30 Eylül 2009 Çarşamba

Farklılıklar zenginliğimiz değil korkumuz olmuş


ürkiye'deki farklı kimliklere bakışı değerlendirmek için yapılan anketin sonucu toplumdaki hoşgörüsüzlüğü gözler önüne seriyor. 1108 kişiyle yapılan ankete göre yüzde 57 ateist, yüzde 42 Yahudi, yüzde 35 Hıristiyanlarla komşu olmak istemiyor Ankete katılanların çoğunluğu gayrimüslimlerin toplumdan dışlandığını ve inançlarını özgürce yaşayamadıklarını da düşünüyor. Yine de ordu, yargı, MİT gibi kurumlarda çalışmalarına katılımcıların yarıdan fazlası karşı çıkıyor

Kamuoyunun farklı kimliklere ve özelde de Yahudiliğe bakış açısını değerlendirmek için yapılan araştırma Türkiye’de farklı olana hoşgörüsüzlüğü gözler önüne serdi. Araştırma Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Demokrasi ve İnsan Hakları için Avrupa Aracı programı tarafından desteklenen ve Beyoğlu Musevi Hahamhane Vakfı tarafından gerçekleştirilen Türk Yahudi Toplumu ve Yahudi Kültürü’nü tanıtma projesi kapsamında gerçekleştirildi. Frekans araştırma şirketi tarafından 18 Mayıs-18 Haziran arasında Türkiye genelinde 1108 kişi ile yapılan anketin sonuçlarına göre yüzde 57’si ateistlerle, yüzde 42 Yahudilerle, yüzde 35’i Hıristiyanlarla komşu olmak istemiyor. Rum, Ermeni ve Yahudilerin Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı olmadıkları düşünülüyor...

Araştırmadaki bir soru ise uzun süredir tartışılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ‘üst kimliği’nin toplum tarafından benimsendiğini gösteriyor. ‘Kendinizi ilk olarak hangi kimlikle tanımlarsınız?’ sorusunun ardından sıralanan şıklardan ‘T.C vatandaşlığı’ ilk sırada yer alıyor: Yüzde 51.

Sahalarımızda gözyumulan bir hareket: Irkçılık...


Araştırmaların ortaya koyduğu Türkiye’deki hoşgörüsüzlüğün ve farklı olana tahammülsüzlüğün son ve çarpıcı örneği Bursaspor- Diyarbakırspor maçında görüldü ve ırkçılık tartışmaları alevlendi. FIFA ve UEFA’nın ‘hassas’ olduğu bu konuda Türk futbolunun sicili parlak gözükmüyor, çünkü kimi pankartlar ve tezahüratlar, geçmişte ‘ırkçılık’ olarak addedilmedi.

Aslında Güneydoğu’nun bu Süper Lig’deki en önemli temsilcisi konumundaki Diyarbakırspor, geçmişte de benzer şekilde ‘ırkçı tezahüratlara’ ve pankartlara muhatap oluyordu ama seslerini Bursspor maçı sonrasında olduğu kadar ‘gür’ ve ‘kararlı’ çıkarmamışlardı. Yeşil-Kırmızılılar, deplasmanda oynadıkları neredeyse her maçta ‘PKK dışarı’ tezarühatıyla karşılaştılar. Son Bursaspor maçında ise karşılarında ‘daha da organize’ edilmiş bir grupla karşılaştılar. Sonrasında yaşanılanlar malum, iş federasyona kadar taşındı ve Başkan Mahmut Özgener, önceki gün olayın muhatapları olarak Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı ve Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer’i yanına alarak bir basın toplantısı düzenledi. Toplantı sonrası iki kulüp başkanı ‘iyi niyet’ ve ‘dostluk’ mesajları verdi, başkan Özgener de futbolun ideal durumlarından bahsetti, “Diyarbakırspor’u bir terör örgütüyle birlikte anmak kabul edilemez, bu konuda gerekli önlemleri almaya kararlıyız” dedi.

Diyarbakırspor Basın Sözcüsü Suat Önen, bu toplantının ardından yaptığı açıklamada “Bu sadece iki başkanın el sıkışması ve iyi niyet açıklamaları ile geçiştirilecek bir olay değildir” diyordu.

Diyarbakır köklü çözüm istiyor

Sözcü Önen, kulüp binasında düzenlediği basın toplantısında, Bursaspor-Diyarbakırspor maçında Bursaspor taraftarının çıkardığı ve yönetiminin sesiz kaldığı çirkin ve kabul edilemez davranışlar örtbas edilmek istenirken duyarlı medyanın katkılarıyla konunun gündeme oturduğunu söyledi. Önen, şöyle konuştu: “Futbol sahalarına yakışmayan bu davranışlara karşı önlem alınmaması ve futbol sahalarında insanların kanının akması ve burnunun kanaması, takımımı ligden çekme tepkimizi ortaya çıkardı. Köklü çözümle ilgili tedbir ve caydırıcı cezaların gerekli olduğuna inanıyoruz. Yeşil sahalar siyaset yapılacak yerler değildir. Spor ve futbol dostluğu, kardeşliği ve diyaloğu sağlayan bir araçtır.”

Sorun, ırkçılık olarak görmemek

Öte yandan FIFA ve UEFA, ırkçılık konusunda son derece hassas. İki organizasyon da en küçük bir ırkçı tezahürat veya pankartta, kulüplere çok ağır yaptırımlarda bulunuyor. Türk futbolunun sorunu ise, yapılan tezahüratların ya da açılan pankartların ırkçılık kapsamında ele alınmaması. Örneğin geçen sezon Galatasaray’la Sivasspor arasında oynanan kupa maçında İsrailli oyuncu Pini Balili’ye ilişkin yapılan tezahürat, ırkçılık kapsamında değerlendirilmedi.

Türk futbolunda ırkçılık örnekleri

* Dönemin Trabzonspor Başkanı Mehmet Ali Yılmaz, futbolcusu Campbell için ‘Yamyam’ sözcüğünü kullanmış, daha sonra “Ben onu espri mahiyetinde söyledim, niyetim ırkıçılık yapmak değildi” diyerek konuyu geçiştirmişti,
* Geçen sezon teknik direktör Samet Aybaba, Gençlerbirliği’nde Mısırlı oyuncusu El Saka’yla problemini basına aktarırken “Beni bir Arap’a tercih ettiler!” demişti
* Geçen sezon Galatasaray-Sivas maçında Sivas’ın İsrailli oyuncusu Pini Balili aleyhine ‘Kahrolsun İsrail, o... ç. Balili’ tezahüratı yapılmış, federasyon bu tezahüratı ırkçılık kapsamında görmemişti.
* Trabzonspor’un kimi maçlarında Bordo-Mavili tribünler Hrant Dink’in katili Ogün Samast’a sahip çıktığı gibi kimi taraftarlar, katilin cinayet günü kafasındaki ‘beyaz bere’yi bir sembol haline getirip maçlarda giymişti.
* 4 Şubat 2007’de oynanan Afyonkarahisarspor-Bozüyükspor maçında ev sahibi takım taraftarları maçta “Hepimiz Ogün’üz, hepimiz Türk’üz” tezahüratı yapmıştı.

‘Bu muamele bize hep yapılıyor’

Takımın, yörede doğmuş dört oyuncusundan biri olan Barış Ataş, konuya ilişkin şunları söyledi: “Bu takımda 10 yıldır forma giyiyorum. PAF takımında da oynadım, 2. Lig’deyken de mücadele ettim. Bize her deplasman maçında benzer tepkileri gösteriyorlar. Tabii ki rahatsız oluyoruz. Biz de bu ülkenin vatandaşıyız. Bütün bunları hak etmiyoruz. Artık Bursaspor maçında yaşananlar son olsun.

O anı anlattı

Bursa-Diyarbakır maçında yaşanan olaylar sırasında oğlu ve yeğenini kucağına alarak tribünden çıkmaya çalışırken fotoğraflanan Diyarbakırspor taraftarı Edip Muratakan ise yaşadıklarını şöyle anlattı: “1992’de Diyarbakır’dan Bursa’ya geldik. Ailece Diyarbakır’ı tutarız. Maçta ‘PKK dışarı’ diye bağırmaya başladılar. ‘Biz PKK değiliz’ diye cevap verilince olaylar başladı. Üzerimize adeta taş ve koltuklar yağıyordu. Maç süresince sürekli gözüm havada yanımda bulunan oğlum ve yeğenimin üzerine bir şey geliyor mu diye baktım, korktum. İstiklal Marşı, hepimizin marşı. Ancak maçı izlerken atılan sloganlar nedeniyle ben kendimi başka bir ülkenin vatandaşı, Diyarbakırspor’u da başka bir ülkenin takımı gibi hissettim.”

Honduraslı Darbeciler, Zehirli Gazı İsrail’den Alıyorlar.

Honduras yasal dışişleri bakanı Patricia Rodas, bu Cuma günü yaptığı açıklamada Honduras’taki darbeci hükümete bağlı askeri birliklerin başkent Tegucigalpa’daki Brezilya Büyükelçiliği’ne zehirli gaz bombası attıklarını ve bu bombaların iki İsrailli firma tarafından satıldığının tespit edildiğini bildirdi.
Rodas, ABD’nin New York şehrinde yaptığı basın açıklamasında Honduras ordusu içerisindeki hala Manuel Zelaya’ya bağlılığını sürdüren kaynaklardan edindikleri bilgiye göre Honduras’taki darbecilerin kullandıkları kimyasalların ve bunları kullanan silahların Alfacom ve Intercom isimli iki İsrailli firmadan satın alındıklarını ifade etti.
Honduras yasal dışileri bakanı Rodas, bu firmaların başkent Tegucigalpa’da bulunduklarını ve İsrail ile aracılığı sağlayan İsrail vatandaşı Yehuda Leitner’a ait olduğunu vurguladı. Ayrıca, bu firmaların temsilcilerinin Honduras’a havayoluyla son birkaç gün içinde geldikleri bildirildi.
Başkent Tegucigalpa’daki Brezilya Büyükelçiliğinde bulunan Honduras yasal devlet başkanı Manuel Zelaya, buradan yaptığı basın açıklamasında Honduras silahlı kuvvetleri tarafından darbeci hükümetin emri ile Büyükelçilik binasına zehirli gaz ihtiva eden bombaların atıldığını açıkladı.
Amerika Kıtaları İnsan Hakları Komisyonu’nun verdiği bilgiye göre, tam olarak ne olduğu belirlenemeyen bu gazların Brezilya Büyükelçiliği’nde bulunan kişiler üzerinde zehirlenme, kanama, kusma, halsizlik, bayılma gibi etkiler yarattığı bildirildi.
Bu açıklamalar, Roberto Micheletti liderliğindeki darbeci hükümet tarafından yalanlanarak ‘tamamen gerçekdışı’ olduğu iddia edildi.
Rodas ise, halk sağlığı konusunda uzman olan Mauricio Castellanos’un Brezilya Büyükelçiliği çevresinde numuneler topladığını belirterek uzmanın Büyükelçiliğe yoğun askeri kuşatmadan dolayı sadece 300 m yaklaşabildiğini söyledi. Test sonuçları, kullanılan gazın normal bir biber gazından daha yüksek amonyak oranına sahip olduğunu ortaya çıkarmış bulunuyor. Aynı zamanda hızlı bir şekilde solunmasını sağlayan bir tür asit içeren gazın, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı ve solunum problemlerine yol açtığı da bildirildi.
Dışişleri Bakanı Patricia Rodas, Büyükelçilik binasında bulunanların helikopter, uçak ve direkt olarak özel bir silahtan atılan kimyasallar ile ses ve elektromagnetik radyasyon yayan sofistike cihazların etkilerinden son derece olumsuz bir şekilde etkilendiklerinin altını çizdi.
İnsan Hakları Komisyonu’nun Micheletti hükümetine Brezilya Büyükelçiliği’ne yönelik operasyonlarına son vermesi ve doktorlar ile Honduras Kızılhaçı üyelerinin binaya girmelerine izin vermesi çağrısı yapmış olmasına rağmen, darbeci hükümetin dışişleri bakanı binaya ne diplomatik heyetlerin ne de doktorların girmesine izin verilmeyceğini açıkladı.
BM 64. Genel Meclis Toplantısı için New York’ta bulunan Rodas, BM’nin acil olarak bir uluslararası doktorlar misyonunu şu an kuralsız bir savaşın yaşandığı ülkesi Honduras’a göndermesi talebinde bulundu.

Chavez’den de Aynı Konuda Açıklama
Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez ise, BM Genel Meclis Toplantısı’nda söz aldıktan sonra yaptığı basın toplantısında daha önce gizli tutulan Zelaya ile yaptığı telefon konuşmasında Brezilya Büyükelçiliği çevresindeki evlerden birinin çatısına yerleştirilmiş olan İsrail yapımı bir cihazla Büyükelçilik binasındaki elektronik aletlerin sabote edilerek kullanılmaz hale getirildiğinin kendisine aktarıldığını ifade etti.
İsrail, Honduras’taki darbeci hükümeti tanıyan tek ülke olma özelliğini bu son olayla askeri lojistik sağlayan ülke olarak başka bir seviyeye taşımış bulunuyor.

Chavez’i öldürmesi istenen Kolombiyalı Paramiliterden İtiraflar

Bu Cumartesi günü El Cezire kanalında, Kolombiyalı paramiliter Geovanny Velásquez Zambrano’nun Peru’da siyasi mülteci olarak bulunan Venezüellalı Manuel Rosales tarafından kendisine Chavez’e suikast düzenlemesi karşılığında 25 milyon dolar teklif edildiğini açıkladığı bir video yayınlandı.
Paramiliter Zambrano, Venezüellalı eski başkan adayı ve Chavez karşıtı Manuel Rosales’in kendisini aradığını ve 1999 yılında gerçekleşen bu gizli buluşmada Rosales’in kendisine bu yüksek tutarı teklif ettiğini itiraf etti.
Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez, birçok kereler Venezüella oligarşisi ile ilişki halindeki Kolombiyalı paramiliterlerin kendisini öldürmek için harekete geçtiklerini, ancak Venezüella istihbaratının bu suikast girişimlerini açığa çıkardığını vurgulamıştı.
Manuel Rosales, Venezüella hükümeti tarafından başkan Chavez’e suikast düzenlemek amacıyla plan yapmaktan suçlanmış ve hakkındaki Zulia eyaleti valiliği yaptığı dönemi kapsayan yolsuzluk suçlamaları nedeniyle mahkemeye sevkedilmişti. Soruşturmanın sürdüğü Nisan ayında Venezüella’dan gizlice Peru’ya kaçan Venezüella muhalefeti lideri Rosales, burada Chavez hükümetinin tüm karşı çıkmalarına rağmen siyasi mülteci statüsü kazanmıştı.
El Cezire tarafından yayınlanan açıklamasında paramiliter Zambrano, Rosales’in bu teklifinin başka bir Kolomiyalı paramiliter tarafından kabul edildiğini ifade etti, ancak bu kişinin kimliğine ilişkin bir bilgi vermedi.
Manuel Rosales hakkında, Zulia eyaleti valiliği döneminde yasadışı bir şekilde mal varlığını arttırmak ve yolsuzluk nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. Peru’ya kaçışının ardından Venezüella hükümeti ise, Interpol’den Rosales hakkında yakalama emri çıkartılmasını istemişti.
Rosales’in, Zulia valisi olduğu 2002-2004 yılları arasında zimmetine 147 bin 389 bolivar (68 bin 500 dolar) geçirmek suçlamaları nedeniyle 20 Nisan 2009 tarihinde Caracas’ta savcılık karşısında ifade vermeye gelmesi gerekiyordu. Buradan büyük ihtimalle tutuklama kararı çıkacak olması üzerine Rosales, Peru’ya kaçtı.
Manuel Rosales’e atfedilen diğer suçlar arasında Zulia piyangosunda yolsuzluk, La Virginia, Maracaibo ve ABD’nin Miami şehrinde toplam iki milyar dolarlık gayrımenkul alımı, 13 adet şirkete kanunsuz ortaklık, Zulia eyaletine bağışlanmış 400 adet büyükbaş hayvan ile 200 adet aracın zimmete geçirmek bulunuyor.
Haber: CANAN ATEŞ
26.09.2009

CCB (Kıtasal Bolivarcı Koordinasyon): Honduras’taki İsyan İktidara Yürüyor.

Kıtasal Bolivarcı Koordinasyon (CCB) Genel Yönetimi, yaptıkları bir açıklama ile semtlerden başlayarak büyük bir isyancı hareket yaratan Honduras halkıyla dayanışma çağrısında bulundu. Açıklamanın tam metni aşağıdaki gibidir:

Honduras Halkıyla Dayanışmak Acil ve Kaçınılmazdır
Honduras’taki olayların gelişimi karşısında ve bu ülkenin yasal devlet başkanı Manuel Zelaya’nın ülkesine geri dönmesinin ardından Kıtasal Bolivarcı Koordinasyon (CCB) olarak, tüm Latin Amerika ve dünya halklarına ülkelerindeki anayasal düzeni yeniden tesis etmek ve başkanları Zelaya’nın görevine dönmesi için başeğmez bir mücadele sergileyen Honduras halkıyla dayanışma çağrısında bulunuyoruz.
Bu anlamda:
Direnen Honduras halkına saldırıp sayısız ölü, yaralı ve işkence mağduru olmasına neden olan baskı ortamını kınıyoruz. Barbarlığın seviyesi, gösteri yapan kitleye çivili sopalarla saldırmaktan halka karşı ateş açma seviyesine kadar artmıştır.
Aynı şekilde darbeci hükümetin Honduras halkının başkanı olan Zelaya’yı öldürme niyetini ve Zelaya tarafından açık bir şekilde bilgisi verildiği üzere alternatif yayın organlarına karşı yürütülen saldırgan tutumunu kınıyoruz.
Darbeci hükümete karşı tepkimizi toplu bir şekilde göstermek, demokratik bir şekilde seçtikleri başkan Zelaya’yı eski görevine döndürmek ve darbecileri ülkelerinden kovmak için semtlerden yükseltilen isyancı harekete ve halk direnişine desteğimizi sunarak dayanışma amaçlı için bir eylem yapma çağrısında bulunuyoruz.
Honduras halkını kahramanca direnişinde destekliyor ve dayanışma sözü veriyoruz. Mücadeleleri mücadelemizdir. Cesaretleri, tüm Latin Amerika ve dünya halkları için bilinçlenmeye çağrıdır.
KITASAL BOLİVARCI KOORDİNASYON
Kıtasal Bolivarcı Harekete Doğru Kıtasal Bolivarcı Koordinasyon Genel Yönetimi

Brezilya: Darbeci Hükümete ‘Yeter’ Demenin Zamanı Geldi.

Amerika Devletleri Örgütü (OAS) Brezilya Büyükelçisi Ruy Casaes, Honduras halkının şu an yaşamakta olduğu durumun kaygı verici olmayı sürdürdüğünü belirtti ve ‘yeter’demenin zamanının geldiğini vurguladı. Casaes, yasalara aykırı bir şekilde iktidarı alan ve hiçbir meşruluğu olmayan bu hükümetin iktidarda kalmaya devam etmesinin, diğer bölgelerde de sorun yaratacağı anlamına geldiğini ifade etti.
Brezilya OAS Büyükelçisi, uluslararası barışı tehdit eden koşulların mevcudiyetine dair hiçbir kuşku olmadığını belirterek uluslararası kamuoyundan Honduras’ta demokrasiyi yeniden tesis etmeyi sağlayacak adımlar konusunda net bir şekilde düşünmelerini ve cevap vermelerini istedi.
Casaes, Brezilya hükümetinin Honduras’taki darbecilerin herhangi bir çözüm yolunu tıkayarak gelecek Kasım ayında yapmayı planladıkları başkanlık seçimlerini meşrulaştırma şeklinde bir taktik izlediğinin farkında olduğunu ifade etti. Büyükelçi, ‘darbeci hükümet, şüphe götürmez bir şekilde dialog imkanı olmadığı izlenimini yaratmaktadır. Birkaç hafta önce bir dialog zemininde bulunur gibi gözükmelerinin nedeni ise zaman kazanmaktır, çünkü iktidarda bulundukları her dakikayı değerlendirmeye çalışıyorlar’ dedi. Darbeci hükümetin olağanüstü hal ilan etmesini ise Micheletti’nin kesinlikle dialog istemediğinin açık bir kanıtı olduğunu sözlerine ekledi.
Casaes, ayrıca Brezilya Büyükelçiliği’nde yaşanan gelişmelere ilişkin olarak ise, darbeci hükümet yetkililerinin Brezilya Büyükelçiliği’nin Manuel Zelaya’nın Honduras’a girişinde rolü olduğuna ilişkin yakıştırmalarının tamamen yalan olduğunu, Zelaya’nın ülkesine girdikten sonra Brezilya Büyükelçiliği’ne misafir edilmek amacıyla başvurduğunu belirtti. Brezilya’nın tavrının ise yasal bir devlet başkanının bu talebi karşısında başka türlü olamayacağını vurguladı.
Brezilya Hükümeti, BM Örgütü Güvenlik Konseyi’nden Honduras’taki Brezilya Büyükelçiliği’nin karşı karşıya olduğu güvenlik sorunu ve uluslararası normların ihlali ile ilgili olarak bir toplantı talebinde bulundu.
Brezilya devlet başkanı Luiz Inacio Lula da Silva geçtiğimiz Pazar günü yaptığı açıklamada, darbeci Micheletti hükümetinin Brezilya Büyükelçiliği’ne Manuel Zelaya’nın orada bulunuş statüsünü belirlemeleri için verdiği süreyi kabul etmediğini ifade etti. Lula, ‘eğer darbeciler büyükelçiliğe girerlerse bütün uluslararası diplomatik normları ihlal etmiş olurlar’ dedi.
Haber: CANAN ATEŞ
28.09.2009

FARC-EP SİYASİ TUTSAKLARINDAN ZORUNLU AÇIKLAMA

Bella Antioquia’da bulunan Bellavista Cezaevi’ndeki siyasi tutuklular ve savaş esirleri olarak ulusal ve uluslarası kamuoyuna, devletin denetim mekanizması olan kurumlarına ve insan hakları savunucusu olan örgütlere sesleniyoruz:
1. Bellavista Cezaevi’nin içerisinde gerçekleşen çatışmalarda bizler siyasi tutuklular ve savaş esirleri olarak kesinlikle yer almadık. Bu çatışmalar paramiliterler ve adi suçlular arasında olup uyuşturucu madde satışının ve koğuşların kontrolünü ele geçirmek sebebiyledir.
2. Bizler, bazı medya kuruluşlarının 4 Eylül 2009 tarihinde yaptıkları yayınlarda bu olanlara siyasi tutuklu ve savaş esiri olan bizlerin katıldığına dair tamamen yanlış bilgi vermeleri üzerine bu açıklamayı yapmayı zorunlu gördük.
3. Siyasi tutuklular ve savaş esirleri olarak bulunduğumuz konumu tekrarlıyoruz; devrimciler ve halkın savaşçıları olan bizlerin, uyuşturucu madde satışı ve kontrolü nedeniyle yapılan hiçbir kavgada yer almamız mümkün olamaz.
4. Bu gelişmeleri kaygıyla karşılıyoruz, çünkü bu durum bizlere yönelik INPEC’in (Kolombiya Ceza ve Islahevleri Yönetimi) ile resmi ve resmi olmayan güvenlik güçlerinin baskılarını arttırmak için bahane yaratacaktır.
5. İnsan hakları örgütlerini, Baroları, Savcılıkları ve sivil toplum örgütlerini, bu tip durumların kamuoyuna açıklanmasından sonra her seferinde gerçekleştiği üzere Bellavista Cezaevi içerisinde yapılacak herhangi bir muhtemel saldırı noktasında uyanık olmaya çağırıyoruz.

SİYASİ TUTUKLULAR VE SAVAŞ ESİRLERİ
BELLAVİSTA CEZAEVİ, KORİDOR 8
FARC-EP
13.09.2009

FARC-EP Sekreteryası’ndan AÇIKLAMA

Senatör Piedad Córdoba’nın esir değişimi sürecindeki fonksiyonunun yeniden belirlenmesi ile ilgili olarak:
1. Bu yılın başında tarafımızdan açıklandığı üzere, savaş esirleri olan çavuş Pablo Emilio Moncayo ve paralı asker José Daniel Calvo, FARC tarafından tek taraflı olarak serbest bırakılacaklardır. Bu serbest bırakmaların ve yaşlılıktan dolayı esir olduğu süre içerisinde vefat etmiş olan Guevara’nın naaşının tesliminin sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi için sözü edilen askerler, Barış İçin Mücadele Eden Kolombiyalılar’ın temsilcisi olan senatör Piedad Cordoba’ya teslim edileceklerdir. Ek olarak, bu sürece katkılarından dolayı Piskopos Konferansını, Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nü, Profesör Moncayo ve Senora Emperatriz de Guevara’yı selamlıyoruz.
2. Her iki tarafın da esirlerinin karşı karşıya kaldığı insanlık dramı karşısında devlet başkanlığı seviyesinde sergilenen samimiyetsizlik ve duyarsızlık kadar sözü edilen askerlerin esaretinin beş ay daha sürmesine neden olan inanılmaz kayıtsızlık ve merhametsizliği esefle karşılıyoruz. Moncayo’nun da dediği gibi hakim olan tavır, esir değişimi sürecine engel olma, değer bilmeme ve hükümetin esirleri halka unutturma çabalarıdır.
3. Tek taraflı olarak esirleri serbest bırakma eylemimizle, gerillanın ve devletin elindeki tüm savaş esirlerinin özgürlüklerine kavuşmasını kolaylaştıracak esir değişimi sürecinde adım atılmasına dair ısrarlı duruşumuzu tekrar vurguluyoruz.Esir değişimi anlaşmasının, ülkemizdeki büyük çoğunluğun arzusu olan çatışmanın politik yoldan çözülmesini sağlayacak koşulları yaratan bir somutluk taşıdığına inanıyoruz.
4. Geçmişte Caquetá bölgesinde, asker ve polislerin serbest bırakılması esnasında Kolombiya Ordusu’nun bir gerillayı öldürmesi ve bir gerillayı da kaçırması nedeniyle bu serbest bırakma eylemi için açık bir şekilde kamuoyuna duyurulacak olan resmi garantilerin ve protokollerin yerine getirilmesini zaruri olarak görüyoruz.
FARC-EP Merkez Kurmay Heyeti Sekreteryası
Kolombiya Dağları, 22 Eylül 2009

Nikaragua Dışişleri Bakanı’ndan Zelaya Konusunda Uyarı

Nikaragua Dışişleri Bakanı Samuel Santos Lopez, bu Salı günü BM Örgütü Genel Meclis toplantısında yaptığı konuşmada darbecilerin Honduras’ın yasal devlet başkanı Manuel Zelaya’yı öldürmek konusunda çeşitli planları olduğunu vurguladı.
‘Bunlara şimdi iyi kulak verin, çünkü daha sonra Zelaya’nın intihar ettiğini söyleyecekler’ diyen Nikaragua Dışişleri Bakanı, 28 Haziran’daki askeri darbeden sonra Honduras’ın içine düştüğü ağır kriz ortamının Honduras halkına karşı işlenen bir suç olduğunu ifade etti.
Bakan, kendi ülkesinin hükümetinin Zelaya’yı Honduras’ın demokratik bir şekilde seçilmiş devlet başkanı olarak tanıdığını ve bu ülkede gerçekleşmiş darbeyi kınadığını vurguladı.
Santos Lopez, ‘şu andan itibaren Honduras’ta gerçekleşecek herhangi bir seçim sahtekarlığını tanımayacağımıza dair net kararımızı bildiriyorum’ diyerek Honduras’ta formalite demokrasi ve ikiyüzlülüğün ötesine de geçmiş olan bir değişimin yaşandığının altını çizdi.
Bakan, bu darbenin hedeflediklerinden birinin de Honduras’ın da içerisinde bulunduğu ALBA (Bizim Amerikamız Halklarının Bolivarcı Birliği) ülkeleri arasındaki dayanışmayı baltalamak olduğunu ifade etti.
Nikaragua Dışişleri Bakanı, Honduras yasal Dışişleri Bakanı Patricia Rodas’ın BM Örgütü’nün Honduras’ta yaşanan krizle ilgili olağanüstü bir toplantının organize etmesi önerisine ülkesinin tam destek verdiğini belirtti.
Haber: CANAN ATEŞ
29.09.2009

Honduras Direnişi Hak Gasplarına Rağmen Devam Ediyor.

Honduras’taki Darbeye Karşı Ulusal Cephe’nin çağrısıyla biraraya gelen Honduraslılar, darbeci Roberto Mücheletti hükümetinin ifade, biraraya gelme ve toplantı yasağına rağmen bu Salı gününü de sokaklarda eylemler yaparak geçirdiler.
Ulusal Cephe örgütü, bugün yaptığı açıklamada ülkede anayasal düzenin yeniden tesisine ve yasal devlet başkanı Manuel Zelaya görevine dönünceye dek eylemlerine devam edeceklerini ifade etti.
Açıklamada ‘vermekte olduğumuz halk mücadelesine, halklara tarih boyunca baskı uygulayan oligarşiden bağımsızlaşma yolunda ilerleyen bir Honduras’ı yeniden yaratıncaya kadar devam etme sözü veriyoruz’ ifadelerine yer verildi.
Ulusal Cephe militanlarından Amilcar Espinoza ise, darbecilerin Honduras halkı konusunda büyük bir yanılgıya düştüklerini vurguladı ve darbecilerin yapılmakta olan eylemlerin birkaç güne kadar sona ereceği yanılgısına düştüklerini belirtti.
Pek çok kurum ve meslek örgütü, bu Salı günü darbeci hükümetin bazı anayasal hakları 45 günlüğüne askıya alması karşısında neler yapılabileceğini tartışmak üzere biraraya geldiler.
Darbeci hükümet, Manuel Zelaya’nın geçen hafta başkent Tegucigalpa’ya ulaşmasının ardından yükselen halk hareketini frenlemek için ülkede olağanüstü hal ilan etmişti. Radio Globo ve Canal 36 televizyonu gibi darbe karşıtı yayın organlarının darbeciler tarafından kapatılması üzerine önümüzdeki günlerde eylemlerin hız kazanması bekleniyor.
Haber: CANAN ATEŞ
29.09.2009

Piedad Cordoba, Katolik Kilisesi’ni Yalanladı.

Kolombiyalı Senatör Piedad Cordoba, Katolik Kilisesi monsenyörü Juan Vicente Cordoba’nın esirlerin değişimine dair süreçte eksik kalan tek şeyin Kolombiya hükümeti ile FARC arasında anlaşmaya varmak olduğu şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Liberal Parti Senatörü Piedad Cordoba, gazetecilere yaptığı açıklamada din adamı Vicente Cordoba’nın FARC’ın elindeki esirlerin ve Kolombiya cezaevlerindeki gerillaların aşamalı olarak serbest bırakılmalarını sağlayacak sürece ilişkin eksik olan tek noktanın her iki taraf arasında anlaşmaya varmak olduğunu ifade ettiği açıklamalarının doğru olmadığını vurguladı.

Senatör, Katolik Kilisesi temsilcisine meseleleri daha fazla birbirine karıştırmaması çağrısında bulunarak FARC’ın teslim etmeye hazır olduğu esirlerin serbest kalmasını geciktirecek hiçbir şeye izin vermemek gerektiğini ifade etti.

Her bir esir tesliminin çok zorlu olduğunu belirten senatör, ‘FARC, teslim etmeyi garanti ettiği iki askeri serbest bırakmak için daha fazla bir şey istemiyor. Bu sürecin aşamalı olacağını iddia etmek, serbest bırakmaları geciktirmek anlamına gelir’ dedi.

Daha önce FARC’ın elindeki altı savaş esirinin bırakılmasına öncülük eden Piedad Cordoba, ‘önce bu kişilerin serbest bırakılmamalarını sağlayalım, daha sonra esir değişimi üzerine detaylıca konuşmaya başlayabiliriz’ dedi.

FARC, elinde tuttuğu çavuş Moncayo ve asker Calvo’yu tek taraflı olarak serbest bırakacağını dört aydan bu yana açıklamaktaydı. Ancak FARC, geçen hafta örgütün Merkez Kurmay Heyeti Sekreteryası’nın da yayınladığı bir bildiride belirtildiği üzere, bu serbest bırakmalar esnasında Kolombiya hükümetinin bir provokasyonuna karşı önlem olarak bu iki esiri yalnızca Piedad Cordoba’ya teslim etme konusunda ısrarını sürdürüyor.

Haber: CANAN ATEŞ

29.09.2009

Emekçiler sokakta, IMF defol


Sendikalar ve meslek örgütleri, 1-7 Ekim'de yapılacak IMF ve Dünya Bankası toplantısına karşı eylem planlarını açıkladı. Emek örgütleri, “Emperyalist haydutları tanıyoruz” dedi. Emekli-Sen üde İstiklal Caddesi'nde IMF'ye karşı yürüdü.

Taksim Gezi Parkı'nda bir araya gelen KESK, DİSK, TMMOB ve TTB üye ve yöneticileri, “Kar değil insan, Dünya Bankası ve IMF defol” yazılı pankart açtı. Sendikalar ve meslek örgüleri, IMF ve işbirlikçilerinin işçi ve emekçilere daha fazla açlık ve yoksulluk dayatmak için toplanacaklarına dikkat çekti. Dünya halklarının emperyalist haydutlara karşı mücadeleyi büyüteceklerini vurguladı. Yaklaşık 150 kişinin katıldığı eyleme ESP, DTP ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras destek verdi.

Sendika ve meslek odaları adına açıklama yapan KESK Genel Başkanı Sami Evren, emperyalist haydutlara seslendi. “Ne sizi, ne politikalarınızı, ne önerilerinizi görmek ve duymak istemiyoruz. Bu ülkenin insanları sizi ve temsil ettiğiniz ideolojiyi ve politikalarınızı çok yakından tanıyor. Bir gün gelecek, emeğin mücadelesi elbette sizin kararlarınızı ve politikalarınızı da söküp atacaktır” diye konuştu. Evren, “Başka bir dünya mümkün” diyerek, IMF ve Dünya Bankası toplantılarına karşı eylemler yapacaklarını ifade etti. KESK Genel Başkanı, İşçileri, emekçileri ve tüm ezilenleri, işsizlik, açlık ve emperyalist savaşları yaratan haydutlara karşı mücadeleye çağırdı.

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB'nin açıkladığı eylem takvimi şu şekilde;

1 Ekim saat 12.30'da Tünel'den Taksim Meydanı'na bir yürüyüş,

3 Ekim İstanbul Beyoğlu, Kartal ve Sarıyer'de etkinlikler düzenlenecek, krizin mağdurları seslerini yükseltecek.

6 Ekim saat 11.00'de Taksim Gezi Parkı'nda ve bütün illerde “IMF ve DB'ye karşı ses ver” başlıklı kitlesel eylem

Emekliler IMF'ye karşı sokağa çağırdı

Emekli-Sen İstanbul Şubeleri de bugün IMF'ye karşı yürüdü. Galatasaray Meydanı'nda bir araya gelen emekliler, “Emekli düşmanı IMF ve Dünya bankası defol” yazılı pankart açtı, Taksim Meydanı'na yürüdü. Emekliler adına açıklama yapan Kadıköy Şube Başkanı Yalçın Vural, IMF toplantısında emekçilerin hayatlarını dahada karatacak kararlar alınacağını belirtti. “Emekçi halkımıza karşı uygulanacak politikaları ve bu politikaları uygulamaya sokacak olan işbirlikçi AKP Hükümetini reddediyor ve kınıyoruz” dedi. Vural, emperyalist haydutların yapmak istedikleri toplantıya karşı işçi ve emekçileri mücadele etmeye çağırdı.

Eylemlerde sık sık “IMF defol emekçiler sokakta”, “Kahrolsun emperyalizm yaşasın mücadelemiz”, “Susma haykır zamlara hayır” ve “Yaşasın onurlu mücadelemiz” sloganları atıldı.

SAVAŞA DEVAM


AKP Hükümeti, sınır ötesi operasyon tezkeresini “Demokratik Açılım”a dahil etmedi. Bakanlar Kurulu, ölüm tezkeresinin süresinin bir yıl daha uzatılmasını kabul etti. Tezkere Meclis'e gönderilecek.

Başbakan 'analar ağlamasın' diyor ancak operasyonlar sürüyor. Operasyonlarda ölen asker ve gerillaların anneleri ağlamaya devam ediyor. PKK'nin 13 Nisan'dan bu yana sürdürdüğü çatışmasızlık kararına rağmen operasyonlara ara vermeyen TSK'nın savaş tezkeresinin süresinin uzatılması talebi bugün Bakanlar Kurulu'nda görüşüldü.

Toplantı sonrası açıklama yapan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, sınır ötesi operasyon için TSK'ya verilen yetkinin süresinin bir yıl daha uzatılmasına ilişkin tezkerenin TBMM'ye gönderilmesinin kararlaştırıldığını bildirdi.

Çocuklar 'çocuk mahkemesi'nde yargılanacak

Bugünkü Bakanlar Kurulu'nda polise taş attıkları için Ağır Ceza Mahkemelerinde yargılanan çocuklar da gündeme geldi. TMK mağduru çocukları yoğun tepkiler üzerine nihayet gündemine alan AKP, çocukların yargılanması konusunda yasal değişiklikler yapacak. Bakan Çiçek, 18 yaşından küçük çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmasını öngören düzenlemelerin karara bağlandığını söyledi.

Çiçek, Adalet Bakanlığı'nın AB müzakere süreciyle ilgili hazırladığı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısının 'demokratik açılım' konusunu da kapsadığını belirtti. Kanun tasarısı hakkında bilgi veren Çiçek, tasarının TMK mağduru çocukların durumlarıyla ilgili düzenleme getirdiğini söyledi. Bu düzenlemelerin gerçekleşmesi halinde 18 yaşından küçük çocukların “siyasi” davalarının çocuk mahkemelerinde görüleceğini bildirdi. Bunlarla ilgili alternatif cezai tedbirlere gitme imkanı da olacağını anlatan Çiçek, Ceza İnfaz Kanunu'ndaki cezaların ertelenmesi, denetimli serbestlik gibi çocukların lehine önemli düzenlemelerin Bakanlar Kurulu'nda karara bağlandığını kaydetti.

Bakanlar Kurulu'nda iç ve dış gelişmelerin de ele alındığını belirten Çiçek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti ve bazı bakanların yurt içi ve yurt dışı seyahatlerinin de değerlendirildiğini aktardı.

Öcalan davası: Hukuk sadece bir 'araç'mış


Abdullah Öcalan davasının sır perdesi aralandı, hukuksuzluk artık belgeli. Abdullah Öcalan'ın hakimi Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi değil MGK, Başbakanlık, Dışişleri, Genelkurmay, MİT, Emniyet ve Jandarma'nın oluşturduğu kurulmuş.

Hakim: İlgililere danışayım

MİT temsilcisi, yıllar sonra ortaya çıkan 2 Temmuz tarihli kurul toplantısı tutanaklarına göre, hâkimin duruşma sırasında avukatların kendisine yönelttikleri talepleri sık sık, “Bu talebi ilgililere danışayım” yanıtı vermesinden şikayet ederek, “Bu, ileride çok büyük sıkıntı yaratacak. Davaya bakan hâkimin gelen taleplere resen karar vermesi gerekir. Aksi takdirde, mahkemenin ve hâkimin bağımsız olmadığı yönünde bir izlenim yaratılabilir” uyarısında bulunuyor. Aynı MİT'çinin diğer bir itirafı da en az bunun kadar çarpıcı. MİT yetkilisi, mahkeme heyetiyle yapılan görüşmelerde, davanın 27 Haziran’a kadar mı, yoksa 7-8 aya yayılacak şekilde uzatılmasının mı daha yerinde olacağı konusunun tartışıldığını ve kısa sürede bitirilmesinin daha yararlı olacağı kanısına varıldığını belirtiyor.

MİT: O artık bir araç

Milli Güvenlik Kurulu, Başbakanlık, Dışişleri, Genelkurmay, MİT, Emniyet ve Jandarma tarafından oluşturulan kurul 3 Haziran 1999, 2 Temmuz 1999 ve 7 Ekim 1999 tarihli toplantı tutanaklarına göre idam kararı da hukuku değil siyasi. MİT, idam tartışmasında şöyle diyor: “Eğer, Apo dağdakileri indirebilecekse, yaşayabildiği kadar yaşayacak. O artık bir araç.” Genelkurmay temsilcisi ise, duruşmalar başlamadan önce ilgili kuruluşlar olarak davanın çerçevesinin oluşturulmasında ve mahkeme heyetinin yönlendirilmesinde bir hata ya da gecikmenin olup olmadığının tartışılabileceğini ifade edince, Jandarma temsilcisi, kendisinin Öcalan davasına bakan hâkim ve mahkeme heyetiyle konuştuğunu, hâkimin, davadan çekilmesi konusunda ısrarlı olan Öcalan’ın avukatlarının direncini kıracak bir tutum takındığını söylüyor.

'Kısa süre': Bir ay, 8 duruşma

Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, İmralı Adası’nda kurulan özel salonda jet hızıyla davayı görmüş, Abdullah Öcalan'ı idama mahkum etmişti. Dava 8 duruşmada sonuçlandırılmıştı.

29 Eylül 2009 Salı


Türk-İş, Eylül ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırmasını açıkladı. Buna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması zorunlu gıda harcaması tutarı bir önceki aya göre yüzde 1.32 artarak 749,81 liraya yükseldi. Gıda ile birlikte yapılması zorunlu olan kira, yakacak, elektrik, su gibi konut, ulaşım, giyim, sağlık, eğitim harcamalarının da dikkate alındığında ise yoksulluk sınırı bir önceki aya göre 29 lira yükselerek 2 bin 442 lira olarak hesaplandı.

Gine’de ayaklanma: 87 ölü


Gine’de cunta lideri Musa Dadis Camara'nın devlet başkanlığına aday olması üzerine başlayan gösteriler çatışmaya dönüştü, polis ateş açarak protestoculara müdahale etti.

Gine İnsan Hakları Örgütü Başkanı Thierno Maadjou Sow, başkent Konakri'nin sokaklarında toplandıktan sonra bir stadyumun içinde ve çevresinde toplanan muhalifleri dağıtmaya çalışan güvenlik güçlerinin kalabalığa ateş açtığını söyledi.

Kimliğini açıklamayan bir emniyet yetkilisi, AFP muhabirine, başkent Konakri'deki stadyum ve çevresinde 87 göstericinin öldüğünü söyledi.
Görgü tanıkları da olaylar sırasında bazı muhalif liderlerin tutuklandığını, 20 protestocunun da yaralandığını bildirdi.

Bu arada, bir görgü tanığı da bir polis karakolunun muhalifler tarafından yakıldığını, bazı polis araçları, ekipmanları ve bir polisin kalabalık tarafından ele geçirildiğini ifade etti.

CUNTA: ONLARI DURDURACAĞIZ

Kendisini Ulusal Demokrasi ve Kalkınma Konseyi olarak tanıtan Cunta yönetimi ise protestocularla görüşmeyeceğini belirtti. Cunta komutanı Musa Diegboro Camara, muhaliflerin devletin otoritesini yenilgiye uğratmak isteyen kişiler olduğunu öne sürerek, "onları durduracağız" dedi.

Konakri'deki olayların; cunta lideri Musa Dadis Camara'nın devlet başkanlığı için aday olacağı söylentisi üzerine çıktığı bildiriliyor. 31 Ocak 2010'da yapılacak seçimlere katılacağına dair resmi bir açıklama yapmayan Dadis Camara'nın, özel olarak diplomatlara seçimlerde aday olacağını söylediği ifade ediliyor.

Dadis Camara'nın adaylığına karşı olan muhalif partiler koalisyonu, 28 Eylülde stadyumda toplantı çağrısı yapmıştı. Cuntanın toplantıyı yasaklamasına rağmen onbinlerce kişi sokakları doldurduktan sonra engelleri aşarak stadyuma girmişti.

MUHALİF LİDERLER TUTUKLANDI

Öte yandan, muhalif Gine Demokratik Güçler Birliği'nin lideri Cellou Dalein Diallo ile birkaç muhalif siyasetçinin de tutuklananlar arasında olduğu belirtiliyor.

Dadis Camara, Devlet Başkanı Lansana Conte'nin ölmesinden sonra 28 Aralık 2008 tarihinde darbeyle iktidarı ele geçirmişti.

AA / 29.09.09

DTP'liler gitmiyor, gözler mahkemede


Mahkemeler DTP’li milletvekillerinin ifadelerinin talimatla alınması için Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazmıştı.

DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel'in de arasında bulunduğu DTP Kadın Meclisi Üyesi 23 kişi ile DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk hakkında ''suçu ve suçluyu övdükleri'' iddiasıyla Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2 ayrı dava daha açılmıştı.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, davaların önceki celselerinde TBMM Başkanlığına yazı yazarak milletvekillerini ifade vermeye çağırmıştı.

TBMM'nin mahkemeye verdiği cevaplarda ise ''milletvekillerinin sekreterlerine yazının ulaştırıldığı, ancak milletvekillerinin çalışmaları dolayısıyla sık sık Ankara dışında bulunduğundan yazının kendilerine ulaştırılamadığı'' belirtilmiş, gerekli işlemler tamamlandığında mahkemeye bilgi verileceği kaydedilmişti.

Mahkeme, son celsede TBMM Başkanlığına bir kez daha yazı göndererek, müzekkerelerin akıbetini sormuştu.

Mahkeme, yazıya, yeni duruşma günü ve saatini de ekleyerek, duruşmaları ertelemişti.

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanlığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Emine Ayna'nın sekreterine çağrı kağıdının tebliğ edildiğini, diğer milletvekillerine ise tebliğ edilemediğini bildirdi.

DTP'den, konuya ilişkin olarak 17 Mayıs 2009'da yapılan yazılı açıklamada, ''milletvekillerinin ifade vermeye gitmeyecekleri'' belirtilmişti.

TBMM çatısı altında, adli suçlarından dolayı vekil seçilmeden önce hakkında dava açılan çok sayıda milletvekili bulunduğuna dikkat çekilen açıklamada, ''Adli suçlardan dolayı fezlekesi bulunan vekillere yapılmayan bir uygulamanın, sadece açıklamalarından dolayı yargılanan DTP'lilere karşı hayata geçirilmek istenilmesi düşündürücüdür'' görüşüne yer verilmişti.

Açıklamada, ''yasama dokunulmazlığı'' başlıklı Anayasa'nın 83. maddesi ile ''temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması'' başlıklı 14. maddelerin değiştirilmesi istenmişti.

MAHKEMENİN KARARI NE OLACAK?

Milletvekillerinin duruşmalara katılmamaları halinde nasıl bir yol izleneceğine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek.

DTP Genel Başkanı Türk ile milletvekilleri Ayna ve Demirtaş'ın talimatla ifadesinin alınması yönündeki duruşma bugün görülecek.

Tuğluk hakkında, ''suçu ve suçluyu övdüğü'' iddiasıyla açılan davanın görülmesine de yarın devam edilecek.

Tuğluk hakkında, İstanbul ve Diyarbakır ağır ceza mahkemelerinde açılan davalarla ilgili talimat duruşmaları ise yarın görülecek.

Mahkeme, DTP İstanbul Milletvekili Tuncel'in de arasında bulunduğu DTP Kadın Meclisi üyesi 23 kişinin yargılandığı davanın görülmesi de aynı gün devam edecek.

Hak-İş yönetimi emperyalist haydutların sofrasında


Emperyalist haydutlar İMF ve Dünya Bankası İstanbul’da buluşmaya hazırlanırken her kurum, kendi durduğu yerden bu haydutları karşılamaya hazırlanıyor. Sermaye ve örgütleri kendi cephelerinden bu haydutlara ev sahipliği yapmaya hevesleniyorlar. Onların safları belli. Diğer taraftan ise devrimci ve ilerici güçler “İMF-DB defol!” diyorlar. Bazı sendikalar da yine protestolara hazırlanıyorlar. Fakat öyleleri var ki sendika yaftasıyla İMF-DB’ye yataklığa soyunuyorlar. İşte bunlardan biri olan Hak-İş Konfedarasyonu’nun yaptığına bakın!

Hak-İş 27 Eylül tarihinde yaptığı açıklamayla İMF-DB toplantılarına katılacağını duyurdu. Böylelikle işçilerin ve emekçilerin canına okuyan bu emperyalist haydutlarla aynı sofraya oturacağını ilan etmiş oldu. Hak-İş bunu da “sorumlu sendikacılık anlayışının bir gereği” olarak sunuyor. Aslında “satılmış sendikacılık anlayışı” dese daha uygun olurdu.

Hak-İş yönetimi bu toplantılara katılarak güya İMF-DB’nin yenilenmesi ve politikalarının değiştirilmesi için yapılacak tartışmalara katılacak ve bu tartışma toplantılarında itirazlarını ve önerilerini sunacakmış. Hatta yapılan açıklamaya göre Hak-İş’in kendisi de bir tartışma platformu oluşturacakmış. “Emek Yönünden Küreselleşen Ekonomi ile IMF ve Dünya Bankası Politikalarının Değerlendirilmesi Uluslararası Sempozyumu” adıyla düzenlecek toplantıda İMF temsilcisi ile Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz konuşmacılar arasında yer alıyor. Diğer konuşmacılar ise ağırlıkla Mehmet Altan, Eser Karakaş gibi liberaller.

Kuruldukları günden bu yana emperyalist yağma ve sömürü politikalarından başka bir iş yapmayan, varlık gerekçesi emperyalizme hizmet olan İMF-DB’den işçiler yararına yenilenebileceğini söylemek düpe düz yalan söylemek demektir. İşte Hak-İş yönetiminin yaptığı da bundan başka bir şey değil. Üyesi olan on binlerce işçi işten atılırken kıllarını kıpırdatmayan Hak-İş yönetimi bu son icraatiyle sınıfa ihaneti nasıl bir kimlik haline getirdiğini de göstermektedir.

Hak-İş yönetimi ve Soroscu vakıflarla da ilişkilerine dair çok şey söylenen Salim Uslu böylelikle, İMF-DB haydutlarının önüne geçip onları korumaya alıyor. Öfkenin önüne geçiyor, onu yumuşatmaya çalışıyor.

Bu hain bürokratlar İMF-DB’ye yönelecek tepkiden paylarına düşeni alacaklardır, almalıdırlar.

Bu devirde böyle yaşam olur mu?


Hasta olduğu için işten atıldı, kirayı ödeyemediği için evden atıldı, hayvan barınağında atlarla, farelerle birlikte yaşamak zorunda bırakıldı. Şimdi de yaşam koşulları yüzünden hastalandığı için gittiği hastanede, yıllar öncesinden kalan borcu yüzünden tedavi edilmedi. Başından geçenleri anlattığı doktor ise ‘Bu devirde böyle şey mi olur’? diyerek şaşkınlığını gizleyemedi.
İzmir Demir Çelik AŞ adlı bir fabrikadaki çalışma koşulları yüzünden sürekli bayılan ve bu gerekçe ile işten çıkartılan Enver Arabacıoğlu’nun ailesinin sağlığı da büyük tehdit altında.
Oturdukları evin üç aylık kirasını ödeyemedikleri için ev sahibi tarafından evden çıkarılan ve daha sonra kalacak bir yer bulamayan Arabacıoğlu, Karabağlar ilçesine bağlı Yağhaneler semtindeki bir hayvan barınağında ailesiyle birlikte yaşamak zorunda kaldı. At, fare ve köpeklerle iç içe yaşayan Enver Arabacıoğlu’nun eşi Ayla Arabacıoğlu’nun sağlık durumunun, yaşadıkları yer yüzünden kötüye gittiği belirtildi.
Ahırda kaldıkları süre içinde vücutlarına mikrop bulaşan aile, yıllar önce ödeyemedikleri borç yüzünden hastane tarafından da tedavi edilmedi. Yeni yeşil kart alabilen aile, tedavi edilemediği gibi 2007 yılından kalma 280 TL’lik borçları yüzünden haciz ile karşı karşıya kaldı.
BORCUN VARSA TEDAVİ OLAMAZSIN!
Önceki gün sabah saatlerinde mide bulantısı nedeniyle gittiği Bozyaka SSK Hastanesi’nde vücuduna mikrop bulaştığı belirlenen Arabacıolu, muayene sırasında ilginç bir uygulama ile karşılaştı. Arabacıoğlu’nun, 2007 yılında kulağındaki rahatsızlığı nedeniyle gittiği aynı hastanede 280 TL’lik muayene borcu bulunduğu gerekçesiyle tedavisi yapılmadı. Şu an yeşil kart güvencesi bulunan Arabacıoğlu’nun, hastaneye olan borcu yüzünden tedavi olma isteği geri çevrildi. Hastane yetkilileri ise borç ödenmediği sürece Arabacıoğlu’nun tedavi edilemeyeceğini ve hacizlik bir durumla karşı karşıya kalacaklarını belirtiler.
Arabacıoğlu ise hastanede yaşadığı sorunu şöyle anlatıyor: “Bu parayı ödeyemiyorum. Hastanede, ‘Ne zaman ödeyeceksin bu parayı’ diye sordular. Ben de, ‘Kaymakamlıktan bir yardım alabilirsem ödeyeceğim, alamazsam ödeyemem’ dedim. Hastane görevlileri de ‘İcralık bir durumla karşılaşabilirsin’ dediler. Korkuyorum artık. Zaten icra gelse de neyimi alacak? Hiçbir şeyim yok ki. Bir de 280 TL borcum olduğu için yeşil kart ile de tedavi edilemiyorum.”
SANA YAZIK OLACAK
Hayvan barınağında yaşamını sürdüren Arabacıoğlu sözlerine şöyle devam etti: “Bu ortamdan bıkmaya başladım. Hastanede beni muayene eden doktor, ‘Nerede yaşıyorsun’ diye sordu. Ben de, ‘Evim yok, bir ahırda yaşıyorum’ dedim. Doktor da bunu duyunca çok şaşırdı. ‘Bu devirde böyle şey mi olur?’ dedi. Ben de yaşadığımız evin sahibi bizi evden çıkardığı için burada kalmaya mecbur olduğumuzu anlattım. Doktor da, ‘Sana yazık olacak. Mikrop kapmaya başlamışsın’ dedi.”

28 Eylül 2009 Pazartesi



Başbakan Erdoğan, ABD temaslarıyla ilgili olarak The Plaza Oteli'nde düzenlediği basın toplantısında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

TEZKERE

Erdoğan, hükümete sınır ötesi operasyon için yetki verilmesini öngören tezkere ile ilgili sorulan soruya da "ilk Bakanlar Kurulu Toplantısında tezkere konusunu görüşüp hemen Parlamento'ya sevk edeceğiz. Bu konuda gazetelerde çıkan olumsuz haberler kesinlikle yanlıştır. Biz tekrar bir yıl daha uzatılmasından yanayız. Bunuda bilmenizi istiyoruz" yanıtını verdi.

OBAMA İLE GÖRÜŞME

Erdoğan, "ABD Başkanı Obama ile yaptığınız görüşmede neler konuşuldu? Demokratik açılım gündeme geldi mi?" sorusuna "Aralık ayında gerçekleştireceğimiz görüşmenin gündemini şimdiden konuşursak o çok erken olur, doğru da olmaz. Özellikle Sayın Obama ile yaptığımız görüşmede Ermenistan'la ilgili devam eden görüşmelerle ilgili kısa bir karşılıklı değerlendirmemiz oldu. Bölgesel konuları, başta Ortadoğu olmak üzere görüşme imkanımız oldu" yanıtını verdi.

Başbakan, "Bunların içinde Irak, malum en önemli konu. Bir diğer konu; bundan önceki hükümetle müşterek bir kararımız olmuştu. Terör örgütüne karşı bir kararımız olmuştu. Terör örgütüne karşı ortak düşman ilan etme olayı ve bu sürecin devamına yönelik görüşmelerimiz olmuştu. Aynı şekilde Ermenistan ile ilişkiler noktasında, azınlıklar da bunun içinde" diye konuştu.

Erdoğan ayrıca, "Buna yönelik olarak bir fikir alışverişimiz de oldu. Bundan sonraki sürece yönelik olarak da ağırlıklı olarak Türkiye-ABD ilişkilerinde özellikle bulunduğumuz bölgede, Türkiye'nin üzerindeki yükün her zaman için çok daha ağır olduğu ortada. Bu konularda da özellikle Filistin-İsrail arasındaki sorunlarda Irak, Suriye arasındaki sıkıntılar da rol alabileceğimiz ortada. Bunları da kendilerine ifade ettik. Ağırlıklı olarak görüşme bu çerçevede gitti" dedi.

İRAN'IN NÜKLEER ÇALIŞMALARI


Başbakan Erdoğan, "İran'ın nükleer çalışmalarıyla ilgili bir arabuluculuk teklifi oldu mu?" sorusu üzerine "Şu ana kadar bize herhangi bir teklif söz konusu değil. Ancak 1 Ekim'de Solana ile aynı şekilde İran'dan Celili, bir araya gelme durumları var. Bu konuyla ilgili yine Türkiye'nin girişimiyle bu bir araya geliş gerçekleşti. Şimdi bir araya gelecekler ve bu bir araya gelme konusunda atılan bir adım var. Bundan sonraki süreçte Türkiye'den herhangi bir şey talep edilirse bu konuyla ilgili biz her zaman hazırız diyoruz. Bunu söylüyoruz" dedi.

"Benim Ekim ayı içinde, sonuna doğru bir Tahran seyahatim söz konusu... Bu seyahatte de bölgenin sorunlarını müzakere edeceğimiz gibi bunları da görüşeceğiz. Sayın Ahmedinejad'ın yaptığı açıklamalar bir nükleer silaha yönelik değil, barışçıl amaçlı zenginleştirmeye yönelik. Ve bunun da Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na bildirildiği yönünde açıklamaları var" diyen Erdoğan, "Bunlar da bütün ortadayken, dünya bunu nasıl değerlendirir bilemem ama dediğiniz gibi, bakıyorum, uluslararası medya sürekli İran'ı bu konuda konuşuyor. Aslında çok daha farklı konuşulacak konular var diye de düşünüyorum. Çünkü konuşanlar hepside kendilerinde nükleer silah olanlar. Biz Ortadoğu'da nükleer silaha tamamen karşıyız" şeklinde konuştu.

Erdoğan, "İstemiyoruz böyle bir şeyi. Ortadoğu'da da nükleer silahı olan ülke var, örneğin İsrail. Bir fark var, İsrail IAEA'ya üye değil, İran üye... Kaldı ki Gazze'de fosfor bombaları kullanıldı. Bu ne? Kitle imha silahı. Bunun neticesinde 1400 kadın, çocuk orada öldü, 5000 yaralı. Bunlar hiç masaya gelmiyor. Bunlarla ilgili hazırlanmış raporlar varsa bunlar gündeme gelmiyor. Şahsen, sorumluluk mevkinde olan bir insan olarak rahatsız ediyor. Niçin bunlar masada yok, niçin bunlar konuşulmuyor? Yatıyoruz kalkıyoruz İran... Yani daha adil olmamız lazım. Dürüst davranmamız lazım. Eğer küresel barışı istiyorsak" ifadelerini kullandı.

"İran nükleer tesislerine saldırma konusu var mı?"

Erdoğan, basın toplantısında bu sıralar ABD medyasında gündemde olan "İran'ın nükleer tesislerine saldırmak gibi bir konunun gündemde olup olmayacağına, "İran'a karşı böyle bir çılgınlığın" yapılıp yapılmayacağına yönelik bir soru üzerine de, "Biz böyle bir şeyi bölgede temenni etmeyiz, yani bu çok çok yanlış bir şey olur, yani bundan bu çılgınlığa teşebbüs edenler salt olarak zarar görmez. Bakın Irak'la ilgili süreci yaşıyoruz, bunun bize ders olması lazım, yani şimdi sormak gerekir, kendi kendimize soralım yani Irak'ta neyi hallettik: Şu anda bir ülke bir medeniyet bana göre çöktü, milyonu aşkın insan öldü" dedi.

"Şimdi aslında bir Irak medeniyeti Irak'taki bu medeniyeti yeniden inşa etmek acaba bizim kaç yılımızı alır, veya yeniden inşa edebilir miyiz, veya oradaki medeniyet artık çöken medeniyetler arasında mı yer alır. ABD'nin belki de finans krizinin içerisinde Irak'taki yaptığı harcamalar ona neden olmuş olabilir, tabii bilemiyoruz resmi rakam nedir, ne kadar para harcanmıştır? ABD'nin de orada kayıpları var, ha nedir Saddam rejimi yıkılmıştır olan budur" diyen Erdoğan, "Şimdi yeni bir demokratik düzenin kurulmasına yönelik çalışmalar yapılıyor, temennimiz odur ki toprak bütünlüğüne saygılı bir yapı orada meydana gelsin. Ama daha bu bir yere oturmadan böyle bir şeyi çözemeyen Dünya şimdi İran üzerinde devamlı böyle bir şeyi düşünüyor, tek bahanesi nükleer silah. Tamam da bu nükleer silahın bulunduğu başka ülkeler var, niye bunlar konuşulmuyor, bunların da konuşulması lazım" diye konuştu.

Erdoğan, "Yani burada bir haksızlık var gibi geliyor bana, hepsi konuşulsun ve kimde varsa nükleer silah hepsi bu konuyla ilgili adımlarını atsın. Çünkü bir şeyin tesirinin olabilmesi için önce onu kendinizin yapmaması lazım, eğer kendiniz bunu yapıyorsanız bunun karşı tarafa tesiri olmaz, yapılan harcamalar da ne o nükleer silah yatırımını yapana bir şey kazandırıyor, ne de o korkuyu verdikleri topluma" ifadelerini kullandı.

DEMOKRATİK AÇILIM

Başbakan Erdoğan demokratik açılım konusuyla ilgili olarak da "Demokratik açılımla ilgili konuda, muhalefet, adı üzerinde muhalefet görevini yapacak, şu anda yaptığı da o... Biz İçişleri Bakanımızı bu işin koordinasyonu ile görevlendirdik. İçişleri Bakanımız, yüzde 1'in üzerinde oy alan partilerden randevu talep etti. CHP bu yazıya cevap vermedi. MHP, bu yazıya olumsuz cevabını verdi. CHP ise sözlü olarak olumsuz cevap verdi. Diğer olumlu cevap alınan partilere ziyaretler yapıldı, onların kanaatlerini aldı" dedi.

"Yazılı görsel medya ile görüşmeler oldu, akademisyenlerle görüşmeler yapıldı, sivil toplum örgütleri ile görüşmeler yapıldı. Bu sürecin muhatabı olarak milleti gördüğümüz için parlamentonun açılışı ile milletimizin vekillerine parlamentoda bunu götüreceğiz, çalışmalarımız tabii netleşmiş olacak ve bu çalışmaları orada parlamentoda açacağız, konuşacağız, anlatacağız" diyen Erdoğan, "Bir genel görüşme mi olur daha farklı mı olur, bunları da orada gündeme getireceğiz. Ondan sonraki süreç, bu demokratik açılımla ilgili adımımızı tüm Türkiye'ye anlatmak olacak. Başta şahsım olarak, bakan, milletvekili, teşkilatımız dolaşıp anlatacağız, halkımızı bu konuda bilgilendireceğiz. Bu demokratik açılım neyi gerektiriyor denildiği zaman, içinde bir çok başlıklar var" şeklinde konuştu.

Erdoğan, "Bu sadece Kürt kökenli vatandaşların sorunlarını kapsayan bir açılım değil. Başta terör sorunu olmak üzere... Şu anda Alevi çalıştayları yapıyoruz, aynı şekilde Ermenistan'la ilişkilerimiz bu konunu içinde, azınlıklarla ilgili konular bunun içinde. İşsizlik bunun içinde. Birçok sorun alanlarını burada tespit ediyoruz ve bunların üzerinde çalışarak bunları minimize etmenin gayreti içinde olacağız. Bu şekilde de halkımıza bu süreci mal etmeye gayret edeceğiz. Şu anda yaptırdığımız kamuoyu yoklamalarında halkımızın ilgisi gayet iyi" ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca, "Sayın Esad biliyorsunuz, Ramazan ayının son günlerinde bizimle bir iftarı oldu. Orada gayet olumlu açıklamalar yaptı bu konuyla ilgili. Özellikle terör örgütüne yönelik açıklamaları çok çok iyiydi. 'Suriye kökenli teröristlerden gelen olursa bunları ülkemize de kabul ederiz' ifadesini kullandılar. Demokratik açılımı paylaştıklarını ifade ettiler. İran'ın yaklaşımı da farklı değil. Irak'ın yaklaşımı da Talabani ile burada görüştük, onlar da bu açılım sürecini olumlu bulduklarını kendileri ifade ettiler" diye konuştu.

Bir gazetecinin "Demokratik Açılım konusunda Savcılar dava açıyorlar" sözleri üzerine Erdoğan, "İç siyaseti konuşmayalım demokratik açılımla ilgili düşüncelerimi zaten söyledim" yanıtını verdi.

IRAK ZİYARETİ


Erdoğan, "Irak'a yapılacak ziyaretin tarihi ve içeriği ile tezkerenin bu salı günü yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısı gündemine gelip gelmeyeceğine" yönelik soruya ise, "Irak seyahati ile ilgili, Ekim'in ortalarında 15'i civarı, onun üzerinde çalışılıyor. Karşı taraf ile görüşmek suretiyle mutabık kalınacak. Ekim'in ortalarında gideceğiz. Ve stratejik yüksek düzeyli toplantımızı orada gerçekleştirmiş olacağız. Burada icracı bakanlarımızla beraber orada olacağız. Karşılıklı olarak görüşmeler yapılacak" yanıtını verdi.

Başbakan, "İş adamlarımızı da götürmeyi planlıyoruz. Belki iki tür olacak. İş adamlarımızı burada beraberimize almazsak, daha sonra bir bakanımızın riyasetinde iş adamlarını Kuzey Irak'a göndermeyi planlıyorum. Öyle bir çalışmamız da var. Talabani ile bunları görüştük. Tabii tezkere konusuna gelince, tezkere konusuyla alakalı bunu ben aslında geçenlerde cevapladım. Bu konuyla ilgili olarak ilk bakanlar kurulu toplantımızda bunu görüşüp, hemen parlamentoya sevk edeceğiz. Bu konulardaki gazetelerde çıkan olumsuz haberler kesinlikle yanlıştır. Biz tekrar 1 yıl daha uzatılmasından yanayız. bunu da bilmenizi istiyorum" diye konuştu.

TÜRKİYE-ERMENİSTAN-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİ

Başbakan Erdoğan, Azeri bir gazetecinin "demokratik açılım konusunda muhalefet hükümete destek vermiyor. Bu proje ertelenebilir mi? Demokratik açılım projesinin Irak, İran ve Suriye gibi ülkelere nasıl bir etkisi olabilir? Ermenistan-Azerbaycan konusundaki değerlendirmeniz nedir?" sorusu üzerine de, "Sayın Obama'dan isteğimiz Minsk Sürecinin hızlandırılması. Bu konuya onlar da çok önem verdiklerini, süreci hızlandırdıklarını, hızlandıracaklarını söylediler. Aynı konuyu Medvedev ile de görüştüm. Ona da söyledim. Eğer Minsk Üçlüsü bu süreci hızlandırırsa, inanıyorum ki bir an önce neticeye varılır. Çünkü Azerbaycan-Ermenistan arasında bir karara, bir neticeye varılırsa bu Türkiye'nin işini kolaylaştıracaktır. Ondan sonra biz de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çok daha rahat karar verebiliriz" yanıtını verdi.

"Bizim ön kabullerimiz, ön yargılarımız yok. Bizim cumhurbaşkanımız hiçbir ön koşulsuz, Ermenistan-Türkiye milli maçını gitti izledi. Dedi mi şunu yaparsanız gelirim diye? Hayır. Gitti izledi. Ama şimdi Sayın Sarkisyan, 'eğer kapı açılırsa ben maça gelirim' diyor. Böyle bir yaklaşım tarzı olur mu? Bu zaten bir şeyi ortaya koyuyor. Demek ki içeriye bazı mesajlar verme gayreti var" diyen Erdoağan, "Biz Erivan-İstanbul arasında uçuş seferlerine müsaade ettik. Bu bizim iyi niyetimizdi. Aynı şekilde Van Gölü içinde Ermeni Ortadoks kilisesini onardık. Akdamar Adası'nda, bunu yaptık. Bizim önyargımız, ön kabulümüz yok. Bunlarla biz bazı olumlu mesajlar verelim istiyoruz. Bizim ülkemizde Ermeni vatandaşlarımızla sorunumuz yok. Kaçak Ermeniler var Türkiye'de. Biz onları göndermiyoruz" şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Bu anlayışları ortaya çok "açık ve net ortaya koyuyoruz. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki görüşmelerde de 5 konuda mutabakat var. Sıkıntı olanlarında aşılması zor konular değil. Bazı bölgeler ile konular var. Bunların da aşılabileceğine inanıyorum. Aşıldığı anda da Yukarı Karabağ sorunu çözülür diye düşünüyorum. Ama burada Minsk üçlüsü, biraz daha sıkı tutması lazım, hızlı tutması lazım, burada bir neticeye varılması gerekir. Yani biz bu işi yapmak istiyoruz' demesi lazım, yapmak istiyoruz derlerse bu iş çözülür"ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE-SURİYE İLİŞKİLERİ

Erdoğan, Suriye ile sınır açılımı, vizelerin kaldırılması konusunda ne gibi beklentileri olduğunun ve kendisine ne tür tepkiler geldiğinin sorulması üzerine, "Valla biz bunu ilan ettiğimiz andan itibaren bayram oldu, bizim bütün telefonlarımız, adeta SMS'ler kilitlenir hale geldi. Aynı şey onlarda da oldu. Biz daha bayrama girmeden, bizim Hatay ilimiz, Gaziantep hareketlendi. İlk defa tabii bu yıl hiçbir şey sorulmadan rahat rahat girdiler, çıktılar filan. Bambaşka bir hava estirdi ve herhangi bir olumsuz şeyle bize şu ana kadar gelmedi. Tabii biz bunun daha da yayılması düşüncesindeyiz, bizim vizesiz gidip geleceğimiz birçok ülkeler var, rahatlıkla bunu kurabiliriz" diye konuştu.

AB ülkelerinin Schengen'le yaptıklarını Türkiye'nin de ikili anlaşmalarla yapabileceğini belirten Erdoğan, gazetecilerin Suriye'ye giriş konusunda sıkıntı yaşadıklarına dair bir soru üzerine, "Bunu konuşuruz, çözeriz" dedi.

FİLİSTİN-İSRAİL

Başbakan Erdoğan Gazze'deki insani durumdan bahsettiği BM Genel Kurulunda yaptığı konuşma ve ABD Başkanı Barack Obama'nın İsrail ve Filistin liderleriyle BM'de yaptığı üçlü toplantı temelinde Orta Doğu'da barış yönünde iyimser olup olmadığının sorulması üzerine, "İyimser olmak istiyorum" yanıtını verdi.

Gazze'deki durumu ABD'de bulunduğu süre içinde pek çok platformda açıkladığını belirten Erdoğan, "Burada medyaya çok büyük görev düşüyor. Yani Gazze'de kitle imha silahı kullanılmıştır, fosfor bombaları kullanılmıştır ve 1400 insan orada ölmüştür, 5 bin insan yaralanmıştır ki bunların bir kısmı Türkiye'de tedavi görmüştür. Biz bunları bizzat gördük yaşadık. Yani şu anda Gazze'nin biliyorsunuz bu bombardıman neticesinde altyapısı çökmüştür. BM'nin binaları aynı şekilde çökmüştür. Hala orada insanlar maalesef çadırlarda yaşamaktadır. Tabii bütün bunların yani gelişmesi karşısında İsrail inşaat ile ilgili herhangi bir giriş çıkışa müsaade etmemiştir. Sadece şu anda ilaç, gıda, burada bu iş devam ediyor" dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, ABD'nin Orta Doğu temsilcisi George Mitchell ile New York'ta detaylı bir görüşme yaptığını belirten Erdoğan "Süreci biz kovalıyoruz, takip ediyoruz, en azından buraya inşaat malzemelerinin girmesine müsaade edildiği anda birçok şeyler aşılır diye düşünüyorum" diye konuştu.

New York'ta Yahudi cemaati temsilcileriyle bir toplantı yaptığını söyleyen Erdoğan "Tabii burada bir temsilcinin ifadesi beni üzdü. O da şuydu: (Orada teröristlere inşaat yapılacağından dolayı buna müsaade edilmiyor) gibi bir ifade, yani buna adeta kodlanmış olan yapı tabii buradaki adımların atılmasına müsaade etmez. Şimdi sıkıntı buradan geliyor. Her şeyden önce burada çalışmalar bir başlasın. Şarm El Şeyh'te o zaman niye toplandılar: Şarm El Şeyh'te bu donörler toplantısında milyarlarca dolar söz verildi, buranın yeniden inşa edilmesi için. İnşa edilmesine yönelik müsaade var mı yok, 8 ay geçti, 6 ay donörler toplantısından sonra geçti" şeklinde konuştu.

"Gazze'de yaşananlar insanlık dramı"


Başbakan Erdoğan, "Bu bir insanlık dramı, trajedi var ortada, bunu halletmemiz lazım, çözmemiz lazım. Tabii Türkiye olarak biz kovalıyoruz ki dünya medyası da bunu kovalasın, çünkü burada hepimiz düşen sorumluluk var" dedi.

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin Musevi temsilciye yanıtının ne olduğunu sorması üzerine, "Bunu anlattım, dedim işte (siz nasıl bunu teröristler olarak ilan edersiniz?). Bir kere yaralanan 1400 kişinin 1400'ünü de terörist olarak kabul ediyor. Böyle bir mantık olur mu, siz fosfor bombası atacaksınız (teröriste isabet etti, 1400 tane terörist öldürdüm diyor, bizim hastanelerimize gelen yaralılar var, çocuk, ufak çocuk, kadın, kollar kopmuş, ayaklar kopmuş, bu vaziyette bunları gördük, yani Gazze'de yaşayan her insana terörist gözüyle bakan bir anlayış var ortada. Tabii bunla bir yere varmak tabii ki çok zor" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, İran ile ilgili olarak yabancı gazetecilere, (İran'ın nükleer meselesi konusunu) çok ısrarcı bir şekilde sordukları için tepki gösterdiğine yönelik bir soru üzerine ise, "Tepki değil canım. Ben gündem sadece bu mu, yani başka gündem olmayacak mı, dünyanın gündemi sadece İran'la meşgul edersek öbür tarafta çok daha farklı görüşülmesi gereken, görüşmediğimiz Gazze gibi bir kenara ittiğimiz konular var, bence Gazze hepsinden öte bir şey. Şu anda İran'da olan bir şey yok ki. Ama Gazze'de çok şey var, oksijen çadırında onlar adeta, oraya yönelik alınan bir tedbir var mı yok, konuşuluyor mu hayır biz konuşuyoruz, benim derdim bu" dedi.

KIBRIS

Erdoğan, BM Genel Kurulu'nda "Kıbrıs'ta ilerleme olmazsa ilkbahara doğru görüşmelerin kesilebileceği" ve "Kıbrıs'ta yeni bir yöne doğru gidiş olup olmayacağının" sorulması üzerine, "Bu süreç kısa bir süreç değil, 50 yıldır devam eden bir süreç ve bu süreç içerisinde sürekli bir oyalama politikaları, artık bu ise bir ciddi noktada karar vermemiz gerekiyor. Son yılda özellikle başta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere bizler de garantör bir ülke olarak dedik ki her türlü desteği vereceğiz, yeter ki bu yıl sonuna kadar bu işi artık bir yere bağlayalım" dedi.

Kıbrıs konusuyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'nin verdiği kararlar olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu çerçevede Kıbrıs sorununun neticelendirilmesi gerektiğini belirtti.

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın özellikle de Avrupa Birliği üyesi olduktan sonra havasının değiştiğini ve çok daha farklı bir havada masada oturduğunu ve masada ona göre tavırlar takındığını belirterek, şunları söyledi: "Bizim de Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karar çerçevesinde ortaya koyulan bir tablo var, bir şablon var, bu şablon çerçevesinde eşit statüde biliyorsunuz iki kurucu devlet anlayışını biz savunduk, savunuyoruz" dedi.

"BM Güvenlik Konseyi de bunu aynı şekilde ortaya koydu. Annan Planında da adını koydular. Orada da Kıbrıs Türk Devleti, Kıbrıs Rum Devleti şeklinde iki kurucu devletten bahsediliyor" diyen Erdoğan, "Orada konfederal yapı mı, federal yapı mı filan bunlar işin aslında sadece oyalama taktikleri. Eşit statüde eşit kurucu devlet dediğiniz zaman zaten bu işin nereye vardığı, varacağı belli. Burada şu anda öyle basit şeylerle oyalamalar yapılıyor ki örneğin yani Güney Kıbrıs hala Kuzey'in cumhurbaşkanını karşısında bir cumhurbaşkanı olarak görmeyecek kadar ileri gidebiliyor" şeklinde konuştu.

Hristofyas'a yanıt


Erdoğan, "(Hristofyas) Bunu bizzat şahsıma söylediği için ben burada açıyorum, bunu gizlemeye de gerek yok. Görüşmeler noktasında biz Sayın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un gerekirse riyasetinde de bu üçlü toplantıyı New York'ta yapmalarını söyledik, tabii buna yanaşmak istemiyorlar. Bizimle görüşmek istiyor, bizimle görüşmek istediğinde de biz kendilerine açıkça şunu söylüyoruz. Bu görüşme dörtlü olur, bu görüşmede garantör ülkeler olarak Türkiye olur, Yunanistan olur, Sayın Talat ve bir de siz olursunuz. (Tabii Sayın Talat hangi sıfatla olacak?) diye soru yönelttiğinde de kendisine şu cevabı verdik: Siz hangi sıfatla oradaysanız Sayın Talat da o statüyle orada olur. Otururuz konuşuruz, o zaman kararımızı veririz, temenni ederiz ki anlaşırız ve bu işin artık bitmesi gerekir" dedi.

AFGANİSTAN'A ASKER GÖNDERİLMESİ

Afganistan'a ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, "Orada biliyorsunuz Kasım ayında görev devralma sürecimiz olacak. Buraya ne kadar asker gideceği noktasında bir rakam vermek gereksiz, zaten tarih geldiğinde gönderilecek sayı da açıklanacaktır. Bu bin mi olur, bin küsur mü olur? Ne olursa o zaman bunu açıklamakta fayda görürler. Şu anda kesinleşmiş herhangi bir rakam söz konusu değil. Ama yeteri olan neyse bugüne kadar zaten orada deneyimi olan bir ülkeyiz. Şu ana kadar sadece Albayımızın dışında da orada bir şehidimiz olmadı. O da biliyorsunuz bir trafik kazası. Çünkü Afganistan halkının Türk Askerine karşı Türkiye'ye karşı farklı bir yaklaşımı var" dedi.

Erdoğan, Afganistan'a yapılan yardımlara devam edileceğini de belirterek, "Tarihten gelen o birliğimiz beraberliğimiz bütünlüğümüz yine kendini gösteriyor. Kasım ayındaki Kabil'de komutayı devralmamız inanıyorum ki Afganistanda farklı bir moral de verecektir. Şu anda yapılmış bir seçim var henüz neticeleri kesin olarak açıklanmadı. Temennim odur ki Afganistanda içinde bulunduğu şu süreçten süratle çıkar ve bir kalkınma hamlesi içerisine girer" diye konuştu.

TÜRKİYE NÜFUSU

"Yapılan bir araştırmada Türkiye'nin nüfusunun 2050 yılında 98 milyon olacağı belirtiliyor" sözleri üzerine Erdoğan, "İnşallah, ne kadar olursa Türkiye ekonomisi o kadar güçlenir. Benim düşüncem ben 3 söyledim, en az üç diyorum. Nüfusunuz ne kadar fazla olursa o kadar güçlü olursunuz. Bunu unutmayın, şu anda dünyada dikkat edin, kimse Hindistan'ı gündeme getirmiyordu, Çin'i gündeme getirmiyordu. Bakın Çin, Hindistan şu anda nereye sıçradı ve şu anda dünya gündeminde belirleyici iki önemli ülke konumuna geldi. Aynı şekilde bir Japonya'nın durumuna bakın" dedi.

EKONOMİ

Başbakan Erdoğan bir gazetecinin IMF'deki Türkiye'nin hisselerinin yükseldiğini ifade etmesi üzerine "Daha kesinleşmedi, ama görünen o ki artacak, çerçeve bu" dedi. Erdoğan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ABD'deki temaslarını sürdüreceklerini de ekledi.

KORUMA KRİZİ

Erdoğan, "Clinton Vakfı'nın toplantısında o gün yaşanan gerginlikle ilgili olarak "neler yaşandığının sorulması üzerine ise bunun üzerinde durulacak bir konu olmadığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, "Bana göre çok çok basit bir olaydı. Bu sadece Washington güvenlik servisiyle, bize verilmiş olan güvenlik görevlileri arasındaki bir olaydı, olayın gazetelere yansıması da bizi üzmüştür. Yani bizim polisimizle, bizim güvenliğimizle alakalı bir konu değil, tamamen kendi güvenlikleri arasındaki bir iletişimsizlikten gelen bir şeydir ve konuyla ilgili de zaten ABD'nin yetkilileri açıklamalarını yaptılar. Olay odur ve bunun dışında herhangi bir şey yok. Tabi ben olay o boyuta gelince artık o toplantıya katılmayı da doğru bulmadım. Tabi katılamadığım için de üzüldüm. Böyle olmamalıydı, ama herhangi bir abartılacak bir şey yok. Aynı şekilde tabi Clinton ailesi de bundan üzüldü ve eşleriyle ertesi gün yemekte görüştüğümüzde onlar da bu konuyla ilgili bize özür beyan ettiler. Bunu da çok samimi bir şekilde söylediler. Böyle bir büyük ebatlı bir şey söz konusu değil" dedi.

Direnistanbul: IMF-DB hoşgeldin!


Direnistanbul, "IMF ve Dünya Bankası'na Hoşgeldin!" yürüyüşü için 27 Eylül günü Taksim Tramvay Durağı'nda biraraya geldi. Buradan Hillton Oteli'ne yürümek isteyen Direnistanbul üyelerinin önü kolluk güçleri tarafından kesildi.

Eylemde, “IMF–DB Karşılama Komitesi” pankartı ile “Travestiyim IMF’siz işsizim”, “IMF bize de para ver”, “Eşcinselim IMF’siz yalnızım”, “Kadınım IMF’siz yokum”, “Bütçeden paramızı istiyoruz” dövizleri taşındı. Yürüyüşe geçen kitlenin önüne barikat kurularak, kitle çember içine alındı. Polisin yürüyüşe izin vermemesi üzerine, burada yapılan konuşmaların ardından sloganlarla Galatasaray Lisesi önüne yüründü. Yürüyüş sırasında bir faşist kolundaki ay-yıldız dövmesini göstererek, provakasyon yaratmaya çalıştı.

Bu kişi etrafta bulunan insanlar tarafından uzaklaştırıldı. Provakasyona karşı, “Irkçı faşistler bu dünyadan defolun!” sloganı atıldı.

Galatasaray Lisesi önüne gelindiğinde yapılan basın açıklamasını Evrim Asutay gerçekleştirdi. Asutay yaptığı açıklamada, IMF ve Dünya Bankası’nın bu yıl 6-7 Ekim’de İstanbul’da yapacakları toplantıda, krizle başa çıkmanın yollarını bulmak için her zamankinden çok çalışmak zorunda olduklarını belirterek,“Yanıbaşımızda bir araya gelecek olan bu büyük adamların fedakarlıklarına kayıtsız olmadığımızı göstermek ve konukseverliğimizi göstermek için, onlara koskocaman bir ‘hoşgeldiniz’ diyoruz” şeklinde konuştu. Asutay, burada olmalarının bir başka nedeninin ise, IMF ve Dünya Bankası’nın öngördüğü “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe” den paylarını istemek olduğunu söyledi. Asutay açıklamanın devamında şunları ifade etti: “Önerecekleri “toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe”lerin bizleri değil, bu düzenin koruyucularını zenginleştireceğini biliyoruz.”

Asutay, basın açıklamasının ardından, bir haftalık eylem takvimini açıkladı. IMF ve Dünya Bankası’na İstanbul’u dar etmeye çağırdı. Yaklaşık 80 kişinin katıldığı yürüyüş ve eylem boyunca, “Milyonlar aç, işgal altında IMF varken kimin umrunda!”, “Diren İstanbul!”, “Hoşgeldin IMF!” sloganları atıldı.

27 Eylül 2009 Pazar

Zelaya'ya yönelik abluka sürüyor

Honduras'ta darbeci lider Micheletti, ülkesine dönen Manuel Zelaya ile görüşmeyeceğini söyledi. Birleşmiş Milletler, Zelaya'nın bulunduğu Brezilya Büyükelçiliği etrafındaki ablukanın kaldırılmasını istedi.

Darbeci lider Micheletti son açıklamasında, başka bir ülke tarafından sığınma tanındığı takdirde Zelaya'nın Brezilya Büyükelçiliği'nden çıkmasına izin verilebileceğini söyledi. “Zelaya ülkede kalmak için ısrar ettiği takdirde hakkındaki suçlamalardan yargılanmak üzere teslim olması gerekeceğini” söyledi. Micheletti, Zelaya ile yüz yüze görüşmeyeceğini, temsilcilerinin görüştüğünü ifade etti.

Manuel Zelaya, kendisiyle Çarşamba gecesi görüşen darbeci hükümet temsilcisine “ya geri dönüş ya ölüm” demiş, ülke topraklarını ve görevini terk etmeyi düşünmediğini belirtmişti.

BM: Ablukaya derhal son verilmeli

Üç ay önce gerçekleşen darbeyle sürgüne gönderilen Zelaya, darbecilerin tüm tehditlerine rağmen 21 Eylül'de gizlice Honduras'a dönerek Brezilya Büyükelçiliği'ne sığınmıştı. Fakat darbeciler, konsolosluğu ablukaya alarak, elektrik ve suyu kesmiş, temel gıda maddelerinin elçiliğe ulaşmasını engellemişti. Polis ve askerler, Zelaya'ya destek için gelen halka saldırmış. Çatışmalarda 3 kişi katledilmiş, yüzlerce kişi de gözaltına alınmıştı.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Honduras’da bulunan Brezilya Büyükelçiliği önündeki ablukanın sona erdirilmesini talep etti. Uluslararası kamuoyuna ülkedeki siyasi krizin çözülmesine yönelik çağrıda bulundu. BM Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesinin aldığı kararda, diplomatik bir elçiliğin dokunulmazlık hakkının çiğnenemeyeceği vurgulandı.

Aleviler: Sahte Açılım oyunu son bulsun


Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, bugün yaptığı basın toplantısında Diyanet İşleri'nin zorunlu din derslerini kaldırılması istemini tehdit görmesine yanıt verdi. “AKP çözmüyor, bizi oyalıyor” diyen Aleviler, 8 Kasım'da İstanbul'da bir miting yapacaklarını duyurdu.

Alevi Bektaşi Federasyonu bileşenleri, yöre dernekleri ve dergahlar, Ataşehir'de bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği şubesinde basın toplantısı düzenledi. Alevi örgütleri, zorunlu din dersi dayatmasının kaldırılması talebinin Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı 'İslam'a tehdit' listesinde yer almasına tepki gösterdi. Yaklaşık 100 kişinin katıldığı toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız ve PSAKD Genel Başkanı Fevzi Gümüş de katıldı.

AKP sorun çözmüyor bizi oyalıyor

Basın toplantısında açıklama yapan ABF Genel Başkanı Ali Balkız, geçtiğimiz yıl Ankara'da 135 bin kişinin katılımıyla yapılan Alevi mitingini hatırlattı. 'Eşit yurttaşlık hakkı' taleplerini dile getirdiklerini belirtti. Balkız, Alevilerin yaptıkları kitlesel miting ile hükümete seslerini duyurmaya çalıştıklarını söyledi. Balkız, “Miting sonrasında oluşan kamuoyu baskısının da etkisiyle AKP Hükümeti 'Alevi Açılımı', 'Alevi Çalıştayı' adı altında bir süreç başlattı. Başlangıç olarak da Alevileri dinledi. Talepleri, Alevilerle çözülebilecek iken; hükümet sorunu sürece yayarak, ipe un sermeye başladı. Diyanetçiler ve İlahiyatçılar da dahil olmak üzere ilgili ilgisiz birçok kesimi dinledi, dinlemeye devam ediyor. AKP gerçekten sorun çözüyor mu, bizleri oyalıyor mu? Bizce belli oldu” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, zorunlu din derslerinin kaldırılması isteğini dine ve kuruma tehdit olarak gördüğüne dikkat çeken ABF Genel Başkanı Balkız, Diyanet İşleri açıklamasının Alevi kurumlarına yönelik bir tehdit olduğunu söyledi. “Bu tehdit karşısında sessiz kalarak hükümet de zımnen onay vermiş oldu” dedi.

8 Kasım'da yüzbinlerle Kadıköy'de

Balkız, “Mahkeme kararları varken, AİHM ve Danıştay kararları varken, hükümetin bu kararlardan kaçması gibi bir husus da söz konusu değilken; neden Alevi Çalıştayı?” diye sordu. “AKP hükümetinin Alevilerin haklı seslerine kulakları hala sağır, gözleri hala kördür” dedi. ABF Genel Başkanı, geçen yıl verilen kitlesel tepkinin yıldönümünde bir miting daha düzenleyeceklerini ilan etti. 8 Kasım'da yüzbinlerin katılımıyla İstanbul Kadıköy Meydanı'nda olacaklarını duyurdu. Balkız, AKP'yi bu sesi duymaya ve “açılım” oyununa son vermeye çağırdı.

'Açılım'lar sürüncemeye bırakıldı

Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Balkız, “Biz bu açılımdan umutlu değiliz. Madımak'ın müze yapılması talebi için açılım gerekmiyor. Davalar var, bunun için de açılım gerekmiyor” dedi. Balkız, hükümetin Kürt halkının talepleri karşısında başlattığı “Kürt açılımı”nın sürüncemeye bırakıldığını hatırlattı. Alevi açılımının da benzer bir süreci yaşayacağını söyledi. Balkız, muhalefe partilerine ilişkin bir soruya ise “Al birini vur ötekine. CHP yaptığı tüzük kurultayında Alevilerin talepleri ile ilgili daha da geriye düşmüştür” diye konuştu.

İşte bölgenin eğitim gerçeği!

Yeni eğitim-öğretim yılı sayısız sorunla başlarken bölgede tüm ülke için geçerli olan sorunların yanı sıra yüksek orandaki öğretmen açıkları, kalabalık derslikler, anadilde eğitimin yapılamıyor oluşundan kaynaklı başarısızlıkların yanı sıra birçok çocuğun aynı zamanda tarım işçisi olması gibi birçok sıkıntı da yaşanıyor. Bölgenin 2009-2010 eğitim yılına birçok sorunla başladığını belirten Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Karahan, yaptığı açıklamayla bölgedeki eğitim gerçeğine dikkat çekti.
Bölgede ÖSS ve SBS’de başarısızlığın her yıl arttığını belirten Karahan, bu başarısızlığın temel sebebinin anadilde eğitim-öğretim yapılmaması olduğunu söyledi. Bilimsel bir eğitim sisteminde anadilde eğitim talebinin görmezden gelinemeyeceğini ifade eden Karahan, “ÖSS ve SBS’de bölge illeri son sırada yer alıyor. Diyarbakır SBS’de 80., ÖSS’de 77. sırada yer almaktadır. Biz sendika olarak anadilde eğitimin önemine dikkat çekmek için önümüzdeki günlerde çeşitli eylemler yapacağız” dedi. Anadilde eğitim verilmemesi ile beraber bölgede başka sorunların da baş gösterdiğini belirten Karahan, “Fiziki koşulların yetersizliği, yeterli öğretmen olmaması, kadrolaşmanın had safhada olması eğitimin sorunlarını katmerleştiriyor” dedi.
AKP DERSHANELERİ ARTIRDI
Özellikle AKP iktidarı döneminde artan nüfusa rağmen okullaşma oranının düşük olduğunu belirten Karahan, bütçeden eğitme ayrılan payın giderek azaldığına dikkat çekti. Ülke genelinde dershane ve özel eğitim kurumlarının arttığını belirten Karahan, Anayasa’da belirtilen ‘Eğitim parasızdır’ ilkesinin çiğnendiğini belirterek, “Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 81 ilde 4 bin 222 tane dershane mevcut. Bu sayı 2002’de 2 bin 122. Yani bu sayı AKP’nin iktidar olduğu yedi yıl içinde iki katı artmış durumda. Buralarda çalışan birçok öğretmen asgari ücretle çalıştırılmaktadır. Ancak Milli Eğitim’deki öğretmen açığı ise 150 bindir. Hâlâ ataması yapılmayan binlerce öğretmen varken, dershanelerde kölece çalıştırılan 48 bin öğretmen bulunmaktadır. Diyarbakır’da da dershane sayısı 52’ye çıkmıştır” dedi.
5 MİLYON TARIM İŞÇİSİ ÖĞRENCİ
Bölgede mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan çocuklara dikkat çeken Karahan, toplam iş günü içerisinde bu çocukların 70 gün okula gidemediklerini söyledi. Çocukların, okula geç başlama süresinin 32 gün, erken terk etme süresinin 38 gün olduğunu belirten Karahan, bu çocukların eğitimde fırsat eşitliğinden yararlanamadıklarını kaydetti. Eğitimin uluslararası anlaşmalarda ve Anayasa’da bir insan hakkı olarak belirtildiğini kaydeden Karahan, “Bizim ülkemizde 5 milyona yakın öğrenci tarım işçisi olarak çalışarak, eğitimden mahrum bırakılmaktadır. Ayrıca bölgemizde yüzde 20’nin üstünde okula gitmeyen çocuk vardır” dedi. Engelli çocukların yüzde 64’ünün okuma yazma bilmediğini söyleyen Karahan, eğitim emekçilerinin de gelirlerinin her yıl eridiğini söyledi. Eğitim Sen olarak bütçeden eğitime ayrılan payın artırılmasını talep ettiklerini söyleyen Karahan, “Özelleştirme çalışmalarından vazgeçilmeli ve sınıf mevcutları düşürülmelidir. Sözleşmeli öğretmenler kadroya geçirilmelidir. Eğitimde demokratik yönetim anlayışı hayata geçirilmelidir. Bölgemiz açısından da anadil talebi artık karşılanmalıdır” dedi.
SENDİKACILAR BASKI ALTINDA
Eğitim Sen Hukuk Sekreteri Gülbahar Aydeniz de yaptığı açıklamada, eğitim emekçilerinin sendikal faaliyetleri sırasında karşılaştıkları antidemokratik uygulamalara dikkat çekti. Sendikal faaliyetler sırasında öğretmenlerin baskılara maruz kaldığını belirten Aydeniz, “Eylemler sonrasında yöneticilerimize ve üyelerimize adli ve idari soruşturma açılıyor. Kapalı salon etkinliklerimiz polis tarafından kayda alınıyor. İş bırakma ve sevk eylemleri cezalandırılıyor. Tüm bunlar sendikal faaliyetlerimizi engellemeye yöneliktir” dedi.


KÜRTÇE RESMİ DİL OLSUN TALEBİ
2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı’nın açılışı nedeniyle Şırnak ve Van’ın Bostaniçi beldesinde yapılan açıklamalarda, Kürtçenin ikinci resmi dil olması talep edildi. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin ikinci resmi dil olması istendi.
KURDİ DER Van Şubesi, Kürtçe eğitimin önündeki engellerin kaldırılması ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtçenin ikinci resmi dil olması talebiyle Bostaniçi beldesindeki Bostaniçi İlköğretim Okulu’nda basın açıklaması yaptı. Kürtçe dövizlerin taşındığı açıklamada konuşan ilköğretim 8. sınıf öğrencisi Fatam Özkan, artık anadillerinde eğitim görmek istediklerini söyleyerek, bir halkın diliyle ve kültürüyle var olabileceğini belirtti. Şırnak’ta ise DTP Şırnak il binası önünde toplanan ve aralarında ilköğretim öğrencilerinin yanı sıra DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın da bulunduğu kitle, İsmet Paşa İlköğretim Okulu’na kadar yürüyerek, burada basın açıklaması yaptı. Burada konuşan TZPKurdi Meclis Üyesi Menaf Sapmaz, Kürt sorununun çözümünün tartışıldığı bir süreçte Mardin Artuklu Üniversitesi’nin yaptığı Kürdoloji Bölümü açılması başvurusunun YÖK tarafından reddedildiğine dikkat çekerek, “Yine inkar ve ret zihniyeti baş göstermiştir” dedi. Sapmaz, eğitim hakkının varlık yokluk meselesi olduğunu belirterek, “Türkçe resmi dil olsun ama Kürtlerin yaşadığı alanlarda Kürtçe ikinci resmi dil olarak tanınsın. Kürtçe eğitimde Kürt kurumları muhatap alınsın” dedi