Tercümanlık yaptığı FBI’daki usulsüzlükleri dile getirmesinin ardından 2002 yılında Amerikan istihbaratı tarafından işine son verilen, ancak 11 Eylül sürecinde Bush yönetiminin bir numaralı düşmanı haline gelen Sibel Edmonds bir kez daha Amerika’yı karıştırdı. Daha önce El Kaide tarafından düzenlenen ve dünyada askeri-siyasi dengelerin yeniden şekillenmesine sebep olan İkiz Kule saldırısının Amerikan istihbaratının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini iddia ederek ortalığı ayağa kaldıran 38 yaşındaki Türk asıllı Edmonds, bu kez de ABD’de Demokratlar’ın en büyük internet sitesi Daily Kos’ta yayınlanan “Bomba iddialar” başlıklı röportajında ABD’nin Orta Doğu ve Orta Asya’da Türkiye ile ortak gizli operasyonlar düzenlediğini, El Kaide ve Taliban’ın da 11 Eylül’den önce ABD hesabına çalıştığını ileri sürdü. Edmonds, “Amerika’nın adamı” olarak nitelendirdiği El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in de İkiz Kule eyleminden önce ABD tarafından operasyonlarda kullanıldığını kaydetti.
‘ABD çıkarları kollandı’
Bu iddialarına kanıt olarak FBI’da geçirdiği süre içerisinde karşılaştığı istihbarat raporları ve diyalogları gösteren Edmonds, ABD’nin El Kaide ve Taliban ile bağlantı konusunda da Türkiye’yi taşeron (proxy) olarak kullandığını belirtti. Edmonds’un Türkiye’de bomba etkisi yaratacak en önemli iddiası ise Susurluk skandalıyla ortaya çıkan derin devlet oluşumunun da ABD’nin bu gizli yapılaşmasının bir parçası olduğu şeklinde. Edmonds’a göre ABD yaklaşık 10 yıldan beri Türkiye’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki etkisi kullanılarak bu bölgelerde Türk ajanlarının da yardımıyla ayaklanmalar ve Amerikan çıkarlarını kollayan operasyonlar düzenliyor. Susurluk’un önde gelen isimleri de bunun bir parçası. Edmonds’a göre MİT’in Kontr-terör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür ile ABD’nin eski Türkiye büyükelçileri Grossman ile Edelman Türkiye’deki oluşumun en önemli liderleri arasındaydı.
Edmonds’a göre ABD’nin bölgedeki gizli operasyonlarının Susurluk’un çözülmesi durumunda açığa çıkmasından korkan ABD’liler başarılı bir şekilde bu skandalın hasıraltı edilmesini sağladı.
Ladin ABD’nin adamıydı
Edmonds ABD’nin Orta Asya’daki operasyonları konusunda şu iddiaları ortaya attı:
* Amerikalılar’ın Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’da huzursuzluk yaratmak istediği zamanlar Çin ve Rusya’dan gelecek tepkileri bertaraf etmek ve parmak izini bu bulaştırmamak için kullandığı ülke Türkiye oldu.
* Bölgedeki hem pan-Türk hem de Pan-İslam etkileri nedeniyle NATO müttefiki Türkiye’nin bölgedeki etkisi ABD’den çok daha fazlaydı.
* Türkiye bölgede Taliban ve El Kaide’yi kullanarak etkisini artırdı. Yaklaşık 10 yıl önce bu bölgede başlayan operasyonlarda Türk ajanlar kullanıldı. Amaç bu bölgedeki enerji kaynakları ve askeri gücü ele geçirmekti.
* Bin Ladin, Taliban ve El Kaide 11 Eylül’den önce Amerika için çalıştı.
* Çin’in Şincan bölgesindeki Uygurlar’ı da Türkiye’nin nüfuzunu kullanarak ABD kışkırtıyor. Son olaylar da Amerika’nın bu bölgede yaratmak istediği karışıklık nedeniyle çıktı.
18 ismi sitesinde yayınladı
Edmonds, ABD’nin Ortadoğu ve Orta Asya’daki gizli operasyonlarının içinde yer aldığını iddia ettiği 18 ismin fotoğraflarını da web sitesinden yayınladı. Listede Richard Perle, ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Eric Edelman, Marc Grossman’ın yanısıra Mehmet Eymür’ün adı da yer alıyor.
Azerbaycan darbesi
Azerbaycan’daki darbe girişimiyle Türkiye’nin bağlantısı Susurluk Raporu’nda yer almıştı
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz tarafından görevlendirilen Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’nda Azerbaycan’daki darbe girişimine de yer verilmişti. Ancak kamuoyuna açıklanan raporun Azerbaycan’la ilgili bölümü devlet sırrı nedeniyle yayınlanmamıştı. Raporun sansürlenen 12 sayfalık bölümü yıllar sonra Ergenekon iddianamesinin eklerinde yer aldı. Buna göre Azerbaycan’daki darbe girişimi raporda şöyle anlatılıyordu:
Emniyet Genel Müdürlüğü yurtdışına açılırken, MİT eski elemanı olup, Türkiye’ye dönen Abdullah ÇATLI’yı ele almış ve dış operasyonlar için istihdam etmiştir... MİT’in Azerbaycan’daki Darbe Girişimi başlıklı not’u uzun olduğu için Ek: (8) olarak sunulmuştur.
Bu not’un tetkikinden görüleceği üzere ve özetle darbe; “Azerbaycan’ın karışıklığından kaynaklanmış, Ayvaz GOKDEMİR’in zımni desteği sağlanarak, Acar OKAN, Kamil YÜCEOKAL’ın Türkiye’den katkısı ile Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov, eski Başbakan Suret Hüseyinov ve Omon birlikleri kumandanı Ruşen Cevadov ve Elçibey’in iştirakiyle yapılacak ihtilâl, Azerbaycan’daki Türk görevlilerinden MİT Bakü temsilcisi Ertuğrul GÜVEN’in, TİKA görevlisi Ferman DEMİRKOL’un ve Din Hizmetleri Müşaviri Abdülkadir SEZGİN’in ihmali, kusuru veya tertibi ile oluşmuştur. MİT ise 10 Mart 1995 de gelişmeleri haber almış, Sn. Cumhurbaşkanı vasıtasıyla Haydar ALİYEV’i ikaz etmiştir...”
Ferman Demirkol’un kime bağlı olduğu sualimize cevaben Sn.Müsteşar adı geçenin MİT elemanı olduğunu teyit etmiştir... Raporun teklifler bölümünde ise “Azerbaycan’da Darbe Girişimi ve Türk tarafının tutumu ayrı bir soruşturmaya konu olmalıdır” denilmişti.
Trafik kazasıyla ortaya çıkan karanlık ilişkiler
Susurluk skandalının ardından oluşan iyimser hava kısa sürede yok oldu. Uzayan davalar siyasilerin ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ sözünü boşa çıkardı
3 Kasım 1996’da Susurluk’ta bir Mercedes kamyonun altına girdi. Mercedes’te bulunanların kimliği açıklandığında cumhuriyet tarihinin en önemli skandallarından biri ortaya çıktı. Kazada Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ, 1980 öncesi birçok kanlı eyleme imza atan Abdullah Çatlı ile sevgilisi Gonca Us yaşamını yitirmiş, DYP milletvekili Sedat Bucak ise ağır yaralanmıştı. Kamuoyu günlerce katliam zanlısı, siyasetçi ve bip polis şefini bir araya getiren ilişkiler ağını tartıştı. Karanlık ilişkilerin ortaya çıkmasını isteyen yüzbinlerce vatandaş, “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakiak Karanlık” eylemine katıldı. Mitingler düzenlendi. Ancak dönemin hükümeti ise bu talepleri küçümsedi. Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, eylemle ilgili olarak “mum söndü oynuyorlar”, Başbakan Erbakan ise skandalla ilgili olarak “fasa fiso” dedi. Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller ise “Devlet için kurşun atan da, yiyen de şereflidir” diyerek, karanlık ilişkiler içinde olduğu iddia edilen güvenlik güçlerine sahip çıktı. Refah-Yol hükümetinin 28 Şubat süreci sonucunda düşmesinin ardından iktidara gelen Mesut Yılmaz, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkan Vekili Kutlu Savaş’ı olayı araştırması için görevlendirdi. Savaş ünlü Susurluk Raporu’nu kaleme aldı. Ancak uzun tartışmalar ve yargılamaların ardından kamuoyunu tatmin eden bir sonuç çıkmadı. Skandalla ilgili bir çok iddia aradan yıllar geçtikten sonra açılan Ergenekon davalarında da gündeme geldi.
YENİ HAKİM DAVAYI 3 AYDA BİTİRMİŞTİ
SUSURLUK’TAKİ ünlü Kazanın ardından kamuoyunda büyük tepki oluştu ve yüzbinlerce insan “Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık” adı verilen eyleme katıldı. Siyasiler karanlık ilişkilerin açığa çıkarılacağına dair sözler verdi.
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11 Kasım 1996’da başlattığı soruşturma 6 Mart 1997’de tamamlandı. İstanbul 6 Nolu DGM’de açılan dava, 2 Haziran 1997’de görülmeye başlandı. Bir yıl sonra davada tutuklu yargılanan sanık kalmadı. Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin ve MiT eski görevlisi Korkut Eken’in 6’şar yıl, diğer 12 sanığın da 4’er yıllık ağır hapis cezasının Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nce onandığı yargı süreci, yaklaşık 4 yıl 7 ay sürdü. Mehmet Ağar hakkında görevsizlik kararı verildi, Sedat Bucak’ın dosyasını ise ana davayla birleştirdi. Bu davada Bucak beraat etti.
Davayı 12 Şubat 2001’de karara bağlayan 6 No’lu DGM, sanıklardan İbrahim Şahin ve Korkut Eken’i, “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek” suçundan 6’şar yıl, eski polisler Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Ercan Ersoy ve Ziya Bandırmalıoğlu, Bucak’ın şoförü Abdülgani Kızılkaya, “katliam hükümlüsü” Haluk Kırcı, “uluslararası uyuşturucu kaçakçısı” Yaşar Öz, öldürülen Topal’ın iş ortakları Sami Hoştan ve Ali Fevzi Bir’i de “cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak” suçundan 4’er yıl ağır hapis cezasına mahkum etti.
Çetinbaş sonuçlandırdı
İstanbul 6 No’lu DGM’de, 2 Haziran 1997’de görülen davaya heyet başkanı olarak çıkan Sedat Karagül, Kasım 2000 tarihinde yapılan atamalarda istanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda görevlendirildi. Uzun süre burada kendisine görev verilmesini bekleyen ve daha sonra da üye hakim olarak istanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne atanan Karagül, 26 Eylül 2001’de geçmiş hizmetlerine uygun bir görev verilmediği gerekçesiyle emekliye ayrıldı. Davayı, Sedat Karagül’ün yerine atanan Metin Çetinbaş’ın başkanlığındaki heyet davayı 3 ay içerisinde sonuçlandırdı.(Vatan)
3 Ağustos 2009 Pazartesi
Şiddet kol geziyor
Türkiye’de her 10 kadından 4’ü korunmadığı için öldürülüyor. Karakola gelen şiddet mağduruna polis “Kocana dön” diyor, savcılıklara yapılan başvurulara rağmen koruma verilmiyor. Ve sonuç ölüm oluyor.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) daha geçtiğimiz ay “Nahide Opuz’u eşinden koruyamadınız” diyerek Türkiye’yi tazminata mahkum etmiş, devlet de gereken önlemlerin alınacağını ileri sürmüştü. Ancak değişen hiçbir bir şey olmadı. Devlet yine seyretti, anneler çocuklarını gözleri önünde öldürüldü.
DEFALARCA ŞİKAYET ETTİ
Öldürülen 6 kadından biri olan Zübeyde Yıldız’ın yaşadıkları, durumun ciddiyetini gözler önüne sermeye yetiyor. 35 yaşındaki Zübeyde, 4 çocuklu bir anne. Eşi Zeki Kahraman’dan her gece dayak yiyen Zübeyde, 5 yıl önce dayanamayıp eşinden boşandı. Ama Kahraman peşini bırakmadı, onu ölümle tehdit etti. Yakınları da araya girince Zübeyde çaresiz kaldı, eski eşi Kahraman ile bu kez imam nikahı kıydı. Fakat işkenceler son bulmadı. Zübeyde, Şişli Karakolu’na defalarca şikayette bulundu, “Beni koruyun” diye yalvardı. Ancak polis her seferinde, “Aile içinde olur böyle şeyler, barışın” dedi ve o da evine dönmek zorunda kaldı.
SAVCILIĞA DA BAŞVURDU
Polisten umduğunu bulamayan Zübeyde, sonunda 4 çocuğunu da yanına alıp kaçtı. Fakat ‘işkenceci koca’ yine peşindeydi. Sürekli ölüm tehditleri alan Zübeyde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak ölüm tehditleri aldığı gerekçesiyle koruma istedi. Ancak tüm çabasına rağmen Zeki Kahraman, Zübeyde’yi çalıştığı konfeksiyon atölyesinde buldu. Diğer işçilerin gözleri önünde elindeki bıçağı defalarca Zübeyde’ye sapladı, sonunda boğazını kesip kaçtı.
İLLE AİHM’DEN CEZA MI GEREK?
Zübeyde cinayeti, akıllara ‘vatandaşını korumadığı’ için Türkiye’yi AİHM’de mahkum ettiren Nahide Opuz dosyasını getirdi. Eşi Hüseyin Opuz tarafından ölümle tehdit edilen, son olarak da annesi öldürülen Nahide Opuz, ‘defalarca başvurduğu halde devletin kendisini koruyamadığı’ gerekçesiyle AİHM’de açtığı davayı kazanmıştı. AHİM kararıyla Nahide Opuz’a koruma tahsis edilmiş, Türkiye’yi 36 bin 500 Auro tazminata mahkum etmişti.
DEVLET KORUMUYOR
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Kurucusu Canan Arın, kadın cinayetlerinde devletin büyük ihmali olduğunu düşünüyor. Arın, “Kadınların can güvenliğini korumak devletin asıl görevlerindendir. Türkiye’de sistematik bir şekilde kadın öldürme suçu işleniyor. Buna doğru dürüst ceza verilmiyor” diyor.
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği kurucusu Pınar İlkkaracan ise, şiddete uğrayan kadının koruma kararının acilen alınması gerektiğine dikkat çekiyor. İlkkaracan, polisin vakalarda şiddet gören kadına yardımcı olmak yerine, “Ben karışmayayım, aile içi mesele” dediğini belirtiyor.
VE DiĞER 5 KADIN
*Esenler’de eşi Ferfuri Akbaş ile tartışan Ahmet Akbaş, eşini kurşun yağmuruna tuttu. Polis Ferfuri Akbaş’ın cesedinin başında bekleyen Ahmet Akbaş’ı gözaltına aldı.
*Gaziosmanpaşa’da Hulusi Köse, 13 yıllık eşi Ayşe Köse’yi 3 çocuğunun gözleri önünde kalbinden vurarak öldürdü.
*Sakarya 50 yaşındaki Meryem Galip, 32 yıllık eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
*Muğla’da Mahmut Pamukçu, eşi Özlem Pamukçu’yu bıçaklamaya başladı. Evden kaçan eşini bahçede yakalayan Pamukçu, 8 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
*Diyarbakır'da evli ve 3 çocuk annesi Azize Şimşek, önceki gün sokak ortasında başından tabancayla vuruldu. Şimşek kaldırıldığı hastanede dün hayatını kaybetti
RAKAMLARLA KADINA ŞİDDET
*Aile içi şiddetin en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, 2006 yılında 295 aile içi cinayet davası açıldı, 2008 yılında bu sayı 292 idi.
*Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı ve sonuçlarını bu yılın sonunda açıkladığı araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kadından 4’ü, eşi ya da birlikte yaşadığı kişiden fiziksel ve cinsel şiddet görüyor.
*Eşi, eski eşi veya birlikte olduğu erkeklerden fiziksel veya cinsel şiddet yaşamış kadınların Türkiye genelinde oranı yüzde 41.
*Neredeyse 2 kadından biri duygusal şiddet/istismara maruz kalıyor.
*Sadece cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 15.
CEZA YOK
Yalova Termal’deki bir otelde kaldıkları bildirilen Selman Keskin ve birlikte yaşadığı sevgilisi C.Y., ile sokak ortasında bilinmeyen nedenle tartışmaya başladı. Tartışma sırasında, Selman Kesmin C.Y.'yi tekme- tokat dövmeye başladı. Aldığı darbelerle yere yığılan kadına tekme ile vurmaya başlayan Selman Keskin, çevreden yetişen esnaf tarafından yakalanarak polise teslim edildi.
Kaburgasında kırık tespit edilen C.Y, tedavi altına alınırken, C.Y ise serbest bırakıldı.
(İSTANBUL)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) daha geçtiğimiz ay “Nahide Opuz’u eşinden koruyamadınız” diyerek Türkiye’yi tazminata mahkum etmiş, devlet de gereken önlemlerin alınacağını ileri sürmüştü. Ancak değişen hiçbir bir şey olmadı. Devlet yine seyretti, anneler çocuklarını gözleri önünde öldürüldü.
DEFALARCA ŞİKAYET ETTİ
Öldürülen 6 kadından biri olan Zübeyde Yıldız’ın yaşadıkları, durumun ciddiyetini gözler önüne sermeye yetiyor. 35 yaşındaki Zübeyde, 4 çocuklu bir anne. Eşi Zeki Kahraman’dan her gece dayak yiyen Zübeyde, 5 yıl önce dayanamayıp eşinden boşandı. Ama Kahraman peşini bırakmadı, onu ölümle tehdit etti. Yakınları da araya girince Zübeyde çaresiz kaldı, eski eşi Kahraman ile bu kez imam nikahı kıydı. Fakat işkenceler son bulmadı. Zübeyde, Şişli Karakolu’na defalarca şikayette bulundu, “Beni koruyun” diye yalvardı. Ancak polis her seferinde, “Aile içinde olur böyle şeyler, barışın” dedi ve o da evine dönmek zorunda kaldı.
SAVCILIĞA DA BAŞVURDU
Polisten umduğunu bulamayan Zübeyde, sonunda 4 çocuğunu da yanına alıp kaçtı. Fakat ‘işkenceci koca’ yine peşindeydi. Sürekli ölüm tehditleri alan Zübeyde, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak ölüm tehditleri aldığı gerekçesiyle koruma istedi. Ancak tüm çabasına rağmen Zeki Kahraman, Zübeyde’yi çalıştığı konfeksiyon atölyesinde buldu. Diğer işçilerin gözleri önünde elindeki bıçağı defalarca Zübeyde’ye sapladı, sonunda boğazını kesip kaçtı.
İLLE AİHM’DEN CEZA MI GEREK?
Zübeyde cinayeti, akıllara ‘vatandaşını korumadığı’ için Türkiye’yi AİHM’de mahkum ettiren Nahide Opuz dosyasını getirdi. Eşi Hüseyin Opuz tarafından ölümle tehdit edilen, son olarak da annesi öldürülen Nahide Opuz, ‘defalarca başvurduğu halde devletin kendisini koruyamadığı’ gerekçesiyle AİHM’de açtığı davayı kazanmıştı. AHİM kararıyla Nahide Opuz’a koruma tahsis edilmiş, Türkiye’yi 36 bin 500 Auro tazminata mahkum etmişti.
DEVLET KORUMUYOR
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Kurucusu Canan Arın, kadın cinayetlerinde devletin büyük ihmali olduğunu düşünüyor. Arın, “Kadınların can güvenliğini korumak devletin asıl görevlerindendir. Türkiye’de sistematik bir şekilde kadın öldürme suçu işleniyor. Buna doğru dürüst ceza verilmiyor” diyor.
Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği kurucusu Pınar İlkkaracan ise, şiddete uğrayan kadının koruma kararının acilen alınması gerektiğine dikkat çekiyor. İlkkaracan, polisin vakalarda şiddet gören kadına yardımcı olmak yerine, “Ben karışmayayım, aile içi mesele” dediğini belirtiyor.
VE DiĞER 5 KADIN
*Esenler’de eşi Ferfuri Akbaş ile tartışan Ahmet Akbaş, eşini kurşun yağmuruna tuttu. Polis Ferfuri Akbaş’ın cesedinin başında bekleyen Ahmet Akbaş’ı gözaltına aldı.
*Gaziosmanpaşa’da Hulusi Köse, 13 yıllık eşi Ayşe Köse’yi 3 çocuğunun gözleri önünde kalbinden vurarak öldürdü.
*Sakarya 50 yaşındaki Meryem Galip, 32 yıllık eşi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
*Muğla’da Mahmut Pamukçu, eşi Özlem Pamukçu’yu bıçaklamaya başladı. Evden kaçan eşini bahçede yakalayan Pamukçu, 8 yerinden bıçaklayarak öldürdü.
*Diyarbakır'da evli ve 3 çocuk annesi Azize Şimşek, önceki gün sokak ortasında başından tabancayla vuruldu. Şimşek kaldırıldığı hastanede dün hayatını kaybetti
RAKAMLARLA KADINA ŞİDDET
*Aile içi şiddetin en yoğun yaşandığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, 2006 yılında 295 aile içi cinayet davası açıldı, 2008 yılında bu sayı 292 idi.
*Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’nün yaptığı ve sonuçlarını bu yılın sonunda açıkladığı araştırmaya göre Türkiye’de her 10 kadından 4’ü, eşi ya da birlikte yaşadığı kişiden fiziksel ve cinsel şiddet görüyor.
*Eşi, eski eşi veya birlikte olduğu erkeklerden fiziksel veya cinsel şiddet yaşamış kadınların Türkiye genelinde oranı yüzde 41.
*Neredeyse 2 kadından biri duygusal şiddet/istismara maruz kalıyor.
*Sadece cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı yüzde 15.
CEZA YOK
Yalova Termal’deki bir otelde kaldıkları bildirilen Selman Keskin ve birlikte yaşadığı sevgilisi C.Y., ile sokak ortasında bilinmeyen nedenle tartışmaya başladı. Tartışma sırasında, Selman Kesmin C.Y.'yi tekme- tokat dövmeye başladı. Aldığı darbelerle yere yığılan kadına tekme ile vurmaya başlayan Selman Keskin, çevreden yetişen esnaf tarafından yakalanarak polise teslim edildi.
Kaburgasında kırık tespit edilen C.Y, tedavi altına alınırken, C.Y ise serbest bırakıldı.
(İSTANBUL)
İki komutana faili meçhul soruşturması
1994 yılında askerler tarafından gözaltına alınan ve kafasına vurulan tek kurşunla öldürülen Hurşit Döner ile ilgili dosya yeniden açılıyor. Askerler hakkında daha önce takipsizlik kararı veren Van Askeri Savcılığı’nın kararı bir üst mahkeme olan Ağrı Askeri Mahkemesi tarafından bozuldu. Ağrı Askeri Mahkemesi, “soruşturmayı genişletin” emri verdi. Savcılık şimdi iki asker hakkında soruşturma başlattı.
1994 yılında öldürülen Hurşit Döner ile ilgili dava ikinci kez açılıyor. Van Askeri Savcılığı’nın olayla ilgili verdiği takipsizlik kararı bozuldu. Ağrı Askeri Mahkemesi’nin “soruşturmayı genişletin” emri üzerine iki asker hakkında soruşturma başlatıldı.
Askeri Mahkemeye, faili meçhul cinayetlerle ilgili örnek kararını aldıran hukuki süreç 5 yıl sürdü. 3 mahkeme dolaştı. Döner ailesinin hukuk mücadelesi şöyle başladı:
Hurşit Döner, Bitlis Hizan ilçesine bağlı Kayalar Köyü’nde imamlık yapıyordu. Bolu Tugay Komutanlığı’na bağlı askerler, 24 Mart 1994’de köye operasyon düzenledi. Askerler, oğlu gerillada olduğu için Hurşit Döner’in evinde arama yaptı, daha sonra Güneş’i gözaltına aldı. Operasyon sırasında diğer köylülerin de evlerinden çıkmasına izin verilmedi.
Otopsi yapılmadı
Köylüler evlerinden sabaha karşı çıktılar. Dere kenarında Hurşit Döner’in cesedini buldular. Kafasına tek kurşun sıkılarak öldürülen Döner’in yakınları, Savcılığa başvurdu. Cesede otopsi yapılmasını istediler. Otopsi işlemleri yapılmayan Döner’in cenazesi, köy mezarlığına gömüldü. Olayın yaşandığı köy, bu operasyonun ardından boşaldı. 85 haneli köyün sakinleri çevre illere göç etti. Döner’in ailesi de İstanbul’a başvurdu. Döner’in diğer oğlu, olaydan 11 yıl sonra 2005 yılında Hizan Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Bolu Tugay Komutanlığı’nda görevli askerler ve dönemin komutanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
Mezarı açıldı
Soruşturma başlatan Hizan Cumhuriyet Savcılığı, önce mezarın açılmasına karar verdi. Döner’in mezarı 30 Eylül 2006’da Hizan Cumhuriyet Savcısı İbrahim Açıkel'in ve çocuklarının gözetiminde açıldı. Kemikler, tespit için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Kurum, kemiklerin Döner’e ait olduğuna karar verdi. Döner’in kafasına isabet eden kurşunla öldüğü belirlendi. Kafatasının 25 parçaya ayrıldığı da tutanaklara geçti.
Köylüler askeri suçladı
Savcılık olayla ilgili 20 köylünün ifadesini aldı. Köylüler, Döner’in askerler tarafından gözaltına alındığını, ertesi gün ise cesedini bulduklarını anlattılar. 10 köylü de Döner’in gözaltına alınışına tanıklık yaptıklarını anlattı.
Görevsizlik kararı
Hizan Cumhuriyet Savcılığı, şikayette bulunulanların asker olduğu gerekçesiyle davaya bakmadı. Görevsizlik kararı veren Savcılık, soruşturmanın askeri savcılık tarafından yürütülmesini istedi. Dosyayı Van Askeri Savcılığı’na gönderdi. Ailenin avukatları görevsizlik kararına itiraz etti, ancak bu itiraz reddedildi.
Takipsizlik kararı
Van Askeri Savcılığı, olayla ilgili iki asker hakkında soruşturma başlattı. Kısa süre sonra da “takipsizlik” kararı verdi. Savcılık, “İki askerin bu suçu işlediğine dair somut ve inandırıcı delil olmadığı” gerekçesiyle, takipsizlik kararı vererek, dosyayı kapadı. Van Askeri Savcılığı; görevli yargı yerinin de kendisinin olmadığını belirterek bir de görevsizlik kararı verdi.
Askeri mahkeme
Ailenin avukatları bu kez Askeri Savcılığın takipsizlik kararına bir üst mercii olan Ağrı Askeri Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Dosyayı inceleyen Ağrı Askeri Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde kararını verdi. Mahkeme, görevli yargı yerinin askeri Savcılık olduğuna işaret ederken, takipsizlik kararının da kaldırılmasını kararlaştırdı. Van Askeri Mahkemesi kararında “soruşturmanın genişletilmesi”ni istedi.
Yeniden görülecek
Takipsizlik kararının kaldırılması üzerine dosya Van Askeri Savcılığı’na geldi. Savcılık, iki asker hakkındaki soruşturmayı yeniden başlattı. Güneş ailesinin hukuk mücadelesi 4 yıldır sürüyor. Şimdi gözler Askeri Savcılık’ta.
Askeri Savcılık, Döner’in ölümü ile ilgili askerler hakkında yargılama kararı alır ise bu da faili meçhul cinayetler için önemli bir karar olacak.
ANF / 03.07.09
1994 yılında öldürülen Hurşit Döner ile ilgili dava ikinci kez açılıyor. Van Askeri Savcılığı’nın olayla ilgili verdiği takipsizlik kararı bozuldu. Ağrı Askeri Mahkemesi’nin “soruşturmayı genişletin” emri üzerine iki asker hakkında soruşturma başlatıldı.
Askeri Mahkemeye, faili meçhul cinayetlerle ilgili örnek kararını aldıran hukuki süreç 5 yıl sürdü. 3 mahkeme dolaştı. Döner ailesinin hukuk mücadelesi şöyle başladı:
Hurşit Döner, Bitlis Hizan ilçesine bağlı Kayalar Köyü’nde imamlık yapıyordu. Bolu Tugay Komutanlığı’na bağlı askerler, 24 Mart 1994’de köye operasyon düzenledi. Askerler, oğlu gerillada olduğu için Hurşit Döner’in evinde arama yaptı, daha sonra Güneş’i gözaltına aldı. Operasyon sırasında diğer köylülerin de evlerinden çıkmasına izin verilmedi.
Otopsi yapılmadı
Köylüler evlerinden sabaha karşı çıktılar. Dere kenarında Hurşit Döner’in cesedini buldular. Kafasına tek kurşun sıkılarak öldürülen Döner’in yakınları, Savcılığa başvurdu. Cesede otopsi yapılmasını istediler. Otopsi işlemleri yapılmayan Döner’in cenazesi, köy mezarlığına gömüldü. Olayın yaşandığı köy, bu operasyonun ardından boşaldı. 85 haneli köyün sakinleri çevre illere göç etti. Döner’in ailesi de İstanbul’a başvurdu. Döner’in diğer oğlu, olaydan 11 yıl sonra 2005 yılında Hizan Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Bolu Tugay Komutanlığı’nda görevli askerler ve dönemin komutanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
Mezarı açıldı
Soruşturma başlatan Hizan Cumhuriyet Savcılığı, önce mezarın açılmasına karar verdi. Döner’in mezarı 30 Eylül 2006’da Hizan Cumhuriyet Savcısı İbrahim Açıkel'in ve çocuklarının gözetiminde açıldı. Kemikler, tespit için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Kurum, kemiklerin Döner’e ait olduğuna karar verdi. Döner’in kafasına isabet eden kurşunla öldüğü belirlendi. Kafatasının 25 parçaya ayrıldığı da tutanaklara geçti.
Köylüler askeri suçladı
Savcılık olayla ilgili 20 köylünün ifadesini aldı. Köylüler, Döner’in askerler tarafından gözaltına alındığını, ertesi gün ise cesedini bulduklarını anlattılar. 10 köylü de Döner’in gözaltına alınışına tanıklık yaptıklarını anlattı.
Görevsizlik kararı
Hizan Cumhuriyet Savcılığı, şikayette bulunulanların asker olduğu gerekçesiyle davaya bakmadı. Görevsizlik kararı veren Savcılık, soruşturmanın askeri savcılık tarafından yürütülmesini istedi. Dosyayı Van Askeri Savcılığı’na gönderdi. Ailenin avukatları görevsizlik kararına itiraz etti, ancak bu itiraz reddedildi.
Takipsizlik kararı
Van Askeri Savcılığı, olayla ilgili iki asker hakkında soruşturma başlattı. Kısa süre sonra da “takipsizlik” kararı verdi. Savcılık, “İki askerin bu suçu işlediğine dair somut ve inandırıcı delil olmadığı” gerekçesiyle, takipsizlik kararı vererek, dosyayı kapadı. Van Askeri Savcılığı; görevli yargı yerinin de kendisinin olmadığını belirterek bir de görevsizlik kararı verdi.
Askeri mahkeme
Ailenin avukatları bu kez Askeri Savcılığın takipsizlik kararına bir üst mercii olan Ağrı Askeri Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Dosyayı inceleyen Ağrı Askeri Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde kararını verdi. Mahkeme, görevli yargı yerinin askeri Savcılık olduğuna işaret ederken, takipsizlik kararının da kaldırılmasını kararlaştırdı. Van Askeri Mahkemesi kararında “soruşturmanın genişletilmesi”ni istedi.
Yeniden görülecek
Takipsizlik kararının kaldırılması üzerine dosya Van Askeri Savcılığı’na geldi. Savcılık, iki asker hakkındaki soruşturmayı yeniden başlattı. Güneş ailesinin hukuk mücadelesi 4 yıldır sürüyor. Şimdi gözler Askeri Savcılık’ta.
Askeri Savcılık, Döner’in ölümü ile ilgili askerler hakkında yargılama kararı alır ise bu da faili meçhul cinayetler için önemli bir karar olacak.
ANF / 03.07.09
Bolivya yerlileri için tarihi adım
Bolivya hükümeti, yerlilere kendi kendilerini yönetme hakkı veren anayasal reformları uygulamaya başladı.
Ülkenin ilk yerli lideri olan Devlet Başkanı Evo Morales, yerli toplulukların özerklik konusunda referandum yapmalarına izin veren kararnameyi yayımladı.
Referandumlar, devlet başkanı ve milletvekili seçimleriyle aynı zamanda, aralık ayında yapılacak. Morales, dün yaptığı konuşmada "Bu köylü ve yerli hareketi için tarihi bir gün... Başkanınız, yoldaşınız, kardeşiniz Evo Morales, hatalar yapabilir ancak atalarımızın başlattığı savaşıma ve Bolivya halkının mücadelesine asla ihanet etmeyecektir" dedi.
Bolivya'da yerlilerin 1952'ye kadar tam olarak oy kullanma hakkı dahi bulunmuyordu.
Ülkenin doğusundaki verimli ve doğal gaz zengini topraklarda yaşayan Avrupa kökenli veya melez Bolivyalılar, bu yıl başında kabul edilen anayasaya karşı çıkıyorlar.
CNN Türk / 03.08.09
Ülkenin ilk yerli lideri olan Devlet Başkanı Evo Morales, yerli toplulukların özerklik konusunda referandum yapmalarına izin veren kararnameyi yayımladı.
Referandumlar, devlet başkanı ve milletvekili seçimleriyle aynı zamanda, aralık ayında yapılacak. Morales, dün yaptığı konuşmada "Bu köylü ve yerli hareketi için tarihi bir gün... Başkanınız, yoldaşınız, kardeşiniz Evo Morales, hatalar yapabilir ancak atalarımızın başlattığı savaşıma ve Bolivya halkının mücadelesine asla ihanet etmeyecektir" dedi.
Bolivya'da yerlilerin 1952'ye kadar tam olarak oy kullanma hakkı dahi bulunmuyordu.
Ülkenin doğusundaki verimli ve doğal gaz zengini topraklarda yaşayan Avrupa kökenli veya melez Bolivyalılar, bu yıl başında kabul edilen anayasaya karşı çıkıyorlar.
CNN Türk / 03.08.09
Bilge katliamı töreyle ilgili değil!
44 kişinin katledildiği Mardin'in Bilge köyüyle ilgili araştırma tamamlandı. 22 akademisyenin kaleme aldığı raporda, yaşanan olayın töreyle ilgili olmadığı, katliamın birbirine bağlı olarak ekonomik, sosyal ve politik birçok olayı içinde barındırdığına dikkat çekildi.
4 Mayıs gecesi Mardin'in Bilge Köyünde 6 çocuk, 3'ü hamile 16 kadın ile 22 erkek, akrabaları tarafından katledilmişti. Katliamın nedenleri çok tartışıldı. 22 akademisyenden oluşan bir grup Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği çatısı altında Mardin Valiliği'nin katkılarıyla katliamla ilgili hazırladığı raporu tamamladı.
123 sayfalık raporda, köyün sosyal ve ekonomik yapısı, katliam zanlıları, katliamın nedenleri ve koruculuk sistemi ele alındı. Raporda, bölgedeki güçlü aşiret yapısına vurgu yapılıyor ve bunun da bireyi yok ettiğine dikkat çekiliyor. ''Birey adeta büyülenmiş gibi aile meclisi veya aşiretler tarafından alınan kararlar doğrultusunda ailesinin en yakın fertlerini gözünü kırpmadan öldürebilmektedir. Güçlü aile-aşiret yapıları kendisine itaatkar hale getirdiği bireyin adeta özgürlüğüne ipotek koymuştur. Bireylerin aşiret ya da ataerkil aileler etrafında bütünleşmelerine neden olan durum, insanların bir haksızlıkla karşı karşıya kaldıklarında, haklarını aramada bir çözüm yolu olarak devlete başvurma yerine kendi başlarına, kendi güçlerini birleştirerek çözüme ulaşmaya çalışmalarıdır.''
Raporda ayrıca, bölge insanında, adalet sisteminin her zaman güçlüden yana olduğuna dair bir inanış olduğuna yer veriliyor. Yaşanan olayın töreyle ilgisinin olmadığını da kaydediliyor: "Olayda ekonomik çıkar ve güç çatışması ve sistemden kaynaklanan bazı sorunlar birbirini tetiklemiştir. Bu olayda erkek failler korucu olup hepsinin silahı vardır. Bu köyde yaşananlar bölge açısından bir birikimin patlaması olarak nitelendirilebilir. Yıllardır bölgede süren çatışma ve koruculuk sisteminin işleyişi de bu olayın nedenlerinden birkaçı olarak değerlendirilebilir. Eğitim düzeyinin düşük olması, nüfus yoğunluğu ve gelir kaynağının bu olayda önemli bir rolü vardır."
Raporun son bölümünde, kadınların sürekli şiddete maruz kaldığı ve çocukların şiddet görerek büyüdüğü belirtiliyor: "Şiddet kültürünün doğallaştığı bölgelerimiz başta olmak üzere benzer olayların yine yaşanması olasılığı çok yüksektir. Bu açıdan kurumlar her yönüyle hazırlıklı bulunmalı, kurumlar arası işbirliği kültürü böyle olaylar olmadan geliştirilmelidir."
Raporda, bölgeyle ilgili risk haritalarının çıkarılması gerektiğine de vurgu yapılıyor.
NTV-MSNBC / 02.08.09
4 Mayıs gecesi Mardin'in Bilge Köyünde 6 çocuk, 3'ü hamile 16 kadın ile 22 erkek, akrabaları tarafından katledilmişti. Katliamın nedenleri çok tartışıldı. 22 akademisyenden oluşan bir grup Hayat Boyu Eğitim Gelişim Derneği çatısı altında Mardin Valiliği'nin katkılarıyla katliamla ilgili hazırladığı raporu tamamladı.
123 sayfalık raporda, köyün sosyal ve ekonomik yapısı, katliam zanlıları, katliamın nedenleri ve koruculuk sistemi ele alındı. Raporda, bölgedeki güçlü aşiret yapısına vurgu yapılıyor ve bunun da bireyi yok ettiğine dikkat çekiliyor. ''Birey adeta büyülenmiş gibi aile meclisi veya aşiretler tarafından alınan kararlar doğrultusunda ailesinin en yakın fertlerini gözünü kırpmadan öldürebilmektedir. Güçlü aile-aşiret yapıları kendisine itaatkar hale getirdiği bireyin adeta özgürlüğüne ipotek koymuştur. Bireylerin aşiret ya da ataerkil aileler etrafında bütünleşmelerine neden olan durum, insanların bir haksızlıkla karşı karşıya kaldıklarında, haklarını aramada bir çözüm yolu olarak devlete başvurma yerine kendi başlarına, kendi güçlerini birleştirerek çözüme ulaşmaya çalışmalarıdır.''
Raporda ayrıca, bölge insanında, adalet sisteminin her zaman güçlüden yana olduğuna dair bir inanış olduğuna yer veriliyor. Yaşanan olayın töreyle ilgisinin olmadığını da kaydediliyor: "Olayda ekonomik çıkar ve güç çatışması ve sistemden kaynaklanan bazı sorunlar birbirini tetiklemiştir. Bu olayda erkek failler korucu olup hepsinin silahı vardır. Bu köyde yaşananlar bölge açısından bir birikimin patlaması olarak nitelendirilebilir. Yıllardır bölgede süren çatışma ve koruculuk sisteminin işleyişi de bu olayın nedenlerinden birkaçı olarak değerlendirilebilir. Eğitim düzeyinin düşük olması, nüfus yoğunluğu ve gelir kaynağının bu olayda önemli bir rolü vardır."
Raporun son bölümünde, kadınların sürekli şiddete maruz kaldığı ve çocukların şiddet görerek büyüdüğü belirtiliyor: "Şiddet kültürünün doğallaştığı bölgelerimiz başta olmak üzere benzer olayların yine yaşanması olasılığı çok yüksektir. Bu açıdan kurumlar her yönüyle hazırlıklı bulunmalı, kurumlar arası işbirliği kültürü böyle olaylar olmadan geliştirilmelidir."
Raporda, bölgeyle ilgili risk haritalarının çıkarılması gerektiğine de vurgu yapılıyor.
NTV-MSNBC / 02.08.09
Alpagut’ta anlaşma sağlandı
Aldıkları ücrete günlük seyyanen 5 TL zam isteyen ve bu istekleri işveren tarafından kabul edilmeyince greve çıkan Çelikler Alpagut Dodurga Linyit İşletmesi işçileri, ücretlere yapılan zammın ardından işbaşı yaptılar. Türkiye Kömür İşletmeleri’nden özelleştirme ile özel sektöre geçen Çelikler Alpagut Dodurga Linyit İşletmesi’nde ücret anlaşmazlığı nedeniyle 200’e yakın işçi geçtiğimiz hafta fiili olarak greve çıkmıştı. İlk teklifinde ‘Devletin yüzde 4 verdiği yerde ben yüzde 8 veriyorum’ diyerek işçilerin günlük ücretine 5 TL seyyanen zam talebini kabul etmeyen işveren, üretimin daha fazla zarar görmemesi amacıyla işçilerle anlaşma yoluna gitti.İlk görüşmelerde ‘10 işçinin iş akdi fesih edilecek ve geri kalan işçilerin tüm talepleri kabul edilecek, ya da 10 işçi de işine devam edecek, ücretlere ise yüzde 12 zam yapıyorum’ diyen işverenin, işçilerin kararlı tutumu neticesinde ustaların ücreti 800’den 900 TL’ye, usta yardımcılarınınki 653’den 800 TL’ye, düz işçilerininki ise 567 ‘den 700 TL’ye çıkardığı öğrenildi.
Evrensel / 02.08.09
Evrensel / 02.08.09
Açılım yok ama Oyalama Çok
AKP Hükümeti, Kürt sorununun çözümünde öze ilişkin herhangi bir açılım sunmazken, bu kez de konuyu gazetecilerle tartıştı. Hükümet, gazetecilerin görüşlerini not etti. Diğer taraftan da Kürt halkının talepleri, 'kırmızı çizgiler'in arkasına itiliyor. Öcalan'a özgürlük, anayasal güvence, operasyonların durdurulması gibi talepler hükümetin gündeminde bulunmuyor.
Hükümet not tuttu
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 29 Temmuz'da yaptığı basın açıklamasında 'açılımsız' bıraktığı Kürt sorununda hükümetin politikasızlığı sürüyor. Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos'ta açıklaması beklenen çözüm planının baskısıyla alelacele yapılan basın toplantısında, bol bol umut tacirliği yapılmıştı. Hükümet, şimdi de Kürt çalıştayı düzenleyerek gazetecileri dinledi. Çalıştayın, Demokratik Toplum Kongresi'nin “Kürt Sorununda Birlik ve Çözüme Doğru Ortaklaşma Çalıştayı”nın hemen ardından toplanması dikkat çekti.
Polis Akademisi'nde Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi’nce (ki böyle bir birimin düzenlemesi ayrı bir tartışma konusu) “Kürt Meselesinin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru” çalıştayında gazeteciler konuşturuldu. Bakan Atalay ve polis şefleri de hiç söz almadan not tuttu.
Gazetecilerden bilinenin tekrarı
Gazetecilerin konuşturulduğu ama basına kapalı yapılan toplantıda görüş belirten gazeteciler, PKK'nin dağdan indirilmesi konusunda en etkili kişinin Öcalan olduğunu vurguladı, Öcalan'ın görüşlerinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Gazeteciler, sorunun çözüm adresi olarak Meclis'i gösterdi. Sorunun çözümünde muhalefetin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyleyen gazeteciler, MHP'nin son dönemdeki yaklaşımlarını da eleştirdi. Daha önce Kandil'e giderek Murat Karayılan'la görüşen Hasan Cemal de izlenimlerini aktardı. Oral Çalışlar da DTP'nin muhatap alınması gerektiğini söyledi.
Buraya kadar gazetecilerin söylediklerinde yeni olan hiçbir şey yok. Yaklaşık üç aydır bütün köşe yazarları, gazeteciler bu sorunla yatıp kalkıyor, konu ile ilgili yazıp çiziyor. Çalıştaya katılan gazetecilerin görüşleri de Hükümet tarafından en ince ayrıntısına katar biliniyor. Burada amaç, konunun 'demokratik' bir ortamda tartışıldığı izlenimi yaratmak, hükümetin çözüm planı oluşturmada toplumun değişik kesimlerinin fikirlerinden yararlandığı havası yaratmak. 'Demokratik' bir ortamda yapılan tartışmayla, Kürt sorununun 'demokrasi içinde çözüleceği' şeklindeki hükümet açıklamasına güç katılmak isteniyor.
Çalıştaya Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Mustafa Karaalioğlu, Nasuhi Güngör, Deniz Ülke Arıboğan, Muharrem Sarıkaya, Hasan Cemal, Okan Müderrisoğlu, İbrahim Kalın, Mithat Sancar, Ruşen Çakır, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Mümtaz’er Türköne, İhsan Dağlı katıldı. Çalıştaya Hürriyet ve Cumhuriyet’ten herhangi bir temsilcinin çağrılmaması dikkat çekti.
Gazetecilerle birlikte düzenlenen Kürt çalıştayında, sürece ilişkin en fazla kullanılan sözcük, “Umut” oldu. Artık konunun bir tarafı olan Hükümetin, inisiyatifi eline aldığı, bundan sonrası için geri dönüşün olamayacağı vurgulandı. Çalıştaya katılan köşe yazarları, bu görüşlerini köşelerinde de sıkça dile getirdiler. Peki, durum o kadar umutlu mu?
Önce kırmızı çizgiler açıklandı
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sorunun çözümüne ilişkin Hükümetin politikasızlığını basının önünde açıkladı. Ortada bir açılım yok ama, olmayan çözüm paketine 'kırmızı çizgiler' bile çizildi. Öcalan'a özgürlük talebi hiçbir şekilde ortaya atılmayacak; anayasal güvence ve özerklik asla gündeme gelmeyecek, üniter devlet yapısı korunacak; af yerine TCK'nin itirafçılığı dayatan 221. maddesi genişletilerek işletilecek; operasyonlar durdurulmayacak. Bu açılımın neresinde “umut” var. Hükümetin kamuoyuna açıklamadığı planında, bu kalın kırmızı çizgiler bulunuyor.
Hükümetin açılımında, Kürtçe bilen devlet memurlarının alınması yer alıyor. Kürt illerinde DTP'nin elindeki belediyeler Kürtçe olarak zaten hizmet veriyor. Hükümet, böylece DTP'nin açtığı mevziyi Kürt halkına 'bağışlamış' olacak. Ortada ne umut, ne de yeni bir şey var. Göz boyayarak sorunun çözüleceği beklentisi diri tutulmaya çalışılıyor. AKP, Kürt sorununda çözümsüzlüğün devam etmesinin kendi sonunu hazırladığını hala tam olarak anlayabilmiş değil.
Hükümet not tuttu
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın 29 Temmuz'da yaptığı basın açıklamasında 'açılımsız' bıraktığı Kürt sorununda hükümetin politikasızlığı sürüyor. Abdullah Öcalan'ın 15 Ağustos'ta açıklaması beklenen çözüm planının baskısıyla alelacele yapılan basın toplantısında, bol bol umut tacirliği yapılmıştı. Hükümet, şimdi de Kürt çalıştayı düzenleyerek gazetecileri dinledi. Çalıştayın, Demokratik Toplum Kongresi'nin “Kürt Sorununda Birlik ve Çözüme Doğru Ortaklaşma Çalıştayı”nın hemen ardından toplanması dikkat çekti.
Polis Akademisi'nde Uluslararası Terörizm ve Sınıraşan Suçlar Araştırma Merkezi’nce (ki böyle bir birimin düzenlemesi ayrı bir tartışma konusu) “Kürt Meselesinin Çözümü: Türkiye Modeline Doğru” çalıştayında gazeteciler konuşturuldu. Bakan Atalay ve polis şefleri de hiç söz almadan not tuttu.
Gazetecilerden bilinenin tekrarı
Gazetecilerin konuşturulduğu ama basına kapalı yapılan toplantıda görüş belirten gazeteciler, PKK'nin dağdan indirilmesi konusunda en etkili kişinin Öcalan olduğunu vurguladı, Öcalan'ın görüşlerinin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Gazeteciler, sorunun çözüm adresi olarak Meclis'i gösterdi. Sorunun çözümünde muhalefetin de sürece dahil edilmesi gerektiğini söyleyen gazeteciler, MHP'nin son dönemdeki yaklaşımlarını da eleştirdi. Daha önce Kandil'e giderek Murat Karayılan'la görüşen Hasan Cemal de izlenimlerini aktardı. Oral Çalışlar da DTP'nin muhatap alınması gerektiğini söyledi.
Buraya kadar gazetecilerin söylediklerinde yeni olan hiçbir şey yok. Yaklaşık üç aydır bütün köşe yazarları, gazeteciler bu sorunla yatıp kalkıyor, konu ile ilgili yazıp çiziyor. Çalıştaya katılan gazetecilerin görüşleri de Hükümet tarafından en ince ayrıntısına katar biliniyor. Burada amaç, konunun 'demokratik' bir ortamda tartışıldığı izlenimi yaratmak, hükümetin çözüm planı oluşturmada toplumun değişik kesimlerinin fikirlerinden yararlandığı havası yaratmak. 'Demokratik' bir ortamda yapılan tartışmayla, Kürt sorununun 'demokrasi içinde çözüleceği' şeklindeki hükümet açıklamasına güç katılmak isteniyor.
Çalıştaya Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Mustafa Karaalioğlu, Nasuhi Güngör, Deniz Ülke Arıboğan, Muharrem Sarıkaya, Hasan Cemal, Okan Müderrisoğlu, İbrahim Kalın, Mithat Sancar, Ruşen Çakır, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Mümtaz’er Türköne, İhsan Dağlı katıldı. Çalıştaya Hürriyet ve Cumhuriyet’ten herhangi bir temsilcinin çağrılmaması dikkat çekti.
Gazetecilerle birlikte düzenlenen Kürt çalıştayında, sürece ilişkin en fazla kullanılan sözcük, “Umut” oldu. Artık konunun bir tarafı olan Hükümetin, inisiyatifi eline aldığı, bundan sonrası için geri dönüşün olamayacağı vurgulandı. Çalıştaya katılan köşe yazarları, bu görüşlerini köşelerinde de sıkça dile getirdiler. Peki, durum o kadar umutlu mu?
Önce kırmızı çizgiler açıklandı
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, sorunun çözümüne ilişkin Hükümetin politikasızlığını basının önünde açıkladı. Ortada bir açılım yok ama, olmayan çözüm paketine 'kırmızı çizgiler' bile çizildi. Öcalan'a özgürlük talebi hiçbir şekilde ortaya atılmayacak; anayasal güvence ve özerklik asla gündeme gelmeyecek, üniter devlet yapısı korunacak; af yerine TCK'nin itirafçılığı dayatan 221. maddesi genişletilerek işletilecek; operasyonlar durdurulmayacak. Bu açılımın neresinde “umut” var. Hükümetin kamuoyuna açıklamadığı planında, bu kalın kırmızı çizgiler bulunuyor.
Hükümetin açılımında, Kürtçe bilen devlet memurlarının alınması yer alıyor. Kürt illerinde DTP'nin elindeki belediyeler Kürtçe olarak zaten hizmet veriyor. Hükümet, böylece DTP'nin açtığı mevziyi Kürt halkına 'bağışlamış' olacak. Ortada ne umut, ne de yeni bir şey var. Göz boyayarak sorunun çözüleceği beklentisi diri tutulmaya çalışılıyor. AKP, Kürt sorununda çözümsüzlüğün devam etmesinin kendi sonunu hazırladığını hala tam olarak anlayabilmiş değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)