
HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin
Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu dosyanın üçüncü duruşmasının ilk günü sona erdi.
Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde
özellikle 6-8 Ekim Kobane olayları ile ilgili savunma yapan Demirtaş, kamuoyuna
bugüne kadar açıklanmayan kimi bilgiler de verdi. Demirtaş, 6-8 Ekim öncesi
bütün protestolara rağmen, hükümetin Kobane konusunda adım atmadığını belirtti.
O günlerde partisinin ABD’de organize ettiği bir konferansa katılmak için
yurtdışına çıktığını ancak Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun telefonuyla geri
döndüğünü ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu:
O dönemki grup başkanvekilimiz Pervin
Buldan beni aradı. Amerika’daydım. Dedi ki ‘Başbakan Amerika’dayken beni aradı
Selahattin bey niye Amerika’dadır, çözümü niye orada arıyor, çözüm Ankara’dadır.
Niye gelmiyor bizimle görüşmüyor da Amerika’da bu konuları konuşuyor.’ Ben de
dedim ki ‘Başbakanı hemen ara de ki biz çözüm mözüm için burada değiliz yıllık
konferansımız var, konuşmacı olarak buradayım. Programımı da derhal iptal
ediyorum. Yarın Türkiye’ye dönüyorum, en kısa zamanda da kendisiyle görüşmek
istiyorum, hemen randevu isteyin.’ O gece Washington’dan uçak bulamadık, kara
yolu ile New York’a geldik, New York’ta planlama yapılamadı uçakta yer
bulunamadı. Sabah ilk uçakla New York’tan Ankara’ya geldim. Ankara’da
Başbakan’dan randevu istedik. Davutoğlu 1 Ekim’e randevu verdi.
O dönemin DTK Eş Başkanı Selma Irmak ile
birlikte, Başbakan’ı kendisinin verdiği randevu üzerine ziyarete gittik.
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan bir de danışmanları toplantıdaydı, beş
kişiydik. Uzun uzadıya gözlemlerimi anlattım. Uluslararası alanda olup
bitenler, Kobane’de olup bitenler, ne yapılması gerektiği, önerilerimi, tek tek
sıraladım. Kobane’ye niye Türkiye’nin destek olması gerektiğini anlattım.
Kendisi de özetle şunu ifade etti: ‘Bizim hakkımızda öyle IŞİD’e destek olan
hükümet algısı oluştu, bunu düzeltmemiz lazım’ dedim ki bu algıyı oluşturan biz
değiliz, bütün dünya bunu bu şekilde algıladı artık, bu algıyı yaratan HDP
değil. ‘doğru’ dedi, ‘siz değilsiniz ama bu algının kırılması lazım, bizim
böyle bir IŞİD’e desteğimiz yok Kürtler bizim kardeşimiz. Kobane’ye her türlü
desteği yapmaya hazırız ne istiyorlarsa.’
Davutoğlu Kobane’ye gidecek yardım
konvoyunun Türkiye’den geçmesi sözü verdi
Karşılıklı gerilimlerin de olduğu bir
toplantıydı ama nihayetinde şöyle bir uzlaşıya vardık, o dönem Ahmet Davutoğlu
hocayla, ben dedim başbakanlık çıkışında bir açıklama yapacağım diyeceğim ki
görüşme çok olumlu geçti, teşekkür edeceğim ve hükümetin yaklaşımı çok
olumludur, inanıyorum ki bütün bu krizler sorunlar, çünkü çözüm süreci bitmek
üzere öyle bir tıkanmış ki Kobane’ye kilitlenmiş. Hükümet gerekli duyarlılığı
gösterecek, oradaki Kürtlerle de diyaloğa geçecek ve bu sorun kısa sürede
çözülecek. Bütün mesele şudur; Kobane IŞİD’in eline geçebilir sonuçta, ama
Türkiye buna göz yumdu ve öyle oldu şeklinde bir realiteyi biz kamuoyunun
huzurunda gerçekleştirmemeliyiz. Türkiye destek olsun, IŞİD yine orada
Kobane’yi ele geçirirse bilemeyiz. Ama nihayetinde Ankara’nın göz yumması hatta
dolaylı destekleriyle oldu denmesin. ‘Tamam biz iki şey yapacağız’ dediler.
‘Birincisi Salih Müslüm’ü hemen davet
edeceğiz Türkiye’ye, kendisiyle görüşeceğiz, talepleri nedir, beklentileri
nedir, kendileriyle tartışacağız.’ İki gün sonra Salih Müslim Türkiye’ye geldi.
Ankara veya İstanbul hatırlamıyorum basında vardır, görüşme gerçekleştirdi
Dışişleri Bakanı müsteşarıyla. Detaylarını ben bilmiyorum fakat beklentilerini
ifade ettiler. Fakat Ahmet Davutoğlu aynen şu şekilde konuştu: ‘Bizim onlardan
taleplerimiz var onların da bizden talepleri var daha önce de görüşmüştük,
uzlaşacağımızı düşünüyorum biz ne gerekiyorsa yapacağız.’ Talep şu; Türkiye’den
silah istemiyorlar, askeri destek istemiyorlar, o sırada Nusaybin’in
karşısındaki Qamişlo’da kendilerinin 20-30 araçlık bir konvoyu var, yardım
konvoyu. IŞİD o ara bölgeyi kontrol altına aldığı için Suriye topraklarından
Kobane’ye ulaşamıyorlar, Türkiye’den bir koridor açmasını istiyorlar. Yani o
konvoy Qamişlo’dan Nusaybin’e girecek, Türkiye sınırları içerisinden yaklaşık
100- 150 km yol kat ederek Suruç’a gelecek, Suruç’tan Mürşitpınar sınır
kapısından Kobane’ye gidecek.
Başka bir talepleri yok bunun üzerine
Ahmet Davutoğlu bana aynen şunu söyledi: ‘Selahattin Bey bu devlet Kürtlerin de
devletidir, bunu gösterin buna ihtiyaç var tam zamanı’ dedi. Dedi ki ‘Ben Hakan
Fidan’a talimat vereceğim, bu konvoyun geçişi için ne gerekiyorsa derhal
yapsınlar, sizin de parti arkadaşlarınız bu konuda yardımcı olsunlar.’ Ben de
dedim ki onun yanında Sırrı Süreyya Önder arkadaşımı görevlendireceğim. Kendisi
Suruç’a geçsin Urfa milletvekillerimizle birlikte, sessiz sedasız bu yardım
konvoyunun Türkiye üzerinden Kobane’ye geçişini planlasınlar. Uzlaştık tamam.
“Aradan 5 6 gün geçti, hiç bir gelişme
olmadı”
Yanılmıyorsam arkadaşlarım dört gün
Urfa’da beklediler her gün mütemadiyen beni aradılar, hükümetten arayan soran
yok, valiyle kaymakamla görüşüyoruz kimsenin bilgisi yok. Günlerce bu diyalog
sürdü. Sırrı Süreyya Önder arkadaşıma ilgili bürokratları arattım. IŞİD
saldırısını her gün yoğunlaştırıyor ve Mürşitpınar Sınır Kapısı, bir hafta
içerisinde IŞİD’in kontrolüne geçmek üzere 50 metre bu taraftan 50 metre diğer
taraftan IŞİD gelmiş durumda. İnsanlar da izliyorlar savaş canlı yayında çıplak
gözle izleniyor. Temas kuramadılar. Biz 6 Ekim akşamı olağanüstü MYK
toplantımız vardı. Tek gündem Kobani değildi, başka gündemlerimiz de vardı.
Toplantı halindeyken Suruç’ta bulunan arkadaşlarımız bir MYK üyemizi aramış,
demiş ki ‘Mürşitpınar sınır kapısı düşmek üzere şimdi ne yapacağız.’
Başbakan konvoyun Türkiye topraklarından
geçmesini kabul etti, ama Mürşitpınar kapısı düşerse o konvoyun artık geçme
ihtimali de kalmayacak. Orada birkaç bin sivil kalmıştı, büyük bir çoğunluğu
Türkiye tarafına alınmıştı. Onlar da bir kaç saat sonra katledilmiş olacaktı.
Ne yapacağımızı tartışırken dedim ki ben, ‘Başbakan ile bir görüşeyim, durumun
kritikliğini, vehametini anlatayım. Dedik ki bak, şu kısmı çok önemli: Biz 6
gün önce hükümete teşekkür ettik, sürecin olumlu olduğunu belirttik ve Hükümete
bu konuda çalışmalarda yardımcı olacağımızı benim ağzımdan Başbakanlık önünde
açıkladık. Fakat aradan 5-6 gün geçti, hiçbir gelişme olmadı. Bizim bir siyasi
tutum göndermemiz lazım. Hükümeti eleştiren bir şey yapmamız lazım, çünkü
birkaç saat sonra katliam olduğunda, binlerce insan katledildiğinde, bizim
tabanımız başta olmak üzere insanlar diyecek ki, ‘Oradaki katliamdan HDP de
sorumludur. Çünkü HDP dedi ki, olumlu gelişmeler oluyor ve halkı rehavete sevk
etti, Hükümet de bir şey yapmadı, kandırıldık, IŞİD’liler de insanları
katletti”. Bir siyasi tutum belirleyelim dedik. Ne yapalım, acilen bir açıklama
yayımlayalım, hem hükümeti protesto edelim hem de IŞİD’e karşı insanların
protesto hakkını kullanmasını isteyelim, siyasi tutumumuzu şu saatte
açıklayalım dedik. Suruç’ta büyük bir miting organize edelim. İmkanlar nedir,
araştıralım, koşullar var mı, kalabalık, kitlesel bir miting yapmak için Urfa
teşkilatlarımızla görüşelim, Urfa vekillerimizle görüşelim. İlgili arkadaşlar
gerekirse gitsinler, sahada araştırsınlar, bölgesel, büyük bir mitingle biz
kamuoyunun tepkisini orada ifade edelim, olabildiğince kalabalık olsun.
Dünyanın dikkatini sınırda büyük bir mitingle çekelim, valilikle, kaymakamlıkla
görüşülsün, koşullar hazırlansın. Başbakan ile ben görüşeyim dedim. Bunları
konuştuk, bu arada özel kaleme, Başbakanlık ile telefonla bağlanması için bilgi
vermiştim, özel kalem içeri girdi ve Başbakan hatta dedi. Ben toplantıdan
çıktım. Toplantıya ara verdik, çıktım. Tam 11 veya 12 dakika, telefondan
bakmıştım, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile konuştum. Önce şunu söyledi başlarken,
‘Bu konuşmayı kamuoyuna kapalı yapıyoruz’, tabi Sayın Başbakan benim için
problem değil’ dedim. Acil bir görüşme olduğu için toplantıdan çıktım hatta.
Şimdi burada açıklıyorum, yargı konusu
olduğu için açıklıyorum. Yoksa öyle kamuoyuna kapalı görüşme ilkesel olarak
kamuoyuna açıklanamaz. 12 dakika boyunca Başbakan’a durumu anlatmaya çalıştım.
Tabii Ahmet Davutoğlu Hoca, öyle dinlemeyi çok seven biri değil, daha çok
konuşur. 12 dakikanın 3-4 dakikası ben konuştum, geri kalanında onu dinledim.
Davutoğlu ne haliniz varsa görün dedi
Bana verdiği mesaj şuydu; aşağı yukarı,
tırnak içinde belirtiyorum, mealen; ‘Aldınız mı boyunuzun ölçüsünü, işte böyle
bize muhtaç olursunuz Ortadoğu’da bizsiz yaprak kımıldamaz. Kürtler bizsiz
hareket ederse başlarına bu gelir. Hadi bakalım şimdi ne yapıyorsunuz.’ Mealen
buydu. İnanamadım. 6 gün önce konuştuğum Davutoğlu bu muydu, inanamadım. ‘Ya ne
diyorsunuz Sayın Başbakan’ dedim. ‘Biz ne konuştuk, nereye geldik, siz 6 gündür
ne tartıştınız kendi içinizde? O konvoyun oradan geçmesini beklerken siz bana
neler söylüyorsunuz.’ ‘Böyle Selahattin Bey’ dedi. ‘Yarın olsun, bir daha
bakarız, yarın değerlendiririz’ dedi. Dedim ki, ‘basite alıyorsunuz Sayın
Başbakan, insanlar sizden destek bekliyor. Ben çıktım teşekkür ettim. Destek
olacağınızı açıkladınız. PYD Eşbaşkanı’nı çağırıp burada görüştünüz, bir
uzlaşmaya vardınız. Yapmayın mesele çok kritik, bu kadar basite almayın. Lütfen
bu akşam, boş bir kamyon bile olsa oraya gönderin, orada olacak şeylerin
sorumluluğu çözüm sürecini berhava etmesin. Ahmet Davutoğlu, Ortadoğu fatihi
edasıyla ‘ne haliniz varsa görün’ havasındaydı. Telefon görüşmesi bitti ve
moralim bozuk bir şekilde toplantıya geri döndüm, arkadaşlara anlattım. Budur
dedim, arkadaşlar da dedi ki, ‘Biz de bu arada yazılı kısa bir açıklama
yapmışız.’ Davaya konu açıklama budur. Ama o gün, siyasi bir tavır açıklamamız
gerekir düşüncesiyle o açıklama yapıldı. Öyle gösteri olacak, insanlar sokağa
çıkacak, provokasyon gösteriler olacak, beklenti de bu değildi.
Demirtaş, söz konusu MYK açıklaması
öncesinde zaten birçok kentte yürüyüşlerin yapıldığını ancak herhangi bir
şiddet eylemine dönüşmediğini o gün gazete küpürlerinden haberler okuyarak
açıkladı.
“Şiddetin durması için elinizden geleni
yapın dedik”
Demirtaş, savunmasına o günlerde
yaşananları aktararak, şöyle devam etti:
“Tüm bu olaylar devam ederken, 7 Ekim
öğleden sonra başladı, akşam yoğunlaştı, 8 Ekim’de de öğlene kadar yoğun devam
etti. Bu süre zarfında biz ne yaptık? Örgütlenmeden sorumlu Eş Genel Başkan
Yardımcımız Ali Ürküt, ben ve Figen Hanım (Yüksekdağ) koordinesinde saatlerce
il ve ilçe binalarımla görüşme yaptık; ‘aman aman, bütün şiddet olaylarını
durdurmak için elinizden ne geliyorsa yapın.’ Hepsinin tanığı var, dinleteceğim
burada, bir kısmı dışarıda bekliyor.
“Efkan Ala ‘Kontrol edemediğimiz güvenlik
güçleri var’ dedi”
Aynı saatlerde, Sırrı Süreyya Önder
arkadaşımı Ankara’da, bu çalışmalar kapsamında bizatihi görevlendirmiştim,
hükümet ile temasta. Neredeyse saat başı, İçişleri Bakanı Efkan Ala ile
telefonda görüşüyordu. Nerede provokasyon varsa biz il-ilçe teşkilatlarımızı
seferber ediyorduk, İçişleri Bakanı, oradaki güvenlik güçlerini seferber
ediyordu. Efkan Ala’yı da çağırmanız lazım. ‘Bizim kontrol edemediğimiz
güvenlik güçleri var’ diyordu Efkan Ala. ‘Ama bu provokasyonu başka türlü, el
ele vermezsek engelleyemeyiz.’ Ben de, doğrudan görüşmüyordum Efkan Bey ile
Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla görüşüyorduk. Katılıyorum, büyük bir
provokasyon var. Koordineli olalım, el ele olalım, bilgi akışı sürekli olsun
aramızda. Nasıl durdurabiliyorsak hızlı bir şekilde, her yerde elimizden geleni
yapalım.
Ama saatlik, yarım saatte, 15 dakikada,
en geç iki saatte bir bakanla telefon trafiği kuruyorduk. Şurada şu patladı,
burada bu oldu, burayı siz halledin, burayı biz halledelim. Çözüm sürecini
yürüten heyettedir aynı zamanda İçişleri Bakanı. 8’i akşamını çıkardıktan sonra
evet tablo ağırdı, tam önümüzde tablo yoktu. Vehametin, vahşetin boyutu tam
görünmüyordu ama takip edebildiğimiz kadarıyla onlarca kişi katledilmiş, bir
sürü iş yeri yağmalanmış, yakılmış, yıkılmış ve ne olacağı da belli değil.
Güvenlik güçlerinin kontrolünden çıkmış. 8 Ekim’de olaylar gelişince,
bakanlıkla kurduğumuz anlayış gereğince İmralı’dan, yetiştirseydiler o akşam, 8
Ekim’de yapacaktık fakat 9 Ekim sabahı yetişti, 9 Ekim’de yaptık. Neredeyse
yüzde 99 durdu. Çünkü 9 Ekim için hepimiz çok tedirgindik.
“Efkan Ala Kandil’den teyit istedi”
Akşam saatlerinde, hava kararmıştı ama
saatini tam hatırlayamadım, tanıklara sorarsak hatırlayacaklardır. Sırrı
Süreyya Önder beni aradı. Büyük bir telaş panik hali, öfkeli, ‘Bingöl Emniyet
Müdürünü vurmuşlar’ dedi. Bakın, büyük bir çaba sarf etmişiz. En son İmralı’dan
Abdullah Öcalan’ın açıklaması gelmiş, onu da okumuşuz olaylar durdu, Yarabbi
çok şükür demişiz, akşam saatlerinde Bingöl Emniyet Müdürüne suikast haberi
geldi. Provokasyon o kadar büyük ki İçişleri Bakanı, hükümet, Başbakan,
Cumhurbaşkanı o sırada kendi aralarında değerlendiriyorlar. Yani bu
provokatörler vazgeçmeyecek, biz bütün bu olayları durdurmamıza rağmen, demek
ki birileri ille de bu kanı dökeceğim kardeşim diyor. Sırrı Bey dedi ki ‘Efkan
Ala beni aradı -daha basına düşmemiş, Sırrı Bey bana bilgi verdi-‘ Ne
yapabiliriz dedim, dedi ki Efkan Ala bizden şunu istiyor; o sırada bizim Kandil
ile görüşmelerimiz var, heyetlerimiz gidiyor geliyor fakat acil, çok acil
durumlarda kullandığımız bir iletişim mekanizmamız var. Suriye’de, Erbil’de
güvendiğimiz bir siyasetçi üzerinden, acil bir durum olursa çözüm süreci
kapsamında, biz kendilerine haber gönderebiliriz, onlar Ankara’ya haber
gönderebilirler. İki defa kullandık o mekanizmayı çözüm süreci boyunca; biri
6-8 Ekim olaylarında, diğeri de hendek-barikat sürecinde, yeri geldiğinde
anlatacağım. ‘Efkan Ala bizden şunu istiyor’ dedi; Kandil’den çok hızlı teyit
alabilir misiniz, Bingöl Emniyet Müdürü’ne saldırı eylemi onların mıdır.
Merkezi bir karar mıdır, ateşkesi bozdular mı? Bu bizim için çok önemli.
Beyefendi de Bakanlar Kurulu’nda değerlendirme halinde. Eğer ateşkesi
bozdularsa süreci bitirdilerse biz buna göre bir tavır alacağız. Yok, bu eylem onların
değil başka bir şeyse tavrımızı buna göre alacağız ama çok hızlı öğrenmemiz
lazım. Bu gece yarısı ne yapacağız, ne edeceğiz, saat 9-10 olmuş. Dedim ki o
mekanizmayı kullanalım.
Aradık Erbil’deki arkadaşı. Dediler ki
çok zor. Kandil’e ulaşmamız ve size geri dönmemiz. Dedim ki çok çok önemli.
Hükümet bunu bekliyor. Kürdistanlı bir siyasetçidir. Yani öyle kimliğini şey
yapmak istemiyorum ama orada bir siyasetçidir kendisi. Tahminen bir saat veya
bir buçuk saat geçti, telefon üzeri ulaşmış. Bana verdiği bilgiyi ben de Sırrı
Süreyya arkadaşımıza anlattım, kendisi Efka Ala’ya doğrudan aktardı:
‘Bingöl’deki saldırı yüzde 100 bizimle bağlantılı değildir. Bizim eylemimiz
değildir. Çözüm sürecini bitirmeye yönelik bir provokasyondur. Ateşkesi bozmuş
değiliz. Çözüm sürecinin arkasındayız.”
Cümle cümle, gelen sözlü mesaj buydu.
Aynı kelimelerle aktardım, kendisi de Efkan Ala’ya aktardı. Sırrı Süreyya Önder
diyor ki, ‘Ben Efkan Bey’e aktardığımda bir oh çekti, dedi ki öbür türlü
olsaydı hiç içinden çıkamazdık. Bir taraftan provokasyon var, bir taraftan da
PKK eylemleri yeniden başladı. Bu, durumu iyice içinden çıkılmaz hale
getirirdi. Çok geçmedi, Başbakan Davutoğlu çıktı bir açıklama yaptı; ‘Emniyet
Müdürümüzün ve şehit arkadaşlarımızın intikamı alındı, 4 PKK’li teröristi
Bingöl çıkışında öldürdük.’ Davutoğlu’nun açıklaması.”
Duruşma bugün kaldığı yerden devam
edecek.
Kaynak: Mezopotamya Ajansı