12 Ocak 2017 Perşembe

Ödül gibi ceza yetmedi: Ethem’i katleden polise silahı iade edilecek..!

Haziran İsyanı’nda Ethem Sarısülük’ü katleden polis Ahmet Şahbaz’a verilen 10 bin liralık para cezası yetmedi; “suç aleti” olan silahı da iade edilecek. Mahkeme kararında silahın kamu malı olmadığını, şahsa ait olduğunu belirtti. Ayrıca mahkeme Sarısülük’ün avukatlarının “baskıya karşı direnme hakkına” ilişkin AİHM’ye yaptığı başvuruya, “Gezi Direnişi’ni meşrulaştırmak için kullanılan bir kavram” dedi
Ankara’da Haziran İsyanı’nda Ethem Sarısülük’ü vurarak katleden ve ödül gibi ceza verilerek 10 bin lira para cezasına çarptırılan polis Ahmet Şahbaz’a, kullandığı silah iade edilecek.
Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre; Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Ethem Sarısülük davasındaki gerekçesinde sanık polis Ahmet Şahbaz’ın delil olarak saklanan silahının, sanığa teslim işlemlerinin yapılması için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne verilmesine karar verdi.
Sanığa “Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma” maddesinden ceza arttırımı yapılmasına gerek olmadığını belirten mahkeme, gerekçesinde silahın kamu malı değil, sanığa ait zati demirbaş olduğunu ifade etti.
Kararda, Gezi Direniş’inde sıkça dile getirilen “baskıya karşı direnme hakkı” “ütopik” olarak nitelendirildi. “Polisler, mevcut linç girişimine ve yasal olarak silah kullanma yetkileri bulunmasına rağmen silah kullanmaktan sürekli imtina ettiler. Dolayısıyla hükümeti devirmeyi amaçlayan, ülke için güvenlik sorunu yaratan göstericilere karşı kolluk görevlilerinin sessiz kalması düşünülemez” denildi.
Mahkeme: “Direnme hakkı” Gezi’yi meşrulaştırmak için kullanılmış bir kavram
Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin para cezasıyla kurtardığı Ahmet Şahbaz’ı akladığı, öldürülen Ethem Sarısülük’ü suçladığı ve Gezi direnişini mahkum etmeye çalıştığı kararında, “direnme hakkı” tezine karşı özel bölüm ayırdı. Sarısülük ailesinin avukatlarının, “baskıya karşı direnme hakkına” ilişkin AİHM’ye yaptığı başvuruya dikkat çeken mahkeme, şunları kaydetti:
“Katılan taraf vekillerinin pozitif hukukta var olmayan, sadece doktrinsel tartışmadan ibaret olan, dönem dönem bazı mücadeleleri meşrulaştırmak için kullanılan ‘baskıya karşı direnme hakkı’ gibi ütopik bir kavramı Gezi olayları ile bağdaştırması, daha da ötesi asayişi sağlamak ve ülke bütünlüğünü korumakla görevli kolluk güçlerinin mevcut olayları bastırmak amacıyla yaptıkları görevi ‘haksız müdahale’ olarak değerlendirmeleri mevcut pozitif hukuk içerisinde kabul edilemez niteliktedir. Bu vesile ile katılan tarafın ileri sürdüğü direnme hakkına eldeki somut dava bağlamında değinmek gerekir. Direnme hakkı Hukuk Felsefesi, Kamu Hürriyetleri, İnsan Hakları kavramları bağlamında ele alınmış, doktrinsel tartışmanın ötesine geçememiş, çeşitli dönemlerde örneğin ortaçağda kilise ile kral arasındaki mücadelede olduğu gibi bu mücadeleyi meşrulaştırmak için kullanılan, herhangi bir devletin anayasasında, mevzuatında yer almamış bir felsefi kavramdır. Aksine ceza kanunlarınca bu gibi devlet, hükümet aleyhine girişimler ağır biçimde cezalandırılma cihetine gidilmiştir.
“Kolluk görevlileri görevini yaptı”
Baskıya karşı direnme hakkı diye bir hakkın bulunmadığını iddia eden mahkeme, bu konunun sadece doktrinsel tartışmadan ibaret olduğu, kolluk görevlilerinin kendilerine anayasa, yasa ve yönetmelik ile verilen görevlerini yerine getirmeye mecbur olduklarını öne sürdü. Suç tarihinde kolluk görevlilerinin yasadan kaynaklanan görevlerini yerine getirdikleri iddia edilen kararda, “mevcut linç girişimine ve yasal olarak silah kullanma yetkileri bulunmasına rağmen silah kullanmaktan sürekli imtina ettikleri, dolayısıyla azami ihtimam ile görev yaptıkları, yakma, yıkma, saldırı ve linç girişimlerine, hükümeti devirmeyi amaçlayan, ülke için güvenlik sorunu yaratan göstericilere karşı kolluk görevlilerinin sessiz kalmasının düşünülmesinin mevcut pozitif hukuk karşısında kabul edilemez olduğu değerlendirilmiştir” görüşüne yer verildi.
Silah kamu malı değilmiş
Mahkeme, “meşru müdafa sınırının kast olmaksızın aşılarak ölüme neden olma” suçundan 10 bin 100 TL adli para cezası verirken, Türk Ceza Yasası’nın “Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma” başlıklı 266. maddesi kapsamında sanığın cezasında arttırımına gerek olmadığını kaydetti.
Kararda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Zati Demirbaş Tabanca Satış Senedine göre, suça konu tabancanın mülkiyetinin kamuya ait olmadığı, sanığa ait zati demirbaş olduğu, bu nedenle sanık hakkında TCK’nin 266. maddesinin uygulanma imkânının bulunmadığı, söz konusu artırım maddesinin ancak mülkiyeti kamuya ait silahlarda uygulanabileceği ifade edildi.
Silah iade edilecek

Mahkeme, savcılığın suçta kullanılması sebebiyle sanığa ait silah ve eklerinin müsaderesi talebini de reddetti. Sanığın eyleminin taksirli suça ilişkin olduğunu savunan mahkeme, “kasıtlı bir suçta” işlenmediği için müsadere edilemeyeceği, silah ve eklerinin resmi işlemlerin tamamlanması için sanığın bağlı olduğu kuruma gönderilmesi gerektiği kanaatine varıldığını kaydetti. Yani silah, Ankara Emniyeti’ne gönderilecek ve işlemler tamamlandıktan sonra Şahbaz’a teslim edilecek.