
Haziran İsyanı’nda Ethem Sarısülük’ü
katleden polis Ahmet Şahbaz’a verilen 10 bin liralık para cezası yetmedi; “suç
aleti” olan silahı da iade edilecek. Mahkeme kararında silahın kamu malı
olmadığını, şahsa ait olduğunu belirtti. Ayrıca mahkeme Sarısülük’ün
avukatlarının “baskıya karşı direnme hakkına” ilişkin AİHM’ye yaptığı
başvuruya, “Gezi Direnişi’ni meşrulaştırmak için kullanılan bir kavram” dedi
Ankara’da Haziran İsyanı’nda Ethem
Sarısülük’ü vurarak katleden ve ödül gibi ceza verilerek 10 bin lira para
cezasına çarptırılan polis Ahmet Şahbaz’a, kullandığı silah iade edilecek.
Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine
göre; Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Ethem Sarısülük davasındaki gerekçesinde
sanık polis Ahmet Şahbaz’ın delil olarak saklanan silahının, sanığa teslim
işlemlerinin yapılması için Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne verilmesine karar
verdi.
Sanığa “Kamu görevine ait araç ve
gereçleri suçta kullanma” maddesinden ceza arttırımı yapılmasına gerek
olmadığını belirten mahkeme, gerekçesinde silahın kamu malı değil, sanığa ait
zati demirbaş olduğunu ifade etti.
Kararda, Gezi Direniş’inde sıkça dile
getirilen “baskıya karşı direnme hakkı” “ütopik” olarak nitelendirildi.
“Polisler, mevcut linç girişimine ve yasal olarak silah kullanma yetkileri
bulunmasına rağmen silah kullanmaktan sürekli imtina ettiler. Dolayısıyla
hükümeti devirmeyi amaçlayan, ülke için güvenlik sorunu yaratan göstericilere
karşı kolluk görevlilerinin sessiz kalması düşünülemez” denildi.
Mahkeme: “Direnme hakkı” Gezi’yi
meşrulaştırmak için kullanılmış bir kavram
Aksaray 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin para
cezasıyla kurtardığı Ahmet Şahbaz’ı akladığı, öldürülen Ethem Sarısülük’ü
suçladığı ve Gezi direnişini mahkum etmeye çalıştığı kararında, “direnme hakkı”
tezine karşı özel bölüm ayırdı. Sarısülük ailesinin avukatlarının, “baskıya
karşı direnme hakkına” ilişkin AİHM’ye yaptığı başvuruya dikkat çeken mahkeme,
şunları kaydetti:
“Katılan taraf vekillerinin pozitif
hukukta var olmayan, sadece doktrinsel tartışmadan ibaret olan, dönem dönem
bazı mücadeleleri meşrulaştırmak için kullanılan ‘baskıya karşı direnme hakkı’
gibi ütopik bir kavramı Gezi olayları ile bağdaştırması, daha da ötesi asayişi
sağlamak ve ülke bütünlüğünü korumakla görevli kolluk güçlerinin mevcut
olayları bastırmak amacıyla yaptıkları görevi ‘haksız müdahale’ olarak
değerlendirmeleri mevcut pozitif hukuk içerisinde kabul edilemez niteliktedir.
Bu vesile ile katılan tarafın ileri sürdüğü direnme hakkına eldeki somut dava
bağlamında değinmek gerekir. Direnme hakkı Hukuk Felsefesi, Kamu Hürriyetleri,
İnsan Hakları kavramları bağlamında ele alınmış, doktrinsel tartışmanın ötesine
geçememiş, çeşitli dönemlerde örneğin ortaçağda kilise ile kral arasındaki
mücadelede olduğu gibi bu mücadeleyi meşrulaştırmak için kullanılan, herhangi
bir devletin anayasasında, mevzuatında yer almamış bir felsefi kavramdır.
Aksine ceza kanunlarınca bu gibi devlet, hükümet aleyhine girişimler ağır
biçimde cezalandırılma cihetine gidilmiştir.
“Kolluk görevlileri görevini yaptı”
Baskıya karşı direnme hakkı diye bir
hakkın bulunmadığını iddia eden mahkeme, bu konunun sadece doktrinsel
tartışmadan ibaret olduğu, kolluk görevlilerinin kendilerine anayasa, yasa ve
yönetmelik ile verilen görevlerini yerine getirmeye mecbur olduklarını öne
sürdü. Suç tarihinde kolluk görevlilerinin yasadan kaynaklanan görevlerini
yerine getirdikleri iddia edilen kararda, “mevcut linç girişimine ve yasal
olarak silah kullanma yetkileri bulunmasına rağmen silah kullanmaktan sürekli
imtina ettikleri, dolayısıyla azami ihtimam ile görev yaptıkları, yakma, yıkma,
saldırı ve linç girişimlerine, hükümeti devirmeyi amaçlayan, ülke için güvenlik
sorunu yaratan göstericilere karşı kolluk görevlilerinin sessiz kalmasının
düşünülmesinin mevcut pozitif hukuk karşısında kabul edilemez olduğu değerlendirilmiştir”
görüşüne yer verildi.
Silah kamu malı değilmiş
Mahkeme, “meşru müdafa sınırının kast
olmaksızın aşılarak ölüme neden olma” suçundan 10 bin 100 TL adli para cezası
verirken, Türk Ceza Yasası’nın “Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta
kullanma” başlıklı 266. maddesi kapsamında sanığın cezasında arttırımına gerek
olmadığını kaydetti.
Kararda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün
Zati Demirbaş Tabanca Satış Senedine göre, suça konu tabancanın mülkiyetinin
kamuya ait olmadığı, sanığa ait zati demirbaş olduğu, bu nedenle sanık hakkında
TCK’nin 266. maddesinin uygulanma imkânının bulunmadığı, söz konusu artırım
maddesinin ancak mülkiyeti kamuya ait silahlarda uygulanabileceği ifade edildi.
Silah iade edilecek
Mahkeme, savcılığın suçta kullanılması
sebebiyle sanığa ait silah ve eklerinin müsaderesi talebini de reddetti.
Sanığın eyleminin taksirli suça ilişkin olduğunu savunan mahkeme, “kasıtlı bir
suçta” işlenmediği için müsadere edilemeyeceği, silah ve eklerinin resmi
işlemlerin tamamlanması için sanığın bağlı olduğu kuruma gönderilmesi gerektiği
kanaatine varıldığını kaydetti. Yani silah, Ankara Emniyeti’ne gönderilecek ve
işlemler tamamlandıktan sonra Şahbaz’a teslim edilecek.