13 Aralık 2017 Çarşamba

İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesinde: ABD ve İsrail devletlerine Yaptırım Yok Göstermelik Doğu Kudüs’ün Filistin’in Başkenti Olduğu Hamaset Var..!

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrı yaptığı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Olağanüstü Zirvesi, dün toplandı. 57 Üyesi olan ülkelerden sadece 16’sı Cumhurbaşkanı ve Başbakan düzeyinde toplantıya katıldı. Erdoğan İsrail’i ‘terörist’ olarak nitelendirirken, zirveye katılan ülkelere Kudüs’ü ‘İşgal altındaki Filistin’in başkenti olarak tanıyalım’ çağrısı yaptı. Zirvenin sonuç bildirgesinde İslam ülkeleri, Doğu Kudüs’ü “Filistin Devleti’nin başkenti” olarak tanıdı. Tüm dünya ülkelerine bu doğrultuda çağrı yapılan bildiride ABD'nin Kudüs’ü İsrail'in başkenti olarak kabul etmesi de kınandı.
Bildiride boykot ya da anlaşmaların iptal edilmesi gibi somut bir yaptırım kararından ise hiç söz edilmedi.
Filistin sorunu 70 yıldır ABDnin işbirlikçisi olan ve oraya dayanarak ayakta kalan İslam ülkelerinin hemen tümüde ne ABD emperyalizmine ve nede İsrail siyonist devletine tutum alabilirler. Halkalrın tepkisini hamaset nutuklarla boşaltmayı amaçlayan Erdağanın önderliğindeki Türkiye devleti İsrail ile ticari ilişkilerini artırarak sürdürmüş. Haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğanın, ABD ve İsrail ile ekonomik-diplomatik-askeri-politik ilişkiler bakımından her hangi bir yaptırım ve boykot önermeyen ve pek bir karşılığı olmayan Doğu Küdüsün Filistin devletinin başkenti ilan edilmesi,karanlığa kuşun sıkmaya benziyor.
Nitekim Erdoğan iktidarının Zarrabın itirafları,Man adasın yere çalışan yolsuzluk rüşvetin yarattığı sıkışmışlıklarını aşmak için Kudüs üzerine Amerikan kararının yarattığı tepkiyi fırsata çevirmeye koyulmuşlardır. ABD ve israil devletlerine yönelik her hangi bir politik,diplomatik-ekonomik yaptırım kararı almayan alamayan AKP iktidarı “Milli” ve İslami dozu yüksek söylem yeniden revaçtadır. Siyonist işgalciliğe ve katliamcılığa işaretle, “Küdüs İslamındır” mitingleriyle kitle desteği yenilenmek; Trump ve Netenyahu yönetiminin uluslararası hukuk kurallarını ve anlaşmaları ayaklar altına alan, Filistin’de işgal ve katliamların sürdürülmesini içeren politikalarına karşı çıkma haklılığıyla sermaye yedeklikleri seferber edilmek isteniyor ve bu kısa süre için de olsa mümkündür. Seferberlik ne denli güçlü sürdürülürse, kitle desteği o denli fazla devşirilecek diye düşünülüyor. ABD ve İsrail yayılmacılığının halk kitlelerinde öfkeye yol açmaması mümkün değildir. Öyleyse bu öfke birikimi sömürülmeli, yedeklenmeli ve harekete geçirilerek “oy ve güç desteği”ne dönüştürülmelidir! Şimdi öne çıkarılan budur:

ABD ve İsrail siyonistlerine tutum almadan, ikili anlaşmalara iptal edilmeden ve her türlü ilişkilerin kesilmesi pratiğe sürülmeden göstermelik ilan edilen kararların hiç bir değeri olmadığını unutmayalım. ABD emperyalizminin işbirlikçisi ve Filistin direnişinin düşmanı olan ve buradan beslenen İslam ülkelerinin iktidarlarından, gerekli olan işgale, emperyalizme ve işbirlikçiliğe karşı mücadele etmeleri ve Filistinin özgürlüğü için mücadele içinde olmaları beklenemez.