
1800’lerin başından itibaren başlayan ve günümüzde bütün yakıcılığıyla
devam eden Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için
ortaya konan çabaların en sonuncusu tam müzakere aşamasına geldiğinde AKP
Hükümeti ve Cumhurbaşkanı tarafından Haziran 2015 tarihinde kesilerek ülke
büyük bir çatışma ve savaş ortamına mahkum edilmiştir. Bunun birlikte, Diyalog
dışı çözüm yöntemlerinde ısrarın bir sonucu olarak, bugün bölgemizde toplumsal
yaşamı derinden etkileyen korkunç ve acı bir çatışma tablosuyla karşı karşıya
bulunmaktayız. 90’lı yıllardan bugüne denenmiş ancak sonuç vermemiş şiddete ve
çatışmaya dayalı politikalar, gerisinde can kayıpları bırakıyor, toplumumuz da
telafisi imkânsız yaralar açıyor.
İnsan hakları ihlallerinin çatışma ortamının etkisiyle tırmanış gösterdiği
yine bu süreçte, hukuk siyasal iktidarın anti-demokratik uygulamaları
karşısında muhalefet gösteren toplumsal kesimler, hapsedilmek ve ya ekonomik-sosyal
haklarından mahrum bırakılmakla tehdit edilmektedir.
Özellikle yayınlanan KHK’lerle düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü,
ekonomik ve sosyal haklar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımdan mağduriyet
oluşturan ihlaller ortaya çıkmıştır. Binlerce kamu çalışanı ve akademisyen,
herhangi bir yargı kararı olmaksızın ve hukuki dayanaktan yoksun suçlamalarla
ihraç edilmiştir. Basına yönelik ağır baskılar devam etmekte, bugün 152
gazeteci ve medya çalışanı ise halen hapishanelerde tutulmaktadır. Medya ve
yayın organları kapatılmakta, gözaltı, tutuklama ve gazetecilerin haber
üretmelerine yönelik engelleyici tutumlar devam etmektedir. İfade ve örgütlenme
hürriyeti de, Valilikler ve Kaymakamlıklarca alınan yasaklama kararlarıyla
kısıtlanmış bulunmaktadır. Diyarbakır, Van, Urfa, Batman gibi bölge illerinde
açık hava toplantıları, demokratik gösteri, yürüyüş ve etkinlikler, ‘güvenlik’
gerekçe gösterilerek süresiz veya her ay yenilenerek yasaklanmaktadır.
HDP Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 9 HDP’li
ve 1 CHP’li milletvekilli halen hapishanelerde tutuklu bulunmaktadır. Ve
şüphesiz vekillerin hapsedilmesini, çatışmaya dayalı siyasal iktidar
politikalarından bağımsız olarak düşünemeyeceğimiz gibi, demokratik siyaset
kanallarını tıkatan sonuçlara yol açtığını ifade edebiliriz. Tarihin en büyük
gasp ve el koyma girişimlerinden biri olan kayyum uygulaması devletin meşruluk
gerekçeleri olan hukuk, adalet ve demokrasi ilkelerinin tümünü geçersiz
kılmaktadır. Bu uygulama devletin kendi hukuksal meşruluğunu tartışmaya açtığı
bir uygulamadır. Görev başına getirildikleri günden beri DBP’li belediyelerde
büyük işçi kıyımları yapan, sokak ve cadde isimlerini AKP’nin ana ideolojik
hattı olan Türk-İslam sentezine uygun şekilde yeniden isimlendiren, kadın,
kültür ve dil kurumlarını kapatan, hafıza merkezlerini yıkan kayyumlar,
Kürtlüğe dair ne varsa yok etmek için olağanüstü bir çaba harcamaktadırlar.
Örnek olarak, en son Van’da sokak isimlerine o topraklarda hiçbir karşılığı
olmayan “Necip Fazıl”, “Meçhul Asker”, “Türkoğlu” gibi isimler koydular,
Ormanpark’ın ismini 15 Temmuz Şehitleri yapıp, Cegerxwîn gibi bir evrensel
değerin ismini bile indirmeye kalkıştılar. Dersim tabelasını indirip Tunceli
yaptılar. Büyük bir intikam ve ırkçı hırsla halkın değerlerine yönelenler,
unutmasın o belediyelere kimse kimsenin talimatıyla gelip oturmadı; halk kendi
iradesini ortaya koydu ve kendi seçilmişlerine demokratik meşrulukla yetki
verdiler. Hegel’in dediği gibi “tarihin size en iyi öğrettiği şey tarihten hiçbir
şey öğrenmediğinizdir”. Atanmış memurlar halkın iradesine karşı duramazlar ve
er geç el koyduğunuz bütün o kurumlar, asıl sahiplerine kavuşacaktır.
Öte yandan, askeri operasyonlar sırasında güvenlik güçleri tarafından
yerleşim alanlarına yapılan baskınlarda ise, sivil yurttaşlara işkence ve kötü
muamelede bulunulmuş, haksız gözaltı işlemleri gerçekleşmiştir. Kürt oldukları
için kaba dayağa maruz kalan köylüler, saatler süren bir işkencenin kurbanı
olmuşlardır. Aynı şekilde, yine çatışmalı ortamların varlık gösterdiği
bölgelerde sahipsiz bırakılan patlayıcılar sonucu da, çocukların
yaralanmalarına ve yaşamlarını yitirişine hala tanıklık ediyoruz.
Hapishanelerdeki mahpusların sevkler sırasında çıplak arama ve fiziki işkence,
tek kişilik hücrelerde tecrit etme, kelepçeli tedavi, hastane ve revire
çıkarılmama gibi yaşanan mağduriyetlerde yaşanan sorunlarda zincirin bir diğer
halkasını oluşturmaktadır.
AKP, kendi iktidarını ve güçlerinin doğrudan görünürlüğünü, Kürtlere,
emekçilere ve yoksullara uyguladığı soykırım üzerinden göstermeye
çalışmaktadır. Özellikle uyguladığı hukuk dışı savaşı halkın izlemesine olanak
verecek mekanlarda gerçekleştirmektedir. Bireyin yaşam hakkını, iktidarın kendi
varlığı için, gerektiğinde elinden alınabilecek bir hak olarak görmektedir.
Disipline edemediği bedenler üzerine işkence ve ölü bedenleri tahrip ederek
hınç aldığı gözlenmektedir. OHAL’le birlikte otoriter uygulamalar had safhaya
ulaşmış, seferberlik ve savaş halinde dahi kısıtlanmayacak haklar kısıtlanmakta
ve bu kısıtlamaların başında da başta yaşam hakkı gelmektedir.
Bugün Türkiye’de insan hakları açısından acilen yerine getirilmesi gereken
tek bir talep vardır: O da acilen barışın tesis edilmesidir. Türkiye’nin en
önemli sorunlarının başında Kürt sorunu gelmektedir. Kürt sorunuyla ilgili kısa
ve uzun vadede umutlarımızı artıracak hiçbir gelişme uzun bir süredir
yaşanmamaktadır. Öcalan üzerinde uzun bir süreden bu yana katı bir tecrit
uygulanmaktadır. Türkiye’nin bu politikadan derhal vazgeçip 28 Şubat Dolmabahçe
mutabakatına geri dönmesi gerekiyor. Er yada geç Kürtlerle Türkiye
barışacaktır. Barışın sağlanamadığı koşullarda yaşam hakkı korunamamakta, yaşam
hakkı olmayınca da diğer tüm haklardan söz etmek mümkün olamamaktadır. Kürt
sorunun savaşla çözülemeyeceği açıktır
Şu anda Türkiye’de ifade özgürlüğü otoriter yönetimin yargı baskısı
altındadır. Dolayısıyla Türkiye’de asgari standartlarda dahi demokrasiden söz
edilemez. Bu nedenle demokrasi mücadelemiz kaçınılmazdır. OHAL ve KHK rejimi
darbeye karşı bir karşı darbe rejimine dönüşmüş durumdadır. Bu karşı darbe
rejimi bir an önce terk edilmeli ve coğrafyamızda büyük bir tahribat, yoksulluk
ve hak ihlalleri oluşturan içeride ve dışarıda savaş politikalarına derhal son
verilmelidir.
Mahmut TOĞRUL
HDP Gaziantep Milletvekili