17 Ekim 2017 Salı

100.YILINDA SOSYALİST EKİM DEVRİMİ İLKELERİ VE DEĞERLERİYLE YAŞIYOR..!


Emperyalizm ve Onların uşağı kalemşor ve döneklerin artık “devrimler döneminin bittiği” üzerine fetva verilen uğursuz dönemin sona erdiği ve dünyanın dört bir yanında işçi ve emekçi halkların yeniden başlarını yukarı kaldırarak, emperyalizme ve faşizme karşı devrim ve sosyalizm için mücadele istemlerinin canlanıp-gelişmeye yöneldiği, Türkiye de AKP dinci faşizminin nezdinde faşist sermeye düzenine karşı artık yeter diyerek Haziran direnişiyle milyonların ayağa kalkarak, eşitlik-adalet ve özgürlük için sokağa çıktığı ve rüzgarın emekçilerden yana esmeye yöneldiği koşullarda ezilen ve sömürülenleri ilk olarak iktidara taşıyan ve 40 yıl işbaşında kalmasının önünü aralayan Sosyalist Ekim devriminin 96. yıldönümünü kutluyoruz. Lenin ve Stalin yoldaşlarının önderliğindeki SBKP-B’nin önderliğinde ayağa kalkan Sovyet halklarının kan-can pahasına mücadelesiyle zafere ulaşan Ekim Sosyalist Devrimi’nin yaşayan ilkeleri, kazanımları proleter devrimleri çağını pratikleştiren önderliğiyle Ekim’in ruhu, Ekim’in coşkusuyla kutluyoruz bugünü. 1917 Ekiminden bugüne Ekim Büyük Sosyalist Devriminin 100. yıllık birikimi, bize yol gösteren, ışık tutan yanlarıyla-değerleriyle kutlamalı, M-L ‘in eylem klavuzluğuyla ülkemiz devriminin görevlerine sıkı sıkıya sarılarak, Rusya’da Ekim’e giden yolun yolumuz olduğunu bilmeliyiz.
Sınıfımızın ölümsüz öğretmeni Lenin ‘in işaretiyle Stalin ve diğer yoldaşların komutasındaki ayaklanmayla o büyük kıvılcımın dünyayı sarstığı günden bu yana 100 yıl geçti. Geçen 100 yıllık süreçte, Ekim Sosyalist Devrimi’nin ilke ve kazanımları başta Troçki, Buharin, Kamenev’in olmak üzere, M-L ‘e düşmanca saldırıları, Stalin yoldaşın ölümünden sonra, Lenin ve Stalin’in şanlı SBKP (B) nin başına sinsice çöreklenen Kruşçev-Brejnev revizyonizmiyle sürdü ve Gorbaçov’la da doruğa ulaştı. Sınıf  mücadelesini ret, proletarya diktatörlüğünü rafa kaldırıp, günümüzde geçersizliğini savunarak açıkça programlarından çıkarma, çok partili sosyalizm, vs. türünden saldırılarla Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin özüne ihanet ettiler ve Sovyetler Birliğini dağıtarak emperyalist kapitalizme teslim oldular.
Böylece, ilk kez Sosyalist Ekim Devrimi’nin şahsında. devrimci Marksizm, teoriden pratiğe geçti; teorinin griliği yaşamın yeşilinde hayat buldu ve aynı zamanda pratikte de doğrulandı. Bu görkemli zafer, Marksizm’in, Marksizm-Leninizm’in bir ütopya olduğu, bilimsel olmadığı, vb. türündeki burjuvazinin, oportünizmin, revizyonizmin, reformizmin iğrenç, demagojik saldırılarını, kara çalmalarını boşa çıkardı. Marksizm-Leninizm’in bilimsel bir dünya görüşü olduğunu, tarihsel ve toplumsal gelişmenin nesnel yasalarını ve gelişme yönünü doğru saptadığını… bütün yakıcılığıyla, berraklığıyla, derinliği ve zenginliğiyle dışa vurdu. Bu olgu, tarihin sayfalarına altın harflerle yazıldı.
devamı: halkinbirligi.net


Cezaevleri çocuk dolu..!

CHP Milletvekili Murat Emir’in bilgi edinme talebini yanıtlayan Adalet Bakanlığı, cezaevlerindeki çocuklarla ilgili istatistikleri açıkladı. Buna göre, cezaevlerinde annesinin yanında kalan 0-6 yaş arası çocuk sayısı 668. Bu çocukların 344’ü erkek, 324’ü ise kız. 149 çocuk ise yalnızca 0-12 aylık. Bu çocukların 140’ı bir, 124’ü iki, 117’si üç, 77’si dört, 44’ü beş, 6’sı ise altı yaşında. 11 çocuğun yaşı ise bilinmiyor.
Bakanlık: Bilmiyoruz

Murat Emir, bu çocuklardan kronik bir hastalığı bulunan olup olmadığını sordu. Bakanlık, bu soruya, “Anneleri tutuklu ya da hükümlü olduğu için ceza infaz kurumunda bulunan çocuklardan kronik hastalığı olanlara dair herhangi bir veri bulunmamaktadır” yanıtını verdi. Adalet Bakanlığı ayrıca, cezaevlerinde 2 bin 886 çocuk tutuklu ve hükümlünün bulunduğunu bildirdi. Bu çocukların 1133’ü hükümlü, yani cezası kesinleşmiş. 1587 çocuk ise tutuklu.

İstanbul Dünya'da kadınlar için en tehlikeli 10. mega kent..!

Nüfusu 10 milyonun üzerinde olan 19 mega kentin ele alındığı anket çalışmasında, İstanbul kadınlar için en tehlikeli 10. şehir olurken, cinsel şiddet ve taciz tehlikesinde 6. sırada yer aldı.
BBC Türkçe'de yer alan habere göre, Thomson Reuters Vakfı'nın yaptığı ankette 1 Haziran-28 Temmuz tarihleri arasında nüfusu 10 milyonun üzerindeki 19 büyük kentte 380 uzmanla görüşüldü.
Bu kentlerde kadınlara yönelik cinsel şiddet, zararlı kültürel uygulamalar ve sağlık hizmetleri ile kadınların ekonomik güçleri ve eğitime erişimleri incelendi.
Puanlama en kötü 1, en iyi 19 şeklinde yapıldı. Ankete göre kadınlar için dünyadaki en tehlikeli mega kent ise Mısır'ın başkenti Kahire. Kahire'yi Pakistan'ın Karaçi, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti Kinşasa ve Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi izliyor.
Kadınlar için en güvenli kentler ise Londra, Tokyo ve Paris.
İstanbul tecavüz, cinsel saldırılar ve taciz konusunda kadınlar için dünyadaki en kötü 6. kenti.
Kadın sünneti, çocuk gelinler ve çocuk öldürme gibi kültürel uygulamalarda ise en kötü kentler arasında 8. sırada.
İstanbul eğitim, toprak ya da mülk sahibi olma, banka hesabı gibi mali hizmetlere erişim konusunda da 8. sırada yer aldı.
Araştırma sonucunda kadınlar için en kötüden en iyiye doğru kentler şöyle sıralandı:
Kahire, Karaçi, Kinşasa, Delhi, Lima, Meksiko, Dakka, Lagos, Cakarta, İstanbul, Sao Paolo, Buenos Aires, New York, Manila, Şangay, Moskova, Paris, Tokyo ve Londra.


16 Ekim 2017 Pazartesi

İki kişilik koğuşta sayım işkencesi..!

Cezaevlerinde hak ihlalleri ve kötü muamele örneklerine her gün bir yenisi ekleniyor. Adana Barosu Cezaevi Komisyonu Başkanı avukat Tugay Bek, “Keyfi uygulamalar ve sistematik bir baskı ortamı var. Bunun tüm cezaevlerinde aynı anda olması merkezi bir karar olduğunun göstergesi. KHK ile belirlenen sınırları bile aşan keyfi bir gerilim politikası uygulanıyor cezaevlerinde. İktidar sınır ötesine öfkesini içeride baskı ve zor uygulamalarıyla gösteriyor” dedi.
Tarsus 2 No’lu T Tipi Cezaevi’nde idarenin tutuklu ve hükümlülere ayakta sayım vermeyi dayattığını ve buna karşı çıkan tutukluların darp edildiğini belirten Tugay Bek, “Adana’dan sevk edilen Soncan Gedik ve aynı koğuşta bulunan Kasım Elçik, iki kişilik koğuş olmasına karşın ayağa kalkıp sayım vermedikleri gerekçesiyle darp edilmiş. Tutuklu ve hükümlülerin sıraya geçerek askeri nizamda komut vermesi gibi bir dayatmayla otorite tesisi, rencide etmek ve onur kırmak gibi bir yaklaşım var. Sırf bu şekilde sayım vermediği için Soncan Gedik gardiyanlar tarafından darp edilerek, ters kelepçe takılarak, soyularak süngerli odaya götürülmüş. 10 gündür kolunda şiddetli ağrı var. Revire çıkmasına izin verilmediğini anlattı” dedi.
Çıplak arama ve tecrit
Tutuklulara çıplak aramanın dayatıldığını ifade eden Bek, “Soncan Gedik’in anlatımına göre yüksek tansiyon hastası olan koğuş arkadaşı Kasım Elçik, bir gece hastalanarak hastaneye götürülüyor. Jandarma gözetiminde götürülüp getirilmesine karşın yeniden çıplak aramadan geçirilmek isteniyor. Buna karşı çıktığı için darp ediliyor. Kişiye özel olarak, keyfi olarak çıplak arama yapılıyor. Kişiye özel diyorum çünkü diğer müvekkillerimde görmedim. Tarsus No’lu 2 Cezaevi’ne sürgün edildiklerinde Soncan Gedik 13 gün, Kasım Elçik 25 gün tek kişilik hücrede tutulmuş” dedi.
Vejetaryensen rapor al
Tarsus Kadın Cezaevi’nde de benzer sorunların yaşandığını belirten Bek, “İki kişi vejetaryen beslenme talep ediyordu. Cezaevi idaresi ‘sizi hastaneye götürelim hasta olduğunuza dair rapor alın, diyet yemek verelim’ demiş. 3-5 aylık cebelleşmenin sonucunda müvekkile vejetaryen menü temin edilmiş” dedi. Aynı cezaevinde müvekkillerine kışlık kıyafetlerinin de verilmediğini anlatan Bek, düz siyah ve düz beyaz tişörtlerin de hiçbir gerekçe gösterilmeden tutuklu ve hükümlülere verilmediğini belirtti. Bek, “Müvekkilim koyu Beşiktaş taraftarı, hayattaki tek aidiyetinin Beşiktaş taraftarlığı olduğunu söylüyor. Ailesi tarafından kargoyla gönderilen çubuklu standart bir Beşiktaş forması gerekçesiz olarak alınmamış” dedi.


MGK'da OHAL VE GÜNEY KÜRDİSTANA YAPTIRIM ÇIKTI...!

Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılan Milli Güvenlik Kurulu sona erdi. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında yapılan toplantı 3 saat 10 dakika sürdü. Toplantı sona erer ermez bir bildiride yayımlandı.
OHAL uzatılsın tavsiyesi
MGK toplantısının ardından yayımlanan bildiri şöyle;
“FETÖ/PDY, PKK/PYD-YPG, DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütleriyle mücadele kapsamında yurt bütününde uygulanan olağanüstü hal değerlendirilmiş, demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin ve vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin devamlılığını sağlamak üzere hükümete, olağanüstü halin uzatılması tavsiyesinde bulunulması kararlaştırılmıştır.
3 saat 10 dakika süren Milli Güvenlik Kurulu (MGK) sonrası bakanlar kurulu toplantısı yapıldı. Toplantı MGK’nin aksine çok kısa sürdü. Yarım saat süren toplantının ardından Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ kameraların karşısına geçti.
OHAL’in 3 ay daha uzatılmasının yanında MGP toplantısında Türk hava sahasının Federe Kürdistan Bölgesi’ne kapatıldığı kararı çıktı .hükümet sözcüsü Bakan Bozdağ, Habur Sınır Kapısı'nın Bağdat hükümetine devredilmesi için çalışma başlatıldığını da söyledi. Böylece 3 saat gibi kısa süren MGK toplantısında Kürtlere gözdağı yaptırım ve tehdit çıkarken, iç politikada şeflik rejimini tesisi için OHAL rejiminin 3 ay daha uzatılması kararı çıktı. AKP faşizmi halk ve Kürt düşmanlığına devam edeceğini birkez daha ortaya koymuş oldu.

OHAL’e ve Güney Kürdistan’a Yönelik Yaptırımlara Hayır..!

Baydemir: Kürtler zorla ve zulümle başını hiç kimsenin önünde eğmeyecektir..!

HDP Sözcüsü Osman Baydemir, Kerkük’e saldırının demokrasiye, insanlığa ve Kürtlerin haysiyetine saldırı anlamına geldiğini ve hiçbir Kürt’ün bunu kabul etmeyeceğini söyledi.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 25 Eylül'deki bağımsızlık referandumu sonrası bazı noktaların hükümete iade edilmesini isteyen Irak ordusu, dün Kerkük'e operasyon başlattı.
Kerkük operasyonuyla ilgili Rûdaw’a açıklama yapan HDP’li Baydemir, "Ortadoğu’daki herkes şunu iyi bilsin; Kürtler zorla ve zulümle başını hiç kimsenin önünde eğmeyecektir. Değerlerine, toprağına ve iradesine sahip çıkacaktır. Koşulsuz bir şekilde Kürtlerin iradesinin tanıması gerekiyor. Demokrasi, insanlığa ve halkın isteğine saygı gösterenlerin, Kerkük halkının iradesine de saygı göstermesi gerekiyor. Kürt halkı 25 Eylül’de iradesini ortaya koydu. Herkesin buna saygı göstermesi gerekiyor” dedi.
Kürt halkının savaş çığırtkanlığı yapmadığını belirten Baydemir, şöyle devam etti:
“Kürt halkı Kerkük, Diyarbakır, Efrin, Mahabad, Sine ve Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde hiçbir zaman savaş istemedi. Özgürlük ve eşitlik istiyorlar. Kürtlere karşı her kim düşmanlık besliyorsa şunu çok iyi bilsin, Kürtler hiç kimsenin önünde eğilmedi, köle olmayı kabul etmedi. Kerkük’ün savunulması, halkın iradesinin korunduğu anlamına geliyor. Kerkük’ü desteklemek Kürt ve Kürdistan halkının haysiyetini korumak anlamına geliyor. Kerkük’te sadece Kürtler sandığa gidip oy kullanmadı. Türkmen ve Arapların da sandığa gittiğine inanıyorum. Tüm halk iradesini gösterdi. Herkesin buna saygı göstermesi gerekiyor.”

Baydemir, “Kerkük’e saldıranlar özellikle de Kerkük’te kaos yaşanmasını isteyen Ankara, şunu bilsin, fitne ve fesatla hiçbir güç başarılı olamadı, onlar da başarılı olamayacak. Kürtler ölümle kentlerinden vazgeçseydi, Halepçe’de, Koçgiri’de, Efrin’de ve Kobani’de vazgeçerlerdi. Bu mümkün değil, sadece diyalog yoluyla sorunlar çözülebilir. Bir kez daha herkesin Kürtlerin iradesine saygı göstermesi çağrısında bulunuyoruz.”

85 bin lira maaş alan sendika başkanını Veli Saçılık açıkladı..!


Yüksel Caddesi'nde 'işimi geri istiyorum' eylemlerini sürdüren sosyolog Veli Saçılık, OHAL'in uzatılmasını destekleyen Hak-İş Konfederasyonuna bağlı Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Murat İnanç'ın 85 bin TL maaş aldığını iddia etti.
Kişisel Twitter hesabından Öz İplik-İş sendikasının OHAL'e destek açıklamasını alıntılayan Saçılık, paylaşımına "85 bin TL maaş alan "sendika" başkanı OHAL'e sahip çıkmış. 85 bin TL dışında kim bilir neler alıyordur" notunu düştü.
Veli Saçılık'ın paylaşımına yanıt veren Öz İplik-İş Sendikası, "Bu zihniyetin neyine cevap verilmeli... Beklediğin bahar hiç gelmeyecek" ifadelerini kullandı.
Öz İplik-İş'in yanıtına cevap veren Saçılık ise "Öz İplik-İş sendikası başkanı 85 bin TL maaş alıyor yazdım, yalanlayamadılar. Cumhurbaşkanı'nın iki katı maaş alıyor herifler" diye yazdı.

AKP'ninYalanları Bir Yana DİSK-AR raporunda: İstihdamda mucize yok, işsizlik dalga dalga tırmanıyor..!

DİSK-AR raporuna göre AKP’nin söylediği üzere istihdamda mucize yaşanmadı, artış stajyer, çırak ve kursiyerlerle gerçekleşti. “Geniş tanımlı işsiz” sayısı yüzde 17,7’lik oranla 6 milyon 100 bin oldu. Genç işsizlik oranı yüzde 21,4, kadın işsizlik oranı yüzde 14,6, genç kadın işsizlik oranı ise yüzde 27,5’e yükseldi
DİSK-AR işsizlik
DİSK Araştırma Dairesi (DİSK-AR), TÜİK’in Temmuz 2017 dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması’nı, İŞKUR’un Ekim 2017 işe yerleştirme istatistiklerini ve SGK’nin Haziran 2017 sigorta verilerini birlikte değerlendirdiği bir rapor hazırladı.
Rapor, 24 Haziran günü 1,3 milyonluk istihdam sağlandığını söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nu da, 14 Eylül günü bir milyonun üzerinde istihdam sağlandığını söyleyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nu da yalanladı.
İstihdamda mucize yok; stajyer, çırak ve kursiyer var
Rapora göre; AKP’li yetkililerin açıkladığının aksine istihdamda “mucize” yaşanmadı. TÜİK istatistiklerinde açıklanmayan istihdamdaki artışın gerçek sebebi SGK verilerinde görüldü.
SGK verilerine göre; Haziran 2016-Haziran 2017 arasında stajyer, çırak ve kursiyer sayısı 1 milyon 304 bin arttı. Zorunlu sigortalı sayısı ise 265 bin azaldı. Bu da TÜİK verilerindeki 1 milyon 122 bin kişilik istihdam artışının büyük bölümünün stajyer, çırak ve kursiyerlerden oluşması anlamına geldi.
Geniş tanımlı işsiz sayısı 6 milyon 100 bin
TÜİK’in yüzde 10,7 olarak açıkladığı işsizlik oranının “dar tanımlı” olduğuna dikkat çeken DİSK-AR, dar anlamıyla işsizlerin yanı sıra iş bulma ümidini kaybeden işsizleri iş aramayan ancak çalışmaya hazır olan işsizleri, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanları da kapsayan “geniş tanımlı işsizlik” verilerini ise şöyle açıkladı:
Dar tanımlı işsizler: 3 milyon 443 bin
Ümitsiz işsizler: 612 bin
İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar: 1 milyon 646 bin
Zamana bağlı eksik istihdam: 322 bin
Mevsimlik çalışanlar: 7 bin
Toplam: 6 milyon 100 bin
DİSK-AR, işsizliğin “geniş tanımlı” ele alınması durumunda yüzde 10,7 olarak sunulan oranın gerçekte yüzde 17,7 olduğuna dikkat çekti.
Genç işsizlik de arttı, kadın işsizliği de
Rapora göre;
Mevsimsellikten arındırılmış genç (15-24 yaş arası) işsizlik oranı yüzde 1,4’lük artışla yüzde 21,7’ye yükseldi. Ne istihdam ne de eğitimde olan gençlerin oranı yüzde 26,7 oldu.
Kadın işsizliği yüzde 0,6 artarak yüzde 14,6, genç kadın işsizlik oranı da yüzde 2,9 artarak yüzde 27,5 oldu.
Tarım dışı (mevsimsel etkilerden arındırılmış) işsizlik oranı yüzde 13,4, tarım dışı kadın işsizliği yüzde 19,8, tarım dışı genç işsizliği yüzde 25,7, tarım dışı genç kadın işsizliği yüzde 36,3 oldu.
Öneriler
DİSK-AR, raporun sonuç bölümünde işsizliğin azaltılması, istihdamda kalıcı ve güvenceli artışın sağlanması için şu önerileri yaptı:
İş başında eğitim adı altında çırak, stajyer ve kursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.
“Herkesin çalışması için, herkesin daha az çalışması” ilkesi doğrultusunda haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.
Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.
İstihdam artışlarında kamunun payı dikkate değerdir. Kamu istihdamının artırılması, kamuda eğreti ve güvencesiz çalışma biçimleri yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam artışının sağlanması yaşamsal önemdedir. Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.
Güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmeli, tüm taşeron işçilere kadro verilmelidir. Kamu taşeron işçileri kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.
Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun “insana yaraşır iş” yaklaşımı temelinde herkese güvenceli ve nitelikli işler sağlanmalıdır.
Kiralık işçilik yasası (6715) Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmelidir.
Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımı güvence altına alınmalı, sendikal barajlar kaldırılmalı, herkesin sendika hakkını özgürce kullanabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
Toplum yararına çalışma programları kapsamında çalıştırılanlar daimî işçi statüsüne geçirilmelidir.
İşsizlik Sigortası Fonunun amaç dışı kullanımına son verilmelidir
Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

DİSK-AR’ın raporunun tamamına ulaşmak için tıklayın

Nuriye Gülmen'den mahkeme heyetine: Bu şartlarda savunma yapmayacağım, beni tahliye edin..!

Öğretmen Semih Özakça ile birlikte 222 gündür açlık grevi yapan, bu nedenle tutuklanan Nuriye Gülmen'in yargılandığı davanın 3. duruşması 20 Ekim Cuma günü görülecek. Ancak Numune Hastanesi, mahkemeye gönderdiği yazıda Gülmen'in sağlık ekipmanları dahi kurulsa duruşmaya getirilmesinin hayati risk yaratacağı yönünde rapor gönderdi. Bunun üzerine mahkeme, geçen duruşmadaki ara kararını uygulayarak Numune Hastanesi'ne keşif kararı aldı.
Mahkeme heyeti, duruşma savcısı ile birlikte Gülmenin savunmasını almak için tutulduğu mahkum koğuşuna gitti. Savunma için açılan özel duruşmaya, Gülmen'in avukatları Murat Yılmaz, Betül Vangölü Koçağaçlı ile Ankara Barosu Genel Sekreteri Aşkın Demir katıldı.
Mahkum koğuşunun yeri küçük olması nedeniyle Gülmen sedye ile daha geniş bir odaya alındı. Burada bir saat boyunca kaldığı olumsuz koşulları anlatan Gülmen, "Burada güneş ışığı görmeden, havalandırmaya çıkamadan kalıyorum. 24 saat ışık olduğu için gece mi gündüz mü olduğunu saate bakarak anlayabiliyorum" dedi. Neden savunma yapmak istemediğini belirten Gülmen, şunları kaydetti:
"Savunmamı, sabahlara kadar uyumadan hazırlamıştım. Ancak avukatlarım tutuklandığı için ilk duruşmaya keyfi olarak getirilmedim. İkinci duruşmadan iki gün önce de yoğun bakıma kaçırıldım. Ben savunma yapmaktan kaçınmıyorum. Savunmanın, aleniyet ilkesine, savunma hakkıma uyularak mahkemede alınmasını istiyorum. Bu koşullarda savunma yapmayacağım. Savunmamı halkların duymasını, annemin duymasını, KHK ile ihraç edilen yüzlerce insanın duymasını istiyorum. Beni buradan getirmeyecekler, siz tahliye edin. Ben gelip sözümü söyleyeyim."
1,5 saatlik görüşme, mahkeme tarafından kamera ile kayıt altına alındı.
Gülmen'in tahliye talebi, 20 Ekim Cuma günü Sincan Cezaevi içinde yapılacak duruşmada karara bağlanacak.


İHD'den OHAL bilançosu: 94 belediyeye kayyım atandı, 113 bin 440 kamu görevlisi işten çıkarıldı..!

İnsan Hakları Derneği, bugünkü Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) uzatılması görüşülen olağanüstü halin (OHAL) uzatılmaması, aksine derhal sonlandırılması gerektiğini açıkladı.
21 Temmuz 2016’da tüm Türkiye’de ilan edilen OHAL, bugüne dek beş kez uzatıldı. Bugünkü MGK ve ardından toplanacak Bakanlar Kurulu ile altıncı kez uzatılması bekleniyor.
İHD’nin açıklamasında, bu süre içerisinde meydana gelen hak ihlalleri ve hukuksuzluklar sıralandı, OHAL’in sonlandırılması talep edildi.
İHD'nin hak ihlalleri ve hukuksuzluklarla ilgili açıklaması şöyle:
“Anayasanın 120. ve 121. maddeleri incelendiğinde, ancak yaygın şiddet hareketlerinin varlığı halinde OHAL ilan edilebileceği, OHAL ilanı süresince de OHAL gerekçesine bağlı olarak ve OHAL süresince uygulanacak kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarılacağı belirtiliyor.
“Karşı darbe sürecinin yargı üzerindeki olumsuz etkileri ve kamu idaresinin büyük bir baskı altına alınmasıyla yargı devre dışı kalmıştır. OHAL KHK’larını yargı denetimine tabi tutacak bir yargı kalmadı.
“Anayasanın 121. maddesine göre OHAL KHK’larının yayınlandıkları gün Meclis onayına sunulması gerekmektedir. Bugüne kadar 667 ile başlayan ve 694 ile sona eren 28 adet KHK yayınlandı. 28 KHK’dan sadece 5’i hakkında TBMM onayı alındı. 23’ü hakkında süresi içerisinde TBMM onayı alınmadı, Anayasa ihlal edildi.
“OHAL’in Anayasaya uygun olarak ilan edilmemesi ve çıkarılan KHK’ların TBMM onayına sunulmamasının yanı sıra bu KHK’larla bugüne değin 306 kez 300 civarında kanunda kalıcı değişiklikler yapılarak yasal sistem tamamen değiştirildi, OHAL rejimi kalıcı hale getirildi.”
AVRUPA VE BM'DEN UYARI
“OHAL süresince Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etti, bu konuda raporlar düzenledi, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu dört kez Türkiye’yi ziyaret etti, raporlar yazdı.
“Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserinin özel raportörlerinden üçü Türkiye’yi ziyaret etti ve raporlar düzenledi. Bu raporlarda OHAL süresince temel hak ve özgürlüklere yönelik sözleşmelerde öngörülen kısıtlamaların ötesinde keyfi uygulamalar yapıldığı ve bunların hızla düzeltilerek OHAL’in kaldırılması gerektiği ifade edildi.
“Türkiye’ye en önemli uyarı Avrupa Konseyi’nden geldi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 25 Nisan 2017 tarihli Türkiye’yi siyasi denetime alan kararı oldukça önemli bir karar. Bu kararda çok açık bir şekilde Türkiye’nin OHAL’i sona erdirmesi, düşünceleri nedeni ile cezaevinde bulunan başta siyasetçiler olmak üzere, gazetecilerin ve aktivistlerin salıverilmesi gerektiği belirtildi.”
OHAL BİLANÇOSU
İHD, “Cezasızlığın tamamen bir devlet politikası haline geldiği OHAL koşullarında adalet aramanın neredeyse imkansız olduğunu” belirterek, OHAL bilançosunu açıkladı:
667 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı, 668 sayılı KHK ile gözaltının ilk 5 gününe avukat ile görüş yasağı getirildi. 23 Ocak 2017’de yürürlüğe giren 682 sayılı KHK ile gözaltı süresi 30 günden 14 güne indirildi, gözaltında avukat görüş yasağı bir güne indirildi.
Adalet Bakanlığı açıklamasına göre, Temmuz 2017 tarihi itibari ile 169 bin 13 kişi hakkında adli işlem yapılarak gözaltına alındı, 50 bin 510’u tutuklandı, 43 bin 489’u adli kontrol ile serbest bırakıldı, diğerleri gözaltı süresi içerisinde işlem yapılmayarak serbest kaldı. 8 bin 87 kişi “kaçak” durumunda.
HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 11 milletvekili tutuklu, bu süre içerisinde Yüksekdağ ile birlikte toplam beş milletvekilinin vekilliği düşürüldü.
KHK’lar ile 94 belediyeye el koyuldu, 89’u Demokratik Bölgeler Partisi’ne mensup belediyelerdi. Seçilmiş 74 belediye eş başkanı tutuklandı, 28 HDP il eş başkanı ile 89 ilçe eş başkanı tutuklandı, 780 HDP il ve ilçe yöneticisi tutuklandı.
113 bin 440 kamu görevlisi kamu görevinden çıkarıldı, 1852’si göreve iade edildi. Kapatılan özel kuruluşlarda görev yapan ve çoğunluğu öğretmen olan 22 bin 474 kişinin çalışma izinleri iptal edildi, sadece 614’ünün izni iade edildi.
HSK kararı ile 4 bin 240 hâkim ve savcı ihraç edildi, 166’sı iade edilmiştir.
48 özel sağlık kuruluşu kapatıldı, ikisi geri açıldı. Kapatılan özel eğitim/öğretim kurumları (okul, kurs, pansiyon, yurt gibi) 2 bin 325. 15 özel üniversite kapatıldı, 19 sendika ve konfederasyonun faaliyetlerine son verildi.
Devlet tarafından el konularak kayyum atanan şirket sayısı 969. Bunların ekonomik büyüklüğü 41 milyar lira civarında. Çalışan işçi sayısının 47 bin civarındaydı.
Yazılı ve görsel medya başta olmak üzere kapatılan basın yayın kuruluşu 185 oldu. Sadece 23’ünün açılmasına izin verildi. Halen 174 gazeteci tutuklu. 2016 yılında sarı basın kartı iptal edilen gazeteci sayısı 889.
OHAL süresince 1412 dernek ve 139 vakıf kapatıldı.

(Kaynak: Bianet)

‘Kerkük düşmedi teslim edildi’: Halk öfkeli!

Süleymaniye'de yaşayan gazeteci-yazar Necmettin Salaz, Irak ordusu ve Heşdi Şabi güçlerinin saldırdığı Kerkük'teki son durumu aktardı. Medya Haber'e konuşan Salaz, "Kerkük düştü mü?" sorusuna "Kerkük düşmedi, teslim edildi" yanıtını verdi. Bunun da Irak merkezi hükümeti ile Federal Kürdistan Bölgesi yönetimi arasında varılan mutabakat sonucu olduğunu kaydeden Salaz, bunun faturasının yönetime ağır kesileceğini söyledi.
'Tüm talepleri paraydı'
Merkezi hükümetin 6 maddelik şartına karşı bölge yönetiminin sadece para içerikli 5 maddelik bir talebinin olduğunu vurgulayan Salaz, "Bölge yönetimi 5 madde sundu. Hepsi de para üzerineydi. Maaşların ödenmesine ilişkindi" dedi.
Halk öfkeli
Halkın yönetime oldukça öfkeli olduğunu aktaran Salaz, "Peşmergeye dahil tek laf edilmemelidir. Şengal'de de böyle oldu. Çekilen değil emir verenler sorumludur. 'Kalın savaşın, yurdunuzu savunun' talimatı verilseydi, peşmerge kalıp savaşırdı. Ancak yönetim bunu yapmadı. Kerkük'te kalıp savaşan, yurdunu savunan namuslu yurtsever çocuklar ve bir avuç halktır.” diye konuştu.


15 Ekim 2017 Pazar

Kadınlardan Helin Palandöken için eylem

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
17 yaşındaki Helin Palandöken’in bir erkek tarafından silahlı saldırıyla öldürülmesi, bugün Kadın Meclisleri tarafından protesto edildi.
İstanbul’un Pendik ilçesinde, Palandöken’in vurulduğu yerde buluşan kadınlar, “Meclis müftüye nikah yetkisi vereceğine kadın cinayetlerini durdursun. Helin Palandöken için sessiz kalmıyoruz” yazılı pankart açtı.
Palandöken’in vurulduğu noktaya karanfiller bırakılmasının ardından yapılan açıklamada kadın cinayetleri protesto edilirken, Helin Palandöken’in öldürülmesiyle ilgili sürecin takipçisi olunacağı belirtildi.

Açıklamada, hükümetin müftülere nikah yetkisi veren yasalarla uğraşmak yerine kadın cinayetlerini durdurmak için çalışması istendi.

'Sıbyan mektebi': Annelerin çalışmasını ve sanatı suç sayıyorlar

Son birkaç yıldır İstanbul’da, özellikle emekçilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerde, hem kreş hem de okul öncesi din eğitimi veren, denetimden muaf sıbyan mektepleri hızla yayılmaya başladı.
Devlet okullarında ana sınıflarının yeterli sayıda olmaması, 150-200 lira arasında değişen anasınıfı ücretlerinin aileler tarafından karşılanamaması, okul saatlerinin çalışan kadınlara uygun olmaması nedeniyle yaşanan çaresizlikler bu ‘mektep’leri cazip hale getiriyor.
Yasemin Akpınar ve Adile Doğan'ın Evrensel'de yer alan haberine göre, İstanbul’un Esenyalı mahallesinde Fidan ve komşusu Sevinç de benzer nedenlerle çocuklarını ‘sıbyan mektebi’ne göndermiş. Buralarda verilen ‘eğitim’in çocuklarını nasıl etkilediğini Evrensel’e anlattılar.
ALTINI ISLATMAYA, ŞİDDET UYGULAMAYA BAŞLADI
Fidan anlatıyor: “Çocuğumu 3 yaşında sıbyan evine gönderdim, hamile kalınca çocuğu buraya verdim. Üniversite öğrencileri gönüllü ders veriyorlardı. Bunlar genelde üst sınıflar. İki yıl gitti buraya. Sonra çocukta birtakım sorunlar görmeye başladım, küçük kardeşine şiddet uyguladı. Aslında çok seviyordu, kardeşini hiç kıskanmıyordu. Sonra yatağa işemeye başladı. Evde ne yapsak ‘günah’ demeye başladı.
Ben okula gittim, ‘Senin çocuk çok akıllı, biz de üst sınıflara verdiğimiz dini eğitimi verdik. Çünkü her şeyi hemen kapıyor’ dediler. Tabii ki her anne gibi gurur duydum ama uyardım, ‘Yine de az yapın, çocuğun davranışları değişti’ dedim. Ama sorunlar giderek büyüdü. Doktora götürdüm. Çocuk çok ciddi psikolojik sorunlar yaşıyormuş. Neyin günah olup neyin olmadığının çelişkisini yaşadığı için depresyona girmiş. En çok da kardeşinden hırsını almaya çalışıyor.
Örneğin resim yapmak istiyor, ama resim yapmak günah! Sadece ev resmi, ağaç resmi yapabilir. İnsan ve hayvan sureti yapmak Allah’ı incitmek olurmuş. Bu nedenle çocuk çelişkiye düşmüş. Evin içinde anne, baba ve kardeş resimleri yapmak günah, ‘Öyleyse evin içinde yaşamaları da günah mı’ diye sorular sormaya başladı. Çocuğu sıbyan okulundan aldık. Şimdi normal bir devlet okuluna gidiyor. Belirli günlerde de rehabilitasyon merkezine gidiyor. Konuşma ve zeka geriliği tespiti konuldu.”
İÇİNE KAPANDI, EVDEKİ EŞYALARA ZARAR VERİYORDU
Sevinç ise çalıştığı için 5 yaşındaki çocuğunu sıbyan mektebine göndermek zorunda kalmış. “Çocuklardan dolayı çok uzun zaman ara vermiştim çalışmaya. Üç çocuğumdan biri lisede, biri ortaokulda, diğeri de henüz 6 yaşında. İş bulduğum zaman 5 yaşındaydı. Kaynanam tam gün bakmayı kabul etmeyince mahalledeki sıbyan okuluna, hem bize yakın hem de uygun diye verdim. Saat 12 buçukta gidecek 5 buçukta dönecekti.
Okulda çalışanların düzeyini, aldığı eğitimi hiç sormadım. Benim çocuğum biraz aktif bir çocuk. Doğduğundan beri benden hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştı. Bazı günler fazla mesaiye kalınca hiç göremiyordum. Babaannesinde uyuyakalıyordu, sonra da orada kalıyordu. Bu durumun bazen 4 gün bile sürdüğü oluyordu. Sorunları bir hafta sonu fark ettim. Çocuk gece altını ıslatmaya başladı. İçine kapandı, evdeki eşyalara zarar verdi.”
ANNE OLARAK ÇALIŞMAM DOĞRU DEĞİLMİŞ!
“Önce kaynanamla konuştum, o da beni suçladı. ‘Çocuk seni doğru dürüst görmüyor, seni özlediği için’ falan dedi. Baktım çocuğun durumu kötüye gidiyor, hemen işten ayrıldım, daha fazla ilgilendim, babası da epey uğraştı ama yine de aynı. Okulla konuşalım dedik. Okula gittim, anlattım durumu, onlar da beni suçladı. Zaten bir anne olarak çalışmam doğru değilmiş! Epey tartıştık. Çocuğu okuldan almak istedim, bu sefer beni ikna etmeye çalıştılar. ‘Hiç olmazsa çocuk, sizin asla veremeyeceğiniz dinimizi öğreniyor’ dediler. Tamam, ben de istiyorum dinini öğrensin, ama bu çocuk niye bu hale geldi, diye düşünmeden edemedim.
ŞİKAYET ETTİM AMA İŞLEM YAPILMADI
Aynı okula bir süre daha devam etti. İşten çıktığım için durumumuz kötüydü. Arada merdiven temizliğine gidiyordum. 5 yaşındaki çocuk bir gün dedi ki: ‘Annelerin çalışması günah. Anne ne olur günah işleme, lütfen çalışma. Babam bize baksın, senin paran da günahmış, o parayla bana sevdiğim şeyleri alma.’ Şoka girdim. Sonra aldık hemen okuldan. Şimdi devlet okulunda birinci sınıfa gidiyor. Bence en doğrusu çocuğa dini bilgiyi ailesinin vermesi. Ne eğitim verdikleri belirsiz, insanlara güven olmaz. Ben en az iki defa şikayet ettim bu okulu, tek bir işlem yapılmadı.”
DİĞER ÇOCUKLARA UYUM SAĞLAYAMIYORLAR
Esenyalı Mahallesinde 3-6 yaş arası çocukların gittiği özel bir kreşin müdürü, sıbyan mekteplerine giden çocuklara dair gözlemlerini paylaştı. Daha önce bir süre sıbyan mektebine gitmiş, sonra ailelerin normal olmayan davranışlarını fark ederek kendi okullarına gönderdiği çocukların genel durumunu şöyle anlatıyor:
“Bu çocuklar çok içine kapanık oluyor. Yaşıtlarıyla iletişim kurmakta, birlikte derslere, aktivitelere katılmakta çok zorlanıyorlar. Ayrıca diğer çocuklara göre daha fazla uyuyorlar. 3 yaşından büyük çocuklar uyumayı çok fazla istemezken sıbyan mektebinden gelen çocuklar uykuyu daha çok istiyor. Ayrıca orada Kur’an eğitimi verildiği için Arap alfabesine göre yazmaya alışıyorlar ve bu yazma alışkanlığını değiştirmek en zorlandığımız şey oluyor. Tersten yazmaya alışık oluyorlar.”
Sıbyan mekteplerinin ücretlerinin ve saatlerinin çalışan ebeveynler için daha uygun olması, ailelerin çocuklarını buralara göndermesinin en önemli nedenleri öğretmene göre. “Çocuğum dinini öğrensin, fikri de önemli bir neden. Ayrıca veliler, sorun yaşayan çocuklarını buradan alıyor ama yine de dini eğitim verilmesinde sorun olduğunu düşünmüyorlar. ‘Oradaki öğretmenler köydü’ gibi açıklamalar yapıyorlar.”

Demirtaş ve Yüksekdağ'dan 5. yıl mesajı..!

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, HDP'nin 5. yılını kutladı.
Cezaevinden birer mesaj gönderen Demirtaş ve Yüksekdağ, "HDP bütün tasfiye ve yıkım saldırılarına inat, yaşadı, yaşatılacak; kazandı, kazanacak" dedi.
Demirtaş mesajında, "Bu parti 7 yaşına geldiğinde Türkiye’yi yönetmeye aday olacaktır. HDP’yi büyütmek ve iktidara taşımak boynumuzun borcudur" dedi.
Demirtaş'ın mesajı şöyle:
Çok değerli arkadaşlar, HDP’nin çok kıymetli yoldaşları, kardeşlerim... 5. Kuruluş Yıldönümümüz vesilesiyle bir araya gelmiş olan sizleri ve tüm ülkedeki kardeşlerimizi, dünyanın birçok ülkesindeki dostlarımızı, bizlere gönül verenleri, dayanışma ve desteğini esirgemeyenleri en sıcak duygularımla, içtenlikle selamlıyorum.
Göz açıp kapayıncaya kadar minicik bebeğimiz 5 yaşına geliverdi. Hatırlarsınız, daha ilk doğduğunda, hepimiz HDP’nin Türkiye’nin umudu olacağını hissetmiştik. Daha 5inci yaşında sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun alternatif bir çizgisi haline gelmesini görmekten büyük bir mutluluk ve onur duyuyoruz.
5 yaşındaki HDP, kendisinden çok daha yaşlı olan partilerle yarışacak, kimilerine ise meydan okuyacak bir güce ulaştı. Bu parti 7 yaşına geldiğinde Türkiye’yi yönetmeye aday olacaktır. Hepimizin gözbebeği olan, onlarca yıllık bedel, emek ve mücadele ile olgunlaşmış HDP’yi büyütmek ve iktidara taşımak boynumuzun borcudur.
Mezhepçilik, ırkçılık, dincilik ve cinsiyetçilik batağına saplanmış coğrafyamızda bir pırlanta gibi parlayan HDP, sadece bugünün değil, geleceğin Ortadoğu siyasetine damga vurmaya da adaydır. Ezilen halkların, sınıfların, kimliklerin ve doğanın hakkını, hukukunu koruyacak; ezilenden yana bir düzen inşa ederek, faşizme karşı her yerde cesurca direnerek gerçek bir halk iktidarı kuracağız.
Bütün farklılıklarımız ve zenginliğimiz ile bizi bir arada tutan ortak değerlerimizi, büyük insanlık değerlerini evrensellikle buluşturmayı başaran HDP, programı ve politik çizgisi ile haklılığını ve doğruluğunu her geçen gün yeniden ispatlıyor. Biz bu ortak vatanımızda en iyisine, en güzeline layık yurttaşlar olarak, komşu ülkelerdeki halklarla barış içerisinde bir düzen kurana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.
HDP gibi bir partiyi kuran ortak iradeye ve bütün kuruculara, bugüne kadar emeği geçen bütün HDP kadrolarına ve övgünün en büyüğünü hak eden fedakar, cesur halkımıza içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum.
Daha 20 yaşına gelmeden her türlü yozluğa, yolsuzluğa ve çirkefliğe bulaşan, adeta siyasi çöplüğe dönüşerek metan gazı zehirlemesi yaşayan iktidar partisinin bütün saldırılarına ve baskılarına rağmen 5inci yaşına güçlenerek giren HDP’yi kutluyorum.
Siz HDP’yi bir de 10 yaşına geldiğinde görün. Yürü HDP, yolun açık olsun. Biz hepimiz yüreğimizle, canımızla, sevdamızla senin yanındayız. Sen MUTLAKA KAZANACAK OLANSIN.
HDP OLARAK PARMAKLIKLARI KIRDIK
Figen Yüksekdağ'ın mesajı ise şöyle:
Partimizin Kuruluş Yıldönümünü canı gönülden kutluyor, hepinizi özlemle selamlıyorum. 5 mücadele yılını geride bıraktık, ancak partimizin geçmişi bununla sınırlı değildir. HDP varlığını, dünyanın neresinde olursa olsun, haksızlıklara karşı başkaldıranlara borçludur. Varlığımız Spartaküslere, Pir Sultan Abdallara, Demirci Kawalara, Rosa Luxemburglara, Paramaz Sarkisyanlara, Ana Zarifelere, Mustafa Suphilere, Mahir, Deniz, İbo ve Mazlum Doğan’lara, Behice Boran’lara kadar uzanır...
Bizler geride bıraktığımız yıllarda yaşadığımız her türlü zorluğu aşma motivasyonunu, direnenlere ve bizden kopartılmış olan canlarımıza borçluyuz. Yan yana yürüdüğümüz canlarımızın kimisini Suruç Katliamı’nda yitirdik, kimisi Ankara’nın göbeğinde katledildi, kimisi sokakta yargısız infaz edildi, kimisi Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de katledildi...
Şimdi bizler, aramızda olmayan canlarımız için direniyoruz. Şimdi bizler, katliamlarla aramızdan kopartılan yoldaşlarımızı, yurttaşlarımızı daha güçlü selamlıyoruz.
Partimizin siyaset dışı bırakılma çabalarına rağmen hep birlikte kararlı bir yürüyüş gerçekleştirdik. Bu yürüyüşümüzün çok sade bir gerekçesi vardı. Zulmün ve despotluğun olduğu bir ülkede, değiştirme iradesini kuşananların ve değişime inananların kararlı olması gerekiyordu. Bugün bir yüzünü geleceğe dönmüş olanlar, bir de gittikçe daha fazla eskide kalan, eskiye gömülmeye mahkum olanlar var. Bugün başta siyasi iktidar olmak üzere aynı siyasi zihniyetten beslenenler, birbirinden farklı bir şey söyleyemez duruma geldiler. Artık aralarında hiçbir fark yok. Bugün farkın nerede olduğunu görmek istiyorsanız HDP’ye bakın. İnsanlık farkı var burada; emeğin, eşitliğin, özgürlüğün, mücadelenin ve dirilişin farkı var. Burada birleşerek büyümenin gücü var.
Değerli yoldaşlar, Türkiye 4 tarafı parmaklıklarla çevrili bir hapishaneye dönüştürüldü. Bugün HDP’ye, bileşenlerimize ve tüm muhalif güçlere dayatılan bu parmaklıklara aslında tüm toplum hapsedilmek istenmektedir. HDP olarak parmaklıkları kırdık, siyasi alanın bir hapishane haline getirilmesine karşı çıktık. Duvarları yıkan, parmaklıkları kıran, siyasetteki demokrasi ve özgürleşme enerjisini açığa çıkaran bütün barajların kapağını açarak, barajların enerjisini açığa çıkardık.
HDP'nin en temel misyonu, bölen siyasi anlayış karşısında birleştiren bir köprü olmaktı. 7 Haziran'da bunu gösterdik. Bu nedenle 7 Haziran hem parti tarihimizde hem Türkiye siyasetinde bir dönüm noktası oldu. 7 Haziran'da kurduğumuz birlik köprüsü o kadar sağlam ki, halen bildikleri bütün diktatörlük uygulamalarıyla o köprüyü yıkmaya çalışıyorlar. Ama nafile, HDP dimdik ayakta. Çünkü, umut dimdik ayakta. Artık görevimiz, sorumluluğumuz daha da büyümüştür.
HDP, bütün tasfiye ve yıkım saldırılarına inat, yaşadı, yaşatılacak; kazandı, kazanacak. HDP'nin yaşatılması ve kazanması sorumluluğunu, bizlere umut besleyen, umuda ulaşma heyecanıyla bizlere yönelen Türkiye halklarına borçluyuz. Bizler için HDP'nin bu zorlu günleri atlatarak yeni başarılar elde etmesi, tarihsel bir sorumluluk ve zorunluluktur. Bizi siyasetten tasfiye etmek isteyenlere mesajımız ise şudur; Daha güçlü geliyoruz, daha güçlü geleceğiz. Hepinizi selamlıyor, yeni mücadele yılımızda başarılar diliyorum.

Görgü tanıkları Şemdinlide Adem Kuyumcunun Askerlerce nasıl öldürüldüğünü anlatıyor: Öldürdükten sonra delilleri tuz döküp suyla temizlediler..!


Şemdinli’nin Tütünlü köyünde bahçesini sularken asker kurşunuyla can veren Adem Kuyumcu’nun vurulduğu anları anlatan görgü tanıkları, olaydan iki saat sonra savcı inceleme yapmadan olay yerinin tuz dökülerek suyla temizlendiğini söyledi. 
Mezopotamya Ajansı'nda yer alan habere göre, Hakkari'nin Şemdinli ilçesi Tütünlü (Evliyan) köyünde bahçesini sularken karakoldan açılan ateşle öldürülen Adem Kuyumcu’yla ilgili görgü tanıkları konuştu. Köydeki tanıklar, Goman Karakolu'nun güvenlik kulübesinden açılan ateşle Kuyumcu’nun vücuduna 2 kurşunun isabet ettiğini ve olaydan hemen sonra hastaneye kaldırılmadığını söyledi.
‘HASTANEYE KALDIRMADILAR’
Askerlerin bahçeye gelerek Kuyumcu’ya serum taktığını söyleyen tanıklar, o anları şöyle anlattı: "Önce serum taktılar, sonra öldüğünü görünce koruculara haber verdiler. Daha sonra camii hoparlörlerinde anonsla Adem'in öldürüldüğü haberi verildi. Bunun üzerine köylüler olay yerine gitti. Adem'in cansız bedenini gören köylüler askerlere tepki gösterdi. 8 asker yaralandı. Daha sonra kendi imkanlarımızla cenazeyi Şemdinli Devlet Hastanesi'ne götürdük."
‘DELİLLERİ TUZ DÖKÜP SUYLA TEMİZLEDİLER’
Cenazenin daha sonra otopsi için Hakkari Devlet Hastanesi’ne götürüldüğünü söyleyen tanıklar, savcının olay yerine uğramadığını ve olay yerindeki delilerin de olaydan iki saat sonra askerler tarafından tuz dökülerek suyla temizlendiğini ileri sürdü.

Irak, Kerkük'e operasyon başlattı..!

Güney Kürdistan Yönetiminin bağımsızlık referandumunu içlerine sindiremeyen Irak yönetimi Kerküke operasyon başlattı. Sorunlara silahla çözmeyen açıklaması yapan Irak yönetiminin Kerküke operasyon başlatılması,Güney Kürdistan yönetimi nezdinden tüm Kürtlere yönelik bir gözdağı saldırısıdır. Irak güvenlik güçleri, Kerkük'teki askeri üs ve petrol kuyularını almak üzere operasyon başlatmış olduğu bu saldrıı aslında Güneyli Kürt yönetiminin iradesini kırma amaçlı bir saldırıdır. .
Irak hükümet güçleri Kerkük'teki Halid askeri kampını ele geçirdi. Irak birliklerinin Kerkük'ün merkezine doğru hızla ilerlediği belirtiliyor.
Kerkük Valisi: Kerkük caddede vatandaşlara silahlanın diye açıklama yaptı

13 Ekim 2017 Cuma

Umut Kitap evi Davasında; ‘İyi çocuklar’ Tahliye Edildi.!

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 2005 yılında Umut Kitap Evi’nin bombalanması olayında suçüstü yakalanan ve geçtiğimiz gün tahliye edilen Ali Kaya verdiği bir röportajda “Devlette resmi göreve gerek yok. Öncelikli mücadelemiz, FETÖ’cü ve bölücü hainlerle mücadele” diyerek göreve hazır olduğu mesajını verdi. Hürriyet gazetesine konuşan Kaya, “Şemdinli TSK’ya kurulan ilk kumpastı. Şemdinli iddianamesi Ankara’da FETÖ’cü kriptolar tarafından hazırlandı” sözlerine tepki geldi.
Umut Kitap Evi bombalanması olayında Şemdinli halkı tarafından suçüstü yakalananlardan Ali Kaya’ya ait olan arabada yapılan aramada, silahlar, öldürülecek kişilere ait listeler, krokilerin bulunmuştu. Olaydan sonra Ali Kaya, Özcan İldeniz, Veysel Ateş tutuklanmışlardı. Ali Kaya için dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, “Tanırım, iyi çocuktur” açıklamasını yapmıştı. Bombalama olayının iddianamesini hazırlayan savcı Ferhat Sarıkaya’nın kendilerini FETÖ’nün yönlendirdiği söylemesinden sonra tutuklular hakkında yeniden yargılamada ilk önce “örgüt kurmak”tan beraat verildi. Ardından da 3 sanık tahliye oldu. Tahliye olan “iyi çocuk” Ali Kaya, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, “Devlette resmi göreve gerek yok. Öncelikli mücadelemiz, FETÖ’cü ve bölücü hainlerle mücadele. Şemdinli TSK’ya kurulan ilk kumpas. FETÖ’nün PKK ile müşterek hareket ettiği ve işbirliği içine girdiği ilk olay. Fırsat bulduğumda inşallah Büyükanıt Paşa’nın ellerinden öpmeye gideceğim” ifadelerini kullandı.
‘NASIL KUMPAS OLABİLİR O KADAR DELİL VARKEN’
HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan
Söz konusu tahliye sonrasındaki ifadeleri değerlendiren HDP Hakkari Milletvekili Nihat Akdoğan, “Siz bölgede Kürtleri öldürebilirsiniz, belediye başkanlarını ve seçilmişlerini öldürebilirsiniz sonra çıkıp orduya kumpas kuruluyor dersiniz. Ali Kaya, Özcan İldeniz ve itirafçı Veysel Ateş’in elinde 105 kişilik liste vardı. Sakıncalı olan kişiler bu listede çok net belirtilmişti. 300 sayfalık 4 klasör dosya. Bunlar bombalı eylem gerçekleştirmeye gidenlerin aracında halk tarafından bulunan somut deliller. Halk o anda bu insanları yakalıyor ve devlete teslim ediliyor ve polise teslim olurlarken ‘biz devlet için çalışan kişileriz’ diyor. Açıklamalarında ne diyorlar, bizim resmi olmamıza gerek yok zaten öldürebiliriz. 105 kişinin isminin yazılı olduğu liste küçük bir yer için kenara atılacak bir durum değildir. O dönem DTP’in 18 delegesinin fotoğraflarının da bulunduğu öldürülmesi gerekenlerin listeleri bu insanların üzerinde yakalandı. Dönemin Genelkurmay Başkanı her iki Astsubay için ‘tanırım iyi çocuklardır’ diyebiliyor, şuan ise bu bir kumpastır diyor. Nasıl kumpas olabilir halkın araçta ele geçirdiği deliller, silahlar, el bombaları ölüm listeleri var bunlara ait. Ortada somut deliler var. sivil vatandaşları siyasileri öldürmeye giden bir çetedir bu” dedi.
‘ADAM ÖLDÜRMEK İÇİN RESMİYETE GEREK YOK!’
“Şemdinli de 105 kişinin ölüm listesi elinde olan kişiler sokağa salındı o yüzden adam öldürmek için resmiyete gerek yok” diyen Akdoğan, “Hukukun, özgürlüklerin, insan haklarının olmadığını hepimiz biliyoruz. İnsan öldürmeye yemin edenler serbest bırakılırken işini geri isteyen Nuriye ve Semih açlık grevinde. 8-9 aydır bu insanlar rehin ama insan öldürmek, savaş çığırtkanlığı yağmak bu ülkede bu şartlarda ve hükümetin izlediği politikayı göz önünde bulundurursak daha çok alıcı buluyor. Biz buna şaşırmıyoruz 8 insan hayatını kaybetti, hiç birine soruşturma açılmadı. SİHA saldırısı sonucu 4 insan ölüyor ‘PKK’li öldürdük diyorlar’ biz aksini ispat edince ‘işbirlikçi öldürdük’ diyorlar. Bu dediklerinin 1-2 yıl sonra tersi çıktığında ise efendim ben o dönem öyle kanat getirdim. Yalan söyleyen ve kan kaybeden bir iktidar ve kan kaybettikçe eski çeteciler ve karanlık odaklarla anlaşan bir iktidar. Gününü uzatmaya çalışan yeni bir dönemle karşı karşıyız toplum bunun önüne geçmezse bunun muhalif kesimi sindirmeye dönük yeni bir süreç olduğunu da bilmek gerekiyor” dedi.
‘KARANLIK BİR DÖNEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
Tahliye olan Kaya’nın “iyi çocuklardır” diyen kişinin elini öpmek içi zaman beklediğini söyleyen Nihat Akdoğan, “Kürtleri öldürmeye yemin etmiş bu katiller hiçbir şey olmamış gibi dolaşacaklar. Dışarıya salma nedeninden bir tanesi de cemaatin hazırlamış olduğu iddianame ama bugün partili arkadaşlarımızın tümünün dosyalarını bu savcılar hazırlamış. Genel başkanımız 1 yıla yakındır tutuklu, arkadaşlarımızın vekillikleri düşürülüyor, ben 6 ay tutuklu kalıyorum ve davam hâla sürüyor ama tüm bunlar Kürt halkına karşı kumpas olmuyor. Somut deliller varken, mahkemenin kararı varken bu insanların salı verilmesi bu ülkede muhalif olan hiç kimsenin can güvenliğinin olmadığı anlamına geliyor. Karanlık bir dönemle karşı karşıya olduğumuzun kanıtıdır” dedi.
‘DÖNEMİN RUHUNA UYGUN KARAR’
Van Baro Başkanı Murat Timur
Kararı değerlendiren Van Baro Başkanı Murat Timur, tahliye kararının politik olduğunu söyledi. Ülkenin politik atmosferine göre verilmiş bir karar olarak yorumlayan Timur, “Şemdinli halkı suçüstü bir olay gerçekleştirdi, delilleriyle birlikte. Bunlar suç işlerken, kitap evine bomba atarken, insanları öldürürken ve yaralarken suçüstü yakalandılar. Dolayısıyla ister FETÖ’den ister Metöden hakim olsun fark etmiyor. Hangi örgütten olursa olsun bu suçüstü olayını aynı şekilde değerlendireceğiz. Bunlar yargılamanın yenilenmesine kılıf olarak buldukları şeyden, binlerce insan hala ağır hasta olup bu adamların verdiği kararlarla cezaevlerinde. Eğer burada samimiyet olacaksa tamamen FETÖ’den tutuklanan hakimden aşılıp yeniden yargılanması gerekiyor. İşlerine geldikleri gibi ülkenin politik atmosferine göre bu şekilde karar veriyorlar. Daha önce zaten söylenen “iyi çocuktur, tanırım korum” güdüsüyle sanığı, yıllardır kamu görevlilerinin özellikle suç işlerken imtiyazlı bir konumda olduklarını biliyoruz. Burada da yargılamada kendilerine ayrıcalık tanınması, yargıdan kaçma veya yargıya mesaj verme anlamında söylenen şeydir. Bunu bu çerçevede değerlendirmek gerek”dedi.
SANIKLARIN TAHLİYESİNE İTİRAZ
Öte yandan Şemdinli Umut Kitabevi sanıklarının tahliye edilmesine Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edildi. İtirazı yapan Van Baro Başkanı Murat Timur, suç delilleriyle birlikte suçüstü yakalanmış sanıklara imtiyazlı davranıldığına, bu nedenle “eşitlik ilkesinin” ihlal edildiğine dikkat çekti. Kitapevine yönelik saldırı öncesi kent genelinde yaklaşık 4 ay içinde 18 bombalama olayının yaşandığını hatırlatan Timur, “Örgüt kurmaktan” beraat eden sanıklar astsubaylar Ali Kaya, Özcan İldeniz ve itirafçı Veysel Ateş’in tutuklanması ardından kentte uzun bir süre hiçbir patlamanın yaşanmadığını hatırlattı.