
Hatırlanacağı üzere Lenin ve Stalin’in
başında yürüdüğü ve Bolşevik Partisinin önderliğinde Rusya’da 1917 Sosyalist
Ekim devriminin açtığı devrimci yolda ilk yürüyenlerin başında Avrupalı
işçiler, emekçiler ve devrimciler geldi. 1917 Ekim devriminin top sesleri
Macaristan ve Almanya da bir biri ardına patlayan devrimci ayaklanmalarla
karşılandı. Kısa sürelide olsa buralarda, işçiler ve emekçiler devrimcilerin
önderliğinde iktidarlar kurdular. Ama hem burjuvazinin birleşik saldırısı ve
hem de devrimci ve komünist hareketin eksiklik ve zaaflarından dolayı
Macaristan ve Alman devrimleri yenilgiye uğradı.
Özellikle Kasım 1918’de başlayan Alman
devrimi emekçi kitle savaşımı bakımından önemli tarihsel noktalardan birisini
oluşturuyordu diyebiliriz.
Ekonomik bakımında geri Rusya’ya karşı
kapitalist sistemin gelişkin ülkelerinden birisi olan Almanya’nın yaşadığı kriz
kapitalist sistemin surlarında önemli gedik açıyordu.
Nitekim bu krizin eşlik ettiği Kasım
1918’de başlayan devrimci ayaklanmalar Roza Lüksemburg ve Karl Liebknehct’i
daha büyük sorumluluklarla yüz yüze bıraktı. Ya işçi ve emekçi yığınların
tepkileri, grev ve direnişleri tek bir hatta birleştirilerek mücadeleye
başarıya taşınacaktı ya da sınıfların ortaya çıkmasından bu yana da
derinleşerek süre gelen bir avuç sömürücü azınlığın milyonlarca insan
üzerindeki egemenliğinin bir ifadesi olmaya devam edecekti.
Roza’nın, “ Ya barbarlık, ya sosyalizm”
sloganı aslında o süreçte ikilemi açık ve net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Roza ve Karl yaşamlarının her dönemini
emekçilerin özgürlüğü ve toplumsal kurtuluşu için barbarlığa başkaldırıp öne
çıktılar ve işçi sınıfının kurtuluşu için burjuvazinin baskı, tehdit ve
saldırılarına karşı meydan okudular. Ayaklanmaya önderlik etmek için Spartaküst
Ligasını yeni güçlerle safları büyüterek Almanya Komünist Partisini kurdular.
Devrimi ayaklanmayı sulandırarak burjuvazi iktidarını güçlendirmeye çalışan
ihanetçi sosyal-demokratlara karşı hem ideolojik alanda ve hem de pratik alanda
savaşım yürüterek proletaryanın bağımsız devrimci bayrağını yukarı kaldırdılar.
Özelikle 1914, 1. Emperyalist paylaşım
savaşında kendi burjuvazisinin yanında saf tutan ve emekçilerin bir birine
kırdırılmasına omuz veren Alman Sosyal Demokrasinin(SPD) şovenist önderliğin
sosyal emperyalist politikasına karşı en sert ve uzlaşma tepki onlardan geldi.
İlerleyen süreçte burjuvazinin safına iltihak eden ve onların iktidarına
payandalık rolünü üstelenen sosyal-demokrasinin çürümesine karşı mücadele edip,
işçi ve emekçi yığınların uyarılması-aydınlatılması ve yeni bir komünist
hareketin yaratılmasında önderliğe soyundular.
Ne ki Kasım 1918 devrimi Onları bu ağır
ve zorlu görevleri yerine getirmede hazırlıksız yakaladı.
Alman işçi sınıfının Kasım 1918’de
planlanandan önce erken bir şekilde başlayan ayaklanma burjuva düzenini
temellerinde sarsmaya yetmiş ve burjuvaziyi panik ve korku içine itmişti.
10 Kasım 1918 yılında Karl Libneknecht
proleter devrimin başlangıcını ilan eden konuşmasını yaptı. Ardında yaşanan iki
aylı dönem Aralık ve Ocak ayları dönemi ise sınıf mücadelesinin artık en sert
şeklini bulduğu iç ayaklanma şeklinde geçti. Burjuvazi işçi sınıfının bu
devrimci ayaklanmasına SDP’nin önderliğinde iktidarın eli silahlı güçlerini
devrimci ayaklanmayı bastırmak için öne sürerek yanıt verdi. Kuşku yok ki Alman
işçi sınıfının en önemli handikapı Rusya devrimindeki devrimci önderlikten
yoksun girmiş olmasıydı. Burjuvazi ayaklanma sırasında, kah kırıntılarla kah
baskı ve terörü görülmemiş düzeyde artırarak, işçi ve emekçi yığınlara göz dağı
vermeye çalıştığı gibi aynı zamanda, devrimin önderlerinde Roza ve Karl ve
diğer komünist önderleri ortadan kaldırmak için her yola baş vurdu.
Nitekim SDP’nin katliamcı
jandarma-polisleri 15 Ocak 1919’da devrimin önderlerinden Roza Lüksemburg ve
Karl Liebknehct'in başlarını ezerek su kanalına atarak Onları katletmeyi
başardı.
Ancak Alman devrimi 1919 Ocak’ın da yenildi
ve önderleri Roza Karl ve diğer komünist önderler birere birer katledilerek
oluk gibi kan akıtılarak bastırıldı. Ancak Roza ve Karl Liebknehct devrim ve
sosyalizm davaları, burjuvaziye karşı tek yolun isyan etmek olduğu çağrıları,
ölümü hiçe sayarak burjuvaziye meydan okuyan cesaretleri ve kararlılıkları
ölümlerinin 98. yılında devrim ve sosyalizm için devrimci ve komünistlere yol
göstermeye devam ediyor. Onların bizlere bıraktığı miras; devrim ve sosyalizm
davası emperyalist kapitalizm tarihin çöplüğüne atılana dek her daim
mücadelemizde yaşayacaklardır.
ROZA LÜKSEMBURG VE KARL LİEBKNECHT ÖLÜMSÜZDÜR!
YAŞASIN DEVRİM VE SOSYALİZM MÜCADELEMİZ!
YAŞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALİZM!