10 Ekim Ankara Katliamı’nın 7 Kasım’da başlayan ilk duruşmasının görülmesine devam edildi. Duruşmanın dördüncü gününde; IŞİD çeteleri ile Saray-AKP iktidarı, Hizbulkontra örgütü ve gerici cemaat-tarikat ağları ile içli dışlı ilişki ayyuka çıkmaya, sanıklar örgütlü bir biçimde hareket etmeye devam etti.
Duruşmanın dördüncü gününde sanıklar Nihat Ürkmez, Suphi Alpfidan, Mehmettin Baraç, Ermen Ekici, Yakup Karaoğlu ve Metin Akaltın ifade verdi.
IŞİD-AKP-Hüda Par-Polis: Hepsi bir kişide!
Duruşmada en çarpıcı ifade kuşkusuz Mehmettin Baraç’a aitti. İfadesinde “Hüda-Par’ın derneğinde namaz kıldım” diyerek Hizbulkontracılarla ilişkili olduğu mesajını veren, Muhafazakar Gençlik Derneği’nin kurucu başkanlığını yaptığını anımsatan Baraç, IŞİD çetecilerinin cenazesine katılışını “IŞİD’ci diye değil, arkadaşım öldüğü için” diyerek savundu.
Baraç, mağdur-müşteki avukatlarının sorularına ise yanıt verirken ise “halen AKP üyesi olduğunu” ve “Türk polisine güvendiğini” söyledi.
Yasadışı geçiş İHH’yle, örgütlenme cemaat ve tarikatarla
Nihat Ürkmez 2008’de “ilim öğrenmek için”, 2013’te ise “İHH aracılığı ile aşçı olarak” Suriye’ye gittiğini söylerken, yakın zamanda Suriye’ye gitmesini ise “Ben Suriye’ye gitsem devletin istihbaratının bilgisi olurdu” sözleriyle yalanlamaya çalıştı. Suriye’ye yasal olmayan yollarla geçtiğini belirten Ürkmez, “İHH zaten oraya yardım götürüyor” diyerek İHH’nin yasadışı geçişlerde yer aldığını dillendirmiş oldu.
Yakup Karaoğlu bir yandan Hüda-Par üyesi olduğunu diğer yandan IŞİD’e yakınlığıyla bilinen Genç Muvahhitler Derneği’ne gittiğini söylerken; IŞİD üyeliğinden gözaltına alınan ve iki davada tutukluluğu bulunan Erman Ekici, Müslüman Gençlik Derneği üyesi olduğunu belirtti.
Suphi Alpfidan ise Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun ile ilişkisini kesişini ise “ikilinin Menzil tarikatı şeyhine ‘Şarlatan’ demesi” ile açıkladı.
Çelişkili ifadeler
Sanıkların ifadelerinde bir yandan çelişkili sözler varken, tavırlarında ise örgütlü olmaları duruşmada dikkat çeken bir diğer noktaydı.
İki farklı davada terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklu bulunan Erman Ekici, dosyada kendisini “Bir suçum olsa cezaevinde olurdum” diye savundu. Yakup Karaoğlu, mahkeme başkanının kendisine gösterdiği fotoğraflarda Erman Ekici’yi tanıdığını söyledi; oysa Ekici o fotoğraftaki kişinin kendisi olmadığını ileri sürmüştü.
Metin Akaltın da IŞİD kampında çekilen, bilirkişi tarafından tespiti yaptırılan ve Akaltın olduğu kesinleşen fotoğraflar için “Kesinlikle ben değilim” dedi, diğer sanıklarla birlikte olduğu fotoğrafların “tesadüften ibare olduğunu” iddia etti.
Örgütlü tavırlar
Buna karşın sanıklar, özellikle mağdur-müşteki avukatlarının soruların yanıt vermekten kaçınırken örgütlü bir tavır takındı. Nihat Ürkmez, kendisinin örgütsel bağlarına ilişkin sorulara yanıt vermeyip “Bana Ankara ile ilgili sorular sorun” dedi. Suphi Alpfidan 2009-2010’da neden cezaevinde olduğu sorusuna “Orasını karıştırma, sebebini söylemeyeceğim” yanıtı verdi.
Yakup Karaoğlu ve Metin Akaltın ise mahkeme başkanının sorulaına yanıt verirken, mağdur-müşteki avukatlarının sorularına yanıt vermeyeceğini beyan etti.
Manidar yorumlar: Erdoğan-Gülen fotoğrafı, Bağdadi-Fidan bağı
Sanıkların ifadelerindeki bazı yorumlar ise Saray-AKP iktidarının ittifaklarını, ilişkilerini ve çelişkilerini gösterir nitelikteydi.
Nihat Ürkmez’in avukatı Hüseyin Almaz müvekkilinin diğer sanıklarla birlikte fotoğraflarının olmasını “Bu örgüt üyeliğine kanıt değildir. Sayın cumhurbaşkanımızın da Esad ve Fethullah Gülen, yani FETÖ ile fotoğrafları vardır” sözleriyle yorumladı. Bu, müvekkilinin suçluluğu ile Erdoğan’ın suçluluğu arasında bir benzerlik kurulabileceği anlamına geldi.
Mehmettin Baraç ise IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’ye mektup gönderdiği iddiasına sırıtarak “Bağdadi’ye ben mektup göndermiş olsaydım şu an sizinle değil, Hakan Fidan ile görüşüyor olurdum”yorumu yaptı.