12 Ocak 2017 Perşembe

Umutsuzluk Saflardan Kovulmalıdır..!

Cellat elinde işkencede ölüme bir soluk kalmışken bile… Yalnız yasak değil ayıptır da. Çünkü devrimcinin kendisi, insanlığın yarını ve umududur. Bu bir kural, bir ilkedir… Bu, namussuzluğun, alçaklığın egemen olmadığı, soylu, güzel ve onurlu bir dünya, bu temel ilke üzerinde kurulur… (Ahmed ARİF)
Türkiye Kuzey Kürdistanın da faşist baskı ve zulmün arttığı, yasakların bir birini kovaladığı, göz gözaltı ve tutuklama terörünün alıp başını gittiği koşullarda, Umutlu olmak, kavganın içerisinde, zalimlere, faşist karanlığa karşı inadına mücadeleyi büyütmek, halklarımız için, bu ülkenin onurlu çocuklarını gençlerine yaşanacak bir ülke yaratmak için mücadeleyi büyütmek, devrimci olmanın bir gereği olduğu gibi, aynı zamanda insan kalabilmenin şartı olarak da önümüzde durmaktadır
Saray ve AKP haramileri saltanatını büyütmek için işçilere, emekçilere, yoksul halklara çılgınca savaş açmış durumdadır. Kürdistan’da şehirler yerle bir edilirken; devrimci, muhalif bütün kurumlar ardı ardına basılıp, KHK’lara dayandırılarak mühürleniyor. Demokratik mücadele alanı kapatılarak Hitler taslağı tek kişilik diktatörlüğe giden yeni rejimin taşları döşeniyor. Televizyon ekranlarından muhalif olanlar tehdit ediliyor, gözaltı ve tutuklamalarla elimine ediliyor. Dini gericiliği kullanarak, diğer toplumsal kesim bastırılmaya çalışılıyor. Yılbaşında gerçekleşen Reina katliamı da bu politikaların sonucudur. Bu politikayı besleyen ve büyüten Saray ve AKP’dir. Kısacası; faşizmin sınırı yoktur, hukuku yoktur; yasaya göre hareket etmez, kendi egemenlik çıkarlarına göre hareket eder. Bu yüzden Saray faşizminin tırmanması, halklarımız için direniş çağıdır.

Stalin, Lenin’in devrimci mücadelenin içerisinde ki çalışmasını tanımlarken şöyle bir benzetme yapar: “Devrimci mücadele bir okyanus gibidir, bazen dalgalı olur, bazen durgun. Lenin bu mücadele içerisindeki balık gibidir, nasıl yüzeceğini çok iyi bilirdi.” der. Bizler de böyle bir faşist dinci dalgaların bizleri kıyıya doğru sürüklemeye çalıştığı bir dönemden geçmekteyiz. Gerilimin tırmandığı bir dönemde devrimci siyaset yapmanın yöntemlerini her koşulda yaratmak mecburiyetindeyiz. Demokratik siyaset alanlarımızın önü kesilmeye çalışılırken, kurumlarımız mühürlenirken halklarla buluşmamızın önünü kesmesine kesinlikle izin vermemeliyiz. Psikolojik üstünlüğü, moral değer üstünlüğünü her daim kendimizde tutmalı, yarına dair umutlarımızı halklarımıza taşımalıyız. Komünist manifestonun girişinde dediği gibi, “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir” ve bizler de bu tarihin içerisinden geçmekteyiz.