10 Şubat 2010 Çarşamba

'Osmanlı'dan sonra bölgesel güç' mü?

Sermayenin " Osmanlı sonrası yeniden bölgesel güç olma” ihtirası su almaya başladı bile...

Türk tekelci burjuvazisinin “Türkiye’nin Ortadoğu ve Kafkaslar’da, Osmanlı sonrası, yeniden bölgesel güç olacağı” ihtirasları “stratejik derinlik” politikası gereği Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlar'da yürüttüğü ataklar şimdiden su almaya başladı.

Olacak o kadar. Boş yere dememiş Voltaire ''İhtiraslar, geminin yelkenlerini şişiren rüzgardır: bazan gemiyi batırdığı olur, ama onsuz gemi yerinden kımıldayamaz'' diye.

Su alan sadece “Cedlerinin ihtirasını duyan” burjuvazinin “stratejik derinlik” politikası mı? Aynı zamanda buna inanan, Türk burjuvazisinin göreli atakları ile aklı başından gidenlerin savunuları da, su ya da hava alıyor. “Burjuvazinin ulaştığı sermaye birikimi sonucu, kırmızı çizgilerini esnettiği, Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunlarını bu doğrultuda çözerek ilerlediği” iddiaları yani. Kürt sorununda Kürt ulusunun tümden inkar ve imhasına dayalı “açılımlar” daha doğrusu tüm o İmralı'dan verilen tavizlere rağmen, açılamayışlar sonuçları ile ortada.

Şimdilerde ise stratejinin “uygun adamı” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Türkiye'nin Osmanlı sonrası, yeniden bölgesel güç olacağı” politikasının bir başka cephesi Kafkaslar için epeyce ter dökmek zorunda kalıyor. ABD'nin Kafkaslar'daki petrol ve doğalgaz güzergahını denetleme, petrol ve doğalgazı kendi denetiminde pazarlara akıtma, Rusya'nın yeniden genişlemeye başlayan hegemonya alanını daraltma stratejisi ile direkt bağlantılı olarak, Türkiye'nin Kafkaslar'da Ermenistan'la ilişkilerin düzenlenmesi, sınır kapılarının açılması sonrası, hiç de yolunda gitmeyenleri hale-yola koyabilmek için.Bilindiği gibi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev'in, 2009 Ekim ayında Türkiye'yi ziyareti sırasında Türkiye ve Kazakistan arasında stratejik ortaklık anlaşması imzalanmıştı. Kazakistan, bu yıl Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)'nın dönem başkanlığını yapıyor. Türkiye de Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı'nın (AİGK/CICA) Dönem Başkanlığı'nı, haziran ayında Türkiye'de gerçekleştirilecek bir zirveyle Kazakistan'dan devralacak.

Sorun nerede o zaman? Öyle ya Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Londra'da yapılan Afganistan Konferansı sırasında, Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan'a kendi deyimleri ile “Balans ayarı” çekiyor. Davutoğulu'ndan sonra, maç bahanesi ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Erivan yolunu tutuyor.

En temelde yatan gerçek sorun; ABD'nin ekonomik, askeri, siyasi yönlerden üstün ve rakipsiz konumunu koruduğu, son yirmi yılın tek kutuplu dünyasından çok kutuplu dünyaya doğru geçişin sancılarının yaşanması. Emperyalist kapitalizmin sistemsel krizi ile, “yumuşama” gibi görünen rekabet ve çelişkilerinin alttan alta daha fazla açığa çıkması, keskinleşmesi. Emperyalistler arası kutuplaşmaların bütün o “yumuşama” kisvesi altında daha da derinleşeceği gerçeği. Bütün bunların, emperyalistler arası rekabetin ve gelişmede eşitsizliğin doğasından kaynaklı, kaçınılmaz sonuçlar olması.

Türkiye, keskinleşen emperyalistler arası rekabet ve çatışmaların yoğunlaştığı, Balkanlar-Kafkasya-Ortadoğu üçgeninin tam ortasında bir ülke. Aynı zamanda ABD ve AB emperyalist ülkeleri tarafından, bölgede daha aktif rol almak üzere üzerinde hesap yapılan bir ülke. Onun “Osmanlı'dan sonra bölgesel güç olma” ihtirasında, yakın bölgedeki tamamen örgütsüz ucuz işgücü depolarından başka bir önemli etken de çatışmanın konusunu oluşturan enerji ve enerji nakil hatları konusunda “taraf ülke” olması. Hal böyleyken, Ermenistan Anayasa Mahkemesi aldığı kararla, Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokolün geçerliliğini iki koşula bağladı. Birincisi; protokolün ancak “diplomatik ilişkilerin kurulması ve ortak sınırların açılması” halinde uygulanabileceği. İkincisi; “ilişkilerin tarihsel boyutunu” incelemek üzere kurulması öngörülen protokolün “kesinlikle” 1915’te yaşanan Ermeni soykırımını ele almayacağı kararı.

Ermenistan'la “Protokol krizi” sürerken, bir başka açıklama Davos Zirvesi’ne katılan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’den geldi. Aliyev Türkiye Ermenistan arasındaki ilişkilerden duydukları rahatsızlıkta yine doğalgaz kartını kullandı. Türkiye'ye 120 dolardan satış yaptıklarını, Rusya’nın Azeri doğalgazı için 300 dolar teklif ettiğini açıklayan Aliyev “Türkiye’ye doğalgaz satışına bu şartlarda devam etmemiz mümkün değil. Türkiye’ye yıllardan beri üçte bir fiyattan doğalgaz satıyoruz ve bu durum artık sürdürülebilir değil” diyerek Rusya ile anlaşmalar yapabilecekleri sinyallerini verdi.

Hasılı Leninist emperyalizm tahlili bir kez daha hükmünü yürütüyor. Emperyalist-kapitalist devletler nüfuz bölgelerini korumak ya da genişletmek için "inter -emperyalist" "ultra-emperyalist" antlaşmalar yapıyorlar. Fakat hangi biçime bürünürse bürünsün barışçı ittifaklar, Kafkaslar'daki son savaşta, Londra Konferansı'nda bir yandan “Afganistan'daki birliklerimiz evine dönsün” derken öte yandan 100 bin olan işgal güçlerinin 140 bine çıkartılmasında, Yemen'de yeni bir savaş cephesi açma planlarında, Pakistan üzerindeki emellerinde, Venezuela ve İran ile sürdürdükleri “yıpratma savaş”larında olduğu gibi, onlar tek ve aynı temel üzerinde, dünya siyasetinin ve dünya ekonomisinin emperyalist bağlantı ve ilişkileri temeli üzerinde barışçı olan ve barışçı olmayan savaşımın almaşık biçimlerini yaratarak, biri ötekini koşullandırıyor.

Böyle bir cangıl içinde Türk tekelci burjuvazisi oradan oraya sürüklenen gemisinde emperyalistlerden arta kalan kırıntılarla semirme hayali kuradursun bu savaşım içinde Irak'tan Afganistan'a, Lübnan'dan Aden Körfezi'ne sürüklenen emekçi çocuklarının elindeki silahın doğrultulduğu kardeş emekçi halkların düşmanlığını kazanırken medya "Türkiye'nin artan etkisi" pohpohlamasıyla cepheyi sağlamlaştırıyor. Yeni savaşlara, yeni katliam ve işgallere koşulacak ucuz asker için... (Kaynak: Alınteri)