
Adalı
Ev değil, ada, ada
Satılmışlığın, kahpeliğin, riyakarlığın, adiliğin ve her
çeşit aşağılık ve her çeşit yabancılaşmanın karışımı olan,
Karanlık denizin ortasında,
Güneşi batmayan bir ada.
Ben ne şuralıyım ne buralı,
Adalıyım adalı,
Adam ormanlıktır. Dostluk yoldaşlık, mertlik ormanı,
bütün adamı kaplar.
Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada’mı, biz
ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
Ben adalıyım ey kahpe hücre ada’lı.
Doğruya sen nereden bileceksin ada’mı asırlık,
feodal-militarist hücre.
Ya, sen, öküze benzemek için kasılan, şişen haset
kurbağa, hilkat garibesi ada’mı?
“Dünya karanlıktır. Güneşi batmayan böylesi bir ada
yeryüzünde yoktur.”
Değimli karanlıklar cücesi, zavallı acuze?
Ya sen yarasalar şairi, pişkin Cacomcho?
“Değil şiirlerde, masallarda bile böylesi bir ada
yoktur. Böylesi bir ada eşyanın tabiyatına aykırıdır.”
Senin için değil mi karanlıkların kapkara şairi?
Senin dediğin eşyanın değil, karanlığın tabiatına
aykırı.
Karanlık cüceleri, acuzeler, dürzüler.
Yarının Türkiyesinin hayvanat bahçesinde teşhir
edilecekler.
Adam kalabalıktır hain hücre:
Elde mitralyözüyle,
Sierra Maestra’da, Falcon da, Vietnam da, Mozambikte,
Angola da, Sina çöllerinde.
Özgürlüğün türküsünü söyleyenler.
Zülme, kahpeliğe, sömürüye karşı.
Dişiyle, tırnağıyla üç kıtada karşı koyanlar benim
evlatlarımdır kahpe hücre.
Benim adamın ormanlarından aldıkları fideleri, birer
birer dikiyor, kahpeler koalisyonunun dünyasına
Kel dünya, ada’mın ağaçlarıyla ayıbını örtüyor,
güzelleşiyor.
İyi bak bana feodal duvar, iyi tanı beni.
Seni yerle bir edecek ada’lıları iyi tanı.
Ada’m ve hemşerilerinin çocukları ne halde diye dudak
bükme, orospunun dölü utanç duvarı.
Evet, ada’mı karanlığın suları bastı.
Evet, benim gibi pek çok ada’lı bu çirkin suların
altında,
Ama boşuna sevinme, ada’m batmaz, yok olmaz,
Ada’m, sadece karanlık denizinde yerini değiştirdi.
Hepsi o kadar.
-II-
Cıgaram elimi yakıyor.
Maltepe’de etrafı karanlığın cüceleriyle çevrilmiş
marş söyleyen iki ada’lı.
İki ada’lının marş söyleyişinde silahlar susar.
Maltepe’nin göbeğini derin bir sessizlik kaplar.
Dalga, dalga yayılır, ada’lıların erkek sesi, etrafa.
O anda iki adalının gözünde her şey silinir,
Karanlığın militanları küçülür.
Sanki biraz önce atılanlar tomson kurşunu değil,
parmak cücelerinin minik okları.
O an ne binlerce güvenlik kuvveti, ne polis, ne zırhlı
tugay, ne tomson, ne mitralyöz.
Her şey önemsiz, küçük ve etkisizdir. İki ada’lı için.
Ada’lıların korosu karanlık cücelerinde bir panik
yaratır.
Yüzlerinde, ezikliğin, şaşkınlığın biraz da utancı
izleri okunur.
Sanki ilahi bir kuvvet onların ellerini, kollarını
bağlamıştır. Ta ki, iki ada’lının marşı bitene kadar.
Ada’lılar sol yumrukları havada, pencerenin önünde boy
hedefi oldukları halde ataş edemezler.
Garip bir andır bu an.
Bu an karanlık cücelerinin, insanlığa dönüş anıdır.
Cüceler konuşmazlar bile bu anı.
Büyülenmişlerdir iki ada’lının havaya kalkan sol
yumrukları ile.
Ve kaybolup gitmişlerdir iki koronun nameleri
arasında.
Koro susar, büyü bozulur, görevlerini hatırlar
cüceler,
Eller tetiklere tarrrr…
Ve Cevahirimi kalbime gömüp dönerim hain hücreme
.Mahir Çayan"
15 Mart 1946 yılında Samsunda dünyaya gözlerini açan
ve 30 Mart 1972 yılında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamının
engellenmesi için devrimci dayanışma amacıyla
Mahir Çayan ve yoldaşları 26 Mart 1972'de Ünye'de
NATO'ya ait radar istasyonunda çalışan iki İngiliz ve bir Kanadalı teknisyeni
kaçırırlar ve karşılığında THKO (Türkiye Halkın Kurtuluş Ordusu) önderleri
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın serbest bırakılmasını isterler. 28
Mart'ta rehinelerle birlikte Niksar'ın Kızıldere Köyü muhtarının evinde
kalmakta olan arkadaşlarının yanına giderler. 30 Mart günü muhtarın evinde
askerler tarafından ablukaya alınırlar. Askerlerin megafonla yaptığı teslim
olun çağrılarına " biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik" devrimci
sloganlarla karşılık verilir.
Evi sarmış olan askerler ile silahlı çatışmaya
girilir. Çatışma sonunda Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Saffet Alp,
Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan, Sabahattin
Kurt ve Nihat Yılmaz katledilir. Evde bulunan Ertuğrul Kürkçü samanlıkta
saklanarak sağ kalır ve yakalanır. Rehineler ise çatışma sırasında
öldürülürler. Cenazeler savcının nezaretinde Niksar'a götürülür. THKP-C'nin
önderi Mahir Çayan'ı doğumunun 71. yılda saygıyla anıyor ve devrimci idellerini
bayraklaştıracağımıza söz veriyoruz.