27 Eylül 2009 Pazar

İşte bölgenin eğitim gerçeği!

Yeni eğitim-öğretim yılı sayısız sorunla başlarken bölgede tüm ülke için geçerli olan sorunların yanı sıra yüksek orandaki öğretmen açıkları, kalabalık derslikler, anadilde eğitimin yapılamıyor oluşundan kaynaklı başarısızlıkların yanı sıra birçok çocuğun aynı zamanda tarım işçisi olması gibi birçok sıkıntı da yaşanıyor. Bölgenin 2009-2010 eğitim yılına birçok sorunla başladığını belirten Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Karahan, yaptığı açıklamayla bölgedeki eğitim gerçeğine dikkat çekti.
Bölgede ÖSS ve SBS’de başarısızlığın her yıl arttığını belirten Karahan, bu başarısızlığın temel sebebinin anadilde eğitim-öğretim yapılmaması olduğunu söyledi. Bilimsel bir eğitim sisteminde anadilde eğitim talebinin görmezden gelinemeyeceğini ifade eden Karahan, “ÖSS ve SBS’de bölge illeri son sırada yer alıyor. Diyarbakır SBS’de 80., ÖSS’de 77. sırada yer almaktadır. Biz sendika olarak anadilde eğitimin önemine dikkat çekmek için önümüzdeki günlerde çeşitli eylemler yapacağız” dedi. Anadilde eğitim verilmemesi ile beraber bölgede başka sorunların da baş gösterdiğini belirten Karahan, “Fiziki koşulların yetersizliği, yeterli öğretmen olmaması, kadrolaşmanın had safhada olması eğitimin sorunlarını katmerleştiriyor” dedi.
AKP DERSHANELERİ ARTIRDI
Özellikle AKP iktidarı döneminde artan nüfusa rağmen okullaşma oranının düşük olduğunu belirten Karahan, bütçeden eğitme ayrılan payın giderek azaldığına dikkat çekti. Ülke genelinde dershane ve özel eğitim kurumlarının arttığını belirten Karahan, Anayasa’da belirtilen ‘Eğitim parasızdır’ ilkesinin çiğnendiğini belirterek, “Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 81 ilde 4 bin 222 tane dershane mevcut. Bu sayı 2002’de 2 bin 122. Yani bu sayı AKP’nin iktidar olduğu yedi yıl içinde iki katı artmış durumda. Buralarda çalışan birçok öğretmen asgari ücretle çalıştırılmaktadır. Ancak Milli Eğitim’deki öğretmen açığı ise 150 bindir. Hâlâ ataması yapılmayan binlerce öğretmen varken, dershanelerde kölece çalıştırılan 48 bin öğretmen bulunmaktadır. Diyarbakır’da da dershane sayısı 52’ye çıkmıştır” dedi.
5 MİLYON TARIM İŞÇİSİ ÖĞRENCİ
Bölgede mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan çocuklara dikkat çeken Karahan, toplam iş günü içerisinde bu çocukların 70 gün okula gidemediklerini söyledi. Çocukların, okula geç başlama süresinin 32 gün, erken terk etme süresinin 38 gün olduğunu belirten Karahan, bu çocukların eğitimde fırsat eşitliğinden yararlanamadıklarını kaydetti. Eğitimin uluslararası anlaşmalarda ve Anayasa’da bir insan hakkı olarak belirtildiğini kaydeden Karahan, “Bizim ülkemizde 5 milyona yakın öğrenci tarım işçisi olarak çalışarak, eğitimden mahrum bırakılmaktadır. Ayrıca bölgemizde yüzde 20’nin üstünde okula gitmeyen çocuk vardır” dedi. Engelli çocukların yüzde 64’ünün okuma yazma bilmediğini söyleyen Karahan, eğitim emekçilerinin de gelirlerinin her yıl eridiğini söyledi. Eğitim Sen olarak bütçeden eğitime ayrılan payın artırılmasını talep ettiklerini söyleyen Karahan, “Özelleştirme çalışmalarından vazgeçilmeli ve sınıf mevcutları düşürülmelidir. Sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmelidir. Eğitimde demokratik yönetim anlayışı hayata geçirilmelidir. Bölgemiz açısından da anadil talebi artık karşılanmalıdır” dedi.
SENDİKACILAR BASKI ALTINDA
Eğitim Sen Hukuk Sekreteri Gülbahar Aydeniz de yaptığı açıklamada, eğitim emekçilerinin sendikal faaliyetleri sırasında karşılaştıkları antidemokratik uygulamalara dikkat çekti. Sendikal faaliyetler sırasında öğretmenlerin baskılara maruz kaldığını belirten Aydeniz, “Eylemler sonrasında yöneticilerimize ve üyelerimize adli ve idari soruşturma açılıyor. Kapalı salon etkinliklerimiz polis tarafından kayda alınıyor. İş bırakma ve sevk eylemleri cezalandırılıyor. Tüm bunlar sendikal faaliyetlerimizi engellemeye yöneliktir” dedi.


KÜRTÇE RESMİ DİL OLSUN TALEBİ
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı’nın açılışı nedeniyle Şırnak ve Van’ın Bostaniçi beldesinde yapılan açıklamalarda, Kürtçenin ikinci resmi dil olması talep edildi. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin ikinci resmi dil olması istendi.
KURDİ DER Van Şubesi, Kürtçe eğitimin önündeki engellerin kaldırılması ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin ikinci resmi dil olması talebiyle Bostaniçi beldesindeki Bostaniçi İlköğretim Okulu’nda basın açıklaması yaptı. Kürtçe dövizlerin taşındığı açıklamada konuşan ilköğretim 8. sınıf öğrencisi Fatam Özkan, artık anadillerinde eğitim görmek istediklerini söyleyerek, bir halkın diliyle ve kültürüyle var olabileceğini belirtti. Şırnak’ta ise DTP Şırnak il binası önünde toplanan ve aralarında ilköğretim öğrencilerinin yanı sıra DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın da bulunduğu kitle, İsmet Paşa İlköğretim Okulu’na kadar yürüyerek, burada basın açıklaması yaptı. Burada konuşan TZPKurdi Meclis Üyesi Menaf Sapmaz, Kürt sorununun çözümünün tartışıldığı bir süreçte Mardin Artuklu Üniversitesi’nin yaptığı Kürdoloji Bölümü açılması başvurusunun YÖK tarafından reddedildiğine dikkat çekerek, “Yine inkar ve ret zihniyeti baş göstermiştir” dedi. Sapmaz, eğitim hakkının varlık yokluk meselesi olduğunu belirterek, “Türkçe resmi dil olsun ama Kürtlerin yaşadığı alanlarda Kürtçe ikinci resmi dil olarak tanınsın. Kürtçe eğitimde Kürt kurumları muhatap alınsın” dedi

DTP’LİLERİN FEZLEKE SAYISI 117’YE ULAŞTI

DTP'li 20 milletvekili hakkında, dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle hazırlanan fezleke sayısı 117'yi buldu. DTP milletvekilleri hakkında, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri öncesinde ve sonrasında düzenledikleri miting, toplantı, panel, seçim bürosu açılışı ile gezileri soruşturan savcıların hazırladığı fezleke sayısı 117'ye ulaştı.
TBMM'de grubu bulunan DTP'nin 21 milletvekilinden Akın Birdal dışındaki 20 milletvekilinden her biri hakkında 3 ile 9 arasında değişen dokunulmazlık fezlekeleri Meclis Anayasa Karma Komisyonu'na gönderildi. Düzenlenen fezlekeler, "Seçim propagandalarında Türkçe dışında bir dil kullanılamaz" hükmü bulunan seçim kanununun 58. maddesine muhalefet etmek, "Suç ve suçluyu övmek" ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 7/2 maddesi uyarınca "Örgüt propagandası yapmak" suçlarını kapsıyor.

KOMANDO BİRLİKLERİ PROFESYONELLEŞİYOR

Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, komando birliklerinin tamamen profesyonel personelden oluşturulması çalışmalarında yüzde 70’e ulaşıldığını, bunun önümüzdeki aralık ayında yüzde 86’ya ulaşacağını söyledi. Genelkurmay Haftalık Basını Bilgilendirme Toplantısı’na Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, Adli Müşavir Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu ve İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak katıldı. Tuğgeneral Metin Gürak, TSK personelinin özlük hakları, eğitim seviyeleri, sosyal hakları, sahip oldukları yetkiler ile ilgili olarak bugüne kadar birçok çalışmanın yapılarak sonuçlandırıldığını söyledi.
CEVAPLAR DAHA SONRA
Tuğgeneral Gürak, TSK’nin süreklilik isteyen bazı kadrolarında profesyonelleşme çalışmalarına kademeli olarak devam edildiğini ve bu kapsamda komando birliklerinin tamamen profesyonel personelden oluşturulmasının hedeflendiğini hatırlattı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nca, 5 komado tugayının frofesyonelleşmesi çalışmalarına devam edildiğini belirten Tuğgeneral Gürak, bu kapsamda, komando kollarında yedek subay görevlendirilmeyecek şekilde muvazzaf subay ve astsubay kadrolarının tamamının desteklenmeye başlandığını açıkladı.
Bugüne kadar temin edilen 2 bin 750 uzman erbaş ile komando birliklerinin yüzde 70’inin profesyonel hale getirilmesinin sağlandığını belirten Tuğgeneral Gürak, 650 uzman erbaşın daha sisteme girmesi ile bu oranın aralık 2009’da yüzde 86’ya ulaşacağını duyurdu. Bu arada toplantıda gazetecilerin soruları yazılı olarak alındı ve cevapların daha sonra verileceği belirtildi.

BAKAN’IN KİTAPLARI AYRIMCILIK YAPIYOR


Ayrımcılığa karşı olduklarını söyleyen Milli Eğitim Bakanı Çubukçu’yu, Bakanlığın ders kitapları yalanlıyor: Cinsiyet ayrımcılığı yine hâd safhada

KİTAPLAR BAKAN’LA ÇELİŞİYOR

Bakan Nimet Çubukçu, yeni eğitim yılı başında yaptığı konuşmada, ayrımcılığın her türlüsüne karşı çıkmıştı. Çubukçu’nun, “Ayrımcılığa maruz kalmadığım için bakan oldum. Ama benim gibi olmayan sayısız kız var" itirafına da yer verdiği konuşmasını dinleyen minikler, şimdi MEB’in ders kitaplarında cinsiyetlerine göre kendilerine biçilen ‘rolleri’ öğrenmek zorunda.

ERKEK AKTİF, KADIN PASİF
Bakanlığın ders kitaplarındaki cinsiyet ayrımcılığı Eğitim Sen Ankara 2 No’lu Şube’nin yaptığı araştırmalarla su yüzüne çıktı. Kitaplarda erkeklere aktif, kadınlara pasif görevler veriliyor. Kadınlara uygun görülen rol evin ve çocukların asli sorumluğunu almak.
GİZEM TILIÇ ANKARA

Daha önce Tarih Vakfı’nın yaptığı araştırmalarla ‘yanlı eğitim’ kaynakları olması tartışmasıyla gündeme gelen Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ders kitaplarındaki ‘çarpıklıklar’, bu kez Eğitim Sen’in yaptığı araştırmalarla su yüzüne çıktı.
Eğitim Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Tuğrul Culfa yaptıkları araştırma ders kitaplarında toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikler olduğunu belirtti. Ders kitaplarında erkeklere aktif, kadınlara ise pasif görevlerin verildiğini ifade eden Culfa, “Kadınlara uygun görülen rol evin ve çocukların asli sorumluğunu almak. Erkeklere ise kamusal alanda daha aktif rol ve görevler verilme yaklaşımı devam ediyor. Ayrıca anne baba figürlerinde genellikle çocukla duygusal yakınlık anne ve çocuk arasında kurulmakta, saygı duyulan kişi konumunda da genelde baba imgesine yer verilmektedir” dedi.
YÖNETİMDE KADINA YER YOK
Ders kitaplarındaki resim ve metinlerde aile yapısının ataerkil olarak betimlendiğine dikkat çeken Culfa, oyunlarda erkek çocuklara sporla bağlantılandırılmış etkinliklerde yer verilirken, kız çocuklarının bebekle ve ev içi alanlarda resmedildiğine işaret etti. Bilimsel etkinliklerle uğraşanların çoğunlukla erkek çocuklar ve yetişkin erkekler olduğunu da söyleyen Culfa, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mesleki roller açısından da toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikler pekiştiriliyor. Kadınların çoğunlukla anne ve eş olarak gösterildiği ya da öğretmenlik, hemşirelik gibi geleneksel olarak ‘kadınlara uygun’ olarak tanımlanan mesleki roller içine sıkıştırıldıkları görülmektedir. Ayrıca hemen hemen incelenen tüm kitaplarda yönetsel görevlerde (okul müdürü, market müdürü, şirket müdürü...) hep erkekler yer alıyor, kadınlar onların emri altında daha düşük statülü işlerde çalışanlar olarak gösteriliyor.”
KİTAPLARDAN ÖRNEKLER
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’ndan onay alan ve okullarda öğrencilere sunulan ders kitaplarından bazı başlıklara dikkat çeken Culfa, Milli Eğitim Bakanlığı yayını olan İlköğretim Hayat Bilgisi 2, 3 ve Türkçe 2, 3, 4, 5 ders kitaplarından alınan örneklerden bazılarını şöyle açıkladı:
»İlköğretim 2 Türkçe Ders Kitabı, sayfa 18-21 :‘Ağabeyim ve Ben’ başlıklı metinde kadın, evde çocuklarla ilgili sorunlarda çocuklar arasında ayrım yapan, küçük çocuğun her zaman lehinde, büyüğün karşısında bir konumda bulunmuyor. Çocuklarına karşı adil bir tutum sergileyemeyen bir kişi.
»İlköğretim 3 Türkçe Ders Kitabı, sayfa 99-102: ‘Apartmanda Yaşıyoruz’ metninde, kadınlar sorun yaratan, sorunları konuşarak çözemeyen, kavgacı, aciz güçsüz varlıklar olarak gösteriliyor. Sorunları yalnızca erkeklerin uygun şekilde çözebilen varlıklar olduğu vurgulanıyor.
»İlköğretim 4 Türkçe Ders Kitabı, sayfa 78-80: ‘Tiyatro’ metninde, geleneksel işbölümü örtülü şekilde verilmekte.
»İlköğretim 5 Türkçe Ders Kitabı, sayfa 64-68: ‘Mucit Çocuk’ metninin ana karakteri bir erkek çocuk ve yetişkin biliminsanı rolündeki kişi de bir erkek.
»İlköğretim 2 Hayat Bilgisi Ders Kitabı, sayfa 120: ‘Yeterli Param Olursa’ adlı metinde baba paranın denetimine sahip, harcamalarda tasarruf yapılmasını isteyen kişi konumunda.
»İlköğretim 3 Hayat Bilgisi Ders Kitabı, sayfa 15: ‘Okula hazırım’ metninde kadın geleneksel rolünü üstlenmekte, ev işlerinden ve çocuk bakımında birincil derecede sorumlu gösteriliyor.

Başbakan’ın talebiyle MEB’in kitapları pişti oldu
5 Nisan 2008’de Trabzon’da 19 Mayıs Spor Salonu’nda düzenlenen Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Trabzon Gençlik Kolları 2. Olağan Kongresi’nde konuşan Başbakan Erdoğan tüm ailelerden 3 çocuk istemişti.
“Yine söylüyorum, en az 3 çocuk. Bu benim bir başbakan olarak talebim.” Erdoğan “Bazıları da rahatsız oluyor. ‘Başbakan üç çocuk dedi’. Evet dedim. Yine diyorum. Niye? Türkiye’nin gücünü, Türk milletinin devamını isteyen, buna karşı çıkamaz diyorum. Bunu söylüyorum. En az üç diyorum. Bu benim bir başbakan olarak talebim.” diyen Erdoğan’a, kadın hakları savunucuları ve demokratik kitle örgütleri “3 çocuk doğuran bir kadın nasıl çalışır. Nasıl kendi ayakları üzerinde durabilir. Erdoğan kadınları eve hapsederek kafasındaki ‘aile’yi yaratmak istiyor” diyerek karşı çıkarken, birçok ekonomistte 3 çocuğun mevcut şartlarda bakım ve ihtiyaçlarının nasıl sağlanacağını sormuştu.

Ders kitaplarının içeriği Eğitim Bakanı’yla çelişti
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, 2009-2010 Eğitim Öğretim Döneminin başlaması dolayısıyla İstanbul İsmail Tarman İlköğretim Okulu’nda yaptığı konuşmada “Bu topraklarda farklı yaşam biçimleri ve farklı inançlar, hoşgörü sayesinde bir arada yaşayabilmişlerdir. Toplumlar ne zaman hoşgörülerini yitirmişse, binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı savaşlar yaşanmıştır” diyerek, ayrımcılığın her türlüsüne karşı durulması gerektiğini vurgulamıştı.
Bakan Çubukçu’nun ‘Ayrımcılıkla mücadele’ konusunda verdiği ilk dersi minikler merakla dinlemişti. Bakanı Çubukçu’nun, “Ayrımcılığa maruz kalmadığım için bakan oldum. Ama benim gibi olmayan sayısız kız var” itirafına da yer verdiği konuşmasını dinleyen minikler, şimdi MEB’in ders kitaplarında cinsiyetlerine göre kendilerine biçilen ‘rolleri’ öğrenmek zorundalar.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Kapitalizmi onarım zirvesi; G-20


Küresel ekonominin ana aktörleri G-20 Zirvesi için Pittsburgh'ta toplandı.
Küresel ekonomik ve finansal sistemi güçlendirmek amacıyla bir araya geldiler.!
Kapitalizmin geçen sene öngöremedikleri spekülatif bir balon gibi patlamasının ardından ortaya çıkan tahribatı bertaraf etme çabasındalar.

Küreselleşmenin merkeziyetçi, kapitalist örgütlenmesi, tek elden dünya ekonomisini yeniden yapılandırıyor.

Kapitalizmin kural ve sınır tanımaz hareketlerinin dünyayı sürüklediği felaketi biraz fark etmiş olsalar da, müdahale edebilecekleri bir model arıyorlar.
Daha korumalı ve daha kontrollü bir küresel sistem peşindeler.

Hala ABD ve İngiltere kriz faturalarıyla uğraşıyor, AB ülkeleri dağınık ve kırılgan bir dönemde, Rusya ve Çin ise küresel güç olmak istiyor.

Göstermelik yanı ağır basan zirveden çıkacak çare olmayacak.

Aradan geçen 1.5 yıllık sürede ekonominin tepe taklak gidişi sürerken, liderler cılız işaretleri kamuoylarına 'iyileşme'gibi anlatmak zorunda kalıyorlar...

Bozulan küresel ekonomik dengenin giderilmesi için zirvede çeşitli reformların ve canlandırma paketlerinin uygulamaya gireceğinden söz ediliyor.

Kapitalizmin kendi açgözlülüğünün zararı kardeşçe bölüştürülecek.
Bu reformların da IMF yönetimi tarafından bizim gibi ülkelere dikte ettirileceği kesin.

Gelecek hafta IMF ve Dünya Bankası bütün kadrolarıyla Türkiye'de olacak.

Kamu harcamaları ve ücretleri daha da aşağıya çekecek reçeteler kapıda.
Milyonlarca insanın hayatını etkileyecek kararların ve politikaların adresi olan G-20 aslında küresel şirketlerin ve bankaların varlığını koruma üzerine odaklanıyor.

Kapitalist örgütlenmenin küresel ölçekte eşgüdümlülüğünü hedefleyen bu toplantıya katılan ülkeler dünya ekonomisinin % 85'ini oluşturuyor.

Dünya GSMH'ın da %90'ını ellerinde tutuyorlar.

Eskiden G-8 adıyla bilinen bu yapı Çin ve Hindistan'ın da dev ekonomileriyle büyümesi üzerine G-20 olarak örgütlendi.

Türkiye, Endonezya, Arjantin, Brezilya, Meksika, Suudi Arabistan, Güney Amerika da G-20 üyesi ama belirleyicilikleri yok.

Dünya ekonomisini tek elden yöneten kararların merkezinde küresel aktörler yer alıyor.

Finans ve sanayi üretiminde yaşanan büyük krizin, kapitalist örgütlenmenin kendi çıkarlarını gözeten anlayışla aşılacağı söyleniyor.

Yani küresel şirketlerin 'karlılığına' yönelik süreçler olarak tasarlanacak.

Bu da dünyadaki altı milyarın daha da yoksullaşmasıyla eşzamanlı gerçekleşecek.

Sosyal patlamaların, siyasi krizlerin, iç çatışmaların tırmanacağı öngörülüyor.

Pittsburgh'taki toplantı öncesinde küreselleşme karşıtlarının gösterileri başlamıştı.

'Önce İnsan' sloganıyla gösteri yapanlar, bu kapitalist krizin faturasını ödemeyeceklerini de haykırıyorlar...

Avrupa'da ve ABD'de artan sosyal huzursuzluk G-20 Zirvesi'ne tepkiyi şiddetlendiriyor.

Savaş sanayi ve finans sektörünün arsız iştahına karşı insanlar bedel yüklenmek istemiyor.

Yükselen öfkenin doğru okunması gereken zamanlardayız.

Nihal Kemaloğlu

“Polis teşkilatı” kirli ilişkilerin merkezi!


Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan "en büyük uyuşturucu operasyonu" olarak adlandırılan operasyon kapsamında tutuklandı. “Emniyet Teşkilatı”nın "ikinci adamı" olan Arslan'ın tutuklanmasının nedeni uyuşturucu trafiğinin hamiliğini üstlenmesi. Bu, polis teşkilatının kirli ilişkilerini bir kez daha ortaya serdi.

Geçtiğimiz haftalarda basına "son yılların en büyük uyuşturucu operasyonu" olduğu duyurulan operasyon kapsamında 2 milyar TL değerinde uyuşturucu hammaddesi ele geçirildi. Ele geçirilen 3 ton amfetamin ile 30 ton kimyasal madde Habip Kanat adlı kişiye ait depolarda bulundu. Yüksek kimya mühendisi Doç Dr. Hüseyin Rıza Işık'ın ve Habip Kanat'ın da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. Bu operasyonun sürprizi ise uyuşturucu teşkilatı ile polis teşkilatı arasında sıkı ilişkinin gün ışığına çıkması oldu. Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan ve iki emniyet müdürünün Kanat'ı himaye ettiği, “Merak etme. Sen bizim korumamızdasın. Sana bir şey olmaz” dediği öğrenildi. Hakkında tutuklama kararı çıkan Arslan ve diğer iki emniyet müdürü Beşiktaş Adliyesi'ne giderek teslim oldu.

Emniyet merkezli kirli ilişkiler ağı

Devletin tüm çabalarına, rağmen polis örgütünün her yanından pislik akıyor. Çünkü, burjuvazinin mülkünü koruyan ve emekçileri baskı altında tutmak için sopalık yapan bu kurum, pisliğin göbeğinde bulunuyor. Polis kodamanlarının karıştıkları kirli ilişkiler düzenin bu çürümüş bekçi köpeklerinin ne mal olduğunu gösteriyor.

Polis teşkilatı ile uyuşturucu trafiği arasında yıllardır var olan sıkı ilişki bugüne kadar da sır değildi. Polisin bilgisi dışında tek bir mahallede dahi satış yapılamadığı, büyük sevkıyatlardan sokak satıcılarına kadar büyük bir kirli para mekanizmasının işlediği biliniyor. Belli aralıklar ile basına yansıyan "büyük operasyon"lar ise polis teşkilatı içerisindeki klikler arasındaki çatışmaların ya da rant paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıkların sonuçları oluyor.

Emin Arslan da bu konuda manidar bir isim. Zira Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’ndan (KOM) sorumlu Arslan, uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili birimlerin başında bulunuyor. Bugüne kadar gerçekleştirilen pek çok göz boyama operasyonunun altında Arsan'ın imzası bulunuyor. Üstelik Arslan, İspanyol polisi ile birlikte düzenlenen ve Urfi Çetinkaya’nın yakalandığı Matador operasyonu sonrasında İspanya’da Polis Liyakat Nişanı almış bir isim. Teşkilatın Emin Arslan'ı "harcaması"nın arkasında hangi sebepler olduğu bilinmiyor. Arslan ise kendini "komploya kurban gittim" sözleriyle savunmaya çalışıyor.

Operasyon kapsamında tutuklanan Yüksek Kimya Mühendisi Doç Dr. Hüseyin Rıza Işık ise yine polis-uyuşturucu ilişkisini göstermesi açısından önemli bir isim. Bugüne kadar Amfetamin maddesi Türkiye'de üretilemiyordu ancak Işık'ın amfetamin üretimini başardığı ortaya çıktı. Bilimi uyuşturucu üretimi için seferber eden Işık'ın tek hizmeti bu değil elbette. Üretimde böylesi kritik bir yerde duran sözde bilim adamı, aynı zamanda Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube'de bilirkişi olarak başvurulan önemli isimlerden biri. Öyle ki Narkotik'te çalışan polisler bile kendisine "hocam" diye hitap ediyor.

Operasyonda tutuklanan ve trafiği yönlendirdiği söylenen Habip Kanat ise kapitalizmin çürümüş-mafyalaşmış isimlerinden sadece biri. Polis ile uyum içinde, uyuşturucu trafiğinde yıllardır önemli bir yer tuttuğu görülen Kanat, belli ki bazı taşların yerinden oynaması nedeniyle kurban edildi. Belki amfetaminin Türkiye'de üretilmesini sağladığı için bazı çevreleri rahatsız etti belki de daha büyük rakipleriyle anlaşamadı. Sonuçta bu düzende daha pek çok Habip Kanat, Hüseyin Rıza Işık ve Emin Arslan var, boşalan boşlukları doldurmak için sırada bekliyorlar hatta belki doldurdular bile.

Sonuç olarak Emin Arslan vakası, polis kurumunun “baştan” koktuğunu ve pisliğin göbeğinde olduğunu bir kez daha doğrulamıştır. Çürümüş ve kokuşmuş kapitalist düzende ise, temel misyonu bu düzenin bekçiliğini yapmak olan bu kurumdaki çürüme olağandır.

Bu noktada acil olarak gerekli olan, bu çürümüş yapıyı tarihin çöp sepetine süpürecek devrimci bir sınıf eylemidir.

Diyarbakır'da binlerce kayıp yakını yürüdü


Diyarbakır’da Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEYA-DER) tarafından çatışmalarda, faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren ve kaybedilen kişilerin yakınlarının katılımıyla binlerce kişilik bir yürüyüş gerçekleştirildi.

Yürüyüşte taşınan binlerce fotoğraf, kirli savaşın bilançosunu gözler önüne serdi.

"Çocuklarını savaşta yitirenlerin aileleri Kürt sorunun diyalogla çözülmesi için Diyarbakır'da yürüyorlar" sloganıyla DTP Diyarbakır İl Örgütü'nden Koşuyolu Parkı'na yapılan yürüyüşe Diyarbakır'ın yanı sıra bölge illerinden ve Türkiye metropollerinden otobüs ve minibüslerle gelen binlerce kişi kimi faili meçhul cinayetlerde, gözaltına alınıp kaybolan yakınlarının kimi ise 25 yıldır süren çatışmalarda yaşamını yitiren yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

Kitlenin çoğunluğu yürüyüşe ulusal kıyafetleri ile katılırken yürüyüşte DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Batman Milletvekili Ayla Akat Ata ve DTP'li yöneticiler de yer aldı.

Yürüyüş sırasında “Şehîdên Kurdistanê namirin!”, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın!”, “Şerefli bir ölüm, yaşamının en güzel ifadesidir”, “Malbatan di şer de xizmen xwe winda kirine; pirsgireka Kurd çareser bikin'” yazılı pankart ve dövizler taşındı.

PKK, HPG ve Demokratik Konfedaralizm bayrakları ile Öcalan posterlerinin taşındığı yürüyüşte Şêyh Sait'in fotoğrafı da taşındı.

Yürüyüş boyunca İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı kolluk güçleri panzer ve çevik kuvvet polisleri eşliğinde kitleyi ablukaya aldı.

Buldan: Şehit yoldaşlarımızın onurlu mücadelesinin izindeyiz

Yürüyüşün Koşuyolu Parkı'nda son bulmasının ardından anons aracına çıkan DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan kaybettiği eşi Savaş Buldan'ın, eski Bismil Belediye Başkanı Şükran Aydın kaybettiği eşi Vedat Aydın'ın ve Cihan Sincar ise kaybettiği eşi Mehmet Sincar'ın fotoğrafı ile kitleyi selamladı. “Demokrasi şehitlerine anısına” bir dakikalık saygı duruşunun yapıldığı eylemde söz alan DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan “Onurlu bir mücadelenin sonucu şehit düşen, katledilen, öldürülen ve hala kayıp olan yoldaşlarımızın anısına hepinizi saygı ile selamlıyorum. 30 yıldır süren bir mücadele sonucu hayatını kaybeden yoldaşlarımızın onurlu mücadelesinin izinde olduğumuzu ve onların mücadelesini ayakta tutabilmek için bugün buradayız” diyerek konuşmasına başladı.

Yaşamını kaybedenlerin onurlu bir yaşam için mücadele yürüttüklerini söyleyen Buldan,

“Bugün burada resmini taşıdığımız yoldaşlarımız, analarımız, çocuklarımız özgürlükleri, kimlikleri, kültürleri için mücadele ettiler. Bu mücadele sonucunda onurlu bir bedel ödediler. Bugün eğer bir açılım, bir barış sürecinden bahsediyorlarsa ellerimizde taşıdığımız yoldaşlarımızın mücadelesi sonucudur. Eğer Kürt sorunu demokratik yollarla çözülecekse, faili meçhuller, kayıpların sorumluları biran önce açığa çıkarmalıdır” dedi. Buldan'ın ardından konuşan MEYA-DER Başkanı Hasan Pence ise bu savaşta yakınlarını, evlatlarını kaybeden aileler olarak yıllardır yaşanan acıların son bulması için burada bulunduklarını belirterek, “Son süreçte hükümetin ismini bile koymaktan korktuğu Kürt sorunu konusunda bizlerin ne düşündüğü, nasıl baktığımızı sorma gereği bile duyulmamış, her zamanki gibi yok sayılmışızdır. Ama bizler varız ve dağda yaşamını yitiren gerillaların annesi, babası, eşi ve kardeşleriyiz” dedi.

Kaynak: DİHA