18 Ağustos 2017 Cuma

Almanya Komünist Partisinin Önderlerinden Enst Thalmann Kavgamızda Yaşıyor.!


18 Ağustos 1944 Weimar Buchenwald Toplama Kampında katledildi.
Alman proletaryasının yiğit oğlu, 
Alman Komünist Partisi'nin (KPD) Başkanı, 
Marksizm-Leninizm'in kararlı savunucusu,
Enternasyonalist büyük devrimci Ernst Thelmann, 1933 yılında Gestapo tarafından Berlin'de tutuklandı. ve 11 yıllık hücre hapisinin ardından Veimar'da bulunan Buchenwald Boplama Kampı'nana nakledildi ve 18 Ağustos 1944 tarihinde Hitlerin emriyle kurşuna dizilerek katledildi.
Katledilişinin 73'üncü yılında onu saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

"Gülmen ve Özakça'nın sağlık durumları önemli eşikte"

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerinin 163’üncü gününde yapılan destek eyleminde sağlık durumları hakkında bilgi veren avukat Oya Aslan, sağlık durumlarının önemli eşikte olduğunu ve artık her şeyi beklediklerini ifade etti.
Nuriye ve Semih İçin Dayanışma Platformu üyeleri, Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya gelerek Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerinin 163'üncü gününde destek eylemi gerçekleştirdi. "Açlık grevi 163'üncü gününde! İşimizi geri istiyoruz" pankartının açıldığı eylemde "Nuriye Semih yalnız değildir", "KHK'lar gidecek biz kalacağız", "Nuriye ve Semih yaşasın" sloganları atıldı.
'SAĞLIKLARI ÖNEMLİ EŞİKTE’
Eylemde konuşan Gülmen ve Özakça'nın avukatı Oya Aslan, Gülmen ve Özakça'nın 163 gündür açlık grevinde olduğunu hatırlatarak, açlık grevi eylemcilerinin inanç ve umut taşıdıkları için kendilerinin de onların sesi olmaya çalıştıklarını söyledi. Gülmen ve Özakça'nın sağlık durumlarına ilişkin bilgi veren Aslan, “Nuriye’nin sağlık durumu önemli bir eşikte ve Nuriye açısından artık her şeyi bekleyebilir bir pozisyondayız. Vücut direnci yeterince güçlü değil enfeksiyon kapma riskiyle karşı karşıya.
En son kardeşi iki gün önce refakatçi olarak kabul edildi. Semih’in vücut direnci yine biraz daha güçlü ama o da önemli bir eşikte” dedi. Sağlık durumlarının kritik olması sebebi ile avukat görüşlerinin sınırlandırıldığını aktaran Aslan, günde sadece 2 saat avukatları ile görüşebildiklerini ifade etti.
Aslan'ın ardından konuşan insan hakları savunucusu Rahim Noz ise kendilerine sokakları kapatmaya çalışanlara karşı sokaklarda olmaya devam edeceklerini ve umudu yükselteceklerini söyledi.
Açıklamanın ardından eylem sonlandırılırken ara sokaklarda sloganlar eşliğinde Gülmen ve Özakça'nın taleplerinin yer aldığı bildiriler dağıtıldı.

AKP Tarımın Dibine kibrit Suyu Döktü: Borca yetmeyen destek..!


Çiftçiye verilecek tarımsal destek, giderleri karşılamaktan uzak kalacak. Çiftçi bu yıl da maliyetlerini borçla karşılayacak. Mazotta ödenen vergiyle alınan destek geri veriliyor.
Bunlarla da ilgilenebilirsiniz
Bakan Fıkıbaba: 3 yıl içinde et ithal etmeyen bir ülke haline geleceğiz
Ucuz sebze anılarda kaldı 
Kaydet Kaydettiklerim Zaman Tüneli Tünel amblem
Gamze Bal Yayınlanma tarihi: 18 Ağustos 2017 Cuma, 20:56
Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) dahil olan çiftçilere bu yıl dekar başına verilecek mazot desteği, yetiştirdiği ürüne göre 9- 36 TL arası değişirken; verilecek gübre desteği da 4 lira olarak belirlendi. Bu desteklerin çiftçinin maliyetini karşılamaya yetmeyeceğini anlatan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, hükümetin bu yıl ki mazot maliyetlerinin yüzde 50’sini karşılayacağına yönelik açıklamalarını hatırlatarak, “Verilecek mazot destekleri yüzde 50’yi değil, yüzde 30’u ancak karşılıyor. Çiftçi, mazot harcaması için yıllık 10 milyar lira vergi ödüyor. Bir tek mazotta ödediği vergiyle aldığı desteği iade ediyor. Kaldı ki, Türkiye’de son 14 yılda 17 milyon dönüm buğday arazisi ekilmez oldu. 4-5 milyon ton buğday ithal eder olduk. Sağlanan destek, dışa bağımlılığı da bitirecek cinsten değil” dedi.
‘Çile devam edecek’
Belirlenen tarım desteklerinden ancak ÇKS’ye dahil olan çiftçilerin yararlanabildiğine dikkat çeken Atalık, “Şahıs malı olup da kiralayarak üretim yapan bir sürü kiracı üretici var. Onlar ne olacak?” dedi. Desteğin, üreticiyi canlandırmak bir yana borcuna fayda sağlamayacağını aktaran Atalık, "Kayda değer bir destek değil. Çiftçinin çilesi devam edecek" dedi.
Çiftçi yoksullaşıyor
Türkiye’nin çiftçiye verdiği desteğin toplamını 12 milyar TL olarak açıklayan Atalık, AB’nin ise çiftçisine 55 milyar Avro’luk destek verdiğini aktardı. Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Hüseyin Demirtaş ise, “Avrupa çiftçisiyle Türkiye’deki çiftçi tabi ki yarışamaz” dedi. Avrupa’daki çiftçilerin maruz kaldığı KDV ya da ÖTV olmadığını ifade eden Demirtaş, AB’de girdi maliyetlerinin de uygun fiyatta olduğunu söyleyerek, “Bizde ise hasat zamanı ithalat kararı alınıyor. Türkiyeli çiftçi yoksullaşıyor” diye konuştu
Sendikalı işçi sayısını azaltmak için işten atmaları sürdüren AKKİM patronu, Petrol-İş üyesi işçilere kendi istekleriyle işten ayrılmaları durumunda tazminatlarını ödeme teklifinde bulunuyor. Bu teklifi kabul etmeyen işçilerin ise sosyal medya paylaşımları dahil olmak üzere herhangi bir gerekçe gösterilerek tazminatsız işlerine son veriliyor. İstanbul Hadımköy’de kurulu olan kimyasal fabrikasından atılan işçi sayısı 50’yi geçerken, bu işçilerin 30’unu baskılara dayanamayarak ayrılan işçiler oluşturdu.
Sosyal medya paylaşımları, işten atma gerekçesi oldu
Evrensel’den Vedat Yalvaç’ın haberine göre, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek işten atılan işçilerden biri de Emre Yiğitoğlu. “Bana para teklif ettiler. Ben de satılık olmadığımı Facebook sayfamdan paylaştım” diyen Yiğitoğlu şöyle devam etti: “İnsan kaynakları çağırıp ‘Sana tazminatını verelim işten kendi isteğinle ayrıl’ dediler. Baskılara dayanamayıp kabul eden arkadaşlarımız oldu ama ben kabul etmedim. Bunun üzerine işten çıkarılanlar listesine adımı yazmışlar. Açığımı aramaya başladılar daha sonra. Sosyal medya paylaşımımda küfür ve hakaret olmamasına, üstelik yapılan paylaşım çalışma saatleri dışında olmasına rağmen paylaşım gerekçe gösterilip işten kovdular beni. Onlar da zaten ihtarname de, ‘Hakaret eder gibi, tehdit eder gibi’ yazmışlar. İhtarnamede yazdıkları bir diğer gerekçe ise izin almayarak işe gelmemek. Cuma günü hastaneye gitmem gerekiyordu. İzin istedim amirden, ‘İzin kağıdı yok’ dedi. Sonra ben gitmeyince tutanak tutmuşlar hakkımda. Allah’tan ben bunların böyle oyunlar oynayabileceğini düşünerek rapor almıştım.”
İlgili: Petkim'deki TİS görüşmelerinde anlaşma imzalandı
TİS yetkisi alınmıştı
AKKİM’de çoğunluğu sağlayarak Çalışma Bakanlığına başvuran Petrol-İş Sendikası toplu sözleşme yetkisi almıştı. Patron ise karara itiraz ederek davayı Yargıtaya taşımış, işçiler patronun işçi atarak sendikanın yetkisini düşürmeyi hedeflediğine dikkat çekmişti.

Yüksel’de çok sert polis saldırısı: Veli Saçılık’ın ampute kolu yeniden kırılmış olabilir!


KHK ile işlerinden edilen kamu emekçilerinin mücadelesinin simgesi haline gelen Yüksel direnişinde 283. gün akşam açıklamasına polis çok sert saldırdı.
DİHABER’in aktardığına göre, Yüksel Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapmak isteyen KHK ile işlerinden ihraç edilen Veli Saçılık, Adnan Vural, Mehmet Dersulu ve diğer yurttaşlar eyleme katıldı. “Nuriye Semih yaşasın” yazılı pankart açtıkları için tutuklanan Beşiktaş taraftarlarına destek olmak isteyen Veli Saçılık Beşiktaş forması giyerek eyleme katıldı. “
Polis slogan atarak kol kola giren eylemcileri iterek sokaktan uzaklaştırırken Mehmet Dersulu’yu darp ederek gözaltına aldı.
Kadınların saçlarını yoldular
Yaşanan kargaşada polis Adnan Vural’ı da darp ederek yere düşürürken kadınların da saçlarından tutarak yerlere attı. Eylemciler Konur Sokağın sonuna geldikten sonra biber gazı atan polis eylemcilere tekrar saldırdı. Polis bir kişinin boynunu bir dakika sıktıktan sonra nefesi kesilen eylemci yerden kalkmakta zorlandı.
Polis işkenceyi kabul etti
Kadın eylemcilere tekme tokat saldıran polis yakaladığı 6 eylemciyi sokağın bir bölümünü kalkanları ile kapatarak içeri aldı. Kalkanların arasına basın mensuplarını almayan polis yurttaşları çok sert şekilde darp etti. Bir eylemcinin saçlarından tutarak kafasını yere vuran polis basın mensuplarının fotoğraf çekmesine de izin vermedi. Polis “Sokağı kapatıp sokak ortasında insanlara işkence yapıyorsunuz” diyen bir yurttaşa işkence yaptığını reddetmeyerek “Onlar bize vurdu biz de gereğini yapıyoruz” diye cevap verdi.
İlgili: Okmeydanı'nda cezaevi firarisi ile polis arasında silahlı çatışma
‘Veli Saçılık’ın kolu tekrar kırılmış olabilir’
Veli Saçılık’ın ampute olan kolunu daha önce kıran polis Saçılık’ı yine aynı kolunun üzerine düşürdü. Acı içinde yerde kalan Saçılık için ambulans çağırıldı. Veli Saçılık’ı olay yerinde tedavi eden sağlık emekçisi Adnan Vural, Saçılık’ın kolunun tekrar kırılmış olma ihtimalinin olduğunu belirtti.

Venezuela’da Kurucu Meclis seçildi: Şimdi ne olacak?

Venezuela’da Kurucu Meclis seçildi: Şimdi ne olacak?
Venezuela’ya karşı yaptırımların duyurulmasının ardından askeri seçeneğin de masada olduğunun ilan edilmesi Trump’ın tehditlerinin ekonomik yönden askeri yöne evrildiğini gösteriyor. Bu hamlenin zamanlaması ise demokratik yolla seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu, süregelen şiddet olaylarını körükleyerek devirmeyi amaçlayan Amerikan destekli Venezuela muhalefetine verilen destekle eş zamanlı görünüyor.
Şiddet olayları Başkan Maduro’ya şu anki sosyoekonomik krizin çözülmesini sağlamak amacıyla yeni bir anayasa yazılması yetkisini verecek olan Ulusal Kurucu Meclis seçimlerinin yapılmasını engellemek için Amerikan destekli muhalefet tarafından tırmandırıldı.
Kurucu Meclisin ülkedeki en güçlü hükümet organı haline getirilmesi planlanıyor. Maduro’nun Kurucu Meclisi toplamasında Amerikan destekli muhalefetin Venezuela Parlamentosunda kontrolü ele geçirmesinin ülkeyi içine soktuğu siyasi çıkmaz etkili oldu.
Trump seçimin iptal edilmemesi halinde ekonomik yaptırım tehdidinde bulunurken Venezuela’daki mülk sahibi sınıfın önderlik ettiği muhalefet, aynı amaç doğrultusunda hareket etme sözü vermişti. Kurucu Meclis başarılı olursa Amerikan destekli muhalefetin yenilgiye mahkum olduğunu idrak eden Batılı hükümetler ve ‘sivil toplum kuruluşları’nın yanı sıra Latin Amerika karşı devrimlerinin olağan şüphelileri İspanya, Vatikan ve Amerikan Devletleri Örgütü de Kurucu Meclis seçimleri aleyhinde cephe aldılar.
Kurucu Meclis seçimlerini lanetlemekte birbirleriyle yarışan Batılı medya kuruluşları, seçimleri engellemek amacıyla sandık alanlarına saldıran, yolları kapatan, ekonomik sabotajlarda bulunan ve sözde ‘genel grevler’ örgütleyen Amerikan destekli muhalefetin sokaklarda yarattığı şiddet sarmalına karşı en ufak bir kınamada bulunmadılar.
Ne var ki seçimler Chavezciliğin geleneksel tabanının oluşturan milyonlarca emekçi ve yoksulun sandıklara akın edip Chavezci solu desteklemesiyle muhalefetin sinirlerini harap edecek derecede yüksek katılımla gerçekleşti .
ŞİMDİ NE OLACAK?
Uluslararası basın Venezuela’nın yoksul mahallelerindeki coşkuyu tamamen görmezden geldi. Seçimleri takip etmek için Birleşik Devletlerden Venezuela’ya gelen bir emekçi heyeti yoğun katılıma ve yoksul mahallelerdeki sandık merkezlerinin önünde oluşan uzun kuyruklara dikkat çekiyor. Sağlık Emekçileri Sendikası Başkan Yardımcısı Estela Vasquez Batılı medya kuruluşlarının ikiyüzlü tutumuna işaret ediyor: “Orada uluslararası basından kimseyi görmedim. Ne New York Times muhabirleri ne de CNN veya Fox TV kameraları bu ülkedeki devrimci sürecin belkemiği olan yoksul işçi sınıfı mahallelerine ilgi göstermediler.”
Vasquez’in seçimlerin emekçiler üzerinde yarattığı coşku üzerine sözlerini Maduro’ya sıklıkla soldan eleştiriler getiren Stalin Perez Borges de doğruluyor: “30 Temmuz seçimleri ülkedeki ve yurt dışındaki sağa karşı emperyalizme teslim olmayacağımız ve muhalif iktisatçılarının hazırladığı neoliberal planların önünde diz çökmeyeceğimiz mesajının verildiği, Chavezciler arasında hükümetten memnun olmayanların dahi yeniden kenetlenmesini sağlayan bir fırtına gibiydi. Seçim sonuçları Chavezcilere yeniden öz güven kazandırdı ve kendilerine bir kez daha çoğunluk adına söz sahibi olmalarının olanağını sundu.”
KURUCU MECLİS KİMLERDEN OLUŞUYOR?
Muhalefet seçimleri boykot ettiği için ortaya farklı devrimci görüşleri içeren, büyük çoğunlukla solun temsil edildiği bir Kurucu Meclis çıktı. Kurucu Meclisin üçte biri sendikaların, mahalli meclislerin, yerli topluluklarının, çiftçilerin, öğrencilerin, emeklilerin ve önce Chavez liderliği altında, daha sonra muhalefetin şiddet eylemleri karşısında giderek radikalleşmiş tüm kesimlerinin temsilcilerine tahsis edildi.
Shamus COOKE

Global Research

İşçileri taşıyan traktör devrildi, yedi mevsimlik işçi hayatını kaybetti: ‘Kaza değil açık bir katliam’..!

Sakarya’nın Hendek ilçesinde fındık işçilerini taşıyan traktör, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yol kenarında bulunan dere yatağına devrildi.
Traktörün devrilmesi sonucu aracın römorkunda bulunan yedi işçi hayatını kaybederken, 9 kişi de yaralandı.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bunun üzerine olayın incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirdi.
DİSK Başkanı: Sakarya’da yaşanan açıkça bir katliam
7 işçinin hayatını kaybettiği, 9 işçinin ise yaralandığı olaya ilişkin açıklama yapan DİSK Genel Başkan Kani Beko, “Sakarya’da yaşanan açıkça bir katliamdır” dedi.
Beko’nun yazılı açıklamasın şöyle:
60 lira yevmiye için açık römorklarda tıka basa taşınan bu insanlarımız, yaşamlarını kazanmak için çıktıkları yolda yaşamlarını kaybettiler. Öncelikle, ölen işçi kardeşlerimizin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Traktör römorkunda işçi taşınırken gerçekleşen bir olaya “kaza” demek, konuyu “fıtrat” diyerek geçiştirmek mümkün değil. Sakarya’da yaşanan açıkça bir katliamdır. Ve bu tarım işçilerinin öldüğü ilk katliam da değildir. İki yıl önce Manisa Gölmarmara’da ve öncesinde Isparta Yalvaç’ta yaşanan katliamların ardından, bu katliamların önlenmesi için yapılması gerekenler DİSK tarafından ifade edilmiştir.


17 Ağustos 2017 Perşembe

Silivri Cezaevi'nde kör eden işkence iddiası..!

İstanbul Silivri Cezaevi'nde 30 gardiyanın, güvenlik kameralarını kapattıkları gerekçesiyle Umut Gündüz Altın, Murat Yüksek ve Musa Kurt'u işkenceden geçirdiği iddia edildi.
Cumhuriyet Gazetesi'nden Seyhan Avşar'ın haberine göre, DHKP-C üyeliği suçlamasıyla Silivri 9 No'lu Cezaevinde tutuklu bulunan üç isimden Yüksel ve Kurt'un gözlerinin görmediği belirtiliyor.
Altın'ın babası, oğlunun kaburgalarında ağrı, vücudunda morluklar olduğunu, Yüksel ve Kurt'un gözlerinin de görmediğini söyledi.
İşkence için cezaevine özel ekipler getirildiği iddiasında bulunan Altın'ın babası Cengiz Altın, oğlunu ziyareti sırasında vücudundaki çürükleri gördüğünü ve konuşma sırasında 30 gardiyanın koğuşu basıp oğlunu ve iki arkadaşını dövdüğünü anlattığını söyledi.
Cengiz Altın konuşmasını şöyle sürdürdü: Murat Yüksel ve Musa Kartı çıplak şekilde soyup süngerli odaya kapatmışlar. Oğlum, Silivri Cezaevi’ne sırf işkence için özel ekiplerin getirildiğini söylüyor. Sürekli darp ediliyorlar.”
Altın, oğlu ve diğer iki arkadaşının cezaevi doktoruna göründüklerini söyleyerek, “Doktor kendilerine siz kendi kendinizi dövmüşsüz demiş. Çocuklarımız neden kendi kendini dövsün. Bu kadar komik bir doktor tespiti olabilir mi” diye sordu. Cezaevi yönetimi ile görüşmediğini söyleyen Altın, “Ne konuşacağım ki... Bu ülkede adaletin olmadığını biliyorum. Bugün avukatı gidip görüşecek. Sesimizi duyurmak istiyoruz. Cezaevlerinde durum çok vahim” dedi.


Erdoğanın AKP'sini Ne Faşist Zulüm ve Nede Makyaj Kurtarır..!

Erdoğan her bakımdan yozlaşmış ve çürümüş partisine dinamizm kazandırmak için yoğun bir çaba gösteriyor. Böylece “metal yorgunluğu”nun yeni bir silkinişle atılabileceği, AKP’nin yeniden “eski enerjisine” kavuşabileceği ileri sürülüyor. İleri sürülenlere bakılırsa parti Fethullahçılardan, yolsuzluklara bulaşmışlardan, isteksiz ve yorgunlardan vb. kurtulursa önümüzdeki üç seçimden başarıyla çıkabilir ve tek adam tek parti diktatörlüğünün zaferi mühürlenmiş olur.
“Yenilenmiş” AKP’nin neler yapmak istediğini Erdoğan’ın ağzından her gün uzun tıratlarla dinliyoruz. AKP’nin “başarılı, güzel günlerinde”ne yaptığını ve bugün ne yapmakta olduğunu da yaşayıp görüyoruz. İlk dönemleri hızlı özelleştirmeler, emperyalist tekellere ve yerli işbirlikçilere çekilen peşkeşlerle, işçi ve emekçi hareketine saldırılarla vb. geçmişti. “Ustalık ve olgunluk dönemlerinde” bu işlere artırarak devam ettiler. Ama artık Rabia ile Cola”yı bir araya getirmeyi, ey Merkel, ey Almanya deyip Siemens’e ihale vermeyi, ey Amerika ile Atatürk Orman Çiftliğini ABD’ye peşkeş çekmeyi tereyağından kıl çeker gibi halletmeyi başarır olmuşlardı.
Perşembenin gelişi Çarşambada belli olduğu gibi “Eski güzel günlerde yaptıkları” bundan sonra yenilenerek yapacaklarının güvencesidir. Onlar için “yeni” eski yaptıklarını daha büyük bir enerjiyle yapacak kadro yenilenmesi ve biat etmişlerin yda daha az yıpranmışların öne çıkarılması anlamına gelmektedir. Eski “doymuşların” biraz kenara çekilmeleri, aralarında “yeni açlara” yer açmaları isteniyor. Yoksa “başkan babaları” kendi varlığı için hayati ilan ettiği seçimleri kazanamayacak, kurmaya çalıştıkları camdan şato tuzla buz olacaktır. Bütün bu faşist gerici çabaların ülke halkların demirden bir cendere içine alınmasını hedeflediğini artık bugün daha geniş kesimlerin görme olanı doğmuştur.
Neki saray şefi ve şürekası ulaşmak istedikleri tek adam tek parti diktatörlüğüne kolayca varamayacaklarını az çok anlamış durumdalar. HDP Eş Başkanlarını zindana attılar. Şimdi ana muhalefet partisinin genel başkanını içeri tıkmakla tehdit ediyorlar. Halkın geniş kesimlerinde biriken hoşnutsuzluğun kendilerini silip süpürecek bir öfkeye dönüşmesinden ölesiye korkuyorlar. Tüm cilalama ve parlatma çabalarına karşın ekonomiden istenen iyi sinyaller gelmiyor ve biriken sorunların bir krize evrilmesi ihtimali soğuk terlerin dökülmesine neden oluyor. Tüm “yerli ve milli” demagojilerine karşın uluslararası tekellerin önünde secdeye gelmeye devam ediyorlar. Onlara göre Batılı politikacılar kötü, onları dikkate almayan tekeller iyidir. Böylece ülkenin emperyalizme köleliği daha fazla pekiştiriliyor.
Ancak faşist baskıya, şiddete, zulme dayanan yönetimleri terörünü artırdıkça karşı çıkma ve direnme eğilimleri de o denli güçleniyor ve yaygınlaşıyor. Şu an açık bir kitle hareketinin olmaması kimseyi yanıltmamalıdır. Kitleler fırsatını bulduklarında tepkilerini şimdilik daha çok yasal ve meşru yönden göstermeyi uygun bulmaktadırlar. Gayrimeşru referandumun sonuçları, milyonların katıldığı adalet mitingi, işçi ve emekçilerin haklarını aramak için hazırlıkları ve seçtikleri eylem biçimleri bu davranış biçiminin kanıtları durumundadır. Bütün bu belirtiler ortaya koyuyor ki toplum kendisine giydirilmek istenen deli gömleğini kabul etmeyecektir.

AKP iktidarının yapmak istediği açıktır: Dinsel ideoloji ve geleneklerle tahkim edilmiş faşist gericiliğin kopkoyu bir faşizme dönüşmesi için toplumun tüm direnme noktaları tahrip edilmek istenmektedir. Ama bu gidişe karşı çıkan güçlerin mücadelesi ve direnişi giderek büyür ve gelişirken, iktidarın kendi iç çelişkileri ve çıkmazları artmakta ve yoğunlaşmaktadır. Bugün AKP’yi toparlama organize etme ve diri tutma çabalarının yoğunluğu bu gerçeğin dışa vurumundan başka bir şey değildir. Başkan ve adamlarının gücü aşınmaktadır ve onların hiç bir çabası bu gidişi geriye çeviremeyecektir. Zaman ve koşullar iktidarın gücünü aşındırırken, muhalefetin olanaklarını büyütmekte ve güçlendirmektedir. Kararlı ve dirençli bir muhalefetin kazanması için koşullar her geçen gün biraz daha olgunlaşmaktadır.Birleşik emekçi kitle hareketinin biraz daha toparlanması sonuç almayı daha da kolaylaştıracaktır.

HDP'nin Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde 3. gün: Birçok demokratik kurum nöbeti ziyaret etti..!

HDP’nin Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin İzmir’deki üçüncü günü geride kalırken, gün boyu yapılan ziyaretlerde ortak mücadele çağrısı yapıldı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) son durağı İzmir’de devam eden Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin 3’üncü gününü geride bırakırken, gün boyu yoğun ziyaretler ile yapılan tartışmalar gündeme damgasını vurdu. Gün içerisinde kadın örgütlerinden, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerinden, gençlik örgütlerine, hukukçulardan insan hakları savunucularına, Alevilerden CHP milletvekillerine kadar birçok kesim Gündoğdu Meydanı’nda polis bariyerleri ile çevrilen 80 metrekarelik alanda HDP’lilerle bir araya geldi.
Nöbetin ilk ziyaretçileri arasında yer alan Yeryüzü Kadınları, nöbetin daimi ziyaretçileri arasında olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Yeryüzü Kadınları adına konuşan Ebru Dinç, direniş ruhu ile tüm renkleri ile bir arada olacaklarını söylerken, “Erkek adalet değil, gerçek adalet” istediklerini aktardı. “Tecavüzcülere, kadın katliamcılarına, istismarlarına iyi hal indirimi veren bir erkek egemen adalet söz konusu” diyen Dinç, ülkede yaşanan onca adaletsizliğin yanında süren bir savaş olduğunu belirterek, “Bu nöbetin kadınlar açısından yeni bir umut olacağına inanıyoruz” dedi. Nöbetin bir diğer ziyaretçisi olan Tevgera Jinen Azad (TJA) üyesi kadınlar da nöbetin yeni umutlar yeşerttiğini belirtti. TJA adına konuşan Maile Ariç, hak hukuk taleplerini dile getirdiklerini belirterek, yaşanan çatışma ve kutuplaştırma ortasında vicdan ve adaleti bir araya getirmek için alanda olduklarını söyledi.
‘ORTAK DİRENİŞE ÇAĞIRIYORUZ’
Ziyaretler Kamu Emekçileri Sendikalar Konfederasyonu (KESK) ve Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) İzmir şubelerinin ziyaretleri ile sürdü. “Hak, Hukuk, Adalet” ve ” Direne Direne Kazanacağız” sloganları atarak alana giren DİSK ve KESK birleşenlerini HDP’li milletvekilleri karşıladı. Karşılamada konuşan HDP’li Erdal Ataş, en önemli direniş alanlarından birinin emek alanı olduğunu belirtti. Son 1 yılda kazanılmış bütün haklara yönelik yoğun bir saldırı gerçekleştirildiğini ifade eden Ataş, “Yüz bine yakın emekçi işten atıldı. Bugün bizde HDP ve birleşenleri olarak bu ülkede haklarımıza yönelik yapılan bu saldırılar karşısında bir kampanya olarak bu nöbetimizi başlatmış bulunuyoruz. DİSK bütün bu saldırılar karşısında devrimci direnişlerini sergiliyorlar. Biz biliyoruz ki toplumun bütün muhalifleri ile ortak birleşme ile bu süreç aşılabilinir. Tüm dostlarımızı ortak direnişe çağırıyoruz” şeklinde konuştu.
‘RAHAT ÇALIŞMAK İÇİN ADALET İSTİYORUZ’
DİSK Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı da, HDP’nin Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni desteklemek için alana geldiklerini belirtti. Alanın kuşatıldığını hatırlatan Sarı, “Biz sesimizle vicdan ve adalet nöbetini adalet talep edenden yana olduğumuzu bir kez daha söylemek istiyoruz. İşçi sınıfının en büyük özeliği direnişleri sergilemek olduğunu o dönemde AKP hükümeti taşerona kadro sözü vermiş 2 yıl geçmesine rağmen hala yerine gelemediği için adalet istiyoruz. Biz daha özgün daha rahat çalışmak için adalet istiyoruz. Biz bu ülkede analar gözyaşı dökmesin diye adalet istiyoruz. Biz barışı savunmaya devam edeceğimiz için adalet istiyoruz. Yaşasın renklerin ve halkların kardeşliği” dedi.
‘BİZ EZİLENLER KAZANDIK’
Ardından ise nöbet ziyaretini Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖP-G) aldı. HDP’lilerle bir araya gelen TÖP-G üyeleri adına girişim temsilcilerinden Erkan Bakmaz çok tarihsel bir süreçten geçildiğini dile getirdi. En tarihseli günleri 16 Nisan referandumu sürecinde geçirdiklerini hatırlatan Bakmaz, “Biz buraya bütün ezilenler bir araya gelerek hayır kazandık. Hepimiz biliyoruz meşruluğu kalmamış bir hükümet ile karşı karşıyayız. Bizi çevreleyen bir sisteme alternatif üretmeye buradayız. Kurtuluş yok ya hep beraber ya hiç birimiz en önemli sözleri bu dönemde yaşıyoruz” diye konuştu.
‘YAZMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Nöbeti ziyaret edenler arasında Özgür Basın emekçileri de yer aldı. Evrensel Gazetesi, dihaber, BirGün Gazetesi, Artı Gerçek Televizyonu ve Gazete Şujin çalışanlarının ziyaretinde basına dönük baskı ve basın özgürlüğü gündeme geldi. Özgür Basın emekçileri adına konuşan Evrensel Gazetesi İzmir Temsilcisi Emine Uyar, yaşanan süreçte ilk olarak baskı altına alınan kurumların başında gazeteciliğin geldiğini dile getirdi. OHAL uygulamalarından sonra birçok televizyon, radyo, haber yayını yapan internet sitelerinin kapatıldığını söyleyen Uyar, iktidarın halkın haber alma alanlarının daraltıldığını söyledi. Türkiye’de yaşanan gerçeklerin duyulmasın diye gazetecilerin engellendiğini ifade eden Uyar, “Bu hiçbir zaman mümkün olmayacak. Adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz. Basın özgürlüğünden halkın haber alma hakkından asla vazgeçmeyeceğiz. Çeşitli gerekçeler ile arkadaşlarımız her gün bir iki gazeteci gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Bütün bunlara rağmen biz işimizi yapmaya devam edeceğiz. Buradaki vicdan ve adalet nöbetinin demir kafesler içerisinde ve gölgelikten yoksun bir şekilde sürdürülüyor olması bu ülkenin ayıbıdır. Bizler hiçbir zorluktan geri durmayız” dedi.
İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI DA NÖBETTE
Nöbetin gün içindeki diğer ziyaretçileri ise insan hakları savunucuları oldu. İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Halkların Köprüsü Derneği ve İmece Derneği nöbeti ziyaret edenler arasında yer aldı. İnsan Hakları Derneği İzmir Şube Başkanı Ali Aydın, herkesin adalete ihtiyacı olduğunu belirterek, insan hakları için mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. Halkların Köprüsü üyesi Ercan Ergiçay da halklar arasında barışı eşitliği sağlamak için kurulmuş bir dernek bu yüzden adalet ve vicdan nöbetinde olduklarını aktardı. İMECEDER yöneticisi Günseli Kaya da, “İnsanlık mücadelesini bir iktidarla yok edilebileceğini sananlar bilsinler ki yanılıyorlar. Tarih bu gün yazılmaz tarih o dönem geçtikten sonra yazılır. O tarihi sadece yazan direnenlerdir”
HUKUKÇULAR: ADALET SADECE HUKUK SALONLARINDA ARANMAZ
Ardından ziyarette bulunan Özgürlükçü Hukuk Platformu (ÖHP) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) heyetleri de taleplerini dile getirdi. ÖHP Temsilcisi Mehmet Bayraktar, HDP’nin Gündoğdu’daki nöbetinin açık cezaevi koşulları altında olduğunu belirtti. Türkiye tarihinin en karanlık dönemini yaşadıklarını ifade eden Bayraktar, Türkiye’de yaşanılanları Nazi Almanyası’nda yaşananlara benzetti. ÖHP Temsilcisi Fatma Demirel ise, “Hukuk adalet salonlarından dört duvar arasından ibaret değil sokaklarda da aranır. Burada da açık bir cezaevindeyiz. Faşizme teslim olmayacağız mutlaka ama mutlaka kazanacağız” diye konuştu.

Ardından ziyarette bulunan Yeşiller Sol Gelecek Partisi üyeleri ve Alevi Bektaşi Federasyonu üyeleri de taleplerini dile getirerek nöbete katılanlarla birlikte deyişler seslendirdi.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

MHP DEVLET DESTEĞİYLE KÜRDİSTANDA SAHAYA İNİYOR..!

AKP-Devlet Desteğiyle MHP Kürt İllerinde yeniden Örgütlenmeye Çalışıyor; Yoksul Kürt Çocuklarına Bozkurt İşaretiyle Kürdistana İndiklerini Kanıtlamak İstiyorlar.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) her zaman olduğu gibi AKP ve devletin desteğiyle Kürt illerinde devletin militarist güçleri ve ihanetçi koy korucuları aracılığıyla yeniden örgütlenmeye çalışıyor. uzun yollardır Hakkari vb. illerde örgütlenemeyen MHP,AKP ile yaptığı ittifakla Kürdistanda FETO'cuların boşalan yerlere Hizbu-kontra HÜDA-PAR çetelerini ve kafatasçı MHP'yi militan bir güç olarak yerleştirmek istiyor.
Nitekim bu planın gereği olarak MHP Şemdinli’nin ardından Hakkari’de de teşkilat kurdu. MHP’nin il başkanlığı binasının açılışına Grup Başkanvekili Erkan Açay da katıldı. Açılışta dikkat çeken detaylar yaşandı.
Erkan Açay ve diğer partililer, sokaklarda tartıcılık yaparak ailelerinin geçimine katkıda bulunan yoksul Kürt çocuklarını yanlarına çağırdı. MHP’liler çocuklara bozkurt işareti yaptırdı. MHP Grup Başkanvekili Akçay, ülkücü işareti yaptırdığı çocuklarla bir de fotoğraf çektirdi.
Ama ne yaparlar yapsınlar MHP Kürdistanda tutunamayacak ve devletin desteği, bazı aşiretler, kelle kulak avcısı köy korocuları ve JÖH-PÖH faşist çetelere dayanarak Kürdistanda yer edinemeyeceklerdir

AKP Faşizmi Korkuyu Büyütmek İstiyor: Süper Kupa maçında 'Nuriye-Semih Yaşasın' pankartı açan 10 kişi tutuklandı..!

Beşiktaş ile Konyaspor arasında oynanan Süper Kupa finalinde ‘Nuriye Semih yaşasın’ yazılı pankartı açtıkları iddiasıyla Beşiktaş'ın Beleştepe taraftar grubundan 17 taraftar hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Sabah saatlerinde yapılan operasyonda 10 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan Beşiktaş taraftarlarından 10’u tutuklandı.
Samsun Başsavcılığı’nın açıklamasında tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ve eğitimci Semih Özakça, ‘DHKP-C militanı’ olarak nitelenmişti. Başsavcılık açıklamasında, “Tribünlerde yasa dışı DHKP-C silahlı terör örgütü ve bu örgüt militanlarının pankartını açtıkları tespit edilen 17 kişi hakkında ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçundan tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartılmıştır” ifadeleri yer almıştı.

Geçtiğimiz günlerde aynı maçta “Nuriye-Semih yaşasın” pankartı açan Volkan Çalışkan da tutuklanmıştı.

Binlerce İnsanın Diri Diri Toprağa Gömüldüğü 17 Ağustos 1999 Depremini Unutma ..!.

Üzerinde tam olarak 18.yıl geçen ve binlerce insanın diri diri toprağa gömülerek kapitalizmin karı için katledilen İzmir-Sakarya-Yalova, katliamlar ülkesi TC devletin vurguncu ve talancı yüzüydü. 17 Ağustos depreminden sonrada yeni depremler, felaketler oldu, ama emekçiler için değişen hiç birşey olmadı. Her deprem ve doğal felaketlerde katledilenler yoksul emekçiler oldu. Ama balık hfaısalı bir toplum olduğumuz için yaşanmış gerçekleri erkence unutuyoruz.
Normalinde yedi kat yerin altında gelen ölüm çığlıklarının unutulmaması gerekiyor.
Şöyle bir sorsak kaçınız hatırlıyorsunuz hayatları dağılan umutları yitip giden binlerce aileyi. ...
Örneğin kaçımız hatırlıyoruz domino taşları gibi yıkılan binaları , kumdan kaleler gibi çöken evleri ve bu binalardan , evlerden çalıp-çırparak zengin olan müteahhitleri ...
Kaçımız hatırlıyoruz çocukların gözlerindeki acıyı , bir annenin, babanın evladından sağ salim o en kazın altından çıkması için günlerce , haftalarca verdiği umutsuz mücadeleyi.
Şimdi devletin talancı ve vurguncu yöneticileri 17 Ağustosta yine köşeli açıklamalar yaparak, deprem ve afetlere karşı devletin duyarlı olup önlemler aldığı yalanını pompalayacaklar.
Ana tüm bu açıklamalara gerçeğin üzerini kapatma amaçlıdır.
Biliyoruz ki, Türkiye kuşağının üzerinde otuyor. Evler,apartmanlar ve binaların yüzde elliden fazla depreme dayanıksız. Öncelikle binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi gerekirken, AKP iktidarı yandaş müteahhitleri devreye sokarak rant peşinde koşuyor ve insanlığın geleceğini karartmaya devam ediyor. Bir daha 17 ağustos depremi gibi felaketlerin yaşanmaması için devletin depreme karşı önlem alıp öncelikle yapıların güçlendirilmesi ve depreme dayanıklı binaların yapılması gerekiyor. Aksi halde deprem ve doğal felaketlerin yıkımından kurtulmak mümkün olmayacaktır.

Binlerce İnsanın Toprağa Gömüldüğü 17 Ağustos depremini unutma Unutturma..!

15 Ağustos 2017 Salı

Suavi'nin aracına Balıkesir-İstanbul yolunda saldırı..!

Devrimci demokrat muhalif kimliğiyle bilinen SanatçıSuavi aracıyla Balıkesir-İstanbul yolunda ailesiyle birlikte yolculuk ederken saldırıya uğradı.
Sözcü'nün haberine göre, Suavi, yaşanılan olayı şu sözlerle anlattı; “Balıkesir-İstanbul yolunda aracımla ailemle birlikte yol alırken nizami bir sollamada arkadaki araç selektör yaptı. Sağa geçip pencereden ellerimi dışarı çıkarıp buyur geç işareti yaptım. Ama bunların derdi sanırım başka bir şeydi. Yolda bir buçuk dakika kadar filmlerdeki gibi o araç bizi sıkıştırmaya şarampole yuvarlamaya, hızla giden araçların arasına atmaya çalıştı. Araçta 3 kişiydiler… Sağ tarafımıza gelip küfürler ettiler. Biz yine kaçmaya çalıştık. Yolumuzu kesip durdurmaya çalıştılar refleksle aracın sağından kaçtım. Sol tarafıma girdiler sert bir cisim patlattılar. Olaylar bittiğinde sakinleştiğimizde aracıma sonradan baktığımda sol yan tarafta cama bir şey olmamış ama atılan cisim metali göçertmiş…
Hızla uzaklaştılar daha sonra ama plakayı almıştık. Kemalpaşa Merkez Jandarma Karakolu’na gidip ifade verdim. Daha sonra savcılık devreye girip aracın yakalanması için talimat verdi.
Bu yaşanılanlar bana planlı bir şey gibi geliyor, tecrübelerim onu gösteriyor. Ben son derece sakin ve dikkatli bir sürücüyümdür. Dediğim gibi bunların derdi başka bir şeydi…”
Suavi'nin eşi Gönül Saygan twitter hesabından saldırıyla ilgili şunları paylaştı:
Suavi ve kızımında Içinde bulunduğu aracımız Balıkesir civarında saldırıya uğradı.
İfademizi verdik yolumuza devam ediyoruz. Savcılık araç hakkında ülke genelinde arama emri verdi.
Bu yol magandası değil Suavi'yi hedef alan bir saldırıdır. Polis ısrarla maganda diyor ben tanığım olaya maganda değil değil
Suada'nın camında birşey patladı ben can havliyle 155i aradım yetişin öldürecekler bizi dedim gelen ve araç hızla kaçtı. Korkudan öldüm
Sonra sağımıza yanaştı küfür etti tekrar önümüze çıktı biz yine kaçtık ve tekrar önümüzde makas yaptı. 3 kişiydiler.Ve ne olduğunu anlamadan
Sakinleştiğim için olayı anlatayım Balıkesir -istanbul yolunda araç aniden belirdi ve yolumuzu kesti Suavi refleks ile kaçtı sağımızdan
Arkadaşlar hepimiz iyiyiz. İfademizi verip yolumuza devam edeceğiz. Ilginize teşekkürler
Aracın plakası 41 pm 934 gri hyndai araç her yerde aranıyor. Balıkesir Burda veya İzmit lütfen gördüğünüz yerde polise ihbar edin
Türkiye'nin geldiği nokta budur. Hiçbir yerde güvende değiliz. Bizdw birşey yok hasar aracımızda. kızım ve ben çok korktuk.


'Kürt ve Aleviymişsiniz, doğru mu?'..!

“Biz yine çalışırız, yine hayatımızı kazanırız. Kendimizi yeniden var ederiz. Biz olduğumuz gibi kalacağız, çünkü bildiğimiz tek şey bu…”
İhraç edilen birçok kamu görevlisi gibi suçlarını bile öğrenemeden, önce Hasan sonra eşi Sabahat işlerinden atıldı. Hasan’ın KHK ile ihraç edilmesinden sonra bulundukları çevrede terörist gözüyle bakılan Güley ailesi Erzurum’da zor günler yaşıyor. Sabahat Güley’in de yaklaşık üç ay sonra yeni bir KHK ile ihraç edilmesiyle kendilerini güvende hissetmeyen aile, bir gün sonra nereye gideceklerini bilmeden üç yaşındaki çocuklarıyla birlikte Erzurum’u terk etti.
‘MAAŞIMIN TAMAMINA EL KOYDULAR’
Erzurum Resim Heykel Müzesi’nde Heykeltıraş olarak görev yapan Hasan Gazi Güley, bir gün atölyede çalışırken muhasebe bölümüne çağrıldı ve herhangi bir gerekçe gösterilmeden işyerinden uzaklaştırma yazısı imzalatıldı. İşten uzaklaştırıldığında 2/3 maaş alması gerekirken ona da el koyduklarını öğrenen Hasan Güley şunları söylüyor: ”Cuma günü, yani işten uzaklaştırıldığım gün bankaya da yazı yazıldığını öğrendim. Normalde yazıyı cuma günü tebliğ ettiğim için maaşımın zaten yatmış olması gerekirdi. Ancak bırakın 2/3 maaş almayı, tamamına el koymuşlardı. Sendika başkanımız İl Müdürlüğü’nü arayarak bunun yasal olmadığını ve bu konuda sendika olarak şikayette bulunacaklarını dile getirince akşam üstü maaşımın 2/3 ünü yatırdılar ve ben paramı alabildim.”
‘İNSANLAR YOLLARINI DEĞİŞTİRMEYE BAŞLADI’

Hasan Güley, işten uzaklaştırıldıktan sonra çevresinin de kendisine güvensizlikle yaklaştığını anlatıyor: “Her gün muhabbet ettiğimiz insanlar bizden uzaklaşmaya başladı. Gördükleri yerde kafalarını çevirmeye, yollarını değiştirmeye başladılar. Çocuğumuzu güvenle dışarı çıkaramaz olduk. Erzurum gibi bir yerde ‘suçlu’ bir insan gibi işten uzaklaştırılmışsın. İnsanlar nedenini bilmeseler dahi bir güvensizlik oluyor.

Açlık grevindeki Gülmen ve Özakça'ya refakatçi izni çıktı..!

Akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça, OHAL KHK’sıyla ihraç edildikleri işlerine dönmek için yaptıkları açlık grevinde 160’ıncı gününde. İkili, 29 Temmuz’dan bu yana zorla Sincan Cezaevi Hastanesinde tek başlarına tutuluyor.
Avukat Ebru Timtik, Adalet Bakanlığı’nın 10 Ağustos’ta refakatçi onayını vermesinin ardından cezaevi savcısından da dün izin çıktığını söyledi. Özakça’nın annesi Sultan Özakça ve Gülmen’in kardeşi Beyza Gülmen bugün refakatçi olmak için Sincan Cezaevi Hastanesi’ne gidecek.
Müvekkillerinin hastaneye götürülmeleriyle avukatların fiziki yardım imkanlarının da kısıtlandığını belirten avukat Timtik şunları söyledi:
“Avukat görüşlerinde aramıza masa koydular. Ayağa kalkmalarına bile yardım edemiyorduk. Bu zamana dek onları tek başlarına yaşamlarını idame ettirmek zorunda bırakarak tuttular. Temizlikleri çok önemli. Ne kadar temizlik yaptılar bilemiyorum, temizlikten ötürü enfeksiyon riski oluşmuşsa bu saate kadar oluşmuştur.”
Refakatçi talebinin uzun zaman sonra kabul edildiğini, bunun da iki eğitimcinin sağlığının önemsenmediği anlamına geldiğini belirten Timtik şöyle devam etti:

“Gözaltına alındıklarında Semih Özakça nezarethanede yüzlerce insanın kullandığı battaniyeleri yere sererek yatmıştı. ‘Sağlıklarına dikkat ediyoruz’ durumunu hiçbir zaman yaşamadık. Adalet Bakanlığı’nın 10 Ağustos’ta onay vermesine rağmen refakatçiyi almadılar. ‘Savcı izin verecek yoksa almayız’ dediler. Savcı dün izin verdi ama bugün hastaneye gittiğimiz zaman bir problem çıkacak mı bilmiyoruz. Eğer sorun olmazsa refakatçiler 24 saat Gülmen ve Özakça ile kalacak.

HDP’nin "Adalet ve Vicdan Nöbeti"; BAYDEMİR: AKP DARBENİN MAĞDURU DEĞİL PLANLAYICISIDIR..!

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Diyarbakır, İstanbul ve Van'ın ardından İzmir'de başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti'nde grup toplantısını gerçekleştirdi. Nöbet eyleminin yapıldığı Gündoğdu Meydanı'nda düzenlenen grup toplantısında Parti Sözcüsü Osman Baydemir konuştu.
'Bariyerler siyasi darbenin ispatıdır’
Savaşı ve çatışmayı durdurana dek mücadele vereceklerini belirten Baydemir, şunları dile getirdi: "Sadece insana değil doğaya da yapılan bir eziyet ve zulüm var. Cudi'de, Dersim'de, Lice'de ormanlar yakıyor, canlılar katlediliyor. Birlikte faşizmi, doğa katliamını durduracağız. İzmir'den çağrıda bulunuyorum gelin siyasi ayağına bu meydandan katkıda bulunalım. Buradaki bariyerler siyasi darbenin ispatıdır. TBMM'de vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması milletin iradesine karşı bir darbedir" dedi.
'Darbenin mağduru değil planlayıcısısınız'
AKP'nin darbenin mağduru değil planlayıcısı olduğunu vurgulayan Baydemir, "Kim ne suç işlemişse, kim demokrasiye karşı suç işlemişse yargılansın diyoruz. Darbenin mağduru değil planlayıcısısınız. Her fırsatta çıkıp kumpas olduğu söyleniyor, tamam kumpas da, yıllarca kim onları besledi. Eğer buna terör örgütü diyorsanız neden gazeteciler, vekiller, eş başkanlarımız, siyasetçilerimiz cemaatin savcıları tarafından yargılanıyor? Bir kez daha söylüyorum bu yargının tüm işleri tecelli edecek, adalet gelecek ve ellerindeki her şey onlara delil olacak kullanılacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın" diye konuştu.
'Bu ülke yönetilemez hale gelmiştir'
"Öyle bir siyasi gelenek ki AKP Genel Başkanı Guantanamo'daki insanlık dışı uygulamadan ilham aldığını söylüyor" diyen Baydemir, bu söylemin ardından cezaevinde işkencelerin başladığını söyledi ve şöyle devam etti: "Cezaevlerindeki tutsaklara badem rengi elbiseler yapılacağı söyleniyor. Sana bu aklı veren badem akıllı bilmiyor mu işkenceden gelen bir gelenektir bu. Sen tek tip elbise uygulaması ile iflas bayrağını çekiyorsun. Ey AKP ve genel başkanı senin teşkilatında iflas var iflas. Bu ülke yönetilemez hale gelmiştir. Adalet ve yargı mekanizmasını partilerden insanlardan öç almak için kullanıyor. Size benzemedik asla ve asla benzemeyeceğiz. Nöbetin en önemli amaçlarından bir tanesi de yaşatmaktır. Yaşam hakkının kendisini zorlamaktır."
'Faşizme karşı omuz omuza'
Erenlerin, Ceylanların, Miray bebeklerin, Uğurların, Veysellerin toprağa düşmemesi için vicdan ve adaletten başka çıkışın olmadığını belirten Baydemir, Maçka’da Eren Bülbül’ü operasyon bölgesine götürenleri kınadı. Ortak çabalarının çocukların toprağa düşmemesi olduğunu vurgulayan Baydemir, şunları söyledi: "Ant olsun ki yeni çocukların toprağa düşmediği güne kadar vicdan ve adalet arayışımızı, mücadelemizi durdurmayacağız. Zorbalığın kol gezmiş olduğu coğrafyada tek bir partinin vicdanına bırakılmış olamaz. Bu barikat ve tel örgülerin tek bir amacı var o da toplumdan koparmaktır. Bugüne kadar başaramadılarsa bugünden sonra da başaramayacaklar. Faşizm öyle bir zihniyet ki Gülsüm ananın elini kelepçeliyor. Faşizm, üçüncü büyük partinin eş genel başkanlarının yargılanmasıdır. IŞİD'in elini kolunu sallaya sallaya emniyete girip polisin katledilmesine izin vermektir. Faşizme karşı omuz omuza; Ermenisi, Süryanisi, Türkü ve Kürdü ile bir olursak başarırız ve başaracağız. Milyonlarız bitmeyeceğiz."

Yapılan konuşmanın ardından nöbet alanına alınmayan yurttaşlar barikatların arkasından "Hak, hukuk, adalet" sloganlarıyla HDP’li vekillere destek verdi. 

Dersim’in birçok yerinde çıkan yangınlara Dersimliler ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu tepki gösterdi.

Ankara Dersimliler Derneği, Artvin Çevre Platformu, KESK Ankara Şubeler Platformu ve Ankara Demokratik Alevi Derneği’nin Ankara Sakarya Caddesi'nde yapılan basın açıklamasına aralarında Birleşik Haziran Hareketi ve TMMOB İKK'nın da bulunduğu birçok sivil toplum kuruluşu destek verdi.
Kuruluşlar adına basın açıklamasını yapan Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Ali Ekber Çiçek, Dersim’in doğasının HES projelerinin yanı sıra artık sistematikleşen yangınlarla birlikte yok edilmeye çalışıldığını söyledi. Yangınların binlerce yılda oluşmuş Anadolu ekosisteminin ortadan kalkmasına yol açacağını ifade eden Çiçek, Dersim halkının doğasını korumaya devam edeceğini belirtti.
"Göçe zorlanıyoruz"
Çiçek, Dersim’de 1980’de yaşanan sürgünler ve 1994’deki köy yakılma olaylarını anımsatarak, bugün de Dersimlilerin ormanlarının yakıldığını ve zorunlu göçe zorlandıklarını bildirdi. Dersim’deki orman bölgesinde yaşamını sürdüren köylülerin yangınlar nedeniyle ormanlık alana girememe, ormanlık alanı bir bütün olarak kullanamama ve yayla yasakları yüzünden yaşayamaz hale geldiğini belirten Çiçek, Dersim üzerindeki devlet politikalarını kınadıklarını söyledi.
"Mücadele edeceğiz"
Hükümetin yıldırma politikalarına karşı Dersim halkının yanında olduklarını bildiren Çiçek, Kaz Dağları'nda dört ayrı noktada ve Antalya Kemer'de çıkarılan yangınlara karşı da duyarlılık ve dayanışma içerisinde olduklarını bildirdi. Çiçek, “Bu kapsamda gerilim politikalarının, doğanın tahribinin, inançsal ve etnik asimilasyoncu siyaset anlayışının derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Orman yakmalara, köy boşaltmalara, barajlara, HES’lere ve hayvanların kovulmasına 'Hayır' diyor ve tüm Türkiye haklarını dayanışmaya davet ediyoruz” dedi.


Umutsuzluğu Örgütlenip Direnerek kovmak..!

Acı çektiğimiz doğrudur; en az acımızı öfkeye dönüştürdüğümüz kadar!
Hayır acılarımız için sadece gözyaşı dökmekle yetinmeyeceğiz; elbette öfkeleneceğiz!
Ümit İlter’in, “yanar kavrulur bedenimiz sevdiklerimiz/ yanar kavrulur/ külümüz kalır geriye rüzgârda savrulur/ sözümüz kalır/ bir de öfkemiz, bir de öfkemiz, bir de öfkemiz/ öfkeliyiz/ kül savrulur, söz kalır, öfke büyür/ büyüyor,” dizelerini düşünerek hüznün bizi teslim almasına göz yummayacağız.
Bizi, var eden öfke dolu acının bizleri daha güçlü kılacağı gün gibi aşikardır.
Mezar başında dökülen gözyaşlarıyla, haykırışlarla sınırlanamayız.
Yüreğimizin başındaki acıları unutup/ unutturmayacağız. “Bir insan acı duyarsa canlıdır. Başkasının acısını duyarsa insandır”; , “Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz”; “Duyduğum acıyı göstermemek yetmiyordu, acı duymamak gerekiyordu,” uyarılarını “es” geçmeyeceğiz!
Unutulmuş şeylerin yenileceği bilinciyle, unutmayacağız/ unutturmayacağız!
Bize reva görülen acıları unutmamak, Onları ölümsüzleştirmektir; Bertolt Brecht’in, “İnsan, ancak onu düşünen hiç kimse kalmadığı zaman gerçekten ölür,” saptamasındaki üzere…
“ Ölümden sonra hiçbir şey yok”, “Nascentes morimur/ Doğumdan itibaren ölüyoruz”, “Buraya kadarmış”, “Hayat işte, bir varmış bir yokmuş” diyenleri ciddiye alamayız, almıyoruz, almayacağız!
Ölümsüzlükün felsefesi bu değil, olamaz da elbet…
Sokrates felsefeyi (yani felsefenin bütününü) “ölüm için hazırlık” olarak tanımlarken; ‘Eşkıya’ filmindeki Baran’ın, “Korkma, sadece toprağa gideceksin... Sonra toprak olacaksın... Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin... Oradan özüne ulaşacaksın... Çiçeğin özüne bir arı konacak... Belki o arı ben olacağım,” sözlerini hatırlayacaksınız.
“Cennete ve cehenneme, hurilere, kaynayan kazanlara” yani ölüme mündemiç hurafelere aldırmayın sakın ola!
Edip Cansever’in, “En büyük limanlara demirlemiş/ En büyük gemiler gibi/ Kımıldamıyor gözbebekleri/ Ölü mü denir şimdi onlara,” dizeleriyle tariflenen ölüm(süzlük) biz devrimciler için “son” denilen yerde yeniden hayata, kavgaya dönme ihtimalidir.
“Nasıl” mı? “Hepimiz bir arada yaşamak zorundayız: canlılar ve ölüler,” deyişindeki üzere…
Biz hep beraber yaşıyoruz: Suruç’takiler, Roboskî’dekiler, 10 Ekim’dekiler ve benzerleri…
O hâlde kim öldü diyebilir Onlara?
Sakın unutmayın biz yani mücadelemiz var olduğu sürece “Ölüm yoktur”.
Böylesi bir ölümsüzlük, tarihimizi oluşturan temel bir dinamiktir. Çünkü Onlar tarihi kanlarıyla sulayarak yeşerttiler.
İşte tam da bunun içindir ki ölümsüzlükle hayat yeşerip, çoğalır; “Yaşamıyor olmak hiç de korkunç bir şey değil; bunu tam anlamıyla kavramış bir insan için hayatta katlanılamayacak hiçbir şey yoktur,” diyen Epikuros’un ifadesindeki üzere…
İnsanın dünyadaki en büyük korkusu, insandır,” diye tarif ettiği tabloda korku hayal gücünü beslerken; kimseye “Eyvallah”ı olmayanın, kimseden de korkusu yoktur.
İnsanlığın en eski ve en güçlü duygusudur korku; en eski ve en güçlü korku da bilinmeyenin korkusudur.
Korkaklar ecelleri gelmeden, her gün ölürler; ölümsüzler için bu bir keredir; çünkü Onlar korkusuz yaşarlar.
Tam da bunun için “Umut, cesaretin yarısıdır, Çalış ve ümit et” ilkesinden hareketle…
Kolay mı?

“Bütün insanların yaşamını gündüz düşleri kateder boydan boya”; ve “Umutsuzluk, kendini bile sevmemektir,” notunu düştükleri umut, gelecekten ödenmek üzere alınmış borçtur. Umutsuzluğu örgütlenip kavgaya katılarak kovalım.