20 Mart 2017 Pazartesi

Kadınlar işsizlik ve kayıt-dışı pençesinde..!

‘KADIN İŞSİZLİĞİ ARTTI’
Esnek ve güvencesiz çalışma başlığında konuşan Prof. Dr. Gülay Toksöz 2002 yılı sonrası Türkiye’nin kadın istihdamındaki durumunu değerlendirdi. İstihdamda özellikle genç ve bekar kadınların kendilerine yer bulabildiğini söyleyen Toksöz, kadınların toplumsal yaşamda ancak aile sorumluluklarını ihmal etmeden yer bulabildiğini kaydetti. Toksöz 2004 ve 2015 yılları verilerini karşılaştırdığı sunumunda 2004 yılında işgücündeki 5 milyon 669 kadının 2015 yılında 9 milyon 225 bine çıktığını ancak 2004 yılında 622 bin olan kadın işsiz sayısının da 2015 yılında 1 milyon 167 bine yükseldiğini kaydetti. Toksöz, kadınlarda işsizliğin son bir yıl içinde daha da artarak 2016 yılında yüzde 15.7’ye yükseldiğini söyledi. 2004 yılında 18 milyon 624 olan işgücü dışında kalan kadın sayısının 2015 yılında 20 milyonun üzerine çıktığını ifade eden Toksöz, kadınların yüzde 31.3’ünün tarım, yüzde 15.3’ünün sanayi, yüzde 52.5’inin ise hizmet sektöründe istihdam edildiğini kaydetti.
‘KADINLAR KRİZDEN EN ÇOK ETKİLENEN SEKTÖRLERDE YER BULUYOR’
“Kadın emeği ve güvencesizleştirilme” üzerine sunumunu yapan KHK ile ihraç edilen barış bildirisi imzacılarından Doç.Dr. Melda Yaman, esnek çalışmanın kadınlar için norm haline getirildiğini kaydetti. Yaman, çocuk, yaşlı bakımı, ev işleri gibi toplumsal bir yükün kadınlara yüklendiğini kaydederek erkeklerin böylece işten sayılmayan, bayağı işlerden kurtulduklarını belirtti. Kadınların krizden en çok etkilenen kırılgan sektörlerde istihdamda yer bulduğunu söyleyen yeni bir işbölümü gerektiğini kaydetti.
‘ÜNİVERSİTE MEZUNU BEKAR HER 5 KADINDAN 1’İ İŞSİZ’
İşsiz kadınları öğrenim durumlarına göre de değerlendiren Toksöz yüksek öğretim mezunu kadınların yüzde 19’unun, lise mezunu kadınların yüzde 23.3’ünün işsiz olduğunu kaydetti. Toksöz, üniversiteyi bitiren her 5 bekar kadından birinin işsiz olduğunu söyledi. Kayıtdışılığın güvencesiz çalışmanın göstergesi olduğunu kaydeden Toksöz, kadınların istihdamda artıyor görünmesinin en büyük sebebinin kayıtdışılığın artması olduğunu söyledi. Her 6 kadından birinin istihdama kayıtdışı olarak girdiğini kaydeden Toksöz, imalatta kendi hesabına çalışan kadın sayısının yüzde 94, hizmet sektöründe ise yüzde 71.7 olduğunu söyledi.
2010 yılı itibariyle cinsiyet eşitliği söyleminin ailenin bekası söylemine dönüştüğünü kaydeden Toksöz, bunun kalkınma planları ve istihdam stratejilerine yansıdığını, kadınlara esnek çalışmanın reva görüldüğünü söyledi. 2015 yılı itibariyle getirilen esnek çalışma sistemiyle bundan sonra kadınların özel sektörde iş bulmasının güç olduğunu kaydeden Toksöz, patronların kadınları işe aldıktan sonra çıkarma yükümlülükleriyle uğraşacağına kadınları hiç işe almayacağını söyledi.
‘BÖLGEDE SESLER KISIK AMA GÜÇLÜ BİR HAYIR ÇIKACAK’
“Savaştan etkilenen kentlere kadın gözüyle bakmak” oturumunda konuşan Diyarbakır’dan gelen TMMOB üyesi Büşra Cizrelioğulları Sadak, Suriye’de başlayan savaş ile birlikte 2013 yılı itibariyle yaşanan göçü ve kadınların durumuna ilişkin bölgede yaşananları paylaştı. Diyarbakır’a gelen Ezidilerin AFAD kamplarında dini ve etnik sebeplerden ötürü kalmayı istemediklerini ve belediyenin kurduğu çadırkente yerleştirildiğini kaydeden Sadak, OHAL ile birlikte atanan kayyımın Diyarbakır Belediyesinin kurduğu çadırı kaldırdığını söyledi. Sadak, kamplarda kalan bin 700 Ezidinin sadece yarısının AFAD kamplarına geçtiğini, diğerlerinin ise sonu bilinmez yolculuklara çıktığını belirtti. OHAL ile birlikte bölge halkının tedirgin bir halde sessizliğe büründüğünü söyleyen Sadak, “Halk çok acı yaşadı. Sessiz bir tepki hali var. Sesler kısık ama güçlü bir hayır çıkacak” dedi.
‘UTANÇ YAZILAMALARI NEDENİYLE KADINLAR EVLERE GİRMEK İSTEMEDİ’
Keziban Arukan ise 2015 sonrası Cizre, Nusaybin, Sur gibi yerleşimlerde sokağa çıkma yasakları ve kent yıkımlarıyla ilgili yaşananları paylaştı. Halen yasakların birçok yerleşimde devam ettiğine dikkat çeken Arukan, AF örgütü raporuna göre son iki yılda 500 bin insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. Canlı yaşam hakkı ihlali ve doğa yıkımına ilişkin görüntüleri de paylaşan Aruk, bölgede duvarlarına yapılan utanç yazılamaları nedeniyle kadınların evlerine gitmek istemediğini belirtti. Arukan, şehirlerde yaşanan kent yıkımı, kamulaştırma ve kentsel dönüşümle bölgenin kendine özgü yapısına nasıl müdahale edildiğine ilişkin paylaşımlarda da bulundu.
‘SURİYELİLER BU TOPLUMUN BİR PARÇASI OLARAK KABUL EDİLMELİ
Türkiye'de bulunan Suriyeli mültecilerin de dörtte üçünün kadın ve 18 yaş altı çocuklar olduğunu kaydeden Toksöz, kadınların çalışması uygun görülmediği için 18 yaş altı çocukların ciddi bir şekilde istihdamda olduğunu söyledi. Suriyeli göçmenlerin büyük bir kısmının geri dönmeyeceğini ve Türkiye’de kalıcılaşacağını dile getiren Toksöz, “Biliyorum insanların büyük çekinceleri ve kuşkuları var ancak Suriyeliler sunulan bütün sosyal haklardan yararlandırılmalı. Çocukların yüzde 50’si okula gitmiyor. Okuma yazma dahi bilmeyen bu çocuklar ileride büyük bir sömürüye maruz kalacak kesim olacak. Suriyeliler bu toplumun bir parçası olarak kabul edilmeli” dedi.
‘AKP DÖNEMİNDE CEZASIZLIK ARTTI’
Avukat Candan Dumrul da 15 yıllık AKP döneminde cinsel dokunulmazlık ve kadınların yaşam hakkına yönelik hukuk alanında yaşanan müdahaleleri masaya yatırdı. Dumrul, 2014 ve 2016 düzenlemeleriyle TCK’deki değişimleri gerekçeleriyle anlatarak uygulamadaki sorunları ele aldı. Yasalarda ceza limitlerinin artırılmasının sorunları çözmediğini belirten Dumrul, son değişikliklerle yasaya giren “sarkıntılık” kavramının tanımının yapılmamasıyla birlikte cezasızlığın artırdığına dikkat çekti. Cinsel saldırı olaylarında çocuklar için 12 ve 15 yaş kademelerinin getirildiğini dile getiren Dumrul, uluslararası sözleşmelerde dayanağı olmayan çocukların eşitliğinin bozulduğu bu düzenlemeyle 15 yaşındaki çocuğun kadın olarak görüldüğünü söyledi. Dumrul, “15 yaşındaki bir çocuk bu ülkede ev kiralayamıyor ama cinsel ilişkiye rıza gösterdiği söylenerek sorumluluğu üstlenmesi beklenebiliyor” dedi.
‘ÇOCUKLARIN ELİNDEN TEK DELİLİ DE ALINDI’

Yeni düzenlemeyle mağdurun ruh ve beden sağlığı denetiminin de sistem dışı bırakıldığını kaydeden Dumrul, cinsel saldırıyı kanıtlamanın tek aracının da sadece kadınların değil çocukların da elinden alındığını söyledi. Cinsel saldırıların tanıksız işlenen suçlar olduğunu belirten Dumrul, çocukların elinden tek delillerinin alındığını ve bunun cezasızlığı derinleştirdiğini söyledi. Mahkeme süreçlerinde faile sorulmayan soruların mağdura sorulduğunu kaydeden Dumrul, “Kadının iftira atıp atmadığı araştırılıyor. Mahkemeler suçun olmadığını ispat etmeye çalışıyor. O yüzden kadının beyanı esastır diyoruz. Kadın kendine yönelik bir cinsel saldırı olduğunu söylüyorsa soruşturmanın ana eksenini bu oluşturmalı” dedi. (Ankara/EVRENSEL)