
Anayasa değişikliği için referandum
sayısına ulaşılması için Oylama tek tek maddeler için gizli yapılacak.AKP’nin
317 (biri Meclis başkanı ve oy kullanma hakkı yok), MHP’nin 39 milletvekili
bulunuyor. CHP’nin 137, HDP’nin 59, bağımsız 2 milletvekili var. MHP içinden
“hayır” oyu kullanacağını açıklayan beş milletvekilleri var. AKP ile MHP
ittifakına göre . referandum için 330 rakamına ulaşılması mümkün ama bu sayının
altında kalınması da beklenmedik bir geçme olmaz.
Faşist zulüm ve baskı koşullarda yapılan
yapılan anayasa değişikliği-ki bu anaysa değişikliğinin özünü zaten göstermelik
olan parlamentoyu tümden devre dışı bırakarak herşeyi Başkan yada
Cumhurbaşkanlığı adına tek kişinin iradesine teslim etmektedir- esas olarak
AKP-MHP kliğinin gereksiznimlerine göre düzenlenmekte ve halkın iradesini hiçe saymaktadır.
Faşist baskı koşullarında yapılan anayasa değişikliği, faşizmi pekiştirmekten
başka bir işe yaramamaktadır.
Kuşku yok ki, OHAL’in 19 Nisan’a kadar
uzatılması ve kamu çalışanlarından ihraçlar, muhalefet cephesini kendiliğinden
büyütüyor. AKP ile daha geniş kitleler arasında çelişkiyi artırıyor. Taslağın
meclisten geçmesi halinde referandum tarihi OHAL kapsamı içinde kalacak. Bu
ise, OHAL içinde bir referandum yapılması demektir ki, buda halkı şeflik
rejimini onaylatmayı dayatacağı açıktır. Diğer yandan, CHP ve HDP’nin yanı sıra
parlamento dışı muhalefet partilerinin, “hayır” oyu verecek devrimci ve
sosyalist çevrelerin baştan dezavantajlı olacakları bir referandum süreci
yaşanacak demektir.
Üstelik faşizmi pekiştiren sıkıyönetim
koşullarında vazife çıkartan güvenlik güçleri politik kararlara imza atacaklar,
faşist baskı ve zulüm kuvvetlenecek demektir. Bunun verileri ortada: bir çok
yerde başkanlık sistemini eleştiren ve tivit atanlar gözaltına alınıp
tutuklandılar, hatta İzmir’de başkanlık sistemine karşı afiş asan TKP üyeleri
“halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” sebebiyle ifade vermeye
zorlandılar.
Diğer yandan, başkanlık sistemine karşı
muhalefetin esasen sosyal medya üzerinden yürütüldüğü bugünkü koşullarda,
devlet büyüklerini aşağılama suçu var ve bin 700’e yakın kişi bu suçtan
tutuklu, 10 binden fazla soruşturma ise devam ediyor. Son KHK ile polise
internet kullanıcılarının adres bilgilerine erişme yetkisi verildi. Polisiyle
önlemlerle yüz yüze geleceğiz demektir.
Bu suç sayılan fiillerin büyük bir kısmı
ise, normal koşullarda düşünce özgürlüğü kapsamında sayılır. Fakat OHAL-KHP
koşulları sebebiyle suç kapsamına alınıyor. Tıpkı laikliği savunan
Halkevcilerin ya da modacı Barbaros Şansal’ın, gazeteci Ahmet Şık’ın
tutuklanması vb. gibi...
OHAL kapsamında yapılacak siyasi bir
“hayır” kampanyasının, halkı devlet büyüklerine karşı kışkırtmak, kin ve
düşmanlığa tahrik etmek, vb. ceza yasası maddeleriyle karşı karşıya kalınmasına
yol açacağını öngörebiliriz.
Hatırlanacağı üzere Türkiye Anayasaların
tamamının olağanüstü dönemlerde ve halkın sürece katılımı olmadan yapıldığı
görülecektir. Öyle ki, 1982 Anayasası referandumu oy vermemenin
cezalandırıldığı, “hayır” oyu verecek olanların ise önceden gözaltına alındığı
ortamda gerçekleşmişti. 12 Mart 1971 askeri muhtırası koşullarında bazı Anayasa
değişiklikleri yapılmıştı. 1961 Anayasası ise, 27 Mayıs 1960 askeri
darbesininardından gerçekleşmişti. 1924 Anayasası’nın yapım süreci de
benzerdir.
Anayasa, bir yerde egemen sınıf klikleri
için yeni rejim demek olduğu için, her rejim kendi işleyiş kurallarını kendi
şartlarında baskıyla, zorla topluma dayatmıştır. AKP de bu Cumhuriyet
geleneğini sürdürmektedir.
Türkiye Anayasa tarihinin gösterdiği
gibi Anayasa, herhangi bir hukuk ilkeleri metni değildir. Esasen politik bir
metin sayılır. Onu teknik bir hukuk metni gibi algılayarak, değişiklik içeren
maddelerin tek tek ayrıntılarıyla kendimizi meşgul etmek, siyasi özünü
kaçırmamıza yol açacaktır.
Bugünkü Anayasa değişiklikleri,
görtermelikte olsa egemen sınıf kliklere hareket alanları sağlayan ve klik
çatışmalarını emekçilerin lehine kullanma olanağı yaratan parlamenter sisteme
son veriyor hem de yasama, yürütme ve yargıyı tek elde topluyor. Maddelerdeki
değişikliklerin tek başına bir değeri yok...
Söz konusu değişiklikler, dini
referansları toplumsal hayata, hukuka, yargıya, eğitime, kadınlara, farklı
inanç gruplarına dayatmak isteyen bir politik düşüncenin çıkarlarına hizmet
ediyor. İtirazımız, iktidar gücünü totaliter tek kişilk faşist Führer rejimine
dönüştürmek üzere Anayasa değişikliklerini gündeme getiren AKP-MHP kilklierinin
kendi faşist iktidarlarını pekiştirme amaçlıdır. .Çünkü bu dinci faşist i,
ırkçı, gerici, erkek egemen ve dinci ideoloji ve siyaset, Türkiye toplumunun
bugüne kadarki birarada yaşama mücadelesinin altına dinamit yerleştirmek
üzeredir.
Kuşkusuz bugünkü baskı ve sömürü
rejimini değişmelidir. Ancak bu toplumun en alt sınıflarının çıkarları yönünde
olmalı. Yani sömürü ve baskının son bulduğu bütün halkaların, kadınların,
farklı inanç ve yaşam tarzlarının özgürce birarada yaşadığı, şairin dediği gibi
“gündüzleri sömürülmeyen geceleri aç yatılmayan” bir dünya için bir rejim
değişikliği gerekli.
Bu yüzden Tayyip Erdoğan’ın başkanlık
dayatmasına “hayır” derken, temel hak ve özgürlüklerin en geniş haliyle yeniden
kaznamak için, mücadele etmenin gereğine inanıyoruz