Cumartesi Anneleri’nin 607’inci haftası
ifade ve basın özgürlüğünün yok edildiği, temel hak ve özgürlüklerin
kısıtlandığı, 370 derneğin kapatıldığı koşullarda gerçekleşti. Daha fazla hak
ihlalinin yaşanmaması için OHAL’in derhal kaldırılmasını isteyen kayıp
yakınları, bu haftaki buluşmalarında, 18 Kasım 1995’te Nusaybin’de sivil
giyimli kişilerce gözaltına alınan Abdullatif Yağızatay’ın akıbetini sordu.
HDP İstanbul Milletvekili Filiz
Kerestecioğlu’nun da katıldığı 607’inci hafta oturumu Galatasaray Meydanı’nda
gerçekleşti. Ellerinde kayıplarının fotoğraflarını taşıyan kitle adına ilk
olarak gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Eski
Türkiye ile yeni Türkiye arasında hiçbir fark olmadığını söyleyen Yıldız, “Eski
Türkiye ile yeni Türkiye iki uçlu değnektir. Değneğin bir ucuna Saray’ı, diğer
ucuna Binali Yıldırım’ı, ortasına da Devlet Bahçeli’yi oturtmuşlar” dedi.
Kapatılan derneklerde bir araya gelerek sorunlarını ve acılarını
paylaştıklarını dile getiren Yıldız, “Başarısız olan darbe girişimini
tamamlamak istiyorlar” diyerek OHAL uygulamalarına tepki gösterdi. Yıldız şöyle
devam etti, “Önce Gezi’nin, Roboski’nin hesabını versinler sonra hesap
sorsunlar. Basın susturuldu, vekiller ifade vermeye gitmedi diye tutuklandı,
dernekler kapatıldı. Kime ifade verecekti vekiller savcılara mı Saray’a mı?
Bugüne kadar adalet istedik bugünden sonra sesimiz duyulsun diye özgür basın
istiyoruz.”
’20 yıldır dönüp dolaşıp aynı yere
geliyoruz’
Gözaltında kaybedilen Hüseyin
Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya da ülkenin dönüp dolaşıp aynı noktaya geldiğini
ifade ederek, “Bizi savunan avukatlarımız sokak ortasında katlediliyor, gazeteci
arkadaşlarımızın kurumları kapatılıyor, tutuklanıyor, işsiz kalıyor,
hukukçuların dernekleri basılıyor. Bugün toplum bizi burada tek bıraktıysa sıra
onlara da geldi. Sesimiz cılız çıktığı sürece farklı siyasi yapılara da sıra
gelecek” dedi.
Taşkaya’nın ardından konuşan Fehim
Tosun’un eşi Hanım Tosun da, yıllardır oturdukları bu meydanda kayıp yakını
olarak değil insan hakları savunucusu olarak bulunduğunu ifade ederek, OHAL’e
dayandırılarak yapılan hak ihlallerine tepki gösterdi. OHAL’in bir an evvel kaldırılması
gerektiğini söyleyen Tosun, “Yıllar sonra dönüp aynı yere gelmek gerçekten
utanç verici. Bu ülke korkunç bir hale geldiyse herkesin dönüp etrafına bakması
lazım” diye konuştu.
Kayıp yakınları adına son olarak Rıdvan
Karakaş’ın kardeşi Hasan Karakaş söz aldı. Karakaş 20 yıldır birlikte mücadele
ettikleri kurumların kapatıldığını belirterek, “20 yıldır haykırıyoruz.
İlerleme olmadığı gibi gerileme var. Biz insan hakları mücadelesi veriyoruz,
kimsenin bundan bir çıkarı yok, paraları, gemicikleri yok. Bunların hepsi
sizde. Hepsi başınızı yesin. Hepsinin hesabını vereceksiniz; Roboski’nin,
vahşet bodrumlarının, kapatılan kurumların… size baş eğmeyeceğiz” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Filiz
Kerestecioğlu ise kapatılan derneklerin kayıp yakınları ile dayanışma içinde
olduğunu ifade ederek, kapatmaların “iktidarın korkusundan” kaynaklandığını
söyledi. Kerestecioğlu, “Kendi korkularını kapatmak için söyledikleri
yalanların haddi hesabı yok. İfade vermeye gelmedi diye vekillerimiz
tutuklandı. Oysa hakkında tek bir fezleke hazırlanmamış arkadaşlarımız
gözaltına alındı. Hazırlanan fezlekelerin tümü ise basın açıklamalarımızdan
düzenlenmiş. Toplantı gösteri yürüyüşü de düşünce ifade özgürlüğü de hukuk da
haktır” açıklamalarında bulundu.
‘Adalet istiyoruz’
Cumartesi Anneleri’nin 607’inci hafta
buluşmasının açıklamasını Rezdan Karaman okudu. OHAL bahanesi ile çıkartılan
KHK’lerle ifade ve basın özgürlüğünün yok edildiği, gösteri hakkının
yasaklandığı, demokratik siyasetin devre dışı bırakıldığı, hukuksuz bir şekilde
dernek çalışmalarının durdurularak mühürlendiği, yeni çatışma alanlarının
tetiklendiği kaos ortamı oluştuğunu ifade eden Karaman, hukuksuzluğun egemen
olduğunu savundu.
Karaman, kayıp yakınları ve insan
hakları savunucuları olarak adalete, barışa ve insan haklarına dayanan bir
devlet istediklerini ifade etti.
607. haftalarında “geçmişin OHAL
karanlığında gözaltında kaybedilen Abdullatif Yağızay’ı unutmadık” demek için
Galatasaray’da buluştuklarını söyleyen Karaman, “34 yaşındaki Abdullatif
Yağızay eşi ve 7 çocuğuyla birlikte Nusaybin ilçesinde yaşıyordu. Nusaybin’de
gündelik işlerde çalışan Abdullatif Yağızay, Kasım 1995’te çalışırken,
bulunduğu yere saat 11:00 sularında sivil giyimli ve telsizli polisler
tarafından mavi bir otomobile bindirilerek götürüldü. Ailesinin tüm başvuruları
sonuçsuz kaldı. 21 yıldır Abdullatif Yağızay’ın akıbetini açığa çıkartmayı ve
faillerini cezalandırmayı hedefleyen etkin bir soruşturma yürütülmedi. Adli
makamları Abdullatif Yağızay dosyasında her türlü etkiden uzak, vicdani hukuk
anlayışıyla uyum içinde bağımsız olarak yargısal işlevlerini yerine getirmeye
çağırıyoruz. Abdullatif Yağızay için adalet istiyoruz” dedi.