13 Aralık 2017 Çarşamba

Elvan davası ertelendi: Polisler dinlenecek..!

İstanbul Okmeydanı’nda Gezi eylemleri sırasında 16 Haziran 2013'te polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu 269 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin açılan davanın 4'üncü duruşması, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Dinlenen tanıklar ve olay anına ilişkin görüntülerin izlenmesinin ardından avukatlar söz aldı.
'BERKİN'İ VURAN FATİH DALGALI'
Elvan ailesinin avukatlarından Çiğdem Akbulut, görüntülerin iyileştirilmesinden sonra hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi. TÜBİTAK’ın çok basit video efektlerini uygulayarak geçiştirdiğini dile getiren Akbulut, Berkin Elvan'ın vurulduğu andan sonraki 18 saniye içerisinde 5 gaz fişeğinin daha aynı doğrultuya sıkıldığını söyledi. Akbulut, görüntülerde kolu sargılı olanın Fatih Dalgalı olduğunu ve Berkin Elvan'ı da vuran polisin kolu sarılı olan polis olduğunu kaydetti.
TAYBET ANA, CEMİLE ÇAĞIRGA HATIRLATMASI
Savunması sırasında İsrail askerlerinin gözlerini bağlayarak gözaltına aldığı Filistinli Fevzi Cuneydi isimli çocuğun fotoğrafını gösteren Av. Akbulut, Gezi direnişinde yaşamını yitirenleri, bir hafta cenazesi sokak ortasında bekletilen Taybet Ana’yı, 5 gün boyunca cenazesi buzdolabında saklanan Cemile Çağırga'yı hatırlattı.
Av. Akbulut, son olarak Dalgalı'nın tutuklanmasını talep etti.
EK İDDİANAME DÜZENLENMESİ İSTENDİ
Avukat Can Atalay ise, savcılığın polisler Kadir Eyüp Hambaloğlu, Emin Yıldız ve Aziz Yalçınkaya ile ilgili ek iddianame düzenlemesi gerektiğini söyledi.
Akabinde sanık avukatlarının talebi üzerine kısa süreli ara verilen davaya devam edildi.
İddia makamı, tanıkların dinlenmesini ve önceki duruşmada ileri sürdüğü taleplerini yeniledi. Polis Kadir Eyüp Hambaloğlu, Emin Yıldız hakkında savcılık tarafından verilen ‘takipsizlik’ kararının kesinleştiğini, Aziz Yalçınkaya hakkında ise, sonradan mahkeme tarafından karar verilmesini talep etti.
Mütalaanın ardından konuşan Mahkeme Başkanı’nın "TÜBİTAK görüntüleri 5 dakika önce alsaydı olay bitecekti" demesi dikkat çekti.
POLİSLERİN DİNLENİLMESİNE KARAR VERDİ
Verilen kısa aranın ardından Mahkeme Başkanı alınan kararı açıkladı. Tanıklar Cahit Turhan, Celal Büyük ve Cemal Aksoy'un hakkında zorla getirme emri düzenlenmesine karar veren heyet, sanık Fatih Dalgalı ile birlikte görev yapan Çevik Kuvvet Müdürlüğü’nün 9. Birlik Amirliği 62971 j gruptaki görevli personeller Aytaç Kaplan, Bayram Gözükara, Bekir Koçak, Cengiz Çağlar, Emin Yıldız, Emrah Karaburç, Enver Turan, Erdal Haydaroğlu, Erkan Pektaş, Ertuğrul Akça, İsmail Saltuk Seki, Mehmet Çimen, Mehmet Yaşamış, Mesut Çiftçi, Murat Yavuz, Serkan Mızrak, Şükrü Ersoy, Taner Yirik, Yahya Taş ve Yusuf Uyanık'ın hazır edilmesi için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne müzekkere yazılmasına, bu tanıkların il dışında görevli olmaları halinde çağrılan tanık sayısı da dikkate alınarak SEGBİS'li talimat yazılmasına, talimat yazılacak olan mahkemelere görüntü kayıtlarının da gönderilmesine karar verdi.
KİŞİNİN TESPİTİ YAPILACAK
Mahkeme Başkanı ayrıca "Suçlamaya esas teşkil eden TOMA görüntüleri ile ilgili TÜBİTAK tarafından iyileştirme yapılmayan görüntünün saati olarak 13:46:40 ile 13:47:00 arasındaki bölümünün TÜBİTAK'tan önceki yazımız doğrultusunda görüntü iyileştirmesinin istenmesine, ardından ise görüntülerin Jandarma Kriminal Bürosuna gönderilerek, görüntülerde ZET silahı kullananlar arasında sanık Dalgalı'nın olup olmadığının tespit edilmesi"ne karar vererek duruşmayı, 27 Şubat 2018'e erteledi.
'27 ŞUBATTA KATİLLERİ İÇERİ TIKMALIYIZ'
Duruşma sonrası ise adliye önüne açıklama yapıldı. Burada konuşan Berkin Elvan'ın babası Sami Elvan, katilin daha dışarıda olduğunu dile getirerek, sanık Dalgalı'nın tutuklanmasını istedi. Bu davanın Berkin Elvan ailesinin davası olmadığını, bütün çocukların davası olduğunu dile getiren Elvan, "Nasıl ki siyasi bir el varsa bu davanın üzerinde halkın desteği olması gerekiyor. 27 Şubat'ta katili içeri tıkmalıyız" dedi.
Anne Gülsüm Elvan ise "Bu gün bir kurşun daha bize sıktılar" dedi. İsrail askerlerinin gözlerini bağlayarak gözaltına aldığı Filistinli Fevzi Cuneydi isimli çocuğu hatırlatan Elvan, "Evet, hiç birimiz bu olayın yaşanmasını istemiyoruz ama benim çocuğumda 14 yaşındaydı. Kendi ülkesinde katledilen çocukları bir dönüp görsün. Ondan sonra oraya buraya söylensinler" diye konuştu.
Aile avukatlarından Çiğdem Akbulut ise mahkemenin çok ağır devam ettiğini söyledi. Akbulut, sanık Dalgalı'nın bir an önce tutuklanmasını istediklerini söyledi.

İzmir'de binlerce belediye işçisi iş bıraktı..!

Hükümetin kadro vaadine belediye çalışanlarının dahil edilmemiş olmasına İzmir’den tepki geldi. DİSK'e bağlı Genel İş İzmir Şubeleri kadro hakkının genişletilerek belediye işçilerinin de dahil edilmesi için yarım günlük iş bırakma eylemi yaptı. İş bırakma eylemi kent genelinde otobüsler haricinde etkisini gösterdi.
Öğleden sonra iş bırakan işçiler kent merkezinde toplanmaya başlandı. Sendikalar çeşitli kollardan alana yürüyüşler yaparak geldi. Genel İş 2 Nolu üyesi İZENERJİ işçileri Pasaport tarafında toplanarak 'Kamuda Çalışan Herkese Koşulsız Şartsız Gerçek Kadro Verilsin' ve 'OHAL Kaldırılsın KHKlar İptal Edilsin' pankartları ile alana girdi. Emniyet yürüyüş kollarında slogan atılmaması konusunda uyardı ancak ışçiler bu yasağa uymadı. Genel İş 3 Nolu İZELMAN üyeleri de Hilton önünde toplanarak alana yürüdü.
Alanda 'Sözünüzü Tutun Gerçek Kadro', 'Şirket Değil Kadro', 'Siz de Fedakarlık Yapın Kadro Verin', '4-D Kadrosu İstiyoruz', 'Emekçileri Bölmeyin' 'Ayrımsız Şartsız Kadro', 'İşçilerin Umuduyla Oynamayın' yazan dövizler taşındı. Eyleme İzmir KESK, TMMOB, EMEP, CHP, HDP ve kitle örgütleri üyeleri de katıldı.
İşçilere seslenen Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan konunun sendikalarla müzakere edilmediğini ve taşeron işçilerin yıllardır süren kadro beklentisi günlük siyasete konu edildiğini belirtti. Belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin kadro beklentisinin boşa çıkarıldığını da ifade eden Çalışkan " Belediye hizmetlerinde çalışan yaklaşık 500 bin işçi kamu istihdamının güvencesi dışına atılarak yine güvencesizliğe ve belirsiz çalışma koşulları ile belirsiz bir geleceğe mahkum edilmişlerdir" dedi.
İşçilerin belediye işverenlerinin insafına da bırakıldığını ekleyen Çalışkan şunları söyledi "Yine bu açıklamalar dikkatle incelendiğinde sadece merkezi idarelerde işçilere kadro verileceği; belediye ve il özel idarelerinde çalışan işçilerin kadrosuz bırakıldığı; kamu iktisadi teşekküllerinde çalıştırılan taşeron işçilerin ise düzenlemede kendilerine hiç yer bulamadıkları anlaşılmaktadır. Düzenleme bu şekilde yasalaşırsa Anayasanın eşitlik ilkesi de göz ardı edilmiş olacaktır. Hükümet’ten başlıca talebimiz kadro konusunda sergilenen ayrımcı anlayışı terk ederek merkez-yerel demeden kamuyu bütün olarak ele alması ve belediye hizmetlerinde çalışan taşeron şirket işçileri ile belediye iktisadi teşekkülü işçilerine de güvenceli kamu kadrolarını açmasıdır".

Merkezi yönetim kurumlarındaki taşeron şirket işçileri 657/4-d kapsamına alınma sürecinin şeffaf yürütülmesi gerektiğine de değinen Çalışkan " merkezi yönetim kurumlarına alınacak işçilerin şu anda çalıştıkları şirketlerin; hizmet verilen kurumlar ile işçilerin isimlerinin yayımlanmasını ve kaç işçinin bu işlemden yararlanacağını bilmek kamuoyunun temel beklentisidir. Bunun için işçi konfederasyonları temsilcilerinin değerlendirme ve kadroya alınma sürecine dahil edilmesiyle kadro işlemleri konusunda toplumsal mutabakat sağlanması mümkün kılınacaktır. Kadro işlemleri için komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Bu yapılmazsa bize kamudaki taşeron işçiler arasında neden ayrım yapıldığını sorgulamak kalır" dedi.

Meclis Başkanvekili, "Kürdistan neresi?" diye sordu, Osman Baydemir kalbini gösterdi..!


Bunun üzerine TBMM Başkan Vekili Ayşenur Bahçekapılı, Baydemir'e, ''Kürdistan neresi?'' diye sordu. Baydemir de elini kalbine koyarak, ''Kürdistan şurası'' dedi. 
HDP Milletvekili Osman Baydemir bütçe görüşmeleri sırasında, Meclis'in herkesi kucaklayıcı bir tavrı olması gerektiğini söyledi. ''Ben bir Kürt evladı olarak, Kürdistan'dan gelen bir temsilci olarak istediğim şey bu çatı Türk ve Kürt ortak çatısı olmasıdır'' dedi. Baydemir, ''Kürdistan'' ifadesini kullandığı sırada AKP'li vekillerden tepki geldi.
Bahçekapılı'nın Baydemir'e tepkisi ise sert oldu, ''Siz Kürdistan vekili değilsiniz, siz Şanlıurfa'nın vekilisiniz'' ifadesini kullandı.

'Para söz konusuysa İsrail ve Türkiye hep 'dost'..!

Erdoğan bir anda 'Arap davasının hamisi' konumuna yeniden geldi. Arap dünyasındaki imajı hayli parlak. Ne Suudi Arabistan ne de İran, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan ABD Başkanı Donald Trump'a, bu denli yüksek bir tondan çıkışmadı.
Erdoğan'ın hedefe oturttuğu tek lider Trump da değil. Benjamin Netanyahu da bu çıkıştan nasibini aldı.
İsrail lideri Netahyahu da aynı sertlikte Erdoğan'a yanıt verdi. Kamuoyunun önünde bu yönüyle güzel bir şov sergileniyor denebilir. Netanyahu, "Erdoğan'dan ahlâk dersi alacak değilim!" diyerek bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapmış göründü.
Peki mikrofonlar kapatılıp herkes ofisine döndüğünde, İsrail ve Türkiye arasındaki ilişkiler ne yöne doğru evriliyor? Taraflar birbirine yaptırım uygulamak, köprüleri atacak kararları hayata geçirmek için zamanla mı yarışıyor yoksa kameralar önünde görevini yerine getirmenin iç huzuruyla, arka planda yeni işbirliklerine doğru yelken mi açılıyor?
Elbette ki ikinci seçenek.
Paranın söz konusu olduğu yerde İsrail ve Türkiye arasındaki düşmanlıklar hiç yokmuş, sorunlar da var olmamış gibi ilerliyor ikili ilişkiler.
Bu yorum Deutsche Welle'ye ait. Zira bu yorumu haklı kılacak ticari göstergeler var. Bir yanda Kudüs üzerinden "restleşme" tam gaz devam ederken, öte yanda da iki ülke arasındaki ticaret hacmi istikrarlı bir şekilde artıyor.
Erdoğan son konuşmasında, Kudüs'ün Müslümanlar'ın "kırmızı çizgisi" olduğunu söyledi. Bu söylemi, bugün İstanbul'da 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısı ile de somutlaştırdığı aşikar. Toplantının resmi amacı ortada: Trump'ın kararına karşı ortak bir tavır.
Türkiye'deki Heinrich Böll Vakfı Başkanı Kristian Brakel'e göre, Erdoğan İsrail ve Trump'a karşı çıkarak Müslüman koalisyonun lideri olarak anılmak istiyor. Hatta kendisini gadre ve iftiraya uğramış Müslüman dünyasının "Mesih"i gibi sunuyor. Bahsi geçen Kudüs oldu mu bu daha da kolay ve işe yarar çünkü meselenin pek çok Müslüman'ın kalbinde özel bir yeri var.
Brakel'e göre, konu dini kılıfın ötesinde bir anlam da taşıyor çünkü 2019 seçimleri yaklaşırken ve Erdoğan daimi bir seçim kampanyası atmosferindeyken bu tür söylemleri iç politik malzeme olarak kullanmayı iyi biliyor. İsrail, seçmenleri harekete geçirmek için harika bir enstrüman.
Erdoğan'ın üst düzey ekonomi danışmanı Hatica Karahan'a göreyse, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler kazan-kazan esasına göre yürütülüyor ve Türkiye otomobil, demir, çelik, elektrikli ev aletleri ve plastik ihraç ederken İsrail'e, karşılığında da İsrail gazı ve petrolü satın alıyor.
Bu ilişkiyi geliştirmek için taraflar milyar dolarlık, Med Stream olarak bilinen Akdeniz Boru Hattı Projesi müzakere etmeye başladı. Denizaltında inşa edilecek projenin uzun vadeli hedefi; elektrik, doğalgaz, ham petrol ve suyun komplike bir boru hattı ile taşınması.
Yani, politik düzeyde çekişmeler rahatsızlık yaratsa da ekonomik ilişkiler hız kazanmaya devam ediyor.
Hatırlanacağı gibi iki ülke arasındaki ilk diplomatik skandal, 2009 Dünya Ekonomik Forumu'nda Erdoğan'ın bir panelde Gazze konusunu İsrailli mevkidaşı Şimon Peres'le tartışırken, İsrail'i "çocukları öldüren terörist devlet" olarak suçlamasıyla yaşanmıştı.
Bunu, 2010'da Mavi Marmara krizi takip etti. Türkiye bayraklı gemi uluslararası sularda İsrail tarafından durdurulmuş ve dokuz aktivist askeri operasyonla öldürülmüştü. Sonuç: Diplomatik ilişkiler yara aldı ve minumun seviyeye indirildi; büyükelçiler karşılıklı geri çağrıldı.
2016'da ise diplomatik düzeyde yeniden yakınlaşma başladı. Geçmişin tüm söylemsel tiradlarına karşın, gerçek hiç de sürpriz değildi.
Brakel'e göre, Erdoğan kelimenin tam anlamıyla bir politik realist. İlişkileri yeniden ele almak ölçülü bir karar verme süreci gerektiriyordu. Ankara'nın Rusya ile yaşadığı kriz ciddi bir kaygı sebebiydi ancak Türkiye'nin kullandığı gazın yüzde 60'ı Rusya'dan geliyordu. Rusya'nın gaz temin etmeyi sürdürüp sürdürmeyeceği kesin olmadığı için Türkiye bölgede yeni ortaklar aramaya başladı. Biri de İsrail'di. İki ülke arasındaki ortak müzakere konusu Akdeniz'deki gaz yataklarından faydalanabilmekti.
Hatice Karahan'a göre, Türkiye'nin İsrail'e ihracatı yıllar içinde arttı ve 2016'da 2.5 milyar dolara ulaştı. Bu yılın ilk on ayında bu miktarda yüzde 14'lük bir artış yaşandı. İsrail, Türkiye küresel ürün piyasasında 10 en önemli ihraç yapılan ülkelerden biri oldu.

KAYNAK: AHVAL

12 Aralık 2017 Salı

İhbar Vatandaş İşbaşında; Terörist olmadığını ispatla..!

Ankara Adliyesi’nde görevli 4 memur, Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (Bİ- MER) yapılan “isimsiz” ihbarın işleme konulması sonucu bir anda “vatan haini” ve “terörist” suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı. Ankara Adalet Komisyonu Başkanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası (BES) üyesi 4 kişi hakkında disiplin soruşturması başlattı. 4 memur, “terörist” ve “vatan haini” olmadıklarını ispatlamak için savunma hazırlamak zorunda kaldı. Komisyon başkanlığı, ihbar metnini adli soruşturma için Anayasal Suçlar Bürosu’na da gönderdi. Hükümet, son KHK ile, soyut ve dayanaksız ihbarlarla kişilerin mağdur olmaması için “lekelenmeme hakkı”nı Ceza Muhakemesi Yasası’na koymuştu.
Kasım ayında BİMER’e başvuran bir kişi, Ankara Adliyesi’nde çalışan 4 memuru “ihbar” etti. İhbarda, “Fatma Ekin Narin, Esin Alkan, Turgay Akçay ve Kamuran Emir isimli memurların DHKP-C ve MLKP gibi terör örgütlerine üye avukatlara, gözaltındaki şahıslara ve dışardan gelen destekçilerine yardım ettikleri ve bu kişilerle bilgi paylaştıkları” öne sürülü. BİMER, söz konusu ihbarı gereği için Ankara Adliyesi’ne iletti. Adalet Komisyonu Başkanlığı, mahkeme çalışanı Kamuran Emir, Ankara Başsavcılığı ise diğer üç memur hakkında idari soruşturma başlattı. Her iki birim de adliye çalışanlarından savunma istedi. Kamuran Emir, komisyon başkanlığına savunma gönderdi.
‘Çamur at izi kalsın’
Emir, hiçbir ad veya adres bilgisi içermeyen ihbarın Dilekçe Hakkının Kullanılması Hakkında Yasası’na aykırı olduğuna dikkat çekti. Ad ve adres bilgisi olmayan dilekçelerin işleme konulmayacağını anımsatan Emir, “Hakkımda soruşturma yapılmasına gerekçe olan başvuru metninde ihbar ve şikâyetin soyut olduğu, iddianın ciddi bulgu ve belgelere dayanmadığı, dilekçe sahibinin adı, soyadı ve imzasının bulunmadığı görülmektedir. Şikayet iletisinde, isnat edilen fiillerin ne zaman, nerede, kime ya da kimlere yapıldığına ilişkin somutlaştırılmış bir bilgi de yer almamaktadır” diyerek hakkındaki soruşturmanın kaldırılmasını istedi. İhbarcının “çamur at izi kalsın mantığıyla” haraket ettiğini vurgulayan Emir, üyesi olduğu sendikanın kararı uyarınca bir çok basın açıklamasına ve eyleme katıldığını anlattı. Emir, “Katıldığım eylem ve etkinlikler şiddet içermeyip, yasal ve demokratik bir hakkın kullanılmasından ibarettir. Sendikacı kimliğimden dolayı hedef gösterildiğimi düşünmekteyim. Şikâyet dilekçesinde ismi geçen diğer meslektaşlarımın da aynı sendikaya üye olması şikâyetle amaçlananın ne olduğunu göstermeye yeter” dedi. Emir, ihbarcı hakkında iftira suçundan soruşturma açılmasını istedi.

İzmir'de binlerce belediye işçisi iş bıraktı..!

Hükümetin kadro vaadine belediye çalışanlarının dahil edilmemiş olmasına İzmir’den tepki geldi. DİSK'e bağlı Genel İş İzmir Şubeleri kadro hakkının genişletilerek belediye işçilerinin de dahil edilmesi için yarım günlük iş bırakma eylemi yaptı. İş bırakma eylemi kent genelinde otobüsler haricinde etkisini gösterdi.
Öğleden sonra iş bırakan işçiler kent merkezinde toplanmaya başlandı. Sendikalar çeşitli kollardan alana yürüyüşler yaparak geldi. Genel İş 2 Nolu üyesi İZENERJİ işçileri Pasaport tarafında toplanarak 'Kamuda Çalışan Herkese Koşulsız Şartsız Gerçek Kadro Verilsin' ve 'OHAL Kaldırılsın KHKlar İptal Edilsin' pankartları ile alana girdi. Emniyet yürüyüş kollarında slogan atılmaması konusunda uyardı ancak ışçiler bu yasağa uymadı. Genel İş 3 Nolu İZELMAN üyeleri de Hilton önünde toplanarak alana yürüdü.
Alanda 'Sözünüzü Tutun Gerçek Kadro', 'Şirket Değil Kadro', 'Siz de Fedakarlık Yapın Kadro Verin', '4-D Kadrosu İstiyoruz', 'Emekçileri Bölmeyin' 'Ayrımsız Şartsız Kadro', 'İşçilerin Umuduyla Oynamayın' yazan dövizler taşındı. Eyleme İzmir KESK, TMMOB, EMEP, CHP, HDP ve kitle örgütleri üyeleri de katıldı.
İşçilere seslenen Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan konunun sendikalarla müzakere edilmediğini ve taşeron işçilerin yıllardır süren kadro beklentisi günlük siyasete konu edildiğini belirtti. Belediye hizmetlerinde çalışan işçilerin kadro beklentisinin boşa çıkarıldığını da ifade eden Çalışkan " Belediye hizmetlerinde çalışan yaklaşık 500 bin işçi kamu istihdamının güvencesi dışına atılarak yine güvencesizliğe ve belirsiz çalışma koşulları ile belirsiz bir geleceğe mahkum edilmişlerdir" dedi.
İşçilerin belediye işverenlerinin insafına da bırakıldığını ekleyen Çalışkan şunları söyledi "Yine bu açıklamalar dikkatle incelendiğinde sadece merkezi idarelerde işçilere kadro verileceği; belediye ve il özel idarelerinde çalışan işçilerin kadrosuz bırakıldığı; kamu iktisadi teşekküllerinde çalıştırılan taşeron işçilerin ise düzenlemede kendilerine hiç yer bulamadıkları anlaşılmaktadır. Düzenleme bu şekilde yasalaşırsa Anayasanın eşitlik ilkesi de göz ardı edilmiş olacaktır. Hükümet’ten başlıca talebimiz kadro konusunda sergilenen ayrımcı anlayışı terk ederek merkez-yerel demeden kamuyu bütün olarak ele alması ve belediye hizmetlerinde çalışan taşeron şirket işçileri ile belediye iktisadi teşekkülü işçilerine de güvenceli kamu kadrolarını açmasıdır".
Merkezi yönetim kurumlarındaki taşeron şirket işçileri 657/4-d kapsamına alınma sürecinin şeffaf yürütülmesi gerektiğine de değinen Çalışkan " merkezi yönetim kurumlarına alınacak işçilerin şu anda çalıştıkları şirketlerin; hizmet verilen kurumlar ile işçilerin isimlerinin yayımlanmasını ve kaç işçinin bu işlemden yararlanacağını bilmek kamuoyunun temel beklentisidir. Bunun için işçi konfederasyonları temsilcilerinin değerlendirme ve kadroya alınma sürecine dahil edilmesiyle kadro işlemleri konusunda toplumsal mutabakat sağlanması mümkün kılınacaktır. Kadro işlemleri için komisyon kurulmasını talep ediyoruz. Bu yapılmazsa bize kamudaki taşeron işçiler arasında neden ayrım yapıldığını sorgulamak kalır" 

‘Erdoğan’a hakaret’te Sanatçı Zuhal Olcay’a dört yıl hapis istemi..!

Erdoğan'a dokunana yanıyor. Nitekim yüzlerce muhalife Erdoğan'a hakarete gerekçesiyle açılan davalarla emekçiler korkutulup sindirilmeye çalışılıyor. Oyuncu ve şarkıcı Zuhal Olcay’a ‘Erdoğan’a hakaret’ iddiasıyla dört yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Sözcü’den Yalçın Bel’in haberine göre bir kişi Olcay’ın 5 Ağustos’ta Kadıköy’deki mekanda şarkı söylerken Erdoğan’a hakaret ettiğini öne sürdü.
Şikayet üzerine polis konserin video kaydını izledi, ardından da Anadolu başsavcılığına başvurdu.
Savcılık soruşturmasında, şarkıcının Erdoğan’a şarkıyı uyarladığını, el hareketi yaparak da cumhurbaşkanına alenen hakaret ettiği iddia edildi.
İfade veren Olcay, “Boş vermişim dünyayı” isimli şarkıyı “Recep Tayyip Erdoğan hepsi boş hepsi yalan, bir gün hayat bitecek, dersin görmüşüm rüya” diye yorumladığını kaydetti.
İçkinin etkisiyle, sahnenin önünde bulunan bir seyircinin laf atması sonrası el hareketi yaptığını aktaran Olcay, bunun hakaretle ilgisi olmadığını söyledi.

Savcılık şarkıcının bir yıldan dört yıla kadar hapsini istedi...!

Başı Dik Devrimci Şiarlarla Darağacına Yürüyen Erdal Eren Kavgamızda Yaşıyor..!

Erdal Eren, 12 Eylül askeri faşist darbesi sonrası yaşı büyütülerek asılan genç devrimcilerdendi. Eren'in doğum tarihi 25 Eylül 1964, asılma tarihi 13 Aralık 1980 !.. Yani Erdal Eren devrimci olduğu, topluma gözdağı vermek ve intikam almak için daha 17 yaşına idam edildi. devrimci
Astılar onu. Astılar çünkü faşist rejime karşı mücadele eden bir devrimci kuşağın yetişmesini istemiyorlardı. Çocuk yaşta astılar onu çünkü, genç yüreklerinde kavga büyümesin istediler. Ezilmiş, sindirilmiş ve teslimiyetçi bir kuşak gelişsin istediler.
Onların mücadelesini hafızalardan silmek için ellerinden geleni yaptılar. Öyleki, Erdal Eren’in okuduğu Kadıköy Ortaokulu’nun ismi daha sonra Kenan Evren Lisesi olarak değiştirildi. Bugün devrimcileri itibarsızlaştırmak isteyenler, Eren'lere “iade-i itibar”dan bahsediyorlar. Erdal Eren'in boynuna 17 yaşında ip geçiren zihniyet, bugün anne karnındaki bebeği katlediyor. Erdal Eren'in itibarını bugüne taşıyanlar, tüm yasa ve kurumlarıyla faşist rejimin ortadan kaldırılması mücadelesini devam ettiriyorlar.
Erdal Eren' devrimci kavgamızda yaşıyor yaşatacağız!..
Erdal Eren 13 Aralık'ta sabaha karşı idam edildi. İdam edilmeden birkaç saat önce hücresinde yazdığı “veda mektubu”nu iç çamaşırında taşıyarak avukatına ulaşmasını sağlamıştır. Erdal Eren'in bu mektubunu ve Eren anısına yazılmış bir şiiri yayınlıyoruz.
Sevgili annem, babam ve kardeşlerim;
Düşüncelerimi bu mektupta anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir.
Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadeleyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Anne, baba ve evlat arasında sevgi çok güçlüdür. Kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının, sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum.
Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim, bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymişim gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz.
Hepinize özgür ve mutlu bir yaşam dilerim.
Devrimci selamlar...
Oğlunuz ERDAL 13.12.1980 ANKARA Gece 02:55

Siirt'te bir köyün tamamı gözaltına alındı..!

Kurtalan'ın Çeltikbaşı köyüne operasyon düzenleyen askerler, köydeki birçok kişiyi gözaltına aldı.
Operasyonun devamı olarak Batman merkezde Çeltikbaşı köyü doğumlu 20'den fazla kişi gözaltına alındı.
Siirt Kurtalan'a bağlı Çeltikbaşı (Bêlekê) köyünde sabahın erken saatlerinde askerler tarafından operasyon düzenlendi. "Terörle mücadele" adı altında yapılan baskınlarda köyde yaşayanların tamamı gözaltına alındı. Gözaltına alınanların nereye götürüldüğü ve tam sayılarının ne olduğu öğrenilemedi.
Öte yandan 90’lı yıllarda bu köyden Batman’a göç eden yurttaşların kaldığı evlere de baskın düzenlendi. Cudi mahallesinde gerçekleşen operasyonda Çeltikbaşı köyü doğumlu 20’den fazla yurttaş gözaltına alındı.
Siirt ve Batman’da gözaltına alınanların sayısının 40’ın üzerinde olduğu ileri sürüldü.

çocuk kuran eğitim

Ekonomi Zenginler için Büyürken Yoksulluk ve İşsizlik Derinleşerek Sürüyor. ..!

AKP yetkililerin gerinerek açıkladıkları Türkiye ekonomisinin hızla büyüdüğü hatta görülmemiş bir büyüme gösterdiği yalanı ortada duran enflasyon, döviz kurunun yükselişi ve artarak süren işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik açıklamaların yalan olduğunu gösteriyor. Halkın borçla alışveriş yapmasını ekonominin büyümesi olarak gösteren AKP iktidarı hayali bir ekonomi tablosu çizerek durumu tz pembe göstermeye çalışıyor.
Türkiye ekonomisi 2017’nin üçüncü çeyreğinde yüzde 11.1 oranla beklentilerin üzerinde büyüdü. Son iki yılda ilk kez çift haneli büyüme rakamına ulaşıldı. Son altı yılın en yüksek çeyreklik büyümesi yakalandı. Büyümenin çift haneli gelmesinde 2016’nın üçüncü çeyreğinde 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan yıllık daralmanın sonucu oluşan baz etkisi ile birlikte Kredi Garanti Fonu (KGF) ile sağlanan krediler ve teşvikler etkili oldu. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış büyüme hızı bir önceki çeyreğe göre yüzde 1.2 olarak gerçekleşti. Ancak KGF ile gelen büyüme enflasyonu da yüzde 13’e taşıdı.
En büyük katkı tüketimden
Büyümeye en büyük katkı, 7 puan ile hanehalkı tüketiminden geldi. 2017’nin üçüncü çeyreğinde harcamalar yönünden bakıldığında hanehalkı tüketimi yıllık yüzde 11.9 arttı. Devletin tüketim harcamaları ikinci çeyrekteki küçülmenin aksine üçüncü çeyrekte yıllık yüzde 2.8 artarak büyümeye 0.3 puanlık ılımlı bir katkı sağladı. Yatırımlar üçüncü çeyrekte yıllık yüzde 12.4 büyüyerek son 9 çeyreğin en güçlü artışını gösterdi ve büyüme oranına 3.6 puan katkı sağladı. Yıllık bazda inşaat yatırımları yüzde 12 artarken, önceki bir yıllık dönemde sürekli olarak daralan makine-teçhizat yatırımları üçüncü çeyrekte yüzde 15.3 artış kaydetti.
İkinci çeyrekte 1.8 puan olan net dış talebin (ihracat eksi ithalat) büyümeye katkısı 0.3 puana geriledi. İhtalattaki hızlanma bunda etkili oldu. Üçüncü çeyrekte zincirlenmiş hacim endeksi bazında ihracat yüzde 17.2, ithalat yüzde 14.5 (ikinci çeyrek: yüzde 1.8) arttı.
Üretim yönünden bakıldığında ise sanayi sektörünün büyümeye 2.6 puan gibi önemli bir katkı sağladığı, bu katkının 2.2 puanlık kısmının imalat sanayiden geldiği görüldü. Sanayi sektöründe güçlü baz etkisinin de katkısıyla ikinci çeyreğin yıllık büyüme oranı yüzde 14.8 olurken bu oran imalat sanayiinde yüzde 15.2 olarak gerçekleşti. 2017 üçüncü çeyrekte tarım sektörü 2.8 ile görece ılımlı büyüdü. Hizmet sektörü yüzde 20.7 ile yıllık bazda ekonominin en hızlı büyüyen sektörü olurken inşaat yüzde 18.7 büyüme kaydetti. Buna karşılık finans ve sigorta faaliyetleri sektöründeki yüzde 5.8 daralma dikkat çekti.
Yavaşlayacak
Dördüncü çeyrekte, net dış talebin büyümeye katkısının daha da azalması, olumlu baz etkisinin tersine dönmesi, yükselen enflasyonun alım gücünü sınırlayıcı etkisi, artan jeopolitik riskler gibi faktörler nedeniyle büyümenin yavaşlaması bekleniyor.
Enflasyon ve kurda beklenti yükseldi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Aralık Ayı Beklenti Anketi’ne göre, yıl sonu enflasyon beklentisi (cari yıl sonu TÜFE) yüzde 10.68’den yüzde 11.74’e yükseldi.
Bir önceki anket döneminde 5.5 olan yıl sonu büyüme beklentisi de aralıkta yüzde 5.7’ye yükseldi. Aralık ayı için tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 0.43 iken, bu anket döneminde yüzde 0.55 oldu.
Katılımcıların bu yıl sonu döviz kuru (Dolar/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 3.8624 lira iken, aralık ayı anket döneminde 3.8805 lira oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla 4.0819 lira ve 4.1534 lira olarak gerçekleşti.
Bilkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erinç Yeldan: Baz etkisi ve KGF etkili oldu. Yanılsamalardan kurtulmak için mevsimsel ve takvimsel etkilerden arındırılmış verilere odaklanmalıyız. Bununla birlikte de geçen yıla değil bir önceki çeyreğe bakmamızda fayda var. Böyle baktığımızda sanayide ve ihracatta aslında bir yavaşlama olduğunu, inşaat ve tüketim merkezli büyüme olduğunu görebiliriz. Bu istikrarlı büyüme değil. Saman alevi diyebiliriz. Sürdürülebilir değil. Yurtdışından para girişlerine bağımlı bir yapı var.
SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL
Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek: Rakamlar yıl sonunda yüzde 6.5 bir büyümeye işaret ediyor. 3. çeyrekte dış talebin katkısı oldukça düştü.
İntegral Yatırım Menkul Değerler Araştırma Direktörü Tuncay Turşucu: Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış çeyreksel verinin güçlü olmadığını görüyoruz. Burada yüzde 1.8 beklentiye karşılık yüzde 1.2 büyüme oluşurken, tarım, imalat sanayi, finans ve sigorta, gayrimenkul gibi kollarda negatif veriler alıyoruz. İmalat sanayinin çeyreksel bazda büyümeye katkısının zayıf olması ilginç.
Kapital FX Araştırma Müdür Yardımcısı Enver Erkan: Enflasyon açısından riskler barındırmakla ve yüksek cari açık ile bütçe açığı oluşumuna meydan vermekle birlikte, niteliksel büyüme açısından da çok fazla tüketim ve daha az yatırım katkısı almasından dolayı sürdürülebilir değildir.
Gedik Yatırım Ekonomisti Erol Gürcan: 2018 yılında benzer büyüme rakamlarının ekstra bir destek- gelişme olmadıkça çok kolay olmayacağını değerlendiriyoruz.
TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu: KGF başta olmak üzere, hükümet teşvikleri büyümede ana faktör. Diğer yandan merkezi yönetim bütçe açığı, cari açık ve enflasyonun çift haneli rakamlara yükselmesi gibi gelişmeler; odaklanmamız gereken alanın, büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği olduğunu ortaya koyuyor.
İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan: Sanayi sektörü üçüncü çeyrek büyümesine 2.6 puanlık çok önemli katkı yaptı. Üretkenlik ve teknolojik yeniliklerin istenen hızda seyretmemesi büyümenin kalitesi açısından risk oluşturuyor. Enflasyonun çift haneye ulaştığı, TLnin yüzde 52 devalüe edildiği, yoksulluk sınırının 5 bin TL’ye çıktığı ve asgari ücretin 1.404 TL.’de durduğu, işsizliğin alıp başını gittiğini Türkiye gerçeğinde ekonominin görülmemiş düzeyde arttığı yalan olmaktan öteye gitmiyor. AKP iktidarı kendi çalıp kendi oynamaya devam ediyor.


11 Aralık 2017 Pazartesi

Türkiye, İsrail'le Ticari İlişkilerininin Baharını Erdoğanın AKP İktidarı Döneminde Yaşadı..!

Türkiye Dış İşleri Bakanlığı sitesinde İsrail’le ilişkiler şöyle tanımlanıyor: “Türkiye, İsrail’le de karşılıklı çıkarlar temelinde ikili ilişkiler tesis etmiştir”.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 günü Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan bu karar sonrası sert açıklamalar yaptı; en son “Bu İsrail terör devletidir, terör” dedi.
Trump’ın açıklamasından bir gün önce Kudüs’ün başken olarak kabul edileceği iddiası gündeme geldiğinde “Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir. Bu, bizim diplomatik ilişkilerimizi İsrail ile koparmaya kadar gidebilir” demişti
Oysa iki ülkenin tarihine bakıldığında, nasıl bir kriz olursa olsun Türkiye’nin Filistin – İsrail sorununda Filistin yanlısı siyasi söylem geliştirmesine karşın “iyi ilişkilerin” sürdürüldüğü görülüyor.
Mesela İsrail devletinin kuruluşunun ilanının ardından beş Arap ülkesi ordularının İsrail topraklarına girdiği ve ardından müzakere masasına oturmak zorunda kaldıkları süreçte Türkiye, yeni devleti resmen tanıyan ülkeler arasında yer aldı.
İsrail 1948'de kuruldu, Türkiye 1949'da tanıdı
Birleşmiş Milletler (BM) Filistin topraklarının biri Arap diğeri Yahudi iki devlet arasında paylaştırılması kararını Kasım 1947’de verdi. İsrail resmi olarak 14 Mayıs 1948’de kuruldu.
İlanın üzerinden 24 saat geçtiğinde Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdi. Bu savaş 1949’un ilk aylarında BM arabuluculuğunda Arap ülkeleri tek tek İsrail ile müzakere masasına oturmasıyla sona erdi. Beş Arap ülkesinden sadece Irak masaya oturmadı.
Türkiye, İsrail’i 28 Mart 1949’da resmi olarak tanıdı.
Hemen ardından iki ülke arasında diplomatik ilişkiler başladı. Arap dünyası ile İsrail arasımdaki gerilimli ilişkiler nedeniyle diplomatik ilişkiler yavaş yavaş artırıldı.
Türkiye’nin İsrail’deki ilk diplomatik misyonu bir temsilcilikti ve göreve başlangıç töreni 7 Ocak 1950 tarihinde gerçekleşti.
Elçilik seviyesinde temsilcilik 1950’de Süveyş Kanalı savaşı sonrasında 26 Kasım 1956’da maslahatgüzarlık seviyesine indirildi. Temmuz 1963’te tekrar elçilik seviyesine yükseldi. 1 Ocak 1980 itibariyle Büyükelçilik seviyesine yükseltildi. Ancak 1980 yılında İsrail Doğu Kudüs’ü ilhak etti ve Kudüs’ü başkent ilan edince temsil seviyesi 30 Kasım 1980’de İkinci Katip seviyesine düşürüldü. Diplomatik ilişki 1990’da İsrail - Filistin sorununu ABD ve SSCB’nin desteğiyle İspanya’nın evsahipliğinde yapılan Madrid Konferansı’nın başlamasıyla yeniden Büyükelçilik seviyesine çıkarıldı.
31 Mayıs 2010’da Mavi Marmara saldırısı sonrası Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Merkez’e çağrılmıştır. Halen Türkiye, İsrail’de Geçici Maslahatgüzar seviyesinde temsil ediliyor. Bu diplomatik ilişkilerin en alt düzeyde tutuluyor gibi okunabilir.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin yeniden normale döndürülmesine yönelik müzakereler neticesinde 26 Haziran 2016’da mutabakata varıldı. Bu çerçevede iki taraf arasında yapılan “Tazminata İlişkin Usul Anlaşması” 28 Haziran 2016 tarihinde imzalandı.
AKP döneminde ne oldu?
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) siyasi söylemleri iktidarı boyunca Türkiye – İsrail ilişkilerinin diplomatik krizlerle dolu olacağı; ilişkilerin bir yerde çıkmaza gireceği, askıya alınacağı varsayımı yapmak yanlış olmazdı. Ancak 15 yıllık iktidarı boyunca 30 Ocak 2009’da Davos’ta “One Minute” olarak kısaltılan bir kriz yaşandı ve Gazze’ye yardım taşıyan filoda yer alan Mavi Marmara gemisine 31 May 2010’da İsrail’in düzenlediği askeri operasyonda mürettebattan 10 kişiyi öldürmesiyle ikinci bir kriz gerçekleşti.
Ekonomik ilişkileri etkilemedi
Ancak tüm bu süreç içinde ekonomik ilişkiler hiç bozulmadı, üstelik istikrarlı biçimde büyüdü. Ekonomi Bakanlığı verileri bu durumu gözler önüne seriyor.
Diplomatik krizler ticari ilişkileri 1997 sonrasında özellikle AKP iktidarı sürecince ise hiç etkilemedi aksine ticaret hacmi gittikçe arttı.
Türkiye ile İsrail arasında imzalanan ve 1 Mayıs 1997 tarihinde yürürlüğe giren Serbest Ticaret Anlaşması’nı takiben, İsrail ile 2000 yılında 1 Milyar Dolar olan ticaret hacmi 2014 yılı itibarıyla 5,8 milyar ABD Doları ile maksimum değerine ulaştı. 2016 yılında ise 4.342 milyon dolar olarak gerçekleşti.
* 30 Ocak 2009: İsviçre'nin Davos şehrinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu sırasında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres’e “One Munite” diyerek diplomasi dışı bir çıkış yaptı ve toplantıyı terk etti.
** 31 Mayıs 2010: İsrail komandoları Gazze’ye insani yardım götüren ‘Özgürlük Filosu’ndaki Türkiye bandıralı Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda baskın yaptı. Baskında 10 kişi hayatını kaybetti, bazı kaynaklara göre 30 bazı kişilere göre 50 kişi yaralandı.
*** Mavi Marmara ile iki ülke arasında başlayan “kriz” dönemi 28 Haziran 2016’da imzalanan “Tazminata İlişkin Usul Anlaşması” ile normale döndü ancak ekonomik rakamlar, bu yıllar içinde ticare ilişkilerin zaten normal olduğunu gösteriyor. (HK)

Kudüs

Hakan Atilla davasında yeni tanık dinleniyor: "Bir numara Recep Tayyip Erdoğan"..!

ABD'de görülen İran'a yönelik yaptırımları delme ve kara para aklama itiraflarını sürdüren Reza Zarrab'ın ifadesi sona erdi. Davanın bugünkü oturumunda Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı, Mehmet Hakan Atilla'nın yargılanmasına devam ediliyor.
New York'ta görülen ve Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla'nın tek sanık olarak yargılandığı davanın üçüncü haftası başladı.
Geçen hafta içerisinde Türkiye ve İran vatandaşı iş adamı Reza Zarrab'ın ifadesine devam edilmişti. Zarrab,Perşembe günü ifadesini tamamlayıp, tanık kürsüsünden inmişti.
Davaya savcılık çağırdığı diğer tanıkların dinlenmesiyle devam ediliyor.
Cuma günü ABD Terör ve Finansal İstihbarat Dairesi'nden sorumlu Bakan Yardımcısı David Cohen dinlendi. Cohen'in 2012 yılında dönemin Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın Türkiye'nin petrol alımları karşılığında İran'a milyarlarca dolarlık altın ihraç ettiği yönündeki açıklamalarının ardından Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'a yazdığı mektup da kanıt olarak kayıt altına alındı.
Cohen'in mektupta, "ABD Hazine Bakanlığı, (Babacan'ın açıklamalarına dair) haberlerden rahatsız olmuştur. Halkbank'ın bu satış işlemlerinde aracılık yapıyor olabileceğinden endişe duymaktayız... Bu ticaret mekanizması ve İran'a diğer başka yollarla altın satışları konusunda Halkbank'ın rolüne dair bize en kısa süre netlik sağlarsanız çok seviniriz" yazdığı görüldü.
Bugünkü duruşma da ABD Hazine Bakanlığı'nın finansal suçlarla ilgili bölümünde görev yapan Joshua Kirschenbaum'un ifadesiyle başladı. Yeni tanık Kirschenbaum ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı FinCen'de (Finansal Suçlar Uygulama Ağı) çalışıyor. Daha önce Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi'nde (OFAC) çalışmıştı.
1. Gün ifadesi...
2. Gün ifadesi...
3. Gün ifadesi...
4. Gün ifadesi...
5. Gün ifadesi...
6. Gün ifadesi...
7. Gün ifadesi...
Mahkemeden gelişmeler;
- Atilla'nın avukatı Victor Rocco, Kirschenbaum'a, savcılarla yaptığı toplantıları sordu. Kirschenbaum'un ifadesine göre toplantı bir aydan kısa bir süre önce FinCen ofisinde yapıldı; yani Kirschenbaum ve savcılar, mahkeme dışında görüştüler.
- Atilla'nın avukatı Victor Rocco, Kirchenbaum'a doğrudan sorguda elde edilen deliller üzerinden sorular soruyor:
Rocco: Sizin ofisinizden Atilla'nın ofisi veya Halkbank telefonla aranmış, bu görüşmenin kaydı burada.
Kirschenbaum: Arayan tarafın hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Kim kimi aradı, hatırlamıyorum
Soru: Görüşme ne kadar sürdü, hatırlıyor musunuz?
Kirschenbaum: Birkaç dakikadan biraz fazla, ama saatlerce sürmedi.
- Kirschenbaum, görüşmenin 20 dakika mı yoksa bir saate yakın mı sürdüğünü hatırlamıyor.
Rocco: Sizin ofisinizden Atilla'nın ofisi veya Halkbank telefonla aranmış, bu görüşmenin kaydı burada.
Kirschenbaum: Arayan tarafın hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Kim kimi aradı, hatırlamıyorum.
Kirchenbaum'un sorgusu bitti ve kürsüden ayrıldı. Kürsüye "emniyet teşkilatında komser yardımcısı olduğu belirtilen, Türkçe ifade veren bir yeni tanık geldi.
New York'taki davada eski komiser yardımcısı Hüseyin Korkmaz ifade veriyor
- New York'taki davada eski İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürü Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz ifade veriyor.
'1 NUMARA RECEP TAYYİP ERDOĞAN'
- Korkmaz, 17-25 Aralık 2013'te yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla ilgili açılan soruşturmalar sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "bir numara" olarak bahsettiklerini söyledi.
- Hakkari'de ve İstanbul'da görev yaptığını belirten tanık, 'Zarrab'ın lideri olduğu örgüt ile ilgili soruşturmanın' başında olduğunu söyledi. Tanık, örgütün çatısı altında üç grup olduğunu belirtti. Üçüncü grubun başında, Zafer Çağlayan ve Süleyman Aslan, ikinci grubun başında ise Muammer Güler'in olduğunu belirten tanık, '1 Numara' dedikleri kişinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söyledi.
- Korkmaz, Fethullah Gülen Cemaati ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle tutuklanmış ve Şubat 2016'da serbest bırakılmıştı. Korkmaz ayrıca polislikten de ihraç etmişti.
- Savcılık, iddianamede yer alan ve duruşma sırasında kanıt olarak sunulan telefon dinleme kayıtları, tape ve belgelerin bir bölümünün 17 Aralık soruşturmalarında elde edildiğini ve bunların toplanmasıyla ilgili bilgi sahibi Türk emniyet görevlilerinin tanık olarak dinleneceğini söylemişti.
"Zarrab ilk etapta kaçakçılık ve para aklama soruşturmasının başlıca şüphelisiydi"
- Mahkeme salonundan bildiren Law360'ın muhabiri Pete Brush, "Hüseyin Korkmaz, kaçakçılık ve kara para aklama iddialarıyla ilgili açılan soruşturmada ilk etapta Zarrab'ın başlıca şüpheli olduğunu söylüyor. Korkmaz, daha sonra polisin odağına 'rüşvet ve evrakta sahtecilik' şüphelerinin oturduğunu aktarıyor" dedi.
"Süleyman Aslan, Barış Güler ve Salih Kaan Çağlayan da zamanla soruşturmaya eklendi"
- Hüseyin Korkmaz, ifadesinde Zarrab ile ilgili yürütülen soruşturmanın zaman içerisinde genişletildiğini ve rüşvet ile evrakta sahtecilik iddialarının gündeme alınmasıyla birlikte yeni şüphelerin de eklendiğini söyledi.
- Korkmaz, 17-25 Aralık 2013 döneminde yürütülen soruşturmaya zamanla eklenen isimleri Halkbank eski Genel Müdürü Süleyman Aslan, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler'in oğlu Barış Güler ve eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan olarak sıraladı.
Korkmaz 17-25 Aralık soruşturmaları sırasında kullanılan teknikleri anlatıyor
- Gazeteci Adam Klasfeld'in aktardığına göre, Korkmaz 17-25 Aralık 2013 döneminde yürütülen soruşturmalarda kullanılan teknikler arasında "fiziki takip, güvenlik kamerası görüntüleri, e-postaların incelenmesi, kurumlardan elde edilen belgeler, denetçi ve uzman raporlarının" yer aldığını belirtti.
- Savcılık, Korkmaz'a bir fotoğraf gösterdi ve Korkmaz bunun Aralık 2013'te Süleyman Aslan'ın evinde bulunan ve Reza Zarrab tarafından içine para konularak gönderilen ayakkabı kutularının görüntüsü olduğunu söyledi.
- Savunma bu ifadeye itiraz etti. Ancak itiraz yargıç tarafından reddedildi.
- Korkmaz, "Bunları yaptığımız operasyon sırasında ele geçirdik" dedi.
- Başka bir fotoğraf gösterildi.
- Korkmaz, "Bu 100 dolarlık banknotlardan oluşan bir para yığını. Ayrıca 500 Euro tutarında destelerden oluşan para yığınları var. Korkmaz, ayrıca Türk lirası desteleri de olduğunu söyledi. Korkmaz, bunların Aslan'ın evinde bulunduğunu belirtti.
- 30 Ağustos 2013 tarihinde teslim edilmiş başka bir para yığınına ait fotoğraf gösterildi.
Soru: Bu tarihin özel bir önemi var mı?
Korkmaz: Evet.
Soru: Önemi nedir?
Korkmaz: Zafer Bayramı.
- Tanık Korkmaz , dönemin AB Bakanı Egemen Bağış'tan bahsetti.
- Soruşturmadaki izleme ekibinin AB Bakanlığı'nda çektiği başka fotoğraflar da delil olarak sunuldu.
"Muammer Güler'e oğlu aracılığıyla 200 bin dolar verildi"
- Korkmaz ifadesinde, Muammer Güler'e, oğlu Barış Güler aracılığıyla 200 bin dolar tutarında ödeme yapıldığını söyledi.
(Muammer Güler, 17-25 Aralık operasyonları sırasında içişleri bakanıydı. Güler 25 Aralık 2013'te görevinden istifa etmişti. Muammer Güler'in oğlu Barış Güler de operasyon sırasında gözaltına alınmış, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ve Reza Zarrab ile birlikte 28 Şubat 2014'te tahliye edilmişti.)
- Gazeteci Klasfeld, bu ödemenin daha önce duruşmada tutanaklara geçen 100 bin dolarlık ödemeden ayrı bir ödeme olduğunu da söyledi.
- Duruşmayı takip eden gazeteci Pete Brush, Hakan Atilla'nın avukatlarının Hüseyin Korkmaz'ın açıklamalarının davayla alakasız olduğunu söyleyerek itiraz ettiğini, ancak yargıcın itirazı reddettiğini söylediğini aktardı.
- Korkmaz, Türgev Vakfı'ndan ve Erdoğan ailesinin bu vakıfla olan ilişkisinden bahsediyor. İfadenin yazılı dökümünü inceledikten sonra detaylarını aktarılacak
- Duruşmada zaman planlaması açısından bir değişiklik oldu: Önceki oturumdaki tanık David Cohen'in ifadesi, programı nedeniyle yarıda kalmıştı. Cohen şimdi geri döndü ve Atilla'nın avukatı Rocco'nun Cohen'e çapraz sorgusu devam ediyor.
- Cohen, Atilla'ya, Zarrab hakkında soruşturma yürüttüklerini veya Halkbank'ın Zarrab'la çalışmaması gerektiğini söylemediğini belirtti. Ancak "görüşmedeki ana konunun"Zarrab veya diğer müşteriler konusunda dikkatli olunması gerektiği olduğunu söyledi.
- Rocco, Cohen'e, 17 Aralık 2013 tarihinde Aslan ile önceden planlanan ancak Aslan'ın tutuklanması nedeniyle yapılamayan bir toplantı olup olmadığını sordu. Cohen, o gün trafikte sıkışıp kaldığını, toplantıdan da vazgeçildiğini söyledi.
- Cohen, bu olayın, Aslan'ın ayakkabı kutularındaki paralarla tutuklandığı dönem yaşandığını söyledi. Ancak tam tarihten emin olmadığını ifade eden Cohen: Tutuklama benim varış tarihimden bir gün önce mi oldu yoksa gittiğim gün mü oldu, hatırlamıyorum.
- Savunma makamı, Cohen ile Atilla arasında geçen, Sarraf ve altın ticaretiyle bir görüşmeye ilişkin notu delil olarak sundu.
- Sarraf, İran'a yönelik yaptırımları ihlal ettiğinden şüphelenilen kişilerin olduğu özel listede bulunmuyordu. Atilla'nın avukatı Rocco, Cohen'i bu noktada sıkıştırarak Atilla'nın neyi bilip neyi bilmediği konusuna doğru gidiyor.

- Savunma makamının çapraz sorgusu sona erdi. Savcılar Cohen'e yeniden doğrudan sorgu yapacak, yani çapraz sorguyla ilgili sorular soracak.