26 Nisan 2018 Perşembe

Uluslararası Af Örgütü: Hükümetin baskısı korku iklimi yaratarak sivil toplum alanını daraltıyor..!


Uluslararası Af Örgütü’nün (UAÖ) yayımladığı yeni rapor, Türkiye’de artarak devam eden baskıların insan hakları savunucularının yürüttüğü hayati çalışmaları engellediğini ve toplumun çeşitli kesimlerinin devamlı korku içinde yaşamasına neden olduğunu ortaya koyuyor.
“Fırtınaya Göğüs Germek: Türkiye’deki korku ikliminde insan haklarını savunmak” başlıklı rapor, Türkiye’de bir dönem son derece aktif ve bağımsız olan sivil toplumun büyük kısmının devam eden olağanüstü halden ciddi derecede etkilendiğini gösteriyor. Rapora göre ülkenin dört bir yanında görülen baskılar, kitlesel tutuklamalar ve ihraçların yanı sıra hukuk sisteminde boşluklar yaratılmasına ve tehdit, taciz ve hapis cezalarıyla insan hakları savunucularının susturulmasına yol açtı.
UAÖ Avrupa Direktörü Gauri van Gulik, rapora ilişkin değerlendirmesinde “Gazetecilerin ve aktivistlerin cezaevine konulması manşetlerde yer almış olabilir, ancak Türkiye’deki baskıların toplumun genelinde yarattığı ve derinlere işleyen etkiyi ölçmek zor. Fakat bu yaşanan gerçekliği değiştirmiyor” dedi. Van Gulik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye yetkilileri olağanüstü hal bahanesiyle kasten ve sistemli bir şekilde sivil toplumu dağıtıyor, insan hakları savunucularını hapsediyor, dernekleri kapatıyor ve bunaltıcı bir korku iklimi yaratıyor.”
15 Temmuz darbe girişimi sonrasında geçici ve istisnai bir önlem olarak ilan edilen olağanüstü hal, geçen hafta yedinci kez uzatıldı. Olağanüstü halin yürürlükte olduğu dönemde ifade özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma hakkı önemli ölçüde yıpratıldı. Bu yaşananlar, sağlıklı bir toplumun son savunma hattı olan insan hakları savunucularının çalışmalarında bir kırılmaya neden oldu.
Türkiye çapında kamusal alandaki gösterilere yönelik genel yasaklarla toplanma ve örgütlenme özgürlüğü hakkı kısıtladı. Bu süreçte 100.000’den fazla kişi cezai yargılamalarla karşı karşıya kaldı ve en az 50.000’i tutuklu olarak yargılanıyor. 107.000’den fazla kamu çalışanı bir anda görevlerinden ihraç edildi.
Keyfi gözaltılar, tutuklamalar ve yargılamalar
UAÖ Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç da dahil olmak üzere ülkenin önde gelen insan hakları savunucuları ve gazeteciler, asılsız “terör” suçlamalarıyla tutuklandı. Ancak bu kişilerin tutuklulukları buzdağının yalnızca görünen kısmı.
Terörle mücadele yasaları ve darbe girişimi ile ilişkilendirilen asılsız suçlamalar, barışçıl ve meşru muhalefeti hedef almak ve susturmak için kullanılıyor. Önde gelen gazeteciler, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve diğer sivil toplum aktörleri keyfi gözaltılarla, tutuklamalarla ve yargılamalarla karşı karşıya kalabiliyor. Adil olmayan yargılamalar sonucu suçlu bulundukları taktirde ise uzun süreli hapis cezalarına mahkum edilebiliyorlar.
Şubat ayında gazeteciler Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan, yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle “anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmek” ile suçlanarak ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi. Aynı ceza sosyal medyada, panellerde ve köşe yazılarında ifade ettiği eleştirel yorumları nedeniyle insan hakları alanında çalışmalar yapan avukat ve köşe yazarı Orhan Kemal Cengiz’e de verilebilir. Cengiz’in 11 Mayıs’taki duruşmasında karar çıkması bekleniyor.
UAÖ’ye konuşan insan hakları savunucusu Dr. Şebnem Korur Fincancı ise, tutuklanma ihtimaline karşı evde küçük bir çantasını hep hazır bulundurduğunu söylüyor. İnsan Hakları Derneği Genel Sekreteri Osman İşçi, “Amaç, korku iklimini muhafaza etmek. Polis tarafından gözaltına alındığınızda aileniz için çok korkuyorsunuz. Hepimiz korkuyoruz… Bu durum keyfi, öngörülebilir değil, etkin bir biçimde itiraz edemediğimiz için de cezasızlık söz konusu” değerlendirmesinde bulundu.
Muhalefet gözdağı verilerek susturuluyor
Muhalefete yönelik baskıların, ifade özgürlüğü üzerinde ülke çapında ürkütücü bir etkisi oldu. Avukat ve insan hakları savunucusu Eren Keskin de bu baskıdan en çok etkilenenlerden biri. 140 ayrı davadan yargılanan, yurtdışına seyahat yasağı bulunan ve daha önce verilen hapis cezalarıyla ilgili temyiz kararlarını bekleyen Keskin, “Görüşlerimi özgürce ifade etmeye çalışıyorum ama herhangi bir şey söylemeden ya da yazmadan önce iki kere düşünmem gerektiğinin oldukça farkındayım” diyor.
Türkiye’nin Kuzey Suriye’de Afrin’e yönelik askeri operasyon başlattığı 20 Ocak 2018 tarihinden bu yana operasyona dair itirazını dile getiren yüzlerce kişi hedef alındı. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 26 Şubat itibariyle Afrin’le ilgili olarak 845 kişi sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı, 643 kişi adli kovuşturmaya uğradı ve 1.719 adet sosyal medya hesabına yönelik soruşturma başlatıldı.
İnsan hakları aktivisti Ali Erol, savaş karşıtı etiketler kullanarak Twitter’da bir zeytin ağacı resmi paylaşmasının üzerine polis
Mart ayında 20’den fazla öğrenci, üniversite kampüsünde düzenlenen savaş karşıtı bir protestoya katıldıkları gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındı. Daha sonra 10 öğrencinin tutuklu yargılanmasına karar verildi.
Sivil Toplum Kuruluşları kapatılıyor ve gruplar ötekileştiriliyor
Olağanüstü hal döneminde 1.300’den fazla sivil toplum kuruluşu, “terör” ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle tamamen kapatıldı. Kapatılan kuruluşlar arasında cinsel ve toplumsal cinsiyet kimliğine dayalı şiddetten sağ kalanlar, engelliler ve çocuklar gibi grupları desteklemek üzere geçmişte çok önemli çalışmalar yürüten kuruluşlar da bulunuyor.
Van Kadın Derneği (VAKAD) kurucularından Zozan Özgökçe “Şiddetten sağ kalan kadınlara danışmanlık ve destek sağlanması alanında artık çok büyük bir eksiklik var. Bu çok zoruma gidiyor” dedi
Van Kadın Derneği (VAKAD), Türkiye’nin doğusunda ulaşılması zor kırsal bölgelerde yaşayan kadınlara benzersiz bir destek sağladı, çocukların cinsel istismara ilişkin farkındalığının artırılmasına katkı sundu ve kadınlara liderlik ve finansal okur yazarlık eğitimleri verdi. VAKAD artık kapalı. LGBTİ+ örgütler de, onur yürüyüşleri ve film festivalleri gibi kamusal etkinliklerin birçok şehirde yasaklanmasıyla birlikte “yeraltına” itildiklerini belirtiyor.
UAÖ’ye konuşan bir aktivist “Bugünlerde Türkiye’deki LGBTİ+’ların büyük bir kısmı hiç olmadığı kadar büyük bir korkuyla yaşıyor.
İfade özgürlüğü üzerindeki bu genel baskıyla birlikte LGBTİ+’lar da sahip oldukları alanın ciddi bir biçimde daraldığını hissediyor” dedi.
“Türkiye’de olağanüstü önlemler giderek normalleştiriliyor, ancak kişilere ve gruplara yönelik tehlikeli, kasti ve planlı saldırılara rağmen hala harekete geçerek baskılara karşı koyan cesur insanlar var” diyen UAÖ Avrupa Direktörü Gauri van Gulik, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Uluslararası toplum, insan hakları savunucuları ile dayanışma göstermeli ve Türkiye yetkililerine yönelik çağrıda bulunarak sivil toplum üzerindeki sınırlandırmaların kaldırılmasını; özgürlükler üzerindeki baskılara son verilmesini; korku ve gözdağı ikliminin ortadan kaldırılmasını talep etmelidir.