
Asıl mesele tanrının basit yaratıcılığı
olan bu dünyayı “sefil bir mekan” olmaktan çıkarıp daha fazlasını yaratmaktır,
yani basit yaratıcılığının önüne geçmektir.
O yakışıklıydı
O iyi bir savaşçıydı
O iyi bir nişancıydı
O üstün bir cesarete sahipti
Ve; o öldürüldü, işte bütün bu
özellikler onu ölümsüzleştirdi.
Ölümünün üzerinden 49 yıl gibi koskoca
bir tarih geçmesine rağmen, ağzında purosuyla,enternasyonalist devrimci
duruşuyla ve yaşam ile mücadele arasında çok ince bir romantizm bağı kuran,
politik bir yaratıcılıkta usta olan Che, ölümünden kısa bir süre sonra insanlık
için vazgeçilmeyen bir kişilik, bir efsane ve devrimci militanlığın idolu
olmaya devam ediyor.
Büyük özlemle onun resimlerini duvarlara
asanlar, O’nu emperyalizme karşı savaşan romantik bir devrimci, kararlı,
mücadeleci bir gerilla olduğunun bilincindeydiler.
Che 21. yüzyılda “yeni bir insan”
yaratmayı benimsemiş, maddiyatı değil, dayanışmayı, insanlığın insanca
yaşayacağı bir düzene yönelmişti.
Che zulmün, ayrımcılığın ,yoksulluğun,
fakirliği, işsizliğin, sömürünün ortadan kalkacağı “yeni bir dünya”, “yaşanılır
bir dünya”nın yaratılması için ABD’yi silahlı mücadelenin içine çekerek; bir,
iki, üç daha fazla Vietnam yaratarak, onu yenebileceğine inanıyordu. Bu gerçek
olabilecek zafer duygusu, onu kötülüklerin olduğu dünyada, yaşanılır bir
dünyaya olan görkemli bir sefer yolculuğuydu.
Che’nin devrimci ve radikal duruşu o
kadar anlamlıydı ki bu onu ölümüne kadar bir gölge gibi takip etti. Onun
yakalanıp öldürülmesinden sonra bulunduğu çamaşırhanenin yanına gömüldüğüne
inanan halk, burayı kutsal bir mekan olarak görüp akın akın ziyaret ettiler. Bu
sahiplenme o kadar anlamlı ve duygusaldı ki Latin Amerika halkı bu
çamaşırhanenin duvarına “onlar senin gözlerini kapayamadılar, sen sonsuza dek
yaşayacaksın” sloganıyla anlamlaştırdılar.
Ve bu fısıltı halen dünyanın dört bir
yanında devrim ve sosyalizm olarak
yaşıyor ve Che özgürlük yürüyüşünde
devrim meşale olarak yanmaya devam ediyor.