24 Ocak 2017 Salı

Biz, Rıdvan’ın değil Ali İsmail’in Fenerbahçe’sini seviyoruz ..!

Rıdvan Dilmen, Referandum’da “Evet” diyeceğini açıkladı, futbolun “tuzu kuruları”nı da alarak yanına. Burak, Arda vs vs… Onlar zaten hep “vs” faslına dahildi bizim için, bu tescillenmiş oldu.
Bir başka şey beklemiyorduk elbette. Ancak Fenerbahçeli Rıdvan üzerinden “Evet” devşirmeye çalışırlarsa, ona itirazımız olur.
“Bu memleket bizim” deme cüreti, aynı zamanda “Fenerbahçe bizim” diyebilmeyi gerektirir.
Çünkü biliyoruz ki bu memleket de, Fenerbahçe de bizimdir.
Çünkü Fenerbahçe Rıdvan’ın değildir; çünkü biz, Rıdvan’ın değil, Ali İsmail’in Fenerbahçe’sini seviyoruz. Samimiyeti ve karşılıksızlığı yani.
Fenerbahçe Rıdvan’ın değil ki, Rıdvan “Evet” dediğinde Fenerbahçeliler “Evet” desin.
Çünkü Antakya’da Gezi direnişi sırasında öldürülen Ahmet Atakan Fenerbahçelidir. Rıdvan’a bakarak tercihine yön verecekler kadar, Ahmet Atakan’a bakarak “Hayır” diyecekler de vardır. Hani şu, “Büyük adam olamadıysak da hayallerimizi satmadık ya” diyen delikanlının peşinden gidecek çubuklular bulunur elbette.
Selçuk Yula’nın hızı nereden gelir?
Onların Rıdvan’ı varsa, unutulmasın bizim de Selçuk Yula’mız var. Golse gol, fuleli koşularsa fuleli koşular; mevzu bahis karizmaysa, o da yerli yerinde.
Bizim Selçuk Yula’mız, 1975’te, Ankara Deneme Lisesi’nde Denizlerin unutulmadığını ilan etmek için Ankara Deneme Lisesi’nin etrafını bildirilerle, kuşlamalarla, afişlerle donatan gençlerdendi. Herkes ayağa kalmıştı da, 6 Mayıs sabahı lisenin duvarlarını Denizlere bezeyen çocukları yakalayamamışlardı. Selçuk’un yeşil sahalardaki hızı nereden geliyor sanıyorsunuz? Hızını, çevikliğini, zekasını Devrimci Gençlik dergisiyle okula gidip gelirken edindi; profesyonel futbolcu olduktan sonra bunu sadece yeşil sahalara taşımasını bildi.
1994’te hayata veda eden TMMOB Genel Başkanı Teoman Öztürk’ün cenazesinde Selçuk Yula’yı görenler, onun sadece afiş asarken yakalanmamak için hızla koşan biri olmadığını, aynı zamanda vefalı ve duygu yüklü olduğunu bilir.
Rıdvan Dilmen “Evet” mi diyecekmiş Anayasa oylamasında. Varsın desin.
Şeytan mı galip gelecek, papatya mı?
Onların Rıdvan’ı varsa, bizim “Devrimci sol açık” Memduh Eren’imiz var. Hani şu, firari olduğu günlerde Deniz Gezmiş’e her türlü desteği veren 1940’lı yıllarda Fenerbahçe’nin sol açığı Memduh Eren. Sonradan tıp doktoru olmuştu da, halkın futbolcusundan sonra, halkın doktoru olarak nam salmıştı.
Rıdvan’ın lakabı “ Şeytan”dı, bilinir. Memduh Eren’in lakabı ise “Papatya”ydı. 12 Mart döneminde bazı bombalama eylemlerine katıldığı gerekçesiyle yargılandığı mahkemede hakime, “Bir Galatasaray-Fenerbahçe maçında takımda oynuyordum. Final maçıydı, beraberlik Galatasaray’ı, galibiyet Fenerbahçe’yi şampiyon yapacaktı. Maçın sonuna gelmiştik, sıfır sıfır berabere sürüyordu, birden top önüme düştü, kaleciyle karşı karşıya kaldım, dokunsam gol olacaktı, ama ne var ki topun altında yeni açmış bir papatya… Papatyayı ezmemek için topa vurmadım. Şimdi size soruyorum: Papatyayı ezmeyen ben, insanlara bomba atabilir miyim?” diye soran ve bu nedenle o günden sonra ismi, “Papatya Memduh”a çıkan Memduh Eren’imiz var.
Rıdvan “Evet” diyeceğini açıklamış. Varsın desin. Bakalım, “Şeytan” mı galip gelecek, “Papatya” mı?
Dizlerinin üstüne çökmeyenler mi, güce tapanlar mı?
Rıdvan ne derse desin, biz, Fenerbahçeli Mahir Çayan’a bakarız. Haydarpaşa Lisesi’nde okurken Fenerbahçe tutkusuyla ve Fener’in hiçbir maçını kaçırmamasıyla ünlü Mahir Çayan’a…
Dolmabahçe Stadı’nın “Üsküdar Tribünü” olarak bilinen bölümünde Mahir Çayan’ı tezahürat yaparken hatırlayanlar ve sonrasında hayatını takip edenler, Beşiktaş genç takımında top oynarken zımpara tabir edilen sahada dizlerinin üzerinde düştüğü için futbolu bırakan delikanlının bir daha dizlerinin üstüne çökmediğini iyi bilirler.
Onların Rıdvan’ı varsa, bizim, dizlerinin üstüne çöktüğü görülmeyen Mahir Çayan’ımız var. Bakalım dizlerinin üstüne çökmeyenler mi, güce tapanlar mı galebe çalacak?
Rıdvan Fenerbahçelilerden oy geleceğini sanıyorsa, kendi bilir, bize sadece uyarmak düşer.
Hiçbir Fenerbahçeli unutmamıştır
Fenerbahçeliler, Kurtuluş savaşı günlerinde, bir taraftan vatan savunmasına koşturan, diğer taraftan at üzerinde soluk soluğa maçlara yetişen Arif Emirzade’nin işaret ettiği gibi davranacaktır. Çünkü sarı lacivertliler, Arif Emirzade’nin kurulması için hayatını verdiği bu ülkenin, tarihsel köklerinden koparılmasına müsaade etmeyecektir. O Fener ki, Arif’in cephede ölmesinden sonra kabaran bağımsızlıkçı duygularla, askere gitmeyi reddeden futbolcu Nuri’ye, “Ya cepheye gidersin, ya Fener’den gidersin” diyebilenlerin takımdır. Rıdvan nasıl kullanırsa kullansın oyunu.
Fenerbahçeliler, Fener maçlarını izlerken uğur denemesi yapmaktan yorgun düşen Ahmet Kaya’nın, İnce Memed’i, Fenerbahçeli futbolcu “Mehmetçik Basri”ye imzalarken, “Dağların İnce Memed’inden sahaların İnce Mehmet’ine” diye not düşen Fenerbahçeli Yaşar Kemal’in, Fener tribününde gazete kağıtlarını tutuşturarak ilk meşaleyi “icat” eden Turgut Uyar’ın işaret ettiği yere basacaktır mührü.
Çünkü hiçbir Fenerbahçeli 3 Temmuz’u tezgâhlayan tetikçileri ve 3 Temmuz’un arkasındaki siyasi iradeyi unutmamıştır.
– İnönü Alpat

Sendika.org