30 Nisan 2010 Cuma

TKP, BDP, EMEP ve ÖDP'den ortak 1 Mayıs çağrısı

BDP, TKP, ÖDP ve EMEP 1 Mayıs öncesinde İstiklal Caddesi'nde ortak bildiri dağıtımı gerçekleştirerek 1 Mayıs'a çağrı yaptı.

Bugün 17:00'de 1 Mayıs'a çağrı yapmak üzere dört siyasi partinin yöneticileri ve üyeleri bir araya geldi. 4 siyasi parti üyeleri Tünel'den Galatasaray'a kadar yürüyerek bildiri dağıtımı gerçekleştirdiler. Bildiri dağıtımı Galatasaray Lisesi önünde parti yöneticilerinin yaptıkları konuşmalarla sona erdi.

BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak konuşmasında Türkiye'nin barış, demokrasi, özgürlük, emekçlerin haklarını alamaması, işsizlik ve yoksulluk gibi pek çok sorunu olduğuna vurgu yaparak, yarın Taksim'e çıkarak bu sorunların dile getirileceğini, güçlerin birleştirileceğini, omuz omuza mücadelenin yükseltileceğini söyleyerek herkesi yarın 1 Mayıs'ı Newroz coşkusuyla kutlamak üzere, Taksim Meydanı'na çağırdı.

TKP Genel Başkanı Erkan Baş, tarihi bir 1 Mayıs öncesinde son etkinliğin ortak bir çağrıyla gerçekleştirilmesine karar verildiğinden bahsederek başladığı konuşmasında, açıklamayı izleyen basın emekçilerinin de 1 Mayıs'ını kutladı. Baş, tüm emekçileri yurtsever halkı, emekten aydınlıktan yana tüm insanları yarın 1 Mayıs alanında seslerini çoğaltmaya, 1 Mayıs coşkusunu tüm Türkiye'ye yaymaya çağırdı.

ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Sema Solaklı, 1 Mayıs'ın tarihte bütün dinlerin, ulusların, kavimlerin ve bütün cinslerin ortak kutladığı ilk ve tek bayram olduğuna dikkat çekerek, 33 yıl aradan sonra tüm emekçilerle, gençlerle, kadınlarla Taksim'e çıkılarak "Yaşasın halkların kardeşliği" diye bağırılacağını, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik Türkiye talebinin dile getirileceğini söyledi.

EMEP İl Başkanı Güven Gerçek, 1 Mayıs'ın dünya işçi sınıfının birlik, mücadele, dayanışma günü olduğuna ve yarın 1 Mayıs'a Türkiye'de demokrasi, Kürt sorunun yaşandığı zor şartlarda girildiğine dikkat çekerek, yarın alanlarda sömürünün ve zulmün karşısında tek vücut olunacağını söyledi.

Bildiri dağıtımı sırasında "Yaşasın 1 Mayıs", "Biji 1 Gulan", "Yaşasın Halkların Kardeşliği" sloganları atıldı.

Halk asgari ücretle geçinmeye çalışırken onlar nasıl yaşıyorlar (Başbuğ’a 100 milyon dolarlık uçak)

İşte Başbuğ'un süper uçağı.. ABD'ye yakıt ikmali yapmadan uçabiliyor...

GENELKURMAY Başkanı ve kuvvet komutanları için ABD’den satın alınan ve Aralık 2009’da teslim alınan Gulfstream G550 tipi uçak kullanıma girdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ Konya’da düzenlenen Anadolu Kartalı tatbikatına “09-001” kuyruk numaralı yeni uçağıyla geldi.

Türkiye’den ABD’ye yakıt ikmali yapmadan uçabilen bu uçağa, komutanların güvenliği için füzesavar sistemi de takıldı. TSK için satın alınan aynı tipteki ikinci uçağın da teslimat aşamasında olduğu öğrenildi.

100 milyon dolar
İki VIP uçağının çıplak maliyeti 100 milyon dolar. Uçakların üzerine entegre edilen elektronik harp sistemleri maliyeti bir miktar daha artırıyor. Saatlik giderleri 2300 dolar olan uçakların yıllık bakım maliyeti 1 milyon dolar. TSK için hazırlanan uçaklar olası bir saldırı anında “flare” (ısı topu) atarak kendisine yönelen füzeleri bertaraf etme yeteneğine sahip.

Uçaklar kriptolu haberleşme sistemine sahip bulunuyor. “Geliştirilmiş Görüntüleme Sistemi” (Enhanced Vision System - EVS) kızılötesi kameralardan aldığı görüntüleri baş üstü gösterge paneline aktararak görüş mesafesini azaltan kötü hava koşullarında dahi pilota rahat ve güvenli bir iniş sağlıyor.

Genelkurmay Karargahındaymış gibi
Herhangi bir olağanüstü durumda, Genelkurmay Başkanı ve komutanlar operasyonları Genelkurmay Karargahındaymış gibi bu uçaktan yönetebilecek.

Yolcu kapasitesi: 14-18
Uzunluk: 29.4 metre
Kanat açıklığı: 28.5 metre
Yükseklik: 7.9 metre
Azami seyir hızı: 1056 km/s
Tavan irtifası: 15.545 km
Motorlar: 2 adet Rolls Royce BR-710

TSK’dan ses kaydı açıklaması

'Anayasa Mahkemesi'nin üyesi Özgüldür'ün ses kaydı yıpratma amaçlıdır'...

Ses kaydıyla ilgili bugün Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinden yapılan açıklamada, söz konusu haberler ve yorumların doğru olmadığı kaydedildi. Açıklamada 'Kurum veya kişilerin haksız yere yıpratılmalarının amaçlanmış olabileceği göz ardı edilmemelidir' denildi.

AKP'ye kapatma davası
Geçtiğimiz günlerde Vakit'in ortaya atmış olduğu ve Anayasa Mahkemesi'nin asker üyesi Serdar Özgüldür'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında, Ak Parti'yi kapatma konusunda ilginç ifadelere yer veriliyordu.

İşte ortaya atılan o iddialar
Özgüldür'e ait olduğu iddia edilen ses kaydında: ''AKP devleti yıkacak ne yapmış, hepsi şeyden internetten alınma, uydurma ama aynı zamanda hepsine savunma yapmışlar, özü ile ilgili yani. Efendim bu olay öyle olmamıştır, şöyle olmuştur deseydi tek kelime ile bunların hepsi uydurmadır, aslı gelsin, bantlar gelsin, işte ses kayıtları gelsin dese, malzeme yok. Karşı tarafta(Başsavcılık) bunu ispat edemiyor. Onlar bunu kabul edipte savunma yaptığı için biz de onları artık madem kabul ediyor diye gittik…” sözleri geçiyordu.

SES KAYDI İÇİN TIKLAYIN
AKP'yi kapatma planı ses kaydı

İşte Genelkurmay tarafından yapılan o açıklama: "1. 26 Nisan 2010 tarihinden itibaren, bazı basın yayın organlarında, İnternet sitelerinde yayınlanan bir ses kaydına dayanılarak çeşitli haberlere ve yorumlara yer verildiği görülmektedir.

2. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yargının bağımsızlığına olan duyarlılığı ve Yüce Anayasa Mahkemesi ile Üyelerinin Anayasal konumları ve saygınlıkları karşısında, söz konusu haber ve yorumların doğru olmayacağı açıktır.

3. Bu itibarla, konuyla ilgili olarak yapılan yorum ve değerlendirmelerde, son zamanlarda sıklıkla başvurulan bu ve benzeri hukuka aykırı girişimlerle, kurum veya kişilerin haksız yere yıpratılmalarının amaçlanmış olabileceği göz ardı edilmemelidir.

4. Söz konusu iddiaları ortaya atanlar hakkında ilgili makamlar nezdinde gerekli yasal girişimlere başvurulmuştur.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur."

Albay Çiçek tutuklandı

İrtica Eylem Planı iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan Albay Dursun Çiçek tutuklandı...

Öğlen saatlerinde İstanbul Adliyesi'ne gelen Kurmay albay Dursun Çiçek tutuklandı.

İstanbul cumhuriyet savcılarınca, "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" iddialarına ilişkin hazırlanan iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilmiş ve Albay Dursun Çiçek hakkında yakalama kararı çıkartılmıştı

AKP ve Fethullah Gülen cemaatini bitirmeye yönelik planlar
“İrtica ile Mücadele Eylem Planı” hayatımıza Taraf Gazetesi’nin 12 Haziran 2009 tarihli haberiyle girdi.

Gazetenin manşetten verdiği haberde, Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi tarafından hazırlandığı öne sürülen Albay Dursun Çiçek imzalı bir andıç vardı. Habere göre andıçta, AKP ve Fethullah Gülen cemaatini bitirmeye yönelik planlar vardı. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde “irtica ile mücadele birimi” oluşturulduğu iddiası da haberde yer alıyordu.

Çarşaf ve peçeye hapis cezası

Belçika'da meclis yasayı oybirliğiyle onayladı. Çarşaf ve peçe giyene bir haftaya kadar hapis cezası verilecek...

Beş partili koalisyonda başbakan Yves Leterme’in istifasıyla geçen hafta hükümetsiz kalan ve Flamanlar ile Valonlar arasındaki dil tartışmaları nedeniyle büyük bir siyasi krizle boğuşan Belçika, ne olursa olsun “çarşaf ve peçeye hayır” dedi. Perşembe günü parlamentoda yapılan oylamayla Belçika, çarşaf ve peçenin kamusal alanda kullanılmasını tamamen yasaklayarak bu konuda bir teklifi Mayıs’ta parlamentoda görüşecek Fransa’nın önüne geçip, Batı’da bu yasağı getiren ilk ülke oldu.

Hepsi evet dedi
Üstelik her konuda anlaşmazlığın yaşandığı Belçika parlamentosunda bu karar oybirliğiyle alındı. Dili ve siyasi görüşü ne kadar farklı olursa olsun, Belçika parlamentosundaki 138 milletvekilinin 136’sı bu yasağa evet dedi. İki milletvekili oylamaya katılmadı . Kabul edilen yasa, peçe ve çarşafı sadece kamu hizmetlerinde değil, sokak da dahil olmak üzere tüm kamusal alanda yasaklıyor.

Çarşaf ve peçeyi yasaklayan ilk ülke
Konuyla ilgili konuşan liberal milletvekili Denis Ducarne, “Ülkemizin dış dünyadaki imajı her geçen gün daha anlaşılmaz hale geliyor. Ama en azından çarşaf ve peçeyi yasaklayan bu kararı oybirliğiyle alarak Belçikalılığın hâlâ geçerli olduğunu ortaya koyduk” diyor. Ducarne ayrıca “Önemli sayıda kadını esaret altına alan çarşaf ve peçeyi yasaklayan ilk ülke olduk ve Fransa, İsviçre, İtalya, Hollanda gibi ülkeler tarafından takip edilmeyi umuyoruz” diye ekliyor: “Yönetim sıkıntıları yaşayan küçük bir ülkenin böyle bir karar alması onların da daha ileri gitmesine yardımcı olacaktır.”

Bir haftaya kadar hapis
Bu karar aslında Belçika’da yaşayan Müslüman topluluğun küçük bir bölümünü ilgilendiriyor zira ülkede çarşaf giyenlerin sayısı marjinal denecek kadar az. Kabul edilen yasa, doğrudan çarşaf ve peçeden bahsetmiyor; “kamusal alanda yüzünün bir bölümü veya tamamı örtülü veya gizlenmiş, hiç tanınmayacak şekilde kıyafet taşıyanların” bir günden yedi güne kadar hapisle cezalandırılacağı söyleniyor. Kamusal alan ise bütün sokakları, parkları, yolları, spor alanlarını ve “kamunun kullanımına açık, kamuya servis sunulan binaları” kapsıyor.

Bazı uzmanlar bu yasanın kullanışlılığını sorguluyor. Onlara göre polisin yüzü gizlemeyi yasaklayan tüzüğü, Belçika’nın neredeyse tamamında zaten halen geçerli. Belçika parlamentosunun üstünde yer alan Senato’nun da yasa hakkındaki görüşünü bildirmesi gerekiyor ancak ülkedeki siyasi kriz dikkate alındığında bu zaman alabilir.

Fransa'da peçeli çarşafa 150 Euro ceza geliyor
Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi, peçeli çarşafın kamuya açık yerlerde yasaklanmasını öngören yasa tasarısının, ihlallerde bulunanlara 150 Euro para cezası içerdiğini yazdı. Gazete, tasarının, zorla peçeli çarşaf giyilmesi için baskı yapanlara ise bir yıl hapis ile 15 bin Euro'ya kadar para cezası istenmesini öngördüğünü bildirdi.

Le Figaro'ya göre, tasarı iki maddeden oluşacak. Hiç kimsenin yüzünü kamuya açık yerlerde kapatamayacağına vurgu yapılacak tasarıda, bunu ihlal edenlere 150 Euro para cezası kesileceği uyarısı yapılacak. İkinci maddedeyse, bu tür giysinin giyilmesi için baskı, tehdit ve şiddet uygulayanlardan bir yıla kadar hapis ve 15 bin Euro'ya kadar para cezası istenebileceği vurgulanacak. Yasa tasarısı, 15 Mayıs tarihinde bakanlar kuruluna getirilecek. Tasarının meclisten sonra senatoda da kabul edilerek Eylül ayın ortalarında yasalaşması bekleniyor.

29 Nisan 2010 Perşembe

Dayanışmaya çağrı

TÜBİTAK önündeki direnişine devam eden Aynur Çamalan ve Gebze'den işten atılan işçilerden çağrı:

Sendikalara,
Demokratik Kamuoyuna Çağrımızdır

TEKEL işçileriyle Dayanışma Grevine katıldığım için 4 Mart 2010 tarihinde TÜBİTAK patronları tarafından işten atıldım.

İşten atılmam tamamen hukuk dışı olmakla beraber, sendikal hak ve özgürlüklere yönelik bir saldırıdır. Bundan ötürü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nden itibaren TÜBİTAK önünde direnişe başladım.

Ayrıca direnişimi hukuksal olarak devam ettirmekteyim. Ankara 13. İş Mahkemesi'nde görülecek işe iade davamın yarın ilk duruşması yapılıyor. 1 Mayıs'ın hemen arifesine denk gelen mahkemeye emekten, özgürlükten birleşik mücadeleden yana tüm güçleri çağırıyor, birleşirsek kazanacağımıza olan inancımı yineliyorum

Yer: Ankara Adliyesi Önü

Saat : 11:00

AYNUR ÇAMALAN ve GEBZE'DEN İŞTEN ATILAN TÜBİTAK İŞÇİLERİ

Şakaya bak! Küba'dan "kurtulacaklarmış"!

ABD’nin Meksika Büyükelçisi, bir ekoloji forumunda, ABD’nin çözemediği “Küba sorununu” iklim değişikliğinin çözeceğini ve adanın yok olacağını söyleyerek “espri” yaptı.

ABD’nin Meksika’daki Küba asıllı büyükelçisi Carlos Pascual, iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji konularında “uzman” sıfatıyla katıldığı bir ekoloji forumunda yaptığı “espriyle” dinleyenleri şaşırttı.

1959’da, yani devrimin gerçekleştiği yılda Havana’da doğmuş olan ABD Büyükelçisi, şaka yapar bir ses tonuyla, “İklim değişikliği ABD’nin Küba’yla sorununu çözme işini üstlenecek, çünkü 50 yıl içinde ada sular altında kalacak” dedi. Kendi doğduğu topraklar hakkında konuşan Pascual, “ABD’de Küba hakkında endişelenmemize gerek yok çünkü çevre o sorunu bizim için ortadan kaldıracak” ifadelerini kullandı.

ABD Büyükelçisi'nin esprisine salonda bulunan ve çoğunluğu şirket temsilcilerinden oluşan kalabalıktan bazıları güldü. (Kaynak: soL)

Dünyanın en etkili 100 ismi: Erdoğan 17. sırada

Time dergisinin yılın en etkili 100 kişisinin belirlendiği ve olay yaratan listesine bu yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 17'nci sıradan girdi.

Time dergisinin her yıl açıklanan ve olay yaratan listesi bu yıl da belli oldu. 2010 yılının en etkili isimlerini seçen derginin listesinde dünyanın her yerinden kadın-erkek isimler var. Siyasetçiler, sanatçılar, iş dünyasının önde gelen isimlerinden oluşan listenin en etkili liderler sıralamasında 17'nci sırayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aldı.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva'nın en etkili liderler sıralamasında birinci olduğu listede, ABD Başkanı Barack Obama gibi isimler yer alıyor. Time'ın listesinde daha önce Türkiye'den 2008 yılında Fener Rum Patriği Bartholomeos ve Dr. Mehmet Öz, 2006 yılında da Orhan Pamuk yer almıştı.

Derginin Erdoğan için yorumu şöyle: "Türkiye’nin Başbakanı bir çok badireden sağ çıkmayı başardı. İnançlı bir Müslüman ve sözünü sakınmayan bir eski futbolcu olan 56 yaşındaki Recep Tayyip Erdoğan 1994 yılında İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı olarak tanındı.

Bir zamanlar simit sattığı kentin başkanı oldu
Bir zamanlar sokaklarında simit sattığı şehrin yöneticisi olan Erdoğan, hakkında açılan davalar dolayısıyla bu unvanını kaybetse de halkın gözündeki popülerliğini günden güne artırdı.

Erdoğan, İslamcı politikalar sürdürdükleri gerekçesiyle üç partinin kapanışına şahit oldu. Batı ve iş dünyası yanlısı partisi AKP’yi ise 2001 yılında kurdu. İlk olarak 2003 yılında Başbakanlığa seçilen Erdoğan, dört yıl sonra yapılan seçimlerde de sandıktan lider çıktı.

Başbakanlığı’nın özellikle ikinci döneminde Müslüman dünyasının küresel sözcülüğüne soyunan Erdoğan, iki ülke arasındaki ilişkilere karşın İsrail’i açık açık eleştirdi, Hamas’la müzakerelere girilmesi fikrini savundu ve ABD’nin İran’a yaptırımlarına karşı çıktı.

Erdoğan bölgeyi yeniden şekillendirebilecek güçte
NATO’nun tek Müslüman üyesi, laik demokratik Türkiye’nin başbakanı Erdoğan, ülkesinin çevresindeki bir bölgeyi yeniden şekillendirebilecek bir lider."

CHP’den üçüncü köprüye sert tepki

Gürsel Tekin: Bu köprüyü yapamazlar. Çünkü kente ilişkin hiçbir planda köprü çalışması görülmüyor.

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın açıkladığı 3. boğaz geçişi projesini "Korsan Köprü" olarak değerlendirdi.

Açıklanan projenin kentin anayasası olan yüz binlik planlarda yer almadığını ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından da istenmediğini belirten Gürsel Tekin, "Bu köprüyü yapamazlar. Çünkü kente ilişkin hiçbir planda köprü çalışması görülmüyor'' dedi.

Çevreye en zarar verecek proje olarak açıklanan güzergâhın tam bir skandal olduğunu ve İstanbul’un akciğerleri olan ormanların ve su havzalarının tam ortasından geçtiğini belirten Gürsel Tekin sözlerini şunları söyledi:

Bu köprü korsandır
"İstanbul ve Marmara Bölgesi için tam bir çevre faciasına yol açacak projenin açıklandığı toplantıda Çevre Bakanı neden yok acaba? Bu projeyle karşı olduğu için mi yoksa çevre konusu kimsenin umurunda olmadığı için mi? Açıklanan köprü çalışması tamamen korsandır. Bu köprü ne binlik ne de yüz binlik planlarda yoktur. Kentte yapılacak en küçük bir değişiklik bile önce planlara işlenir. Ardından uygulamaya geçilir. Daha bir yıl önce kentin yüz binlik planları kabul edildi. O planlarda 3. Köprü'ye ilişkin tek bir çalışma yok. 470 bilim insanının hazırladığı planlarda 3. Köprü'nün adı bile geçmiyor. Ulaştırma Bakanı Yıldırım ise 3. Köprü güzergâhı diye bir yol haritası açıklıyor. Ulaştırma Bakanı’na sormak istiyorum; 3. Köprü hangi planda var? Bu yüzden, çakılacak tek bir çivi bile yasadışıdır. Bu köprü korsandır. Kenti yönetenlere rağmen alınan bir karardır. Bu köprüyü yapamazlar."

İstanbul'u kim yönetiyor
AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ı da eleştiren Tekin sözlerine şöyle devam eti: "Sayın Topbaş'ın 3. Köprü'ye karşı olduğunu biliyoruz. Hatta 100 binlik planlar yapılırken, 3. Köprü'yü koydurtmamış. Bilim insanları da köprünün çevreye vereceği zararı anlatmış. Bu konuda bilim insanlarıyla mutabık kalmış. Doğru da yapmış. Ama ne yazık ki; bu kararlılığını şimdi gösteremiyor. Köprüye karşı olduğu halde sesini çıkarmıyor. Sorumluluktan kurtulmak için de açıklamayı Bakan Yıldırım yapıyor. Kenti Başbakan mı, Ulaştırma Bakanı mı, yoksa Kadir Topbaş mı yönetiyor anlamış değiliz. Köprüyü Ulaştırma Bakanı açıkladığına göre bu kenti yöneten Kadir Topbaş tamamen devre dışı bırakıldı."

1275 metrelik hançer
3. köprünün planlarda olmadığı için ''korsan'' olarak anılacağını belirten Tekin, "Nasıl çivi çakacaklar merak ediyoruz. İstanbul'un en güzel ormanları ve su havzaları yok edilecek. İstanbul’un akciğerlerine 1275 metrelik bir hançer saplanacak. Yaşanan şey tam bir köprü açmazıdır. Bu plan ile İstanbul’un nüfusu 25 milyona çıkarılacak ve yeni kurulan Arnavutköy ilçesinde yaratılan sınırsız rant ile İstanbul bir kez daha birilerine peşkeş çekilecek. 150 kilometrelik güzergahta kimlere rant sağlandı merak ediyorum. Bu, çözüm yerine yeni sorunlar yaratacak bir projedir. Bu projeyi engellemek için direneceğiz. Hukuki yollarla halkımızı da yanımıza alarak direneceğiz. Korsan köprüye izin vermeyeceğiz" dedi.

3. köprü güzegahı belli oldu

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım İstanbul 3. köprü projesinin güzergahını açıkladı. Boğaz'daki geçiş noktası: Garipçe ve Poyrazköy arasında olacak...

Binali Yıldırım, güzergah seçilirken hava ve görüntü kirliliğinin dikkate alındığını kaydetti. Yıldırım ormanların korunacağını ve çevre düzenlemelerine çok dikkat edeceklerini söyledi.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, 3. Boğaz geçişini de içeren Kuzey Marmara Otoyolu'nda karar aşamasına gelindiğini bildirdi. Yıldırım köprü güzergahı olarak Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün kuzeyinin esas alındığını ifade etti. 3. köprü projesinin Boğaz'daki geçiş noktasının ise Garipçe ve Poyrazköy arasında olacağı açıklandı...

İşte Yıldırım'ın açıklamalarının satır başları: Seçilen bölge orman özelliği düşük bölgeler dikkate alınarak saptandı. Yaklaşık 60 kmlik maden amaçlı kullanılan alanların tekrar doğaya kazandırılması esas alınmıştır.

Köprü güzergahının nereden geçtiğini merak ediyorsunuz. Kuzey Marmara Otoyolu, Kınalı Mevkii'nde Tem otoyolu kavşağından başlayıp, kömür madenlerinden geçip, Paşaköy mevkiine ulaşarak Gebze Otoyolu ayrımına ulaşmaktadır.

Otoyolu ve köprü güzergahı çalışmaları sürecinde İstanbul, İzmit ve Sakarya Belediye Başkanları'na teşekkür ediyorum...

Boğaz'daki geçiş noktası: Garipçe ve Poyrazköy arasında olacak...
Projenin toplam maliyeti 6 milyar dolardır. Bu kamulaştırma bedeli 1 ila 1.5 milyar dolar arasında olmaktadır. Tabi gerçek kamulaştırma bedeli sonra ortaya çıkacaktır.

Bugün itibariyle süreci resmen başlattık. Bundan sonra bu güzergah üzerinde yer alan belediyelerimiz bu güzergahı görüşecekler ve meclis onayını alacaklar.

Ulaştırma Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü ihale sürecini işletecek. Proje kamu ve özel sektör adımıyla gerçekleştirilecek. İlk defa kamu kaynağı kullanılmayacak.

Bu yıl içerisinde Yap İşlet Devret modeliyle ihaleyi sonuçlandırmak istiyoruz.

Kamulaştırılacak alanın yüzde 75'i kamuya ait. Bu yüzden rant diye bir şey sözkonusu değildir.

Elbette trafik garantili bir proje sunuyoruz.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Biji Yek Gulan! Yaşasın 1 Mayıs!

İşçi filmleri festivali başlıyor

Bu yıl beşincisi düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali 1–9 Mayıs tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek. Festivalde bu yıl Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından, hem yeni hem de klasikleşmiş eserlerin bulunduğu 74 film gösterilecek. Festival kapsamında bu yıl 3–4 Mayıs tarihlerinde Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek ‘LaborComm/Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’ aynı zamanda www.festival.sendika.org/ adresinden yayınlanacak.

Festival Türkiye'yi gezecek
İlk kez 2006 yılında gerçekleştirilen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali beşinci kez perdelerini açıyor. Festival, 1–9 Mayıs tarihleri arasında İstanbul, İzmir ve Ankara'da eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek, daha sonra geçen yıllarda olduğu gibi kent kent süren ve bütün yıla yayılan uzun bir yolculuğa çıkacak. Festivalin Anadolu yolculuğunun ilk durakları 8 Mayıs’ta Bolu, 19 Mayıs’ta Diyarbakır olacak.

Temel amaçları Türkiye ve dünyadan emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmak ve ülkemizde işçi filmi üretimini özendirmek olan festival Sine-Sen (DİSK), Dev Sağlık-İş (DİSK), Birleşik Metal-İş (DİSK), Hava-İş (TÜRK-İŞ), Petrol-İş (TÜRK-İŞ), Tez Koop-İş (TÜRK-İŞ), Ses (KESK), Türk Tabipleri Birliği, Halkevleri ve Sendika.Org tarafından düzenleniyor. Festival bu yıl ‘Seyirci Kalma’ temasıyla gerçekleştiriliyor.

Açılış Beyoğlu Rüya Sineması'nda
Festivalin açılış töreni 2 Mayıs Pazar günü saat 19:00’da Beyoğlu Yeni Rüya Sineması’nda gerçekleştirilecek. Törenden önce saat 18:00’de Taksim Tramvay durağında sanatçıların ve festival dostlarının katılacağı ‘Geleneksel Festival Yürüyüşü’ yapılacak. Oyuncu Levent Üzümcü’nün sunacağı gecede festivalde bu yıl ‘Sultan’ filmi gösterilecek olan Türkan Şoray’a Türk sinemasına emeklerinden dolayı festival düzenleyicileri tarafından teşekkür edilecek. Nihat Behram’ın şiirleriyle, İlkay Akkaya’nın şarkılarıyla renk katacağı gecede bu yıl yıkılmak istenen Emek Sineması çalışanlarına ve Sine-Sen tarafından belirlenecek bir sinema emekçisine teşekkür plaketi sunulacak. Gecenin sonunda Tekel direnişini anlatan açılış filmi gösterilecek.

Gösterimler İstanbul’da Beyoğlu Sineması, İstanbul Fransız Kültür Merkezi, İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Salonu, Sine-Sen Şişhane Salonu, Çevre Mühendisleri Odası, Öteki Kültür Sanat, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, Kolektif Kültür Merkezi, KARGART, Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi, İstanbul Halkevi’nde yapılacak. Ankara’da Batı Sineması, Alman Kültür Merkezi, Çağdaş Sanatlar Merkezi, Harb-İş Sendikası Salonu, TMMOB Mimarlar Odası, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, Yılmaz Güney Sahnesi’nde yapılacak.

Tüm gösterimler ücretsiz
İzmir’de İzmir Fuarı İsmet İnönü Kültür Merkezi, Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi, Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi, İzmir Fuarı Gençlik Tiyatrosu, Bornova Çamdibi Nedret Güvenç Sahnesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Rauf Beyru Salonu, Menemen Belediyesi Kültür Merkezi, Menderes Kültür Merkezi Amfi Tiyatrosu, Petrol-İş Aliağa Şubesi Salonu, Aliağa Helvacı Çok Amaçlı Salonu, Kemalpaşa Ören Çok Amaçlı Salonu, Kemalpaşa Eski Belediye Düğün Salonu, Bayraklı Belediyesi Nikah Salonu, Bademler Köy Tiyatrosu, Buca Bozuk Ezber Kültür Merkezi’nde yapılacak. Bu gösterimlerin dışında birçok mahallede ve işyerlerinde de özel gösterimler düzenlenecek. Tüm gösterimler her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olacak. Festivalde bu yıl Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından, hem yeni hem de klasikleşmiş eserlerin bulunduğu 74 film gösterilecek. 24 uluslararası filmin 6’sı kurmaca uzun metraj, 18 tanesi belgesel türünde. Türkiye’den katılan 50 filmin de 6 tanesi uzun metraj kurmaca, 8 tanesi kısa metraj kurmaca, 36’sı ise belgesel.

Aki Kaurismaki’nin işçi filmi üçlemesinden ‘Cennetteki Gölgeler’, Bertolt Brecht'in ‘Kuhle Wampe'si , dünyadaki özelleştirme uygulamalarının sonuçlarını anlatan Alman sinemacı Florian Opitz’ten ‘Büyük Satış’, Kıbrıs adasında 1948’de Türk ve Rum emekçilerinin ortak 1 Mayıs kutlamalarını ve mücadelelerini anlatan ‘Madencilerin Anıları’, en iyi Fidel Castro filmlerinden Estela Bravo imzalı ‘Fidel Anlatılmamış Tarih’, GDO’yla ilgili Fransız yapımı ‘Monsanto'nun Gözünden Dünya’, John Ford'un klasikleşmiş filmi ‘Gazap Üzümleri’, Bolivya’daki sendikal mücadeleyi anlatan 'Coca Cola Davası', Emir Kusturica’dan ‘Maradona’ ve Japon yönetmen Tokachi Tsuchiya’dan ‘Normal Bir İş Yapmak İstiyorum’ gösterilecek yabancı filmlerden yalnızca bazıları.

Festivalde bu yıl Tekel direnişine verilen özel önem sebebiyle direnişle ilgili 15 tane film özel gösterimlerle izleyicilere sunulacak. Başta Tekel filmleri olmak üzere birçok film galasını festivalde yapacak. Metin Yeğin’in uzun metrajlı filmi ‘D’nin galası da festival kapsamında yapılacak. Film için 4 Mayıs’ta Ankara’da, 8 Mayıs’ta İstanbul’da , 7 Mayıs’ta İzmir’de özel galalar düzenlenecek. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki toplumsal hareketleri anlatan belgeselleriyle tanınan yönetmen Metin Yeğin, ilk uzun metrajlı kurmaca filminde 1988 yılında Metris Cezaevi’nde yaşanan firarı anlatıyor. Filmde Nebil Sayın, Selim Akgül, Mustafa Diyar Demirsoy, Turgay Tanülkü gibi isimler rol alıyor.

Pelin Esmer imzalı 11’e 10 Kala, İlksen Başarır’dan ‘Başka Dilde Aşk’, Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’dan ‘İki Dil Bir Bavul’, Ahmet Uluçay’dan ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’, Kartal Tibet’in efsanevi filmi ‘Sultan’ da gösterim programında yer alıyor.

Bu yıl da görme engelli izleyiciler için ‘Başka Dilde Aşk’ ve ‘Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ filmlerinin gösterimi sesli betimleme yöntemiyle yapılacak.

Yabancı konuklar da olacak
Festivalin yine yabancı konukları bulunuyor. İranlı usta yönetmen Macid Macidi, İngiliz akademisyen John Cunnigham, ‘Yaşamak Bir Ağaç Gibi’ filminin yönetmenleri Pascale Boosten ve Eric Juzen, Güney Kıbrıs PEO sendikasından Eleftherios Georgiadis festivalin bu yılki yabancı konuklardan.

Festival kapsamında bu yıl fotoğraf alanındaki etkinlikler büyük yer tutuyor. Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD), Galata Fotoğrafhanesi Fotoğraf Akademisi, Fotoğraf Vakfı, Red Fotoğraf, İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği ortak organizasyonuyla üç kentte ‘1980'den 2010'a Emek Sineması'ndan Meydanlara 1 Mayıs'ın 30 Yılı’ sergisi açılacak ve çeşitli paneller düzenlenecek. Sergide, sıkıyönetim uygulamalarından başlayarak, 1987’de Emek Sineması’nda gerçekleştirilen toplantı öncesine kadar kitlesel olarak kutlanamayan 1 Mayıs’lar o yıla ve güne ait belgelerle, 1988’den 2009 yılına kadar gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları ise fotoğraflarla izleyicilere sunulacak. 2010 yılına ait fotoğraflar ise sergi salonunda kurulacak projeksiyon cihazı ile slayt gösterisi olarak yansıtılacak. Festivalde ayrıca Ankara’da Türkiye Gazeteciler Sendikası tarafından hazırlanan ‘Fotomuhabirlerinin Gözünden Tekel Direnişi’ başlıklı fotoğraf sergisi Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde izleyicilerle buluşacak.

Festival kapsamında bu yıl 3-4 Mayıs tarihlerinde Ankara Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ‘LaborComm/Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’ düzenlenecek. Altı bildiri, iki çağrılı bildirinin sunulacağı, ayrıca medya emekçilerinin, iletişim emekçilerinin ve emekten yana alternatif medyanın tartışılacağı iki panelin yer alacağı iki günlük konferans aynı zamanda www.sendika.tv adresinden internetten canlı yayınlanacak. Birçok sunumun gerçekleştirileceği konferans, Çankaya Belediyesi, Ankara Üniversitesi Gelişme ve Toplum Araştırma ve Uygulama Merkezi (GETA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın katkılarıyla düzenleniyor. Konferansta açılış bildirisini İngiltere'den Laborstart.org kurucusu Eric Lee, çağrılı bildirilerden birini ise araştırmacı Ergin Yıldızoğlu okuyacak.

Farklı kentlerde sinema atölyelerinin kurulacağı festival sırasında bu yıl da kapsamlı bir festival gazetesi yayınlanacak. Festivalle ilgili tüm bilgilere, görsellere ve tanıtım videolarına www.iff.org.tr adresinden ulaşmak mümkün.

Baykal, Anayasa Mahkemesi'ni işaret etti

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Anayasa değişikliklerinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından onaylanmasının ardından Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını bildirdi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Deniz Baykal başkanlığında toplandı. Alınan bilgiye göre, gündemdeki konuların değerlendirildiği toplantıda, Anayasa değişikliği paketi de ele alındı.

AKP'nin Anayasa değişikliklerine ilişkin tezlerinin büyük ölçüde çürüdüğü değerlendirmesinde bulunan Baykal, değişikliklere ilişkin hukuki ve siyasi alandaki mücadelelerinin süreceğini kaydetti.

Değişliklerin kabul edilmesi halinde Anayasa Mahkemesi'ne başvuracaklarını belirten ve başvuru için gerekli 110 imzanın bulunması konusunda ise sıkıntı yaşanmayacağına inandığını aktaran Baykal, ''Cumhurbaşkanı onayladıktan sonra Anayasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz ama karar, takdir Yüce Mahkemenindir'' dedi. MYK toplantısında, Mayıs ayında yapılacak kurultaya ilişkin hazırlıklar da ele alındı.

Jet Fadıl Frankfurt’ta hayal satıyor

Jet-Pa, yüzde 100 yerli iddiasıyla “İmza” adlı otomobil ile 1990’lı yıllarda fırtına gibi esen ve yüksek kâr payı vaadleriyle Avrupalı Türklerden milyonlarca Euro toplayarak mağdur eden Jet Fadıl lakaplı Fadıl Akgündüz, Almanya’nın Frankfurt kentinde büro açtı.

Almanya’da holding mağdurlarınca kurulan Avrupa Türkleri Dayanışma Derneği’nin avukatı Ünal Taşhan, Akgündüz’ün, “Am Hauptbahnhof 12 -Frankfurt”adresinde açtığı büro ile İstanbul Bayrampaşa’da kuracağını söylediği devre mülk otel için para toplamaya çalıştığını söyledi.

Yine hayal satıyor
Dernek olarak, Jet-Pa ve Fadıl Akgündüz’ün tüm faaliyetlerini gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da yakından takip ettiklerini söyleyen avukat Ünal Taşhan, “Fadıl Akgündüz, yine hayal satarak para toplamaya çalışıyor. Almanya’da kurduğu bu büro ile öncelikle eski Jetpazedeleri hedef almış durumda. Jetpazedelere, ‘Jet-Pa’ya yatırdığını parayı peşinata sayalım’ diyerek devre mülk satmaya çalışıyor. Mağdurlar bu konuda dikkatli olmalılar” diye konuştu.

Fadıl Akgündüz’ün, 31.07.2009 tarihinde üç aile bireyi ile genel kurul yaptığını hatırladan avukat Ünal Taşhan, şunları anlattı: “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü’nün atadığı komiser Ferit Öztürk gözetiminde İstanbul Bağcılar’da yapılan genel kurul, sadece Akgündüz Ailesi (Memet Fadıl Akgündüz, Birsen Akgündüz, Zekiye Akgündüz) ile Almanya ve Liechtenstein’da bulunan para toplama faaliyetinde paravan olarak kullanılan şirketlerine bildirilmiş. Şirketin ortakları arasında bulunan ve Almanya’da kurulmuş olan Jetpa International Marketing and Trading GmbH ile Lichtenstein’ daki Jetpa International Marketing and Tranding A.G, 2000 yılında iflas ettirilmişti. Buna rağmen şirketin ortağı olarak gösterilerek genel kurul yapıldı. Burada bir aldatmaca ve hukuksuzluk var. Bu hukuksuzluk genel kurulun iptali anlamına geliyor.
Zaten bu doğrultu da, Latif Yılmaz isimli Jet-Pa mağduru, genel kurulun iptali için dava açtı. 27.05. 2010 tarihinde Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde duruşması yapılacak. Bu durum 6. Nisan 2010 tarihinde yayınlanan Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde detaylarıyla yer aldı.”Mağdurlar harekete geçecek

JET-PA’nın iflas etmediğini ve resmi raporlara göre 62 milyon lira (31 milyon Euro) sermayesi bulunduğunun da altını çizen avukat Ünal Taşhan, “Dernek olarak, Fadıl Akgündüz’ü Jet-Pa’nın yönetim kurulu başkanlığından indirmenin yollarını arıyorum. Genel kurulun iptali için açılan ve 27.05. 2010 tarihinde Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde yapılacak duruşmanın sonucuna göre hareket edeceğiz” dedi.

İran'da bronzlaşmış kadınların tutuklanacağı belirtildi

Tahran polis şefi Hüseyin Sacidniya "Halk kadın ve erkekler İslami değerleri ihlal eden davranışlar sergilediğinde katı ve süratle davranmamızı istiyor. Tahran'ın kuzey bölgelerinde yürüyen mankenlere benzeyen çok sayıda yanık tenli kadın ya da genç kız görebiliyoruz. Bu duruma müsamaha göstermeyeceğiz ve bu durumda görülenler önce uyarılacaklar ve bir dahaki sefere tutuklanarak hapse atılacaklar" diye konuştu.

Geçenlerde önde gelen din adamlarından Ayetullah Kazım Sadıgi, yeterince örtünmeyen kadınların erkekleri baştan çıkardığını ve bunun da depreme yol açtığını öne sürmüştü.

27 Nisan 2010 Salı

1 Mayıs programı açıklandı

İstanbul Taksim alanı, 1 Mayıs 1977'den beri ilk kez resmi olarak kutlamalara açılıyor. Tarihe "kanlı 1 Mayıs" olarak geçen 1977’deki 1 Mayıs kutlamalarında 35 kişi yaşamını yitirmesinden sonra Taksim Meydanı, 1 Mayıs kutlamalarına kapatılmıştı. Üç yıldır Taksim'in kutlamalara tekrar açılması için büyük mücadele veren emekçiler bu yıl Taksim'de buluşacak.

1 Mayıs'ta sendika ve siyasi partilerin kortejleri, üç koldan hareket edip, Kazancı Yokuşu’na gelerek burada birleşip, Taksim'e girecek. Kazancı Yokuşu’na 10 bin karanfil bırakılıp, 1 Mayıs 1977’de ölenler için bir dakikalık saygı duruşu ve anma yapılacak. Taksim’de kurulacak platform kürsüsü AKM’yi arkaya alacak şekilde yerleştirilecek.

Yürüyüş kolları AKM’yi arkaya alacak şekilde kurulan platforma gelerek saat 13.00’de kutlamaları başlatacaklar. Biri DİSK’li, diğeri KESK’li biri kadın, biri erkek işçi “Hoş geldiniz!” dedikten sonra, ortak bildiriyi okumaları bekleniyor. İsteyen konfedarasyon başkanları 5’er dakikayı geçmemek üzere konuşma yapacak. Ortak bildiri okunduktan sonra Timur Selçuk, Sarper Özsan’ın yazıp bestelediği 1 Mayıs Marşı’nı piyanosuyla seslendirecek. Selçuk’a çok sayıda sanatçının eşlik etmesi bekleniyor. 1 Mayıs Marşı’nın ardından Nazım Hikmet’in “Türkiye İşçi Sınıfına Selam” şiirinin okunacak. Ruhi Su Dostluk Korosu da platformda işçi ve emekçilere seslenecek.

DİSK’in çağrısıyla 60’ı Almanya’dan olmak üzere, Belçika, Hollanda gibi çok sayıda Avrupa ülkesinden 100’ü aşkın yabancı sendikacı gelecek.

DİSK’in çağrısıyla 1 Mayıs 1977’de ölenlerin yakınlarından 10 aile gelecek ve DİSK kortejinin en önünde yer alacak. 1 Mayıs 1977’de ölenlerin yakınları ellerinde “1 Mayıs 1977 katliamı aydınlatılmadan demokrasiden söz edilemez” yazılı dev pankartı taşıyacaklar.

Bu arada 50'nin üzerinde sanatçının 1 Mayıs’ta gönüllü olarak sahne almak istediği öğrenilirken, çok sayıda sanatçı, aydın ve akademisyenin de DİSK kortejinde olması bekleniyor. Ayrıca, Taksim’e sinema sanatçısı Tarık Akan, oyuncu yönetmen Rutkay Aziz, besteci, müzisyen, yazar, sanatçı Zülfü Livaneli, ses sanatçıları Edip Akbayram ve Yavuz Bingöl gibi çok sayıda ünlü ismin de gelmesi bekleniyor.

13.00’de Taksim’de başlayacak kutlamaların saat 16.00 gibi bitmesi öngörülüyor.

Güvenlik önlemleri
Konfedarasyonların açıklanan 1 Mayıs programında alınacak güvenlik önlemleri de belirtildi.

Buna göre, konfederasyonlar, işçilerin el ele tutuşmasını sağlayarak, araya "provokatör" girmesini önleyecek.

Konfedarasyonlar ayrıca, arama noktalarında polise yardımcı olmak için sendikalara üye işçileri de görevlendirecek. Kürsünün etrafının güvenliğini de yaklaşık 200 işçi sağlayacak. 6 konfederasyondan toplam bin kişi de güvenliği sağlamakla görevli olacak. Bin görevli, kortejin düzenli bir şekilde alana girmesinden de sorumlu olacak.

25 Nisan 2010 Pazar

Jirinovski: Türkiye’nin yarısını Ermenistan’a vereceğim

Rus lider Jirinovski, Türkiye'nin yarısını Ermenistan'a vereceğini vaat etti.

Rusya aşırı sağ Liberal Demokrat Partisi Başkanı ve aynı zamanda ülke parlamentosu alt kanadı Duma Başkan Yardımcısı Vladimir Jirinovski, Moskova'da düzenlenen sözde soykırım günü anma mitinginde Türkiye'nin yarısının Ermenistan'a verilmesini talep etti.

Kırım'ın alınmasına destek verin
Jirinovski, "Ermeniler size sesleniyorum; Batı Ermenistan'ın Türkiye'den alınarak Ermenistan'a verilmesine destek olacağız. Siz de Kırım'ın Ukrayna'dan alınarak Rusya'ya verilmesini destek verin." dedi.

Ermeni derneklerden destek
24 Nisan sözde Ermeni soykırımı günü vesilesiyle Moskova'nın Krasnaya Presnaya Meydanı'nda düzenlenen gösteriye binden fazla kişi katıldı. Rusya Ermenileri Birliği, Rus-Ermeni Dostluk Derneği ve Ararat Derneği'nin organize ettiği gösteriye Jirinovski, Rusya Adalet Partisi Duma milletvekili Kira Lukyanova ve başka Rus siyasi ve sivil toplum örgütü yetkilileri katıldı.

Cesur bir adım
Gösteride konuşan Rusya Ermenileri Birliği Başkanı Ara Abramyan, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ın Ankara-Erivan ilişkilerinin normalleştirilmesini öngören protokolü askıya almasını "cesur bir adım" olarak nitelendirdi. Moskova'da faaliyet gösteren Ararat Derneği Başkanı Emmanuel Dolbukyan da, Türk kamuoyuna baskı yapabilmek için güçlü propaganda yapılması gerektiğini kaydetti. Adalet Partisi Duma milletvekili Lukyanova da, tüm dünya devletlerini sözde Ermeni soykırımını tanımaya davet ederek, "Partimiz olarak Ermeni halkının yanındayız!" dedi.

"Türkler, Ermeni topraklarını boşaltmalı"
Gösterinin en ilginç konuşmalarını ise Jirinovski yaptı. Jirinovski'den önce kürsüde konuşan Ermeni diasporası yetkilileri "Türklerle anlaşmak imkansız!" diye haykırırken, Jirinovski, "Neden öyle diyorsunuz? Türklerle anlaşmak mümkün. Toprakları boşaltsınlar, ondan sonra anlaşmak mümkün. Türkler sizin topraklarınızda yaşıyor. ABD ve İngilizlerin oyunuyla Birinci Dünya Savaşı çıkartıldı. Ermeni halkı büyük zarar gördü. Türkler Batı Ermenistan'ı işgal etti. Bolşevik lideri Vladimir Lenin'in sayesinde." dedi.

Türkleri bunu yapmaya zorlamalıyız
Jirinovski, Türkiye'nin "işgal ettiği" topraklardan çekilmesi gerektiğini iddia ederek, şunları söyledi; "Bu işin kolayı vardır: Türkiye'nin kuzeydoğusu Ermenistan'a, güneydoğusu ise Kürdistan'a verilsin. Türkleri bunu yapmaya zorlamalıyız. Siz Kırım'ın Ukrayna'dan alarak Rusya'ya verilmesi için bize destek verin, biz de Türkiye'deki toprakların size verilmesine destek verelim. O topraklarda daha önce Türkiye yoktu, eski Ermenistan devleti vardı. Aramızdaki Türk casusları şimdi benim konuşmalarımı hemen Ankara'ya ulaştıracaklar. Ben apaçık şekilde yine belirtiyorum: Türkiye toprakları boşaltılmalı ve Ermenistan'a iade etmeli."

Azeri ve Gürcü topraklarının da Ermenistan'a ait olduğunu belirten Jirinovski, 2012 Devlet Başkanlığı seçimlerinde kendi partisini oy verilmesini de istedi.

Ben aranızdayım
Jirinovski, "Dostunuz olarak ben aranızdayım. Peki nerde diğer parti liderleri? O yüzden 2012 yılında oyunuzu kime vereceğinizi iyi biliyorsunuz: Liberal Demokrat Partisi'ne!" diye konuştu.

Ermenilerin yok dediği belgeye ulaşıldı

Ermeni diasporasının tehcir sonrası 1,5 milyon Ermeni'nin yok edildiği tezini çürüten ABD'deki 'çok gizli' belgelere ulaşıldı.

Tarihçi Cezmi Yurtsever, ABD'nin devlet arşivinde 'NARA 867.4016/816' numarada kayıtlı bulunan ve üzerinde 1961 yılına kadar açılması yasak "çok gizlidir" damgası bulunan belgenin bir kopyasına ulaştığını kaydetti.

Yurtsever, "Amerika'da ortaya çıkan belgede Ermenilerin İstanbul ve Anadolu'da 281 bin Ermeni'nin yaşadığı bilgilerine yer veriliyor. Dünyadaki Ermenilerin toplam sayısı ise 3 milyon olarak açıklanıyor. Bu bilgiler 1915 olayları sonucu 1,5 milyon Ermeni'nin soykırıma uğradığı görüşlerini propaganda ortamında savunan Ermeni diasporasının tarih tezlerinin esastan sorgulanmasını sağlıyor." dedi.

Belgenin kopyasına ulaşıldı
Yurtsever, 'soykırım' bilgilerinin abartılı olduğu kadar tarihi analiz ve eleştiriler dikkate alınırsa gerçekleri de yansıtmadığını belirterek, "Osmanlı yönetiminin Ermenilerle ilgili sürgün, göç ve ölümler dahil 1915-1922 yılları arasında yaşananlar ile ilgili olarak ABD'nin devlet arşivinde 'NARA 867.4016/816' numarada kayıtlı bulunan ve üzerinde 1961 yılına kadar açılması yasak "çok gizlidir" damgası bulunan belgenin bir kopyasına ulaştım. Belgenin düzenleme tarihi Kasım 1922'de elde edilen savaş sonuçları ayrıntılarını açıklayan James W. Gerard imzası ile ABD Dışişleri Bakanlığı'na gönderilen 'gizli rapor' mektup olarak açıklanmış. Belgenin içeriği 1922 yılındaki dünyada yaşayan Ermenilerin toplu sayısı hakkında bilgiler yer alıyor." şeklinde konuştu.

Belgenin Türkçesi
"Dünyadaki Ermenilerin yaklaşık sayısı, Kasım 1922. Toplam gösterge aşağıdadır: Türkiye'den gelen mülteciler 817 bin 878'dir. Mülteci rakamları (İstanbul'daki) İngiliz Elçiliği ve Yakındoğu Yardım Kuruluşu'ndan 1921 yılında alınmıştır. Rakamlara bedeni gücü olan Kemalistlerin elindeki, kadın ve çocuklar -Kavimleri Cemiyeti'ne göre- İslam'a geçmeye zorlanmış yaklaşık 95.000 kişi vardır, dahil değildir."

Gizli arşiv belgeleri Adana'da sergilenecek
915 yılından 1922'yekadar geçen zaman içinde yaşanan Ermeni göçleri, yerleşim ve yapılan yardımlarla ilgili olarak Ermeni gizli belgelerinin yer aldığı AGBU kuruluşunun arşivinde yer alan fotoğraf ve belgeleri 26-30 Nisan tarihlerinde Adana Büyükşehir Belediyesi önünde "Adana'dan Halep'e Tehcir Yolu" adıyla sergilenecek.

Kamer Genç: AKP Mekke'de şeytanın taşlandığı yerdir

Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in ''AKP, Mekke'de şeytan taşlanan yerin adı'' şeklindeki sözleri tartışmaya yol açtı.

Anayasa değişikliği teklifinin 15. maddesinin üzerinde konuşmaların tamamlanmasının ardından verilen 7 değişiklik önergesinin görüşülmesine geçildi. Burada yasaların anasını yapıyoruzMadde metninin tekliften çıkarılmasına ilişkin CHP'nin önerisi üzerine söz alan Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin'in Genel Kurulu ''tarafsız yönetmediğini'' ileri sürdü. Öztürk, ''Burada yasaların anasını yapıyoruz, yani Anayasayı yapıyoruz. Yasaları nasıl yaptığımızı milletin takdirine bırakıyorum. Genel Kurul süreci demokratik değildir'' diye konuştu. TBMM Başkanı Şahin, kendisine yönelik eleştirilere cevap vermeyeceğini, kendisi incinse bile incitici olmayacağını söyledi.

Sen seçmedin mi bu ismi
Bağımsız Tunceli Milletvekili Genç, kendi önergesi üzerinde söz aldı. Genç'in ''AKP, Mekke'de şeytanın taşlandığı yermiş. Onun için Tayyip Bey, 'AKP' diyenlere 'edepsiz' diyor. Sen seçmedin mi bu ismi'' demesi AK Parti'li milletvekillerin tepkisine yol açtı. AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç, sataşma gerekçesiyle söz alarak ''Biliyorsan konuş alim sansınlar, bilmiyorsan sus insan sansınlar'' atasözünü anımsattı.

Hatip ile şeytan arasında bir bağlantı vardır
AKP Tüzüğünün 1. maddesinde partinin kısa adının ''AK Parti'' olarak yer aldığını, bunun da herkes için aynı olduğunu ifade eden Kılıç, partilerinin ismini içine sindiremeyen, hazmedemeyenlerin inadına ''AKP'' gibi kısaltma kullandığını söyledi. Kılıç, şöyle konuştu: ''Genç'in partimizin adını benzettiği yer AKP değil Akabe'dir. İslam tarihini bilmiyorsan konuşmayacaksın. Milletin inancıyla, milletin peygamberiyle dalga geçmeyeceksin. Söylediğin sözlerin anlamını bileceksin. Akabe, İslam peygamberine geniş bir kitlenin biat ettiği, İslam dinini benimsediği yerdir. Akabe'nin, şeytanla da şeytan taşlamayla da uzaktan yakından bir alakası yoktur. Ama hatip ile şeytan arasında bir bağlantı vardır. Şeytan gecenin karanlığında karşılaşacak olsa muhtemelen yolunu değiştirmeyi tercih eder.''

İşte Kılıç'ın o sözleri
Suat Kılıç'tan Kamer Genç'e ağır itham

Soner Yalçın'ın kitabında var

Kamer Genç, kendisine sataşma olduğu gerekçesiyle söz aldı. Genç'in ''Soner Yalçın'ın kitabında var'' diyerek konuşmasına başlaması üzerine TBMM Başkanı Şahin, mikrofonun sesini kapattı. Şahin, Genç'e ''hatasını düzeltmesi ve özür dilemesi için kürsüye çağırdığını'' belirterek, ''hata üstüne hata yaptığı'' gerekçesiyle söz vermedi. Şahin, Genç'i yerine oturması için defalarca uyardıktan sonra oturuma ara verdi. Ara sırasında da bazı AKP'li milletvekilleri Kamer Genç'e tepkilerini sürdürdü. Araya giren AKP'liler, tartışma çıkmasını önledi.

Baykal: Yolun sonu geldi

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan'ın iktidardan düşeceğini söylerek "Abbas yolcudur yolcu" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan'ın iktidardan düşeceğini söylerek "Abbas yolcudur yolcu" dedi. Anayasa değişikliğinin de bu telaşla yapıldığını söyledi.

Baykal, Yakacık Meydanı’nda düzenlenen Kartal Belediyesi Tapu Dağıtım Töreni’nde yaptığı konuşmada Erdoğan'a yüklendi. CHP’nin yerel yönetim anlayışını her yerde yaşama geçireceklerini dile getiren Baykal, ilk seçimde de her yerde iktidara geleceklerini ve bu anlayışı uygulayacaklarını anlattı.

8 yılda 80 yıldan fazla borç
Baykal, "Türkiye’de artık bir değişim, bir yenilenme ihtiyacı açıkça ortaya çıkmaya başlamıştır. Türkiye’de 8 yılı bulan bir iktidar iş başındadır. Bunun sonucunda dertler sorunlar birikmiştir" dedi. Ekonomide sıkıntı yaşandığını ve işsizliğin büyük boyutlara çıktığını da anlatan Deniz Baykal, iktidarın 8 yılda 80 yılda alınan borcun iki katından fazla borç alıp kullandığını söyledi.

Bizde herkesten çok haram var
CHP Genel Başkanı Baykal, iktidarın eldeki avuçtakini sattığını, dışarıdan borç aldığını ama buna rağmen gençlerin hala işsiz olduğunu, dünya ile aynı ekonomik şartlarına rağmen Türkiye’de işsizliğin çok fazla olduğunu ifade ederek, " Çünkü bizde herkesten çok yolsuzluk, haram ve israf var" dedi. İthalat politikasını da eleştiren Baykal, ülkede fabrikalar açılmadığını, ithalat yapanların zengin, diğerlerinin ise işsiz olduğunu söyledi.

Milleti birbirine düşürdüler
Devletin kurumlarının birbirine düşürüldüğünü de savunan Baykal, "Bir Kürt açılımı dediler milleti birbirine düşürdüler" şeklinde konuştu.

Bu ülkede herkesin aynı milletin parçası ve kardeş olduğunu vurgulayan Baykal, "Arkasından bir Ermeni açılımı dediler. Ne oldu? Şimdi Ermenistan’da Türk Bayrağını yakıp üstünde tepiniyorlar. Herkesle kardeş olmak isteriz ama olmayacak duaya amin diyerek milletin şerefini kimseye çiğnetmeyiz" diye konuştu.

Anayasa değişikliği paketi
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, "AK Parti kendi anayasasını yapıyor. Bizim Anayasamız TC anayasasıdır. Şimdi AK Parti, RTE Anayasası yapıyor. Biz 12 Eylül Anayasasını değiştirmek ve Türkiye’yi kurtarmak istiyoruz ama 12 Eylül Anayasası yerine RTE Anayasası gelsin istemiyoruz" dedi. Bu yapılırsa huzur ve barışın sağlanamayacağını bunun yanlış olduğunu dile getiren Baykal, anayasa değişikliği olursa Anayasa Mahkemesinin üyelerinin bir bölümünü Meclisin ve diğerlerini de Cumhurbaşkanının atayacağını söyledi.

Abbas yolcudur yolcu
Baykal, "Herkesi korkutarak, yıldırarak susturuyorlar ama CHP’yi susturamıyorlar ve susturamayacaklar. Başbakan hesabı yapmaya başladı. Yol gözüktü. Abbas yolcudur yolcu. Bunu Başbakan da görmeye başladı" şeklinde konuştu.

Başbakanın Yüce Divana yani Anayasa Mahkemesine gideceğini, bunun için de Anayasa Mahkemesinin değiştirilmesinin istendiğini kaydeden Baykal, "Anayasa değişecekmiş hadi canım sende, sen paçayı kurtarmaya çalışıyorsun" dedi.

Bunlar yanlış işler
Anayasa değişikliğinde halka 30 soru sorulacağını ve toptan "evet" ya da "hayır" cevabı isteneceğini de söyleyen Baykal, "Hap gibi vatandaşın önüne getiriyorlar ve ’vatandaş hapı yutuversin’ diyorlar. Sen Mecliste teker teker oylattın. Milletin vekili yaparken teker teker oyluyor da milletin aslı niye teker teker oylamıyor da toptan oylatmaya çalışıyorsun bunlar yanlış işler" diye konuştu .

Hesabı ödemeden tüymeye çalışıyor
Baykal, "Bu anayasa değişikliği korku, telaş değişikliğidir. Yargılanma korkusu, yargılanma telaşından kaynaklanan bir telaşın değişikliğidir" dedi.

Hükümet üyelerinin restoranda yeyip içip parayı vermeden kaçmaya çalışanlar gibi davrandığını da savunan Baykal, "Sakın tüymelerine fırsat vermeyin. Herkes hesabını versin. Milletin çocukları işsizlikten kırılırken, haksız yere devlet imkanlarıyla çocuk zenginleştirmenin hesabını bakanlar da başbakanlar da versin" diye konuştu.

Başbakanı aklayalım mı, aklamayalım mı?
Bu Anayasa değişikliğinin ’Başbakanı aklayalım mı, aklamayalım mı, başbakan hesabını versin mi, vermesin mi değişikliği’ olduğunu da ifade eden Baykal, Türkiye’de artık iktidarın değişeceğini söyledi. İktidar değişimi olunca Türkiye’yi idare edenlerin zihniyeti ve anlayışının değişeceğini de belirten Baykal, demokrasi ve halka hesap verme anlayışının iş başına geleceğini vurguladı.

CHP’li vekilin pankartı AKP’lileri çıldırttı

Meclis'te görüşülen Anayasa değişikliği görüşmelerinde pazar gündemi oldukça hareketli geçiyor.

Gerginlik halt safhada
MHP'li vekilin 'Şerefsiz' yakıştırmasıyla başlayan gerginlik, Sırrı Sakık'ın orduda yaşanan adaletsizliğe değinip 'Uzman çavuşlar karargaha alınmıyor' yönündeki iddiası ile devam etti.

Kıvırtan Başbakan istemiyorum
Yaşanan bu kavgaların en çok ses getireni ise CHP Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kuloğlu'nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a itafen açmış olduğu pankart oldu. Kuloğlu'nun Meclis kürsüsünde açmış olduğu: 'Ben kıvırtan Başbakan istemiyorum, ya sen' şeklindeki pankartı AKP'li vekillerin tepkisini çekti.

AKP sert tepki gösterdi
Yaşanan bu gergin anların ardından Meclis'teki oturuma ara verildi. Verilen aranın ardından söz alan AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç açılan pankarta: ''Söze bakarım söz mü diye, adama bakarım adam mı diye'' şeklinde tepki gösterdi.

Bahçeli’nin AF önerisi tartışma yarattı

MHP Lideri Bahçeli'nin 23 Nisan'da getirdiği “Taş atan atmayan tüm suçlu çocuklara af çıkaralım” teklifi tartışmaya neden oldu. Teklif yasalaşırsa Ogün Samast ve Cem Gariopoğlu da faydalanacak.

Zira, herhangi bir suç ayrımı getirilmeden tüm çocuklar affedilirse Hrant Dink ve Rahip Santoro’nun tetikçileri ile sevgilisinin başını kesen Cem Garipoğlu ve ablasını töre adına öldüren 17 yaşındaki Osman Şahin gibi katiller de dışarı çıkacak.

Bahçeli'nin teklifi
Önceki gün kutlanan 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda muhalefetten sürpriz bir teklif geldi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de yapılan resepsiyonda “23 Nisan bayramının 90’ıncı yılında bir çocuk affı düşünmek kanaatimce çok yararlı olur. (Taş) Atanı da atmayanı da başka türlüsü de, ne kadar çocuk varsa, bütüncül bir yaklaşım içinde, çocuklarımızın suçlu olmaktan suçluluk içinde daha kötü yollara sapmaktan kurtarılması lazım” dedi.

’Ne kadar çocuk varsa...’
Bahçeli’nin açıklamasındaki “ne kadar çocuk varsa” ifadesinin hazırlanacak olası bir yasa teklifinde de benimsenmesi halinde, suç işlediği tarihte 18 yaşından küçük olan bütün mahkumların cezası affedilecek. Böyle bir düzenleme, hırsızlık, gasp gibi suçlara itilen çocukların yanı sıra kamuoyunu rahatsız edebilecek bazı suç failleri de serbest kalacak. Bunlar arasında örneğin gazeteci Hrant Dink’in katili Ogün Samast , Rahip Santoro’nun katili O.A ile kız arkadaşı Münevver Karabulut’u vahşice öldüren Cem Garipoğlu da yer alabilecek.

Suç ayrımına gidilebilir mi?
Bunun önüne geçilmesi için “öldürme” ve diğer bazı suçların af kapsamı dışında tutulması gerekecek. Fakat bu durumda da affın aynı yaş grubundaki bazı çocukları kapsayıp bazılarını kapsamaması Anayasa Mahkemesi’nde “eşitlik” ilkesine aykırılık iddiasıyla dava açılmasına neden olabilecek. Bu durumda da Anayasa Mahkemesi bazı suçların kapsam dışı tutulmasını eşitlik ilkesi açısından değerlendirerek bir karar verecek.

Hükümet temkinli
Bahçeli’nin teklifi, iktidar kanadını da şaşırttı. AKP kurmayları öneriye temkinli yaklaştı.

Askerlik tartışmalarına son verecek uygulama

Milli Savunma Bakanlığının da, 'Tek tip askerlik'' konusunda çalışmalar yapıyor.

Başbakanlık, ’Orta vadede, mevcut askerlik sistemindeki farklı uygulamaların kaldırılıp, askerlik sistemine yeni yapısal düzenlemeler getirileceğini’’ açıklamıştı.

Herkes 12 ya da 15 ay askerlik yapacak‘’Yeni yapısal düzenlemeler’’ konusunun ileride tek tip askerliğe geçilmesi olduğu belirtildi. Yapılanmanın tamamlanması ile birlikle, yedek subaylık tamamen kalkacak. Herkes 12 ya da 15 ay erlik yapacak. Takım komutanı ihtiyacını, yedek subaylar yerine, sözleşmeli subaylarla karşılanacak.

Yeni yapılanmanın ilk ayağı olarak 6 komando tugayına artık yedek subay ve erler alınmıyor. Bu 6 tugay tamamen subay astsubay ve uzman erbaşlardan oluştu. Böylelikle terörle mücade için, toplam 9 bin 500 kişilik profesyonel birlikler kuruldu.

Tek tip askerlik
TSK, zaman içerisinde “Profesyonel askerlik ile mecburi askerlikten oluşan bir sisteme” geçecek. Daha önce tümen-alay esasına dayalı olan kuvvet yapısı, tugay-tabur esasına çevrildi. Profesyonel ordu çalışmaları tamamlandığında, zorunlu askerlik hizmeti de tek olacak. Yedeksubaylık ve kısa dönem erlik kaldırılacak. Herkes celp dönemlerindeki ihtiyaca ve yükümlü sayısına göre, 12 ya da 15 ay erlik yapacak. Yurt dışındakiler için dövizli askerlik ise devam edecek.

TSK'nın geçmiş dönem faliyetleri
TSK’daki reform çalışmalarının ilk aşaması askerlik süresinin kısaltılması ve profesyonel ordu faaliyetleri oldu. 18 aylık uzun dönem askerlik süresi 15 aya, 16 ay olan yedek subaylık süresi 12 aya, 8 ay olan kısa dönem askerlik süresi de 6 aya indirildi. Artık er ve erbaşlara bazı birliklerinde görev verilmiyor. Özel vvetler Komutanlığı, Jandarma özel harekât taburları, 5'i Kara Kuvvetleri Komutanlığına, 1'i Jandarma Genel Komutanlığı'na bağlı komando tugayları, Sabit konuşlu iç güvenlik taburları ve Destek unsurları da tamamen profesyonellerden oluşacak.

Devrim Venezuelalılar’a yaradı!

Son on senede Venezuelalılar’ın aldığı günlük besin miktarı BM standartlarının üzerine çıkarken, ülkede yetersiz beslenenlerin miktarı üçte iki oranında düştü.

Venezuela’da Bolivarcı devrimin, ülkenin yoksullarına sağladığı faydalardan birisi daha verileriyle ortaya çıktı. Ulusal Beslenme Enstitüsü’nün verilerine göre son on yılda Venezuelalılar’ın günlük aldıkları kalori miktarı, Birleşmiş Milletler standartlarının üzerine çıktı.

Hugo Chavez’in ilk defa seçildiği 1998 yılında Venezuelalılar günde ortalama 2200 kalorilik besin tüketiyorlardı. Yeni verilere göre 2008 yılında bu rakam 2800 kalorinin üzerine çıktı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, günlük 2300 kalori tüketilmesini tavsiye ediyor. Ülkede yetersiz beslenme oranı da 1998’deki yüzde 21’den, 2007’de yüzde 6’ya kadar geriletildi.

Nasıl başarıldı?
Chavez hükümeti, iktidara geldiğinden bu yana tarımda önemli adımlar attı. Devletin yatırımı ciddi miktarda artarken, küçük ölçekli üreticiye verilen kredi miktarları artırıldı, milyonlarca hektar kullanılmayan toprak yeniden dağıtıldı ve bazı yaşamsal besinlerde fiyat denetimi sağlandı.

En az bunlar kadar önemli bir başka adım, ülke genelinde devletin sübvanse ettiği düşük fiyatlardan tüketiciye besin maddelerinin ulaştırılmasını sağlayan iki büyük ağ kurulması oldu. Bu iki ağın ülke genelinde 6 binin üzerinde kafeteryası bulunuyor. Benzer uygulamalar özelleştirilmiş şekillerde de yürütülüyor. Yakın zamanda ülkenin ulusal besin maddesi olan, bir çeşit mısır olan arepayla yapılmış yemeklerin piyasa fiyatının üçte birine satıldığı bir restoranlar zinciri kuruldu.

Ancak halen gıda üretimi ve dağıtımında ağırlığı bulunan özel şirketlerin fiyat spekülasyonları nedeniyle dönem dönem bazı mallarda kısa süreli kıtlıklar yaşanabiliyor.

Ülkenin zirai depo ve silolarından sorumlu olan Carlos Osorio, hükümetin her bir besinin üretimi, işlenmesi ve saklanmasında devlete ait şirketlerin kurulması sürecinde olduğunu belirtiyor. Osorio, özel şirketlerin sabitlenmiş fiyatlardan aldıkları malları Kolombiya sınırında kaçakçılık yoluyla ya da karaborsada aşırı pahalanmış fiyatlardan satarak büyük kârlar elde ettiklerine dikkat çekiyor. Osorio, gıda maddelerinin dağıtımının özel sektörün elinde kalmasını engellemenin hedeflerinde olduğunu söylüyor.

24 Nisan 2010 Cumartesi

Emekçiler Taksim'e 3 koldan girecek!

1 Mayıs 2010'da 3 yıl üst üste işçi ve emekçilerin 1 Mayıs alanı Taksim'in mevzi mevzi çatışılarak kazanmasının ardından, Taksim Meydanı'na emekçiler 3 koldan girecekler.

1. Kol DİSK, KESK, TMMOB, TTB, BDP, Devrimci 1 Mayıs Platformu ve pek çok kitle örgütünün giriş yapacağı Şişli kolu. Alınteri okurları da bu kol üzerinden alana girecekler.

2. Kol ise Şişhane- Tarlabaşı kolu.Türk- İş, Kamu Sen, EMEP ve ÖDP bu koldan yürüyecekler.

3. Kol ise Memur Sen, Hak İş ve TKP'nin yürüyeceği Dolmabahçe-Gümüşsuyu kolu.

13. madde de kabul edildi

Anayasa Değişiklik paketindeki 13. madde de kabul edildi. 408 oyun kullanıldığı gizli oylamada 338 evet, 70 hayır oyu çıktı..

TBMM Genel Kurulunda, Anayasa değişikliği teklifinin 13. maddesi üzerindeki görüşmeler tamamlandı. Gizli oylama sonuçlandı. 408 oyun kullanıldığı gizli oylamada 338 evet, 70 hayır oyu çıktı..

Teklifin 13. maddesiyle Anayasa’nın devlette memur çalıştırılmasına ilişkin hükümler içeren 128. maddesine ”Ancak, mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır” fıkrası ekleniyor. Bu düzenlemeyle, Anayasanın 53. maddesindeki değişiklikle memurlara tanınması öngörülen ”Toplu sözleşme hakkı” 128. maddeye yansıtılıyor. MHP ve CHP vekilleri madde üzerine söz alırken, tartışmalar daha çok konu dışındaydı. Ak Parti'li vekiller de tartışmalara katılınca hala 13. maddenin oylanması gecikti.

Obama soykırım demedi ama...

ABD Başkanı bu yıl da soykırım demedi ama yine Büyük Felaket ifadesini kullandı...

Obama bu yıl da "soykırım" demedi
ABD Başkanı Obama, 1915 olayları için, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da, Türkçe'ye "büyük felaket" olarak çevrilen Ermenice "Meds Yeghern" sözünü kullandı.

1.5 milyon Ermeni'nin ölüme yürümesi ifadesini kullandı
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada Başkan Obama'nın "soykırım" ifadesini kullanmadığına yer verildi. Açıklamada Obama'nın, "Büyük bir katliam ve 1.5 milyon Ermeni'nin ölüme yürümesi" ifadesini kullandığı belirtildi.

Bu yıl Ermeniler'i kurtaran Türkler'den bahsetti
Geçen yıldan farklı olarak Obama, "Ermenileri kurtaran Türkler"den de bahsetti. Obama konuşmasında, "Türkler ve Ermeniler arasındaki diyalog cesaret verici" ifadesini de kullanırken, normalleşmeye atıfta bulunmadı.

İngilizce metin aynen şöyle:
"Statement of President Barack Obama on Armenian Remembrance Day.

On this solemn day of remembrance, we pause to recall that ninety-five years ago one of the worst atrocities of the 20th century began. In that dark moment of history, 1.5 million Armenians were massacred or marched to their death in the final days of the Ottoman Empire.

Today is a day to reflect upon and draw lessons from these terrible events. I have consistently stated my own view of what occurred in 1915, and my view of that history has not changed. It is in all of our interest to see the achievement a full, frank and just acknowledgment of the facts. The Meds Yeghern is a devastating chapter in the history of the Armenian people, and we must keep its memory alive in honor of those who were murdered and so that we do not repeat the grave mistakes of the past. I salute the Turks who saved Armenians in 1915 and am encouraged by the dialogue among Turks and Armenians, and within Turkey itself, regarding this painful history. Together, the Turkish and Armenian people will be stronger as they acknowledge their common history and recognize their common humanity.

Even as we confront the inhumanity of 1915, we also are inspired by the remarkable spirit of the Armenian people. While nothing can bring back those who were killed in the Meds Yeghern, the contributions that Armenians have made around the world over the last ninety-five years stand as a testament to the strength, tenacity and courage of the Armenian people. The indomitable spirit of the Armenian people is a lasting triumph over those who set out to destroy them. Many Armenians came to the United States as survivors of the horrors of 1915. Over the generations Americans of Armenian descent have richened our communities, spurred our economy, and strengthened our democracy. The strong traditions and culture of Armenians also became the foundation of a new republic which has become a part of the community of nations, partnering with the world community to build a better future.

Today, we pause with them and with Armenians everywhere to remember the awful events of 1915 with deep admiration for their contributions which transcend this dark past and give us hope for the future."

Haydarpaşa’da 1915 olayları gerginliği

İHD'nin 1915 Olayları basın açıklaması sonrası gerginlik yaşandı: Bir gurup vatandaş "Önce Ermenilerin yaptığı katliamları okuyun. Burası özür dilenecek yer değil" diye tepki gösterdi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi üyesi bir grup saat 13.30 sıralarında Haydarpaşa Garı girişinde toplandı. 24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni toplumunun önde gelen isimlerinin tehcir edildiğini söyleyen grup yaptığı basın açıklamasında, "İnsan hakları savunucuları olarak bu olayların adının konulmasını istiyoruz" denildi. Grup daha sonra denize karanfiller attı. Grup dağılacağı sırada, gar çevresindeki bazı vatandaşlar tepki gösterdi. Tepki gösteren vatandaşlar,"Önce Ermenilerin yaptığı katliamları okuyun. Burası özür dilenecek yer değil" diye bağırdı. Polis araya girerek vatandaşları, gar çevresinden uzaklaştırdı.

Haydarpaşa'da Ermeni Soykırım iddiası gerginliği
Bu arada İHD üyelerinin eylem yapacağı haberini alan 15 kişilik grup gar içinde toplandı. Aralarında Emekli Orgeneral Edip Başer bulunduğu gruptaki bazı kişilerin Türk bayrağı taşıdığı görüldü. Başer, yaptığı açıklamada "Burada toplanan Büyükelçilere destek için buradayım" dedi. Grup, Ermeniler tarafından öldürüldüğü belirttikleri Türklerin fotoğraflarını taşıdı. Grup üyeleri ile karşı gruptaki bazı kişiler arasında kısa tartışma yaşandı. Grup üyeleri daha sonra olaysız dağıldı.

Zana: Herkes kendi Kürdünü yaratmak istiyor

Leyla Zana'dan 'Kürt Kadın Konferansı'nda öyle sözler söyledi ki...

DİYARBAKIR'da düzenlenen ve Irak, İran, Suriye'den gelen parlamenter ve akademisyenlerin de katıldığı `Kürt Kadın Konferansı'nda konuşan kapatılan DEP eski Milletvekili Leyla Zana, "Kurtlar sofrasında herkes kendi Kürdünü yaratmak istiyor. Bunu iç barışla önleyebiliriz. Kadının kanının sütüne karışarak akmadığı bir dünya diliyorum" dedi.

Diyarbakır'da iki günlük Kürt Konferansı
Öncülüğünü DEP eski Milletvekili Leyla Zana'nın yaptığı Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin (DÖKH), Diyarbakır'da düzenlediği iki günlük, `Kürt Kadın Konferansı' başladı. Konferansa Irak, İran, Suriye ve Avrupa ülkelerinden 40'a yakın kadın katıldı. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin yeğeni ve `Kürdistan İttifakı' listesinden milletvekili seçilen Ala Talabani, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başbakanı Behram Salih'in hukuk danışmanı Amira Hasan, Emina Zikrin, Goran Partisi Milletvekilli Peyman Ezadin ve İran Komünist Parti'sinden Sabriye Bahmani, Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Feleknaz Uca, gazeteci yazar Nuray Mert, gibi isimlerin katıldığı konferansa, Türkiye'den BDP'nin kadın milletvekilleri, Kandil'den gelen PKK'lılar Gülbahar Çiçekçi ve Vilayet Yakut ile 150 kadın katıldı.

Hülya Avşar'ın amca kızı da toplantıda
İki gün sürmesi planlanan konferansta, Kürt kadınlarının uyğradıkları `asimilasyon, imha ve inkar politikaları' ile `şiddet, taciz ve tecavüz' konuları tartışılacak. Konuşmacılar arasında ise, BDP'li Gülten Kışanak, Sevahir Bayındır, Hülya Avşar'ın amcasının kızı KADEP Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Avşar, Kandil'den gelen Gülbahar Çiçekçi, Paris Kürt Enstitüsü'nden Avukat Seve İzol yer alıyor.

`Kürdistan kadınları'
Konferansın açılış konuşmasını Kürtçe yapan DEP eski Milletvekili Leyla Zana, Kürt kadının doğasında barıştan başka bir şeyin olamayacağını söyledi. Zana, Kürt kadınlarının tarihi bir sorumluluğu olduğunu belirterek, "Değerli Kürdistanlı kadınları, dünya kadınları hepiniz eviniz Diyarbakır'a hoş geldiniz" dedi. Konferansa katılanlar arasında Kürt tarihinin canlı kaynakları olan önemli şahsiyetlerin olduğunu ifade eden Zana, yaşadıkları tarihe, konferansa katılan kadınların eşlik ettiğini ve bazen öznesi, bazen de tanığı olduklarını belirtti.

Kürt kadınının yükü Lozan Anlaşması'nın yüküdür
Kürt kadınları üzerindeki, baskı, inkar ve kimliksizlik yükünün, Türkiye-İran sınırını belirleyen Kasr-ı Şirin ve İtilaf Devletleri ile imzalanan Lozan Barış Antlaşması'nın yükleri olduğunu iddia eden Zana, "Özetlemeye çalıştığım yük, çok yönlü, siyasi, sosyal, kültürel, dinsel ve ekonomiktir. Bu yüzden kadınlar özgürlükçü, demokratik ve barışçıl bir toplum ve dünya için öncü rollerini daha fazla ve güçlü bir şekilde ortaya koymalıdırlar. Bu buluşma için acelemiz vardı. Dolayısıyla hızla, zamanla yarışarak hazırlandık. Kadınların yaşananlara karşı kendilerini sorumlu hissetmesiyle, hayati sorunlar ortadan kalkmasa da hafifletici bir etki yaratacaktır. Bugün ihtiyacımız olan da bu sorumluluk duygusuyla örgütlü bir şekilde harekete geçmekti" dedi.

Bugün Rönesans bayramıdır
Zana, bugünün kadınlar için tarihi bir gün olduğunu ifade ederek, "Bugün Kürt kadınının rönesans bayramıdır. Kürdistan ve diasporada yaşayan Kürt kadınları ilk defa toplanıyorlar. Özel olmasının nedeni bundan kaynaklanıyor. Dileğim bu toplantının evrensel bir buluşmanın altyapısına dönüşmesidir" diye konuştu.

Kadının kanı sütüne kavuşmasın
Tüm Kürt örgütlerine çağrıda bulunan kapatılan DEP eski milletvekili Leyla Zana şöyle konuştu: "Kürtler bir eksik bıraktılar. Önce kendi içlerinde barışık, demokratik ve özgürlükçü olmaları gerekiyor. Kürtler kendi değerlerini ortaklaştırarak sahiplenmedikleri sürece dayanışma olmaz. Dayanışma olmadan birlik, birlik olmadan güç, güç olmadan barış sağlanamaz. Unutulmamalıdır ki kurtlar sofrasında herkes kendi Kürdünü yaratmak istiyor. Bunu ancak iç barış, birlik, dayanışma ve temiz bir siyasetle önleyebiliriz. Bu çağrı Kürtler arasında bir iletişim olmadığı şeklinde algılanmamalıdır. Kalıcı ve sürdürülebilir bir işbirliği için kuşku ve korkuya kapılmadan içten bir ilişki kurarak Kürt halkının yolunu gözlediği bir adım atılmalıdır. Bunu sağlayabilecek en büyük adım ulusal konferanstır. Kürt kadınlarının yaşadığımız topraklar üzerinde artık kardeş kavgasına izin vermeyeceğine dair olan inancımı da ifade etmek istiyorum. Kadının kanının sütüne karışarak akmadığı bir dünya diliyorum."

Toplantı daha sonra basına kapalı olarak devam etti.

En kritik maddeler görüşülüyor

Anayasa paketindeki en kritik maddeler TBMM'de görüşülmeye başlandı.

23 Nisan törenleri nedeniyle ara verilen Anayasa değişikliği mesaisi hafta sonunda da devam ediyor. Meclis, bugün saat 12. 00'de toplanarak, paketin en kritik maddelerini görüşmeye başladı. TBMM Genel Kurulu, Anayasa değişikliği teklifini görüşmek üzere toplandı. TBMM Başkanvekili Sadık Yakut'un başkanlığında toplanan Genel Kurul'da, Başkanlığa sunuşlar bölümünde yer alan Meclis Araştırması açılmasına ilişkin önergelerin okunmasına başlandı.

Askeri Şura kararlarına yargı yolu
CHP ve MHP'nin gündeme ilişkin grup önerilerinin ardından, Anayasa değişikliği teklifinin Yüksek Askeri Şura kararlarına karşı yargı yolunu açan 12. maddesi ile 13, 14. ve 15. maddelerinin görüşülmesine geçilecek. En tartışmalı olanı Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına karşı yargı yolunu açan 12. madde.

Kritik Anayasa maddesi yarın
Yarın ise görüşmeler askere sivil yargı yolunu açan 16. madde ile başlayacak. Anayasa Mahkemesi'ni yeniden düzenleyen 17. ve 18. maddeler de yarın gündemde olacak. Meclis pazartesi günü, teklifin Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da Yüce Divan'da yargılanmasını öngören 19. maddesini ele alacak.

Teklifin 1. tur görüşmeleri çarşamba günü tamamlanacak.

Perşembe günü gensoru görüşmesi var
İkinci tur oylamalar öncesinde, perşembe günü ise CHP'nin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında verdiği gensorunun öngörüşmesi yapılacak. Anayasa'nın 2. tur oylamasının 2 Mayıs Pazar ya da 3 Mayıs Pazartesi başlaması, 3 günde tamamlanması planlanıyor.

İster as, ister kes!...

Dün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı sebebiyle Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, çeşitli bakanlıklar ve yerel yönetimler birkaç dakikalığına da olsa çocuklara bırakıldı. Makam odaları memleket genelinde ilginç diyaloglara sahne oldu.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da tüm şehirlerde Vali, Belediye Başkanı, İl Emniyet Müdürleri koltuklarını kısa süreliğine çocuklara devretti. Koltuğa oturan çocukların bazıları “çocukça” isteklerde bulunurken bazıları ise “ezberletilmiş” söylemleri ile dikkat çekti.

Dervişin fikri neyse zikri de o olur!
23 Nisan yalnızca çocukların dilek ve taleplerini dile getirmelerine değil Başbakan Erdoğan’ın “fikrini zikir etmesine” de imkan sağladı. Erdoğan, laf arasında ettiği birkaç kelime ile Başbakanlıktan ne anladığını açıkça ortaya koydu.

Erdoğan, 23 Nisan nedeniyle koltuğunu 4. sınıf öğrencisi Elgin Koçubaba’ya bıraktı. Başbakan Erdoğan koltuğunu devretmeden önce Türkiye'nin dünyadaki yeri, Türkiye ekonomisi gibi çeşitli konularda açıklamalarda bulundu ve “Artık ben çok yoruldum. Koltuğumu Başbakan'a bırakıyorum” dedi.

Elgin Koçubaba ise heyecanlanarak Başbakan Erdoğan’a döndü ve “Ben konuşmama başlayayım mı?” diye sordu. Erdoğan’ın verdiği yanıt “Yetki artık senin. İster asarsın ister kesersin. Her şey sende” şeklinde oldu. Erdoğan bu yanıtıyla, makamını nasıl değerlendirdiğini gözler önüne sermiş oldu.

“SBS kalksın, satranç zorunlu ders olsun”
Birkaç dakikalığına Başbakan olan 10 yaşındaki Elgin ise “SBS’nin kalkmasını istiyorum. Okula gidemeyen çocuklar için daha fazla çalışma yapılmasını ve satranç’ın zorunlu ders olmasını istiyorum. Bilim ve sanat merkezlerine daha fazla destek olunmasını, bilimsel çalışmaların arttırılamasını istiyorum. Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı. Onu çocuklarımızdan ödünç aldık. Ağaçlandırma konusunda çalışmalar yapmasını istiyorum. Fabrikalarda üretimin arttırılmasını, kendi ürünümüzü kendimizin üretmesini istiyorum” şeklinde taleplerini sıraladı.

“Başkanlık sistemine karşıyım”
Törende bir gazetecinin, Elgin’ebaşkanlık sistemi hakkında ne düşündüğünü sorması üzerine “Bu konuda sayın Başbakan’a katılmıyorum. Başkanlık sisteminin gelmesini istemiyorum. Ulu önder Atatürk ülkemiz için Cumhuriyet’i uygun gördü. Ülkemiz için en iyisinin Cumhuriyet olduğunu düşünüyorum” yanıtını verdi.

“1 Mayıs’ta Taksim işçilere açılmasın”
İstanbul Valisi Muammer Güler’in makam koltuğunu devrettiği Gözde Akay ise ''Eğitim alanında İstanbul olarak daha büyük başarılara imza atmak, eğitimi olumsuz yönde etkileyen trafik sorunu, okula gönderilmeyen çocuklarımızın okula kazandırılması ve aşırı göçün önlenmesiyle mümkün olacaktır'' şeklinde konuştu.

Daha sonra temsili İl Milli Eğitim Müdürü Ece Ceylan, Gözde’yi arayarak, SBS'nin kaldırılmasını, üniversite sınavında 6, 7, ve 8. sınıflardan soruların çıkmasını ve müzik, beden eğitim gibi derslere 1. sınıftan itibaren branş öğretmenlerinin girmesini istedi.

Bu arada, bir basın mensubunun 1 Mayıs'ın Taksim Meydanı'nda kutlanmasına izin verip vermeyeceğini sorması üzerine küçük Gözde, ''1 Mayıs tatil olarak geçiyor. Taksim Meydanı işçilere açılmasın'' diye konuştu. Bir gazetecinin Vali Güler'in kutlamalara izin verdiğini hatırlatması üzerine Akay, ''O zaman tamam'' dedi.

İstanbul İl Emniyet Müdürü Çapkın da 1 Mayıs’a değinerek, makamını devrettiği öğrenci ile ilgili “Bugün Selman Vanlıoğlu bizim yerimize geçecek ve 35 bin kişiye yakın İstanbul Polis Teşkilatını o yönetecek. 1 Mayıs'ta da o yönetecek. 1 Mayıs bu sene çok kolay geçecek inşallah, o yönetecek'' diye konuştu.

Çocuk bayramında öğrenciler çalıştı
Gaziantep'teki 23 Nisan kutlamalarında öğrenciler protokoldekilere kendi elleriyle çay servisi yaptı. İki Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi öğrencisinin, resmi tatil olan 23 Nisan’da, tam da 23 Nisan kutlamaları dahilinde protokole çay servisi yapması tepkiyle karşılandı.

Gaziantep İl Milli Eğitim Müdür Vekili Fikret Atak ise ''Bizim 23 Nisan törenlerini icra etmekle görevli bir komitemiz var. Sayın Valiliğimizle oluşturulan bir üst kurul vardır. Bir de çocukların hareketlerini, programı icra edecek bir komite vardır. Bu komite tarafından daha önce birçok kez hemen her zaman olduğu gibi bugün de 90 yıl. kutlamalarında, Gençlik Spor İl Müdürlüğünde yapılan çay vs. ikramların protokole yetiştirilmesinde görevli olan öğrencilerimiz vardı. Bu öğrencilerimiz, ilimizdeki Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi'nde okuyan öğrencilerimizdir. Dolayısıyla komitenin isteği üzerine okul müdürlüğünce görevlendirilen çocuklardır. Nitekim sunuculuk yapan iki öğrencimiz de vardı. Bu bir çocuk bayramıdır. Çocuklarımızın burada görev alması bana göre gayet tabiidir. Ben hiçbir olağanüstülük görmüyorum'' diyerek tatil günü öğrencilerin niye çalıştırıldığını açıklamaya çalıştı.

“Değişim istiyorum”
TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’in yerine geçen 5. Sınıf öğrencisi ise TBMM’nin 90. kuruluş yıldönümünü kutlamasının ardından, TBMM'nin kesintisiz olarak milletin ihtiyacı olan insan odaklı, değişim ve gelişime ışık tutan yasaların acilen çıkarmasını istedi ve ''Meclisin yenilikçi olduğunu düşünüyorum. Yenilik 'değişim' demek. Bunu anayasa değişikliğini kastederek söylemiyorum. Türkiye için çok fazla şey lazım. Eğitim, hukuk, güvenlik alanında değişim gerekir'' dedi.

11 yaşındaki Osman, astronot olmak istediğini de söyleyerek ''Türkiye'de uzay çalışmalarının yapılması için öncülük yapmak istiyorum. Türkiye'den astronotlar çıkmasını istiyorum'' dedi. ''Niçin astronot olmak istiyorsun?” sorusuna ise ''Dünyada nüfus çoğalıyor. Yeni yerler lazım'' yanıtını verdi.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun makamına oturan Zeynep Saban, ise Doğu'daki bütün çocukların okumasıyla ilgili daha fazla çalışma yapılmasını, bunların yaygınlaştırılmasını istedi. ''Eğitim bir ulusun geleceğidir. Bugün eğitime verilen destekle çocuklarımızın daha iyi bir geleceği olacağını düşünüyorum" dedi. Ardından ''Bakan vekili'' seçilen öğrenci ise köy okullarının onarılmasını, okuyamayan çocukların eğitime kazandırılmasını istedi.

Makamlara kızlar oturdu
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, koltuğunu 4. sınıf öğrencisi Öykü Emiroğlu'na devretti. Makam koltuğuna bir kız öğrencinin oturacağını öğrenen Gül, bu durumu Milli Eğitim Bakanı'nın kadın olmasına bağladı. Çubukçu da 23 Nisan’da tüm devlet yöneticilerinin makamlarına kız öğrencilerin oturduğunu ifade etti. Bu uygulama ile çok büyük oranda erkekler tarafından yönetilen devletin birkaç dakikalığına da olsa kadınlara bırakıldığı yorumunda bulunuldu.

Çocuklar teknik direktör ve kulüp başkanı oldu
Trabzon’da ise Trabzonspor'u ziyaret eden öğrenciler, temsili olarak kulüp başkanlığı ve teknik direktörlük yaptı. Cudibey İlköğretim Okulu öğrencilerinden Ege Özgür, Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener'in koltuğuna oturarak ''İnşallah Ziraat Türkiye Kupası'nı alırız'' dedi. Daha sonra antrenman sahasına geçen öğrencilerden Hasan Çavdar, Trabzonspor teknik direktörü oldu ve ''Trabzonspor'a yakışır bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Türkiye Kupası'nı kazanmak istiyoruz'' diye konuştu.

“Şeker tadında masalsı bir dünya dilerim”
10 yaşındaki Öykü’nün ''Atatürk'ün bize armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda sadece Türkiye çocuklarının değil, tüm dünya çocuklarının bayramını kutlar, büyüklerin büyüklüklerini gösterip şeker tadında masalsı bir dünyada biz çocukları yaşatmalarını dilerim” şeklindeki ifadesi dikkat çekti.

23 Nisan 2010 Cuma

KP-İÖ Belgeleri'nin yayını sürüyor!

Elimize e-posta yoluyla ulaşan haberi güncel öneminden dolayı yayımlıyoruz.
KP-İÖ Resmi web sitesi www.komunistpartiinsaorgutu.blogspot.com bundan sonra sürecimize ilişkin belgeleri, devrimci kamuoyunun, sınıfımızın ve tarihin bilgisine sunmayı amaçlamaktadır.

South Park dizisine ‘Peygamber’ uyarısı

RevolutionMuslim.com sitesinde yer alan yazıda, “Dizinin yaratıcıları Matt Stone ve Trey Parker’ın yaptıkları aptalca. Bu şovu yayımladıkları için onların sonu da muhtemelen Theo Van Gogh’unki gibi olacak” denildi. Sitede, İslamiyet’i, kadına şiddetin hoş görmekle suçlayan bir film yaptığı için 2004 yılında bir kökten dinci militan tarafından öldürülen Theo Van Gogh’un resmi de yayımlandı. İnternet sitesinde ayrıca, Parker ve Stone’un ABD’deki malikanelerinin ayrıntılı çizimlerinin ve adreslerinin yer aldığı makaleye yer verildi. Çizgi dizi, uyarının ardından yayınlanan bölümünde ekrana “SANSÜR” yazısıyla çıktı ve Hz. Muhammed’in adının geçtiği yerler bip sesiyle kapatıldı. Bu bölümde de İsa porno film izlerken ve Buda kokain içerken gösterildi.

Adres bile verdiler
RevolutionMuslim isimli grubun başkanı Yunus Abdullah Muhammed, yapımcıların evlerinin adresini vererek onları hedef haline getirdikleri iddiasına karşı çıktı. Muhammed, “Biz kimseye ‘evlerine gidin, şiddet eylemi yapın’ demiyoruz” dedi. South Park yapımcıları daha önce de siyasetçi, ünlü kişileri hedef alan bölümleriyle tepki çekmişti.

Yunanistan alt üst


IMF ve Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin borç batağındaki Yunanistan’ın başkenti Atina’da toplandıkları saatlerde, on binlerce kamu emekçisi parlamentoya doğru yürüyüşe geçti. “Yalanlara kanmayacağız, zenginlere karşı savaş” sloganı atan kamu emekçilerinin hedefinde Papandreu hükümetinin yanı sıra, krizi emekçilerin sosyal haklarını kesmek, sermayeye kaynak yaratmak için kullanmak üzere Yunanistan’ın üzerine çöreklenen IMF ve AB de vardı.

Hemşirelerin, öğretmenlerin, öğretim görevlilerinin, vergi memurlarının, liman işçilerinin katıldığı grev, Yunanistan’da yıl başından bu yana yapılan kamu emekçilerinin katıldığı dördüncü grev olarak kayıtlara geçti. Grev nedeniyle müzeler ve arkeolojik siteler de ziyaretçilere kapandı. Dün iş durdurarak sokaklara çıkan emekçiler ve sendika yetkilileri emekçilerin haklarına saldırmayı “krize çözüm” olarak sunan uygulamalar devam ederse Yunanistan’ı yeni ve çok daha alt üst edici grev dalgalarının beklediğini de vurguladılar.

22 Nisan grevinde, daha önce düzenlenen grevlerde olduğu gibi kamu harcamalarının kısılması gerekçesiyle emekçilerin ücretlerinde ve sosyal haklarında yapılmak istenen kesintiler protesto edildi. Hükümetin “kurtarma paketi” adı altında kamu emekçilerinin maaşlarını kesmeye, emekli maaşlarını dondurmaya, vergi artışları getirmeye yeltenmesi yeni bir patlamaya sebep oldu.

Bu grevin diğerlerinden farkı emekçilerin bu kez IMF ve AB'yi de hedef almaları oldu. Hükümetin almak istediği önlemlerin krizin esas sorumluları olan patronları değil kendilerini yıprattığını belirten emekçiler, işin içine IMF ve AB’nin baskılarının da girmesiyle daha da öfkelendiler.

Limanlar kapandı
Dünkü grevin etkili olmasının bir nedeni de, kamu emekçilerinin 24 saatlik grevinin yanı sıra bazı sektörlerdeki işçilerin de greve gitmesiydi. Tüm İşçilerin Militan Cephesi (PAME) tarafından 21-22 Nisan günleri için ilan edilen iki günlük grev limanları kilitledi. Liman işçilerinin iş bırakması üzerine deniz ulaşımı durma noktasına geldi. Çarşamba gününden itibaren Atina’ın en büyük limanı olan Pire'de işçilerin eylemi yolcu taşımacılığını durdurdu.

Liman işçileri, hükümetin turizm sektörü patronlarıyla yaptığı görüşmelerin ardından kabotaj düzenlemelerinin kaldırılacağını açıklamasından büyük endişe duyuyorlar. Sendikacılar AB bayrağı taşımayan gemilerin Yunanistan limanlarına kabul edilmesiyle birlikte liman işçilerinin işlerinin de tehlikeye gireceğini belirttiler.

Çarşamba günü otel işçileri Atina’daki üç büyük otelin girişlerini kapatarak eyleme geçerken, adliye çalışanlarının iki günlük grevi nedeniyle yargıda da işler durdu.

Dün ADEDY’nin Klafthmonos meydanındaki eyleminin yanı sıra, Sintagma meydanında komünistlerin öncülüğünü yaptığı PAME’nin eylemi vardı.

Sendikalar ne dedi?
PAME ve diğer sendikalar hükümetin önlem olarak Yunanistan halkının önüne koyduğu paketin daha fazla işsizlik yaratacağını belirttiler.

Dün grev sürerken, yeni grev dalgaları olabileceğine ilişkin açıklamalar da gelmeye başladı. Yunanistan İşçi Sendikaları Konfederasyonu (GSEE) Mayıs ayında greve gidebileceğini açıklarken, Yunanistan Kamu Çalışanları Konfederasyonu (ADEDY) hükümeti yeni protestoların gelebileceği konusunda uyardı.

ADEDY Genel Sekreteri Ilias Iliopoulos “Çok yakında bir sosyal patlama bekliyoruz, IMF’nin daha fazla önlem istemesi bunu tetikleyebilir” diye konuştu.

Yunanistan halkı ülkelerine uzatılan 40-45 milyar avroluk borç paketi oltasını yutmaları durumunda, ülkedeki yaşam standardının daha da aşağıya düşeceğini düşünüyor. Yunanistan’da şu anda beş kişiden biri yoksulluk sınırının altında yaşarken, önlem paketleriyle bu sayının yükseleceği de dile getirilen endişeler arasında.

İşçiler için hayat gün geçtikçe zorlaşıyor
Hafta içinde yayınlanan veriler Yunanistan’da emekçiler için durumun gittikçe zorlaştığını ortaya koydu. Ocak ayı işsizlik oranı son altı yılın en yüksek noktasına ulaşarak yüzde 11,3 oldu. Geçen yılın aynı ayında bu oran yüzde 9,4’tü. Toplamda 567 bin kişinin işsiz olduğu kaydediliyor.

Kadınlar ve gençler arasında işsizlik oranları daha da yüksek. Avro bölgesi ülkelerinde yüzde 10 olan kadın işsizliği, Ocak ayında Yunanistan’da yüzde 15 olarak gerçekleşti. Gençler arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 30 olarak saptanmış bulunuyor.

Ülkede işten çıkarmalar ise sürüyor. Başbakan Papandreou liderliğindeki hükümet yarı-zamanlı çalışanların işine son verirken, kadrolu memur alımını da dondurduğunu açıklamıştı. Geçtiğimiz ay hükümet 120 bin işçi için patronların ödemesi gereken sosyal güvenlik kesintisini de devletin kendi kasasından ödediği belirtildi.

Yunanistan sarsılıyor, şüpheler artıyor
Öte yandan Yunanistan ekonomisinin giderek yükselen çıkmazı, dünya ekonomisini de sarsıyor. Yunanistan’ın kendisiyle birlikte başka ülkeleri de dibe doğru çekebileceği endişesi dün bir kez daha ciddiyet kazandı.

Avrupa Birliği İstatistik Kurumu’nun (Eurostat) Yunanistan bütçe açığının beklenenden yüksek olacağını duyurması üzerine, dünya piyasalarında düşüşler görüldü. Brezilya başta olmak üzere Latin Amerika borsalarından düşüşler yaşandı. Borç verme ve borçlanma aracı olarak görülen dolar yükselirken, altının fiyatı düşüşteydi.

Yunanistan borçlanma senetleri ile baz olarak alınan aynı vadeli Alman borçlanma senetleri arasındaki farkın, dün son 12 yılın en yüksek seviyesine ulaşarak 6 puana yaklaşması, Yunanistan için durumun sürdürülemez hale geldiğini ortaya koydu. Ulusal gelirinin yüzde 124’u kadar borçlu olan ve Mayıs ayı içinde 8,5 milyar avroluk kaynak bulması gereken Yunanistan’ın, giderek artan güvensizlik ortamında bu faiz düzeyiyle bile borç bulabileceği şüpheli.

Bu durum, Yunanistan gibi yüksek düzeyde borçlu olan Portekiz ve İspanya’yı da topun ağzına koyuyor. İrlanda’da da faiz ve CDS oranları yükselirken, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, Rusya ve hatta Arjantin ekonomisinin yakın geleceğinin doğrudan Yunanistan’ın gidişatına bağlı olduğu belirtiliyor.

Yunanistan’ın AB’ye karşı bir tehdit olarak kullandığı “avro sisteminden ayrılma” kozu ise, diğer zayıf ülkelerin de avrodan ayrılmasıyla krizi bir AB krizi haline getirebilir.

Bu tehdide karşılık AB’nin kurtarma planı açıklamaması ve Moody’s başta olmak üzere pek çok emperyalist finans kuruluşunun Yunanistan’ın notunu düşürmesiyse, “emperyalizm Yunanistan’ı gözden mi çıkardı” sorusu bir kez daha akıllara geldi.

Son olarak Alman hükümet yetkilisi Frank Schaeffler, “Yunanistan gönüllü biçimde avroyu terk edebilir” yönünde açıklamada bulundu. Açıklama, krizin bu şekilde seyretmesi durumunda geri kalanları kurtarmak adına Yunanistan ve diğer riskli “zayıf halkaların” sistem dışına atılması yönünde bir Alman planı olup olmadığının sorgulanmasına neden oldu.

İkinci Ceylan vakası mı?

Mardin'de 14 yaşındaki İzzettin Boz, arazide bulduğu cismin patlaması sonucu hayatını kaybetti.

Mardin Merkez ilçesi Kabala beldesi Kırmızıtaş tepe bölgesinde, bulduğu bir cismin patlaması sonucu 14 yaşındaki çocuk yaşamını yitirdi.

Otopsi sonucu bekleniyor
Patlayıcının cisminin belirlenmesi ve kime ait olduğunun tespiti için çalışmaların devam ettiği bildirildi. Görgü tanıkları, patlama sesi üzerine olay bölgesine gittiklerini, Boz’un cansız bedeniyle karşılaştıklarını söyledi. Patlama ile ilgili soruşturma başlatırken, Boz’un cesedi otopsi yapılmak üzere Diyarbakır Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

İkinci Ceylan Önkol vakası mı?
Patlamanın meydana geldiği bölgede herhangi bir askeri birimin olmadığı öğrenildi. Köylüler ise operasyona giden askerlerden patlamaya neden olan cismin düşmüş olabileceğini söyledi. Diyarbakır’ın Lice ilçesinde bir süre önce Ceylan Önkol isimli çocuk bulduğu cismin patlaması sonucu yaşamını yitirmişti. Olayın ardından yapılan incelemede patlayan cismin bomba atar mühimmatı olduğu ortaya çıkmıştı.