HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder,
gözaltındayken polislerden küfür ve hakaret işittiklerini açıkladı. AKP’nin
saldırganlığının ‘korkuya delalet’ olduğunu vurgulayan Önder, toplumun bu
gidişatı bir anda durduracak irade gösterebileceğini, bunun için de mücadelenin
sürdürülmesi gerektiğini söyledi. Parlamentodaki pozisyonlarına ilişkin de
değerlendirme yapan Önder, CHP’nin pasifliği içinse “Bunun muhasebesini cezaevinde yapmak zorunda kalmasınlar! O zaman, ‘Ne
halt ettik’ demesinler” dedi. Önder,
iktidarın HDP’ye dönük desteğin azaldığı yönündeki iddiasına da seçim çağrısı
yaparak karşılık verdi. Önder, halka ve demokrasi güçlerine de ‘öncelik’ ve
‘birlik’ çağrılarında bulundu.
HDP İmralı Heyeti Sözcüsü, Ankara
Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, AKP/Saray’ın siyasi soykırımına ilişkin
ANF’nin sorularını yanıtladı…
‘KAPIYI KIRACAKLARINI SÖYLEDİLER’
İlk günden başlayalım: Nasıl gözaltına alındınız?
Evde yalnızdım. Uyumuştum da doğrusu.
Çalan telefon sesine uyandım önce. Baktım, Selahattin Başkan arıyor. Aynı anda
kapı çalmaya başladı. Kameradan baktım, polisler. Selahattin Başkan’ın
telefonunu açtım, “Benim eve geldiler, bilgin olsun” dedi. “Benim eve de
geldiler” dedim. “Ha, o zaman koordinasyonla yapıyorlar” dedi. Ben diyafonla
konuştum. Apartman kapısından, “Polisiz, kapıyı açın” dediler. Kime
geldiklerini sordum. “Size geldik” dediler. “Kapıyı açmam” dediğimde ise
“Kırarız” diye yanıt verdiler. Avukatım gelene kadar bekleyeceklerini söyledim.
Bir komşuya kapıyı açtırmışlar. Yukarı çıktılar. Kapıyı araladım ve
kimliklerini görmek istediğimi söyledim, gösterdiler. Evde arama
yapmayacaklarını, iletişim cihazlarına el koymayacaklarını ama Diyarbakır’dan
gözaltı kararı olduğunu söylediler. Ben yine de avukatı beklemek zorunda
olduklarını söyledim ama dinlemediler ve tekrar “Kapıyı kırarız” dediler.
Kapıyı açtık, emniyete gittik. Bu sırada Mihat Sancar’ı aramıştım, o da tam ben
aramaya konulurken geldi. Genel merkeze gitmesini, koordinasyon yapmalarını
rica ettim. Neyse, emniyete gittik, Figen Başkan oradaydı, Abdullah Zeydan
oradaydı, benden sonra da İdris Bey’i getirdiler. Tutanak imzalatmak istediler,
hiçbirimiz imzalamadık. Sabaha karşı 4 sularında çıkardılar, hava alanına
götürdüler. Direkt Türk Hava Yolları uçağını hazırladıklarını gördük.
UÇAK FOBİSİ
Uçak fobiniz olduğu biliniyor. Muhtemelen polis de biliyordur. Bir
itirazınız oldu mu?
Beyan bile etmedim, tartışma konusu
yapmadım. İnsanlara bu kadar zulmedilirken özel bir mazerette bulunmayı kendime
yakıştırmadım.
Ne kadar süredir uçak kullanmıyordunuz?
10 yılı aşkındır binmiyorum.
‘POLİSLERİN KÜFÜR VE HAKARETİNE UĞRADIK’
Sonra…
Uçaktan indik. İdris Bey ile Zeydan
Bey’i aldılar, il dışına gideceklerini söylediler. Benle Figen Başkan kaldık.
Patlamanın olduğu polis merkezine götürüldük. Karakolun bahçesindeydik. Benle
Figen Başkan’ı içeri aldılar. O sırada Gülser vekilimizi gördüm, seslendim ama
uzaktaydı, duymadı. Doktor muayenesi yapıldı. Yan yana iki odaya koydular.
Biraz oturduk. Sonra ben seslendim, “İyi misin” diye. İyi olduğunu söyledi. Beş
on dakika geçtikten sonra bir patlama oldu. Ses o kadar kuvvetliydi ki…
Bulunduğum yerin camı çerçevesiyle birlikte söküldü, asma tavan üzerimize
yıkıldı ve oda büyük bir duman ve tozla kaplandı. Beni yaklaşık iki metre falan
sandalyeden duvara doğru fırlattı basınç. Bir de monitör vardı, o da üzerimize
fırladı.
Bu sırada polisler ne durumdaydı? Tepkileri nasıldı?
İkimizin başında da birer polis vardı,
Figen Hanım’ın yanında kadın, benim yanımda da erkek bir polis vardı. Panikler,
haykırışlar, inlemeler oldu. Sonra koridora çıktık. Silah sesleri gelmeye
başladı, yaklaşık 10 dakika kesintisiz silah sesleri oldu. Koridorda Figen’e
seslendim, “İyi misin” diye. O sırada polisler hakarete başladılar.
“Şehitlerimiz var, onları sorsanıza” dediler. Büyük panik hali vardı, bütün
polisler silahlarını çekmişti. Yaralananlar vardı onlardan. Bize dönük de yoğun
bir hakaret ve küfür furyası başladı polislerden. Biz de karşılık verdik. Biraz
ortam gerilince iki tane, amir olarak düşündüğümüz emniyetçiler geldi. O
polislerle bizim aramıza girdiler. Bizi hava alanından getiren başkomiser
Figen’le benim yanıma gelerek, “Ne kadar kıymetlisiniz! Sizin canınızı
düşünüyor devlet, adliyeye götüreceğiz sizi” dedi. Yaralananların arasından
geçtik, adliyeye gittik.
‘BÜTÜN YAPTIKLARI KORKUYA DELALET’
Tutuklamalar için genel yargı; Erdoğan’ın “Başkanlığa giden yolda temizlik
yaptığı” yönünde. Deneyimli Hukukçu Turgut Kazan da böyle diyor. Katılıyor
musunuz?
Erdoğan’ın siyasi operasyonu olarak
görüyoruz. Bize yöneldiklerinde kendi kitlemizi örgütleyecek, alandaki
kadroları boşaltma operasyonu yaptılar önce. Otoriterleşme ve baskı daima daha
fazla doza ihtiyaç duyar. Madde bağımlılığı gibi. Birincide yaptığınız zulmün
hacmi, ikinci operasyonunuz için yetmeyebilir. Dolayısıyla bu zulmü,
pervasızlığı gün geçtikçe artıran bir yaklaşım sergilenmekte.
Erdoğan’ın, AKP’nin olup bitenlerin maliyetini hesapladığını düşünüyor
musunuz? Selahattin Demirtaş, İrfan Aktan ile söyleşisinde, hükümetin bu tip
hamleleri maliyetini hesaplamadan yapmadığını söylüyor…
Ben şu andaki egemen blokun
siyasi-toplumsal sonuçlarını çok da hesaplayabildiği kanaatinde değilim. Bence
tamamen büyük bir korku, panik eseri. Günü kurtarma derdindeler. Ülke adına
hiçbir umut ya da gelecek vadetmiyorlar. Bunlar da can havliyle muhalif olarak
gördükleri kim varsa ona yöneliyorlar. Başta muhaliflerin haber alma ya da toplumun
genel anlamda haber alma kaynaklarını kuruttular, bütün basına getirilen sansür
ve orantısız tutuklama, kapatma operasyonları bunun sonucuydu. Bütün bunlar hep
bir korkuya delalettir, aynı zamanda korkunç riyakarlık var. Numan Kurtulmuş
kalkmış, HDP’nin tüzel kişiliğine yönelik olmadığını söylüyor. İnsan biraz
utanır. Şu an HDP’ye dönük, tüzel kişiliğine dönük operasyonun hazırlanmakta
olduğunu düşünüyorum. Genel merkezimizin kuşatma altında olması, genel merkeze
bir şey yapacaklarını gösteriyor. Kestirmek güç, her şeyi yapabilirler!
‘YENİKAPI RUHU ÇATIRDADI’
Ama Yenikapı ruhu diye adlandırdıkları
darbe koalisyonu ufak ufak çatırdamaya başladı. MHP ile AKP baş başa kalmış
durumda. Fakat MHP’nin bütün taleplerini yerine getirmek de AKP’nin belli kısmında,
bugün çok dile getirilmese de önemli bir rahatsızlık yaratmaya başladı. Bunu
biliyoruz. AKP’li birçok vekilin birbiriyle bu durumun sürdürülemez olduğunu
değerlendirdiklerini duyuyoruz. Bu koalisyon çatırdıyor.
Bu, halkın gözünden de kaçmıyor. Bugün
sessiz kalabilirler ama hatırlayalım; “OHAL günlük hayatı, halkı etkilemeyecek”
demişlerdi. Ama bugün ülkenin hiçbir yerinde insanlar sokağa güvenlik
duygusuyla çıkamıyor. İşinden, aşından emin değiller. Bunun somut bir tepkiye
dönüşeceğini biliyorum. Ne zaman ve ne şekilde olur; yaşayacağız ve göreceğiz.
Selahattin Bey’in dediği gibi, bazen
bir kibrit, mum aydınlatmaya yeter. İlk defa belki salt Kürtlerle sınırlı
olmayan, salt Kürt halkıyla dayanışma gösterenlerle sınırlı olmayan, toplumun
neredeyse her kesimine taarruz var.
Peki, maliyeti ne olacak?
Erdoğan’ın rasyonel, realiteyle bütün
bağlarını yitirdiğini düşünüyorum. Etrafında da bunu söylemeye cesaret ve
cesamette hiç kimse yok. Onun işaret ettiği her yere insanlar ondan daha fazla
söz söylemekle meşguller. Ama gözden kaçırılmayacak önemli bir boyutu daha var;
meselenin bölgesel ve uluslararası boyutu. Giderek büyük bir yalnızlaşma
akıbetiyle karşı karşıta kalacaklar, uluslararası arenada. Başlangıçta bunu
konforlu bulduklarını düşünüyorum; “Ne güzel, kimse karışamaz, kendi kendimize
oynarız” demiş olabilirler! Ama ekonomik göstergeler alarm zilleri çalmaya
başlayınca bunu bir şekilde değerlendirecekler.
‘TOPLUM BİR ANDA PATLAYABİLİR’
İnsanlar siyasi soykırıma tepkisiz değil ama şu şartlarda direnmeyi yadsıyan
hiçbir evrensel ilke, yasa da yokken, basın açıklaması vb. eylem tarzlarının
yeterli olmadığını düşünmüyor musunuz? Daha yaratıcı olunamaz mı?
En küçük bir itirazın kıymetli
olduğunu düşünüyorum. Bu itirazların boyutunu küçümsemek, hafife almak bizim
işimiz olamaz. Bizim destek isterken yaklaşımımız vardı; gelemeyenler dua
etsinler, diye. Toplumsal birikim oluşuyor. Bugün sokağa çıkmanın maliyeti çok
ağırlaştırıldı, bedeli çok ağırlaştırıldı. Düşünün; eskiden böyle bir eyleme
giderken insanlar “Polis bizi kameraya alıyor” diye düşünürdü. Oysa bugün polis
çekip vuruyor, diye düşünüyorlar. “Orada gözüktüğümde müktesebatım yok
sayılıyor, kanuni güvencelerim yok sayılıyor; aşımdan ve işimden ediliyorum”
diye düşünüyorlar. Ama bunun bir süresi ve dozu vardır. Bir müddet sonra
insanlar buna ‘dur’ deme ihtiyacı duyarlar, kendi itirazını bulur…
Arjantin’de bir tabak çalma ile
başladı, tencere tava ile başladı. Türkiye’de bir ışık söndürmeyle başladı.
Önceden tasarlanmayabilir ama bakarsınız, bir gün birisi bir şey yapar ve
toplumda bayrak haline gelir… Gezi’deki o ağacın önüne duran, iş makinelerinin
önüne duran insanlar büyük bir bilinç ve itirazın açığa çıkmasına vesile
oldular. Tabii umudu ve çalışmayı elden bırakmamak bizim temel sabitelerimiz
olmak zorunda.
PARLAMENTO KARARI
Parlamentodaki çalışmalar durduruldu. Halktan önerilerin alınacağı
anlaşılıyor. Tamamen çekilmek de gündeminizde mi?
“Sakın ha, orayı onlara bırakmayın,
sizden başka nitelikli muhalefet yok, siz de giderseniz AKP’nin istediği şey
olur” düşüncesiyle de karşılaşıyoruz. Doğu batı fark etmiyor. Ama aynı şekilde,
“İki eş başkanın rehin alınmış olması kabul edilir bir şey değil, orada
kalmamalısınız” diyen de var. Bu konuda çok isabetli bir tutum belirlediğimizi
düşünüyorum. Çünkü bu mekanizma bir günlük iş. Ne zaman istersek tamamen
çekilebiliriz veya bunlar pervasızlaşır ve vekilliklerimizi düşürebilirler. Biz
farkındalık için böyle bir ön tavır geliştirdik. Bu, sadece demokratik alana
yapılan müdahaleleri ya da sadece bize yapılan operasyonları kasteden şey
değildir; Meclis’in işlevsizleştirilmiş olması, KHK rejimi inşa edilmiş
olmasını da görünür kılmanın yoludur.
Bu arada yoğun ve geniş bir tartışma
süreci başlatacağız. Ulusal ve uluslararası boyutuyla. Buradan çıkacak sonuç,
nihai tutumu ve siyaseten daha rasyonel, gerçekçi, verimli durumu üretecektir.
Her kesimi dinleyeceğiz, kendi düşüncelerimizi de paylaşacağız.
Bir seçmeniniz gelip bu konudaki, mesela tamamen çekilme ile ilgili
temayülünüzü sorsaydı, ne değerlendirme yapardınız?
Demokratik siyasete inancımız ilkesel
bir inanç fakat demokratik siyaset eşittir parlamento demek değildir.
Dolayısıyla hayatın her alanında var olabilen bir siyasal yapıyız. İkincisi,
buralar bizim kazanılmış mevzilerimizdir, demokratik mevzilerimizdir. Bu
kazanımı binlerce insanımız hapislerde, sürgünlerde, belki canıyla yaratmıştır.
Vedat Aydın’a da borçluyuz. Bu kazanımlar için canını verdi. Arkasında büyük
emek olan kurumlardan öyle kolayından kapısı çarpılıp gidilemez. Belki gerekir,
son çare bu olabilir ama öyle kolayından yapmamak bizim sorumluluğumuz. Şartlar
bu kapıyı tamamen kapatırsa, geldiğimiz yerlerden yaparız siyasetimizi. Zaten
şu an parlamento işlevsizleştirilmiş durumda.
Gezi’den örnek verecek olursak; eksik
kaldığımız en önemli şey; oradan çıkan enerjiyi birebir forumlara taşıma
kabiliyetini gösteremedik. Önemli bir forum olgusu açığa çıktı ama Gezi’nin
kendisi kadar geniş bir şey olmadı. Aynı şey burası için de geçerli. 6 milyon
yurttaşımıza karşı sorumluluğumuz var ve bunlar, Türkiye siyasi tarihinin en
önemli oluşumuna ruh kazandırdılar. Dolayısıyla parlamentoyu terk ettiğimiz
zaman bu insanlar için bir başka mücadele zemini görünür olmalı. Bu
mekanizmaları örmek durumundayız. O anlamda bütün bunları bugünden öngörmek
mümkün değil. Dar bir kadronun ortaya çıkaracağı kararlar, geniş, kolektif
kararlara göre daima daha az yaratıcı ve yetersiz oluyor. Biz bu karar süreçlerinin
demokratikleşmesini savunuyoruz. Onlarca kurumumuz var, yüzlerce alanda çalışma
yürütüyoruz. Buralardan çıkacak sonuç, en az hatayla isabetli kararı almamızı
sağlayacak.
‘SAYIN ÖCALAN’IN UYARILARI DAHA İYİ DİNLENMELİ’
Sayın Öcalan’ın da İmralı’daki görüşmeler sırasında, süreç rayında
ilerlemezse tutuklanabileceğinize dair öngörüleri vardı. Bu öngörü, daha etkili
ele alınabilir miydi?
Ulusal ve uluslararası olarak
söylüyorum; Sayın Öcalan’ın işaret edip de gerçekleşmeyen bir şey kalmadı. Bir
kısmını yeterince kavradık, bir kısmını süreç içerisinde gördük, bir kısmına
yeterli cevap olmaya çalıştık, bir kısmına da yetemedik. Doğru, bu bizim
sorunumuz. Sayın Öcalan ne söylediyse harfiyen gerçekleşti. Biz bu uyarıları
tarihsel zeminde ele aldığımız birçok alanda daha başarılı olduk; seçimler
bunun başında gelen şeydir. O zaman yeterince hakkını veremediğimiz işlerde de
sıkıntılı tabloyla karşılaştık. Siyaset dinamik bir iştir, döngüseldir. Uzun
tarihsel aralara tekabül eden bir şeydir. Hiçbir şey için geç kalınmış değil.
Türkiye bunları yaşayacaktı, yaşadı. Biz de mücadele edecektik, ediyoruz.
Ne kadar demokratik kamuoyu, özgürlük,
barış bloku etrafında bir araya getirecek zeminler olursa o kadar başarılı
olacağız. Bu artık sadece HDP’nin, Kürtlerin meselesi olmaktan çıkmıştır.
‘GÖNÜL İSTER Kİ, CHP’NİN FARK EDECEK ZAMANI OLSUN!’
CHP’ye gelelim: Ya tepkisiz ya da etkisiz bir pozisyonda. Gazeteci Ferda
Çetin, “Savsaklayıcı bir tutum izliyor” diyor. Kılıçdaroğlu, EMEP ile bir
görüşmesinde de HDP ile anılmaktan hoşlanmayacağını vurgulamış. Yine de CHP’yi
zorlamaya gerek var mı sizce?
CHP’yi zorlamaya gerek yok. Bazen
süreçlerin yaşanması gerekiyor, hayatın kendisi öğreticidir. Cumhuriyet
yazarlarının tutuklanmasının bir açıklaması var mı? CHP bir müddet kendini güvenilir
bir konumda hissediyor olabilir, bizle yan yana olmanın bu güvenliği ortadan
kaldıracağını düşünüyor olabilir ama bu tutumu devam ederse, egemenlerin,
iktidarın bunu hiç de kale almadığını görecek. Belki bize yüklendikleri kadar
kendilerine de yüklenecekler. Eksiği hayat tamamlar. CHP meselesinde de öyle
olacak. Madem bu kadar ön yargılılar, tedirginler, kendi hallerine bırakmak
lazım. Kayıtsız kalmayı kastetmiyorum çünkü CHP’nin tabanı demokrasi
meselesinde duyarlı bir tabandır. İnanç özgürlüğünde, demokratik hak
mücadelesinde azımsanmayacak bir temeli vardır, CHP tabanının. Öyle CHP’nin de
yeminli tabanı değildir. Bunun böyle olmadığını baraj altında kaldığı günlerden
biliyoruz. Dolayısıyla bizle mesafeli durmak, yan yana görünmeme duygusu
gerçekçi değil. Bekledikleri fayda neyse, onlara sağlanmayacak şeydir. Gönül
ister ki, fark edecek kadar zamanları olsun ama bunun muhasebesini cezaevinde
yapmak zorunda kalmasınlar! O zaman, “Ne halt ettik” demesinler!
‘BUYURUN, SEÇİM YAPALIM’
İktidar çevreleri, HDP’nin desteğini
kaybettiğinden emin gibi konuşuyor. Siz böyle olmadığına ne kadar eminsiniz?
Hodri meydan diyorum! Buyurun, seçime
gidelim. Buyursunlar, kendilerinden eminlerse, bu öngörülerinin doğru olduğunu
düşünüyorlarsa seçime gidelim. Yaptırdığımız ya da başkasının yaptığı hiçbir
kamuoyu araştırmasında, Kasım sonuçlarının altına düşmedik. Birçoğunda da
üzerindeyiz. Bunlar bu duygudan emin olsaydı çoktan seçim kararını almışlardı.
‘BEKLEMEYELİM, AYRI OLMAYALIM VE ÖNCE KANAMAYI DURDURALIM!’
Böyle günlerde halka en çok nasıl seslenmek,
neler demek istiyorsunuz?
Bütün olup bitenler, demokratik
kırıntıların bile terk edilmesi, tasfiye edilmesi amacıyla oluyor. Demokrasi
dediğinde bunların ödü patlıyor. “Türk Tipi Başkanlık” diye formüle etmeye
çalıştıkları faşizan yapının bir fragmanını gördük, bir film gibi. Bu
gerçekleştiği zaman bu toplum ne hale gelecek, bunun fragmanını gördük ve bir
miktar da yaşamaya devam ediyoruz. Bundan olumlu etkilenen bir tek rantiye
sınıfı var. Sanayicisinden emekçisine, Alevisinden Êzidîsine, Ermenisinden
Süryanisine, öğrencisinden kadınına kadar herkes için bu sistemin büyük
sıkıntılar doğurduğunu gördük, yaşadık.
Birbirimiz için fazla tartışmalı
olabilecek alanları ve tartışmalarımızı bir kenara bırakmalıyız. Şu an bir
hasta var ve kan kaybediyor. İlk yapacağımız şey, bu kanamayı durdurmaktır.
Onun için iki kişi ayrı ayrı yerlerde böyle düşünmeye başladığında büyük bir
toplumsal blokun oluşmaya başladığını göreceğiz. Elimizde tarih gibi önemli bir
olgu var ve biliyoruz ki, tarihte hiçbir zaman zalimler amaçladıkları şeye
ulaşamadılar. Dünya onlara bu şansı, fırsatı uzun boylu vermemiş. İnsanlar
oldukça umut vardır ve nerede bu düzenin onların ayağına dolaşacağını görmek
mümkün değildir; ama durup bunların ayağına dolaşmasını da beklemeyelim.
Örgütlü, yan yana durarak bu zor günleri, karanlık günleri aşacağız. (ANF)