25 Ocak 2018 Perşembe

T.C. AFRİNİN İŞGALİNDE TAMPON BÖLGE OLUŞTURMAYI HEDEFLİYOR..!

Afrin'in T.C. ordusu tarafından işgal edilmesi değişik politik kesimlerce farklı değerlendirmelere tabi tutuldu.
Erdoğan bölgede T.C. devletinin etkinliğini yaymak ve iç politikada şeflik rejimine yolu temizlemek bakımından Afrin’e askeri işgale kalkışmış ve emperyalistlerin de zimni de olsa onayı almıştır.
Bazı çevrelerin Afrin'in işgalini ABD ve Rusya onayına bağlamaları ve T.C devleti kendi başına bu işgale kalkışmaz demelerine 1974 yılında Kıbrıs müdahalesini hatırlatmak yeridir.
Türkiye Kıbrıs’ı işgal ettiği zaman komşusu NATO ülkesi Yunanistan’a rağmen yapmıştı bunu.Hemde ABD emperyalizmine sıkıca bağımlı olduğu halde, askeri ittifak halinde olduğu bir ülkenin Yunanistan'ın himayesindeki bir devlete saldırdı.
Yıllarca ABD’nin silah ambargosuna maruz kaldı. BM Güvenlik Konseyi defalarca Türkiye aleyhine kararlar aldı. Fakat hiç kimse askeri güçle gidip Türkiye’yi Kıbrıs’tan kovalamayı göze almadığı için Türkiye, 40 yıldır işgalinin üzerine oturmuş keyfini çıkartıyor.
“Tamam müzakere edelim, görüşelim” diyor, sanki işgalci olan karşı tarafmış gibi kendi şartlarını dayatıyor.
Aynı şeylerin Türkiye’nin Suriye’de asker bulundurduğu yerler için yapmayacağının garantisi yoktur.
“Önce ayağıma yer edeyim!, sonra genişletirim, zamana uydururum” politikasıyla TC devleti hep kazançlı çıkmıştır.
Kuzey Kıbrıs işgal edildi, Hatay nasıl ilhak edildiyse Afrin’in işgal edilip 30 kmlik yeşil kuşak oluşturularak ÖSOnun denetimine verilerek işgalin resmileştirilmesi mümkündür.
Mevcut halde Suriye Haritasına baktığımızda, IŞID’dan sonra şeriatçı çetelerin gerilediği; Suriye’de Rejim güçleri ile Kuzey’de SDF güçlerinin hakim olduğu görülüyor. Türkiye ise şu anda kendi desteklediği türlü şeriatçı grupların elindeki IDLIP ile, bizzat işgal ettiği Cerablus-Azez-Elbab arasında kalan Afrin’i yutarsa, kendi kontrolü altında birbiriyle bağlantılı bir YEŞİL KUŞAK oluşturmuş olacak.
Türkiye’de mülteci olan Suriyelilerin önemli kısmını burada ikame edebilir; böylece demografi dizaynı yaparak baştan beri dayattığı “Suriye’de Güvenli bölge” tezini kolayca hayata geçirmiş olur. Bu alanı bu biçimiyle de meşrulaştırmaya çalışır.
Bunun önündeki en büyük engel tabi ki Afrin’dir ve onu yutarsa isteğine kavuşmuş hem denetimindeki bölgeleri birleştirmiş, hem de şeriatçılara nefes aldırmış olur. Bu aynı zamanda kendi yayılmacı-işgalci tabanını oluşturur.
Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunur görünür ama Suriye’nin eni sonu federal bölgelere ayrılacağını da bilirler. Öyleyse böylesi durumda kendilerine en yakın unsurların bulunacağı bir bölgeyi hazırlayıp, önce bununla pazarlık masasında “hami” rolüyle otururlar.
KKTC gibi kendine bağımlı kukla devletçikler kurdururlar. Burada askeri güçleri, karakolları bulunur; ekonomik olarak kendilerine bağlarlar. İlerleyen zamanlarda da yine bir fırsat çıktı mı bu bölge kendine önce bağımsızlık, sonra Türkiye’ye katılma kararı vermesini kollarlar.
Dolayısıyla Türkiye’yi Afrin’in işgalinden caydıracak asıl faktör ABD ve Rusya değil, bu alanda nasıl bir Kürt direnişle karşılaşacağıdır. Direniş güçlü olursa, kendileri bizzat Türkiye ile savaşa girmek istemeyen ama onun iyi bir ders almasını isteyen herkes (Suriye rejimi dahil) direnişçilere yardım eder; Türkiye’nin hesapları bozulabilir.

Ne olursa olsun bu ağır yıllar içinde savaş dışında kalmayı ve iç barışını korumayı başarmış olan Afrin kenti gelinene durumda emperyalistlerinde desteğiyle Türkiye’ye tabakta meyve olarak sunulmuş ve Rojava devriminin boğulması için Kürtlere açıktan savaş ilan edilmiştir.