
15 yıllık
yıkım ve talanın ardından AKP'nin izlemiş olduğu politika gelinen durumda her
alanda sos vermeye başladı. Bir dönemler her ağzını açtığında AB,batı değerleri
vb dem vuran Erdoğan ve şürekası gelinene durumda Batıyı "faşist ve
Nazizmin, yeniden hortladığı" ülkeler olarak görmeye başladı. Yani al
gülüm ver gülüm döneminin sonuna gelindi. Karşılıklı çıkar ilişkileri yerini
çatışmaya bıraktı. ABD-AB desteğiyle Kemalistleri geriye iterek iktidar olan
AKP,şimdi iktidarının ömrünü uzatmak için başkanlık referandumunu halka
onaylatmak için Batıyla köprüleri attığı havası yaratmaya çalışarak kolay
yoldan yoluna devam etmek istiyor.
Kasımpaşa kabadayılığı ve ilkel milliyetçilikle yol
almaya çalışan Erdoğan'ın başında bulunduğu AKP iktidarının, 15 yıllık yıkım ve
talanın ardından yolun sonunun görünmeye başlamasıyla tümden yoldan çıktı.
‘Büyük devlet temsilcisi’ pozlarındaki bir dış işleri
bakanı düşünün ki -tanımın gerçek anlamıyla- çapsız kasaba politikacısı gibi,
kabadayı ağzıyla diplomatik çıkışlarda bulunuyor. Ellerinde patlamaya doğru
giden referandum çalışması uğruna, Hitler özentisiyle birlikte kendilerini
bütün dünyaya rezil rüsva ediyorlar.
Bu ilkesiz, dengesiz, rüzgara göre yelken açan, irtifa
kaybını hızlandıran kara vurmuş yeni Osmanlıcı dış politika çıkışlarının
yarattığı sonuçları, içeride de baştan yenik girdikleri referandum öncesi,
bölünen ilkel-faşist kör milliyetçiliği yeniden kendi etraflarında toplamanın
zemini haline getirmek istiyorlar. On yıllardır yürüttükleri mağdur
edebiyatıyla kendilerine yedekledikleri yığınları, şimdi “Batı bizi çekemiyor,
büyüklüğümüzü hazmedemiyorlar” vb.edebiyatıyla etraflarında tutma telaşındalar.
Ülke içinde ‘ben yaptım oldu’ misali
antidemokratik-kanlı icraatlarının, uluslararası ilişkilerde de geçerli olacağı
hayalciliğiyle “ben gelirim kimse engelleyemez” efelenmeleri sonucu,
burunlarının üstüne darbe yemiş boksör gibi sersemlemiş durumdalar. Özcesi, AB
ülkelerinde at koşturmayı, Afrika ülkelerindeki gibi yapamayacakları
gerçekliğiyle karşı karşıya kalmış oldular.
Anlaşılan bunlar bir zamanlar AB ülkelerinde kırmızı
halılarla karşılanan Kaddafi gibilerinin başına gelenlerden de ders çıkarmış
değiller. Ekonomik, askeri, diplomatik ilişkilerde çeşitli şantajlarla her
istediklerinde elbise değiştirir gibi bir kutuptan, diğer kutba
yanaşamayacaklarını bilmiyormuş gibi davranıyorlar. Fakat emperyalist efendiler
de çeşitli vesilelerle, bağımlılık ilişkisinden doğan sonucu kendilerine
hatırlatan, bu gerçekliğin altını çizen hamleler yapmaktan geri durmuyorlar.
Batılı emperyalistlerle, Rusya-Çin blokunun
rekabetinde, nüfuz ve egemenlik çatışmasının fiili savaşları da içeren düzeyde
yaşandığı bir kesitte, Türkiye’nin Rusya’yla cilveleşmesini artırması gibi
etkenler de işin içine giriyor. Bölge dengeleri, güç ve ittifak ilişkileri,
çatışma alanları üzerinden yeniden kurulan oyun içerisinde Türkiye’nin
atraksiyonlarıyla birlikte düşünmek gerekiyor gelişmleri.
Öte yandan ‘diplomasi krizi’ olarak patlak veren bu
tablo üzerinden, AB ülkelerinde de “yabancı düşmanlığı” temelinde politika
yapan faşist ırkçı güçler, meseleyi puan toplamanın, milliyetçiliği
derinleştirmenin bir kaldıracı haline getirmeye çalışıyorlar. AKP iktidarıyla,
ırkçılıklarını-şovenistliklerini tokuşturan bir zemin çıkarıyorlar ortaya.
Dolayısıyla AB ülkelerinin bu hamlelerinin atfedilen
‘Avrupa değerleriyle’ falan bir alakası yok. Emperyalist ABde ikiyüzlülük
yapıyorlar. Bu döenmde Cizre, Sur, Silopi vb.gibi Kürt kentleri devlet
tarafından herkesin gözü önünde içindeki insanlarla birlikte yakılıp,
yıkılırken, insanlar vahşice katledilirken, milletvekilleri, bakanlar
seçildikleri bölgelere giremezken, belediyeler, muhalif medya gasp edilirken,
HDP’li vekiller, muhalif aydın, gazeteci, akademisyenler işsizliğe mahkum
edilip, tutuklanırken… seyredenler, ve bu faşist kirli savaşı uygulayan AKP
iktidarını desteklemeye devam edenler ancak şimdilerde vicdanlarını temizlemek
için göstermelik çıkışlarda bulunma ihtiyacı duyuyorlar.
Bugünlerde batılı emperyalistler tarafından, BM’nin
Kürt illerine dönük ‘dehşet raporu’, AB’nin kimi yardımları durdurması, kimi
ülkelerin AKP’lilerin emrivaki referandum seyahatlerini engellemesi vb.gibi peş
peşe gelen hamleler, bunlar nezdinde Erdoğan’ın iktidar savaşında her yolu
denemekten geri kalmayacağını ve batılı emperyalistlerle çıkar ilişkilerinin
yeni bir döneme evrileceğini gösteriyor..