“2010 demokrasi mücadelesinin, emek mücadelesinin yılı olması için üstümüze düşeni layıkıyla yapacağız. İşçi sınıfımıza ve halkımıza birlik ve mücadelenin güçlendiği zaferlerle dolu yeni bir yıl diliyoruz!” (Devrimci Halkın Birliği)
DHB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DHB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Aralık 2009 Çarşamba
2010 Mücadele Yılı Olsun!
“2010 demokrasi mücadelesinin, emek mücadelesinin yılı olması için üstümüze düşeni layıkıyla yapacağız. İşçi sınıfımıza ve halkımıza birlik ve mücadelenin güçlendiği zaferlerle dolu yeni bir yıl diliyoruz!” (Devrimci Halkın Birliği)24 Aralık 2009 Perşembe
9 Ekim 2009 Cuma
Devrimci Halkın Birliği'nden. .
17 Ekim Devrimi’nde proletaryanın öncüsü olan Lenin ve Stalin yoldaşların Marksist-Leninist güzergâhında yürümenin o devrimi içte taşıyan bu yapının ve geleneğimiz olan Mustafa Suphi ve on dört yoldaşının, İbrahim Kaypakkaya yoldaşın kurucusu olduğu TKP/ML Hareketi’nin devamcısı ve savunucusu olan ve bir dergiye konulan bir adın; sıradan bir sözcüğün gerisinde, belki de artık hatırlanmayan bir tarih durur ve bu tarihin yapıcısı onurlu isimlerin bakışlarını üzerinizde hissedersiniz, işte o tarihtir Devrimci Halkın Birliği!Yukarıda da vurgu yaptığımız gibi, her Marksist ve Leninist’in bizlerin ve her dergi okurunun üzerine düşen sorumluluğumuzla, yaptığımız işlere onların gözleriyle bakmak düşer. Bu yüzden bu dergiye sözü edilen yoldaşlarımızın dikkatle baktıklarını düşünüyoruz. Devrimci Halkın Birliği’ni savunmanın, kitlelere taşımanın bilinciyle, her günün dünden daha da önemli olduğunu unutmayalım…
Söylenen her cümlenin her söz’ün öncelikle bu yazıyı yazarken bizleri de kapsadığını da hatırlatarak, ama dolayısıyla da her dergi okurunun üzerine büyük görevler düştüğünü de unutmamak ve hatırlatmak gerekiyor. Ve söylendiği gibi: bugün dünden de önemli!
Çünkü bizler kendi sembollerimiz, programımızla, kendi adımızla var olmak zorundayız.
Yaşasın Devrimci Halkın Birliği!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!
23 Mayıs 2009 Cumartesi
22 Mayıs 2009 Cuma
11 Kasım 2008 Salı
1000 OPERASYON MUSEBBİBİ AĞAR HAKİM KARŞISINDA
Susurluk davası kapsamında bugün “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçundan, Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başyalanaDemokrat Parti eski Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın ilk mahkemeye “rahatsızlığı nedneiyle katılmadı. Mahkeme davayı yetkisizlik kararı vererek ağır ceza mahkemesine iletme kararı aldı. 1000 operasyon yaptığını ve devlet için yine yapcağını söylemekte geri kalmayan Mehmet Ağarın “hesap vermesi” için çağrı yapan Çağdaş Avukatlar Derneği üyesi avukatlar, tüm meslektaşlarını davaya müdahil olmaya çağırdı. “Ağar Cezalandırılsın” başlığıyla bir de internet sitesi kuran avukatlar, “www.agarhesapver.org” adresinden kampanya başlattı.
Halk Cephesi üyeleri de duruşmanın görüleceği Ankara Adliyesi önünde, “operasyonların, kayıpların, katliamların, faili meçhullerin baş sorumlularından Mehmet Ağar tutuklanmalıdır” talebinde bulunmaya hazırlanıyor. Ağar’ın “1000 operasyon yaptım” sözlerine karşın hala dışarıda olmasını eleştiren grup üyeleri, “Ağar şimdi de göstermelik bir yargılanma ile aklanmak isteniyor. Biz ise adalet istiyoruz” diyor.
DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILINCA...
Mehmet Ağar’ın 1993-1996 yılları arasında, “cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek, gıyabi tutuklu sanık Abdullah Çatlı’nın saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere haber vermemek ve gizlenmesine yardım etmek; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izin belgesi vermek suretiyle görevi kötüye kullanmak; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak” suçlamalarıyla hakkında dava açılması istenmişti.
Ağar hakkında Susurluk davası kapsamında açılan dava, milletvekili seçilmesi nedeniyle durdurulmuştu. İçişleri Bakanlığı, Ağar’ın 22 Temmuz 2007 seçimlerinde milletvekili seçilememesi üzerine dosyayı Danıştay’a göndermişti. Danıştay 1. Dairesi, Ağar’ın, 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçundan yargılanmasına karar verdi. Dairenin bu kararına Ağar’ın itirazı üzerine dosya Danıştay İdari İşler Kuruluna gitmişti. Kurul, Ağar’ın itirazını reddetmiş ve dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. Ağar “vali” statüsünde olduğu gerekçesiyle dosyası Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ne gitmişti. Daire, Ağar’ın, suç tarihinde “emniyet müdürü” statüsünde olduğuna işaret ederek, “görevsizlik” kararı vererek, dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. 22 Temmuz seçimlerinde milletvekili seçilemeyince, dokunulmazlığı kalkan dolayısıyla yargılanması mümkün olan Ağar, 1992’de Erzurum Valisi, 1993 Temmuz’unda Emniyet Genel Müdürü olmuştu. Aralık 1995’te Doğru Yol Partisi’nden milletvekili seçilmiş, Mart-Haziran 1996 arasında Adalet Bakanlığı, Haziran-Kasım 1996 tarihinde de İçişleri Bakanlığı yapmıştı. Son olarak eski MİT görevlisi Mehmet Eymür Ağar’ın konuşması gerektiğni söylerken, Ağar ‘devletim isterse konuşurum’ demişti.
‘DEVLETİN DERİN MEHMEDİ’
İstanbul Çağdaş Avukatlar Derneği üyesi avukat Taylan Tanay, Ağar’ın Susurluk olayının kamuoyunda bolca tartışıldığı dönemde, TBMM Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadede ‘Ne yaptıysam devlet için yaptım’ dediğini hatırlattı. Davaya müdahil olmak istediklerin belirten Tanay, “Evet, O ne yaptıysa devlet için yapmıştır. Peki, Ağar ne yapmıştı? 1000 tane gizli operasyon düzenlemişti. Bunu nereden biliyoruz, O günlerde Meclis’ten gizlediği, anlatmadığı bir şeydir bu operasyonlar konusu, ama Susurluk sürecinden hemen sonra Ağar, kendisi gazetecilere ‘1000 operasyon yaptım” itirafında bulunmuştu. Bu itiraf çok önemliydi fakat hiçbir hukuki süreç başlatılmadı Ağar hakkında. O devletin bir parçasıdır. Onun da üstleri bulunmalı, yargılanmalı. Eğer bu yapılamazsa bu mahkeme sadece Mehmet Ağar’ın kendisini aklaması için bir fırsat olacak. Ama zaten bizim tüm bu çabalarımız da bu gerçeği bilmemizden kaynaklanıyor. Buna izin vermemek için Ankara’ya gidiyoruz. Mahkemede müdahil olacağız. Ve Ağar’a, ‘1000 operasyonun hesabını ver’ diyeceğiz. 22 Temmuz seçimlerinden sonra dokunulmazlığı kalkan Ağar; şimdi yargı karşısında. Bu mahkeme sürecinde de şunu göreceğiz. Durum hâlâ ‘Mehmet’in Devleti’ mi yoksa ‘Devletin Mehmet’i’ mi?”diye konuştu.
Halk Cephesi üyeleri de duruşmanın görüleceği Ankara Adliyesi önünde, “operasyonların, kayıpların, katliamların, faili meçhullerin baş sorumlularından Mehmet Ağar tutuklanmalıdır” talebinde bulunmaya hazırlanıyor. Ağar’ın “1000 operasyon yaptım” sözlerine karşın hala dışarıda olmasını eleştiren grup üyeleri, “Ağar şimdi de göstermelik bir yargılanma ile aklanmak isteniyor. Biz ise adalet istiyoruz” diyor.
DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILINCA...
Mehmet Ağar’ın 1993-1996 yılları arasında, “cürüm işlemek için silahlı teşekkül meydana getirmek, gıyabi tutuklu sanık Abdullah Çatlı’nın saklı bulunduğu yeri bildiği halde yetkili mercilere haber vermemek ve gizlenmesine yardım etmek; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e silah taşıma izin belgesi vermek suretiyle görevi kötüye kullanmak; yasalara aykırı olarak Abdullah Çatlı ve Yaşar Öz’e hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini sağlamak suretiyle görevi kötüye kullanmak” suçlamalarıyla hakkında dava açılması istenmişti.
Ağar hakkında Susurluk davası kapsamında açılan dava, milletvekili seçilmesi nedeniyle durdurulmuştu. İçişleri Bakanlığı, Ağar’ın 22 Temmuz 2007 seçimlerinde milletvekili seçilememesi üzerine dosyayı Danıştay’a göndermişti. Danıştay 1. Dairesi, Ağar’ın, 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçundan yargılanmasına karar verdi. Dairenin bu kararına Ağar’ın itirazı üzerine dosya Danıştay İdari İşler Kuruluna gitmişti. Kurul, Ağar’ın itirazını reddetmiş ve dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. Ağar “vali” statüsünde olduğu gerekçesiyle dosyası Yargıtay 8. Ceza Dairesi’ne gitmişti. Daire, Ağar’ın, suç tarihinde “emniyet müdürü” statüsünde olduğuna işaret ederek, “görevsizlik” kararı vererek, dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermişti. 22 Temmuz seçimlerinde milletvekili seçilemeyince, dokunulmazlığı kalkan dolayısıyla yargılanması mümkün olan Ağar, 1992’de Erzurum Valisi, 1993 Temmuz’unda Emniyet Genel Müdürü olmuştu. Aralık 1995’te Doğru Yol Partisi’nden milletvekili seçilmiş, Mart-Haziran 1996 arasında Adalet Bakanlığı, Haziran-Kasım 1996 tarihinde de İçişleri Bakanlığı yapmıştı. Son olarak eski MİT görevlisi Mehmet Eymür Ağar’ın konuşması gerektiğni söylerken, Ağar ‘devletim isterse konuşurum’ demişti.
‘DEVLETİN DERİN MEHMEDİ’
İstanbul Çağdaş Avukatlar Derneği üyesi avukat Taylan Tanay, Ağar’ın Susurluk olayının kamuoyunda bolca tartışıldığı dönemde, TBMM Soruşturma Komisyonu’na verdiği ifadede ‘Ne yaptıysam devlet için yaptım’ dediğini hatırlattı. Davaya müdahil olmak istediklerin belirten Tanay, “Evet, O ne yaptıysa devlet için yapmıştır. Peki, Ağar ne yapmıştı? 1000 tane gizli operasyon düzenlemişti. Bunu nereden biliyoruz, O günlerde Meclis’ten gizlediği, anlatmadığı bir şeydir bu operasyonlar konusu, ama Susurluk sürecinden hemen sonra Ağar, kendisi gazetecilere ‘1000 operasyon yaptım” itirafında bulunmuştu. Bu itiraf çok önemliydi fakat hiçbir hukuki süreç başlatılmadı Ağar hakkında. O devletin bir parçasıdır. Onun da üstleri bulunmalı, yargılanmalı. Eğer bu yapılamazsa bu mahkeme sadece Mehmet Ağar’ın kendisini aklaması için bir fırsat olacak. Ama zaten bizim tüm bu çabalarımız da bu gerçeği bilmemizden kaynaklanıyor. Buna izin vermemek için Ankara’ya gidiyoruz. Mahkemede müdahil olacağız. Ve Ağar’a, ‘1000 operasyonun hesabını ver’ diyeceğiz. 22 Temmuz seçimlerinden sonra dokunulmazlığı kalkan Ağar; şimdi yargı karşısında. Bu mahkeme sürecinde de şunu göreceğiz. Durum hâlâ ‘Mehmet’in Devleti’ mi yoksa ‘Devletin Mehmet’i’ mi?”diye konuştu.
10 Kasım 2008 Pazartesi
ALEVİLER EŞİT HAKLAR İÇİN ANKARADAYDI!
Ankara 60 bini aşkın Alevi, taleplerini değişik illerde yürüyüş sonucu kitlesel olarak alana çıkıp, seslerini yükselttiler. Değişik demokratik kurm ve kuruluşlaırnda katıldığı mitingte Aleviler, “eşit yurttaşlık, özgürlükçü anayasa, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet’in lağvedilmesi, Madımak’ın müze olması, Alevi köylerine cami yapılmasına son verilmesi, özgürlükçü bir anayasa” istediler.
Miting, on binlerin alana yerleşmesinin ardından, saat 13.30 sıralarında saygı duruşu ile başlatılırken, Sivas şehitlerinin adları tek tek okunarak, hep bir ağızdan “Burada” yanıtı verildi. Kahramanmaraş ve Gazi katliamlarında yaşamını yitirenlerin de toplu olarak anıldığı mitingde, AKP’ye öfke yağdı.
Mitingde, AKP’nin Alevi açılımı da protesto edilerek, “Bu öğretiyi otel köşelerinde, iftar yemeğine heba etmeye çalıştılar” denilirken, Alevilerin buna alet olmadığının altı çizildi. Mitingde, ABF’yi oluşturan 21 örgüte, PSAKD, Hacı Bektaş, Hubyar Sultan, Daşdelen derneklerinin de katıldığı anons edildi.
‘Öldüremeyenler şimdi asimile ediyorlar’
Mitingde ilk konuşmayı PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş yaptı. Gümüş, Alevilerin asırlar boyunca katledildiğini ve haklarında fermanlar çıkarıldığını söyledi. Asırlar boyunca kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda yaşayıp, Kerbela’dan Sivas’a kıyımlar yaşadıklarını aktaran Gümüş, “Hala buradayız, bir iken bin olduk, bir ölüp, bin dirildik” dedi. Alevileri öldüremeyenlerin şimdi asimile etmeye çalıştığını, Alevi köylerine zorla cami yapıldığını, zorunlu din dersleri ile çocuklarına inanmadıkları bir inancın empoze edilmeye çalışıldığını, Sünnileştirmeye çalışıldıklarını kaydeden Gümüş, bugün artık toplumu tek tipleştirmeye çalışan Türkçü ve İslamcı çevrelerin Alevilerin sesini duymak zorunda kalacaklarını söyledi. Bu işbirlikçi, karanlık zihniyetin yıkılacağını belirten Gümüş, yerel seçimlerin bunun başlangıcı olacağını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın, “Ya sev ya terk et” dediğine vurgu yapan Gümüş, “ Ey Tayyip, ey AKP, ey ırkçı ve gerici güçler şimdi biz size söylüyoruz. Ya bu ülkede farklı inançları, dilleri, kültürleri bir zenginlik olarak görüp seveceksiniz ya da bu ülkeyi siz terk edip, kulu kölesi olduğunuz ABD’de Fethullah Gülen’in yanına gideceksiniz” diye konuştu.
‘Alevisiyle, Sünnisiyle bu ülkeye sahip çıkıyoruz’
Alevi Dernekleri Başkanı Tekin Özdil de bu ülkeyi soygunculara, vurgunculara, tecavüzcülere, katillere, işkencecilere terk etmeyeceklerini söyledi. “Karanlık güçlerden korkmuyoruz” diyen Özdil, “Biz bu ülkeden gitmiyoruz. Alevisiyle, Sünnisiyle bu ülkeye sahip çıkıyoruz” diye konuştu.
Alevi dedesi Veliyettin Ulusoy da yıllardan beri haklarını alamadıklarını belirterek, “Bırakın inancımızı kendimiz öğrenelim” dedi.
Mitingin son konuşmacısı AFB Genel Başkanı Ali Balkız, Alevilerin Anadolu’nun kadim halklarından olduğunu, tüm baskılara rağmen yok edilemediklerini belirterek, “Bugün bu toprakların gerçeğiyiz” dedi. “Laik devlet dine yatırım yapmaz, dini örgütlemez” diyen Balkız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm yurttaşlardan toplanan vergilerin sadece Hanefi yurttaşlara hizmet ve maaş olarak aktarıldığı bir transfer köprüsü haline geldiğini söyledi.
Başbakan’ın cemevleri için “cümbüşevi” benzetmesi yapmasını “ayıp” diye nitelendiren Balkız, 25 yıldır devlet yetkililerine Alevilerin taleplerini ilettiklerini, sadece “haklısınız, sizi seviyoruz” yanıtı aldıklarını söyledi. Balkız, “25 yıldır, bu ‘sizi seviyoruz’ sözünün ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadık derken, anladık ki, gerçekten bizi seviyorlar. Bizi, Maraş, Çorum, Sivas, Malatya, Gazi’de sevdiler. Öylesine sevdiler ki bizlere katliamı, katillerimize ise zamanaşımını bahşettiler” sözleriyle Sivas katliamı sanığı Cafer Erçakmak ve 6 katilin davalarının zamanaşımından düşürülmek istenmesini eleştirdi.
Ali Asker, Erdal Erzincan, Mustafa Özarslan, Ferhat Tunç ve Edip Akbayram’ın şarkı ve türküleri hep bir ağızdan söylenirken, halaylar çekildi, semahlar dönüldü. PSAKD semah ekibinin çektiği semahlar coşkuyla karşılandı. Miting, Yaşar Kemal, Fazıl Say ve Eşber Yağmurdereli’ye teşekkür anonslarının ardından sona erdi.
İşin ilginç olanı ise DTP’lilerin mitinge yer alınması karşın miting düzenleyenlerin Genelkurmayın Kürt düşmanlığı politikasının etkisi altında hareket ederek, DTP milletvekillerinin konuşmasına fırsat verilmemsi oldu. Buda Alevi hareketinin başındakilerin sisteme selam çakmak bakımından Kürt direnişiyle aralarına nasıl bir mesafe koymaya çalıştıklarını gösteriyordu. Yine Alevi hareketinin sanki esas hedefi AKP ile sınırlıymış gibi bir hareket tarzı içinde olması, Alevileirn haklarının yok sayılmasında devletin sorumlu olmadığı görüntüsü verilerek, hedef şaşırtması yapılmaktadır. Tüm sorunların kaynağı olduğu gibi Alevi sorunun kaynağıda devletin kendisidir ve Aleviler hakları için devlete karşı mücadeleyi hedeflerine koymak zorundadırlar. Aksi halde sisteme yamanmak ve generallerin uzantısı bir hareket olmak kaçınılmaz olacaktır. Ve bu yönüyle Alevi hareketinin ciddi bir gerici bir kuşatma altında olduğu görülüyor. Bu durumu ancak devrimi ve sosyalistlerin Alevi hareketine ilgisiz kalmayarak içinde çalışmak ve müdahale ederek, demokrasi mücadelesinin önemli bir gücü haline getirme çabalarını artırmalarıyla aşılacaktır.
Miting, on binlerin alana yerleşmesinin ardından, saat 13.30 sıralarında saygı duruşu ile başlatılırken, Sivas şehitlerinin adları tek tek okunarak, hep bir ağızdan “Burada” yanıtı verildi. Kahramanmaraş ve Gazi katliamlarında yaşamını yitirenlerin de toplu olarak anıldığı mitingde, AKP’ye öfke yağdı.
Mitingde, AKP’nin Alevi açılımı da protesto edilerek, “Bu öğretiyi otel köşelerinde, iftar yemeğine heba etmeye çalıştılar” denilirken, Alevilerin buna alet olmadığının altı çizildi. Mitingde, ABF’yi oluşturan 21 örgüte, PSAKD, Hacı Bektaş, Hubyar Sultan, Daşdelen derneklerinin de katıldığı anons edildi.
‘Öldüremeyenler şimdi asimile ediyorlar’
Mitingde ilk konuşmayı PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş yaptı. Gümüş, Alevilerin asırlar boyunca katledildiğini ve haklarında fermanlar çıkarıldığını söyledi. Asırlar boyunca kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda yaşayıp, Kerbela’dan Sivas’a kıyımlar yaşadıklarını aktaran Gümüş, “Hala buradayız, bir iken bin olduk, bir ölüp, bin dirildik” dedi. Alevileri öldüremeyenlerin şimdi asimile etmeye çalıştığını, Alevi köylerine zorla cami yapıldığını, zorunlu din dersleri ile çocuklarına inanmadıkları bir inancın empoze edilmeye çalışıldığını, Sünnileştirmeye çalışıldıklarını kaydeden Gümüş, bugün artık toplumu tek tipleştirmeye çalışan Türkçü ve İslamcı çevrelerin Alevilerin sesini duymak zorunda kalacaklarını söyledi. Bu işbirlikçi, karanlık zihniyetin yıkılacağını belirten Gümüş, yerel seçimlerin bunun başlangıcı olacağını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın, “Ya sev ya terk et” dediğine vurgu yapan Gümüş, “ Ey Tayyip, ey AKP, ey ırkçı ve gerici güçler şimdi biz size söylüyoruz. Ya bu ülkede farklı inançları, dilleri, kültürleri bir zenginlik olarak görüp seveceksiniz ya da bu ülkeyi siz terk edip, kulu kölesi olduğunuz ABD’de Fethullah Gülen’in yanına gideceksiniz” diye konuştu.
‘Alevisiyle, Sünnisiyle bu ülkeye sahip çıkıyoruz’
Alevi Dernekleri Başkanı Tekin Özdil de bu ülkeyi soygunculara, vurgunculara, tecavüzcülere, katillere, işkencecilere terk etmeyeceklerini söyledi. “Karanlık güçlerden korkmuyoruz” diyen Özdil, “Biz bu ülkeden gitmiyoruz. Alevisiyle, Sünnisiyle bu ülkeye sahip çıkıyoruz” diye konuştu.
Alevi dedesi Veliyettin Ulusoy da yıllardan beri haklarını alamadıklarını belirterek, “Bırakın inancımızı kendimiz öğrenelim” dedi.
Mitingin son konuşmacısı AFB Genel Başkanı Ali Balkız, Alevilerin Anadolu’nun kadim halklarından olduğunu, tüm baskılara rağmen yok edilemediklerini belirterek, “Bugün bu toprakların gerçeğiyiz” dedi. “Laik devlet dine yatırım yapmaz, dini örgütlemez” diyen Balkız, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm yurttaşlardan toplanan vergilerin sadece Hanefi yurttaşlara hizmet ve maaş olarak aktarıldığı bir transfer köprüsü haline geldiğini söyledi.
Başbakan’ın cemevleri için “cümbüşevi” benzetmesi yapmasını “ayıp” diye nitelendiren Balkız, 25 yıldır devlet yetkililerine Alevilerin taleplerini ilettiklerini, sadece “haklısınız, sizi seviyoruz” yanıtı aldıklarını söyledi. Balkız, “25 yıldır, bu ‘sizi seviyoruz’ sözünün ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadık derken, anladık ki, gerçekten bizi seviyorlar. Bizi, Maraş, Çorum, Sivas, Malatya, Gazi’de sevdiler. Öylesine sevdiler ki bizlere katliamı, katillerimize ise zamanaşımını bahşettiler” sözleriyle Sivas katliamı sanığı Cafer Erçakmak ve 6 katilin davalarının zamanaşımından düşürülmek istenmesini eleştirdi.
Ali Asker, Erdal Erzincan, Mustafa Özarslan, Ferhat Tunç ve Edip Akbayram’ın şarkı ve türküleri hep bir ağızdan söylenirken, halaylar çekildi, semahlar dönüldü. PSAKD semah ekibinin çektiği semahlar coşkuyla karşılandı. Miting, Yaşar Kemal, Fazıl Say ve Eşber Yağmurdereli’ye teşekkür anonslarının ardından sona erdi.
İşin ilginç olanı ise DTP’lilerin mitinge yer alınması karşın miting düzenleyenlerin Genelkurmayın Kürt düşmanlığı politikasının etkisi altında hareket ederek, DTP milletvekillerinin konuşmasına fırsat verilmemsi oldu. Buda Alevi hareketinin başındakilerin sisteme selam çakmak bakımından Kürt direnişiyle aralarına nasıl bir mesafe koymaya çalıştıklarını gösteriyordu. Yine Alevi hareketinin sanki esas hedefi AKP ile sınırlıymış gibi bir hareket tarzı içinde olması, Alevileirn haklarının yok sayılmasında devletin sorumlu olmadığı görüntüsü verilerek, hedef şaşırtması yapılmaktadır. Tüm sorunların kaynağı olduğu gibi Alevi sorunun kaynağıda devletin kendisidir ve Aleviler hakları için devlete karşı mücadeleyi hedeflerine koymak zorundadırlar. Aksi halde sisteme yamanmak ve generallerin uzantısı bir hareket olmak kaçınılmaz olacaktır. Ve bu yönüyle Alevi hareketinin ciddi bir gerici bir kuşatma altında olduğu görülüyor. Bu durumu ancak devrimi ve sosyalistlerin Alevi hareketine ilgisiz kalmayarak içinde çalışmak ve müdahale ederek, demokrasi mücadelesinin önemli bir gücü haline getirme çabalarını artırmalarıyla aşılacaktır.
9 Kasım 2008 Pazar
HÜKÜMETTE PATRONLARA YENİ KIYAK
AKP hükümeti kriz emekçilerin sırtına yüklemek için her yolu deniyor. Patronlara kaynak yaratmak için şimdi de işsizlik Fonuna el koymaya ve fonu patronlara peşkeş çekmeye çalışıyor. AKP hükümeti krizde çalışanların işsiz kalmaması adına -aslında patronların karlarını azaltmamak demek daha uygun olacaktır- geliştirdiği yeni model, İşsizlik Fonu’na göz koymak ve patronlaırn emrine sunmak oldu. Buna göre krize girdiğini bildiren işyeri 15 gün günlük ücret ödeyecek. Diğer 15 günlük ücret ise İşsizlik Fonu’ndan ödenecek. Hükümet böylece, esnek çalışma biçimini uygulamaya sokarak, patronlar adına iki taş birden vurmuş olacak.
Hükümet, işsizliğin artmasını önlemek adına esnek çalışma modeline geçmeye hazırlanıyor. Krizden etkilenen işletmelerin işçi çıkarmasının önüne geçmek savunusuyla hazırlanan yeni modele göre işçinin bir ay yerine 15 gün veya daha az çalıştırılması formülü üzerinde duruluyor. Bu çerçevede, işçinin 15 günlük maaşını işveren, maaşın geri kalan bölümünü ise İşsizlik Fonu karşılayacak. Ancak işveren, gerekli başvuruyu yaparak bu modeli kabul etmesi halinde kendi işyerinde bunu uygulayabilecek.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, küresel işsizliğin Türkiye’de doğurabileceği işsizlik sorununa karşılık yeni bir istihdam paketi üzerinde çalışma yaptıklarını söyledi. Çelik, part-time ya da esnek çalışma modelinin işçilerin işten çıkartılmaması kaydıyla maaşlarının bir bölümünün fondan karşılanması şeklinde uygulanacağını ve bu konuda hazırlanan genelgenin önümüzdeki günlerde valiliklere İŞKUR aracılığıyla gönderileceğini söyledi.
Bakan Çelik’in açıklamalarına göre, “Krizden kaynaklanacak bir durum söz konusu ise hemen genel müdürlüğümüze bunun bildirilmesi ve burada gerekli değerlendirmeler hızlıca yapılıp ve gerekirse kısa çalışma ödeneğinden istifade etmeleri sağlanacak. Hatta burada part-time çalışma bile olabilir. İşsizlik Fonu’nda 35.5 katrilyon fon varlığı var. Krize hazırlıklıyız. Süreleri açabiliriz, kısaltabiliriz, maaşları artırabiliriz. Her konuda rahat ve esnek hareket edebileceğimiz bir marj var” diye konuştu.
Gazetenin haberine göre modelden yararlanmak için şu şartlar gerekiyor:
*Esnek çalışma modeline geçmek isteyen işveren, İş Kanunu’ndaki mali kriz hükümleri uyarınca zor durumda olduğunu belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumu bölge müdürlüklerine başvuracak.
*Maddeden yararlanabilmek için işçi çıkarmama şartı aranacak. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuran şirket hakkında inceleme yaparak karar verecek.
*İşveren işçiyi sadece 15 gün süreyle çalıştırabilecek ve çalıştırdığı sürenin ücretini ödeyecek. Kalan süre ise asgari ücret üzerinden hesaplanarak işçiye ödenecek.
*İşçi işyerinde çalıştığı süre içindeki normal maaşını alırken, işsizlikte geçen süre için ise asgari ücret üzerinden yarım maaş alacak.
*Yani işçi çalışmadığı süre için brüt 638 YTL olan asgari ücretin yarısını fondan alacak.
*Böylelikle işçi işini kaybetmemiş, işverenin yükü de hafiflemiş olacak.
*Uygulama işverenin başvurusundan itibaren 4 ay süreyle geçerli olacak.
*Yeni istihdam paketi çerçevesinde uzun süreli işsizlikler olabileceği göz önüne alınarak, işsizlik maaşı ödeme süresi 10 aydan 12 aya çıkarılacak.
*İşsizlik maaşı için 600 gün olan çalışma şartı 500 güne indirilecek.
*Çalışma Bakanlığı’nın illere gönderdiği genelgeye göre İş Kanunu gereği sıkıntı içinde bulunduğunu bildiren şirketler, SGK bölge müdürlükleri kanalıyla incelemeye alınacak.
*Uygun bulunan şirketlerde çalışanların part-time maaşları İşsizlik Fonu’ndan 4 ay süreyle karşılanacak. İşçilere asgari ücret üzerinden ödeme yapılacak.
Hükümet, işsizliğin artmasını önlemek adına esnek çalışma modeline geçmeye hazırlanıyor. Krizden etkilenen işletmelerin işçi çıkarmasının önüne geçmek savunusuyla hazırlanan yeni modele göre işçinin bir ay yerine 15 gün veya daha az çalıştırılması formülü üzerinde duruluyor. Bu çerçevede, işçinin 15 günlük maaşını işveren, maaşın geri kalan bölümünü ise İşsizlik Fonu karşılayacak. Ancak işveren, gerekli başvuruyu yaparak bu modeli kabul etmesi halinde kendi işyerinde bunu uygulayabilecek.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, küresel işsizliğin Türkiye’de doğurabileceği işsizlik sorununa karşılık yeni bir istihdam paketi üzerinde çalışma yaptıklarını söyledi. Çelik, part-time ya da esnek çalışma modelinin işçilerin işten çıkartılmaması kaydıyla maaşlarının bir bölümünün fondan karşılanması şeklinde uygulanacağını ve bu konuda hazırlanan genelgenin önümüzdeki günlerde valiliklere İŞKUR aracılığıyla gönderileceğini söyledi.
Bakan Çelik’in açıklamalarına göre, “Krizden kaynaklanacak bir durum söz konusu ise hemen genel müdürlüğümüze bunun bildirilmesi ve burada gerekli değerlendirmeler hızlıca yapılıp ve gerekirse kısa çalışma ödeneğinden istifade etmeleri sağlanacak. Hatta burada part-time çalışma bile olabilir. İşsizlik Fonu’nda 35.5 katrilyon fon varlığı var. Krize hazırlıklıyız. Süreleri açabiliriz, kısaltabiliriz, maaşları artırabiliriz. Her konuda rahat ve esnek hareket edebileceğimiz bir marj var” diye konuştu.
Gazetenin haberine göre modelden yararlanmak için şu şartlar gerekiyor:
*Esnek çalışma modeline geçmek isteyen işveren, İş Kanunu’ndaki mali kriz hükümleri uyarınca zor durumda olduğunu belirterek, Sosyal Güvenlik Kurumu bölge müdürlüklerine başvuracak.
*Maddeden yararlanabilmek için işçi çıkarmama şartı aranacak. Sosyal Güvenlik Kurumu, başvuran şirket hakkında inceleme yaparak karar verecek.
*İşveren işçiyi sadece 15 gün süreyle çalıştırabilecek ve çalıştırdığı sürenin ücretini ödeyecek. Kalan süre ise asgari ücret üzerinden hesaplanarak işçiye ödenecek.
*İşçi işyerinde çalıştığı süre içindeki normal maaşını alırken, işsizlikte geçen süre için ise asgari ücret üzerinden yarım maaş alacak.
*Yani işçi çalışmadığı süre için brüt 638 YTL olan asgari ücretin yarısını fondan alacak.
*Böylelikle işçi işini kaybetmemiş, işverenin yükü de hafiflemiş olacak.
*Uygulama işverenin başvurusundan itibaren 4 ay süreyle geçerli olacak.
*Yeni istihdam paketi çerçevesinde uzun süreli işsizlikler olabileceği göz önüne alınarak, işsizlik maaşı ödeme süresi 10 aydan 12 aya çıkarılacak.
*İşsizlik maaşı için 600 gün olan çalışma şartı 500 güne indirilecek.
*Çalışma Bakanlığı’nın illere gönderdiği genelgeye göre İş Kanunu gereği sıkıntı içinde bulunduğunu bildiren şirketler, SGK bölge müdürlükleri kanalıyla incelemeye alınacak.
*Uygun bulunan şirketlerde çalışanların part-time maaşları İşsizlik Fonu’ndan 4 ay süreyle karşılanacak. İşçilere asgari ücret üzerinden ödeme yapılacak.
ZAMLAR YOKŞULLAŞTIRIYOR
AKP hükümetinin zam sağanağı emekçileri dahada yoksullaştırıken, zamlara karşı tepkiler ve eylem hazırlıkları devam ediyor
Türkiye Kamu-Sen’in araştırmasına göre, bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gerekli miktar geçen ay 50 YTL artarak 2 bin 725 YTL’ye yükseldi. Araştırma sonuçlarına göre, ekim ayında yapılan zamlar halkı 50 YTL daha fakirleştirdi.
Memurlara ve sabit gelirlilere yapılan 6 aylık zam yüzde 4 seviyesinde kalırken, zorunlu harcamalardaki artışın bu oranın çok üzerinde gerçekleştiğinin ifade edildiği açıklamaya göre, ekim ayında memurların ısınma gideri 8.2, kira gideri 5, elektrik gideri 4, gıda harcaması 8.5, giyim harcaması 4, temizlik harcaması 2.5 YTL arttı.
Açıklamada, son bir ayda domates fiyatının yüzde 83, patlıcan fiyatının yüzde 43, salatalık fiyatının yüzde 35, gömlek fiyatının yüzde 11, kömür fiyatının yüzde 10 ve elektrik fiyatının yüzde 9 arttığı kaydedildi.
KESK’ten zamlar geri alınsın çağrısı
KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Yürütmesi, yaşanan ekonomik kriz ve doğal gaz zamları ile ilgili Mecidiyeköy Metro İstasyonu önünde ve Kadıköy Altıyol'da basın açıklamaları düzenledi.
Kadıköy Altıyol'da bir araya gelen sendikacılar, Kadıköy İGDAŞ şubesine yürümek istedi. Polisin engellemesiyle karşılaşan KESK üyeleri ara sokaklardan Kadıköy meydanına yürüdü. ‘Zam, zulüm, işkence işte AKP’, ‘Zamlar geri alınsın’ sloganlarının atıldığı yürüyüşe çevredeki halk alkışlarla destek verdi. Eylemde konuşan Eğitim Sen İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Mustafa Kovalık, polisin İGDAŞ’a yürüyüşü engellemesini kınadıklarını açıkladı. Hükümetin krize karşı ilk iş olarak elektrik ve doğal gaza zam yapmak olduğunu belirten Kovalık, patronların nemalandığı faizlerde, borsada ise yüzde 10 stopajın kaldırıldığını aktardı.
Mecidiyeköy Metro İstasyonu önünde ise KESK üyeleri ‘Krizin yükü patronlara’, ‘AKP zammını al başına çal’ sloganları attı. Eylemde konuşan Eğitim Sen İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Yunus Öztürk, ekonomik krizin işçileri vurmaya başladığını ve bir çok yerde işten atmaların yaşandığını dile getirdi. İşsiz bir işçinin ücret kaybının yüzde 100’ün üzerinde olacağını belirten Öztürk, hem aylık alamayacağını, hem de yaşamak için borçlanacağına dikkat çekti. AKP’nin doğalgaza yaptığı zammın 2008 enflasyonun yaklaşık sekiz katı olduğuna değinen Öztürk, ücretlere ise sadaka zammı uyguladığını ifade etti. Açıklamanın ardından kriz ve zamlarla ilgili bildiri dağıtımı yapıldı. Ayrıca sendikalar zamnlara karşı miting ve değişik eylemler örgütlemek üzere görüşmeler yapıyorlar. Zamlara kaşı sesimiz yükseltmediğimiz koşullarda krizin yükünün emekçilerin sırtına yüklenmesi kaçınılmaz olacaktır
Türkiye Kamu-Sen’in araştırmasına göre, bir ailenin insanca yaşayabilmesi için gerekli miktar geçen ay 50 YTL artarak 2 bin 725 YTL’ye yükseldi. Araştırma sonuçlarına göre, ekim ayında yapılan zamlar halkı 50 YTL daha fakirleştirdi.
Memurlara ve sabit gelirlilere yapılan 6 aylık zam yüzde 4 seviyesinde kalırken, zorunlu harcamalardaki artışın bu oranın çok üzerinde gerçekleştiğinin ifade edildiği açıklamaya göre, ekim ayında memurların ısınma gideri 8.2, kira gideri 5, elektrik gideri 4, gıda harcaması 8.5, giyim harcaması 4, temizlik harcaması 2.5 YTL arttı.
Açıklamada, son bir ayda domates fiyatının yüzde 83, patlıcan fiyatının yüzde 43, salatalık fiyatının yüzde 35, gömlek fiyatının yüzde 11, kömür fiyatının yüzde 10 ve elektrik fiyatının yüzde 9 arttığı kaydedildi.
KESK’ten zamlar geri alınsın çağrısı
KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Yürütmesi, yaşanan ekonomik kriz ve doğal gaz zamları ile ilgili Mecidiyeköy Metro İstasyonu önünde ve Kadıköy Altıyol'da basın açıklamaları düzenledi.
Kadıköy Altıyol'da bir araya gelen sendikacılar, Kadıköy İGDAŞ şubesine yürümek istedi. Polisin engellemesiyle karşılaşan KESK üyeleri ara sokaklardan Kadıköy meydanına yürüdü. ‘Zam, zulüm, işkence işte AKP’, ‘Zamlar geri alınsın’ sloganlarının atıldığı yürüyüşe çevredeki halk alkışlarla destek verdi. Eylemde konuşan Eğitim Sen İstanbul 2 No’lu Şube Başkanı Mustafa Kovalık, polisin İGDAŞ’a yürüyüşü engellemesini kınadıklarını açıkladı. Hükümetin krize karşı ilk iş olarak elektrik ve doğal gaza zam yapmak olduğunu belirten Kovalık, patronların nemalandığı faizlerde, borsada ise yüzde 10 stopajın kaldırıldığını aktardı.
Mecidiyeköy Metro İstasyonu önünde ise KESK üyeleri ‘Krizin yükü patronlara’, ‘AKP zammını al başına çal’ sloganları attı. Eylemde konuşan Eğitim Sen İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Yunus Öztürk, ekonomik krizin işçileri vurmaya başladığını ve bir çok yerde işten atmaların yaşandığını dile getirdi. İşsiz bir işçinin ücret kaybının yüzde 100’ün üzerinde olacağını belirten Öztürk, hem aylık alamayacağını, hem de yaşamak için borçlanacağına dikkat çekti. AKP’nin doğalgaza yaptığı zammın 2008 enflasyonun yaklaşık sekiz katı olduğuna değinen Öztürk, ücretlere ise sadaka zammı uyguladığını ifade etti. Açıklamanın ardından kriz ve zamlarla ilgili bildiri dağıtımı yapıldı. Ayrıca sendikalar zamnlara karşı miting ve değişik eylemler örgütlemek üzere görüşmeler yapıyorlar. Zamlara kaşı sesimiz yükseltmediğimiz koşullarda krizin yükünün emekçilerin sırtına yüklenmesi kaçınılmaz olacaktır
TC DEVLETİNİN ÇOCUKLARA HEDİYESİ CİNSEL İSTİSMAR
Türkiye her bakımdan sicili bozuk ülkelerin arasında yeralıyor. Yoksulluk, işsizlik, sefalet, din, dil, ırk ayrımcılığında olduğu gibi çocuklarına bakamayan Onları daha küçüçük yaşlarda çalıştırmaya iten, yetmezmiş gibi cinsel istismarada uğrayan, Türkiye gerçekliği karşımızda duruyor.14 yaşında kız çocuklarını para karşılığı taciz ve tecavüz edenlerin sahte raporlarla ortaklığa salındığı Türkiye de çouklrın geleceği ziviri karanlığı ifade ediyor. Burjuva kapitalist sistemde başkasıda beklenemez zaten Nitekim araştırma sonuçları Türkiye de her 4 çocuktan 1’i cinsel istismara uğradığını gösteriyor. Üstelik tanımadıkları, kendilerini kandırmaya çalışan yabancılar tarafından değil, aile içinden, güven, sevgi ve bağlılık duyduğu kişiler tarafından cinsel istismara uğradıkları görülüyor..
Geçtiğimiz yıl 19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü’nde, 128 ülkeden 781 örgüt tarafından açıklanan veriler her 4 çocuktan 1’inin cinsel istismara maruz kaldığını gösteriyor. Konuyla ilgili Makine Mühendisleri Odası’nda yapılan basın toplantısında Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, açıkladığı verilerle çocuğa yönelik cinsel istismarın boyutlarını gözler önüne serdi.
66 çocuktan 43’ü
* Son 2 yılda Mor Çatı’ya aile içi şiddet gördüğü için başvuran 54 kadından 13’ü çocukluk döneminde cinsel istismara uğradı.
* Anneleriyle birlikte Mor Çatı’ya başvuran çocuklarda cinsel istismar çok daha yaygın.
* İstismar türleri: tecavüz, hamile bırakma, anne ile zorla cinsel ilişki kurmaya zorlama, sözle taciz, porno film izlemeye ve fuhuşa teşvik etme…
* Mor Çatı’dan uzun süreli destek alan 66 çocuktan 43’ü bu cinsel istismar türlerinin birine ya da birden fazlasına maruz kalıyor.
Üzmez afişe edilmiş vaka!
Toplantıda konuşan Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel, çocukluk çağındaki cinsel istismarın kişiyi, tüm hayatı boyunca etkileyeceğine dikkat çekti. Cinsel istismara uğrayan çocuğun aile ve arkadaşlarından destek alması gerektiğini dile getiren Yüksel, istismar aile içi olduğunda çocuğun bununla baş etmesinin çok zor olduğunu kaydetti. Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in ‘yalnız’ olmadığını, yalnızca afişe edilmiş bir vaka olduğunu söyleyen Yüksel, cinsel istismarla ilgili yapılan haberlerde çocukların afişe edilip kimliklerinin belirtilmemesi gerektiğini vurguladı.
Geçtiğimiz yıl 19 Kasım Dünya Çocuğa Yönelik Cinsel İstismarı Önleme Günü’nde, 128 ülkeden 781 örgüt tarafından açıklanan veriler her 4 çocuktan 1’inin cinsel istismara maruz kaldığını gösteriyor. Konuyla ilgili Makine Mühendisleri Odası’nda yapılan basın toplantısında Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, açıkladığı verilerle çocuğa yönelik cinsel istismarın boyutlarını gözler önüne serdi.
66 çocuktan 43’ü
* Son 2 yılda Mor Çatı’ya aile içi şiddet gördüğü için başvuran 54 kadından 13’ü çocukluk döneminde cinsel istismara uğradı.
* Anneleriyle birlikte Mor Çatı’ya başvuran çocuklarda cinsel istismar çok daha yaygın.
* İstismar türleri: tecavüz, hamile bırakma, anne ile zorla cinsel ilişki kurmaya zorlama, sözle taciz, porno film izlemeye ve fuhuşa teşvik etme…
* Mor Çatı’dan uzun süreli destek alan 66 çocuktan 43’ü bu cinsel istismar türlerinin birine ya da birden fazlasına maruz kalıyor.
Üzmez afişe edilmiş vaka!
Toplantıda konuşan Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Şahika Yüksel, çocukluk çağındaki cinsel istismarın kişiyi, tüm hayatı boyunca etkileyeceğine dikkat çekti. Cinsel istismara uğrayan çocuğun aile ve arkadaşlarından destek alması gerektiğini dile getiren Yüksel, istismar aile içi olduğunda çocuğun bununla baş etmesinin çok zor olduğunu kaydetti. Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in ‘yalnız’ olmadığını, yalnızca afişe edilmiş bir vaka olduğunu söyleyen Yüksel, cinsel istismarla ilgili yapılan haberlerde çocukların afişe edilip kimliklerinin belirtilmemesi gerektiğini vurguladı.
8 Kasım 2008 Cumartesi
'Kartallar Yüksekte, Çınarlar Ayakta Ölür' SÖZÜ EN ÇOK TA ZÜLFİKAR YÜCEL VE EKREM YOLDAŞLARI ANLATIYOR
İstanbul ve Antep devrimci mücadelenin hep ilkleri arasında yer almış kentlerdir. İstanbul proletaryanın kalbi olması ve Antep’in Kürdistan’ın sınır kenti olması ve geçmişten direniş geleneğine sahip olması belki de bunda önemli bir etkide bulunmuştur. 1974 sonrası devimci mücadelenin hızla toparlandığı alanların başında gelen İstanbul mücadelenin kentiydi ve komünist çalışma hızl gelişip yaygınlaştığı bir alandı aynı zamanda .Yine 12 eylül öncesi komünist hareketin kitlesel güç olduğu alanlardan birisi de Antep ti . Fabrikalarda, gecekondu semtlerinde, okullarda faşist karşı devrime karşı devrimci mücadelenin dişe diş ileriye taşındığı kentlerin başında geldi Antep. Onun içindir ki faşist cunta Antep halkına azgınca saldırdı. Devrimci günlerin intikamını almak için kan ve zulüm kustu.
Biliyoruz ki bir devrimcinin eylemi, kendi yaşamında en güçlü anlamlara kavuşur. Çünkü eylem, devrimcinin yaşam bilincinin ve iradesinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Güçlü bir eylem ancak güçlü amaçların ve bağlılıkların sahibi bir yaşam üzerinde boy verebilir. Ve bir devrimci için eylem, düşman karşısında bağlı olduğu yaşam değerlerinde ısrarın en keskin iradesini ortaya koymaktır.Zülfikar yoldaş faşist çetelere karşı mücadele ederken İstanbul da düşüyordu toprağa. Yücel ve Ekrem yoldaşlar; birisi işkencede yaralı olduğu halde işkence ser verip sır vermem direnişiyle, diğeri elinde silah son mermisine kadar çatışan direnişiyle bu gerçeğin en güçlü haykırışı, yaşamıyla tertemiz bir ifadesi olmuşlardır..
Zülfikar Uralçin yoldaş 1953 yılında Karsın Susuz kazası Durumlu köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zülfikar yoldaş yoksul nedeniyle genç yaşında İstanbula gitmek zorunda kaldı. Burada hem çalışıyor ve hem de okula devam ediyordu. Gerek okuduğu Göztepe Akşam Ticaret lisesinde, gerekse çalıştığı fabrikalar da devrimci çalışmalar yürtüyordu. Komünist hareketin çalışmalarına omuz veren Zülfikar yoldaş militan çalışmaları nedeniyle sivil faşist çetelerin hedefi haline geldi. Nitekim 19 Kasım 1976 tarihinde okul çıkışında sivil faşist çetelerin kurşunlarıyla şehitler ordusuna katıldı.
Yücel Hazar yoldaş 1961 yılında Malatya’nın Kürecik kazası Kahyalı köyünde yoksul bir aile çocuğu olarak doğmuş ve daha küçük yaşlarda acıları ve yoksunluğu yaşayarak devrimci düşüncelerle tanışmıştı. Ekrem İnelaş yoldaş Bingöl-Kığı kazasında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ama ama yoksulluğun, baskının ve zulüm yüzünü Maraş da tanımış ve burada devrimci düşüncelerle tanıştı.
Kuşku yok ki, her iki yoldaşı aynı kavgada Gaziantep’te buluşturan TKP-ML Hareketi olmuştu. Yücel yoldaş Ekrem yoldaşın sorumlusuydu. Her iki yoldaşta omuz omuza vererek birlikte Antep’te nice, eylemlere ve ortak çalışmalara imza attılar. Bir birlerine güvenen ve bir birleri için ölümü dahil her türlü fedekarlığı girişmekten geri kalmayan bir yoldaşlık sevgisi ve güveni içindeydiler. En zorlu görevlere koşan ve arkalarına bakmadan devrimci görevlere sıkıca sarılan Yücel ve Ekrem yoldaşlar 12 eylül faşist darbesini Antep’te karşıladılar. Faşist baskı ve kuşatmaya karşı, bir yandan yenilen darbelerde açılan gedikleri kapatmak için canla başla çalışırken öte yandan faşist cuntaya karşı emekçilerin saflarından oluşan korku ve paniğin önüne geçmeye, devrimci mücadeleyi ileriye taşınmaya çalıştılar.
Onlar zor dönemin fedakar kadrolarıydı. Bunu faşist karşı devrimin gemi azıya aldığı dönemde devrimci çalışmalarda ısrar ederek, abbas yolcularının ihanetine ve tüm moral bozukluğuna devrimci direngen tutumlarıyla geleceğin feda yüklü örnek savaşçıları oldu.
Keza Yücel ve Ekrem yoldaşlar kısa aralıklarla peş peşe şehitler ordusuna katıldılar. 2 Kasım 1981 yılında yaralı olarak gözaltına alınarak işkencede katledilen Yücel Hazar şehit olması Ekrem İnelaş yoldaşı derinden sarstı ve Yücel yoldaşa bağlılığını daha fazla sorumluluk ve devrimci görevlerine sıkıca sarılarak ortaya koydu. Nitekim 16 kasım 1981 yılında polis ve askerler Antep’te gecekondu evini sardıklarında Ekrem yoldaş teslim ol çağrılarına devrimci şiarlar ve silahıyla yanıt vererek, faşistlere asla teslim olmayacağını haykırarak kuşatmaya karşı, devrim kalesini savunuyordu. Ama faşist itler sürüsü Ekrem İnelaş yoldaşın direnişi karşısında o kadar hırçınlaştılar ki, yoldaşın kaldığı ev bombalayarak yerle bir etmekten geri kalmadılar. Ekrem yoldaş Yücel yoldaşa vermiş olduğu söze bağlı kalarak , elde silahı dilde devrimci şiarlarıyla yoldaşlarına idealleri için ölümü hiçe sayan direniş bırakıyordu.
Antep’in kızıl gülleri her iki yoldaş Yüce ve Ekrem aynı zaman dilimlerinde doğmuşlar, ayrı zaman dilimlerde sonsuzluğun yolculuğuna çıkıp sonsuzlukta zamanın yitiminde bir araya gelmişlerdi. Diyorlar ki şimdi el ele vermişler yoldaşlarıyla, yüzlerinde tebessüm, dünü yarınlara taşımanın çabasındalar. Biz de bu yolda sorumluluklarımızı yerine getireceğiz, rahat olun bu konuda. Bu kadar çok hatırlayıp anıyorken durmadan sizi, hiç bir şey yapmadan yaşayabilir mi insan? Hem o zaman yaşıyorum diyebilir mi insan? Biz sizlerle varız, çünkü sizler bize var olmayı, yoldaşlığı, örgüt için, halkın için, sosyalizm için ölümü tereddütsüzce bizi var eden güzellikleri öğrettiniz.
Eğer bugün ille de sosyalizm ve kavga diyorsak bu siz şehit yoldaşlarımızın eseridir. Biz de ödenen bedellere, çekilen işkencelere, dökülen kanlara, anaların ağıtlarına, çekilen acıların çaresizliğiyle sessizce duvar diplerine oturan babalara cevap olacağız. Biz umudu gördük, acılarla dolu zorlu mücadelelere girişerek, ağır bedeller ödeyerek sarıldık umuda, bir daha bırakmak yok, umudunuzu umudumuz bilmişiz ve dünden bugüne bunları güçlendirerek taşıyoruz.
Sizler yaşamın zorlu sınavından her zaman başarıyla geçtiniz. yoldaşlarınız da şimdi sizin yolunuzda, onlar da bu zorlu sınavda en az sizin kadar başarılı olma çabası içindeler. Dünün çocuklar adları Zülfikar, Yücel, Ekrem olanlar büyüdüler onlar ve yoldaşlarının izinde yürüyorlar geleceği kurmak adına.
Dudaklardan dökülen en güzel kelimeler sizin isimleriniz. İsimlerinizi dillendirirken sanki zaman duruyor, akan sular sessizleşiyor. Dağlar saygıyla eğiliyor karşınızda. Sizler en onurlusunu yaptınız, ondandır gittiğinizden beri sizi hiç kaybettiğimizi düşünmedik. Sadece gurur duyduk, biliyoruz ki sizler gidişten sonra da yaşayanlarsınız ve böylesi herkese nasipte olmaz.
Yüreklerimiz attığı sürece hep en güzel yerde siz olacaksınız. Devrim kervanının yürekli yolcularındaydınız sizler. Bizlere anlamlı yaşamı siz öğrettiğiniz, biz de gücümüz yettiğince sımsıkı sarılıyoruz bu devrim ve sosyalizm kavgasına. Çünkü biz orada özgür yaşamı gördük bir kere. Bir daha ölmek var, ama dönmek yok özgürlüğü bulduğumuz yoldan.
Sizler gideli 28 yıl oldu, ama hala yüreğimiz sizlerle sımsıcak. Her şey daha yeni yaşanmış gibi. Geçmişten aklımızda en çok kalanlar, belki de sizlerin çocukluk zamanlarının üzerini bile örten her gün yapılan baskınlar, işkenceler, sokak infazları, ve zulmün, kan kokusu sarardı her tarafı. Çocuklar korkuyla yaşananlara anlam vermeye çalışırdı, tabii onlar bilmezdi yaşadıklarımız özgür olamamadan, ezilmek ve sömürülmekten. Kimilerine vurulan dayaklar az görülmüş olacak ki karakollara götürülüp işkencelere çekildik, dövüldük, öldürüldük. Ne çok tanıklık etti coğrafyamız bu kanlı zulüm sahnelerine. Daha yaralarımız iyileşmeden tekrar dayaktan geçirildik, her defasında biraz daha öfke birikti yüreklerimizde. Özgürlüğü öyle çok duyumsardık ki o anlarda.
Sıcaktan çatlamış toprakların yağmura hasretliğinden daha fazla özgürlüğe hasrettik, ne de çok hissederdik bunu. Özgürlüğe sevdalı diye sokak ortalarında vurulan, gecenin karanlığında vurulup bir duvarın dibine atılan, işkencede öldürülüp cansız bedeninin nereye atıldığı bilinmeyen, özgürlük için dağlara çıkıp vurulan, cesetleri panzerlerin arkasından sürüklenen gencecik yoldaşlarımızı, gidenlerimizi özledik.
Hiç bir zorluk, hiç bir acı sindirmedi bizi, gidenlerimiz bu konuda rahat olsun. Özgür olmadan vazgeçmek yok, sosyalizm kavgasında mücadeleye devam. Zaten bundan değilmiydi ki bunca çektiğimiz acılar. Siz gideli çok şey değişti, eğilmedik, bükülmedik, nice dayatmaları zorlu kavgalarla aştık. Her şeye rağmen vazgeçmedik devrim düşümüzden. Yok edileceğimizi bilsek bile vazgeçmek yok sosyalizm kavgasında . Ha bir de unutmadan, siz gittikten sonra yerinizi alan çok genç oldu,kavganız ve silahlarınız yerde kalmadı. Her giden yoldaşın yerini yeni birileri aldı. Ve hala bu kavga büyüyerek gelişecektir. mücadele.
Üç yoldaş, Üç komünizm eri Zülfikar, Yücel ve Ekrem yoldaşlar devrimci görevlerin zorluğu altına ellerini sokmaktan geri kalmadılar. Yücel ve Ekrem 12 eylül faşist darbesinin zor koşullarında tüm yeteneklerini ve enerjilerini mücadelenin emrine vermekten kaçınmadılar. Faşist darbenin baskı ve saldırılarına karşı devrimi yeniden örgütlemeye çalışırken, Yücel ve Ekrem, " biz yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz " diyerek ileri atıldılar. Ve farklıydı yoldaşlar duruşlarıyla, fedekarlıklarıylarıyla ve erdemleriye. Bizler bugünde bu yoldaşların yaptıkları devrimci militan duruşun farkını daha iyi görüyor, anlam veriyor ve saygı duyuyoruz. Şimdi anlıyoruz ki onlar için yaşam özgürce olandı, ondan önceki yaşamını yaşanmamış sayıyorlardı çünkü. Birisi işkencede diğeri silahlı çatışmada şehit düşen Yücel ve Ekrem yoldaşlar devrimci kahramanlığını en güzeli örneğini gösterdiniz ve halklarımızın özgürlüğü için mücadele etmeyi seçtiniz. Gidişiniz yeni bir yaşamın, bizim bundan sonrada yürüdüğümüz devrim ve sosyalizm savaşımının ışıklı yolu oldunuz.
Dahası, 'Kartallar yüksekte, çınarlar ayakta ölür' özdeyişi sizleri tarif ediyor du yoldaşlar. Bilincin aydınlığıyla anlam, iradenin keskinliğiyle eylem olup tarih yaratan komünizm şehitlerinin izinde yürüyen İnşacılar olarak Zülfikar, Yücel ve Ekrem yoldaşları şehit oluşlarının 28. Yılında saygıyla anıyor ve onların bıraktıkları devrim görevlerine sıkıca sarılacağımıza söz veriyoruz.
Kasım Şehitleri Ölümsüzdür
Biliyoruz ki bir devrimcinin eylemi, kendi yaşamında en güçlü anlamlara kavuşur. Çünkü eylem, devrimcinin yaşam bilincinin ve iradesinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmıştır. Güçlü bir eylem ancak güçlü amaçların ve bağlılıkların sahibi bir yaşam üzerinde boy verebilir. Ve bir devrimci için eylem, düşman karşısında bağlı olduğu yaşam değerlerinde ısrarın en keskin iradesini ortaya koymaktır.Zülfikar yoldaş faşist çetelere karşı mücadele ederken İstanbul da düşüyordu toprağa. Yücel ve Ekrem yoldaşlar; birisi işkencede yaralı olduğu halde işkence ser verip sır vermem direnişiyle, diğeri elinde silah son mermisine kadar çatışan direnişiyle bu gerçeğin en güçlü haykırışı, yaşamıyla tertemiz bir ifadesi olmuşlardır..
Zülfikar Uralçin yoldaş 1953 yılında Karsın Susuz kazası Durumlu köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zülfikar yoldaş yoksul nedeniyle genç yaşında İstanbula gitmek zorunda kaldı. Burada hem çalışıyor ve hem de okula devam ediyordu. Gerek okuduğu Göztepe Akşam Ticaret lisesinde, gerekse çalıştığı fabrikalar da devrimci çalışmalar yürtüyordu. Komünist hareketin çalışmalarına omuz veren Zülfikar yoldaş militan çalışmaları nedeniyle sivil faşist çetelerin hedefi haline geldi. Nitekim 19 Kasım 1976 tarihinde okul çıkışında sivil faşist çetelerin kurşunlarıyla şehitler ordusuna katıldı.
Yücel Hazar yoldaş 1961 yılında Malatya’nın Kürecik kazası Kahyalı köyünde yoksul bir aile çocuğu olarak doğmuş ve daha küçük yaşlarda acıları ve yoksunluğu yaşayarak devrimci düşüncelerle tanışmıştı. Ekrem İnelaş yoldaş Bingöl-Kığı kazasında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ama ama yoksulluğun, baskının ve zulüm yüzünü Maraş da tanımış ve burada devrimci düşüncelerle tanıştı.
Kuşku yok ki, her iki yoldaşı aynı kavgada Gaziantep’te buluşturan TKP-ML Hareketi olmuştu. Yücel yoldaş Ekrem yoldaşın sorumlusuydu. Her iki yoldaşta omuz omuza vererek birlikte Antep’te nice, eylemlere ve ortak çalışmalara imza attılar. Bir birlerine güvenen ve bir birleri için ölümü dahil her türlü fedekarlığı girişmekten geri kalmayan bir yoldaşlık sevgisi ve güveni içindeydiler. En zorlu görevlere koşan ve arkalarına bakmadan devrimci görevlere sıkıca sarılan Yücel ve Ekrem yoldaşlar 12 eylül faşist darbesini Antep’te karşıladılar. Faşist baskı ve kuşatmaya karşı, bir yandan yenilen darbelerde açılan gedikleri kapatmak için canla başla çalışırken öte yandan faşist cuntaya karşı emekçilerin saflarından oluşan korku ve paniğin önüne geçmeye, devrimci mücadeleyi ileriye taşınmaya çalıştılar.
Onlar zor dönemin fedakar kadrolarıydı. Bunu faşist karşı devrimin gemi azıya aldığı dönemde devrimci çalışmalarda ısrar ederek, abbas yolcularının ihanetine ve tüm moral bozukluğuna devrimci direngen tutumlarıyla geleceğin feda yüklü örnek savaşçıları oldu.
Keza Yücel ve Ekrem yoldaşlar kısa aralıklarla peş peşe şehitler ordusuna katıldılar. 2 Kasım 1981 yılında yaralı olarak gözaltına alınarak işkencede katledilen Yücel Hazar şehit olması Ekrem İnelaş yoldaşı derinden sarstı ve Yücel yoldaşa bağlılığını daha fazla sorumluluk ve devrimci görevlerine sıkıca sarılarak ortaya koydu. Nitekim 16 kasım 1981 yılında polis ve askerler Antep’te gecekondu evini sardıklarında Ekrem yoldaş teslim ol çağrılarına devrimci şiarlar ve silahıyla yanıt vererek, faşistlere asla teslim olmayacağını haykırarak kuşatmaya karşı, devrim kalesini savunuyordu. Ama faşist itler sürüsü Ekrem İnelaş yoldaşın direnişi karşısında o kadar hırçınlaştılar ki, yoldaşın kaldığı ev bombalayarak yerle bir etmekten geri kalmadılar. Ekrem yoldaş Yücel yoldaşa vermiş olduğu söze bağlı kalarak , elde silahı dilde devrimci şiarlarıyla yoldaşlarına idealleri için ölümü hiçe sayan direniş bırakıyordu.
Antep’in kızıl gülleri her iki yoldaş Yüce ve Ekrem aynı zaman dilimlerinde doğmuşlar, ayrı zaman dilimlerde sonsuzluğun yolculuğuna çıkıp sonsuzlukta zamanın yitiminde bir araya gelmişlerdi. Diyorlar ki şimdi el ele vermişler yoldaşlarıyla, yüzlerinde tebessüm, dünü yarınlara taşımanın çabasındalar. Biz de bu yolda sorumluluklarımızı yerine getireceğiz, rahat olun bu konuda. Bu kadar çok hatırlayıp anıyorken durmadan sizi, hiç bir şey yapmadan yaşayabilir mi insan? Hem o zaman yaşıyorum diyebilir mi insan? Biz sizlerle varız, çünkü sizler bize var olmayı, yoldaşlığı, örgüt için, halkın için, sosyalizm için ölümü tereddütsüzce bizi var eden güzellikleri öğrettiniz.
Eğer bugün ille de sosyalizm ve kavga diyorsak bu siz şehit yoldaşlarımızın eseridir. Biz de ödenen bedellere, çekilen işkencelere, dökülen kanlara, anaların ağıtlarına, çekilen acıların çaresizliğiyle sessizce duvar diplerine oturan babalara cevap olacağız. Biz umudu gördük, acılarla dolu zorlu mücadelelere girişerek, ağır bedeller ödeyerek sarıldık umuda, bir daha bırakmak yok, umudunuzu umudumuz bilmişiz ve dünden bugüne bunları güçlendirerek taşıyoruz.
Sizler yaşamın zorlu sınavından her zaman başarıyla geçtiniz. yoldaşlarınız da şimdi sizin yolunuzda, onlar da bu zorlu sınavda en az sizin kadar başarılı olma çabası içindeler. Dünün çocuklar adları Zülfikar, Yücel, Ekrem olanlar büyüdüler onlar ve yoldaşlarının izinde yürüyorlar geleceği kurmak adına.
Dudaklardan dökülen en güzel kelimeler sizin isimleriniz. İsimlerinizi dillendirirken sanki zaman duruyor, akan sular sessizleşiyor. Dağlar saygıyla eğiliyor karşınızda. Sizler en onurlusunu yaptınız, ondandır gittiğinizden beri sizi hiç kaybettiğimizi düşünmedik. Sadece gurur duyduk, biliyoruz ki sizler gidişten sonra da yaşayanlarsınız ve böylesi herkese nasipte olmaz.
Yüreklerimiz attığı sürece hep en güzel yerde siz olacaksınız. Devrim kervanının yürekli yolcularındaydınız sizler. Bizlere anlamlı yaşamı siz öğrettiğiniz, biz de gücümüz yettiğince sımsıkı sarılıyoruz bu devrim ve sosyalizm kavgasına. Çünkü biz orada özgür yaşamı gördük bir kere. Bir daha ölmek var, ama dönmek yok özgürlüğü bulduğumuz yoldan.
Sizler gideli 28 yıl oldu, ama hala yüreğimiz sizlerle sımsıcak. Her şey daha yeni yaşanmış gibi. Geçmişten aklımızda en çok kalanlar, belki de sizlerin çocukluk zamanlarının üzerini bile örten her gün yapılan baskınlar, işkenceler, sokak infazları, ve zulmün, kan kokusu sarardı her tarafı. Çocuklar korkuyla yaşananlara anlam vermeye çalışırdı, tabii onlar bilmezdi yaşadıklarımız özgür olamamadan, ezilmek ve sömürülmekten. Kimilerine vurulan dayaklar az görülmüş olacak ki karakollara götürülüp işkencelere çekildik, dövüldük, öldürüldük. Ne çok tanıklık etti coğrafyamız bu kanlı zulüm sahnelerine. Daha yaralarımız iyileşmeden tekrar dayaktan geçirildik, her defasında biraz daha öfke birikti yüreklerimizde. Özgürlüğü öyle çok duyumsardık ki o anlarda.
Sıcaktan çatlamış toprakların yağmura hasretliğinden daha fazla özgürlüğe hasrettik, ne de çok hissederdik bunu. Özgürlüğe sevdalı diye sokak ortalarında vurulan, gecenin karanlığında vurulup bir duvarın dibine atılan, işkencede öldürülüp cansız bedeninin nereye atıldığı bilinmeyen, özgürlük için dağlara çıkıp vurulan, cesetleri panzerlerin arkasından sürüklenen gencecik yoldaşlarımızı, gidenlerimizi özledik.
Hiç bir zorluk, hiç bir acı sindirmedi bizi, gidenlerimiz bu konuda rahat olsun. Özgür olmadan vazgeçmek yok, sosyalizm kavgasında mücadeleye devam. Zaten bundan değilmiydi ki bunca çektiğimiz acılar. Siz gideli çok şey değişti, eğilmedik, bükülmedik, nice dayatmaları zorlu kavgalarla aştık. Her şeye rağmen vazgeçmedik devrim düşümüzden. Yok edileceğimizi bilsek bile vazgeçmek yok sosyalizm kavgasında . Ha bir de unutmadan, siz gittikten sonra yerinizi alan çok genç oldu,kavganız ve silahlarınız yerde kalmadı. Her giden yoldaşın yerini yeni birileri aldı. Ve hala bu kavga büyüyerek gelişecektir. mücadele.
Üç yoldaş, Üç komünizm eri Zülfikar, Yücel ve Ekrem yoldaşlar devrimci görevlerin zorluğu altına ellerini sokmaktan geri kalmadılar. Yücel ve Ekrem 12 eylül faşist darbesinin zor koşullarında tüm yeteneklerini ve enerjilerini mücadelenin emrine vermekten kaçınmadılar. Faşist darbenin baskı ve saldırılarına karşı devrimi yeniden örgütlemeye çalışırken, Yücel ve Ekrem, " biz yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyoruz " diyerek ileri atıldılar. Ve farklıydı yoldaşlar duruşlarıyla, fedekarlıklarıylarıyla ve erdemleriye. Bizler bugünde bu yoldaşların yaptıkları devrimci militan duruşun farkını daha iyi görüyor, anlam veriyor ve saygı duyuyoruz. Şimdi anlıyoruz ki onlar için yaşam özgürce olandı, ondan önceki yaşamını yaşanmamış sayıyorlardı çünkü. Birisi işkencede diğeri silahlı çatışmada şehit düşen Yücel ve Ekrem yoldaşlar devrimci kahramanlığını en güzeli örneğini gösterdiniz ve halklarımızın özgürlüğü için mücadele etmeyi seçtiniz. Gidişiniz yeni bir yaşamın, bizim bundan sonrada yürüdüğümüz devrim ve sosyalizm savaşımının ışıklı yolu oldunuz.
Dahası, 'Kartallar yüksekte, çınarlar ayakta ölür' özdeyişi sizleri tarif ediyor du yoldaşlar. Bilincin aydınlığıyla anlam, iradenin keskinliğiyle eylem olup tarih yaratan komünizm şehitlerinin izinde yürüyen İnşacılar olarak Zülfikar, Yücel ve Ekrem yoldaşları şehit oluşlarının 28. Yılında saygıyla anıyor ve onların bıraktıkları devrim görevlerine sıkıca sarılacağımıza söz veriyoruz.
Kasım Şehitleri Ölümsüzdür
23 Ekim 2008 Perşembe
Yolumuza Işık Olan Ekim Şehitleri Ölümsüzdür!
Ekim ayı, dünya proletarya devriminin ilk olarak pratikleştiği ve Rusya'da proletarya ve emekçilerin iktidarı alarak,dünya burjuvazisine karşı komünizmin sancağını daha da yukarı çektiği aydır. Dünya proletaryası ve halkları için Ekim ayı, hep zafer yüklü ve kavga dolu bir ay olarak anıldı ve yığınlar, devrime ve sosyalizme olan inançlarını her yıl Ekim devrimini anarak tazelediler ve ondan aldıkları güçle daha sıkıca sarıldılar sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemine.Ekim ayı, örgütümüz için de, kavga ve devrimci direnişin içiçe yaşandığı ve mücadelenin daha da ileri taşındığı ay olmuştur. Devrim ve sosyalizm yürüyüşümüzün hızlandırılması savaşımında, Kilis'te altı kızıl gülümüzü toprağa verdiğimiz aydır. İsviçre'nin Neuchetel şehrinde, Aydınlıkçı hainlerce yiğit yoldaşımız Mehmet Türk'ün katledildiği aydır.Yine Ekim ayı, gençlik önderlerinden Hüseyin Toraman yoldaşımızın katiller sürüsü sivil polislerce kaçırılarak, kaybedildiği aydır.
Yine büyük Ölüm orucu direnişinde feda eylemcesi Ali Ekber Barış yoldaşı ölümsüzlüğe uğurladığımız aydır ekim ayı. Ondandır ki, Ekim ayı, örgütümüz için faşizm ve sermayeye karşı daha bir kinle dolup, kavgayı ileri taşımak için,görevlerimize sıkıca sarılıp, faşizmi devrimle ezme savaşımımızı daha güçlü körüklediğimiz ve görevlerimize sıkıca sarıldığımız ay olmuştur.
Ekim şehitlerimiz, her şeyleriyle kavganın engin denizine kendilerini attılar, devrim ve komünizm savaşımımızın zaferi için, örgütümüz KP-İÖ’nün önceli komünist öncü TKP/ML Hareketi'nin komünist programına yaşam buldurmak için, kanlarını güzelim ülkemizin toprağına kattılar.
Devrim ve sosyalizm mücadelesin yürekten bağlı, canlı,atılgan, militan özellikleri kendisinde toplamış. KP-İÖ’nün önceli TKP/ML hareketinin komunist çizgisine yürekten inanmış bir kavga eri olan M-Türk 14 Ekim 1989'da Isviçre'de karşıdevrimci İP-Aydınlıka bağlı katiller çetesince pusuda katledildi. Gerçekleşen saldırı ve işlenen cinayet, İP-Aydınlık revizyonizminin uzantıları tarafından önceden planlanmış ve uygulamaya sokulmuş siyasal bir cinayetti. Açıktan yoldaşlarımız hedef alınmış ve M.Türk yoldaşımız bu siyasal saldırı sonucu hunharca katledilmişti.
M. Türk yoldaş,1959 yılında, Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesi Kantarma köyünde yoksul bir Kürt ailesinin 3. çocuğu olarak dünyaya geldi.oldaşın yaşamı yoksulluk ve sefalet içide geçti. Yaşamını kazanmak ve ailesine destek sağlamak için daha küçük yaşlarda inşaatlarda çalıştı. Ekmeğini taştan çıkarmaya çalıştı.
Hem çevresinin devrimci olması, hem de ailesinin devrimci yapısından ötürü, küçük yaşlarda devrimci fikirlerle yüzyüze geldi. 1976-'77'den itibaren örgütümüze sempati duydu. '78-'79'da Elbistan'da gecekondularda ve Termik'te gücü oranında çalışmalara katıldı.1980’de Termik Santralin'deki bir direnişten ötürü gözaltına alındı. Ağır işkencelere uğratıldı. Ama inancını asla yitirmedi. Daha sonra, 5 yıl cezaya çarptırıldı. 3 yıl cezaevinde kaldı. Cezaevlerindeki kötü yaşam koşullarından dolayı verem hastalığına yakalandı. Ancak yaşamını kazanmak zorundaydı.
Yaşam koşullarının çekilmez olması yoldaşı yurtdışına çıkmaya zorladı.1987 yılında İsviçre'ye geldi. İsviçre'ye gelmesiyle birlikte ilk işi örgütle ilişki kurmak oldu. Yoldaş İsviçre'ye geldiğinden itibaren, örgüt çalışmalarına katılarak,tüm yeteneklerini sınıf mücadelesinin hizmetine sundu.
İP-Aydınlık çetelerince hain bir pusuda katledildiği 14 Ekim 1989 tarihine kadar,örgütün ileri bir sempatizanı olarak faaliyetlerini sürdürdü. Zürih 'te örgüt faaliyetlerinin ileri çekilmesinde önemli çalışmaları oldu. Çalışkanlığı, fedakarlığı, örgüte ve yoldaşlarına bağlılığıyla örnek bir yoldaştı. O, devrim ve sosyalizm, yüce komünizm ülküsü uğruna şehit düştü.
Mehmet Türk yoldaş, yoldaşlığın en güzel örneğini vererek, aydınlık hainlerinin saldırısına karşı en öne fırlayarak, bedenini yoldaşlarına siper edip, ortak utkumuz komünizm için nasıl da yoldaşça birbirimize kenetlenmemizin gerektiğini ölümü hiçe sayarak gösterdi. Hainlerin saldırısına ve pususuna, yoldaşlarını korumak güdüsüyle davranarak, hiç tanımadığı hainlerin saldırısına karşı durmak için, yoldaşça sahiplenme ve tek bir yumruk,tek bir yürek olarak davranmanın en ilerı pratiğini göstererek, yoldaşlarına,örgütüne ve davasına ne kadar yürekten bağlı olduğunu gösterdi Mehmet TÜRK yoldaş. Bunun yanında, diğer devrimci erdemleriyle de kavgamızda yaşatacak ve hünharca katledilmesinin 19.yıl dönümünde hep bizimle, yoldaşça savaşımımızın içerisinde olacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

