16 Nisan 2018 Pazartesi

İnsan Hakları Anıtı'na gözaltı gerekçesi: Devlet sanatı ve sanatçıyı korur..!


Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı, KHK ile görevlerinden ihraç olduktan sonra işlerine iade edilmek için açlık grevine başlayan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın 22 Mayıs 2017 tarihinde gözaltına alınmalarının ardından polis tarafından bariyerlerle çevrildi.
Avukatları aracılığıyla bilgi edinme başvurusu yapan Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş, anıtın bariyerlerle çevrilmesinin ve anıtın yanında polis noktası oluşturulmasının nedenlerinin ve hukuki dayanaklarının bildirilmesini istedi. Aktaş’ın başvurusuna Ankara Valiliği yanıt verdi.
Toplumsalhukuk.net’in haberine göre Ankara Valiliği, Aktaş’ın başvurusuna verdiği cevapta Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın başlattığı açlık grevinin kanuna aykırı eylem olduğunu, bu eylemlerde herkese açık olan alanların “uç ideolojik görüşlere müzahir şahısların bulunduğu gruplarca işgal edildiğini” öne sürdü.
Ankara Valiliği tarafından verilen yanıtta toplantı ve gösteri yürüyüşü ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin “milli güvelik, kamu güvenliği, kamu düzeni, vatandaşların huzur ve güvenliğini sağlamak” için kısıtlanabileceği savunuldu. Valilik devamında şunları söyledi: “Düşünce ve kanaat hürriyetinin’ ihlali konusunda anayasaya aykırı olarak idarenin yapmış olduğu herhangi bir uygulama bulunmamaktadır. Aksine anayasada belirtilen hükümler ve yetki doğrultusunda tedbirler almaktadır.”
VALİLİK: DEVLET SANAT FAALİYETLERİNİ VE SANATÇIYI KORUR
Valilikçe verilen yanıtın sonunda ise heykelin 1990 yılında vatandaşların beğenisine sunulduğu belirtildikten sonra şunlar ifade edildi:
“Söz konusu heykel vatandaşlarımızın ortak kullanımında bulunmasına rağmen zamanla çeşitli uç ideolojik görüşe müzahir şahıslar tarafından sahiplenerek kendi görüşleri doğrultusunda hazırlanan afiş, bildiri vb. malzemeler yapıştırılmak suretiyle kendi amaçları doğrultusunda kullanılmaya başlanmış, üzerine asılan ve yapıştırılan malzemeler ile de çoğu zaman görüntü kirliliği oluşturacak şekilde heykelin doğal görüntüsüne zarar verilmiştir. Son olarak (24) saat esasına göre gündüz/gece olmak üzere ‘süresiz açlık grevi’ adı altında gerçekleştirilen kanuna aykırı eylemler esnasında ise kamuya ait olan heykel önüne konulan masa, sandalye, koltuk vb. yaşam malzemeleri ile yerleşke haline getirilerek işgal edilmek istenmiştir. Bunun üzerine bu kanuna aykırı eylemi gerçekleştirilen şahıslar men edilerek bir daha bu şekilde bir eyleme tevessül edilmemesi için heykel bariyerler ile koruma altına alınmıştır.
Alınan bu koruma tedbiri Anayasamızın Sanatın ve sanatçının korunması başlıklı 64.maddesinin “Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklenmesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alın” hükmüne aykırı olmadığı gibi aksine bu hüküm gereği sanat eserini koruyucu yöndedir. Belirtilen insan hakları heykel belirli bir görüşe müzahir bir zümreye ait değil toplumun tamamının hak sahibi olduğu kamusal bir simgedir.
Valiliğimizce alınan yasaklama kararının sona ermesi veya eylemci şahıslar tarafından günde (2) defa olacak şekilde gerçekleştirilen kanuna aykırı eylemlerin son bulması ve emniyet tedbiri alınmasında lüzum bulunmadığının anlaşılması halinde söz konusu emniyet tedbirlerinin son bulacağı değerlendirilmektedir. Bu konudaki takdir idareye aittir. Bilgilerinize rica ederim.”
'DAVA AÇACAĞIZ'
Aktaş’ın başvurusunu yapan Avukat Seçkin Türkoğlu ise şu açıklamayı yaptı: “Esasen biz bu başvuruyu açacağımız iptal davasına dayanak olarak yaptık. İdarenin bu kolluk faaliyetinin yasal bir dayanağı var mı onu öğrenmek istedik. Yasal dayanağının olmadığını gördük. İdare bir tanımlama yaparken bir kanuni dayanağının olması gerekir. Ancak valiliğin, yanıtında ifade ettiği ‘uç ideolojik görüşlere müzahir şahıslar’ tanımlaması kanunda mevcut değildir. Bu durum idarenin keyfiliğini bize göstermektedir. ‘Sanatı ve sanatçıyı koruyoruz’ derken ise açıkça bizlerin aklıyla alay etmektedirler. Bu konuda yorum yapmaya dahi gerek duymuyorum. İfade özgürlüğüne getirilen bu kısıtlamaya karşı dava açacağız. Türkiye’nin bir hukuk devleti olması ve idarenin hukuka uygun davranması için elimizden geleni yapacağız
Hdp seçim görevlis işten atıldı jpg
‘HDP seçim sandık görevlisi olmak işten çıkarılma sebebi!’..!
Genel-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, Akdeniz Belediyesi’nde bir işçinin HDP sandık görevlisi olduğu için işten çıkarıldığını öne sürdü.
Akdeniz Belediyesine kadro için başvuran bir işçinin HDP sandık görevlisi olduğu için işten çıkarıldığını savunan Genel-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, “Toplumu ayrıştırmaktan, OHAL ile insanları ekmekle terbiye etmekten vazgeçin” dedi.
Mersin Akdeniz Belediyesinde çalışan 17’si kadın 89 işçi, KHK ile getirilen kadro düzenlemesi kapsamında, kadroya geçiş başvurusunda güvenlik soruşturması gerekçesiyle işlerinden oldu. Bugüne kadar 116 işçi bu şekilde işsiz kaldı.
DİSK/Genel-İş Sendikasına başvuran işçiler, savcılık tarafından kendilerine ilişkin “Berhangi bir örgüt ile iltisakının olmadığı görülmüştür” belgesi verilmesine rağmen, işten çıkartıldıklarını söyledi.Genel-İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, bu uygulamanın başından beri endişe ettikleri gibi AKP’nin kendi kadrosunu yaratmasına neden olacağını söyledi.
Çıkarılan yasa sonrası kayyımın tamamen keyfi bir biçimde hareket ettiğini belirten Göksoy, durumu kayyım ile görüştüklerini ancak yanıt alamadıklarını söyledi.
‘HER TÜRLÜ VATANDAŞLIK GÖREVİ İSTİYORSUN AMA’
İşten çıkarılmaların ahlaki olmadığını söyleyen Göksoy, bazı işçilerin gülünç nedenlerle işlerinden olduğunu söyledi.
Göksoy, “Geçenlerde bir radyo programında işten çıkarılmaları tartışırken bir dinleyici bize bağlandı. Bir işçinin HDP’nin seçim sandığında görevli olduğundan dolayı işinden olduğunu söyledi. Böyle bir saçmalık olabilir mi? HDP bu ülkede siyasi bir parti ve bir yurttaş o partinin seçim sandığında görevli de olabilir. Üyesi de olabilir hatta ve hatta yöneticisi de olabilir. Bunun yasal anlamda bir sorunu yok. Ama yapılan uygulama yasal olmadığı kadar ahlaki de değil. Eşitlikçi de değildir. Herkes AKP’li olmak zorunda değil. İşçileri bu tür bir suçlama ile işten çıkarırsanız yarın başka bir yerde de işe giremezler. Sen bu işçilerin çocuklarını askere gönderiyorsun, vergisini alıyorsun, her türlü vatandaşlık görevlerini istiyorsun ama işe geldiğinde ‘Sen çalışamazsın’ diyorsun” diye konuştu.
İktidarın işçileri ekmekle terbiye etmeye çalıştığını ve OHAL’le de toplumun ayrıştığına vurgu yapan Göksoy, “Biz tepkilerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Bu uygulamalar gösteriyor ki Türkiye OHAL ile yönetilecek bir ülke değildir. Bu OHAL kanunlarının arkasına sığınarak toplumu ayrıştırırsak ilerleyen dönemlerde toplumda bir öfke patlaması olursa bunun önüne siz de geçemezsiniz. OHAL ile insanları ekmekle terbiye etmekten vazgeçin. Bundan sonra adaleti, hukuku yok sayarak istedikleri gibi toplumu yönlendireceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Her şeye rağmen mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
Kaynak: Mezopotamya Ajansı