AKP Hükümeti, Kürt sorununun çözümünde öze ilişkin herhangi bir açılım sunmazken, bu kez de konuyu gazetecilerle tartıştı. Hükümet, gazetecilerin görüşlerini not etti. Diğer taraftan da Kürt halkının talepleri, 'kırmızı çizgiler'in arkasına itiliyor. Öcalan'a özgürlük, anayasal güvence, operasyonların durdurulması gibi talepler hükümetin gündeminde bulunmuyor.
Hükümet not tuttu
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 29 Temmuz'da yaptığı basın açıklamasında 'açılımsız' bıraktığı Kürt sorununda hükümetin politikasızlığı sürüyor. Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos'ta açıklaması beklenen çözüm planının baskısıyla alelacele yapılan basın toplantısında, bol bol umut tacirliği yapılmıştı. Hükümet, şimdi de Kürt çalıştayı düzenleyerek gazetecileri dinledi. Çalıştayın, Demokratik Toplum Kongresi'nin “Kürt Sorununda Birlik ve Çözüme Doğru Ortaklaşma Çalıştayı”nın hemen ardından toplanması dikkat çekti.
Polis Akademisi'nde Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi’nce (ki böyle bir birimin düzenlemesi ayrı bir tartışma konusu) “Kürt Meselesinin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru” çalıştayında gazeteciler konuşturuldu. Bakan Atalay ve polis şefleri de hiç söz almadan not tuttu.
Gazetecilerden bilinenin tekrarı
Gazetecilerin konuşturulduğu ama basına kapalı yapılan toplantıda görüş belirten gazeteciler, PKK'nin dağdan indirilmesi konusunda en etkili kişinin Öcalan olduğunu vurguladı, Öcalan'ın görüşlerinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Gazeteciler, sorunun çözüm adresi olarak Meclis'i gösterdi. Sorunun çözümünde muhalefetin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyleyen gazeteciler, MHP'nin son dönemdeki yaklaşımlarını da eleştirdi. Daha önce Kandil'e giderek Murat Karayılan'la görüşen Hasan Cemal de izlenimlerini aktardı. Oral Çalışlar da DTP'nin muhatap alınması gerektiğini söyledi.
Buraya kadar gazetecilerin söylediklerinde yeni olan hiçbir şey yok. Yaklaşık üç aydır bütün köşe yazarları, gazeteciler bu sorunla yatıp kalkıyor, konu ile ilgili yazıp çiziyor. Çalıştaya katılan gazetecilerin görüşleri de Hükümet tarafından en ince ayrıntısına katar biliniyor. Burada amaç, konunun 'demokratik' bir ortamda tartışıldığı izlenimi yaratmak, hükümetin çözüm planı oluşturmada toplumun değişik kesimlerinin fikirlerinden yararlandığı havası yaratmak. 'Demokratik' bir ortamda yapılan tartışmayla, Kürt sorununun 'demokrasi içinde çözüleceği' şeklindeki hükümet açıklamasına güç katılmak isteniyor.
Çalıştaya Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Mustafa Karaalioğlu, Nasuhi Güngör, Deniz Ülke Arıboğan, Muharrem Sarıkaya, Hasan Cemal, Okan Müderrisoğlu, İbrahim Kalın, Mithat Sancar, Ruşen Çakır, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Mümtaz’er Türköne, İhsan Dağlı katıldı. Çalıştaya Hürriyet ve Cumhuriyet’ten herhangi bir temsilcinin çağrılmaması dikkat çekti.
Gazetecilerle birlikte düzenlenen Kürt çalıştayında, sürece ilişkin en fazla kullanılan sözcük, “Umut” oldu. Artık konunun bir tarafı olan Hükümetin, inisiyatifi eline aldığı, bundan sonrası için geri dönüşün olamayacağı vurgulandı. Çalıştaya katılan köşe yazarları, bu görüşlerini köşelerinde de sıkça dile getirdiler. Peki, durum o kadar umutlu mu?
Önce kırmızı çizgiler açıklandı
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sorunun çözümüne ilişkin Hükümetin politikasızlığını basının önünde açıkladı. Ortada bir açılım yok ama, olmayan çözüm paketine 'kırmızı çizgiler' bile çizildi. Öcalan'a özgürlük talebi hiçbir şekilde ortaya atılmayacak; anayasal güvence ve özerklik asla gündeme gelmeyecek, üniter devlet yapısı korunacak; af yerine TCK'nin itirafçılığı dayatan 221. maddesi genişletilerek işletilecek; operasyonlar durdurulmayacak. Bu açılımın neresinde “umut” var. Hükümetin kamuoyuna açıklamadığı planında, bu kalın kırmızı çizgiler bulunuyor.
Hükümetin açılımında, Kürtçe bilen devlet memurlarının alınması yer alıyor. Kürt illerinde DTP'nin elindeki belediyeler Kürtçe olarak zaten hizmet veriyor. Hükümet, böylece DTP'nin açtığı mevziyi Kürt halkına 'bağışlamış' olacak. Ortada ne umut, ne de yeni bir şey var. Göz boyayarak sorunun çözüleceği beklentisi diri tutulmaya çalışılıyor. AKP, Kürt sorununda çözümsüzlüğün devam etmesinin kendi sonunu hazırladığını hala tam olarak anlayabilmiş değil.
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Hasta Tutsaklara Özgürlük
Hapisten bir kişi daha tabutla çıktı; İsmet Ablak' da cezaevinde yaşamını yitirdi. Son dönemde sık okuduğumuz başlıklar oldu bunlar. Artık bu tür haberler duymak istemiyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bu yasanın uygulanabildiğini hep birlikte yaşayarak gördük. Cumhurbaşkanı, Erbakan'ın ev hapsi cezasını hasta ve yaşlı diye affetti. Ergenekon tutuklusu Generaller ve diğer subaylar ile İbrahim Şahin ve bazı sivil tutuklular tedavi görebilsinler diye serbest bırakıldılar. Bizler, beş yılı aşkın süredir Erol Zavar'a Yaşam Hakkı Koordinasyonu olarak sayısız eylem ve etk,nlik gerçekleştirdik. Erol şahsında cezaevlerinde yaşanan haksız uygulamara dikkat çekmeye çalıştık. Mesane kanseri olan ve bugüne dek 20 ameliyet geçirip, vücudundan 50'nin üzerinden kanserli ur alınan Erol Zavar'ın F tipi tecrit koşullarında direnmek durumunda kaldığı bu hayati sorunu kamuoyuna taşımaya çalıştık. Erol'un Türk Tabipler Birliği tarafından düzenlenmiş olan “tedavisinin uygun koşullarda yapılabilmesi için derhal tahliye edilmesi gerektiği”ne dair raporunu vermek üzere aylarca randevu beklediğimiz Cumurbaşkanlığı Sekreterliği'nden, 3 hafta kadar önce ve adeta alay eder gibi “Elimize Erol Zavar konusunda ulaşmış Rapor yoktur!” açıklaması yapıldı. Bunun üzerine randevu verilmeyeceğine ikna olarak söz konusu Raporu iadeli tahahütlü olarak Cumhurbaşkanlığı Makamı'na gönderdik. Hiç olmazsa artık bu konuda yanıltıcı açıklamalar yapılamayacaktır. 3 Ağustos Pazartesi günü ise Erol Zavar'ın Raporu İstanbul Tabip Odası'da TTB Başkanı Prof.Dr. Gencay Gürsoy ve bizler tarafından kamuoyuna açıklanacaktır. Erol'a karşı sergilenen bu yaklaşımın da nedenini biliyoruz, çünkü Erol Zavar da bir devrimcidir. Erol'u “ora”dan alabilir, “duvar”da bir gedik açabilirsek arkası gelir, önce hasta tutsakları ölümün pençesinden çekip almak, paralelinde de “ F tipi tecrit” konusunda bir duyarlılık oluşturmak mümkün olabilir. Eğer güçlü bir kamuoyu ve hasta tutsaklar etrafında güçlü bir dayaışma yaratamazsak belki de Güler Zere, A. Samet Çelik ya da Erol Zavar bir sonraki kayıplarımız olacak. Cezaevlerindeki hasta tutsaklar sorunu, sadece yakınlarının, arkadaşlarının, yoldaşlarının değil başta devrimci-demokrat çevreler, insan hakları savunucuları ile aydın ve sanatçılar olmak üzere insanım diyen herkesin sorunudur. Hasta insanlarımızı; tedavilerinin yapılabilmesi amacıyla dışarı alabilmek hepimize düşen bir görevdir.
Honduras’ta halk grevine saldırı: 1 ölü
Honduras’ta askeri darbeye karşı ilan edilen 48 saatlik halk grevine başta Tegucigalpa'da saldırıldı, 1 ölü var
Honduras’ta halk grevine saldırı: 1 ölü
Honduras’ta devlet başkanı Zelaya’yı iktidardan düşüren askeri darbeye karşı ilan edilen 48 saatlik halk grevi başta Tegucigalpa ve diğer kentlerde olmak üzere ağır saldırıların hedefi oldu. Direniş hareketine katılan feminist gruplar darbe karşıtı demokratik hareketin merkezi durumunda olan Tegucigalpa ve Comayagua kentlerinde ordu ve polisin halka yönelik ağır saldırılarda bulunduğunu bildirerek saldırıları kınadılar. Çeşitli grupların verdikleri bilgiler şöyle:
• El Duranzo’daki Tegucigalpa’da gerçekleşen barışçı gösteriye yönelik vahşi saldırıda çok sayıda gösterici tutuklandı.
• Saldırıda yaralananlar arasında durumu ağır olan sendikacılar ve öğrenciler var.
• Tutuklanan kadınların önemli bir bölümünü öğretmenler oluşturuyor.
• Saldırılarda 1 kişinin öldürüldüğü bildiriliyor.
hondurashonduras
Radio Liberada tarafından bildirilen haberlere göre ise, aralarında çok sayıda çocuğun da olduğu yüzlerce kişi tutuklandı. 38 yaşındaki Roger Abraham Vallejo Soriano isimli bir öğretim görevlisi yaşama mücadelesi veriyor.
Uluslararası Köylü Hareketi-Via Campesina (Köylünün Yolu) tarafından Honduras’tan bildirilen haberlerse şöyle:
Perşembe günü sabah saat 10 sularında El Duranzo polis-asker noktası çıkışının kuzeyinde barışçı biçimde gerçekleştirdiğimiz yol kesme eylemine başladığımızda, güvenlik güçleri çevremizi kuşatarak barışçıl yöntemlerle bile yapılsa yol kesme eylemlerine izin vermeyeceklerini açıklayarak göz yaşartıcı gazlarla ve ateş ederek saldırmaya başladılar. Yoldaki herkesi dövmeye başladılar: oysa insanların tek isteği yalnızca halkımızı sömüren ve yoksullaştıran zenginlerin değil halkın iradesinin saygı gördüğü bir ülkede yaşamaktı.
Polis protestocuları yaklaşık 6 kilometre kovalayarak toplandıkları bir markette yeniden saldırdı ve 38 yaşındaki öğretmen Roger Abrahan Vallejo Soriano’u başından vurdu, Escuela Hastanesi doktorları öğretmenin yaşama savaşı verdiğini ama kurşunun beyne hasar vermesi nedeniyle kendisi için umut olmadığını açıkladılar.
Tegucigalpa’daki polis karakollarında aralarında Ulusal Direniş Cephesi lideri Juan Barahona’nın da bulunduğu 80 kadar tutuklu bulunuyor. Çok sayıdaki hastanede de sayılarını bilmediğimiz kadar yaralı var.
Bu arada San Pedro Sula, Colón ve Comayagua bölgelerinden de saldırı haberleri alıyoruz. Comayagua’da 100’den fazla tutuklu var ve aralarında 7 yaşındaki çocukların da olduğu, 4 kişinin yaralandığını duyduk.
Baskı ve direnişe katılan insanların hayatlarına kasteden tehditler tırmanıyor, çünkü darbeciler artık yol kesme eylemlerine izin vermeyeceklerini açıkladılar ve halkı de facto darbe hükümetini kabul etmeye zorluyorlar.
Darbeye karşı direniş cephesi yarın da direnişe devam etme kararı aldı.
Dünya halklarından bu baskılar karşısında dayanışma eylemlerini yükseltmelerini istiyoruz çünkü HALKLARIMIZA KARŞI YENİ DARBELERE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ.
HONDURASLILARIN KATİLİ FAŞİST ROBERTO MİCHELLETTİ BAİN VE ALVARO ROMERO HÜKÜMETİNİ YENİLGİYE UĞRATMA MÜCADELEMİZE DEVAM EDİYORUZ…
Kaynak: Socialist Project, kaosenlared.net
Honduras’ta halk grevine saldırı: 1 ölü
Honduras’ta devlet başkanı Zelaya’yı iktidardan düşüren askeri darbeye karşı ilan edilen 48 saatlik halk grevi başta Tegucigalpa ve diğer kentlerde olmak üzere ağır saldırıların hedefi oldu. Direniş hareketine katılan feminist gruplar darbe karşıtı demokratik hareketin merkezi durumunda olan Tegucigalpa ve Comayagua kentlerinde ordu ve polisin halka yönelik ağır saldırılarda bulunduğunu bildirerek saldırıları kınadılar. Çeşitli grupların verdikleri bilgiler şöyle:
• El Duranzo’daki Tegucigalpa’da gerçekleşen barışçı gösteriye yönelik vahşi saldırıda çok sayıda gösterici tutuklandı.
• Saldırıda yaralananlar arasında durumu ağır olan sendikacılar ve öğrenciler var.
• Tutuklanan kadınların önemli bir bölümünü öğretmenler oluşturuyor.
• Saldırılarda 1 kişinin öldürüldüğü bildiriliyor.
hondurashonduras
Radio Liberada tarafından bildirilen haberlere göre ise, aralarında çok sayıda çocuğun da olduğu yüzlerce kişi tutuklandı. 38 yaşındaki Roger Abraham Vallejo Soriano isimli bir öğretim görevlisi yaşama mücadelesi veriyor.
Uluslararası Köylü Hareketi-Via Campesina (Köylünün Yolu) tarafından Honduras’tan bildirilen haberlerse şöyle:
Perşembe günü sabah saat 10 sularında El Duranzo polis-asker noktası çıkışının kuzeyinde barışçı biçimde gerçekleştirdiğimiz yol kesme eylemine başladığımızda, güvenlik güçleri çevremizi kuşatarak barışçıl yöntemlerle bile yapılsa yol kesme eylemlerine izin vermeyeceklerini açıklayarak göz yaşartıcı gazlarla ve ateş ederek saldırmaya başladılar. Yoldaki herkesi dövmeye başladılar: oysa insanların tek isteği yalnızca halkımızı sömüren ve yoksullaştıran zenginlerin değil halkın iradesinin saygı gördüğü bir ülkede yaşamaktı.
Polis protestocuları yaklaşık 6 kilometre kovalayarak toplandıkları bir markette yeniden saldırdı ve 38 yaşındaki öğretmen Roger Abrahan Vallejo Soriano’u başından vurdu, Escuela Hastanesi doktorları öğretmenin yaşama savaşı verdiğini ama kurşunun beyne hasar vermesi nedeniyle kendisi için umut olmadığını açıkladılar.
Tegucigalpa’daki polis karakollarında aralarında Ulusal Direniş Cephesi lideri Juan Barahona’nın da bulunduğu 80 kadar tutuklu bulunuyor. Çok sayıdaki hastanede de sayılarını bilmediğimiz kadar yaralı var.
Bu arada San Pedro Sula, Colón ve Comayagua bölgelerinden de saldırı haberleri alıyoruz. Comayagua’da 100’den fazla tutuklu var ve aralarında 7 yaşındaki çocukların da olduğu, 4 kişinin yaralandığını duyduk.
Baskı ve direnişe katılan insanların hayatlarına kasteden tehditler tırmanıyor, çünkü darbeciler artık yol kesme eylemlerine izin vermeyeceklerini açıkladılar ve halkı de facto darbe hükümetini kabul etmeye zorluyorlar.
Darbeye karşı direniş cephesi yarın da direnişe devam etme kararı aldı.
Dünya halklarından bu baskılar karşısında dayanışma eylemlerini yükseltmelerini istiyoruz çünkü HALKLARIMIZA KARŞI YENİ DARBELERE ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ.
HONDURASLILARIN KATİLİ FAŞİST ROBERTO MİCHELLETTİ BAİN VE ALVARO ROMERO HÜKÜMETİNİ YENİLGİYE UĞRATMA MÜCADELEMİZE DEVAM EDİYORUZ…
Kaynak: Socialist Project, kaosenlared.net
1 Ağustos 2009 Cumartesi
Gizli tanıklardan sonra Binzet de ifadesini geri çekti
Jitem Komutanı Eski Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın da aralarında bulunduğu 6’sı tutuklu 7 sanık hakkında dava açılmasının ardından gizli tanıklar...
Jitem Komutanı Eski Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın da aralarında bulunduğu 6’sı tutuklu 7 sanık hakkında dava açılmasının ardından gizli tanıklar “tükenmez kalem” ve “sokak lambası”ndan sonra Tanık Mehmet Nuri Binzet’in de dosyada yer alan ifadelerini geri çektiği kaydedildi.
Albay Temizöz davasının duruşması öncesi gizli tanıklardan sonra Korucubaşı ve Eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın kardeşi olan ancak nüfus kaydı amcasının oğlu A. B.’nin üzerine yapılan Mehmet Nuri Binzet de tanıklık yapmaktan vazgeçti. Binzet, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçesinde, dosyada bulunan faili meçhul cinayetlere ilişkin ifadelerinin düzeltilmesini talep etti. (DİYARBAKIR)
Jitem Komutanı Eski Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın da aralarında bulunduğu 6’sı tutuklu 7 sanık hakkında dava açılmasının ardından gizli tanıklar “tükenmez kalem” ve “sokak lambası”ndan sonra Tanık Mehmet Nuri Binzet’in de dosyada yer alan ifadelerini geri çektiği kaydedildi.
Albay Temizöz davasının duruşması öncesi gizli tanıklardan sonra Korucubaşı ve Eski Cizre Belediye Başkanı Kamil Atağ’ın kardeşi olan ancak nüfus kaydı amcasının oğlu A. B.’nin üzerine yapılan Mehmet Nuri Binzet de tanıklık yapmaktan vazgeçti. Binzet, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçesinde, dosyada bulunan faili meçhul cinayetlere ilişkin ifadelerinin düzeltilmesini talep etti. (DİYARBAKIR)
İşsizlik büyüyor
Kriz ile birlikte Almanya’da işsizler ordusu büyümeye devam ediyor. Federal Çalışma Ajansı tarafından dün yapılan açıklamaya göre, ülke genelindeki işsiz sayısı bir önceki aya oranla 52 bin artarak 3,5 milyona ulaştı. Kısa çalışmaya gönderilen yüzbinlerce işçi ise işsiz olarak gösterilmedi. Alman Sendikalar Birliği (DGB) ise ülkede gerçekte 5 milyondan fazla kişinin işsiz olduğunu ifade etti.
Çalışma Ajansı tarafından dün öğleden önce açıklanan rakamlara göre ülkedeki işsizlerin sayısı geçen yılın aynı ayına göre 252 bin arttı. Ülke genelindeki işsizlik oranı böylece bir önceki aya göre yüzde 0.1 artış ile yüzde 8.2’ye çıktı.
Çalışma Ajansı Başkanı Frank Jürgen Weise, Alman ekonomisinde baş gösteren durgunluğun kendisini açık bir şekilde Temmuz ayında da hissettirmeye devam ettirdiğini ifade ederek, firmaların yeni işçi almaktan kaçındığını belirtti. Weise, işsizlik rakamlarının çok fazla yükselmemesini firmaların işten atma yerine kısa çalışmaya gitmesine bağlandı. Bilindiği gibi bütün büyük firmalar yüzbinlerce işçiyi kısa çalışmaya göndermişti.
204 BİN İŞÇİ KISA ÇALIŞMADA
Çalışma Ajansı tarafından yapılan açıklamaya göre, ülke genelinde Haziran ayında toplam 204 bin işçi ekonomik kriz nedeniyle kısa çalışmaya gönderilmişti. Bu ay içinde ise tahminen 170-180 bin işçinin kısa çalışmada olduğu ifade edildi. Ancak bu konuyla ilgili kesin rakamların ancak iki ay içinde açıklanabileceği belirtildi.
Çalışma Ajansı tarafından açıklanan rakamlarda işsizlik oranı 3.5 milyon olarak açıklanırken, gerçekte ise işsizliğin açıklanan rakamların çok üzerinde olduğu dile getirildi. Alman Sendikalar Birliği (DGB) İşpiyasası Uzmanı Johannes Jakob, gerçekte işsizlerin sayısının 5 milyon olduğunu belirterek, tam 1.4 milyon insanın ülkede kısa çalışmaya gittiğini ifade etti.
SEÇİMLERİN KADERİNİ İŞSİZLİK BELİRLEYECEK
İşsizlik rakamlarının aydan aya artması, önümüzdeki Eylül ayında yapılacak genel seçimlere işsizliğe çözüm bulunması konusunun damgası vurması bekleniyor. Sol Parti tarafından dün konuyla ilgili yapılan açıklamada, hükümet partileri SPD ve CDU/CSU’nun işsizlik sorununa çözüm getiremeyeceği ifade edildi. Hartz IV yardımının artırılmasını isteyen Sol Parti ayrıca yeni işyerlerinin açılması için konjonktür programlarının hazırlanmasını talep ediyor.Sol Parti ayrıca hükümet partilerin seçimler öncesinde işsizlik rakamlarıyla oynayarak, hasta olan işsizlerin, 1 Euro işlerde çalışanların ya da meslek geliştirme kurslarına gidenlerin işsiz sayılmayarak, gerçek rakamın düşürüldüğünü dile getirdi.
Sol Parti’nin hesaplarına göre ülkede 4 milyon 545 bin 777 kişi işsiz. Yani 1 milyon 135 bin 797 kişi işsiz olduğu halde işsizlik rakamlarına dahil edilmemiş durumda.
JAPONYA’DA İŞSİZLİK ZİRVE YAPTI
Japonya İşiçleri ve İletişim Bakanlığı, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde Mayıs ayında yüzde 5,2 olan işsizlik oranının Haziran ayında yüzde 5.4’e çıktığını açıkladı.
Japonya’da en son Haziran 2003’te işsizlik oranı yüzde 5.4 olmuştu. Mayıs 2003’te ise bu oran yüzde 5,5’di. Açıklamada, Haziran ayında toplam işsiz sayısının 830 bin bir başka deyişle bir yıl önceye göre yüzde 31,3 artarak, 3,48 milyona çıktığı da ifade edildi.
(HABER MERKEZİ)
Çalışma Ajansı tarafından dün öğleden önce açıklanan rakamlara göre ülkedeki işsizlerin sayısı geçen yılın aynı ayına göre 252 bin arttı. Ülke genelindeki işsizlik oranı böylece bir önceki aya göre yüzde 0.1 artış ile yüzde 8.2’ye çıktı.
Çalışma Ajansı Başkanı Frank Jürgen Weise, Alman ekonomisinde baş gösteren durgunluğun kendisini açık bir şekilde Temmuz ayında da hissettirmeye devam ettirdiğini ifade ederek, firmaların yeni işçi almaktan kaçındığını belirtti. Weise, işsizlik rakamlarının çok fazla yükselmemesini firmaların işten atma yerine kısa çalışmaya gitmesine bağlandı. Bilindiği gibi bütün büyük firmalar yüzbinlerce işçiyi kısa çalışmaya göndermişti.
204 BİN İŞÇİ KISA ÇALIŞMADA
Çalışma Ajansı tarafından yapılan açıklamaya göre, ülke genelinde Haziran ayında toplam 204 bin işçi ekonomik kriz nedeniyle kısa çalışmaya gönderilmişti. Bu ay içinde ise tahminen 170-180 bin işçinin kısa çalışmada olduğu ifade edildi. Ancak bu konuyla ilgili kesin rakamların ancak iki ay içinde açıklanabileceği belirtildi.
Çalışma Ajansı tarafından açıklanan rakamlarda işsizlik oranı 3.5 milyon olarak açıklanırken, gerçekte ise işsizliğin açıklanan rakamların çok üzerinde olduğu dile getirildi. Alman Sendikalar Birliği (DGB) İşpiyasası Uzmanı Johannes Jakob, gerçekte işsizlerin sayısının 5 milyon olduğunu belirterek, tam 1.4 milyon insanın ülkede kısa çalışmaya gittiğini ifade etti.
SEÇİMLERİN KADERİNİ İŞSİZLİK BELİRLEYECEK
İşsizlik rakamlarının aydan aya artması, önümüzdeki Eylül ayında yapılacak genel seçimlere işsizliğe çözüm bulunması konusunun damgası vurması bekleniyor. Sol Parti tarafından dün konuyla ilgili yapılan açıklamada, hükümet partileri SPD ve CDU/CSU’nun işsizlik sorununa çözüm getiremeyeceği ifade edildi. Hartz IV yardımının artırılmasını isteyen Sol Parti ayrıca yeni işyerlerinin açılması için konjonktür programlarının hazırlanmasını talep ediyor.Sol Parti ayrıca hükümet partilerin seçimler öncesinde işsizlik rakamlarıyla oynayarak, hasta olan işsizlerin, 1 Euro işlerde çalışanların ya da meslek geliştirme kurslarına gidenlerin işsiz sayılmayarak, gerçek rakamın düşürüldüğünü dile getirdi.
Sol Parti’nin hesaplarına göre ülkede 4 milyon 545 bin 777 kişi işsiz. Yani 1 milyon 135 bin 797 kişi işsiz olduğu halde işsizlik rakamlarına dahil edilmemiş durumda.
JAPONYA’DA İŞSİZLİK ZİRVE YAPTI
Japonya İşiçleri ve İletişim Bakanlığı, dünyanın ikinci büyük ekonomisinde Mayıs ayında yüzde 5,2 olan işsizlik oranının Haziran ayında yüzde 5.4’e çıktığını açıkladı.
Japonya’da en son Haziran 2003’te işsizlik oranı yüzde 5.4 olmuştu. Mayıs 2003’te ise bu oran yüzde 5,5’di. Açıklamada, Haziran ayında toplam işsiz sayısının 830 bin bir başka deyişle bir yıl önceye göre yüzde 31,3 artarak, 3,48 milyona çıktığı da ifade edildi.
(HABER MERKEZİ)
On binler barış ve kardeşlik istedi
9. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin önceki gün Atatürk Stadyumu’nda gerçekleşen açılışında bir araya gelen on binlerce kişi hep bir ağızdan barış ve kardeşlik türküleri söyledi.
Festivalin açılış konuşmasını yapan Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin, bütün Tuncelililerin ortak üretimi olduğunu vurguladığı festivalin, giderek uluslararası bir özellik kazandığını söyledi.
AYNA KÜRT AÇILIMINI ELEŞTİRDİ
Açılışta konuşan DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Dersim’e Tunceli isminin egemenlerce bir tarihi silmek için verildiğini belirterek Dersim isminde ısrar ettiklerini söyledi. Seçimden önce hükümetin Alevi açılımıyla Alevileri kandırmayı hedeflediğini belirten Ayna seçimden sonra bunun rafa kaldırıldığını belirtti. Hükümetin şimdi de Kürt açılımıyla halkın karşısına çıktığını belirten Ayna, “Hükümet sorunu muhatapsız çözmek istiyor. Kürt soyut bir kavram değildir. Bir halkın adıdır. Temsilcileri vardır. Siz Kürt sorununu çözeceğim derken bu halkı görmezden gelemezsiniz” dedi. Diğer halklarla eşit haklar istediklerini belirten Ayna, hükümetin bir çözüm projesi olmadığını ifade etti. “Sorunun üzerinde çalıştıklarını söylüyorlar. Ama şimdiye kadar konuştukları kurumlar MGK, MİT ve polis yetkilileri. Bundan sonra siyasi partilerle, kitle örgütleriyle görüşeceklerini söylüyorlar” diyen Ayna, “Bir deyim vardır, ‘Ölme eşeğim yaz gelsin.’ Burada insanlar ölüyor insanlar” şeklinde konuştu. Hükümetin açıkladığı Kürt açılımının sorunu çözmekten uzak olduğunu söyleyen Ayna, “Gerçekten çözüm isteniyorsa, operasyonlar durdurulmalı, anayasa değişmelidir” dedi.
DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’te yaptığı konuşmada hükümetin Kürt açılımını eleştirdi.
SALDIRILARA KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI
“Deniz Gezmişlerin mücadelesinin mirasçısı olan Emek Partisi adına hepinizi selamlıyorum” diyerek sözlerine başlayan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek ise AKP’nin ekonomi politikalarını eleştirerek, “Krizin teğet geçtiğini söylediler. İşsizlik had safhaya vardı. Bölgede tarım ve hayvancılık bitirildi” dedi. AKP’nin demokrasi alanında da aynı yalanları söylediğini dile getiren İmrek, “Alevi açılımı dediler ama Alevilere çalım atmaya onları kandırmaya çalıştılar. Alevileri Hızır Paşa sofrasına oturtmaya çalıştılar” dedi.
Şimdi de Kürt açılımının gündeme geldiğini belirten İmrek, “İçişleri Bakanı açıkça ‘sorunun özüne dair bir şey söylemeyeceğim’ diyor. Sorunun özüne dair bir şey söylememek, acı, kan ve gözyaşında ısrar etmek demektir” şeklinde konuştu. Zulme karşı direnişin önemli merkezlerinden biri olan Dersim’in bundan sonra da, Aleviler ve Kürt halkının demokratik hak taleplerinin kazanılmasında, işçi sınıfının ekonomik ve siyasi sorunlarının çözümünde tarihsel bir öneme sahip olacağının altını çizen İmrek, “Dersim halkı artık demokratik bir Türkiye’yi yaratma mücadelesinde sesini daha gür çıkarmalıdır” dedi.
Gerçekten laik ve demokratik bir Türkiye’yi yaratmak için güçlerin birleştirilmesi gerektiğinin altını çizen İmrek, EMEP’in bugüne kadar bu birlik için elinden geleni yaptığını belirterek, daha güçlü bir halk birlikteliği yaratmak için mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı. İmrek, barajları engellemenin, Munzur’a sahip çıkmanın yolunun da demokrasi mücadelesini yükseltmekten ve birlikte mücadeleyi güçlendirmekten geçtiğini söyledi.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş ise yaptığı konuşmada Dersim’de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirerek hükümetin saldırılarına karşı birliği ve dayanışmayı güçlendirmenin önemli olduğunu vurguladı.
Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) Başkanı Özkan Tacer de yaptığı konuşmada, “Bizleri Dersim’den göç ettirmeye zorlayan, 38 sürecinde tehcir hareketiyle bizleri yok etmek isteyen, Alevi Kızılbaş kimliğimizle bizi saymayan, yetmiyormuş gibi barajlarla doğamızı yok eden bu anlayışa karşı, bir kez daha sesleniyorum, Dersim onurludur, onurlu kalacaktır” dedi.
SEZEN AKSU’DAN ZAZACA TÜRKÜ
Açılış etkinliğinde yerel sanatçıların yanı sıra, Lütfü Emre Gültekin, Grup Yorum, Diyar, Ali Asker ve Sezen Aksu sahne aldı. Özellikle Sezen Aksu’nun konseri sırasında coşkulu anların yaşandığı görüldü. Konser sırasında kısa bir konuşma yapan Sezen Aksu, “Burada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Doğanın da tıpkı insanlar gibi hakları vardır. Havanın, taşın, toprağın, suyun önünde saygıyla eğiliyorum” dedi. Sevilen parçalarını seslendiren Sezen Aksu konserinde, Erkan Oğur’la birlikte de bazı türküler seslendirdi. Aksu, Dersimli sanatçı Mikail Aslan’la birlikte Zazaca bir türkü seslendirdi.
DİL PANELİ
“Dilimiz, Kültürümüz ve İsimlerimizi Geri İstiyoruz” konulu panel dün Belediye Konferans Salonunda yapıldı. Panele DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Ermeni Yazar Tigran Hakobyan, Daimi Cengiz, Ali Rıza Aslan, Allaattin Aktaş katıldı. Cemal Taş’ın yönettiği panelde konuşan Tigran Hakobyan, geçmişte Ermenilerin, Dersimlilerle iletişimlerinin iyi olduğunu belirtti. Bu coğrafyada Ermenilerinde yaşadığını anlatan Hakobyan, “Ermeni yer isimleri değiştirildi. Zazalar, Ermenilerin kültür kaynaklarına saygı göstermiş onları korumuşlardır” dedi. Şerafettin Halis, Dersim isminin değiştirilerek, başlayan asimilasyon politikasının günümüzde devam ettiğini belirtti. İstanbul Kürt Enstitüsü Yöneticisi Allaattin Aktaş, 2006 yılına kadar Kürt dilinin varlığını ispatlamak için çalışmalar yaptıklarını söyledi. Aktaş, asimilasyondan kurtulabilmek için Kürt dilinin eğitim dili olması gerektiğini kaydetti.
ALEVİLİK VE SORUNLARI TARTIŞILDI
Önceki gün gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında yapılan, ‘Günümüzde Alevilik ve Sorunları’ konulu panele çok sayıda izleyici katıldı. Belediye Konferans salonunda gerçekleştirilen panelde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç, Alevi sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu belirterek, Alevilerin asimile edildiğini ve yok sayıldığını dile getirdi. Genç, “Bizler aleviler üzerine kurulacak bir parti çalışmasının içinde yer almayız. Alevi oylarını garanti olarak gören kendisinin sayan partilere de mahkum olmak istemiyoruz. Demokrasiden ve halkların kardeşliğinden yana güçlü bir birlikteliğin içinde olmak istiyoruz” dedi. Panelde DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Sorun Yayınları Kolektifi’nden Sırrı Öztürk, BDP Genel Başkanı Demir Çelik ve Necdet Saraç da birer konuşma yaptı. Festival kapsamında dün Kemerbel Aile Çay Bahçesi’nde yapılan şiir dinletisine, Şairler Edib Polat, Mehmet Çetin, Emirali Yağan, Namık Kuyumcu ve Burhan Gündoğan katıldı. Şairler kendi şiirlerini dinleyicilerle paylaştı.
Festivalin açılış konuşmasını yapan Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahin, bütün Tuncelililerin ortak üretimi olduğunu vurguladığı festivalin, giderek uluslararası bir özellik kazandığını söyledi.
AYNA KÜRT AÇILIMINI ELEŞTİRDİ
Açılışta konuşan DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Dersim’e Tunceli isminin egemenlerce bir tarihi silmek için verildiğini belirterek Dersim isminde ısrar ettiklerini söyledi. Seçimden önce hükümetin Alevi açılımıyla Alevileri kandırmayı hedeflediğini belirten Ayna seçimden sonra bunun rafa kaldırıldığını belirtti. Hükümetin şimdi de Kürt açılımıyla halkın karşısına çıktığını belirten Ayna, “Hükümet sorunu muhatapsız çözmek istiyor. Kürt soyut bir kavram değildir. Bir halkın adıdır. Temsilcileri vardır. Siz Kürt sorununu çözeceğim derken bu halkı görmezden gelemezsiniz” dedi. Diğer halklarla eşit haklar istediklerini belirten Ayna, hükümetin bir çözüm projesi olmadığını ifade etti. “Sorunun üzerinde çalıştıklarını söylüyorlar. Ama şimdiye kadar konuştukları kurumlar MGK, MİT ve polis yetkilileri. Bundan sonra siyasi partilerle, kitle örgütleriyle görüşeceklerini söylüyorlar” diyen Ayna, “Bir deyim vardır, ‘Ölme eşeğim yaz gelsin.’ Burada insanlar ölüyor insanlar” şeklinde konuştu. Hükümetin açıkladığı Kürt açılımının sorunu çözmekten uzak olduğunu söyleyen Ayna, “Gerçekten çözüm isteniyorsa, operasyonlar durdurulmalı, anayasa değişmelidir” dedi.
DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’te yaptığı konuşmada hükümetin Kürt açılımını eleştirdi.
SALDIRILARA KARŞI BİRLİK ÇAĞRISI
“Deniz Gezmişlerin mücadelesinin mirasçısı olan Emek Partisi adına hepinizi selamlıyorum” diyerek sözlerine başlayan Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek ise AKP’nin ekonomi politikalarını eleştirerek, “Krizin teğet geçtiğini söylediler. İşsizlik had safhaya vardı. Bölgede tarım ve hayvancılık bitirildi” dedi. AKP’nin demokrasi alanında da aynı yalanları söylediğini dile getiren İmrek, “Alevi açılımı dediler ama Alevilere çalım atmaya onları kandırmaya çalıştılar. Alevileri Hızır Paşa sofrasına oturtmaya çalıştılar” dedi.
Şimdi de Kürt açılımının gündeme geldiğini belirten İmrek, “İçişleri Bakanı açıkça ‘sorunun özüne dair bir şey söylemeyeceğim’ diyor. Sorunun özüne dair bir şey söylememek, acı, kan ve gözyaşında ısrar etmek demektir” şeklinde konuştu. Zulme karşı direnişin önemli merkezlerinden biri olan Dersim’in bundan sonra da, Aleviler ve Kürt halkının demokratik hak taleplerinin kazanılmasında, işçi sınıfının ekonomik ve siyasi sorunlarının çözümünde tarihsel bir öneme sahip olacağının altını çizen İmrek, “Dersim halkı artık demokratik bir Türkiye’yi yaratma mücadelesinde sesini daha gür çıkarmalıdır” dedi.
Gerçekten laik ve demokratik bir Türkiye’yi yaratmak için güçlerin birleştirilmesi gerektiğinin altını çizen İmrek, EMEP’in bugüne kadar bu birlik için elinden geleni yaptığını belirterek, daha güçlü bir halk birlikteliği yaratmak için mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı. İmrek, barajları engellemenin, Munzur’a sahip çıkmanın yolunun da demokrasi mücadelesini yükseltmekten ve birlikte mücadeleyi güçlendirmekten geçtiğini söyledi.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkanı Alper Taş ise yaptığı konuşmada Dersim’de bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu dile getirerek hükümetin saldırılarına karşı birliği ve dayanışmayı güçlendirmenin önemli olduğunu vurguladı.
Tunceli Dernekleri Federasyonu (TUDEF) Başkanı Özkan Tacer de yaptığı konuşmada, “Bizleri Dersim’den göç ettirmeye zorlayan, 38 sürecinde tehcir hareketiyle bizleri yok etmek isteyen, Alevi Kızılbaş kimliğimizle bizi saymayan, yetmiyormuş gibi barajlarla doğamızı yok eden bu anlayışa karşı, bir kez daha sesleniyorum, Dersim onurludur, onurlu kalacaktır” dedi.
SEZEN AKSU’DAN ZAZACA TÜRKÜ
Açılış etkinliğinde yerel sanatçıların yanı sıra, Lütfü Emre Gültekin, Grup Yorum, Diyar, Ali Asker ve Sezen Aksu sahne aldı. Özellikle Sezen Aksu’nun konseri sırasında coşkulu anların yaşandığı görüldü. Konser sırasında kısa bir konuşma yapan Sezen Aksu, “Burada olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Doğanın da tıpkı insanlar gibi hakları vardır. Havanın, taşın, toprağın, suyun önünde saygıyla eğiliyorum” dedi. Sevilen parçalarını seslendiren Sezen Aksu konserinde, Erkan Oğur’la birlikte de bazı türküler seslendirdi. Aksu, Dersimli sanatçı Mikail Aslan’la birlikte Zazaca bir türkü seslendirdi.
DİL PANELİ
“Dilimiz, Kültürümüz ve İsimlerimizi Geri İstiyoruz” konulu panel dün Belediye Konferans Salonunda yapıldı. Panele DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Ermeni Yazar Tigran Hakobyan, Daimi Cengiz, Ali Rıza Aslan, Allaattin Aktaş katıldı. Cemal Taş’ın yönettiği panelde konuşan Tigran Hakobyan, geçmişte Ermenilerin, Dersimlilerle iletişimlerinin iyi olduğunu belirtti. Bu coğrafyada Ermenilerinde yaşadığını anlatan Hakobyan, “Ermeni yer isimleri değiştirildi. Zazalar, Ermenilerin kültür kaynaklarına saygı göstermiş onları korumuşlardır” dedi. Şerafettin Halis, Dersim isminin değiştirilerek, başlayan asimilasyon politikasının günümüzde devam ettiğini belirtti. İstanbul Kürt Enstitüsü Yöneticisi Allaattin Aktaş, 2006 yılına kadar Kürt dilinin varlığını ispatlamak için çalışmalar yaptıklarını söyledi. Aktaş, asimilasyondan kurtulabilmek için Kürt dilinin eğitim dili olması gerektiğini kaydetti.
ALEVİLİK VE SORUNLARI TARTIŞILDI
Önceki gün gerçekleştirilen etkinlikler kapsamında yapılan, ‘Günümüzde Alevilik ve Sorunları’ konulu panele çok sayıda izleyici katıldı. Belediye Konferans salonunda gerçekleştirilen panelde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç, Alevi sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu belirterek, Alevilerin asimile edildiğini ve yok sayıldığını dile getirdi. Genç, “Bizler aleviler üzerine kurulacak bir parti çalışmasının içinde yer almayız. Alevi oylarını garanti olarak gören kendisinin sayan partilere de mahkum olmak istemiyoruz. Demokrasiden ve halkların kardeşliğinden yana güçlü bir birlikteliğin içinde olmak istiyoruz” dedi. Panelde DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, Araştırmacı-Yazar Esat Korkmaz, Sorun Yayınları Kolektifi’nden Sırrı Öztürk, BDP Genel Başkanı Demir Çelik ve Necdet Saraç da birer konuşma yaptı. Festival kapsamında dün Kemerbel Aile Çay Bahçesi’nde yapılan şiir dinletisine, Şairler Edib Polat, Mehmet Çetin, Emirali Yağan, Namık Kuyumcu ve Burhan Gündoğan katıldı. Şairler kendi şiirlerini dinleyicilerle paylaştı.
İşçiye kaplan!
Kriz nedeniyle ‘öldük bittik üzerimizdeki yükleri alın’ diyen kayserili patronların tek marifeti işçi haklarına saldırmak
Son dönemlerde tartışmadan geçilmiyor. “Öldük, bittik aman bir çözüm. Üzerimizdeki yükleri alın, hükümet acilen adım atsın. Yasal düzenlemeler yapılsın.”
Kim mi söylüyor bunları. İşçiler desek. Köylüler desek. Ya da küçük esnaflar. Okuyan hemen herkesin “yok canım” dediğini duyar gibiyiz. Evet, hepiniz haklısınız. Tabii ki üzerinde yük var ‘zanneden’ ve sürekli öldük bittik diye yakınanlar büyük patronlar. Diğer kesimlerin de talepleri oluyor ama gündeme gelmiyor, getirilmiyor.
“Nereden biliyorsunuz hep onların söylediğini” diye sorular sorulabilir. Ülkenin çok gerilere değil yakın tarihine, özellikle ekonomik gelişmelerle ilgili olan kısmına dikkatli bakacak olursak eğer ne kadar haklı olduğumuza sizler de inanacaksınız!
Çok geriye değil, dedik ya son 6-7 aylık sürece bir mercek tuğumuzda bizi doğrulayan çok ciddi veriler ortaya çıkıyor.
Krizle ilgili konuştuğumuz hemen tüm işçiler istisnasız; “Kriz patrona değil bize var” diyorlar. Haksız da sayılmazlar. Gazetemizi de izleyenler bilirler; en son açıklanan Türkiye’nin en büyük 500 sanayii kuruluşu listesi söylediklerimizin adeta ispat belgesi niteliğinde. Krizi gerekçe göstererek işçi ve emekçilerin alın terlerinden birikmiş olan fonların işyerleri için kullanılmasını isteyenler, kısa çalışma ödeneği başvurusu ile kârına kâr katanlar, binlerce işçiyi işten atıp aynı üretimi daha az işçiye yaptıranlar, sendikalaşmanın gelişmesini istemeyenler… Nedense hep patronlar olmuş ve yukarıda yazılanların ispatı olmuşlardır. Hangi firmanın hangi sırada olduğu tartışması yerine bu listede yer alan fabrikalarda çalışan işçiler ne durumda ve ne yapacaklar bu kez buna bakmakta fayda var. Bir mercek de Kayseri’den tutalım dedik.
KAYSERİ’NİN KAPLANLARI
Tamamen yerli olan ve kendi öz sermayeleri ile büyüyecek bir Anadolu sermayesi hayalleri vardı dönemin hükümetlerinin. Önüne geleni parçalamaya da, avlamaya da yetenekli kaplanla özdeşleştirilen bu “öz sermayeli” Anadolu Kaplanları, TÜSİAD bünyesindekiler gibi av olarak tabii ki işçi ve emekçileri seçtiler.
Son haftalarda açıklanan 500 sanayi kuruluşu içinde yer alan 14 Kayseri firması da dönemin kaplanlarından. Tabii ki AKP ve onun önceki versiyonu partilerin de destekçileri olduğu herkes tarafından ifade edilen markalar.
Bunun yanında son dönemlerde ekonomik olarak kendilerinden ciddi şekilde bahsettiren bu firmalar pek de alışık olmadıkları irili ufaklı işçi hareketlenmelerine de ev sahipliği yaptılar. Bu şaşırtıcı bir şeydi, çünkü Kayseri işçisi “Vur kafasına al ekmeğini” diye bilinirdi.
SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİYDİLER!
Krizin başladığı günlerde ilk elden feryat etmeye başlayan ve hatta “AKP ile ters mi düşüyorlar” denilen Kayseri’nin has kaplanları BOYDAK Holding (Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak) sözcüleri “Aman bir çözüm” diyorlardı. Hatta kendilerini kaplan değil süt dökmüş kedilere benzetenler oldu. Ancak bu süt dökmüş halleri esasta “Nasıl parayı katlarız” hesabının yansımasından başka bir şey değildi. Kaldı ki çok geçmeden bu anlaşıldı. Bünyesinde 12 bin işçi çalıştırmakla övünen bu has kaplan BOYDAK’lar bir anda 1000 işçiyi işten çıkarırken kendileriyle ‘uyumlu’ Öz Ağaç-İş ve Öz İplik-İş eliyle de sözleşmede yüzde sıfıra imzayı çakınca ilk 500’deki yerleri hem sağlamlaştı hem de çıtayı yükseltip cirolarını ve kârlarını ciddi biçimde artırdılar.
İŞÇİLER SORGULUYOR, YOL ARIYOR
Evet, bir örnek. Ama Kayseri’nin en önemlisi olan bu Anadolu Kaplanı örneği işçiler içinde de sorgulanmaya başlandı. Bu kaplanlar işçiye hep “Üzümü ye bağcıyı dövme, ekmek veren yere ihanet olmaz, iyi bir Müslüman’ın çalıştığı yerde kanaatkâr olması” üzerine laflar ederlerdi hatta Bellona’da hakkını arayacak olursa takma isimle “Olgun Müslüman’ın özellikleri” broşürlerini dağıtarak işçi yatıştırılmaya çalışılırdı.
İşçilerle yaptığımız görüşmelerde özellikle son dönemde bir mücadele etme isteği oluşmuş durumda. Ama yerleşik bürokratik, hatta patronlara işçi ismi vermeye kadar varmış bulunan bir sendikal yapının var oluşu ve işçi hareketinin zayıflığı nedeniyle ciddi bir mücadele geleneği henüz yok. Kendi deneyimleri ile biriktirmeye çalışan işçilerin en büyük isteği birçok işçi eyleminden haberlerinin olması.
İŞÇİLER BİRBİRİNDEN HABERSİZ!
En son görüştüğümüz ve firma olarak bir döneme damgasını vuran HES Fiber Optik işçileri de aynı sorundan şikayetçiler. Ne yapmalıyız diye sorduğumuz işçiler: “Valla anlattığınız birçok işçi toplantısından, işçi örgütlenmesinden haberimiz yok. Bir kez bunları birleştirmemiz lazım” diyorlar genelde. Söz alan diğer işçiler de sendikaları Türk Metal’in problemleri çözmek yerine sorun yarattığını anlatarak, başka bir sendikanın gelmesi gerektiğini söylüyor. Her ne kadar işçinin kendi örgütlenmesinin yolları anlatılsa da hâlâ dışardan bir beklenti mevcut.
Ancak görüştüğümüz HES Fiber işçileri olumlu deneyimler çıkarmışlar. “İşçilerin evleri de bizim için önemlidir” diyerek arkadaşlarının da onayını alıyor bir işçi. Hemen hepsinin birçok önemli fabrikada da tanıdıklarının olması; “Onlarla da bu işleri konuşalım tartışalım ve toplanalım” demelerine sebep oluyor.
İşçilere soruyoruz: “Ladin Mobilya işçileri iki hafta önce sendikalaştılar, Başmısırlı işçileri topluca noterden şikayette bulundular, işçiler piknik yaptılar, sorunlarına karşı şubat ayında yaklaşık 250 işçi toplantı yaptı haberiniz var mı?” Biri hariç hepsi “Hayır” cevabını veriyor.
İŞÇİ GAZETESİ İYİ OLUR
Tüm işçilerin birbirinden haberi olmamasının büyük eksiklik olduğunu söyleyen eski HES işçisi Ercan, önümüzdeki günlerde çıkacağını duyurduğumuz gazetemizin sanayi ekinin çok iyi olacağını ve heyecanlandığını söylüyor. Bir diğer işçi de, “Bu çok iyi olur, yetmez toplantılar yapıp sendikalar ve yasal haklarımızla ilgili bilgiler edinelim. Deneyimli mücadele eden işçilerle buluşmamız iyi olur” diyor.
Kısa süreli bu çay bahçesi sohbetinde ortaya çıkanlar ve geçen aylarda yüzlerce işçi ile yapılan toplantıların artık bir ileri noktaya taşınarak, mücadeleye işçinin katılmak istediğini gösteriyor bizlere.
“Kayseri’den bir şey olmaz diyordum ya abi, işte o fikrimden vazgeçtim” diyen bir Ladin Mobilya işçisine kulak verelim:
- Abi 3-4 yıldır anlatmaya çalışıyordum, şöyle yapalım böyle olsun diye kimseden çıt yoktu. Ama sorunlar gırtlağa gelince patronun adamı zannettiğimiz işçiler örgütlenmede en önde yer aldı vallahi.
- Yani sonuç ne?
- Valla işçiler sıkıntılarına karşı birleşebiliyormuş bunu çok iyi öğrendim.”
- Bundan sonra ne yapacağız?
- Şu yamuk sendikaları temizleyeceğiz abi. Sonra piknikte konuştuğumuz gibi diğer fabrikalardan işçilerle ortak olarak birleşeceğiz. Patronlar nasıl birleşiyorsa biz de öyle birleşeceğiz. Tüm arkadaşlarımız çevresinden işçileri de birleşmek için teşkilatlanacak başka yolu yok.
Piknikte, “KUMTEL’de de aynı şeyler var eski çalıştığım metal fabrikasında da. Gelmiş Çelik-İş Sendikası, ne varlığı belli ne yokluğu. Aslında yok gibi. El ele vermek ve mahallemizdeki işçi arkadaşlarımızı da örgütlememiz lazım. Başka yol kalmadı ki abi” diyen Genç İşçi Muzo’da yolu göstermeye çalışıyor.
TOPLANTI İŞARET FİŞEĞİ OLDU
İşçiler krizin etkilerine karşı, mücadelenin olanaklarını, sendikalaşmayı tartıştıkları bir toplantıyı şubat ayında yapmışlardı.
250 civarı işçinin katıldığı toplantıda söz alan 25 civarı katılımcı birleşme çağrısı yapmıştı.
Toplantıda ayrıca bir işçi mitingi yapma, bir işçi gazetesi çıkarma, dayanışma merkezi kurmak gibi kararlar alınmıştı.
Kayseri’de Mitingi yapan işçi ve emekçiler şu günlerde de gazetelerini çıkarmaya hazırlanıyorlar.
KAPLANLAR İŞÇİYE DÜŞMAN
BOYDAK GRUBU: Kayseri’nin en büyükleri. Açıklanan 500 büyük listesine giren 14 firmanın 5 tanesi Boydak Holding’e ait. Binlerce işçinin emeği ile var ettikleri firmalarda işçiler hiç de rahat değiler.
HES KABLO: 1000 civarı işçinin çalıştığı fabrikada entegre üretim yapılıyor. 110 ülkeye mal satılıyor. Türk Metal Sendikası örgütlü.
BOYTAŞ MOBİLYA: 3500 işçinin çalıştığı ve Bellona markası ile anılan fabrikalarda Öz Ağaç-İş örgütlü.
İSTİKBAL GRUBU: İstikbal ve Merkez Çelik fabrikalarında 3 bin civarı işçi çalışıyor. Burada da Öz İplik-İş ile Öz Ağaç-İş örgütlü. Yüzlerce işçi işinden oldu ve yüzde sıfır zamma imzalar atıldı. Gerekçe: İşyerimizi kurtarmalıyız. Sonuç: Patronlar ciddi kârlarla bu sezonu kapadılar.
BOYÇELİK: Kanepeler için yay üreten fabrikada 500 işçi çalışıyor. Sendikanın işçiler üstünde baskısı olduğu bizzat işçiler tarafından söyleniyor. Çelik-İş örgütlü. Bu fabrika da kârını artırmış durumda.
KUMTEL: 1300 civarı işçiyi kriz gerekçesiyle 700’e düşürdü. Bir gün bize çalışıp fedakarlık edeceksiniz diyen Fabrika sahibi Mustafa Köseoğlu 3-4 ay sabredin sırtımız yere gelmez demişti. Evet sırtı yere gelmedi ama kendisinin.
İLK 500’DEKİ KAYSERİ FİRMALARI
1 Hes Hacılar Elektrik San. ve Tic. A.Ş.
2 Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş.
3 Boytaş Mobilya San. ve Tic. A.Ş.
4 Merkez Çelik San. ve Tic. A.Ş.
5 Orta Anadolu Tic. ve San. İşl. T.A.Ş.
6 İstikbal Mobilya San. ve Tic. A.Ş.
7 Keskinkılıç Gıdaa San. ve Tic. A.Ş.
8 Has Çelik ve Halat San. Tic. A.Ş.
9 Boyçelik Metal San. ve Tic. A.Ş.
10 Kumtel Day. Tük. Malları Plastik San. ve Tic. A.Ş.
11 Saray Halı A.Ş.
12 Boyteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.
13 Erbosan Erciyas Boru San. ve Ticaret A.Ş.
14 Yataş Yatak ve Yorgan San. Tic. A.Ş
KANEPE DEVRİMİNDEN ANADOLU KAPLANLIĞINA
Kayseri’de sanayinin gelişmesinin “Kanepe Devrimi” ile olduğunu iddia eden çevreler olduğu biliniyor. Gerçeklik payı olduğu söylenebilir. Zira ağaç sektörü açısından ilk tercih edilebilecek bir il olmamasına rağmen geliştirilen çekyat ya da kanepe ile bu sektörde patlama olduğu söylenebilir. Ağaç ile eş zamanlı olarak gelişen tekstil sektörü de Adana’ya yakın olmasının sonucu olarak özellikle iplik üretiminde önemli bir yere gelmiş durumda Kayseri.
Anadolu Kaplanları olarak bilinen ve başta Kayseri ve Konya olmak üzere Muhafazakar geleneğin de hakim olması işçi ve emekçi hareketinin de engellenmesinin bir kaldıracı yapılmış. 2005’te hazırlanan “Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” adlı ESİ (European Stability Initiative) raporunda bu veriler dikkat çekiyor. İslami Kalvinistler olarak adlandırılan Kayserili işadamlarının modern sanayi üretimi ve AB ilişkileri ele alınarak Protestan iş ahlakına sahip oldukları vurgulanmıştı.
Bu raporun AKP iktidarı ve kapitalist üretim ilişkileri açısından bir yere oturduğu ve AKP’nin Batı ile Anadolu arasında uyumlaştırıcı bir rolü olduğu söylenmişti.
(Kayseri/EVRENSEL)
Son dönemlerde tartışmadan geçilmiyor. “Öldük, bittik aman bir çözüm. Üzerimizdeki yükleri alın, hükümet acilen adım atsın. Yasal düzenlemeler yapılsın.”
Kim mi söylüyor bunları. İşçiler desek. Köylüler desek. Ya da küçük esnaflar. Okuyan hemen herkesin “yok canım” dediğini duyar gibiyiz. Evet, hepiniz haklısınız. Tabii ki üzerinde yük var ‘zanneden’ ve sürekli öldük bittik diye yakınanlar büyük patronlar. Diğer kesimlerin de talepleri oluyor ama gündeme gelmiyor, getirilmiyor.
“Nereden biliyorsunuz hep onların söylediğini” diye sorular sorulabilir. Ülkenin çok gerilere değil yakın tarihine, özellikle ekonomik gelişmelerle ilgili olan kısmına dikkatli bakacak olursak eğer ne kadar haklı olduğumuza sizler de inanacaksınız!
Çok geriye değil, dedik ya son 6-7 aylık sürece bir mercek tuğumuzda bizi doğrulayan çok ciddi veriler ortaya çıkıyor.
Krizle ilgili konuştuğumuz hemen tüm işçiler istisnasız; “Kriz patrona değil bize var” diyorlar. Haksız da sayılmazlar. Gazetemizi de izleyenler bilirler; en son açıklanan Türkiye’nin en büyük 500 sanayii kuruluşu listesi söylediklerimizin adeta ispat belgesi niteliğinde. Krizi gerekçe göstererek işçi ve emekçilerin alın terlerinden birikmiş olan fonların işyerleri için kullanılmasını isteyenler, kısa çalışma ödeneği başvurusu ile kârına kâr katanlar, binlerce işçiyi işten atıp aynı üretimi daha az işçiye yaptıranlar, sendikalaşmanın gelişmesini istemeyenler… Nedense hep patronlar olmuş ve yukarıda yazılanların ispatı olmuşlardır. Hangi firmanın hangi sırada olduğu tartışması yerine bu listede yer alan fabrikalarda çalışan işçiler ne durumda ve ne yapacaklar bu kez buna bakmakta fayda var. Bir mercek de Kayseri’den tutalım dedik.
KAYSERİ’NİN KAPLANLARI
Tamamen yerli olan ve kendi öz sermayeleri ile büyüyecek bir Anadolu sermayesi hayalleri vardı dönemin hükümetlerinin. Önüne geleni parçalamaya da, avlamaya da yetenekli kaplanla özdeşleştirilen bu “öz sermayeli” Anadolu Kaplanları, TÜSİAD bünyesindekiler gibi av olarak tabii ki işçi ve emekçileri seçtiler.
Son haftalarda açıklanan 500 sanayi kuruluşu içinde yer alan 14 Kayseri firması da dönemin kaplanlarından. Tabii ki AKP ve onun önceki versiyonu partilerin de destekçileri olduğu herkes tarafından ifade edilen markalar.
Bunun yanında son dönemlerde ekonomik olarak kendilerinden ciddi şekilde bahsettiren bu firmalar pek de alışık olmadıkları irili ufaklı işçi hareketlenmelerine de ev sahipliği yaptılar. Bu şaşırtıcı bir şeydi, çünkü Kayseri işçisi “Vur kafasına al ekmeğini” diye bilinirdi.
SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİYDİLER!
Krizin başladığı günlerde ilk elden feryat etmeye başlayan ve hatta “AKP ile ters mi düşüyorlar” denilen Kayseri’nin has kaplanları BOYDAK Holding (Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak) sözcüleri “Aman bir çözüm” diyorlardı. Hatta kendilerini kaplan değil süt dökmüş kedilere benzetenler oldu. Ancak bu süt dökmüş halleri esasta “Nasıl parayı katlarız” hesabının yansımasından başka bir şey değildi. Kaldı ki çok geçmeden bu anlaşıldı. Bünyesinde 12 bin işçi çalıştırmakla övünen bu has kaplan BOYDAK’lar bir anda 1000 işçiyi işten çıkarırken kendileriyle ‘uyumlu’ Öz Ağaç-İş ve Öz İplik-İş eliyle de sözleşmede yüzde sıfıra imzayı çakınca ilk 500’deki yerleri hem sağlamlaştı hem de çıtayı yükseltip cirolarını ve kârlarını ciddi biçimde artırdılar.
İŞÇİLER SORGULUYOR, YOL ARIYOR
Evet, bir örnek. Ama Kayseri’nin en önemlisi olan bu Anadolu Kaplanı örneği işçiler içinde de sorgulanmaya başlandı. Bu kaplanlar işçiye hep “Üzümü ye bağcıyı dövme, ekmek veren yere ihanet olmaz, iyi bir Müslüman’ın çalıştığı yerde kanaatkâr olması” üzerine laflar ederlerdi hatta Bellona’da hakkını arayacak olursa takma isimle “Olgun Müslüman’ın özellikleri” broşürlerini dağıtarak işçi yatıştırılmaya çalışılırdı.
İşçilerle yaptığımız görüşmelerde özellikle son dönemde bir mücadele etme isteği oluşmuş durumda. Ama yerleşik bürokratik, hatta patronlara işçi ismi vermeye kadar varmış bulunan bir sendikal yapının var oluşu ve işçi hareketinin zayıflığı nedeniyle ciddi bir mücadele geleneği henüz yok. Kendi deneyimleri ile biriktirmeye çalışan işçilerin en büyük isteği birçok işçi eyleminden haberlerinin olması.
İŞÇİLER BİRBİRİNDEN HABERSİZ!
En son görüştüğümüz ve firma olarak bir döneme damgasını vuran HES Fiber Optik işçileri de aynı sorundan şikayetçiler. Ne yapmalıyız diye sorduğumuz işçiler: “Valla anlattığınız birçok işçi toplantısından, işçi örgütlenmesinden haberimiz yok. Bir kez bunları birleştirmemiz lazım” diyorlar genelde. Söz alan diğer işçiler de sendikaları Türk Metal’in problemleri çözmek yerine sorun yarattığını anlatarak, başka bir sendikanın gelmesi gerektiğini söylüyor. Her ne kadar işçinin kendi örgütlenmesinin yolları anlatılsa da hâlâ dışardan bir beklenti mevcut.
Ancak görüştüğümüz HES Fiber işçileri olumlu deneyimler çıkarmışlar. “İşçilerin evleri de bizim için önemlidir” diyerek arkadaşlarının da onayını alıyor bir işçi. Hemen hepsinin birçok önemli fabrikada da tanıdıklarının olması; “Onlarla da bu işleri konuşalım tartışalım ve toplanalım” demelerine sebep oluyor.
İşçilere soruyoruz: “Ladin Mobilya işçileri iki hafta önce sendikalaştılar, Başmısırlı işçileri topluca noterden şikayette bulundular, işçiler piknik yaptılar, sorunlarına karşı şubat ayında yaklaşık 250 işçi toplantı yaptı haberiniz var mı?” Biri hariç hepsi “Hayır” cevabını veriyor.
İŞÇİ GAZETESİ İYİ OLUR
Tüm işçilerin birbirinden haberi olmamasının büyük eksiklik olduğunu söyleyen eski HES işçisi Ercan, önümüzdeki günlerde çıkacağını duyurduğumuz gazetemizin sanayi ekinin çok iyi olacağını ve heyecanlandığını söylüyor. Bir diğer işçi de, “Bu çok iyi olur, yetmez toplantılar yapıp sendikalar ve yasal haklarımızla ilgili bilgiler edinelim. Deneyimli mücadele eden işçilerle buluşmamız iyi olur” diyor.
Kısa süreli bu çay bahçesi sohbetinde ortaya çıkanlar ve geçen aylarda yüzlerce işçi ile yapılan toplantıların artık bir ileri noktaya taşınarak, mücadeleye işçinin katılmak istediğini gösteriyor bizlere.
“Kayseri’den bir şey olmaz diyordum ya abi, işte o fikrimden vazgeçtim” diyen bir Ladin Mobilya işçisine kulak verelim:
- Abi 3-4 yıldır anlatmaya çalışıyordum, şöyle yapalım böyle olsun diye kimseden çıt yoktu. Ama sorunlar gırtlağa gelince patronun adamı zannettiğimiz işçiler örgütlenmede en önde yer aldı vallahi.
- Yani sonuç ne?
- Valla işçiler sıkıntılarına karşı birleşebiliyormuş bunu çok iyi öğrendim.”
- Bundan sonra ne yapacağız?
- Şu yamuk sendikaları temizleyeceğiz abi. Sonra piknikte konuştuğumuz gibi diğer fabrikalardan işçilerle ortak olarak birleşeceğiz. Patronlar nasıl birleşiyorsa biz de öyle birleşeceğiz. Tüm arkadaşlarımız çevresinden işçileri de birleşmek için teşkilatlanacak başka yolu yok.
Piknikte, “KUMTEL’de de aynı şeyler var eski çalıştığım metal fabrikasında da. Gelmiş Çelik-İş Sendikası, ne varlığı belli ne yokluğu. Aslında yok gibi. El ele vermek ve mahallemizdeki işçi arkadaşlarımızı da örgütlememiz lazım. Başka yol kalmadı ki abi” diyen Genç İşçi Muzo’da yolu göstermeye çalışıyor.
TOPLANTI İŞARET FİŞEĞİ OLDU
İşçiler krizin etkilerine karşı, mücadelenin olanaklarını, sendikalaşmayı tartıştıkları bir toplantıyı şubat ayında yapmışlardı.
250 civarı işçinin katıldığı toplantıda söz alan 25 civarı katılımcı birleşme çağrısı yapmıştı.
Toplantıda ayrıca bir işçi mitingi yapma, bir işçi gazetesi çıkarma, dayanışma merkezi kurmak gibi kararlar alınmıştı.
Kayseri’de Mitingi yapan işçi ve emekçiler şu günlerde de gazetelerini çıkarmaya hazırlanıyorlar.
KAPLANLAR İŞÇİYE DÜŞMAN
BOYDAK GRUBU: Kayseri’nin en büyükleri. Açıklanan 500 büyük listesine giren 14 firmanın 5 tanesi Boydak Holding’e ait. Binlerce işçinin emeği ile var ettikleri firmalarda işçiler hiç de rahat değiler.
HES KABLO: 1000 civarı işçinin çalıştığı fabrikada entegre üretim yapılıyor. 110 ülkeye mal satılıyor. Türk Metal Sendikası örgütlü.
BOYTAŞ MOBİLYA: 3500 işçinin çalıştığı ve Bellona markası ile anılan fabrikalarda Öz Ağaç-İş örgütlü.
İSTİKBAL GRUBU: İstikbal ve Merkez Çelik fabrikalarında 3 bin civarı işçi çalışıyor. Burada da Öz İplik-İş ile Öz Ağaç-İş örgütlü. Yüzlerce işçi işinden oldu ve yüzde sıfır zamma imzalar atıldı. Gerekçe: İşyerimizi kurtarmalıyız. Sonuç: Patronlar ciddi kârlarla bu sezonu kapadılar.
BOYÇELİK: Kanepeler için yay üreten fabrikada 500 işçi çalışıyor. Sendikanın işçiler üstünde baskısı olduğu bizzat işçiler tarafından söyleniyor. Çelik-İş örgütlü. Bu fabrika da kârını artırmış durumda.
KUMTEL: 1300 civarı işçiyi kriz gerekçesiyle 700’e düşürdü. Bir gün bize çalışıp fedakarlık edeceksiniz diyen Fabrika sahibi Mustafa Köseoğlu 3-4 ay sabredin sırtımız yere gelmez demişti. Evet sırtı yere gelmedi ama kendisinin.
İLK 500’DEKİ KAYSERİ FİRMALARI
1 Hes Hacılar Elektrik San. ve Tic. A.Ş.
2 Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş.
3 Boytaş Mobilya San. ve Tic. A.Ş.
4 Merkez Çelik San. ve Tic. A.Ş.
5 Orta Anadolu Tic. ve San. İşl. T.A.Ş.
6 İstikbal Mobilya San. ve Tic. A.Ş.
7 Keskinkılıç Gıdaa San. ve Tic. A.Ş.
8 Has Çelik ve Halat San. Tic. A.Ş.
9 Boyçelik Metal San. ve Tic. A.Ş.
10 Kumtel Day. Tük. Malları Plastik San. ve Tic. A.Ş.
11 Saray Halı A.Ş.
12 Boyteks Tekstil San. ve Tic. A.Ş.
13 Erbosan Erciyas Boru San. ve Ticaret A.Ş.
14 Yataş Yatak ve Yorgan San. Tic. A.Ş
KANEPE DEVRİMİNDEN ANADOLU KAPLANLIĞINA
Kayseri’de sanayinin gelişmesinin “Kanepe Devrimi” ile olduğunu iddia eden çevreler olduğu biliniyor. Gerçeklik payı olduğu söylenebilir. Zira ağaç sektörü açısından ilk tercih edilebilecek bir il olmamasına rağmen geliştirilen çekyat ya da kanepe ile bu sektörde patlama olduğu söylenebilir. Ağaç ile eş zamanlı olarak gelişen tekstil sektörü de Adana’ya yakın olmasının sonucu olarak özellikle iplik üretiminde önemli bir yere gelmiş durumda Kayseri.
Anadolu Kaplanları olarak bilinen ve başta Kayseri ve Konya olmak üzere Muhafazakar geleneğin de hakim olması işçi ve emekçi hareketinin de engellenmesinin bir kaldıracı yapılmış. 2005’te hazırlanan “Orta Anadolu’da Değişim ve Muhafazakarlık” adlı ESİ (European Stability Initiative) raporunda bu veriler dikkat çekiyor. İslami Kalvinistler olarak adlandırılan Kayserili işadamlarının modern sanayi üretimi ve AB ilişkileri ele alınarak Protestan iş ahlakına sahip oldukları vurgulanmıştı.
Bu raporun AKP iktidarı ve kapitalist üretim ilişkileri açısından bir yere oturduğu ve AKP’nin Batı ile Anadolu arasında uyumlaştırıcı bir rolü olduğu söylenmişti.
(Kayseri/EVRENSEL)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)