19 Mayıs 2010 Çarşamba

KP-İÖ Belgeleri'nin yayını sürüyor!*

Elimize e-posta yoluyla ulaşan haberi güncel öneminden dolayı yayımlıyoruz.

KP-İÖ Resmi web sitesi * Komünist Parti – İnşa Örgütü bundan sonra sürecimize ilişkin belgeleri, devrimci kamuoyunun, sınıfımızın ve tarihin bilgisine sunmayı amaçlamaktadır.

Muğla’da saldırıya uğrayan Kürt öğrenci yaşamını yitirdi

Şerzan Gür tedavi gördüğü yoğun bakımda yaşam mücadelesini kaybetti. Muğla'da ırkçı saldırı sonucu ağır yaralanan Şerzan Kurt yaşamını yitirdi.

Muğla'da 12 Mayıs'ta Kürt öğrencilere yapılan saldırıda kurşunla ağır yaralanan ve Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan 21 yaşındaki Şerzan Kurt yaşamını yitirdi.

Yoğun bakımda tedavi
Muğla'da 7 gün önce öğrencilere yönelik saldırıda vücuduna isabet eden kurşunlarla ağır yaralanan ve İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Yoğun Bakım Servisi'nde tedavi görüyordu.

BDP'den sorumlular bulunsun çağrısı
BDP İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel olayın sorumlusunun Muğla Valisi ve Emniyet Müdürü olduğunu belirterek, görevden alınmasını istemişti. BDP milletvekili Akın Birdal, Muğla'daki olaylara ilişkin polisin taraflı davranmakla suçlayarak, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan olayın gerçek sorumluların saptanmasını talep etmişti. Muğla Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Şerzan Kurt'un yaralanmasıyla ilgili soruşturma kapsamında Güvenlik Şube'de görevli polis memuru Gültekin Şahin'in adliyeye sevk edildiği ve tutuklandığı belirtilmişti.

Erdoğan’a Zonguldak’ta protesto

Tayyip Erdoğan Maden kazasının yaşandığı Zonguldak’a geldi. Erdoğan, bugün maden kazasının yaşandığı Zonguldak'a geldi..

Erdoğan, kurtarma çalışmalarının yürütüldüğü TTK Karadon Müessesesi'ne bağlı Gelik İşletme Müdürlüğü'ne gelerek yetkililerden bilgi aldı. Başbakan Erdoğan, madenci yakınlarının bulunduğu çadıra gittiği sırada bir vatandaş tarafından protesto edildi. Bu sırada vatandaş ile polis arasında kısa süreli bir arbede çıktı. Polisin vatandaşı gözaltına aldığı bilrildi.

İşte protesto anı
Erdoğan'a Zonguldak'ta protesto
Öte yandan TTK Karadon Müessesesi'ne bağlı Gelik İşletme Müdürlüğü'ne girişinde yaklışık 45 kişilik öğrenci grubu oturma eylemlerini sürdürüyor. Polis öğrenci grubunun etrafında barikat kurdu.

Erdoğan konuştu
Kısa bir süre ortalığın sakinleşmesini bekleyen Erdoğan kürsüye çıktı. Erdoğan, 'Burada ailesi göçükte olanları anlıyorum. Ancak dışardan gelen ve ortamı germek isteyenlere fırsat vermeyin. Bakın az önce birisi burada bana ağır hakaretler küfürler etti. Tespit ettik Ankara'dan gelen bu kişinin işi gücü bu. Ortalığı provake etmek' dedi.

Başbakan: Bana edepsizce küfretti
Erdoğan Zonguldak konuşma: Bana küfrettiler

Polis havaya ateş açtı
Erdoğan'ın Zonguldak'ta patlama meydana gelen Karadon Maden Ocağı'nda yaptığı incelemeler sırasında işçi yakınlarıyla gazeteciler arasında gerginlik yaşanınca bir polis memuru havaya ateş aştı. Yaşanan kısa süreli gerginlik sırasında vatandaşlar polis memuruna tepki gösterdi.

İşte o anlar
Zonguldak maden polis havaya ateş açtı

Üzülme anne babamın elbiselerini koklarız

Babası göçük altına kalan 6 yaşındaki kız annesini teselli etti. 45 saattir göçük altında olan işçilerin aileleri ocağın önünde umutla beklemeye devam ediyor..

Kurtarma çalışmalarının yapıldığı Gelik kuyusunun başında bekleyenlerden biri, Ahmet Özbay. 36 yaşındaki kardeşi Murat mahsur kalanlardan: “Beş yıldır bu firmada çalışıyor. Kardeşimin iki çocuğu var. İlk kez maden ocağında çalışmaya başlamıştı. Babamız madenden emekli. Maden ocaklarının tehlikelerinin farkındayız. Ancak hiç böyle bir kazayla karşılaşmamıştık. Ben kardeşimin sağ kurtulacağından ümitliyim. İçimde herhangi sıkıntı yok. Çalışmalar konusunda net bilgi alamıyoruz. Kuyudan sürekli birileri inip çıkıyor, biz de bekliyoruz.”

“Sadık ne olur sağ salim gel”
İşçilerden bir yıl önce evlenen Sadık Kocakaya’nın annesi Sebahat Kocakaya, oğlunun beş yıldır firmada elektrik teknisyeni olarak çalıştığını söylüyor: “Kimse yok mu? Allah bize yardım etsin. Sizin yakınınız yerin altında olsa ne isterdiniz? Bizi düşünün.” Bu arada Kocakaya’nın eşi Dilek “Sadık ne olur sağ salim gel” diye ağıt yakıyor.

Babası da madenden emekliydi
Maden ocaklarından emekli babasının bir yıl önce akciğer kanserinden kaybeden İlker Bebek de madende mahsur kalanlardan. Bir çocuğu bulunan Bebek’in eşi, acı haberi alınca hastaneye kaldırıldı. Şimdi Bebek’in akrabaları maden ocağının yakınında umutla bekliyor.

Asıl mesleği aşçılık
Mahsur kalanlar arasında Gülşen Karabektaşoğlu’nun eşi Ahmet, kardeşi Erdem ve eniştesi Adem de var: “Asıl mesleği aşçılık olan eşim Ahmet imkânsızlıktan dolayı maden ocağında çalışmaya başlamıştı. Trabzon’dan geldi. Madencilik konusunda bilgisi yoktu. Dört -beş yıldır firmada çalışıyordu. Kardeşimle maden ocağının aynı bölgesinde, yan yana çalışıyorlardı. Eşim, yeraltında defalarca yaralandı. Ancak çalışmasını istemediğim halde maden ocağındaki işine imkânsızlıklar nedeniyle devam etti. Asıl mesleği aşçılık olan eşim maden ocağında çalışmaya başlamıştı. Şu anda altı yaşındaki kızım Ebral ile bekliyoruz. Çocuğum durumun farkına vardı, bana ‘üzülme anne, babamın iş elbiselerini koklarız’ dedi.”

‘Gel oğlum...’
Ocakta oğlu bulunan Ayşe Alkin, iki gündür ocağın önünde beklerken sesini yeraltına duyurmaya çalışıyor gibi “Oğlum, arkadaşların burada bekliyorlar...” Ocakta mahsur kalanlardan, yaşları 46 ile 56 arasına değişen Hasan Akbaba, Hüseyin Arslan, Mustafa Zoroğlu, Şahin Tavukçu ve Şerif Akdoğan’ın madencilikten emekli olduktan sonra Yapıtek firmasında tekrar işe başladıkları öğrenildi.

‘İstirahatliyken ocağa soktular’
Emekli işçilerden Hüseyin Arslan’ın oğlu Sedat Arslan, babasının beş gün önce aynı ocakta iki vagon arasında sıkışarak yaralandığını ve dört gün istirahat verildiğini söyledi. Sedat Arslan, “Babam istirahatın dördüncü gününde istirahat kâğıdını vermek üzere müesseseye gidiyor. Ancak onu ocağa sokmuşlar” diyerek şirket yetkililerine tepki gösterdi. (Radikal)

Zonguldak maden ocağı patlama 30 işçiye hala ulaşılamadı

Tam 50 saattir 30 madenci zonguldak'ta kömür madeninde mahsur kaldı. Ve ne yazık ki umutlar zaman geçtikçe tükeniyor..

Zonguldak'taki maden kazasında yerin 540 metre altında mahsur kalan 30 madencinin kurtarılması için çalışmalar sürüyor. Kurtarma ekibi ilk göçüğü aştı ama karşılarına yeni bir göçük daha çıktı. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) İş Güvenliği Uzmanı, bir aksilik çıkmazsa yarın öğleye doğru mahsur kalan işçilere ulaşılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, "çalışmalar aksamasın" diye bölgeye gitmekten vazgeçti.

A’dan Z’ye Kılıçdaroğlu

Kemal Kılıçdaroğlu’nun özgeçmişi. CHP'nin yeni Genel Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun özgeçmişi.

CHP'nin yeni lider adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hayatından satırbaşları
Annesi aşiret kızı

- Tapu Memuru Kamer Bey ve ev kadını Yemuş Hanım’ın dördüncü çocuğu olarak Tunceli’nin Nazimiye İlçesi’nde 17 Aralık 1948’de doğdu.

- Babasının Kureyşan aşiretinden olmasına karşılık, annesi Kamer Genç’in de mensubu olduğu Areli aşiretinden bir ailenin kızı.

Annem Ermeni de olabilir
- Annesinin Ermeni kökenli olduğu iddiaları ortaya atıldığında “annem Ermeni de olabilir, Kürt de olabilir, Rum da olabilir. Bu durumun başka bir şekilde sorgulanmasını doğru bulmam” diye açıklama yapmıştı. Annesinin isminin Yemuş olmasını “nüfus memurunun azizliği” diye yorumluyor.

- Babası Karabulut olan soyadını, yaşadıkları köyde herkesin soyadının aynı olması nedeniyle değiştirmiş. Büyük dedesinin eşkiya olması nedeniyle soyadı olarak Kılıçdaroğlu soyadını seçmiş.

Aleviyim ama..
- Alevi bir ailenin ferdi olarak “dedelik makamında” olduğu biliniyor ancak “Bu kültür olmakla beraber hani o kültürü uygulayan bir kişi değilim. O da, yetişmem, bürokraside görev yapmam dolayısıyla bizim hani o bağlantıda bir şey yapmamız zaten mümkün olmuyor” diyor.

Kardeşi CHP'den istifa etti
- Dört erkek iki kız kardeşi var. Erkek kardeşlerinden biri, kendisinden iki saat sonra doğan ikizi. İki saat büyük olması nedeniyle kendisine “abi” diyen Adil Kılıçdaroğlu, bu yıl CHP’den istifa edip DP’ye katıldı. Kocaeli’de yaşayan ikizi SEKA’dan işçi emeklisi.

Okulun başarılı öğrencilerinden biriydi
- Elazığ Ticaret Lisesi’ni birincilikle bitirdikten sonra Eskişehir ve Ankara akademi sınavlarını kazandı ancak Ankara’yı tercih etti. Kendi deyimiyle Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okulun “inek” öğrencilerinden biri oldu.

68 kuşağının aktif isimlerinden
- 68 kuşağından sol görüşlü bir üniversiteli olarak o dönem kurulan Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonu Bilim Kurulu’nda görev aldı. Toplumsal ve Kültürel Eylemler Derneği Başkanlığı yaptı.

- Üniversite öğrencisi iken hemen bütün öğrenci eylemlerine katıldı.

5-6 kişi üstüne saldırdı
- Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin önünde bir eyleme katıldıktan sonra Ulus’a doğru yürürken iki kişi koluna girdi ve “Bizimle geleceksin” dedi. Numune Hastanesi’nin karşısındaki sonradan “komandoların kontrolünde idi” diye anlattığı Ticaret-Turizm Yüksek Öğretmen Okulu’na gittiler. Kimliklerini aldılar, dışarıya çıktılar ve Kültür Bakanlığı’nın arkasında 5-6 kişi üstüne saldırdı ve “iyi bir dayak” yedi.

Bağ-Kur ve SSK müdürlüğü yaptı
- 1971’de mezun oldu ve aynı yıl hesap uzmanlığı sınavını kazanıp Maliye Bakanlığı’nda memuriyetine başladı. 1983’te, önce Gelirler Genel Müdürlüğü’ne daire başkanı, sonra da genel müdür yardımcısı oldu. 1991 senesinde Bağ-Kur, bir sene sonra da SSK Genel Müdürlüğü’ne atandı. Kısa bir süre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda müsteşar yardımcılığı da yaptı.

Ecevit aday göstermedi
- Siyaset yaşamı 11 Ocak 1999’da SSK Genel Müdürlüğü’nden kendi isteğiyle emekliye ayrılmasıyla başladı. DSP’den 18 Nisan 1999’daki genel ya da yerel seçimlerde aday olmak ayrılmasına rağmen, Ecevit kendisini aday yapmadı.

- Hacettepe Üniversitesi’nde ders vermeye başladı ve Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği başkanlığı yaptı. Bu sırada CHP’nin Bilim Kültür Platformu’na davet edildi. Sonra Deniz Baykal’ın davetini kabul edip CHP’ye girdi ve önce Parti Meclisi’ne, sonra da MYK’ya seçildi.

- İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi iken 3 Kasım 2002’de genel seçime girdi ve CHP Milletvekili olarak parlamentoya girdi.

Oğlu da finale kaldı
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Bilkent Kamu Yönetimi mezunu olan oğlu Kerem şu anda Sert-Sessiz isimli bir rock grubunda bateri çalıyor. Kerem Kılıçdaroğlu’nun grubu Sert Sessiz, Roxy Müzik Günleri’nde finale kalan 12 müzik grubundan biri. Yarışmanın finali 21 Mayıs’ta yapılacak. Türkiye’nin dört bir yanından genç müzisyenleri bir araya getiren ve sektöre ve dinleyiciye tanıtan Roxy Müzik Günleri, bu yıl 15’inci yılını kutluyor. Tüm müzik türlerinin sunulduğu festivalde Roxy Birincilik Ödülü’nü kazanan grup, single albüm ve video klip hakkı kazanıyor.

Sarıgül ekibiyle birlikte mi CHP’ye katılacak?

Sevilay Yükselir, Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye katılacağını iddia etti. Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığa seçilmesi halinde, Sarıgül de CHP'ye katılacak.
Sabah gazetesi yazarı Sevilay Yükselir, son günlerde CHP'de yaşanan gelişmelere ilişkin çarpıcı bir tespitte bulundu. Yükselir, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Genel Başkanlığa seçilmesi durumunda Türkiye Değişim Hareketi (TDH) lideri Mustafa Sarıgül'ün de ekibiyle CHP'ye katılacağını iddia etti. Yükselir'in aldığı duyumlara göre; Kemal Kılıçdaroğlu kurultaydan Genel Başkan olarak çıkarsa, Sarıgül yeni partisi TDH'nin kuruluşunu durdurup tüm ekibiyle CHP'ye katılacak!..

İşte Yükselir'in kendi kaleminden o yazı...

(...) Mustafa Sarıgül'ün, haziran ayında Şişli Belediye Başkanlığı görevinden ayrılıp kurulma aşamasında olan Türkiye Değişim Hareketi adlı partinin başına geçeceğini biliyorduk hepimiz değil mi?

Sarıgül kararından vazgeçti
Ancak aldığım kulislere göre son günlerde yaşanan "flaş" gelişmeler Sarıgül'ü bu kararından vazgeçirmiş durumda.

Mesela, evvelki gün adaylığını açıklayan Kılıçdaroğlu'na, akşam saatlerinde Sarıgül tarafından bir mesaj iletilmiş bir iddiaya göre.

Kılıçdaroğlu kurultaydan başkan çıkarsa..
Denilmiş ki; "Eğer Kemal Bey kurultaydan Genel Başkan olarak çıkarsa, ben bütün varlığımla kendisinin yanındayım. Partinin kuruluşunu durdurup, TDH'ya gönül veren tüm ekibimle CHP'ye katılmaya hazırım!"

Şimdi Sarıgül bu önemli iddiayı yalanlayabilir. "Asla! Katiyen!" falan diyebilir.

Ama demesin bence.Demesin çünkü ne yazık ki süreç Sarıgül'ü kendiliğinden zaten o noktaya getirecek!Haa bu arada belirtmem gerekir ki, bu mesajı da öyle sıradan biri filan iletmemiş Kılıçdaroğlu'na. Medyadan önemli bir isim devreye girmiş. Ben tanık olanların yalancısıyım ama duyduğuma göre Sarıgül'ün bu mesajını, Kılıçdaroğlu'na, Vatan gazetesinin sahibi Zafer Mutlu iletmiş.

Eee hadi bakalım. Rasgele.

18 Mayıs 2010 Salı

Ser verip sır vermeyen yiğit devrimci İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!

İbrahim Kaypakkaya 1949 yılında Çorum'un Sungurlu'ya bağlı Karakaya Köyü'nde doğdu. Daha ilkokul çağlarında başarılı bir öğrenciydi. İlkokulu bitirdikten sonra, Hasanoğlan Öğretmen Okulu'na girmek için Alaca'da sınava girdi ve sınavı büyük bir başarıyla kazandı.

İbrahim Kaypakkaya yardımseverliği ve fedakârlığıyla örnek bir kişiliğe sahipti. Öğretmen Okulu'ndan köye tatile döndüğünde bile sorumluluk bilinciyle hareket ediyor, boş durmuyor, tatilde de çalışıyordu. Daha çocuk yaşta, yoksulların değerinin farkına varıyor ve "bunlara saygı duymak lazım"diyordu. Aynı okuldan arkadaşları "öğretmen adayı" havasına girip çalışmazken O, alçak gönüllülüğüyle tanınıyor, seviliyor, sayılıyordu.

İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci politik mücadeleye olan ilgisi öğretmen okuluna girmesiyle artmaya başladı. Okulda ve köylerdeki akrabalarına devrimci siyasi dergiler gönderiyordu. Gerici bir öğretmenin dersinde şeriatçılara karşı olduğunu ifade eden "Yeşili sevmiyorum" başlıklı bir yazı yazmış, bunun üzerine öğretmeni "Sen kızılı mı seviyorsun?" diye azarlayıp, birkaç defa tokatlamıştır.

İbrahim Kaypakkaya, kolay pes etmeyen bir kişiliği edindiği için, zor olanı başarmak imkânsız değildi O'nun için. O, ilkeli davranan biriydi. Böyle davranmak, kendisine olan güvenini sürekli arttırıyordu. Bu nedenle ikna kabiliyeti, anlatma yeteneği ve etkileme gücü de oldukça yüksekti.

Etkilediği okul arkadaşlarını, örgütlenmeye katılmaları yönünde ikna ediyor ve az sayıdaki bu arkadaşlarıyla mücadeleye başlamak için örgütlenme planı yapıyordu. Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Kulübü kuruldu ve İbrahim Kaypakkaya başkan seçildi. Yönetime seçilenler içindeki bazı arkadaşları, okul dışındaki örgütlenme çalışmasını, devrimci örgütlenmenin temellerini atmak üzere, daha sonraki süreçte İbrahim’in yoldaşı olacaklardı.

İbrahim Kaypakkaya, gerek okulda çıkardığı ve dağıttığı bildiriler ve gerekse katıldığı eylemler, dergilerde çıkan makaleleri yüzünden, cezalar almaya ve kovuşturmalara uğramaya başladı. Okulun disiplin kurulu "Yatılı Öğrencilik Hakkı"nı öğrenciler elinden aldı ve bunun üzerine çıkan olayda faşistlerin saldırısı geri püskürtüldü. Okul yönetimi, polisin yardımıyla İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.

Bu dönemde İbrahim Kaypakkaya hem çalıştı ve hem de kalan zamanını kendisinin siyasi gelişmesi için değerlendirdi. Politik değerlendirme ilişkin yazılarındaki derinlik giderek arttı. İstanbul’da yapılan gösterilerde en ön saflarda yer aldı. işçiler ve köylülere yönelik ajitasyon-propaganda-örgütlenme çalışmasına hız verdi.

İbrahim Kaypakkaya işçilerle yakın ilişki kurmaya, onların sorunlarıyla ilgilenmeye büyük önem veriyordu. Ulaştığı alanlardaki mücadeleyi derinleştirmek, tek tek fabrikalarda grev ve direnişlere işçileri hazırlamak için gece gündüz çalışıyordu. 15-16 Haziran büyük işçi direnişinde de işçilerle omuz omuza kavganın içindeydi. İşçiler grev ve direnişlerde, onu yanlarında buluyordu.

İbrahim, 1971'in başlarından itibaren, Çorum, Malatya, Tunceli, Antep illerinde, kırsal kesimde köyleri dolaşıp örgütleme çalışmasına katıldı ve bu bölgelerin tahlili üzerinde yoğunlaştı. Gittiği köylerde, propaganda çalışması ve sıcak ilişki için Kürtçe öğrendi.

Bu gelişmelerin yaşandığı süreçte, sermayenin faşist devleti 12 Mart askeri faşist müdahalesini gerçekleştirdi.

12 Mart askeri faşist darbesi, devrimci örgütlere ve önderliklerine yönelik sürek avını başlattı. 30 Mart 1972'de Kızıldere'de Mahir Çayan ve yoldaşları katledildiler. Deniz ve arkadaşları 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Sinan Cemgil ve arkadaşları Nurhak’ta girdikleri çatışmada öldürüldüler. Onları ihbar eden muhtarı açığa çıkaran İbrahim Kaypakkaya, muhtarı cezalandırdı.

İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları Dersim'in köylerinde örgütlenme faaliyeti sürüyordu. O dönemin gazetelerinde İbrahim Kaypakkaya'nın 60 kişilik bir grup arkadaşıyla TKP/ML'yi kurduğu haberleri yayınlanmaktaydı. 24 Ocak 1973'de sabaha doğru kaldıkları Köm'e bir ihbar sonucu Fehmi Altınbilek komutasındaki faşist güçler baskın yapmışlardı. Yiyecek almaktan dönenler arasında bulunan Ali Haydar Yıldız baskını farketmiş ve yoldaşlarını uyarmaya çalışmıştı. Girilen çatışmada Ali Haydar öldürülmüş, İbrahim, yoğun kan kaybına rağmen kendini toparlamış, ayağa kalkmış çatışma bölgesini terk ederek, kurtulmayı başarmıştı.

Yaralı halde gittiği ikinci bir köyde, gerici bir öğretmen "ben de devrimciyim" diyerek İbrahim'i eve almış ve kapıyı kilitleyerek O’nu, ihbar etmişti. Bunun üzerine Fehmi Altınbilek komutasındaki faşist güçler, Köm baskınından sonra bu kez de evi sarmış ve İbrahim'i esir almıştı. Yakalanan İbrahim, Mirik Mezrası'ndan alınıp Kutuderesi Karakolu’na kadar yalınayak olarak yürütülür. Karlar, buzlar ve dondurucu suyun içinde İbrahim'e işkence seansları uygulanmaya başlar. Bu işkence sonucu ayakları donan İbrahim'in, Diyarbakır'da ayak parmaklarından dokuzu kesilir.

18 Mayıs 1973... İbrahim Kaypakkaya'nın işkenceyle çözülmeyeceğini anlayan işkenceci katiller, İbrahim'i işkenceyle öldürmüş ve "intihar etti" yalanını ileri sürmüştü. Her türlü işkenceye karşı çözülmeyen, düşmana teslim olmayan İbrahim intihar etmezdi, etmedi! O, faşist cellatlarca katledildi! İşkencecilerin bilgi alma çabalarına karşı, "biz komünistler örgütsel çalışmamız ve yoldaşlarımız hakkında size bilgi vermeyiz ...size anlatmayı gerekli görmüyorum" diyerek devrimci direniş geleneğinde çığır açtı. O'nu öldürenler, ölüsünden bile korktular. Otopsi yaptırmadılar. Mezarı başında haftalarca silahlı nöbet tuttular.

İbrahim Kaypakkaya’nın da içinde bulunduğu dönemin yiğit devrimcileri, farklı örgütlerde örgütlenmiş devrimciler olmalarına rağmen, Türkiye Devrimci Hareketi'ne çok şey kattılar. Devrimci mücadelede kararlılıklarıyla, militanlıklarıyla öne çıktılar. Onlar, gösterdikleri siper yoldaşlığı ruhuyla isimlerini Türkiye devrim tarihine altın harflerle yazdırdılar. Onlar ortak düşmana karşı savaşırken, birbirlerini sahiplenmenin en güzel örneklerini sergilediler.

Yeni Ekimler’in Partisi sınıflar mücadelesinde ser verip sır vermeyen yiğit devrimci İbrahim Kaypakkaya’yı devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşatmaya devam edecek.

Suudi Arabistan’da artık kız çocukları da yangın esnasında itfaiye ekipleri tarafından kurtarılabilecek

Mekke’de 8 yıl önce 15 kız çocuğu, din polisi yangından kaçmalarına izin vermediği için hayatını kaybetmişti.Suudi Arabistan din polisi, Mekke'de 2002 yılında bir okulda çıkan yangından kaçmaya çalışan 15 kız çocuğunun dinî kurallara uygun giyinmedikleri için dışarı çıkmalarına izin vermemiş, bu yüzden de kız çocukları yanarak can vermişti.

‘Suudi Gazete'nin haberine göre, Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı olaydan 8 yıl sonra gerekli dersleri çıkararak, bundan böyle kız çocuklarının da okullarda meydana gelen yangınlar sırasında itfaiye erlerince kurtarılmasına izin verdi.

Gazetenin haberine göre eğitim bakanlığı, okullara bir genelge yollayarak, kız çocuklarının da acil durumlarda kurtarılabilmesi için, itfaiye ekiplerine yardımcı olunmasını istedi.

KIYAFETLERİ UYGUN DEĞİL DİYE YANMALARINA GÖZ YUMULDU
Görgü tanıklarının ifadelerine göre, 2002'de Mekke'deki kız okulunda meydana gelen yangında din polisleri binadan çıkmayı başaran kız çocuklarını, dinî kurallara uygun kıyafet giymedikleri için döverek yanan binaya geri göndermişti. Öğrencileri kurtarmaya çalışan itfaiyecilere de, kızlara dokunmalarının günah olduğu gerekçesiyle okula girmelerine izin verilmemişti.

Olayın ardından ölen kızların aileleri isyan ederken ve olay Suudi basın yayın organları tarafından sert bir şekilde eleştirilmişti. Suudi Arabistan'da özelikle kadınların kıyafet ve davranışlarını kontrol edip müdahale eden görevliler oldukça fazla. Din polisi adı verilen bu görevliler, devlet tarafından uygulanan kadın-erkek ayrımından kaynaklanan kurallara uyulup uyulmadığını kontrol ediyor. Din polislerinin, kurallara uyulmadığını tespit etmesi halinde, kadınları dövme ve gözaltına alma yetkisi bulunuyor.

Kız çocuklarının eğitim aldığı okullara erkeklerin girmesi yasak ve çocuklar kadın öğretmenler tarafından okutuluyor. Kız öğrenciler ise genellikle okul binalarında başörtüsü ve uzun çarşaf kullanmıyorlar. (DW TR)

Tunceli eski il başkanı Özarslan: Kılıçdaroğlu CHP'yi sola taşıyabilir

Kürt sorununu gündeme getirdiği için Genel Merkez'le ters düşen eski İl Başkanı Özarslan "Kemal Bey soldan uzaklaşan partiyi çizgisine geri getirebilir. Kürt sorununun demokratik çözümünü savunuyor. Tunceli'de partiden ayrılan CHP'liler geri dönebilir. Kılıçdaroğlu'nun çevresindekiler de önemli" diyor.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Tunceli İl Başkanı'yken Genel Merkez'le Kürt sorununa çözüm istediği için ters düşen ve görevden ayrılan Cemal Özarslan, başkanlık için Kemal Kılıçdaroğlu'nun aday olmasını olumlu buluyor.

Özarslan'a göre, Baykal yönetiminin soldan uzaklaştırdığını söylediği partiyi Kılıçdaroğlu yönetimi yeniden sosyal demokrat çizgiye getirebilir. Ama bunun için Kılıçdaroğlu'nun çevresindekilerin de önemli olduğunu söylüyor. Dersimli (Tuncelili) Kılıçdaroğlu'nun kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğradığını söyleyen Özarslan, "Kemal Bey Kürt sorununa demokratik çözümü savunuyor" diyor.

Özarslan'ın görüşlerinden bazıları şöyle.
Baykal'a muhalefeti oluşturdu: Kılıçdaroğlu'nun adaylığı elbette olumludur. En azından Baykal'ın üst tabakayı elinde tutma mücadelesi bitti. Kemal Bey bir muhalefet yarattı. Bir günde 65 milletvekilini bir araya getirdi. Bu genel merkeze bir muhalefettir.

CHP değişebilir: Şimdi CHP sosyal demokrat bir parti olma yoluna girebilir. Baykal'ın yönetimindeki soldan uzaklaşan, sağa çeken imaj değişir, sol yelpazeye dönerse iktidara yürüyecektir. CHP kendi ideolojisinde kalsa bugün iktidarda olurdu. En büyük zaafı sağa yanaşmasıydı. Emekten, varoşlardan Kürt sorunundan uzaklaşmıştı. Emek, işsizlik, sağlık, yoksulluk gibi sorunları, Kürt sorununu, ancak sol bir parti çözebilir.

Kemal Bey'in başkanlığı yetmez: Ama Kemal Bey'in başkanlığı buna yetmez. Çevresini, buna uygun yönetimi de oluşturması gerek. Halkın içinde olan bir yönetim gerek. Genel merkezdeki örgütlenme de değişmeli.

Kürt sorununu biliyor: Kemal Bey hemşerimiz, bire bir ilişkilerimizden de biliyorum, aynı şeyleri savunuyoruz. Onur Öymen'in Dersim katliamıyla ilgili saygısızlığını Dersim'de eleştirdi, "İstifa etmesi gerekir" dedi; ama Ankara'da Baykal ve ekibi sıkıştırdı ve geri adım attı. Kürt sorunu çözülmeden Türkiye'de demokrasi olmaz. Biz demokratik çözümünden yanayız. Kemal Bey de bunu savunuyor. Genel merkez "programda var" diyor, ama önemli olan partinin pratiği. Kürtlerin sorunu nedir, anayasal haklar veriliyor mu, bunları da göz önünde bulundurmak gerek. Kemal Bey Dersimli. Kendisi de kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramıştır.

Tunceli'de ayrılan CHP'liler geri dönebilir: Adaylığının duygusal yanı var. Kemal Bey'in kişiliğini de düşününce, Tunceli'de adaylığı olumlu bulunuyor. Kemal Bey olmasaydı, Öymen'in sözlerinden sonra CHP Dersim'de bitme noktasına gelmişti. Üç ilçenin belediye başkanları, İl Genel Meclis üyeleri CHP'den ayrıldı. Şimdi geri dönecektir. Kemal Bey'in gelmesi CHP'nin Dersim'deki kitlesini artırabilir.

Baykal'ın sözünü kestiği tek il başkanıyım: Baykal'ın il başkanları toplantısında sözünü kestiği tek başkan bendim. Benden Kürt sorunuyla ilgili bir program istemişlerdi. Yazdım. Tuınceli'de CHP'nin Alevi ve Kürtlerle bağ kurması gerekiyor, dedim. Genel Sekreter Önder Sav beni aradı; "Çok sivri dillisin" dedi. Ben de "Genel merkeze biat etmem" dedim. Sav'la tartışma sonrasında ayrıldım. (Bianet / TK)

30 madenciye 32 saattir ulaşılamadı

Zonguldak’ta mahsur kalan 30 madenciye 32 saattir ulaşılamadı.

Zonguldak'taki patlama sonrası mahsur kalan 30 madenciye 32 saattir ulaşılamadı. Zonguldak'ta Türkiye Taş Kömürü Kurumu'na ait maden ocağında dün meydana gelen grizu patlamasında 540 metre derinlikte mahsur kalan 30 işçiye hala ulaşılamadı. Dün saat 13.30'da meydana gelen patlamanın ardından yaklaşık 31 saat geçti. Gergin bekleyiş sürüyor..

Zonguldak'taki grizu patlaması'nda son durum
Zonguldak'taki patlamanın üzerinden tam 32 saat geçti. Ancak henüz göçük altındakilere ulaşılamadı. Ümitler tükenme noktasında..

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, gelinen nokta ile ilgili bilgi verdi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, ''Tekrar bir kömür göçüğü ile karşılaştık. Bunu açmak için de orada bir temizlik yapılması gerekiyor'' dedi.

Bakan Yıldız, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen grizu patlamasının ardından başlatılan kurtarma çalışmaları ile ilgili gazetecilere yaptığı açıklamada, kurtarma çalışmaları hakkında bilgi verdi.

20 metre derinlikte yeni bir göçük
Taş ve kayalardan meydana gelen göçüğün 6-7 metre uzunluğunda olduğuna işaret eden Bakan Yıldız, şöyle konuştu: ''O göçük geçildi. Ama üzülerek söyleyeyim 20 metre kadar sonra tekrar bir kömür göçüğü ile karşılaştık. Bunu açmak için de orada bir temizlik yapılması gerekiyor. Tabii ki, uzayan bu süre bizim aşağıdaki işçi kardeşlerimizle alakalı kaygılarımızı daha da arttırıyor. Şimdi tahkim yaparak, kurtarma ekiplerinin daha sağlıklı ortamda çalışmalarını sağlamamız lazım. Bir yandan da o kömür göçüğünün mutlaka temizlenmesi lazım.

İki işin bir arada yapılabilmesi için orada tek aynada 45-50 kişi kurtarma ekibinden çalışıyor. Bu gayretler değişen ekiplerle beraber aralıksız devam edecek. Ümit ediyoruz ki, o kömür göçüğünden sonra herhangi bir başka göçük olmasın ve biz bir an önce işçi kardeşlerimize ulaşmış olalım.''

Süre uzadıkça umutlar azalıyor
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer ise sabırla beklemekten başka çarelerinin olmadığını belirterek, "Süre uzadıkça umudumuz azalıyor. Ancak ekiplerimiz umut içinde çalışmalarını sürdürüyor" diye konuştu.

Washington Post yazarından Türkiye analizi: Türkiye İslami devlete dönüyor

Washington Post'un köşe yazarlarından Richard Cohen uyarıda bulundu.

ABD’nin dünya gelişmelerini etkileme gücünün azaldığı savunulurken, Rusya ve Çin gibi ülkeler örnek gösteriliyor. Washington Post’un köşe yazarlarından Richard Cohen, Türkiye için, “Mustafa Kemal Atatürk’ün laikliğiyle bir yüzyılına yakın bir süre yaşamak yettiği kanısına vararak daha İslami bir devlete dönüş yapmakta olabilir. Ne olursa olsun, Türkiye konusunda da yapabileceğimiz pek bir şey yok. Soğuk Savaş müttefiki olarak artık ABD’ye pek ihtiyacı yok. Amerikan bugününün azalan çekiciliği, Osmanlı geçmişinin çekiciliğiyle boy ölçüşülemiyor” görüşünü dile getirdi.

Türkiye’nin artık ABD’ye pek ihtiyacı yok
Richard Cohen, Obama Yönetimine yönelik sert eleştirileri içeren “Etkinliği gerileyen bir süper güç ve bir başkan” başlıklı yorumda Washington’un dünya gelişmelerini etkileme gücünün giderek azaldığını savundu. Bu çerçevede Rusya’nın, ABD’nin yakınmalarını takmadığını ve giderek bir Avrupa demokrasisine doğru ilerlemek yerine geri gittiğini öne süren Cohen, Türkiye’ye de değinirken de “Türkiye’nin artık ABD’ye pek ihtiyacı yok” yorumunu yaptı. Cohen şunları yazdı: “Avrupa’nın periferisinde, Osmanlı İmparatorluğunun bir zamanlar bölgede sahip olduğu nüfuzunu kısmen yeniden tesis etme arayışındaki bir Türkiye var. Türkiye aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün laikliğiyle bir yüzyılına yakın bir süre yaşamak yettiği kanısına vararak daha İslami bir devlete dönüş yapmakta olabilir. Ne olursa olsun, Türkiye konusunda da yapabileceğimiz pek bir şey yok. Soğuk Savaş müttefiki olarak artık ABD’ye pek ihtiyacı yok ve Irak savaşının başlangıcında bu ülkeye askeri erimişi bloke etti bile. Amerikan bugününün azalan çekiciliği, Osmanlı geçmişinin çekiciliğiyle boy ölçüşülemiyor. İsrail dikkatli ol.”

CHP’den Kılıçdaroğlu açıklaması

CHP sözcüsü ve Genel Saymanı Mustafa Özyürek: Kılıçdaroğlu tek aday olarak kurultaya gidecek.

CHP Sözcüsü ve Genel Sayman Mustafa Özyürek, "İl başkanları örgüt temsilcileridir. Onların bu genel iradesine hepimizin saygı göstermesi gerekiyor" dedi. Özyürek, yaptığı açıklamada, İl Başkanlarının toplantısını ve Kılıçdaroğlu'na verilen desteği değerlendirdi.

KARARA HEPİMİZ SAYGI DUYUYORUZ
Özyürek, toplantıda il başkanlarının tek tek söz alarak görüşlerini ifade ettiklerini ve eski Genel Başkan Deniz Baykal'ın karşı karşıya kaldığı komployu kınayan, bununla parti olarak mücadele edilmesi gerektiğini belirten konuşmalar yaptıklarını anlattı. İl başkanlarının delegeleriyle kurultay sürecini değerlendirdiklerini ve Kılıçdaroğlu'nun adaylığını desteklediklerini de ifade ettiklerini aktaran Özyürek, şöyle konuştu: "Bu karara hepimiz saygı duyuyoruz. Daha önce Merkez Yönetim Kurulu'nun Sayın Genel Başkana dön çağrısı yaptığını açıklamamı şimdi de il başkanlarının kararına saygı duyulduğunu söylememi çelişki olarak görenler var. Ben partimin sözcülüğünü yapıyorum. MYK'nın aldığı kararı açıklamak görevim. Ama o kararımızda Sayın Deniz Baykal'a dönmesi yönündeki çağrımız Deniz Baykal'ın aday olacağı anlamına gelen bir çağrı değildi. Bizim bir isteğimizin, niyetimizin ifadesiydi.

DÖNÜP DÖNMEYECEĞİ KENDİ KARARIYDI
Bugün il başkanlarından bir çağrı çıksaydı da dönüp dönmeyeceği gene kendi kararıydı. Nitekim il başkanları toplantısı başlarken gönderdiği mesajda 'örgüt birliği beraberliği sağlasın, kurultaya bölünmeden gitsin' şeklindeydi. İl başkanları bu mesajı da değerlendirdiler. 'Genel Başkanımız demek ki adaylığı düşünmüyor, bizim birlik olmamızı istiyor. Biz de birlikte Kılıçdaroğlu'nu destekliyoruz' şeklinde ifadelerde de bulundular. İl başkanları örgüt temsilcileridir. Onların bu genel iradesine hepimizin saygı göstermesi gerekiyor. Daha önce başka bir dilekte, istekte bulunmuş olmamızla bu iradeye saygı duymamız arasında bir çelişki yoktur. Demokrasi budur."

BAYKAL'IN DÖNMESİNE YÖNELİK TAVIR SERGİLEDİK
Baykal'a çağrı yaparken Kılıçdaroğlu'nun adaylığı hakkında olumsuz bir yorumda bulunmadıklarını da vurgulayan Özyürek, kendilerinin yaşanan komplo karşısında Baykal'ın dönmesinin daha uygun olacağı şeklinde bir tavır sergilediklerini söyledi. Özyürek, "Geldiğimiz bu aşamada Kılıçdaroğlu'nun tek aday olarak kurultaya gideceği anlaşılıyor" dedi.

Önemli olanın, partinin çizgisinden ayrılmadan yola devam etmesi olduğunu vurgulayan Özyürek, Kılıçdaroğlu'nun bunu sağlayacağına inandığını belirtti. Özyürek, "Herkesin görevi kurultaydan çıkacak yeni yönetime destek olmaktır.

Bizim mücadelemiz birbirimizle değil, iktidarla, AKP iledir. Hepimizin hedefi, CHP'yi iktidar yapmaktır" diye konuştu.

PROGRAMI UYGUN DEĞİL
Özyürek, il başkanlarının Deniz Baykal'ı ziyaret etmek istemeleri ve randevu taleplerine ilişkin olarak da il başkanları toplantısı sırasında randevu talebinde bulunulduğunu ancak Baykal'ın programı uygun olmadığı için olumlu yanıt vermediğini söyledi.

Kılıçdaroğlu’ndan Bülent Arınç’a yanıt

Kemal Kılıçdaroğlu: Muhatabım Tayyip Bey olur. CHP genel başkanlığına aday olacağını açıklayan İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu, bir gazetenin Ankara bürosunu ziyareti sonrasında, gazetecilerin, il başkanları toplantısıyla ilgili sorusu üzerine, ''Son derece mutluyum. Görünen tablo geniş bir mutabakatın sağlandığı yönünde. Sayın genel başkanımız da bir mutabakat sağlanmasından yanaydı. Öyle anlaşılıyor ki bu mutabakatı parti kendi içinde sağlamış oldu'' diye konuştu.

Muhatabım Tayyip bey olur
Bir gazetecinin ''Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın 'eğer Kılıçdaroğlu gelirse onun da üstesinden geliriz' şeklindeki sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, Kılıçdaroğlu, ''Seçilir genel başkan olursam benim muhatabım Tayyip bey olur'' karşılığını verdi. ''Deniz Baykal sizi aradı mı?'' sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, herhangi bir görüşmenin olmadığını, ancak ilerleyen saatlerde olabileceğini kaydetti.

Bülent Arınç’tan Baykal istifası yorumu

Arınç: Deniz Baykal'ın istifa sürecini, "Bu senaryoyu Baykal geri dönmek için kendisi kurguladı" dedi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Bülent Arınç, katıldığı bir televizyon programda Deniz Baykal'ın istifa sürecini, "Bu senaryoyu Baykal geri dönmek için kendisi kurguladı" dedi. CHP Genel Başkanlığı'na adaylığını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu'nın partinin değişim arzusuna bir cevap olduğunu belirten Arınç, "Asıl sınavlar sandıkta verilir" dedi.

İnönü ve Bülent Ecevit benzetmesi
Arınç, Kılıçdaroğlu-Baykal durumunun 70'li yıllarda yaşanan Blent Ecevit ve İsmet İnönü kavgasına benzetirken ' Ama ben Türkiye siyasetinde derin izler taşıyan CHP'nin kurultayının hayırlara vesile olmasını diliyorum.' diye konuştu.

Bülent Arınç, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na aday olmasını "doğru ve yerinde" olarak nitelendirdi. Arınç, Kılıçdaroğlu'nun seçileceğinin kesin olduğunu belirterek, "Bu iş bitti" dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı
“Bu beklenen bir gelişmeydi. Kılıçdaroğlu için CHP tabanında bir karşılık vardı. Kılıçdaroğlu cesur davrandı. Ancak önce ‘Ben aday değilim’ diyerek yanlış bir açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, doğru zamanda doğru karar verdi. Neticesini alacak, genel başkan olacak.

'Yüzde 40 oy alacağım' açıklaması bir genel başkan adayı için çok doğru ve isabetli bir hedef. Ama buna halk karar verir. Baykal’ın kabahati, yüzde 20’yi aşmayı başarı olarak görmesiydi.

Kılıçdaroğlu ile ayrıca tartışırız. Onunla yarışacağız ve onu mutlaka geçeceğiz.

Tayyip Bey bize yüzde 40 hedef gösterdiğinde biz bu hedefe inanmıştık. Biz rakiplerimizi iktidar yarışında geçeriz, yine tek başımıza iktidar oluruz.

Biz rakiplerimizi güçlü olmasını isteriz. Kemal Kılıçdaroğlu’yla mücadele etmekten memnun oluruz.

CHP’de değişim ve dönüşüm ihtiyacı bangır bangır bağırıyordu. CHP böyle bir değişimi istiyor ve bekliyor.

80 il başkanı ‘hayır’ dese bile Kemal Kılıçdaroğlu kazanacaktır. Bu iş bitti. CHP varlıklarını Baykal’a adayanalar vardı ama şimdi o dönem sona erdi. O kabustan CHP uyandı. Bundan dönüş yok. Deniz Baykal’ın tek yapacağı Kılıçdaroğlu’na “hayırlı olsun” demektir. “

KASET İDDİASI
Gizli görüntü olayının aydınlığa kavuşturulması hem Baykal’ın hem de hükümetin görevidir.

Baykal’ın bunu reddetmesi gerekiyordu. Ancak Baykal, bu konuda hiçbir bilgi vermeyeceğini söylüyor. Sadece hükümeti suçluyorlar.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Ben Anayasa Mahkemesi’ne güveniyorum. Her şey olur, iş sandığa gider ve halk kararını verir. Referandum ile seçimi aynı kafeye koymak nasıl mümkün olur?

Ben referandumdan ‘evet’ oyu çıkacağına inanıyorum, yüzde 60 oy oranı bekliyorum. Havayı koklayan bir siyasetçi referandumdan ‘evet’ çıkacağını görebilir. Referandumdan ‘hayır’ çıkarsa erken seçim gündeme gelmez. Zaten kısa bir zaman kalmış olacak.

Seçim, 2011'in Temmuz'unda olacak. Olacaksa bir iki ay öne alınabilir. YSK kararı siyasidir ama uymak zorundayız. Parti kapatma maddesinin düşeceğini tahmin ediyorduk, paketin tümü için de bu ihtimal vardı. O yüzden görüşmelere hep beraber katıldık.”

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Küba Beşlisi ile dayanışma etkinliği

12 yıldır ABD'nin uzak köşelerinde tutuklu bulunan Beş Kübalı Kahramandan Ramon Labañino Salazar'ın eşi Elizabeth Palmeiro, İstanbul'a geliyor.

ABD'nin Küba sosyalizmini hedef alan terörüne karşı faaliyet gösteren ve 1998'den bu yana hukuksuz biçimde ABD cezaevlerinde tutulan Kübalı yurtseverler ülkelerine dönmeyi bekliyor. Küba'daki milyonlarca yurttaş da onların dönmesini.

Jose Marti Küba Dostluk Derneği, İstanbul'da bir etkinlik düzenleyerek Küba dostlarını, insanlık onurunun inatla yaşatıldığı Ada'nın son 12 yıldır en çok önem verdiği gündemi paylaşmaya, Küba Beşlisi ile ilgili soruları sormaya ve dayanışmaya davet ediyor.

Dernek tarafından düzenlenecek söyleşinin ardından Sanatçı Renan Bilek Küba dostları için mini bir konser verecek.

Etkinlik 18 Mayıs Salı günü (yarın) 19.30-21.30 arası gerçekleşecek.

Türk-İş'ten 26 Mayıs ihaneti!..

TEKEL işçilerinin 4/C köleliğine karşı başlattığı direniş sonucu 26 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleştirilmek üzere DİSK, Türk-İş, KESK ve Kamu Sen konfederasyonları tarafından alınan “genel eylem” kararı sürüncemede bırakılıyor.

TEKEL'deki direniş sürecinde işbirlikçi-ihanetçi çizgisi bir kez daha tescillenen Türk-İş, 26 Mayıs eyleminin boşa çıkarılmasında başı çekiyor.

22 Şubat 2010 tarihinde gerçekleştirdikleri basın toplantısıyla 26 Mayıs gününde eylem yapma kararı alan konfederasyonlar, gelinen noktada, eylemden çark etmelerinin yanısıra verdikleri “mücadele sözleri”ni de unutuyorlar.

Konfederasyonlar, 26 Mayıs genel eylem kararını TEKEL Direnişi'nin basıncıyla almışlardı. TEKEL'deki mücadelenin bitirilmesi ve direnişin yalnızlaştırılması anlamına gelen ve 3 ay gibi ileri bir tarihe verilen genel eylem kararının hayata geçirileceği 6 konfederasyon tarafından ortak bir kararı olarak açıklanmıştı.

Eylemin yapılmasının koşulları yokmuş!
TEKEL'deki mücadele sürecini göstermelik eylem kararlarıyla geçiştiren, başta TEKEL işçileri olmak üzere birçok kesim tarafından dile getirilen “genel grev-genel direniş” şiarının altını boşaltan sendika bürokratlarının bu defaki bahaneleri de tıpkı geçmiştekiler gibi tanıdık: “Eylemin yapılmasının koşulları kalmadı!”

13 Mayıs günü, Ankara'daki Türk-İş Genel Merkezi'nde '26 Mayıs' gündemiyle gerçekleşen Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısından yansıyanlar da buna işaret ediyor.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun başını çektiği sendika bürokratlarının bir kısmı 26 Mayıs eyleminin hayata geçirilmesinin koşullarının olmadığını belirtirken, bazı sendikalar ise 26 Mayıs genel eyleminin ne olursa olsun örgütlenmesi gerektiğini savunuyorlar.

Talepler karşılanmadı, eylem gerekli
Başkanlar Kurulu'nda, Türk-İş'e bağlı sendikalar arasından TÜMTİS, Deri-İş, Petrol-İş, Basın-İş ve Genel Maden-İş'in de aralarında bulunduğu sınırlı sayıda sendikanın genel başkanlarının, 26 Mayıs eyleminin örgütlenmesine ilişkin olumlu görüş bildirdiği ifade edilirken diğer sendikaların ise bu karara sıcak bakmadığı ifade ediliyor.

“Muhalifler” ayrı telden
Türk-İş'e bağlı 17 sendikanın toplantıdaki tutumu “eylemin gerçekleştirilmemesi” yönünde olurken “muhalif sendikalar” da 26 Mayıs öncesinde birbirlerinden önemli farklılıklar gösteriyor. Tek Gıda-İş Sendikası adına toplantıya katılan Genel Sekreter Mecit Amaç'ın, “Konfederasyonun aldığı karara saygı duyacağız” türünden orta yolcu tutumu dikkat çekerken Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın'ın Türk-İş'in tutumuna tepki göstererek toplantıyı terk ettiği belirtiliyor. Toplantıya katılım sağlamayan Hava-İş Sendikası'nın ise bu konudaki görüşü henüz bilinmiyor. Daha önceki iş bırakmalar ve genel eylemlerde örgütlü oldukları fabrikalarda eylem kararlarını değişik düzeylerde hayata geçiren sendikaların kendi bünyelerinde de farklılıklar göze çarpıyor.

Bu sendikaların birleştikleri ortak payda ise 22 Şubat günü kamuoyuyla paylaşılan mücadele taleplerinin sermaye hükümeti tarafından karşılanmaması durumunda, alınan eylem kararların hayata geçirilmesi gerektiği oluyor. Önceki eylem süreçlerinde üyelerinin büyük çoğunluğunu alana taşıyan TÜMTİS ve Deri-İş sendikaları bu tablonun farklı bir yerinde duruyor. Öteki sendikaların ise önceki eylem kararlarını kısmen hayata geçirdikleri biliniyor.

KESK ve DİSK umut vermiyor
Yaptıkları açıklamalarda 26 Mayıs’ın gündemlerinde olduğunu dile getiren KESK ve DİSK'in ise Türk-İş'in çark etmesi durumunda herhangi bir adım atması mümkün gözükmüyor. Taksim 1 Mayısı'ndaki kürsü işgali ve Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu'nun kürsüden indirilmesinin ardından 6 konfederasyonunun ortak açıklamasıyla Kumlu şahsında sendikal bürokrasiye sahip çıkan DİSK ve KESK, bu tutumlarını kendi cephelerinden gerekçelendirmeye çalışsalar da attıkları adımın mücadeleyi baltalamaya yönelik bir sonuç yarattığı da gün gibi ortada duruyor.

Doğangül: Talepler karşılanmadı, eylem gerekli!
Türk-İş Başkanlar Kurulu'nda 26 Mayıs gündemli gerçekleştirilen toplantının sonuçlarına ilişkin görüşlerini aldığımız Petrol-İş Sendikası Genel Mali Sekreteri İbrahim Doğangül, genel grevin çocuk işi olmadığını ifade ederek Türk-İş'e uyarıda bulundu. “Türk-İş 26 Mayıs kararından vazgeçtiği takdirde nasıl bir açıklama yapacak?” diyerek tepkisini dile getiren Doğangül, Şubat ayında 3 ay sonrası için alınan eylem kararının hayata geçirilmemesinin herhangi bir nedeni olmayacağını, güvencesizlik, 4/C gibi saldırılar konusunda herhangi bir adım sözkonusu olmadığını hatırlattı.

“Güvencesizlik düzeltildi mi? TEKEL işçilerinin talepleri konusunda herhangi bir adım atıldı mı?” diye soran Doğangül, örgütlü oldukları işyerindeki üyelerinin 26 Mayıs konusunda beklenti içinde olduğunu ve eylem kararının hayata geçirildiği koşullarda üyelerinin yüzde 80'inin katılımının sağlanacağını dile getirdi.

Perinçek'ten Baykal'a mektup!.

Aydınlık Dergisi'nin de kapağına taşıdığı İşçi Partisi Genel Başkanı Perinçek, Baykal'ın 'Pensilvanya' cümlesini kullanmasıyla istifa konuşmasının bütününü geçersiz kıldığını iddia etti.

Ergenekon'un tutuklu sanıklarından İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, CHP Genel Başkanlığından istifa eden Deniz Baykal'ın 'gizli kamera komplosu'yla ilgili yaptığı açıklamasında yaptığı 'Pensilvanya' vurgusundan rahatsız oldu.

Cezaevinden Baykal'a bir mektup gönderen Perinçek, Baykal'ın 'Pensilvanya' cümlesini kullanmasıyla istifa konuşmasının bütününü geçersiz kıldığını iddia etti. Perinçek, Baykal'ın yarım asırlık arkadaşı olduğu için mektup gönderdiğini belirtti.

Baykal, istifasını açıkladığı konuşmasında "Bu çerçevede başka bir sorumlu arayanlar için yola çıkanlara yardımcı olmak üzere, Amerika Birleşik Devletlerinden, Pensilvanya'dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim." ifadelerini kullanmıştı.

İP Genel Merkezi'nde konuya ilişkin bir basın toplantısı düzenleyen Genel Sekreter Hasan Basri Özbey, Perinçek'in Baykal'a gönderdiği mektubu okudu. Özbey, mektubun Baykal'ın özel kalemine teslim edildiğini söyledi.

Perinçek mektubunda Baykal'ın 'Pensilvanya' vurgusunu eleştirdi. Baykal'ı hedef alan operasyonun başarıya ulaştığını ileri süren Perinçek, bunun nedenini ise "Pensilvanya'dan aldığı mesajın samimiyetine inandığını" söylemesine bağladı. Meydan okumaların hepsinin içinin boşaldığını ileri süren Perinçek, Baykal'ın hayatında yaptığı en etkili ve içerikli konuşmanın o anda bir biat ilanına dönüştüğünü savundu.

Devlet adamlarının şifrelerle açıklama yapılamayacağını dile getiren Perinçek, Baykal'ın Pensilvanya açıklamasını da kuşkusuz tartarak yazdığını savundu. Basın toplantısının CHP tarihinde bir leke olarak kalacağını iddia eden Perinçek, Türkiye'de AK Parti'nin zorbalık ve şiddetinin Mustafa Kemal Paşa'nın kelleyi koltuğa alan devrimciliğiyle alaşağı edilebileceğini ileri sürdü.

"999 HANÇER DARBESİNE HAZIR OLMALIYIZ"
CHP'nin Türkiye'nin içine girdiği derinleşen kriz sürecini tahlil edemediğini savunan Perinçek, Genelkurmay Başkanının da tahlil edemediğini ileri sürdü. Baykal'ın kendisinin yarım yüzyıllık arkadaşı olduğunu dile getiren Perinçek, Mustafa Özyürek dışında CHP yönetiminde Baykal'ın elli yıllık arkadaşı olmadığını belirtti.

Baykal'ın evinin önünde çadır kurarak, açlık grevleri yaparak, duygu sellerine kapılarak ortaya atılan çözümlerin çözüm olmayacağını vurgulayan Perinçek, "Baykal, bu ülkeye, bu mücadeleye gereklidir elbette, onu söylemiyorum. Bugün yalnız CHP'liler olarak değil, Türkiye'nin bütün yurtseverleri olarak, önümüzdeki derin krizin sorumluluklarını ve görevlerini anlamaya çalışalım. Bir Asya özdeyişi bizim görevimizin boyutlarını da tanımlıyor: İmparatoru atından alaşağı etmek isteyen, bin hançer darbesini göze almalıdır. Demek ki, bundan sonra gelecek 999 hançer darbesine hazır olmalıyız." dedi.

Kınamayı kınıyoruz!

Konfederasyonların kürsüdeki işçileri kınamasını tüm sınıf kinimizle asıl biz kınıyor ve bağlı sendikalardaki arkadaşlarımızı harekete geçmeye çağırıyoruz.

egitimemekcileridernegi.org

1 Mayıs'ta Taksim'de, direnişteki işçilerin kürsüye çıkarak sınıf kardeşlerine kürsüden seslenmek istemeleri, 6 konfederasyon tarafından yapılan ortak bir açıklama ile kınandı.

2010 1 Mayıs'ının Taksim'de yapılması ile Türkiye emekçi sınıf hareketi açısından tarihsel bir gelişme ve başarı kaydettik. Yasaklı Taksim alanının 1 Mayıs kutlamalarına – mücadelesine açılması, ne pazarlandığı gibi, sermaye, devleti ve özelinde de AKP hükumetinin lütfuyla, ne de varlığıyla pörsümüş sendikal bürokrasinin başarısıyla kazanılmıştır. Yasaklı Taksim meydanı bugün 1 Mayıs alanı olarak açılmak zorunda kalınmışsa bunda biz emekçi sınfların inişlerimiz ve çıkışlarımızla kuşaklar boyunca verdiğimiz ve bedellerini ödemekten kaçınmadığımız kolektif mücadele ve birikimimiz 'saklı'dır. Ve dünyanın her yerinde, yani emek-sermaye çelişkisinin olduğu her yerde, dün olduğu gibi bugün de 1 Mayıs kürsülerinin gerçek sahipleri emekçi sınıflardır ve bu gerçek hiçbir zaman değişmeyecektir.

Fakat biz biliyoruz ki, sermaye, ona- onun ideolojisine o ya da bu rengiyle bağlı ve/ya sınıfsal açıdan tam karşıt yönden gelmeyen kapitalizmle özünde barışık, kapitalizm düzelticisi sendikalar aracılığıyla 1 Mayıs kürsülerini her zaman işçi sınıfından, işçi sınıfının gerçek sınıfsal talep, özlem ve ihtiyaçlarından uzak tutmaya çalışır. İşçi sınıfının bastırılamadığı, yok sayılamadığı yerde de bu sefer devreye taleplerin içinin boşaltılması, göstermelik, sahiplenici ritüeller girer. Bununla işçi sınıfı fiziken de 1 Mayıs kürsülerinden uzak tutulmaya çalışılır. Kapitalizmle barışık haldeki bu sendikaların hangi ihanet çizgisini, hangi araçları devreye sokarak geliştirdiklerine, ve en önemlisi de sınıf mücadelesinin hangi kesitlerinde bunları yaptıklarına dair öğretici bir literatür vardır sınıf mücadeleleri tarihinde.

Bu gerçeğin yine bir başka örneğini geçtiğimiz 1 Mayıs sonrası da yaşadık! Seslerini duyurmak için kürsüde konuşma yapmak, TÜRK-İŞ başkanı Mustafa KUMLU'yu protesto etmek ve dile getirilmeyen taleplerini haykırmak isteyen Direnişteki İşçileri Platformu'undan işçiler (İSKİ, Tekel, Samatya, İtfaiye, Marmaray, Sinter metal, Esenyurt belediye, Atık kağıt, Atv-Sabah) geçtiğimiz günlerde dört kofederasyonun ortak bir açıklamasıyla kınandılar. İşçiler sabotajcı olarak nitelendirildi ve kürsüde konuşma isteği saldırı olarak lanse edilmeye çalışıldı. İşçi sınıfı adına kürsüde söz isteyen ve verilmediğinde haklılıkla bunu alan işçilerin “teşhir ve tecrit edilmesi gerekliliği” söyelenerek bu çağrının tellallığı yapıldı.

Bu kınama bir utançtır ve asla kabul edilemez. Başta KESK olmak üzere 6 konfederasyona soruyoruz: sınıf hareketinin ihtiyaçlarını bu tarz kınamalarla, tecrit tehditleriyle daha ne kadar bastırabileceğinizi sanıyorsunuz? Sizler işçi sınıfını ve sömürülen milyonları mı savunuyorsunuz, yoksa sermaye adına mı konuşuyorsunuz? İşçi sınıfını kimden tecrit edeceksiniz? Kimleri kınadığınızın, bu kınamanın sınıfsal-siyasal anlamının farkında mısınız? Direnişteki işçilerle birlikte olmak, onların mücadelelerini büyütmek yerine seslerini bastırmaya soyunuyorsunuz? Haklı olduklarını, asla geri adım atmayacaklarını bildiğiniz halde, bu tip cüret edişlerin yaygınlaşması durumunda önünü alamamaktan mı korkuyorsunuz? Yaptığınız ittifak neyin ittifakı?

Bu kınamayı, tüm sınıf kinimizle asıl biz kınıyor, ve başta Eğitim-Sen'li öğretmen arkadaşlarımız olmak üzere, diğer konfederasyonlara bağlı sendikalardaki arkadaşlarımızı harekete geçmeye çağırıyoruz. Bu açıklama derhal geri çekilmeli ve direnişteki işçiler şahsında tüm işçi ve emekçilere özeleştiri verilmelidir.

Eğitim Emekçileri Derneği

İSKİ işçilerinden açıklama

1 Mayıs’taki kürsü işgalini destekler görünenlerin, ertesi günkü festivale sendika bürokrasisinin temsilcilerinden Türkel’i davet etmesi samimiyetsizliktir

İSKİ İşçileri yayınladıkları bir bildiri ile 5. İşçi Filimleri Festivali'nde Tertip Komitesi'nin sendika ağalarına protokolde yer açarak direnişçi işçileri dışarı çıkartmasına karşı yapılan eylemi savunarak, hain sendika ağalarını her yerde protesto etmeye devam edeceklerini belirttiler.

Direnişçi İSKİ işçilerinin açıklamasını aynen yayınlıyoruz:

Sitemizde 07.05.2010 tarihinde yayınlanan “56. Gününde İSKİ Direnişi” başlıklı basın bildirisi Direnişteki İSKİ işçilerinin görüşü ve onayı alınmadan 1 kişi tarafından kaleme alınmış, dışarıdan manipüle edilmiş, emrivaki bir tertiptir. Bu yazıyı direnişteki İSKİ işçileri olarak tekzip ediyoruz. 09.04.2010 tarihinde TEKEL, İSKİ, Samatya, İtfaiye, Marmaray, Sinter Metal, Esenyurt Belediye, Atık Kağıt ve ATV-Sabah direnişçileri olarak kurduğumuz platform: “Her birimiz kölece çalışmaya kölece yaşamaya hayır demek için, ücretlerini alamadığı için, işten atıldığı için, taşerona hayır demek için ve güvencesizlikle mücadele etmek için direnişteyiz. Bir araya gelmemiz ve birlikte mücadele etmemiz gerektiği üzerinden, sınıf dayanışmasının en ileri örneğini sergileyerek tüm işçi kardeşlerimize örnek olmak ve birleşe birleşe kazanacağız sloganını slogan olmaktan çıkarıp somut karşılığını yaratmak için toplandık. Bundan sonraki süreçte işçi sınıfına dönük saldırıları püskürtmek, direnişlerimizin dayanışmasını sağlamak, uğruna bedeller ödediğimiz 1 Mayıs’a direnişlerimizin ortak iradesiyle yürümek, 1 Mayıs’ı ve sınıfın gündemlerini belirleyenin ihanetçi sendika bürokrasisi değil işçiler olması gerektiğine inandığımız için direnişteki işçiler platformu altında birleştik.” açıklamasıyla kendi ilan etmiştir.

Biz İSKİ işçileri, 1 Mayıs işçi ve emekçi bayramına damgasını vuran, kürsü işgalini gerçekleştirerek Mustafa Kumlu’yu AKM binasına sığınmak zorunda bırakan eylemi birfiil örgütleyen Direnişteki İşçiler Platformunun bir bileşeniyiz.

30 Nisan’da Direnişteki İşçiler Platformu olarak yayınladığımız “1 Mayıs’ın ve kürsünün gerçek sahibi işçi sınıfıdır, öncü işçilerdir, direnişteki işçilerdir!” sloganını kendine şiar edinen bildirimizde kürsüyü işbirlikçi sendika ağalarına bırakmayacağımızın net bir mesajını vermiştik. Kararlılığımızı, Taksim 1 Mayıs’ında kürsüden direnişteki işçiler olarak sınıf haini Kumlu’yu konuşturmayarak, meşru söz hakkımızı sendika ağalarının baskı ve engellemelerine rağmen fiilen kullanarak gösterdik.

1 Mayıs’ta yankı yaratan eylemimizi takiben, 2 Mayıs’ta beşincisi düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivaline davet edildik. Direnişimizin bilincine ve dayanışmacı ruhuna yaraşır biçimde festivale katıldık. Tertip komitesi Direnişteki İşçiler Platformu’ndaki direnişçilerin, protokolde oturacağı ve kürsü kurularak kendilerine söz hakkı verileceği yönündeki ifadelerine rağmen sözlerinin arkasında durmamıştır. Daha da ileri giderek biz Direnişteki İşçilerle Mustafa Türkel ve diğer sendikacıların protesto edilmemesi için pazarlık yapmaya yeltendiler. Bunu da “burası eylem yeri değildir” gibi sözlerle meşrulaştırmaya çalıştılar. Buna pabuç bırakmayacağımız anlaşıldığı anda da bizi kendileri davet ettiği halde, biz direnişteki işçilere oturacak koltuk dahi göstermeyerek “Arka taraflarda bir yerde durun” diyebildiler. “Eğer protesto etmekte ısrarcıysanız, buradan gidin” gibi tarih ve sınıf bilinciyle çelişen bir ifadeyi kullanabildiler. Bu noktadan sonra biz direnişteki işçiler olarak “Kahrolsun sendika ağaları, Satılmış sendika istemiyoruz” sloganlarımızla salonu terkederken, protokolde zaten Mustafa Türkel’in oturtulmuş olduğunu gördük. Bu hayret verici tutum karşısında protestomuzu Rüya Sineması önünde oturma eylemi biçiminde devam ettirdik.

1 Mayıs’ta platformumuzun tutarlılığının ve kararlılığının bir göstergesi olan kürsü işgalinin pek çok kesim tarafından desteklendiğinin ve sahiplenildiğinin gerçekliği ortadayken, 2 Mayıs’taki festivali düzenleyenlerin, 1 Mayıs’ta kendini gösteren; kürsüyü işçiye kapayan gerici zihniyetle paralellik göstermiş olması manidardır.

1 Mayıs’taki sendikal bürokrasiye karşı işçi inisiyatifiyle yapılan kürsü işgalini destekler görünenlerin, ertesi günkü festivale 1 Mayıs’taki (ve hatta 2 Nisan’daki) işçi protestolarına konu olan sendika bürokrasisinin başlıca temsilcilerinden Mustafa Türkel’i -hem de protokol konuşmacısı olarak- davet edilmesini samimiyetsizlik olarak değerlendiriyoruz.

Direnişteki İşçiler Platformu’nun bir bileşeni de olan biz İSKİ işçilerinin çabası, işçi sınıfının mücadele inisiyatiflerini geliştirmektir. Bunun başlıca engellerinden olan hain sendika ağalarını her ortamda ve her alanda protesto edecek ve konuşturmayacağız.

İSKİ Direnişçileri
14 Mayıs 2010

Cihaner'e ilginç mektup

"Cihaner'i tutuklatan Özel Yetkili Savcı Osman Şanal cemaatin dershanesinde toplantı yaptı."

ANKARA - Erzincan’da Ergenekon’a üye olduğu ve İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nı uygulamaya koyduğu iddiasıyla yargılanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’e gönderilen bir mektupta çarpıcı iddialarda bulunuldu. Vatan'da yer alana habere göre; bir cezaevinden açık ismini vererek gönderdiği mektupta ’silahlı yağma’ suçundan tutuklu mahkum şu iddialarda bulundu:

DERSHANEDE TOPLANTI: Birgün Erzincan’dan, sizin de yakından tanıdığınız bir elemamınız cemaate ait dersaneye geldiler. Zaman ilerledikten sonra ders bitti. Derste bulunan Erzurum Savcısı Osman Şanal bey ve iki savcıyla beraber bir odada toplantı yapıldı. Erzincan’dan gelen misafir, size yakın olan bir polis memuru ve Erzurum’da cemaatlere yapan, ismini yazmak istemiyorum, üç-dört şahıs sizin hakkınızda bazı kararlar aldılar ve Erzincan’dan gelen cemaat sözcülerine talimatlar verdiler.

İŞİNİN BİTMESİNE AZ KALDI: Erzincan’dan gelen misafir, Cemil Çiçek ve iki milletvekilinin de selamlarını söyleyerek, bir mektup vererek Erzincan’a döndü. İsmini mahkemeye sunabileceğim iki profesör ve savcılar da, sizin işinizin bitmesine az kaldığını, Erzincan’da yakınınızda bulunan bir takım devlet görevlilerinin de günlük rapor verdiklerini ve buna benzer bir takım lafların söylenmesinin ardından kalkıp gittim...

Cihaner’in avukatlarının, mektubun örneğini iki kez ilettiği savcılık, mektubun aslının verilmesi gerektiği gerekçesiyle işlem yapmadı.

Zonguldak’ta maden ocağında patlama

Zonguldak’taki Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü’nde patlama.

Zonguldak'taki Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında patlama meydana geldi. Zonguldak'taki Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında patlama meydana geldi.

32 İŞÇİYE HENÜZ ULAŞILAMADI
Zonguldak Valisi Erdal Ata, Türkiye Taş Kömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen patlama sırasında, eksi 540 kodunda müteahhit firmanın 32 işçisinin çalıştığını ve henüz işçilerle herhangi bir irtibat sağlanamadığını bildirdi. Alınan ilk bilgilere göre 25 işçiye ulaşılamıyordu. Arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

Patlamanın olduğu madende 9 yaralı çıkarıldı.

TTK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ONUR:
NE PATLAMASI OLDUĞU HENÜZ BELLİ DEĞİL Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdür Yardımcısı Çetin Onur, Karadon Müessese Müdürlüğü made ocağındaki patlama neden kaynaklandığının henüz belli olmadığını bildirdi.

Onur, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kilimli beldesindeki Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında patlama olduğuna yönelik haber geldiğini ve bölgeye gitmek için yola çıktıklarını söyledi.

Müessese müdürlüğünde herkesin görevi başında olduğunu anlatan Onur, ''Şu anda Karadon'a çok sayıda ambulans gitmiş. Çalışanların aileleri de ocak dışında endişeli bekliyorlarmış. Ne patlaması olduğu henüz belli değil'' dedi.

ZONGULDAK İL SAĞLIK MÜDÜRÜ İLİKHAN:
''SAĞLIK BAKANLIĞININ 2 AMBULANS HELİKOPTERİ,
ANKARA'DAN BÖLGEYE HAREKET ETTİ''
Zonguldak İl Sağlık Müdürü Murat İlikhan, ''Sağlık Bakanlığının 2 ambulans helikopteri, Ankara'dan bölgeye hareket etti'' dedi.

İlikhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağındaki patlamayı haber almasının ardından bölgeye geldiğini, ilgili bakanlığın yetkililerine telefonla konuyla alakalı bilgiler verdiğini söyledi.

Sağlık Bakanlığının 2 ambulans helikopterinin saat 15.05'de Ankara'dan hareket edildiğinin kendisine bilgilendirildiğini anlatan İlikhan, şöyle konuştu: ''Helikopterler kente gelmek üzereler. Olay yerine yakın Kilimli beldesi ve Karadon semtine iniş yapacaklar. Ayrıca bakanlığa ait 1 uçak da hazır bekletiliyor. Maden ocağından gelecek habere göre gece ve gündüz hareket ettirilecek.''

Sav’a istifa çağrısı

Önder Sav'ın Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığına desteği CHP'yi karıştırdı.

CHP Merkez Yönetim Kurulu(MYK), Genel Sekreter Önder Sav’ı kendilerine danışmadan, Genel Başkan adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı aldığı için istifaya davet etti.

CHP MYK, Sav’ı ayrıca bu davranışından dolayı kınadı.

MYK Toplantısı sonrası çıkan karar Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek tarafından açıklndı.

İşte Özyürek'in o açıklamaları:
Deniz Baykal'ı etkisiz kılmak isteyen bir komplo oynuyor. İçinde bulunduğumuz dönemde Deniz bAykal'ın engin tecrübesine büyük ihtiyaç duyuyoruz. Bu yüzde 22 Mayıs'ta Deniz bAykal'ın yeniden partimize başkan olmasını tarihi bir durum olarak görüyoruz.

Sayın Genel Sekreter kurulun dışında görüş belirttiği için kendisinin bu görevden çekilmesini talep ediyoruz. Toplantıda bulunmayan İzmir milletvekili arkadaşımız da kararımıza katıldığını bildirmiştir.

Kurulumuz Kurultay çalışmalarını da değerlendirmiş ve Kurultay'ın CHP'ye yakışan olgunlukta geçmesini sağlayan her türlü çalışma devam etmektedir. Deniz Baykal'a çağrımızı direk de ileteceğiz . Elbette karar kendisinindir. Yarın il başkanları da gerekli değerlendirmeyi yapacak ve son karar Deniz Baykal'ındır.

Bu süreç bir adaylık süreci değildir. Bu süreç CHP'ye dönük komplonun etkisiz kılınması partimiz için birinci önem taşımaktadır. Deniz Baykal'ın tekrar göreve gelmesi komplonun ortaya çıkartılması konusunda büyük önem taşımaktadır. MYK'nın görevi, Sayın Deniz Baykal'a hazırlanmış komploya karşı mücadele etmektir.

Sıradan bir kurultay süreci yaşamış olsaydık daha farklı süreçler yaşanabilirdi. Bizim değerlendirmemiz bu komplo hükümet tarafından düzenlennmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu'nun bu komployla anılması doğru değildir. İçinde bulunduğumuz bu durumda. Bütün milletvekilleri MYK'nun bu çağrısını dikkate almalılıdırlar. Yarın da il başkanları toplantısında bir bildiri yayınlanacaktır. Bugün ben MYK'nın kurumsal talebini açıkladım.

CHP MYK’dan Baykal’a dön çağrısı geldi

CHP MYK toplantısında Deniz Baykal’a dön çağrısı geldi.

Gergin geçen CHP MYK toplantısında istifa eden Deniz Baykal'a geri dön çağrısı geldi... CHP'de Kılıçdaroğlu krizi yaşanmış, CHP Genel Sekreteri Önder Sav CHP MYK toplantısını terk etmişti...

CHP Genel Sekreteri Önder Sav ve bir grup vekil, Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkan adaylığını desteklediklerini açıklamıştı. Kılıçdaroğlu'nun genel başkan adaylığını açıkladığı basın toplantısından sonra toplanan CHP MYK'da kriz çıktı. MYK toplantısında Deniz Baykal'a geri dön çağrısı geldiği bildirildi. Dön çağrısını Önder Sav dışındaki diğer üyelerin imzaladığı bildirildi.

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu açıklaması

Recep Tayyip Erdoğan’dan Kemal Kılıçdaroğlu değerlendirmesi.

Erdoğan: Seçilsin, ondan sonra değerlendirme yaparız. Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına adaylığı konusunda, “Şu anda Kılıçdaroğlu gibi bir rakibimiz yok. Seçilsin ondan sonra gerekli değerlendirmeyi yaparız” dedi.

KILIÇDAROĞLU RAKİBİMİZ YOK
Recep Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına adaylığı konusunda, “Şu anda Kılıçdaroğlu gibi bir rakibimiz yok. Bizim muhalefet malum, CHP'dir, diğerleridir” dedi. Erdoğan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Kılıçdaroğlu'nun adaylığına ilişkin soruyu yanıtladı.

SEÇİLSİN DEĞERLENDİRİRİZ
Kılıçdaroğlu'nun adaylığının hatırlatılması ve “Yeni rakibiniz Kılıçdaroğlu. Beklediğiniz bir sonuç muydu? Bir mesajınız var mı?” diye sorulması üzerine, “Şu anda bizim Kılıçdaroğlu gibi bir rakibimiz yok. Bizim muhalefet malum, CHP'dir, diğerleridir. Seçilsin ondan sonra gerekli değerlendirmeyi yaparız. Şu anda sadece CHP'nin içerisinde bir görevlidir” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu’na destek veren CHP milletvekilleri

Kemal Kılıçdaroğlu’na destek veren CHP milletvekilleri Muharrem İnce ve Haluk Koç.

Ve CHP'de kılıçlar çekildi. 22 Mayıs'ta yapılacak CHP Kurultay'ı için ilk aday Kılıçdaroğlu. Bugün kameralar karşısına geçen Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığı'na adaylığını açıkladı. Kılıçdaroğlu'nun bu açıklamasına ilk destek CHP'li milletvekilleri İnce ve Koç'tan geldi.

İlk destek Muharrem İnce'den
CHP'liler tarafından 'sessiz güç' olarak tanımlanan Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanlığını açıkmlayınca CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve Samsun Milletvekili Haluk Koç Kılıçdaroğlu'nu desteklediklerini kaydetti.

Canlı yayına bağlanan Muharrem İnce, 'Sayın Deniz Baykal kurultayda aday olaacağına ilişkin hiç bir açıklama yapmadı. Açıklama yapsaydı hepimiz desteklerdik. Ancak Kemal Bey adaylığını açıkladı ben de destekliyorum' dedi.

CHP Genel Sekreteri Sav da Kılıçdaroğlu diyecek
CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu'na desteğini açıklayacak.

Baykal'ın istifasının ardından CHP'de yeni genel başkan kim olacak sorusu günlerdir tartışılıyordu. CHP'de delege yapısını oluşturan Genel Sekreter Önder Sav'ın desteği bu anlamda büyük önem taşıyor.

CHP'li Mengü 60'ın üzerinde CHP'li milletvekilinin Kılıçdaroğlu'na destek imzası verdiğini vurgularken, Kemal Anadol: 'Kılıçdaroğlu'nun adaylığını destekliyorum...' dedi...

CHP Ankara il başkanından Kılıçdaroğlu'na destek
CHP Ankara il başkanı Ali Yıldızlı: Kemal Kılıçdaroğlu'na destek veriyoruz

CHP'li Ağyüz: 45-50 milletvekili Baykal'a dönme diyecek

Özyürek'ten manidar çıkış
Kılıçdaroğlu'nun adaylığını açıklaması CHP Parti Sözcüsü Mustafa Özyürek'e soruldu. Özyürek, 'Bize aday olacağını söylemedi ama bizim için de sürpriz olmadı' dedi.

Bir diğer önemli açıklama da Dersim Gafı yüzünden Kılıçdaroğlu ile araları açılan Onur Öymen'den geldi. Öymen sadece başarılar dilemekle yetindi.

60 CHP'li milletvekili aradıParti içerisinde CHP Genel Başkanlığı adaylığını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu'na 60'ın üzerinde CHP'li milletvekilinin telefonla desteğini açıkladığı bildirildi.

Önder Sav’dan Baykal’la ipleri kopartan açıklama

Önder Sav’dan Kemal Kılıçdaroğlu’na destek açıklaması. Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığını açıklamasının ardından CHP Genel Sekreteri Önder Sav, 'CHP'nin elinin kolunun bağlı olmadığı görüldü' dedi.

Önder Sav, CHP Genel Başkanlığı adaylığını açıklayan Kılıçdaroğlu ile ilgili değerlendirmede bulundu. Genel Sekreteri Önder Sav, 'CHP'nin elinin kolunun bağlı olmadığı görüldü. Kılıçdaroğlu'nu destekliyorum' dedi.CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Genel Başkanlığa adaylığını açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu'nu desteklediğini açıkladı.

Baykal'la görüşmeden söylüyorum
Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmenin ardından basın mensuplarına bir açıklama yapan Sav, şunları söyledi: "Kılıçdaroğlu'nun adaylığını destekliyorum. CHP'nin elinin kolunun bağlı olmadığı görüldü. Kurultay'da sayın Kılıçdaroğlu'nun etrafında kenetlenerek bu yarmaları kıracağız. Bu binanın içindekiler bile farklı düşünüyor olabilir. Biz bu ezberi bozacağız. Köhnemiş ezberlerle gidecek halimiz kalmadı. Bu görüşlerimi Baykal'la konuşarak ifade etmedim. Bunlar CHP Genel Sekreteri olarak 53 yıllık siyasetçi Önder Sav'ın görüşleridir. Deniz Baykal aday olsa da Kılıçdaroğlu'nu destekliyorum."

16 Mayıs 2010 Pazar

İbrahim Kaypakkaya mezarı başında anıldı

1971 devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır Cezaevi’nde işkencede öldürülüşünün 37. yılında Çorum’un Karakaya Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı.

Diyarbakır Cezaevi’nde 18 Mayıs 1973’te işkence edilerek katledilen İbrahim Kaypakkaya, Haki Karer ve Diyarbakır Cezaevi’nde bedenlerini tutuşturan 4’ler, Ferhat Kutay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Nemci Önen anıldı.

Kaypakkaya’nın öldürülüşünün 37. yılında Çorum’un Karakaya Köyü’nde yapılan anma, Alınteri, BDP, Dev-Genç Birliği, Dersimliler Derneği, Devrimci Hareket, DHF, DYG, EHP, ESP, İHD Ankara Şube, ÖDP, Partizan, SDP, Sosyalist Parti ve 78’liler Girişimi tarafından düzenlendi. Etkinliğe Tüm-İGD, Kaldıraç ve EMEP Çorum İl Örgütü üyeleri destek verdi. Anmaya İbrahim Kaypakkaya’nın kardeşi Ali Ekber Kaya ve akrabaları ile Karakaya köylüleri de katıldılar.

Anma için Ankara’dan iki otobüs ile hareket eden kurumlar, Sungurlu girişinde durdurularak, kimlik kontrolünden geçirildi. Siyasi parti ve kitle örgütlerinin üyeleri, Çorum-Ankara karayolu üzerinde bulunan Karakaya Köyü’nde bulunan mezarlığa girmeden öncede jandarmalar tarafından üst aramasına tabi tutuldu.

Otobüslerden inerek kortejler oluşturan yaklaşık 150 kişi, karanfiller ve İbrahim Kaypakkaya’nın resimlerini taşıdılar. Yürüyüş esnasında sık sık “İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür”, “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “İbo Mahir Deniz sürüyor sürecek mücadelemiz” sloganları atıldı. Mayıs ayında yaşamını yitirenlerin adları sayıldı, hep bir ağızdan “Yaşıyor” denildi.

71 Devrimci çıkışının köşe taşları
Anmada kurumlar adına yapılan açıklama yapan Yalçın Kocaoğlu, 18 Mayıs’ta yaşamını yitiren devrimcileri andı. Onlar şahsında İbrahim Kaypakkaya’nın mezarı başında toplandıklarını söyledi. Kocaoğlu, “İbrahim, 71 devrimci çıkışının Denizler ve Mahirler’le birlikte köşe taşlarından biri oldu. Ülkemiz devrimci hareketi içerisinde ona özel yerini veren en önemli noktalardan biri ise resmi ideolojiye yönelik eleştirileriydi. İbrahim, Kemalizm hakkındaki yanılsamaları deşifre etti. Kürt ulusunun kendi kaderini tayin etme hakkını ortaya koyup buna sahip çıkmasıyla İbrahim ülkemiz devrimci hareketindeki ilklerden oldu” diye konuştu.

Mercan’dan Çiğdem getirildi
18 Mayıs’ta yaşamını yitirenlerin baskı ve zulme meydan okudukları için öldürüldüklerini söyleyen Kocaoğlu, “İbrahim Kaypakkaya’dan, Dörtler’den ve Haki Karer’den büyük bir miras aldık” dedi. Geçmiş yıllarda yapılan anmalara katılanlar hakkında çeşitli davalar açıldığını dile getiren Kocaoğlu, “Devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’nın ölümünün 37. yılında yine mezarı başında ‘suç’ işliyoruz” şeklinde konuştu.

Anma mezar başında İbrahim Kaypakkaya anısına yazılan türkü ve marşlar söylendi. Mercan Vadisi’nde yaşamını yitiren Berna Ünsal’ın mezarından getirilen çiğdemler, Kaypakkaya’nın karanfillerle süslenen mezarına dikildi. Kurumlar ayrıca, mezarın başına bir çam ağacı dikti.

İbrahim Kaypakkaya düzenlenen panelde anlatıldı

Partizan, 18 Mayıs 1973′de işkenceyle öldürülen İbrahim Kayyapkaya anısına bir panel düzenledi. Panelde, Kaypakkaya’nın Türkiye’de ulusların kaderini tayin hakkını tam anlamıyla savunan ilk önder olduğu belirtildi, “Devlet korktuğu için onu katletti” denildi.

İSTANBUL-
Partizan’ın Taksim Hill Otel’de düzenlediği panelde bir araya gelen yazarlar, ölümünün 37. yılında İbrahim Kaypakka’yı anlattı. Açılış konuşmasını yapan Serkan Gümüşbaş, 1960′lı yılların ikinci yarısında Türkiye’nin kitlesel eylemlere, grevlere, toprak işgallerine, boykotlara sahne olduğunu söyledi. İbrahim Kaypakkaya’nın o dönemde TİİKP’de örgütlü olduğunu, fakat bu hareketin eylemsizliğinden rahatsız olduğu için örgütten ayrıldığını belirten Gümüşbaş, Kaypakkaya için şunları söyledi: “Doğu ve Güneydoğu’da örgütlenme çalışması yürüten İbrahim Kaypakkaya kitlelerle iç içe olup tahliller yapmış ve düşüncelerini bu sürede netleştirmiştir.

Bu dönemde ulusların kendi kaderini tayin hakkını görerek diğer önderlerden farklılığını ortaya çıkarmıştır. İbrahim Kaypakkaya’nın o zamana kadar görülmeyenleri görmesinde, proleter ideolojiye olan ilgisi etken olmuştur. Kaypakkaya ne diğerlerinden daha şanslı ne de daha zekiydi. Benimsediği bu ideoloji sayesinde doğru tahlillere ulaşabilmiştir.Kaypakkaya’nın baskı altındaki ezilen emekçi halklara güveni nettir. Aktif devrimci mücadeleye halk savaşı stratejisi yön vermiştir.”

ÇETİNOĞLU: DEVLETİ NASIL YIKACAĞINI DÜŞÜNDÜ
Araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu ise tanzimatla başlayan bir ulus devleti yaratma sürecinin olduğunu söyledi. Çetinoğlu, T.C.’nin kurulurken bir değişim değil devamlılığın söz konusu olduğunu belirtti ve “Rejimin özünü anlamadan müdahale etmek yanlış olacaktır” dedi.

Rusya’da devrim yapılırken düşüncenin ‘devleti nasıl yıkarız’ olduğunu belirten Sait Çetinoğlu, İbrahim Kaypakkaya’nın da devletin reorganizasyonunu değil devleti nasıl yıkacağını düşündüğünü kaydetti.Çetinoğlu, Kürtler ve Türklerin devrimci kardeşliği arttırmaları gerektiğini söyledi.

ÖZARSLAN: VÜCUDUNDAKİ YARALAR
DEVLETE AÇTIĞI YARALARIN YANSIMASI
Akademisyen yazar Osman Özarslan, Kaypakkaya’nın genç olmasına rağmen altına girdiği yükün altından başarıyla çıktığını söyledi. “Kaypakkaya’nın vücudundaki yaralar, O’nun devlete açtığı yaraların bir yansıması” diyen Özarslan, Kaypakkaya’nın Kürt sorunu için ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunan ilk kişi olduğunu belirtti. Özarslan, o dönemde MDD ve Sosyalist Devrimciler olmak üzere iki kamp olduğunu kaydetti, bu iki kampın Kemalizmle sorununun olmadığını, bu durumun İbrahim Kaypakkaya ile değiştiğini ifade etti.Osman Özarslan, İbrahim Kaypakkaya’nın Diyarbakır Cezaevi’nde işkencedeyken babasına yazdığı mektupta işkenceden bahsetmeyip kol saati ve giysi istediğini belirtti, “Bize bıraktığı miras mütevaziliği ve devrimci duruşudur” dedi.

KORMAZ: YOL GÖSTERİCİ OLDU
Partizan adına konuşan Eren Korkmaz, Türkiye gibi gelişmemiş ülkelerde emperyalizmin bütün gerici sınıfları uşağı olarak kullandığını ve gerici sınıfların ittifakının faşizmi doğurduğunu söyledi. Korkmaz, “İbrahim Kaypakkaya’yı katleden böyle bir faşizmdi” dedi. Korkmaz, “İbrahim Kaypakkaya’nın sadece Kürt sorununa katkısından dolayı avunmamalıyız. O aynı zamanda bir kopuş gerçekleştirdi ve devrime giden yolda bir yol gösterici oldu” diye belirtti.

HALİS: KEMALİZMDEN EN RADİKAL KOPUŞ
Panelin ikinci bölümünde devrim ve demokrasi sorunu tartışıldı. BDP Milletvekili Şerafettin Halis, ‘68 kuşağının kendisinden önce bir ideoloji birikimine sahip olmadığını söyledi, 68 hareketinin dünyada proletarya, Türkiye’de ise gençlik hareketi olduğunu belirtti. Kemalizmin ideolojiden öte devleti yönetme biçimi olduğunu ifade eden Halis, “Bu durumun dönemim çıkarlarına göre değişebilir” dedi. Halis, Kemalizmden en radikal kopuşu Kaypakkaya’nın yaptığını, bunun bir kopuştan ziyade bir hesaplaşma olduğunu vurguladı. Şerafettin Halis, 1971 atılımının Türkiye için bir sıçrama tahtası olduğunu fakat bu atılımdan sonra verilen bedellere karşı elde edilenlerin karşılığını bulmadığını belirtti. Halis, “İnsan en çok kendine zarar verecek şeyden korkar ve bu yüzden devlet İbrahim Kaypakkaya’dan çok korkmuştur” diye konuştu. Kürt ulusal hareketinin sol sosyalist yapılar içinden çıktığını belirten BDP’li Halis, bu konuda İbrahim Kaypakkaya’nın temel taş olduğunu belirtti ve “İsteriz ki Doğu’da, Güneydoğu’da varolan örgütlenme ölçüsü Türkiye’nin batısında da olsun” dedi.

MENGÜCEK: DEMOKRASİYİ EN ÇOK DEVRİMCİLER SAVUNUR
Partizan adına konuşan Birkan Mengücek, Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirdi. Mengücek, Türkiye’nin kurulduğundan beri ordu devleti olduğunu belirtti, AKP’nin son zamanlarda orduya çatmasını ve yeni anayasayı ise bir aldatmaca olarak değerlendirdi. Mengücek, bunların demokratikleşme olarak algılanamayacağını kaydetti. AKP’nin emperyalizmin istekleri doğrultuda hareket ettiğini ifade eden Mengücek, “Türkiye’de devrim ve demokrasi kavramları iç içe geçmiştir. Devrimciler demokrasiyi en çok savunanlardır” dedi.

CHP’den Erdoğan’a cevap

Deniz Baykal seks kaseti iddiaları Başbakan’ın sözlerine CHP’den cevap. Erdoğan'ın 'Biz Meclis'teyken Baykal başka yerlerdeydi' sözlerine CHP'den cevap: Savaş ilanıdır...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP arasındaki gerginlik tırmanmaya devam ediyor.

Erdoğan'ı Baykal geri dönermi korkusu sardı
Erdoğan'ın Yunanistan dönüşündeki açıklamalarını CHP "savaş ilanı" olarak okudu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, "Erdoğan'ı Baykal geri döner mi korkusu sardı" dedi. Bu arada CHP kurultayı için geri sayım süreci devam ediyor. Gözler salı günü yapılacak il başkanları toplantısında.

CHP'den "Eline, beline, diline sahip olmayan ile yola çıkılmaz" diyen Başbakan'a yanıt gecikmedi. Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, "Kendi aramızda değerlendirdik" dedi; o değerlendirmeden çıkanları basına açıkladı.

Savaş ilanıdır
"Hay hay Sayın Başbakan hay hay. Başımız gözümüz üzerine. Siz savaş ilan ediyorsunuz. Biz bu kavgayı kabul ediyoruz. Başta zatialiniz olmak üzere Sayın Çelik de dahil kimse ağzına alamaz."

Başbakan'ın görüntüler için "Kendi yatak odası değil" demesi de CHP'de dikkat çekti. CHP'ye göre Başbakan'ın açıklamaları, "komplodan haberdar" olduğunun göstergesi.

"Başbakan Erdoğan'ı, Sayın Baykal acaba geri döner mi, yeniden partisinin başına geçer mi korkusu sarmıştır."

Baykal tekrar partiye dönmeyi mi düşünüyor?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ateş'in bu sözleri, aslında herkesin cevabına kilitlendiği soruyu da beraberinde getiriyor. Baykal tekrar partiye dönmeyi mi düşünüyor? Kurultaya mı hazırlanıyor?

"Baykal istifa etti, evinde oturuyor. Baykal partisine küsmüş değil, partisi de ona sırtını çevirmiş değil."

Ve kurultaya 6 gün kala, Baykal ile görüşen Kılıçdaroğlu da dahil henüz kimse "Adayım" açıklaması yapmadı. Tablo salı günü netleşecek.

Çünkü o gün, CHP'nin il başkanları istifanın ardından parti yönetimiyle buluşacak. Baykal'ın işaret ettiği "uzlaşma" o toplantıda aranacak, il başkanlarının bir bildiri ile tercihlerini de ortaya koymaları bekleniyor.

Erdoğan’dan İzmir’de Deniz Baykal’a gönderme

Erdoğan'dan Baykal'a: Sayın Genel Başkanın Parlamentoya gelip gittiği yok. Biz orada Anayasayla uğraşırken, Sayın Başkan başka yerlerdeydi.

''12 Eylül 2010'da 1980 darbesinin 30. yıl dönümünde, inşallah Türkiye 12 Eylül'ün izlerini üzerinden atacak. 12 Eylül 2010'da Türkiye inşallah yeni bir sabaha, aydınlık bir sabaha uyanacak. 12 Eylül 2010'da Türkiye prangalarından, zincirlerinden ayak bağlarından kurtulacak. Ufkunu, vizyonunu onlarla birlikte ekonomisini, demokrasisini daha yüksek standartlara taşıyacak. Biz sizin seçtiğiniz vekiller olarak üzerimize düşeni yaptık. Şimdi söz sizde. Şimdi karar sizin. Şimdi mühür sizin ellerinizde ve kararı siz vereceksiniz.

Birileri Anayasa Mahkemesine gidiyor. Varsınlar gitsinler. Biz millete gidiyoruz, farkımız bu. Hiç şüphemiz yok 'bize milletimiz yeter' dedik, onlar başka yollar arıyor. Biz her zaman milletin hakimliğine başvurduk. Bugün de 'millet' diyoruz. Son sözü millet söyler. Son kararı millet verir diyoruz. Zira egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyoruz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal böyle dedi. Şimdi diyorum ya bugüne kadar Türkiye'de ruh ikizi bir muhalefet vardı. CHP-MHP şimdi bunlar ruh üçüzü oldular. CHP-MHP, bir de yanlarına BDP'yi aldılar. Şimdi üçüz oldular. Bunları anlamak mümkün değil ve yanındaki milletvekili arkadaşlarının iradesine güvenmiyor. Arkadaşına güvenmiyor. Eee zaten Sayın Genel Başkanın Parlamentoya gelip gittiği yok. Biz orada Anayasayla uğraşırken, Sayın Başkan başka yerlerdeydi.''

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Polis destekli ırkçı-faşist saldırılar yayılıyor...

Muğla kent merkezinde Şerzan Kurt isimli öğrencinin polis ve faşistler tarafından silahla yaralanmasıyla başlayan, Kürt öğrencilere yönelik polis destekli ülkücü-faşist saldırılarla tırmanan olaylar kısa süre içinde birçok ilde yankı buldu.

Kürt halkına saldırılar artıyor
Kürt halkına yönelik inkar ve imha politikalarına hız veren sermaye devleti şoven-ırkçı kışkırtmalar eşliğinde faşist provokasyonlar ve linç saldırılarını devreye soktu. Kürt halkına yönelik kapsamlı saldırıların hazırlıklarının yapıldığı bir evrede Muğla'da yaşanan ülkücü-faşist saldırılar kısa süre içinde yaygınlaştı. Ülkücü-faşistler eliyle toplum genelinde tırmandırılmaya çalışılan şovenist histeri dalgası özellikle de üniversitelerde de karşılık buldu.

Muğla Üniversitesi'nde Kürt öğrenciler ile ülkücü-faşistler arasında 11 Mayıs günü öğlen saatlerinde başlayan gerginlik akşam saatlerinde kent merkezinde de devam etti. Ülkücü-faşistlerin polislerin de yönlendirmesiyle solcu öğrencilere saldırması sonucu çıkan çatışmada, 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Şerzan Kurt iki kurşunla yaralandı. Kurt, 9 Eylül Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınırken 12 Mayıs akşamı saldırıları protesto eden öğrencilere sert bir şekilde müdahale eden polis, yaklaşık 100 öğrenciyi gözaltına aldı. Saldırı sırasında birçok öğrenci yaralandı.

Saldırılar polis destekli
Muğla'da Kürt öğrenciler üzerinde estirilen faşist baskı ve terör sırasında sermayenin kolluk güçlerinin rolü bir kez daha açığa çıktı. Polislerin Kürt öğrencileri ülkücü-faşist güruhun olduğu yöne doğru yönlendirdiği görüldü.

Üniversitelerde faşist saldırılar tırmanıyor
İzmir, Ankara ve Eskişehir'deki üniversitelerde Kürt öğrencilere yönelik linç girişimleri ve ülkücü-faşist saldırılar gerçekleşti. Üniversitelerdeki saldırıların yanısıra çeşitli illerde polis-sivil faşistler işbirliğiyle Kürtlere yönelik saldırılar yaşandı.

Ege Üniversitesi'nde 14 Mayıs Cuma günü ülkücü-faşistler tarafından “Türk Dili ve Tarihi Topluluğu” imzasıyla gerçekleştirilmek istenen “İzmir’in işgali / acı yıllar” başlıklı konferans devrimci-demokrat öğrenciler tarafından engellendi. Devrimci-demokrat öğrencilere taşlarla saldıran 20 kişilik bir faşist grupla Gıda Kafe önünde çatışma yaşandı. Rektörlük ise konferansın iptal edildiğini duyurmak zorunda kaldı.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde düzenlenen bahar şenliğinde yurtsever öğrencilere ülkücü-faşist çeteler ve polisler saldırdı.

13 Mayıs günü sabah saatlerinde Kürtçe müzikler çalıp halaylar çeken Kürt öğrencilerin yanına gelen polis ve özel güvenlik birimleri “Burada Kürtçe müzik çalmayın, sonrasında sizin için olanlara üzülürüz” tehditlerini savurdular.

Kendi şenliklerini gerçekleştiren ve okuldan toplu çıkış yapan yurtsever öğrencilerden ikisi öğrenci yurduna dönüşü sırasında 30 kişilik ülkücü-faşist çetenin sopalı-bıçaklı saldırısına uğradı. Okul dışında bulunan Kürt öğrenciler, yaralanan arkadaşlarının yanına gitmek isterken polisin cop ve biber gazlı saldırısına uğradılar. Yaşanan gerginlik sırasında polislerin havaya ateş açtığı gözlenirken hızını alamayan Eskişehir polisi gözaltı terörünü devreye soktu. Saldırı sırasında 34 yurtsever öğrenci gözaltına alındı.

Irkçı-faşist saldırıların ardından kar maskeli ülkücü faşistler Ankara’da da bir öğrenciye satır ve döner bıçakları ile saldırdı. 14 Mayıs Cuma günü sabaha karşı evine doğru giden Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencisi İlker Z., Kızılay Adakale Sokak'ta kar maskeleri takmış, satır ve döner bıçağı kullanan faşistler tarafından saldırıya uğradı. İlker Z.’nun koluna ve omzuna aldığı satır darbeleriyle yaralandığı belirtildi.

Muğla'da linç saldırısı ve tutuklamalar...
Muğla’da 11 Mayıs günü ülkücü-faşistlerin Kürt öğrencilere saldırısıyla başlayan olaylar Muğla Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksekokulu 2. sınıf öğrencisi İzzet Fırathan'ın sokak ortasında linç edilmek istenmesiyle devam etti. Faşist bir grup tarafından linç edilmek istenen Fırathan, Muğla Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Faşist saldırıların ardından gözaltına alınan faşistlerden 25'i emniyetteki işlemlerin ardından çıkarıldıkları savcılıkça serbest bırakılırken, Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen 4’ü tutuklandı. 4 faşistin mahkemede, “Türk bayrağını savunmak için yaptık” sözleri nedeniyle tutuklandığı bildirildi. Polis destekli saldırılar sırasında gözaltına alınan ilerici-yurtsever öğrenciler de tutuklama saldırısından nasibini aldı. Gözaltında bulunan 44 Kürt öğrenciden 42’si savcılıkça serbest bırakılırken 2 öğrenci “Polise mukavemet etmek” gerekçesiyle tutuklandı.

Kadıköy'de Kürtlere saldırı
İstanbul Kadıköy’deki Fikirtepe Mahallesi'nde Kürtlere ait bir kafe polis baskınına uğradı. Polis kafe sahibini tehdit etti. 14 Mayıs günü akşam saatlerinde Fikirtepe Mahallesinde bulunan Maximum Cafe’ye polis baskın yaptı. Bir Kürde ait olan kafeye “PKK’lılar var” diyerek giren polisin cafe sahibini tehdit ettiği ifade edildi.

Kurt'un durumu kritik
Muğla'da polis destekli ırkçı-faşist saldırı sırasında ağır yaralanan Şerzan Kurt, kaldırıldığı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi'nde halen komada. Ege Üniversitesi ve Manisa Celal Bayar Üniversitesi'nden gelen 100'ü aşkın öğrenci, yağmura rağmen hastane önünde sabahladı. Ayrıca İHD İzmir Şube yöneticileri de hastanedeki bekleyişe katıldı.

Öğrenciler, Kurt'un ailesini de ziyaret ederek, arkadaşlarını yalnız bırakmayacağını dile getirdi. Kurt'un durumuna ilişkin doktorlar ailesini bilgilendirdi. Doktorlar, Kurt'u sadece uyuttuklarını, herhangi bir tıbbi müdahalede bulunamadıklarını söyledi. Kurt'a yönelik tedavinin yapılabilmesi için vücudunun direnç göstermeye başlaması gerektiği belirtildi.

Perinçek’ten Baykal’a mektup

Doğu Perinçek Deniz Baykal’a mektup gönderdi. Cezaevinde "tutuklu" olarak bulunduğu süre iki yılı geçen Doğu Perinçek, Deniz Baykal'a bir mektup yazdı.

İşçi Partisi Genel Sekreteri Hasan Basri Özbey, Doğu Perinçek’in cezaevinden Deniz Baykal’a yazdığı mektubu yarın kamuoyuna açıklayacak. Mektup İşçi Partisi’nde düzenlenecek bir basın toplantısıyla duyurulacak.

CHP’den Baykal geri dön mitingi ama CHP'li gençler tarihini bilmiyorlar

Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen gençlik kolları üyeleri ve partililer, Baykal'ın evinin önünde toplandı.

CHP Genel Başkanlığı'ndan istifa eden Deniz Baykal'ın görevine geri dönmesi için Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen gençlik kolları üyeleri ve partililer, Baykal'ın evinin bulunduğu sitenin önünde toplandı. Açlık grevinde bulunan grup ise Baykal ile yapılan görüşmenin ardından eylemine son verdi. CHP'li gençlerin Deniz Baykal ve Deniz Gezmiş'in fotoğraflarının basılı olduğu tişörtler giymesi dikkatlerden kaçmadı.

50 OTOBÜSLÜK KONVOY
CHP Genel Merkezi'nde sabah saatlerinde bir araya gelen partililer, yaklaşık 50 otobüslük konvoyla Baykal'ın evine doğru yola çıktı. Polis eskortu eşliğinde, Eskişehir yolunu izleyerek Beysukent'e gelen partililer, Beysukent girişinde otobüslerden inerek, Baykal'ın evinin bulunduğu sitenin önüne kadar yürüdü.


CHP'Lİ GENÇLER DENİZ GEZMİŞ VE DENİZ BAYKAL'IN FOTOĞRAFLARININ BASILI OLDUĞU TİŞÖRTLER GİYDİ..

BAYGINLIK GEÇİRDİ
Bu arada, Baykal'ın, açlık grevi yapan gençlerle görüşmesi ve grevi sonlandırmalarını istemesi üzerine, açlık grevi yapan grup eylemine son verdi. Açlık grevi yapan gruptaki Derya Yetişen, Baykal'la yapılan görüşmeden önce baygınlık geçirdi. Yetişen, otomobille hastaneye götürüldü. Öte yandan, CHP Genel Merkezinden, açlık grevindeki gençlerin, greve son verdikleri sıradaki açıklamaları konusunda yapılan yazılı açıklamada, “Aydınlık Orucu” adı verilen grevin, oturma eylemi olarak, CHP Kurultayı gününe kadar devam edeceği bildirildi.