10 Kasım 2017 Cuma

Hak Alma Direnişi ve Devrimci Önderlik Boşluğu..!


Nuriye ve Semih’in bedenlerini işten atılmaya karşı başlatmış oldukları açlık direnişinin üzerinde neredeyse bir yıl geçti. AKP faşizminin; “yeni bir Tekel ya da Gezi’ye dönüşebilir” gibi bir bahaneyle tutsak aldığı Nuriye ve Semih, AKP iktidarının korkularının ve düzenin çürümüşlüğünün birer ifadesi oldular, oluyorlar. Kendi pislikleri içinde boğazlarına kadar batmış olan şu faşist AKP iktidarı ve yandaşları en küçük bir kıvılcımdan korkar hale geldiler. Çünkü bu kıvılcım engellenmezse kontrolü imkansız bir yangının başlangıcı olabilir.
Devrimci ve komünist önderlik boşluğunun kendisini bu kadar yakıcı bir şekilde hissettirdiği günümüz koşullarında, faşist diktatörlüğün kendiliğinden gelişebilecek her türü hareketi korku ve panikle bastırmaya çalışması, mevcut durumun kırılganlığını ve istikrarsızlığını göstermektedir. İşsizliğin alıp başını rekora gittiği , sömürü yasalarının telaşla meclisten geçirildiği, ekonomik ve politik bir istikrarsızlığın tavan yaptığının açık bir ifadesidir. AKP iktidarı böyle bir istikrarsızlık döneminde elindeki bütün olanakları temsilcisi olduğu sınıfa sunacaktır/sunmak zorundadır. Alelacele meclisten çıkarılan “hafta sonu tatilini” yürürlükten kaldıran bir yasanın tek bir anlamı vardır: yolun sonuna gelinmiştir! AKP’den yıllardır duyulan ve artık mide bulandıran “demokrasi, adalet vb.” kavramların oltadaki bir parça ekmek anlamına geldiğini bilerek, gözlerini ve kulaklarını kapatanlar dışında herkes anlamaya başlamıştır.
IMF borcunun bitmesi hatta IMF’ye borç verilmesi gibi olayları abartan ama 500 miyar dolar dış borcu ağzına bile almayanlar gerçekten de bugüne kadar toplumun geniş kesimlerinde yalan ve demagojiyle sempati topladılar. Bunun nedeni politik ve ekonomik anlamda bir birikime toplumun bu geniş kesimlerinin sahip olmamasıdır. Burjuva medyanın süslü ve çok bilmiş “uzmanlarının” ağızlarında gevelediği anlamsız cümleler, politik ve ekonomi kavramlarını, halkın anlayamayacağı ve muhtemelen kendilerinin de anlamadığı bir hale getirdi. Ekonominin tahminlerin dışında sürpriz bir şekilde büyüdüğünü iddia eden rakamlarla bezeli süslü tablolar aslına bakarsanız sadece bizim görmemizi istedikleri tablolar.
Gerçekleri görmek istiyorsanız işçi sınıfına yönelik yaptırımlara bakın. İşte hafta sonu tatilinin yasal bir zorunluluk olmaktan çıkması ve bunun işverenleri rahatlatan bir çalışma olduğunun vurgulanması asıl politik ve ekonomik tabloyu gözler önüne sermektedir. Kuralsız ve güvencesiz çalışma artmakta, kölelik perçinleşmektedir. Devletin güdümündeki sarı sendika ve uzmanları işçi sınıfının dinamik kesimlerini bastırmakta da özel bir girişkenliğe sahip olmaktadır. İşçi sınıfının örgütlenmesi yönünde ki her çaba bastırılmakta, faşist Türk İslam sentezi dinsel, Türk milliyetçisi konuların öne çıkarılmasıyla suni bir tartışma yaratılmaktadır. özellikle din referansları daha bir öne çıkarılmaktadır. İşte devlet bu nedenle bugüne kadar mücadele ile kazanılan hakları hiç bir ciddi dirençle karşılaşmadan gasp edebilmektedir. 
İşçi sınıfının geniş bir kesimi düzenin ideolojik-politik etkisi altındadır. Sadece dini olarak değil aynı zamanda ulusalcı bir duruşla da işçi sınıfının sınıfsal kimliğinin üzeri örtülmektedir. Bu durumun etkilerini CHP’nin başlatmış olduğu “adalet” yürüyüşünde görmekteyiz. Büyük bir toplumsal muhalefeti, 16 Nisan referandumunun ardından tekrar birleştirmeyi başaran CHP, artık AKP’nin alternatifi olmak istediğini göstermek istercesine bayrağı eline almıştır. Bazı sol yada solcu geçinen çevrelerin bir kesimini bir süredir etkilemiş olan CHP, bugünün devrimci önderlik boşluğunda sağcısından solcusuna herkesi yollara dökmüş durumdadır. Bu durum Türkiye’de ki sosyalist siyasetin Gezi ayaklanmasın da ortaya çıkan ketüm durumunun ifadesidir. Siyasal ve ekonomik bir istikrarsızlığın bu kadar derinleştiği, Türkiye’nin emperyalist bir savaşın tartışmasız kaybedeni olduğu ve bunun bunalımını yaşadığı bir dönemde devrimci ve sol çevrelerin azımsanmayacak bir kesiminin kurtuluşu burjuva demokrasisi ve cumhuriyeti hedefine sıkıştırması tarihsel bir yenilginin ve iflasın göstergesidir.
Günümüzün en ciddi sorunu devrimci bir önderlik yaratma sorunudur. Bunun için öncelikle sınıfa gitmek ve bu alanda kararlı ve ısrarlı bir savaşım içinde olarak, emekçilerin politik eylemlerine müdahale ederek, kavgayı her alanda örmek için, birleşik savaşımı büyütmek gerekiyor.