21 Şubat 2009 Cumartesi

DÜNYA ANADİL GÜNÜ

BM tarafından anadillerin korunması amacıyla 1999 yılında “Anadil Günü” ilan edilen 21 Şubat’ı dünyadaki halklar kendi dilleri ile kutluyor, Türkiye’de ise anadilde eğitim taleplerine hâlâ kulak tıkanıyor.
BM tarafından anadillerin korunması amacıyla 1999 yılında “Anadil Günü” ilan edilen 21 Şubat’ı dünyadaki halklar kendi dilleri ile kutluyor, Türkiye’de ise anadilde eğitim taleplerine hâlâ kulak tıkanıyor. Kürtçe devlet televizyonu açılmasına ve Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri için çalışmalar yapılmasına rağmen Kürtçe konuşanlara hapis cezası verilmeye devam ediliyor. 2001 yılında üniversite öğrencilerinin başlattığı anadilde eğitim hakkı için dilekçe kampanyası nedeniyle 93 öğrenci 58 veli tutuklandı. 1422 öğrenci kınama, uzaklaştırma ve okuldan atılma gibi çeşitli cezalara çarptırıldı. Kürtçe, Meclis tutanaklarına göre ise “bilinmeyen bil dil”
DÜNYANIN EN ESKİ DİLİ
Almanya’da “Asimilasyon insanlık suçudur” diyen Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Türkiyesi’nde, anadil sorunu sadece Kürtçe için geçerli değil. Ancak bu sorunlar sadece Kürtçe için de geçerli değil. Dünyanın en eski 3 dilinden biri olan Süryanice eğitim Türkiye, Lozan antlaşmasına uymadığı için yapılamıyor. Ana vatanı Mardin’de giderek azalan Süryanice okuma yazma oranı, kiliselerin çabasıyla ayakta durmaya çalışıyor. Lozan antlaşması gereği ilk ve orta öğrenimde Ermeni okulları kurulmasına rağmen Ermenice de zor zamanlar yaşıyor. Ermeni Dili ve Edebiyatı bölümlerinin eksikliği, Ermenice öğretmeni açığı yaratırken, hükümetin ve üniversitelerin bu konudaki çalışmaları ise Doğu Ermenice üzerine ağırlık kazanıyor. Örneğin TRT’nin kurma hazırlıkları yaptığını duyurduğu Ermenice Radyo da Doğu Ermenice yayın yapacak. Ancak Türkiye Ermenileri Batı Ermenice konuşuyor. Doğu Ermenice ise sadece Ermenistan’da konuşulan bir dil. Yani Türkiye’nin bu konudaki çalışmaları Türkiyeli Ermeniler değil Ermenistan düşünülerek yapılıyor.
Türkiye, BM’nin anadil hakkını düzenleyen “Çocuk Hakları Sözleşmesi”nin 30. maddesine çekince koydu. Yine Lozan sözleşmesinde yer alan ve anadil hakkını tanıyan 39 ve 40. maddeleri de yerine getirilmiyor. (HABER MERKEZİ)

Gerçek işsizlik yüzde 26'ya yakın, gelecek ürpertici -

Kısa adı TÜİK olan Türkiye İstatistik Kurumu'nun Kasım 2008 için açıkladığı son işgücü-istihdam-işsizlik verileri, açık işsiz sayısının neredeyse 3 milyona (2 milyon 995 bin kişi) ulaştığını, işsizlik oranının yüzde 12,3'e çıktığını ortaya koyuyor.

2007 Kasım ayında işsiz sayısı 2 milyon 350 bin, işsizlik oranı yüzde 10 olarak açıklanmıştı. Demek ki, bir yılda 645 bin kişi açık olarak işsizlere katılmış.

Yine bir yılda işgücündeki değişime bakıldığında, işgücü nüfusunun 1 milyon 93 bin kişi arttığını, ama bunların ancak 448 bininin iş bulduğunu, buna karşılık 645 bin kişinin iş bulamayarak açık işsiz sayısını 3 milyona yaklaştırdığı anlaşılıyor.

İstihdamın tarım-sanayi-hizmetler arasında dağılımına bakıldığında, Kasım'dan Kasım'a tarım istihdamının 283 bin kişi arttığını, ama sanayinin istihdamının 43 bin kişi azaldığını, hizmetlerde ise 258 bin arttığını gösteriyor.

Demek ki, geçen 1 yılda istihdamı gerileyen sanayi sektörüdür ve önemli olan bu trenddir.

İstihdamda sektörlerin payı

Ama daha önemli olan, işgücü olarak saptanan 24,3 milyonun içinde yer almayan, "işgücü" sayılmayan, gerçekte ise önemli bir kısmı, dolayısıyla işsiz sayılması gereken 3 milyonu aşan nüfustur. Bu nüfusun "işgücü" olarak tanımlanmaması, gerçek işsizliğin boyutlarının görülmesini de engelliyor.

Gerçek işsiz sayısını görmek için, 3 milyona yaklaşan açık işsizlere, "umudunu yitirmiş", "iş aramayan, iş bulursa çalışacak", "mevsimlik", "eksik istihdam" başlıklarındaki işsizlerin de eklenmesi gerekir.

Nitekim bu örtülü işsiz kategorilerinde son bir yılda daha yüksek artışlar dikkati çekiyor. Örneğin, umudunu yitirmişlerin sayısı 1 yılda 630 binden 717 bine çıkmıştır. İş bulursam çalışırım, diyenlerin sayısı 1 milyon 40 binden 1 milyon 251 bine çıkmıştır. Mevsimlik çalışanların sayısı 409 bindir, eksik istihdam, yani iğreti işlerde çalışanların sayısı da 600 binden 855 bine çıkmıştır. İşte bütün bu "işgücü" tanımı dışında tutulan işsizler de katıldığında resmi işsiz olarak açıklanan 2 milyon 995 bin işsiz sayısının 6 milyon 223 bine, yüzde 12,3 olarak açıklanan işsizlik oranının da yüzde 25,8’e çıktığı görülmektedir. Aynı yöntemle, bu gerçek işsizliğin 2007 Kasım’ında yüzde 21,9, 2006 Kasım’ında yüzde 22 olduğu anımsandığında, gerçek işsizliğin hızla arttığı dikkat çekiyor.

Özet olarak şu söylenebilir: Kasım 2008 işsizlik verileri, ekonomide ekim ayı sonrası hızlanan daralmanın ortaya çıkardığı işsizlik fotoğrafını henüz vermiyor.

Şimdiden anlaşılmıştır ki, sanayi(inşaat dahil) istihdam yaratmak yerine istihdam kaybı yaşayan sektör durumunda. Sanayideki daralmanın ve işsizlik artışının hızla hizmet sektörüne yansıyacağı açık. Dolayısıyla, önümüzdeki ayların işsizlik verileri daha endişe verici boyutlarda olacak.

Resmi ve Gerçek İşsizlik;2006-2008 (Bin Kişi)
Aylar Açık işsizler Umudunu kaybedenler İş olsa çalışırım diyenler Mevsimlik çalışanlar Eksik istihdam Gerçek işsiz İşgücü Gerçek işsizlik oranı
% Açık işsizlik %
Kasım '06 2265 600 1254 344 713 5176 23500 22,0 9,6
12 2446 656 1339 456 695 5591 23203 24,1 10,5
Ocak 2007 2508 714 1366 503 752 5843 22898 25,5 11,0
2 2587 736 1353 526 792 5994 22646 26,5 11,4
3 2401 692 1228 447 809 5577 23019 24,2 10,4
4 2296 644 1142 309 800 5192 23512 22,1 9,8
5 2123 616 1146 206 820 4910 23965 20,5 8,9
6 2141 605 1115 126 802 4790 24236 19,8 8,8
7 2151 595 1136 112 766 4760 24400 19,5 8,8
8 2232 571 1087 134 689 4714 24292 19,4 9,2
9 2253 563 1068 176 694 4754 24135 19,7 9,3
10 2302 575 1048 278 672 4876 23612 20,6 9,8
11 2350 630 1040 409 650 5079 23217 21,9 10,1
12 2436 651 1099 515 647 5348 22879 23,4 10,6
Ocak 2008 2567 707 1256 640 703 5873 22679 25,9 11,3
2 2642 732 1428 601 811 6214 22804 27,2 11,6
3 2496 722 1432 491 829 5970 23249 25,7 10,7
4 2293 612 1272 294 853 5324 23943 22,2 9,6
5 2164 553 1150 191 858 4916 24440 20,1 8,9
6 2237 518 1136 144 902 4937 24793 19,9 9,0
7 2353 541 1176 144 858 5072 24975 20,3 9,4
8 2439 530 1190 179 797 5135 24948 20,6 9,8
9 2548 538 1144 209 805 5244 24761 21,2 10,3
10 2687 615 1177 299 838 5616 24632 22,8 10,9
11 2995 717 1251 405 855 6223 24310 25,6 12,3
Mustafa Sönmez

Küçük etik’ Sevigen’i koltuktan etti

Bir arsa satışında 1 milyon 125 bin dolarlık protokol imzalayarak aracı olduğu ortaya çıkan CHP Genel Sekreter Yardımcısı Sevigen görevinden istifa etti

Bir arsa pazarlığında aracı olan CHP Genel Sekreteri Mehmet Sevigen, “Linç etmeyin” diyerek kendisine sahip çıkan ama “Doğru bulmuyorum” diyerek de eleştiren Genel Başkanı Deniz Baykal’ın telkinlerinin ardından, partideki görevini bıraktı.

Parti içi muhalefetin yanı sıra, Kemal Kılıçdaroğlu “Gereğini yapmalı”, CHP MYK sözcüsü Mustafa Özyürek “Hukuki bir sorun yok ama etik sorun var”, CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay “Kılıçdaroğlu’nun sözü en doğrusu” sözleriyle Sevigen’i istifaya çağırmıştı.

Perşembe günü, “Dürüstlük bizim temel değerimizdir. Ama dürüstlük haksızlığa direnebilmeyi de içermelidir. Dürüstlük her suçlamanın yanında yer alarak, suçlama korosuna katılarak güvence altına alınmaz. Önce bir linçin önüne geçmemiz lazım. Şu anda bir linç tablosu var” diyerek Sevigen’e sahip çıkan Baykal, “Doğru bulmuyorum” diyerek de arsa pazarlığında yer almasını tasvip etmediğini ortaya koydu. Baykal, Sevigen ile dün de telefonla iki kez gö-rüştü, ancak kendisi kararı Sevigen’e bıraktı. Karar vermekte zorlanan Sevigen’e istifa mesajinı kendisiyle telefonla görüşen CHP Saymanı Mustafa Özyürek’in “Biz sana inanıyoruz, ancak partiyi rahatlatacak adımı atmanı bekliyoruz” diyerek verdiği öğrenildi.

İstanbul’dan Ankara’ya daha sonra da Genel Merkez’e gelen Sevigen, Özyürek ile baş başa bir görüşme yaptı ve istifa açıklamasını hazırladı. Sevigen akşam basın toplantısı yaparak partideki yöneticilik görevinlerinden ayrıldığını, ancak CHP’de milletvekili olarak siyaset yapmaya devam edeceğini açıkladı.

Hakkında çıkan usulsüz imar değişikliği ve rüşvet aldığına ilişkin iddiaların yalan olduğunu belirten Sevigen, “Ne benim ne de çocuklarımın kursağından kul hakkı geçmemiştir. Hakkımda ortaya atılan iddiaların hiçbiri doğru değil. Ne imar değişikliği ne de kredi ilişkisine aracılık ederek çıkar elde etmişimdir” dedi. Sevigen, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İmar değişikliği AKP’li belediye zamanında olmuştur. Partimi, genel başkanı, birlikte çalıştığım arkadaşları korumak, hukuksal olarak bana yapılan iddiaları yargıda sormak, yargısız infazın hesabını sormak için partideki görevimden ayrılıyorum. Bana yönelik iddiaları bugüne kadar sürdüren gazetenin en üst kadroda görev yapan yöneticisinin Bakırköy Belediyesi konusundaki talebini karşılayamadığım için, bütün bu bedelleri ödediğim şu anda üzgün olmadımı ifade ediyorum. Ben kimsenin başını eğdirdimedim. Her kuşun eti yenmez bunu böyle bilsinler. Gazeteci ağabeylerimin yarın bana bu teklifi yapanlar ve beni zorlayanlar hakkında ne yazacaklar merak ediyorum.”

Sevigen, Beşiktaş’ta Eren İnşaat adlı şirketin sahip olduğu bir arazinin satışı için alıcı ile temas kurmuş, alıcı ile satıcıya ‘kâr ortaklığıâ ile katılmak için protokol hazırlamıştı.?‘Evini satamadığı için’ ortaklık için gereken parayı temin edemediğini açıklayan Sevigen, yaptığının etik olmayabileceğini, ancak tamamen hukuki olduğunu savunmuştu.

Radikal / 21.02.09

Kadıköy’de ‘Kadın İşçi Şenliği’

oplumsal Araştırma ve Eğitim Merkezi’nin (TAREM) Hava-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş sendikalarının çağrısıyla 15 Kasım 2008 tarihinde düzenlediği "Kadınlar Krizi Konuşuyor" sempozyumunun ardından sonuç bildirgesine imza atan Türkiye Basın, Yayın, Grafiker ve Ambalaj Sanayi İşçileri Sendikası (Basın-İş), Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal-İş), Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş), Türkiye Kundura Sanayi, Deri ve Deriden Yapılan Giyecek Dahil Her Türlü Eşya Yapımı, Saraciye Debagat İşçileri, Kürkçülük, Tutkal Sanayi ve Bağırsak İşleme Yerleri İşçileri Sendikası (Deri-İş), Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava-İş), Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Sanayi İşçileri Sendikası (Kristal-İş), Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol-İş), Türkiye Tütün Müskirat Gıda ve Yardımcı İşçileri Sendikası (Tek Gıda-İş), Türkiye Ticaret, Kooperatif, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Tez-Koop-İş) 8 Mart öncesinde “Kadın İşçi Şenliği" düzenliyor.

7 Mart 2009 Cumartesi günü gerçekleştirilecek şenlikte Petrol-İş üyesi mecaplast işçilerinin oluşturduğu Mecaplast İşçi Tiyatrosu Dario Fo’nun ‘Japon Kuklası’ isimli oyununu sergileneceği şenlik Kadıköy Aktaş Düğün Salonu’nda saat 14.00-19.00 arasında gerçekleştirilecek.

Günyüzü Müzik Topluluğu ve Nurcan Eren de şenlikte sahne alacaklar. Diğer yandan şenliğe Iraklı kadın sendikacılar da katılım sağlayacaklar.

Çeşitli işkollarında grev ve direniş süreci yaşayan kadın işçilerin de yer alması beklenen ‘Kadın İşçi Şenliği’ 8 Mart’a hazırlık amacıyla yapılıyor.

20 Şubat 2009 Cuma

Çocuk düşmanlığı Meclis gündemine taşındı

Onlarca çocuğun ‘örgüt üyeliği’ gibi ağır suçlarla tutuklanması kitle örgütlerini Ankara yollarına düşürdü...
Diyarbakır’da 28 Mart 2006’da meydana gelen olaylarla başlayan tutuklu çocuklar sorunu Meclis gündemine taşındı. “Örgüt üyeliği” gibi ağır suçlamalarla “büyükler”in yargılandıkları 25 yıla kadar hapis cezaları ile cezalandırılan çocukların yargılamalarının “adil ve tutuksuz” olması istendi.
Diyarbakır İHD Şube Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erbey, Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Esat Aktaş, Mazlum Der Diyarbakır Şube Başkanı Seher Akçınar Bayar, Diyarbakır Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Günay ile tutuklu çocukların adına Arif Akkaya’dan oluşan Çocuklar İçin Adalet Girişimi heyeti dün Meclis’te bir dizi görüşme ve basın toplantısı yaptı.
Meclis’te grubu bulunan partilere “Kanunla İhtilafa Düşen Çocuklar Raporu”nu ve taleplerini ileten heyet daha sonra, DTP Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak ile Meclis’te basın toplantısı düzenledi.
Çocuklarla ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığını, çocukların hiç de hak etmedikleri cezalarla karşı karşıya kaldıklarını kaydeden Kışanak, bu yargılamalarda hukukun kötüye kullanıldığını, çocukların örgüt üyeliğinden yargılanıp, cezalandırıldıklarını anlattı. Kışanak, DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ile bu hukuksuzluğa neden olan yasaların değiştirilmesi için girişimlerde bulunduklarını söyledi.
Daha sonra heyet adına konuşan Muharrem Erbey, Diyarbakır’da bir taş attıkları için büyüklerin yargılandıkları maddelerden yargılanıp, 25 yıla kadar hapis cezaları istenen çocukların durumlarına dikkat çekti. Diyarbakır’da yüzlerce çocuğun hergün sokaklarda olduklarını, potansiyel suçlu olarak görüldüklerini belirten Erbey, bu durumun insan haklarına aykırılığına da dikkat çekti.
BÜTÜN ÇOCUKLAR SERBEST BIRAKILSIN
Terörle Mücadele Yasası ve diğer yasalarla 2006 yılında yapılan değişiklikler doğrultusunda çocukların, eski DGM’lere denk gelen mahkemelerde, büyükler gibi yargılandıklarını, verilen cezaların ertelenemeyeceği ve paraya çevrilemeyeceğine dair hükümler getirildiğini, bu tür yaklaşımlarla sorunların adeta kangren haline geldiğini anlatan Erbey, yasa koyucuların kötü uygulamaları takip etmek ve değiştirmekle görevli olduklarının da altını çizdi.
Çocukların delil karartıp, kaçamayacaklarını da hatırlatan Erbey, halen tutuklu yargılanan tüm çocukların serbest bırakılması başta olmak üzere taleplerini sıraladı. Toplumsal olaylarda çocuklara müdahale edecek polislerin çocuk şube müdürlüğüne bağlı birimlerden seçilmesini, çocuklara aşırı güç kullanılmamasını ve yakalamadan sonra, önce TEM veya başka birimlere değil, direkt çocuk şube müdürlüklerine götürülmesini isteyen Erbey, gözaltına alınan çocukların ailelerine derhal haber verilmesi, uzmanlardan destek alınması, avukatlarıyla derhal görüştürülmesi, soruşturma dosyalarının avukatlar tarafından incelenmesinin sağlanması, çocukların derhal savcılığa çıkartılması, çocukların yaptıklarını anlayacak durumda olup olmadıklarının uzman doktorlar tarafından belirlenmesi gibi talepleri de dile getirdi.
Çocuklar arasında 12-15, 15-18 ayrımı yaparak CMK 250 ile Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yargılanmalarına neden olan TMK’nun 9 ve 13. maddelerinin derhal kaldırılması; çocuklara verilen cezaların temel insan hakları kurallarıyla bağdaşmadığının düşünülerek, kararların yeniden gözden geçirilmesi; çocukların kanunla ihtilafa düşmemesi için özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da derslik, öğretmen sayılarının artırılması, eğitimin kaliteli ve parasız olması, SHÇEK ve eğitim kurumlarının bütçesinin ve uzman sayısının artırılması, devletin çocuk politikalarını oluştururken, çocuk odaklı çalışan örgütlerle ve çocuklarla bir araya gelmeleri de heyetin talepleri arasında yer aldı. (Ankara/EVRENSEL)
YA ORANTISIZ OLSAYDI!
Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu, 15 Şubat eylemlerine saldıran polisler için “orantılı güç kullandılar” açıklaması yaptı. DTP’li milletvekili ve belediye başkanlarının açıklamalarını değerlendirdiği basın toplantısında, Diyarbakır’da seçim güvenliğinin sarsılmaya çalışılacağı yönünde güvenlik ve istihbarat birimlerinin yoğun bilgilere ulaştığını iddia eden Mutlu, eylemlere bu nedenle izin verilmediğini savundu.
Mutlu, “Topluluğun içinde yer alan yüzü sarılı kişilerin bulunması, izinsiz başlayacak yürüyüşün ardından kanunsuz sloganlar, afişler eşliğinde kışkırtmalar yapacaktı. Olaylar çıkaracak ve bu olayları il geneline yayarak yasa dışı örgüt propagandasına dönüştüreceği anlaşılmıştır. Oradaki özellikle 150-200 kişilik gruba orantılı güç kullanılarak dağıtılmıştır” dedi.
BİLYESİ VAR HEMEN TUTUKLAYIN!
Adana ve Mersin’de eylemlerde gözaltına alınan 76 kişiden çoğunluğu çocuk 24 kişi tutuklandı. Çocukların üzerinde bulunan bilye ve şal tutuklama gerekçesi olurken, gözaltına alınanlar “işkence ve kötü muamele” iddiasıyla İHD’ye başvurdu.
Seyhan ilçesi Gülbahçe Mahallesi’nde gözüne polislerin attığı plastik mermi isabet eden 17 yaşındaki E.N’nin kaşına 5 dikiş atıldı. E. N. işe gidip gelirken kullandığı bisikletin de polisler tarafından ateşe atıldığını iddia etti.
Mersin’de de 7 çocuk gözaltına alındı. 3 gün gözaltında tutulan C.S (14), S.Ö. (14), S.S. (14), S.Y.(14), Ö.S.(14), F.E. (14) ve R.K. (14) isimli çocukların aileleri, çocuklarına emniyette işkence ve kötü muamele yapıldığı iddiasıyla İHD Mersin Şubesi’ne başvurarak, hukuki yardım talep etti. Aileler daha sonra da İHD aracılığı ile polisler hakkında suç duyurusunda bulundu. Çocuklar, polislerin kendilerini döverek gözaltına aldığını, küfür, hakarette bulunduklarını ve tehdit edildiklerini belirtti.
İHD’YE BAŞVURDULAR
Mersin’in Akdeniz ilçesinde 14 Şubat günü yapılan yürüyüş sonrası çıkan olayları balkondan izleyen Nazmiye Azgan ve M.K. adlı çocuk kafalarına gaz bombası isabet etmesiyle yaralandı. Toroslor Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Azgan ve M.K. tedavi olduktan sonra taburcu edildi. Adana’da gözaltına alındıktan sonra “Örgüt adına suç işlemek ve örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanan 8’i çocuk 16 kişinin tutuklanma gerekçelerinde polis tutanaklarında “kuvvetli deliller” olarak geçen ve çocukların üzerinde bulunan bilye ve şalların gösterilmesi dikkat çekti.
Konuya ilişkin açıklama yapan İHD Adana Şubesi Başkanı Ethem Açıkalın, “18 yaşına kadar tüm bireylerin yargı sürecinde dahi olsalar ‘çocuktur’ ve tüm çocukların çocuğa özgü koşullarda yargılanması gereklidir” diye belirtti. (HABER MERKEZİ)

Namluların ucundaki hayat

Suriye’nin kahverengi topraklarının siluet halinde belirdiği tarafta, çevresine hâkim tepe yerleştirilmiş orduevi… Orduevinin çevresi üç kat bahçe duvarı deyiminin yalın kaldığı yüksek çitlerle çevrilmiş. Güvenliğin en üst düzeyde tutulduğu, çitlerin hemen arkasındaki yükseltilere konuşlandırılan, her an patlamaya hazır, demir soğukluğunda, her an patlayan barutun ateşiyle ısınıverecek toplardan anlaşılıyor. O da ne! Top namlularının tam karşısında bir mahalle… Rengi solgun, yıllardır badanası yapılmamış gri gecekonduların yan yana durduğu, üstü başı dağınık, yoksul ve yoksun oldukları her hallerinden anlaşılan insanlar… On yıllardır patlaması an meselesi top namlularının ucunda yaşamlarını ağır aksak sürdürmeye çalışıyorlar. Anlatılsa ‘aman sen de’ denebilecek korkunçlukta manzara izleyenleri ürkütüyor, büyüyor gözler…


Keşke Senaryo Olsaydı, Sadece Gerilirdik

Hikâye değil. Geçmişte de kalmadı. Hâlâ böyle. Şehrin birazcık dışında hâkim bir tepenin üzerinde küçümser bakışlarla çevresini izleyen Mardin Orduevinin şarapnelli topları, aşağı yukarı 1000 insanın yaşadığı Evren mahallesinin tam karşısında.
Deyruzaferan Manastırı’na giden yol Evren mahallesinin toprağa bulanmış daracık asfaltından kıvrılarak geçiyor. Pastaneler kapanıyor, dükkânların ışıkları sönmeye yüz tutmuş. Şehir merkezinden o tarafa doğru ilerledikçe ortalık sessizleşiyor, el ayak çekiliyor. Terk edilmiş eski vali konağı yolun sağ tarafında kalıyor sessizliği adımlarken. Banketlerde yürüyen tek tük birkaç kişi bir an önce eve ulaşmanın derdinde, tedirginliğinde. Öyle ya, delikli metal topların kekremsi kokusunu duymak için pek uzağa gitmeye gerek yok, hemen karşıda!


Düş ve Gerçek

Bir çocuk evinin kirli penceresinden dışarıya bakıyor. Geceleyin yanan projektörlerin ucuna parıltılar saçtığı namlular takılıyor çocuğun gözüne. İçinde ne var diye merak ediyor çocuk, nasıl ses çıkarır patladığında? Yıkılır mı evimiz, yangın yerine döner mi? Acaba babam koruyabilir mi bizi? Korkunun büyüttüğü gözleri uykunun çekiciliğine daha fazla dayanamayıp kapanıyor. Rüyasında, geceyi aydınlatan fişeklerin, el bombalarının, mitralyöz ateşlerinin korkunç gürültüleri arasında sabaha dek bilinmeyen, hiç tanımadığı bir düşmana karşı savaşıyor…
Evlerin orta yerinde, basma entarili, su doldurmak için sıra beklerken birbiriyle şakalaşan orta yaşta ev kadınları, tenlerine adı konulmamış gerginlik havasından başka hiçbir şeyin dokunmadığı genç kızlar, yüksek sesle biraz sonra oynayacakları oyunun kurallarını tartışan bisiklet çağındaki erkek çocukları, ellerinde bidonlar… İçecekleri suyu dolduracak, götürecek evlerine her biri. Çeşme başında bekleşiyorlar. Fırından sıcağı sıcağına çıkmış ateşten ekmekler gazeteye sarılıp ellere tutuşturuluyor. Eller tutuşuyor. Ateşten ekmekler, ateşten mermiler. Çekingen, Kürtçe kırık dökük cümleler geliyor kulağıma. Damlarda pişen lezzetli dolmalar yeniyor, kaçak çay içiliyor. Yapılan sohbet en az bardaklara doldurulan çay kadar koyu. Birazdan dip dibe yataklar serilecek, onca insan; oğullar ve kızlar, torunlar ve gelinler, uzanacak yan yana… Hayat devam ediyor.
Bir haber: Tunceli Belediye Başkanı'nın makam aracı didik didik arandı. Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil'in makam aracı, Tunceli girişinde jandarma tarafından durdurularak kontrol edildi. Edinilen bilgiye göre, DTP'li Belediye Başkanı Abdil, Tunceli İl Genel Meclis Üyesi Özgür Söylemez ve Özel Kalem Müdürü Gürgan Zengin ile belediye başkanlığına ait makam aracı ile Kızıltepe Festivali'ne katılmak üzere Tunceli'den yola çıktı. Araç Tunceli-Erzincan sınırında bulunan kontrol noktasında görevli jandarma tarafından durduruldu ve kimlik kontrolü yapılacağı söylendi. Makam aracının resmi plakası ve forsu bulunmasına rağmen jandarmanın kimlik kontrolünde ısrarcı davrandığını belirten Abdil, "Bulunduğumuz aracın makam aracı olduğu ortada. Bunu belirtmemize rağmen jandarma keyfi davranarak kimlik kontrolü yaptı. Jandarma bu uygulamayı 'şüpheli araçlar üzerinde uygulama yapılması 'yönünde aldığı mahkeme kararı ile gerçekleştiriyor." dedi. Belediye Başkanı Abdil'in aracının bir ay önce de aynı karakol ekipleri tarafından durdurulduğu ve kimlik kontrolü yapıldığı belirtildi (STAR, 13 Ekim 2008).


Kemiklerinden daha sert

Evren mahallesinden köyüne yürüyerek gidiyor dört kişi, amca ve yeğenler. Yoldaki bir karakolda görevli başçavuş Ahmet, üzerindeki en sert şey kemikleri olan bu insanlara küfürler yağdırıyor, kimliklerini kontrol ederken. Bu davranış aylarca sürüyor. Bir defasında o dört kişiden biri olup bana bunları anlatan kişinin yeğenini aldırıyor başçavuş Ahmet. Mardin cezaevi bir kurban daha ağırlıyor. Üç ay boyunca üzerindeki en sert şey kemikleri olan bu gencin kemikleri kırılıyor. Mahkûm ziyaretini bağışladıkları bir gün, delikanlının annesi, amcası, kardeşleri parmaklıkların ardında göğüs kemikleri kırıldığından iki büklüm duran oğlunu, yeğenini, kardeşini görüyor. Yanaklarda biriken ıslaklık, biriken öfke… PKK bu delikanlıyla bağlantı kuruyor cezaevinde saflarına katmak için. Geçen zamanın arkasından kolu alçıda cezaevinden çıkan genç dağ kadrosuna katılıyor. Artık elinde kemiklerinden daha sert silahlar var!


Bodrum duvarlarında kırmızı çizgiler

Kulağıma fısıldananlar başka bir yaşam: 20’li yaşlarında M.T.’nin Nusaybin’deki trajedisi… Bu da genç. Dört polis sıkı sıkıya yakalıyor. Tekmelerle sırtına vuruyorlar. Sonra dudağını patlatıyorlar. Bir an öldüğünü sanıyor, üzerime çullanıyor ve dövüyorlar, bir şark klasiği biçiminde küfürler... O arada delikanlıyı gören dayısı korumaya çalışıyor ama hiç onu dövmezler mi... Hepsi sivil polis, götürüp Terörle mücadele şubesinin bodrumuna fırlatıyorlar. Birkaç saat boyunca işkence gittikçe çoğalan bir şiddetle devam ediyor. Vücudunun her yerinden kanlar süzülmeye başlıyor, küf kokulu nezarethanenin tabanında kıvrımlar çiziyor. Açamıyor gözlerini. Dayakçı polisler o sırada M.T.’nin yanında komisere anons etmekte. Komisere ‘Ne yapalım’ diye danışıyor işkenceciler. Komiser ise ‘Bir çöpe atın’ diye anons ediyor telsizden. ‘Kimsenin bul mayacağı bir çöpe atın’. Sonra delikanlı oradan çıkarıp Nusaybin’de herkesçe bilinen Musa Anter Parkı civarındaki çöplüğe atılıyor. Kendini kaybediyor. Bulanlar hastaneye yetiştiriyor. Polisler, hastanede ki doktorların gözünü korkutmayı ihmal etmiyor. Doktorları bir şeyi olma dığını söylemesi için zorluyorlar. Ne kadar benzer yaşananlar değil mi?
Özel çabalarla bozulmaya çalışılan huzur, Kürtlerin, Arapların gönüllerinde yüzyılların durgunluğuyla, mutluluğuyla taht kurmuş. Kırklar kilisesini ta Suriye’den gelip ziyaret eden Süryaniler ince ince nakışlanan korku atmosferinin ayırtındalar. Ürkek ve sessiz.
İşkence çığırtkanlığı değil bütün bunlar, kötü bir olayı öğrenmesinin üzerinden sonra depresyonun beş kademesini de aşmış bir kişinin soğukkanlılıkla belleğinde biriktirdiği notlar… Ne o? Devletimizin kırmızıçizgileri yoksa bunlar mı: küf kokulu nezarethanenin tabanında kıvrımlar çizen kan akıntıları…

Faruk Turinay: Bilgi Üniv. Hukuk. Fak.

NATO mücadele alanını genişletiyor

KRAKOW -NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, ittifak üyelerince daha önce öngörülmeyen "terörizm, siber saldırılar ve iklim değişikliğinin etkileri" gibi sorunlar bulunduğunu belirterek, "İttifaka yeni bir stratejik konsept gerekiyor" dedi. Scheffer, Polonya’nın Krakov kentinde iki gün sürecek Savunma Bakanları toplantısındaki konuşmasında, yenilenmiş NATO doktrininin ABD, NATO ve AB arasında daha geniş bir işbirliğini öngörmesi gerektiğini söyledi. Scheffer, "Somali açıklarındaki korsanlık girişimlerine karşı devriye görevi, Afganistan’daki operasyonlar ve İttifakın nükleer caydırıcılığının olması" gibi, ittifakın "mevcut görev alanının dışında kalan" konu ve bölgelerdeki faaliyetlere daha fazla önem verilmesi gerektiğini söyledi.

"Bilgisayar korsanlarının faaliyeti, kutuplarda buzların erimesi, enerji güvenliği alanındaki riskler" gibi yeni tehlikelere karşı daha dikkatli olunması gerektiğini dile getiren Scheffer, "bir siber saldırının, bir askerin başka bir ülke sınırını geçmesinden çok daha fazla şey ifade ettiğini" kaydetti.

Scheffer, yenilenecek stratejinin "NATO’nun genişlemesini de içermesi gerektiğini" söyledi.

NATO’nun mevcut konseptinin halen Avrupa merkezli bir bakış açısına sahip olduğunu belirten Scheffer, bunun da, "11 Eylül terör saldırıları, Afganistan’daki operasyonlar gibi, 21’inci yüzyılın başındaki bir çok önemli siyasi ve güvenlik olayını göz önüne almadığına" dikkati çekti.

NATO’ya olan ihtiyacın daha önce hiç olmadığı kadar arttığı düşüncesini ifade eden Scheffer, "Dolayısıyla ittifakın asli görev ve rolüyle ilgili açık bir vizyonunun bir an önce belirlenmesi gerekiyor" dedi.

Arnavutluk ve Hırvatistan’ın üyeliğe kabul edilmesinin de öngörüldüğü, NATO’nun 3-4 Nisan’da yapacağı 60’ıncı yıl dönümü zirve toplantısında, İttifakın yeni stratejik konsepti belirlenecek. (aa)