7 Şubat 2010 Pazar

Erdoğan paranoyak mı oldu?

Ekonomi, işsizlik, grevler, türban, uluslararası ilişkiler, eylemler, köşe yazarları, kadınlar, darbe hesapları... Ülkede olup biten ve hoşa gitmeyen ne varsa, hepsinin altından "AKP’yi devirme komplosu" çıkıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün bazı tesislerin açılışını yapmak üzere bulunduğu Osmaniye'de, muhalefet partilerine yönelik olarak, "Meclis çalışmalarını yavaşlatmak ve terörize etmek" yoluyla AKP'ye karşı komplo düzenledikleri suçlamasında bulundu. Başbakan Erdoğan'ın konuşması, seçimler yaklaştıkça, "Ergenekon", yargı veya medyanın yanı sıra diğer partilerden komplo haberleri geçmeye devam edeceğini akla getirdi.

Erdoğan, Meclis'te tırmanan gerilime işaret ettiği konuşmasında, "iktidarda olduğumuz yedi yıl boyunca bizi çalıştırmamak, engellemek ve önümüzü kesmek için karalama kampanyası yürütenler oldu. Çetelerle üzerimize geldiler. Yılmadık, kararlı bir şekilde mücadele ettik. Hukuku zorlayarak üzerimize geldiler. Boyun eğmedik, mücadelemize devam ettik. Kirli senaryolarla, kirli planlarla üzerimize geldiler. Asla taviz vermedik. Kışkırtmalarla, provokasyonlarla ve tahriklerle bizi yıpratacaklarını sandılar. Son dönemde ise çok farklı bir senaryo ortaya konuluyor. Ankara'da ürettikleri kirli tahriklerle bizi kendi dipsiz kuyularına çekmeye çalışıyorlar" dedi.

Başbakan, eşi Emine Erdoğan'ın Gülhane Askeri Tıp Akademisi'ne girmesine izin verilmediği iddiasının gündeme gelmesiyle alevlenen ve son birkaç güne damgasını vuran gelişmelere de, "aile mahremiyetini, kutsal değerleri, milletimizin hassasiyetlerini siyasi polemiklere alet etmek ne ile izah edilebilir? Siyasetçi eşlerini, kadınları, bu ülkenin kutsal değerlerini istismar ederek siyaset yapmak akla, vicdana, izana sığar mı?" sözleriyle değindi.

Paranoyanın "kitabı"nı yazacak
Başbakan Erdoğan'ın her gelişmenin altında bir komplo arayıp bulmasına yol açanlar elbette sadece Meclis'te bulunan partiler değil... Erdoğan, geçtiğimiz günlerde de, iktidarda olduğu yıllar içerisinde karşı karşıya kaldığı ve pek çoğunu da komplo olarak adlandıracağı şimdiden belli olan olayları, siyasetten emekli olduğunda kitaplaştıracağını açıkladı.

Kitabına girecek olanların önemli bir kısmının konusunu kestirmek mümkünken, günün ihtiyaçları kapsamında dile getirilen bazılarının ise kitapta yer almasının uygun kaçmayacağının hesaplanacağı düşünülüyor.

AKP'nin siyasi tarzının doğal bir uzantısı haline gelmiş olan ve çoğunlukla da bizzat Başbakan Erdoğan tarafından gündeme taşınan komplo iddialarından kimilerinin ise, her ne kadar siyasi yarar gözetilse de paranoyaya bulandığı gözden kaçmıyor.

Başbakan komploculukta yenilikçi...
Erdoğan, Ocak ayının son haftasında yine bir toplu açılış törenine katılmak üzere gittiği Sakarya'da yaptığı konuşmada, bazı köşe yazarlarının AKP'ye karşı komplo düzenlediklerini öne sürerek, "bizden önceki bazı liderlere kurulan tezgahlar bize de kurulmak isteniyor. Merhum Menderes ve Özal'a yaptıklarının aynısını bugün bir kere daha yapıyorlar. Bir kaç tane köşe yazarı var. Bir araya geliyorlar, ondan sonra kendilerine göre bir komplo teorisi... Nedir? 'Sivil dikta', 'sivil faşizm', 'tek parti iktidarı', 'tek parti faşizmi' gibi saçma sapan şeyler uyduruyorlar. Arkada da vagonlar var, onlar da bunların peşine takılıveriyor" demişti.

Erdoğan, "bayat demiyorlar, çürümüş, kokmuş demiyorlar. İnsan biraz yenilikçi, reformcu olur. Çağı, dünyayı takip eder" diyerek komplo teorisi üretmek isteyenlere taktik vermeyi ihmal etmedi.

İşçi eylemlerine yafta yapıştırmayı seviyor
Erdoğan, kısa bir süre önce de, AKP iktidarını oldukça yıpratan TEKEL işçilerinin direnişinde hükümete karşı komplo işaretleri olduğunu ima etmeye soyunmuş, direnişin "ideolojik" olduğunu iddia ederek, "bu ideolojik eyleme alet olanlar vardır. TEKEL işçileriyle alakalı olmayanlar bu işin içinde" demişti. Başbakan, AKP'yi doğrudan hedef almakla tanımlanamayacak olan ve hangi partinin iktidarda olduğundan bağımsız bir şekilde her yılın aynı gününde düzenlenen eylemleri yine komplocu açıklamalarla gayrimeşru ilan etmeye çalıştı.

AKP'nin Kadın Kolları’nın düzenlediği toplantılarda son zamanlarda daha sıklıkla yer alarak, kadınların siyasete katılmalarına ve hakları için mücadele etmelerine destek verir imajına bürünen Başbakan Erdoğan, AKP hükümetinin ilk dönemine rastlayan 2005 yılının 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde emekçi kadınların taleplerini ortaya koymak için düzenlenen eylemde ise "komplo" görmüştü.

Polisin çok şiddetli bir saldırı düzenlediği eylemlere yurt içinde gösterilen tepkilerin yanı sıra AB'den de eleştiri gelince sıkışan Erdoğan, çareyi "komplo teorisi" üretiminde bulmuştu. Eylemlerin "provokasyon" amaçlı olduğunu iddia eden Başbakan, "bilinçli bir komplo... Bizim AB ile ilişkilerimizi engellemeye çalışıyorlar. Oradaki niyet kadınlar değil, provokasyondu" demişti.

Komplocu AKP basını, boşlukları dolduruyor
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ve yardımcılarının ilk elde kolayca ifade edemeyecekleri komplo teorilerini ise, tüm AKP karşıtlarını darbecilikle suçlayan AKP'ci basın bol bol tefrika ediyor. Erdoğan'ın mı yandaş basını, yandaş basının mı Erdoğan'ı kışkırttığı-"gaza getirdiği" net olarak bilinemiyor.

Bu basın kuruluşlarının arasında tetikçiliğiyle bilinen Vakit gazetesi, "one minüt" çıkışlı Davos'un ardından, İsrail'in, "Davos'ta yediği Osmanlı tokadı" nedeniyle öç almaya çalıştığı ve bu nedenle de Türkiye'de darbe planladığı yönünde haberler üretmişti. İsrail'in, Erdoğan'a yönelik suikast girişimlerinden, TSK'nın çeşitli yollardan kışkırtılmasıyla darbe ortamının hazırlanmasına ve etnik, dini çatışmaların kullanılmasına kadar birçok koldan saldırdığını iddia eden Vakit, herhangi bir örnek göstermeye gerek görmemişti. Haberde, Erdoğan'ın Davos çıkışının, "Türkiye'deki darbeciler"i de harekete geçirdiği iddia edilerek, "(Davos'un ardından) İsrail'in silah ambargosu uygulayacağından, İsrailli turistlerin gelmeyeceğine, Yahudi lobisinin cezalandırmasından, hesabının sorulacağına kadar hezeyan dolu korku salanlar ile Erdoğan'ı tasfiye etmek için canla başla çalışan Yahudiler arasında işbirliği dikkat çekiyor" denilmişti. AKP'ci basının bir diğer üyesi Taraf gazetesi ise, aslında tüm gelişmelerden AKP'ye komplo kurmak için yararlanıldığını kanıtlamaya çalışırken ekonomi alanına da uzanmış, gazetenin ekonomi yazarı Süleyman Yaşar, "kriz lobisinin, işsizliği yükseltip sosyal kargaşa çıkararak AKP hükümetini devirmeyi amaçladığı"nı iddia etmişti.

"Ananı da al git, komplo kurma!"
Üslubuyla ilgili önemli işaretlerden birini, Mersinli bir çiftçiye "ananı da al git" diyerek veren Başbakan, o sırada çiftçiden kendisine ne tür bir zarar geleceğini kurmuştur bilinmez ama, kendisini korumakla görevli birimlerin de Başbakan'ın paranoyalarından etkilendiği anlaşıldı. Erdoğan'ın 11 Şubat 2006 tarihindeki Mersin gezisinde, "çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya" diye bağıran Mustafa Kemal Öncel, aradan üç yıl geçtikten sonra geçen yılın Mart ayında yine Mersin'de düzenlenen AKP mitingi öncesi gözaltına alındı. Öncel’in, Başbakan’ın mitingi ve genel programı sırasında eylem yapması olasılığına karşı önlem olarak gözaltına alındığı tahmin edilirken, Mersin Emniyet Müdürü, miting alanı çevresinde mitingden önce dolaştığı gerekçesiyle durumu açıklamıştı. (Kaynak: soL-Haber)