21 Eylül 2017 Perşembe

Güney Kürdistan da Bağımsızlık referandumunda PKK-DBP Nereden Duruyor?

PKK Güney Kürdistan da Barzani önderliğindeki bağımsızlık referandumuna ilişkin farklı açıklamalar yapmaktan kurtulamadı. Kürt ulusunun hangi parçada olursa olsun zoraki birliği parçalayacak ve bunun yerine özgür birlikteliğin yolunu döşeyecek yada ayrı devlet kurma hakkını kullanması, tüm uluslar gibi Kürt ulusunun da haklı ve meşru demokratik hakkıdır. Buradan hareket ettiğimizde-Barzani’nin hataları, olumsuzlukları, TC devleti ve emperyalizmle ilişkileri, kendi dışındaki güçlere ant-demokratik yaklaşım ve pratiği bir yana, Güney Kürdistan’ın kiminle yaşamak istediğini belirleyecek referanduma giderek halkın iradesini açığa çıkarmak istiyor. Barzani bunu uygun politik ortam nedeniyle kendi politik iktidarını sağlamlaştırmak içinde kullanıyor olabilir. Ama ortada bir gerçek var ki oda Güneyli Kürtlerin tüm baskılara ve dayatmalara rağmen bağımsızlık referanduma gitme kararlığı içinde olmalı.
Son dakikada Barzani emperyalistler ve işbirlikçilerinin dayatma ve tehditleri sonucu geri adımda atabilir. Ama Kürtlerin kendi kaderlerini kendi ellerine almalarını somutlandırdıkları durumda karşılarında bütün Kürt düşmanlarını ittifak içinde bulduklarını görüp yaşadılar ve Kürtlerin özgürlüğünün emperyalist ve bölge gerici devletinin şemsiyesi altında sığınmak değil, bölge halklarının enternasyonalist desteğini alarak kendi öz güçlerine dayanmakla bağlı olduğunu görmelidirler. Tamda Kürtlerin ortak paydada hareket etme dönemleridir. Neki bu ortaklık sağlanabilmiş değil.
Örneğin HDP Demirtaş, Osman Baydemir vb. Güney Kürdistan da yapılacak referanduma destek verirlerken, PKK ve DBP soruna devlet bağlamında yaklaşarak ulus devletlere karşı olduklarını ve bununda Kürtler için bir yeni bir baskı ve sömürü getirecek olması nedeniyle bağımsız devlet çağrısına karşı olduklarını, bağımsızlık ve özgürlük getirecek olan demokrasiye ihtiyaçları duyduklarını dillendirerek Barzani'nin bağımsızlık referandumuna karşı olduklarını ilan ettiler.
Kamuoyunda pek öne çıkmayan bu yaklaşımı DBP Parti Meclisi bildirgesi ve KCK yöneticisi Duran Kalkan'ın yazılarında görmek mümkündür. Aslında PKK ve DBP'nin ne savundukları da belli değil.
Örneğin DBP: 'Kürt halkının demokratik, eşitlik ve özgürlük talepleri, ulus devlet anlayışına mahkum edilmeye çalışılmaktadır’
''Dünya ölçeğinde ulus devletler, yaşadıkları krizden çıkışın arayışı içine girmiş bu arayış başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere birçok coğrafyayı kaosa sürüklemiştir. Ortadoğu'da bir yandan ulus devletler sarsılırken, diğer yandan da ulus devletlerin yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi için ittifaklar yapılmaktadır. Şimdilerde Ortadoğu’nun kadim halkalarından olan ve dört parçaya ayrılmış kürtlerin statü-özgürlük sorunu devletci oluşumların temel çelişkisi haline gelmiştir. Kürt özgürlük mücadelesi, 21. Yüzyılda Ortadoğu’nun savaş ve kaos siyasetinin içinde çözüme ve kalıcı barışa dair alternatif sistem geliştirmiş, demokratik-yerel halklara dayanan, demokratik ulus perspektifi ile yaşam ile bağı güçlü olan sistemin, tekliğe dayanan ulus devletci sistemlerin panzehiridir. Rojava başta olmak üzere ezilen halkların kazanımları faşist, gerici ve despot yönetimler tarafından boğulmaya çalışılmakta, örgütlenmesinin önüne geçilmek istenmektedir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi bu noktada ezilen diğer tüm halklar için de bir umut kaynağı, aynı zamanda kaostan çıkışın temel paradigması durumuna gelmiştir.
'Kürt halkının demokratik, eşitlik ve özgürlük talepleri, ulus devlet anlayışına mahkum edilmeye çalışılmaktadır’
Bu temelde 25 eylülde Güney Kürdistan'da yapılması planlanan referandumu Kürtlerin özgürlük ve statü talebini küçük bir ulus devletçik ile boğma çabası olarak görüyoruz. Ortadoğu da sorunların çözümü özellikle yüz yıllardan beri devam eden Kürt sorununu, miladı dolmuş ulus devletler kurarak değil halkların ortak iradesine dayalı demokratik ulus paradigmasına dayalı çözüm yöntemleriyle ancak mümkün olabilir. Halkların demokratik birlikteliklerine dayalı çözüm yöntemleri 21. Yüz yılda ulus devletlerden daha kazanımcı olacağı inancımızı yeniden vurguluyoruz. 21. yüzyılda Kürt halkının demokratik, eşitlik ve özgürlük talepleri, ulus devlet anlayışına mahkum edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Demokratik ulus yaşadığımız sorunların kökeninde gördüğümüz ulus devlet yapılanması karşısında insanca yaşamanın tek alternatifidir. Temelinde Kürdistan toplumunun kendini özgür Kürt bireyleri olarak gerçekleştirmesinin tek ve kaçınılmaz zihniyet yapılanmasıdır. Bununla birlikte özellikle belirtmemiz gereken temel özellik de demokratik ulusun ucu açık bir tanımlama olmasıdır. Bağımsızlığı salt devlette bağlamak yerine, devleti küçülten, toplumun yerinde yönetimini esas alan konfederal sistemler ile kazanacağını ayrıca Ortadoğu’nun girdiği kaotik ortamda da çıkışın yol haritası olacağı inancındayız. Yine Kürtlerin yüzyıllardır statüsüz yaşamaları coğrafi olarak birbirlerinden yapay sınırlarla ayrıştırılmış durumlarından temel çıkışın ulusal kongrenin toplanması ve bu eksende yürütülen ulusal birlik çalışmalarının önemli olduğu belirlenmiş, ulusal birliğin Ortadoğu krizinde Kürtlere kazandıracağı tek yol haritası olduğu bir kez daha su yüzüne çıkmıştır.''
DBP, 9 Eylül Parti meclisi Sonuç bildirgesinden/ https://www.facebook.com/OzerkYasam/posts/10785061989512
Duran Kalkan: 'Çok olsun hepimizin olsun'
''Elbette bazıları devlet isteyebilir ve kendi devletlerini referandum ile ilan etmeye çalışabilir. Fakat devletin Kürdistan’a ve Kürt halkına bağımsızlık ve özgürlük getireceğini hiç kimse söyleyemez ve iddia edemez. Çünkü devlet bağımlılık ve de baskı demektir. Bütün dünyada devletler böyle olduğu gibi, Kürdistan’da da böyledir. “Bizim devletimiz iyidir” diyen Rus sosyalistlerinin sonunun nasıl olduğu ortadadır. Eğer bazı Kürtler böyle derlerse, elbette onların sonu da farklı olmayacaktır.
Burada bazı hususları açıkça bir kez daha belirlememizin yararlı olacağına inanıyoruz. Elbette Kürdistan’ın bağımsız ve özgür olması gerekiyor ve hepimiz bunun için mücadele ediyoruz. Ama söz konusu bağımsızlık ve özgürlüğün devletle değil, demokrasi ile kazanılacağını da yine hepimiz açıkça görüyoruz. Devlet ile yeni bir bağımlılık, baskı, sömürü ve kölelik gelirken, demokrasi ile bağımsızlığın, özgürlüğün, eşitliğin ve insanlığın kazanılacağını somut olarak hissediyor ve anlıyoruz. O halde Kürtler için devlet değil, demokrasi gerekiyor. Kürtlerin yeni bir baskı ve sömürü getirecek olan devlete değil, bağımsızlık ve özgürlük getirecek olan demokrasiye ihtiyaçları vardır. Günümüzde demokrasi dışında hiçbir şey bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik getirmez.
Bu nedenle KDP’nin devlet kurma çabaları Kürtleri özgürlüğe ve kurtuluşa götürmez. Bu çaba ancak yeni bir diktatörlük yaratır ki, o da yeni bir baskı ve sömürü sistemi demektir. Çok açık ki, devlet demek baskı, sömürü, bağımlılık ve savaş demektir. Buna karşılık, demokrasi demek bağımsızlık, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik demektir. Devlet demek az olsun ve hepsi benim olsun demektir. Demokrasi demek çok olsun ve hepimizin olsun demektir. Devlet demek bir kesimin çıkarcı egemenliği olurken, demokrasi demek tüm toplumun özgürlüğü ve kurtuluşu olmaktadır.
Demek ki Kürt toplumunun her şeyden çok demokrasiye ihtiyacı vardır. Kürtler için demokrasi, ekmek ve sudan daha fazla bir ihtiyaçtır. O halde bir devlet kurmaya ve bunun için referandum yapmaya çalışmak değil, Bağımsız Kürdistan Demokrasisini inşa etmeye çalışmak gerçek devrimcilik ve özgürlükçülüktür. PKK böyle bir demokrasiyi inşa etmek için tüm gücüyle çalışmakta ve herkesi de böyle bir demokrasinin ortak inşasına çağırmaktadır. Kürdistan Ulusal Kongresi çalışmaları işte böyle bir demokrasinin inşa çabaları olmaktadır ki, gerçekte en kutsal ve yurtsever bir çalışma anlamına gelmektedir. Gerçek yurtseverlerin böyle bir çaba içinde yer alması gerekir.''
11 Eylül, Yeni Özgür Politika, Selahattin Erdem (Duran Kalkan)