
ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması
sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrı yaptığı İslam İşbirliği
Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Zirvesi, dün toplandı. 57 Üyesi olan ülkelerden
sadece 16’sı Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde toplantıya katıldı. Erdoğan
İsrail’i ‘terörist’ olarak nitelendirirken, zirveye katılan ülkelere Kudüs’ü
‘İşgal altındaki Filistin’in başkenti olarak tanıyalım’ çağrısı yaptı. Zirvenin
sonuç bildirgesinde İslam ülkeleri, Doğu Kudüs’ü “Filistin Devleti’nin
başkenti” olarak tanıdı. Tüm dünya ülkelerine bu doğrultuda çağrı yapılan
bildiride ABD'nin Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak kabul etmesi de kınandı.
Bildiride boykot ya da anlaşmaların iptal edilmesi gibi somut bir yaptırım
kararından ise hiç söz edilmedi.
Filistin sorunu 70 yıldır ABDnin işbirlikçisi olan ve oraya dayanarak
ayakta kalan İslam ülkelerinin hemen tümüde ne ABD emperyalizmine ve nede
İsrail siyonist devletine tutum alabilirler. Halkalrın tepkisini hamaset
nutuklarla boşaltmayı amaçlayan Erdağanın önderliğindeki Türkiye devleti İsrail
ile ticari ilişkilerini artırarak sürdürmüş. Haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğanın,
ABD ve İsrail ile ekonomik-diplomatik-askeri-politik ilişkiler bakımından her
hangi bir yaptırım ve boykot önermeyen ve pek bir karşılığı olmayan Doğu
Küdüsün Filistin devletinin başkenti ilan edilmesi,karanlığa kuşun sıkmaya benziyor.
Nitekim Erdoğan iktidarının Zarrabın itirafları,Man adasın yere çalışan
yolsuzluk rüşvetin yarattığı sıkışmışlıklarını aşmak için Kudüs üzerine
Amerikan kararının yarattığı tepkiyi fırsata çevirmeye koyulmuşlardır. ABD ve
israil devletlerine yönelik her hangi bir politik,diplomatik-ekonomik yaptırım
kararı almayan alamayan AKP iktidarı “Milli” ve İslami dozu yüksek söylem
yeniden revaçtadır. Siyonist işgalciliğe ve katliamcılığa işaretle, “Küdüs
İslamındır” mitingleriyle kitle desteği yenilenmek; Trump ve Netenyahu
yönetiminin uluslararası hukuk kurallarını ve anlaşmaları ayaklar altına alan,
Filistin’de işgal ve katliamların sürdürülmesini içeren politikalarına karşı
çıkma haklılığıyla sermaye yedeklikleri seferber edilmek isteniyor ve bu kısa
süre için de olsa mümkündür. Seferberlik ne denli güçlü sürdürülürse, kitle
desteği o denli fazla devşirilecek diye düşünülüyor. ABD ve İsrail
yayılmacılığının halk kitlelerinde öfkeye yol açmaması mümkün değildir. Öyleyse
bu öfke birikimi sömürülmeli, yedeklenmeli ve harekete geçirilerek “oy ve güç
desteği”ne dönüştürülmelidir! Şimdi öne çıkarılan budur:
ABD ve İsrail siyonistlerine tutum almadan, ikili anlaşmalara iptal
edilmeden ve her türlü ilişkilerin kesilmesi pratiğe sürülmeden göstermelik
ilan edilen kararların hiç bir değeri olmadığını unutmayalım. ABD
emperyalizminin işbirlikçisi ve Filistin direnişinin düşmanı olan ve buradan
beslenen İslam ülkelerinin iktidarlarından, gerekli olan işgale, emperyalizme
ve işbirlikçiliğe karşı mücadele etmeleri ve Filistinin özgürlüğü için mücadele
içinde olmaları beklenemez.