
İlyas Has, 5 Mayıs 1955 de doğdu. 7 Ekim
1984 yılında çok demokrat olarak gösterilen Özalın iktidar olduğu dönemde idam
edildi . 12 Eylül faşist Darbecilerinin ayak izlerinde yürüyen ve oradan
beslenen Özal hükümetince İzmir de darağacına çekilerek katledilien İlyas Has
Devrimci Yol militanı.
İlya Hasa yaşamını devrime adamış bir
savaşçı olarak ,12 Eylül öncesi İzmir Gümüşpala'da bekçi Süleyman Tosun'un
öldürülmesi olayıyla ilgili olarak 28 Aralık 1980'de gözaltına alındı. Bir yıl
sonra 18.1.1982'de askeri mahkeme idam kararına vardı. TCK 146/1'den yargılanan
İlyas Has'ın idam kararı 7 Ekim 1984'de İzmir Buca Kapalı Cezaevi'nde infaz
edildi. Anısı ve devrimci bayrağı asla yere düşmeyecek ve daima devrimci
kavgamızda yaşayacaktır.
Yakınlarının ve Yoldaşların Gözünden
İlyas HAS
A. Kadir Konuk anlatıyor:
"Bir incecik filiz bulmuştuk
İlyas'la bahçede. Saatlerce seyrettikten sonra küçücük bir salça kutusuna
koymuştuk onu. Küçücüktü ama başı dikti, hücreye meydan okur gibiydi. Hücre
demirlerinin önünde bir tarla dolusu çişek duruyormuş gibi görünüyordu
gözümüze. Geceyi onunla geçirdik, hücrenin içine çiçek kokuları dolmuş gibiydi.
Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz ona bakmak oldu. Gördüğümüz şey bir çiçek
değildi. Hırsımızdan ağlayacak gibiydik. Bükülmüştü boynu. Yorgun ve soluksuz
duruyordu. Ölmüştü.
'Keşke yerinden hiç sökmeyeseydik'
dedik. 'Neden öldürdük onu, neden bencillik ettik'. Kızdık kendimize. Bütün
günü bozuk bir moralle geçirdik, Hıdır ve İlyas ile bir dönemi İzmir Buca
Cezaevi hücrelerinde birlikte geçirdik. Sonra bu yaşam İlyas açısından Eski
Bölüm 3. Tecrit Koğuşu'nda sonlandı. . İlyas'la aynı hücreleri paylaştığımız
günlerde, canımız sıkılınca teybe Kandıralı'nın kasetini koyar, kıvrak oyun
havalarına uymaya çalışarak tepinmeye başlardık.
Biraz da bilinçli olarak teybin sesini
sonuna kadar açar, ayaklarımızı hızla vururduk hücrenin tabanına. Ve
beklediğimiz ses gelmekte gecikmezdi. Hıdır tüm nefesini kullanarak 'Hey
çatlaklar, altınızda insan var' diye bağırırdı. İlyas 'İlo' diye çağrılıyordu.
Çizdiği karikatürlere İlo imzası atıyordu o da. Hücrelere gittiğimin haftasında
çıkarmaya başladığımız 'Durduk Yerde" dergisini hep birlikte tam 26 sayı
yayınladık. Bütün bir hafta çalışıyor, yazıyor, çiziyorduk.
Hıdır şiirlerini yazıyordu, İlyas
şiirlerinin yanı sıra karikatürler çiziyordu. İlyas kibrit çöpünden yaptığım
kemana tel bulamayınca perde takıp onu mandolin haline getirdi. Onunla saz
öğrenmeye başladı. Bu garip müzik aletinin adını 'gıdı gıdı' koymuştu. Önce
'Tren gelir, hoş gelir'i çaldı. Ardından 'Gelin ayşem suya gitmiş'i
seslendirdi. Ve asılmadan bir süre önce de sazda birkaç türküyü seslendirecek
kadar saz çalar oldu. İlyas asılacağı günü birgün önceden biliyordu.
O gün havalandırmada gezinmişler, türkü
söylemişler. Gece de eğlenceleri devam etmiş. Geceyarısı İlyas, Raşit'le
birlikte kaldığı hücrede 'Ben biraz uzanayım' demiş. Sanki o gece asılacak olan
kendisi değilmiş gibi rahat girmiş yatağına.
Gece yarısını biraz geçtikten sonra
gelmiş dizilmişler hücre önüne. Kasklıymış bütün askerler. Yüzleri bembeyazmış.
İlyas'ı uyandırmış gardiyanlar. Giyinmesine izin vermemişler, Kollarından tutup
sürüklemişler. Bölümden dışart çıkarken İlyas ayaklarını eşiğe dayamış ve
'Bunların hesabı sorulacak' diye bağırmış. Sonra Kapıaltı'nda içmiş çayını.
Mektubunu yazmış kendine, devrimcilere yakışır biçimde gitmiş darağacına.
İlyas asıldığı zaman ben yeni bölüm
hücrelerdeydim. Gece yarısıydı. Acıkmıştık. Gardiyanı çağırdık. Geldi. Yüzü kül
gibiydi. 'Hasta mısın' diye sordum. 'Sabah paşa yemiştim. İshal olmuşum' dedi.
Titriyordu. Koğuştan birşeyler getirmesini, aç olduğumuzu, çorba pişireceğimizi
söyledim. Gitti getirdi. Az sonra gel çorbaları hücrelere dağıt' dedim. Hayret
hiç itiraz etmedi. Başka zaman olsa bin dereden bin su getirirdi gelmemek işin.
Sinir ederdi bizi.
Çorba pişince bağırdık geldi. Çorbaları
dağıttı. Aceleciydi, bir an önce gitmek ister gibi bir hali vardı. Titriyordu
hep. 'İzin alıp gitsene' dedim. 'Bırakmazlar' dedi. Gözlerime bakamıyordu.
Suçlu suçlu duruyordu karşımda. İşi bitince aceleyle çıktı.
Daha çorbaları yeni içmiştik.
Bitişiğimizdeki kadın koğuşundan siyasi kadın tutsaklar sinyal vernıeye
başladılar. İnfaz var!
Bu İlyas'tı kesin. Sloganlar başlamıştı.
Bütün hıncımızla bağırıyorduk. Onun son sözlerini duyabildik.
Sonradan gardiyanlardan öğrendik onun
nasıl gittiğini. Mektubunu yazdıktan sonra, 'Eh artık gidelim' demiş.
Gülünısüyormuş. Havalandırmaya çıkarıldığı zaman slogana başlamış. Bir binbaşı
koşup yumruklamış onu. Ağzını kapamaya çalışmış. Ama yine de susturamamış.
Darağacının altındaki sandalyeye çıkmış. Kendi tekmelemiş sandalyesini. Dikmiş
başı. Yiğitmiş.
Tarih 7 Ekim 1954'tü. Artık İlyas
hücrelerde o çok sevdiği 'Gün ışımış güller kızıl tomurcuk açmış' türküsünü
söyleyemeyecekti,"2
Avukatı Kasım Sönmez anlatıyor:
"İlyas idam edilirken bakmadım.
Bana göre idam bir ceza değildir. İlyas idam edildi, bunun acısını o an en ağır
biçimde yaşadı. Bu acıyı halen yaşayanlar var; annesi, babası, kardeşleri ve
bir anlamda avukatı olarak ben.
İdam kararının Resmi Gazete'de ilan
edilmesinden İlyas'ın haberi olmadı ama, ailesi ve benim haberim vardı tabii.
Cumartesi günüydü ve ben her an infaz için çağrılabileceğimi düşünüyordum. Bir
avukat, bir insan olarak yaşadığım o dakikalar benim için unutulmaz acı izler
bırakacak anlar oldu. Cezaevine çağrılınca, arkadaşım Avukat Fehmi Çam ve bir
başka arkadaşımı da alarak gittim. Onlar dışarıda kaldı, ben içeri girdim.
Cezaevinde Sıkıyönetim Savcısı Hakim Albay Hikmet Hacı Mirzaoğlu, kararı veren
duruşma kıdemli yargıcı Uçal Gökhan, İzmir Savcısı Melih Tarı ve diğer
görevliler vardı.
Savcının odasında oturduk. O sırada
hakim ve savcılar çok üzgün olduğumu görünce birşeyler söylediler. Hatırımda
kaldığına göre Hikmet Hacı Mirzâoğlu, 'Dünyada ve Avrupa'da insanı kurtarnıak
için siyasi bir kırıntı ararlar, oysa bizde asarlar' dedi. Tabii bunu İlyas'a
uygulanan cezanın, yani 146'nın siyasi bir suçu öngörmesi nedeniyle
söylemiştir. Çünkü, İlyas dava konusu olayda 146'dan değil, 448'den mahkum
olsaydı cezası 24 yıl olacaktı. Daha sonra hazır olunduğu haberi geldi. Kendimi
mümkün olduğunca kontrol ederek Kapıaltı denen bölüme gittik. İlyas
görevlilerin arasında bir yere oturmuş, mektup yazıyordu. Beni görünce ayağa
kalktı, birbirimize sarıldık. Söyleyecek bir söz bulamıyordum.
Karşımda aslan gibi duran, herşeyiyle
yaşayan bir insan biraz sonra ölecekti. İnsan için gerçekten tahammül edilmesi
mümkün olmayan bir olay. Biraz sonra İlyas mektubunu bitirdi, tekrar
vedalaştık. Ben kendisine bunun bir anlamda alınyazısı olduğunu söylemek
istedim. Ama o bana metin birşekilde görevimi yaptığımı söyledi. Üzerine kefeni
giydirdiler. Hakim hükmü okudu, hükmün yazılı olduğu levha İlyas'ın boynuna
asıldı. Elleri arkadan kelepçelenerek, idam edileceği hemen yandaki bahçede
bulunan sehpaya çıkarıldı. Sehpaya doğru götürülürken, 'Benim gelmemi ister
misin?' diye sordum. O, içinde bulunduğum durumu çok iyi kavramıştı: 'Hayır'
diyerek o büyük acıyı benim tatmamı istemedi.
Biraz sonra, hemen yanımda olayı
seyredenler İlyas'ın sandalyeyi tekmelediğini söylediler. Tekrar Savcının odasına
gittiğimizde, biraz önce sözünü etmeyi unuttuğum doktor, ki idama hazır olup
olmadığı konusunda İlyas'ı muayene etmişti, sağlam olduğuna, hasta olmadığına
kanaat getirdikten sonra, 'idam edilebilir' cevabını vermişsti, bu kez de ölüp
ölmediğini kontrolle görevliydi.
Aşağı yukarı 20 dakika sonra İlyas'ın
tamamen öldüğü haberi geldi. Tabiatiyle bir insanın ölümünü kendisi olarak
yaşamak mümkün değilse de, hala o anları en acı yoğunluğuyla yaşıyorum. Ve
diyorum ki; insanlar bir çılgınlık yapıp, birisini öldürebilir ama, devlet
toplum aylarca, yıllarca yargılama sonucu bir insanın hayatını ortadan
kaldırmamalıdır."
İlyas Has'ın son mektubu--
"Sevgili anacığım ve babacığım,
Şu an sizlere en son mesajımı
iletiyorum. Ben sizlerin yüzüne kara çalacak hiçbir şey yapmadım. Bu günlerde
size ağır gelen bu itham gelecekte sizlere bir şeref payesi olarak
görülecektir. Bundan emin olun. Belki de çok şey vardır sizlere iletebileceğim
ama şu an aklıma bir şey gelmiyor ki... Bu da doğal olsa gerek. Kendinizi
üzmemenizi istiyorum.
Canım ablacığım,
Gördüğün yazıyı yaşamımın en son anında
bir mesaj olarak iletebiliyorum. Sen örnek ve fedakar davranışlar göstererek
kardeşlik bağlarının ne kadar kuvvetli ve de sıcak olduğunu vurguladın. Bunu
görmemek mümkün değil.
Sizlere veda ediyorum hepinizi şok
sevdim. Anama babama candan selam iletir, her iki ellerinden öperim. Can
kardeşlerim İmran, İrfan ve İlhan'ın, Ramazan'ın gözlerinden öperim.
Ayrıca seni hasret ve özlemle
kucaklarım. Şahsi eşyalarımın tümünü size gönderiyorum, arkada listesi var.
Oğlunuz İlyas Has
1 Kol saati Citizen Marka (İrfan'a)
Battaniyeler 3 adet Pantalon 4 adet Gömlek 3 adet Diğer çamaşırları isterseniz
şu an adedini bilemiyorum arkadaşlar gönderirler. Sizleri bir kez daha
kucaklıyorum."