ise, bana 'kapa çeneni' diyerek isteğimi reddetti. Tüm insan hakları savunucularından, kadınlardan bana yapılan haksızlığa karşı çıkmalarını ve yardımcı olmalarını istiyorum."

Celalyan'ın çağrısının ardından çalışma başlatan Barış İçin Kadın Girişimi üyeleri, Uluslararası Af Örgütü'nün de aralarında bulunduğu insan hakları örgütlerine başvuruda bulunarak idamın durdurulması için harekete geçilmesini isteyecek. Kadınlar ayrıca önümüzdeki günlerde Celalyan için Türkiye'de kampanya başlatacak.

E-posta adresi nüfus cüzdanında

Her çocuğun doğar doğmaz e-posta adresi nüfus cüzdanına yazılacak.'Anaposta Projesi' kapsamında, her çocuğun doğar doğmaz nüfus cüzdanında yazılı olan bir posta adresine sahip olacağını bildirdi.

ANAPOSTA PROJESİ
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı Tayfun Acarer, ''yerli arama motoru'' kurulmasına yönelik çalışmaları 2010 yılında tamamlamayı hedeflediklerini ve ''Anaposta Projesi'' kapsamında, her çocuğun doğar doğmaz nüfus cüzdanında yazılı olan bir posta adresine sahip olacağını bildirdi. BTK Başkanı Acarer, ''Youtube'' ve ''Google'' başta olmak üzere mevcut tüm arama motorlarının yabancı kaynaklı olduğunu hatırlatarak, ''Bu nedenle, şu andaki internet yoluyla yapılan her türlü haberleşme yabancı ülkelere gidiyor, oralardan geri geliyor. İşin bu açıdan bir güvenlik tarafı var'' dedi. Mevcut yabancı arama motorlarının Türkiye'nin ihtiyaçlarına cevap vermediğini, ülke hassasiyetlerine zaman zaman duyarsız kaldığını ifade eden Acarer, Türkçe karakterlerden kaynaklanan sıkıntılar da yaşandığını dile getirdi.

Acarer, şunları kaydetti:''Yerli arama motorunun kurulmasına yönelik çalışmaları 2010 yılında tamamlamayı hedefliyoruz. Çalışmalarımızı, üniversitelerin yanı sıra işletmecilerle birlikte sürdürüyoruz. Yerli arama motorunun Türkiye'nin yanı sıra Türk cumhuriyetleri ile İslam ülkelerinde de çok tutulacağını ve bu ülkelerin bizim arama motorumuza çok daha fazla güveneceğini düşünüyorum.''

E-POSTA ADRESLERİ NÜFUS CÜZDANINA YAZILACAK
Yerli arama motoru kurulması çalışmaları kapsamında ''Anaposta Projesi''ni de yürüttüklerini anlatan Acarer, şöyle konuştu: ''Proje kapsamında, 70 milyon vatandaşımızın her birine 10 GB mail kotası olan bir elektronik posta adresi verilebilecek. Her çocuk doğar doğmaz nüfus cüzdanında yazılı olan bir posta adresine sahip olacak. 70 milyon kişinin TC kimlik numarası eşleşmesi seviyesinde kullanılabileceği bir mobil ağ sağlanmış olacaktır. Yahoo, Hotmail, Gmail gibi yabancı ve güvenli olmayan posta adresleri ve ağları kullanılmamış olacak. İslam ülkeleri ile Türk cumhuriyetleri, Türkiye'nin posta altyapısını tercih edeceklerinden, uluslararası büyük bir ağ ve internet haberleşme ortamı sağlanmış olacak.''

Projenin yazılım altyapısının tamamlandığına ve test uygulamalarının başlatıldığına dikkati çeken Acarer, ''Bu ölçekte geliştirilecek bir projenin uygulamaya sunulması ve ulusal bir e-posta altyapısının kurulması, teknik, ekonomik ve soysal açıdan ülkemize büyük prestij ve kazanımlar sağlayacak'' dedi.

YOUTUBE'DAN TÜRKÇE VERSİYON İSTENDİ
Youtube internet sitesine erişimin 17 Ocak 2008'de Ankara 12. Sulh Ceza Mahkemesinin kararıyla ''Atatürk'le ilgili özel bir kanun'' nedeniyle engellendiğini hatırlatan Acarer, söz konusu engellemenin kaldırılması için Youtube yetkilileri ile pek çok görüşme yapıldığını söyledi. Görüşmelerden 3'üne Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın da katıldığını ifade eden Acarer, ''Bu görüşmelerde, Türkiye'ye özgü, Türkçe bir versiyon geliştirmesi gibi çok makul öneriler getirildi. Son görüşmenin üzerinden 3 ay geçmesine rağmen, Youtube'dan ses seda çıkmadı. Youtube'un bu konuda adım atmasını, çözüm önerisi getirmesini bekliyoruz'' diye konuştu. Acarer, Youtube'un 22 ülke için o ülkelerin dilinde özel versiyonlar geliştirdiğini de kaydetti.

Genelkurmay'dan medyaya sert açıklama

Genelkurmay Başkanlığı'ndan Kafes planıyla ilgili bir açıklama yapılarak, “Ortaya atılan her iddiayı peşinen doğru kabul eden ve bunu başkalarına da kabul ettirmeye çalışan bir zihniyetin mensupları, ısrarla yargı sürecini etkilemek ve soruşturma kapsamında adı geçen herkesi suçlu, her iddiayı doğru kabul eden bir gayret içine girmişlerdir” denildi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan, Kafes planıyla ilgili bir açıklama yapılarak, “Ortaya atılan her iddiayı peşinen doğru kabul eden ve bunu başkalarına da kabul ettirmeye çalışan bir zihniyetin mensupları, ısrarla yargı sürecini etkilemek ve soruşturma kapsamında adı geçen herkesi suçlu, her iddiayı doğru kabul eden bir gayret içine girmişlerdir” denildi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi: “Halen devam etmekte olan bir soruşturmayla ilgili olarak bazı basın yayın organlarında haberler ve yorumlara yer verildiği görülmektedir.Söz konusu soruşturmaya İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 05 Kasım 2009 tarihinde başlanılmış ve olayın medyaya yansıdığı 19 Kasım 2009 tarihine kadar, 24 askeri personel ifade vermeye gönderilmiştir. Gerçek bu iken, olayın 19 Kasım 2009 günü medyaya servis edilmesinin nedenleri üzerinde düşünülmelidir. Müteakiben 20 Kasım 2009 tarihinde 5 askeri personel daha ifade vermeye çağrılmış, böylece bugüne kadar ifade vermeye gönderilen askeri personel sayısı 29 olmuştur.

İfadesi alınanların çoğu Savcılık tarafından serbest bırakılmıştır. Savcılık tarafından tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilenler de sevk edildikleri mahkeme tarafından serbest bırakılmışlardır. Sadece son gurupta ifade verdikten sonra mahkeme kararıyla serbest bırakılan 3 subayın, Savcılığın istemi üzerine 26 Kasım 2009 günü tutuklanmalarına karar verilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, her fırsatta hukukun üstünlüğüne ve yargıya saygısını ifade etmiş, yargı kararını vermeden insanların peşinen suçlu ilan edilmelerinin evrensel hukuk kurallarına ve masumiyet karinesine aykırı olduğunu vurgulamıştır. Benzer hususlar Başbakanlık tarafından 29 Ekim 2009 ve 19 Kasım 2009 tarihlerinde yapılan açıklamalarda aynı şekilde yer almıştır.

Hal böyle iken, ortaya atılan her iddiayı peşinen doğru kabul eden ve bunu başkalarına da kabul ettirmeye çalışan bir zihniyetin mensupları, ısrarla yargı sürecini etkilemek ve soruşturma kapsamında adı geçen herkesi suçlu, her iddiayı doğru kabul eden bir gayret içine girmişlerdir.

25 Kasım 2009 günü de, konunun farklı boyutlarla basında yer aldığı görülmüştür. 26 Kasım 2009 günü ise son gurupta ifade veren ve mahkeme kararıyla serbest bırakılan 3 subayın, Savcılığın istemi üzerine mahkeme kararıyla tutuklanmalarına karar verilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetleri, adaletin er ya da geç, doğruyu ortaya çıkaracağına inanmaktadır.” (ANKA)

DHF: Protestolar meşrudur

Demokratik Haklar Federasyonu (DHF), üye ve taraftarlarına yönelik ev baskınları ve sonrasında gelişen tutuklama terörü ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı. “IMF ve Dünya Bankası Protestoları Meşrudur! Gayrı Meşru Olan Emperyalistler ve Yerli Uşaklarıdır!” başlıklı açıklamada IMF-DB eylemlerinden rahatsızlık duyan emperyalizmin yeminli uşaklarının saldırılarını sürdürdükleri ifade edildi.

IMF-DB uşaklarının ve onların kolluk güçlerinin yalanlara ve tehditlere devam ettiğinin vurgulandığı açıklamada, burjuva medyanın da demagojik haberleriyle saldırıdaki yerini aldığı dile getirildi.

Halk içerisinde devrimci ve demokratik dinamikler barındıran her kesime yönelik açık ve gizli saldırıların yoğunlaştığı bir süreçten geçildiğinin söylendiği açıklama, demokratik haklar mücadelesine yönelen gerici-faşist ablukaya karşı birlikte mücadeleye etme çağrısıyla son buldu.
DHF’nin yazılı açıklamasının tam metnini yayınlıyoruz:

IMF ve Dünya Bankası Protestoları Meşrudur! Gayrı Meşru Olan Emperyalistler ve Yerli Uşaklarıdır!

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın (DB) toplantıları 6 - 7 Ekim’de, İstanbul’da binlerce kişinin katıldığı eylemlerle protesto edilmiş ve gittiği her yerde dünya halklarının öfkesiyle karşılanan emperyalist haydutlar İstanbul’da da hak ettikleri gibi karşılanmıştı.

Alanlara çıkan binlere, gaz bombalarıyla ve coplarla saldıran kolluk kuvvetleri, haklı ve meşru protesto hakkının kullanılmasına engel olmaya çalışmış ve türlü yalan ve çarpıtma ile gösteriler “suç” olarak gösterilmek istenmişti.

IMF protestoları sırasında göstericilerden onlarcası yaralanırken, 200’e yakını ise gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar, gerek gözaltılar sırasında gerekse gözaltı süresince fiili ve sözlü saldırıya maruz kalmış, bazı göstericiler gericilerin, faşistlerin sopalı, bıçaklı saldırılarında yaralanırken kullanılan yoğun gazdan etkilenen İshak Kalvo adlı bir vatandaş ise kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.

Kolluk güçleri, yalan ve tehditlerine devam ediyor: IMF ve DB uşakları iş başında!

Emperyalist haydutlara karşı gerçekleştirilen protestoları “provokasyon” ve “suç” olarak nitelendiren emperyalizmin yeminli uşakları saldırılarını sürdürüyor. 20 Kasım Cuma günü evleri basılarak gözaltına alınan 1 üyemiz ve 7 arkadaşımızın, IMF protestolarına katılmakla “suçlandığı” açıklandı.

IMF ve DB uşakları ve efendileri; 6-7 Ekim tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen eylemlerden duydukları “rahatsızlıkları” 20 Kasım günü yapılan gözaltılarla gidermeye çalıştı. Kendisini, efendilerine “ispatlama” telaşına giren İstanbul Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Valiliği, AKP ve diğer kan emici kesimler yapılan gözaltıları çarpıtarak “sarsılan otoritelerini” kurtarmaya çalışmışlardır.

Gözaltına alınanların henüz savcılık ve mahkeme sorguları sürerken ve “gizlilik” kararı olduğu söylenirken; burjuva medyada “terör örgütü operasyonu” demagojisi eşliğinde “ele geçirilen mühimmatlardan”, “hücre evlerine yapılan baskınlardan”, Federasyon yöneticilerimizden Ali Haydar Ben’in “verdiği bilgiler doğrultusunda operasyonun genişlediğinden”, “havai fişek atan göstericinin yakalandığından” dem vuran haberler gündemin ilk sıralarına yerleştirildi.

Yapılan “operasyonlarda” Ali Haydar Ben adlı üyemiz ve 3 arkadaşımız tutuklanmıştır. Federasyon yöneticilerimizden olan Ali Haydar Ben hakkında, burjuva medyada yapılan “haberler” yalan ve demagojiden ibarettir. IMF ve DB uşakları; Ali Haydar Ben şahsında Federasyonumuza yönelmekte ve güvensizlik yaymaya çalışmaktadır.

Hâkim sınıflar bir kez daha “yasalarının” göstermelik olduğunu ispatlamıştır. Burjuva medya bir kez daha uşaklığını kanıtlamıştır. Federasyonumuz; İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün ve burjuva medyanın yalan ve demagojilerine meydan vermeyecektir!

Tutuklananlar serbest bırakılsın!

Halk içerisinde devrimci ve demokratik dinamikler barındıran her kesime açık ve gizli saldırılarını yoğunlaştıran hâkim sınıflar, demokratik haklar mücadelesinin örgütlü-dinamik güçlerine dönük saldırılarını da aralıksız sürdürüyor.

Federasyonumuza dönük son bir yılda yoğunlaşan baskı ve saldırıların nedeni demokratik haklar mücadelesini geliştirme ve halkla buluşma iradesidir. Bu iradenin ve ısrarın halkın talepleri ile buluşmasından korkuyorlar. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da gelişecek tüm saldırılar demokratik haklar mücadelesini yükseltme irademiz karşısında hükümsüz kalacaktır.

Geçtiğimiz günlerde Taksim’de 1 Mayıs eylemlerine katıldığı gerekçesiyle tutuklananlara, IMF ve DB protestolarına katılanlar da eklenmiştir. Hâkim sınıfların; demokratik- meşru eylemlere yönelik saldırıları artarak devam edecektir.

Bir kez daha ilan ediyoruz; IMF ve DB protestoları haklı ve meşrudur! Gayrı meşru olan emperyalistler ve uşaklarıdır! Emperyalist haydutlara karşı 6-7 Ekim tarihlerinde İstanbul’da sergilenen karşı koyuş ezilen milyonların geleceklerini kazanma iradesidir.

Federasyonumuz; tüm gerici saldırılara karşın demokratik-meşru eylem çizgisini savunmaya ve halkın haklı kavgasını örgütlemeye devam edecektir.

Tüm ilerici, demokratik, devrimci kurum ve kişileri; ezilenlerin demokratik-meşru eylemlerine yönelen bu saldırıları lanetlemeye çağırıyoruz!

Bütün duyarlı kesimleri, demokratik haklar mücadelesine yönelen bu gerici-faşist ablukaya karşı birlikte mücadeleye etmeye ve can bedeli kazanılmış hakları korumaya davet ediyoruz.

IMF ve DB uşaklarının yalan ve demagojilerini boşa çıkaracağız!

IMF ve DB protestoları haklı ve meşrudur!

Yaşasın demokratik haklar mücadelemiz!

Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar halkın haklı kavgasını engelleyemez!

1 Mayıs ve IMF-DB eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle tutuklananlar serbest bırakılsın!

Demokratik Haklar Federasyonu
25 Kasım 2009